Sosyal Fobi Tedavisi

Sosyal Fobi Tedavisi
Sosyal Fobi Tedavisi

 

Çağımızın en popüler ruhsal sorunlarından biri olan sosyal fobi, kişinin kendini her an tedirgin, utanç verici ve gülünç olarak hissetmesine neden olur. Sosyal fobi hastaları, yaptıkları her hareketin topluma aykırı olduğunu ve bu nedenle küçük düştüklerini düşünerek, kendi içlerinde çok ağır psikolojik travmalar yaşayabilirler. Sosyal fobi hastalarının duygularının temelinde yatan duygu, “korku” duyusu olarak bilinir. Hastalar sürekli olarak kötü bir duruma düşmekten korkarlar ve bunu yoğun bir takıntı haline getirirler. Hastaların yaşamış olduğu korkunun şiddeti bazı durumlarda o kadar büyür ki bu tür durumlarda krizler söz konusu olabilir. Hasta sürekli olarak kaçmak ister ve bir an önce eve gidip, kendi odasında kendi dünyasında yaşamak ister.

Bu denli ağır semptomları olarak sosyal fobi hastalığının tedavisi günümüz şartlarında mümkündür. İlaç tedavisi bu konuda öne çıkarken, psikoterapi ilaç tedavisine göre daha çok tercih edilir ve daha fazla başarı sağlar. Tedavide asıl amaç, kişinin korkularıyla tamamen yüzleşip, tüm korkularının üzerine gidip, bu korkuları artık sıradanlaştırmaktır. Tedavi konusunda sadece ilaç ve psikoterapi değil, hastanın arkadaşları ve ailesi de bu konuda devreye girer. Hasta yakınları özel bilgilendirmelerle hastaya nasıl yaklaşacakları konusunda ufak çaplı uzmanlaşırlar. Bu sayede ortak bir tedavi yürütülür ve tedavinin başarı ihtimali daha da artar. Hastalığın bir an önce tedavi edilmemesi, boyut olarak daha ilerilere gitmesine neden olur.

Hastalığın tedavi olmaması durumunda belirtileri daha şiddetli ve farklı şekillerde kendini gösterir. İshal, kas gerginliği, yüz kızarması, aşırı terleme, titreme ve kalp çarpıntısı, bu hastalığın ileri boyutlarında ortaya çıkan belirtiler olarak bilinir. Bazı hastaların ise panik atak nöbetine benzer nöbetler geçirdikleri görülür. Hastalık fiziksel olarak bu belirtilere doğru ilerlese de psikolojik olarak da diğer hastalıklara yol açabilir. Depresyon bu hastalıkların başında gelirken, hasta şizofreni ve diğer psikolojik hastalıklar konusunda risk altında girer. Bu nedenle bir an önce tedavisine başlanması ve hastanın tekrar sosyal hayata kazandırılması gerekir.

İnceleyen ve onaylayan: Uzm. Dr. Güler Mocan

Sosyal Fobi Tedavisi Hakkında

Sosyal fobi tedavisi, iki aşamalı bir tedavi olarak tanımlanabilir. Tedavi programının oluşturulabilmesi adına hastanın sosyal fobi derecesinin iyi bir şekilde analiz edilmesi gerekir. Bu analizin yapılmasının ardından ise psikoterapi ve ilaç tedavisi konusu kesinleştirilir. Bazı hastaların durumunun iyi olmasından ötürü ilaç tedavisine gerek duyulmaz ve psikoterapi yeterli olur. Bazı hastaların ise her iki tedavi türünü de almaları gerekebilir. Hastanın durumunun daha ağır olması nedeniyle psikoterapi seanslarının sıklaştırıldığı ve ilaç dozunun da arttırıldığı görülebilir.

Sosyal fobi tedavisinde doktorlar hastayı genel olarak ilaç kullanmadan tedavi etmek ister ancak bazı hastaların durumunun ağır olması, mecburen hem hastayı hem de doktoru ilaç kullanımına iter. Sosyal fobi tedavisi, kesinlikle aksatılmaması ve alınması gereken bir tedavidir. Aksi halde hastanın sosyal yaşantısında ve iş hayatında tamamen kopması söz konusu olabilir. Psikoterapi birçok teknikten oluşan ve hastanın korkularıyla yüzleşmesini sağlayan bir terapi türü olarak bilinir.

Terapi konusunda her uzmanın farklı yöntemler kullandığı görülebilir ancak tedavinin ülkemizde genel anlamda başarıyla sonuçlandığı rahatlıkla söylenebilir. Hastanın bir terapiye katılması bile onun psikolojik durumuna olumlu yönde katkı sağlarken, terapistler veya uzman psikiyatri doktorları hastaya en uygun terapiyi tecrübelerine dayanarak kolaylıkla belirleyebilirler.

Sosyal Fobi Nedir?

Sosyal fobi, bir bireyin sosyal yaşantısından kendini soyutlaması ve sosyal yaşantısını büyük bir tabu olarak görmesi durumu olarak tanımlanabilir. Sosyal fobi hastaları, toplum içerisinde yer almaktan büyük utanç ve rahatsızlık duyarlar. Giydikleri elbise, yürüyüş tarzları, hareketleri, konuşmaları ve daha birçok davranışlarının toplum gözünde komik veya utanç verici olduğunu düşünen hastalar, bu nedenle toplu alanlardan bir an önce uzaklaşmak ve kendi odalarına çekilmek isterler.

Korku ve kaygı dolu bir dünya içinde yaşayan hastalar, utanç verici duruma düşmekten aşırı derecede korkarlar. Hasta yaptığı davranışlar nedeniyle toplum gözünde dışlanacağını düşünür ve bazı durumlarda toplum içerisinde hareketsiz kalmayı bile tercih edebilir. Utangaçlığın kat kat üstü olan sosyal fobi, ruh hastalıkları arasında en sık görülen hastalıklardan biri olarak bilinir. Sosyal fobinin genel olarak görülme oranı %12 olarak bilinirken, bu hastaların çok az bir kısmı tedavi olmak isterler. Bunun nedeni ise hastaların tedavi olmaya dahi utanıyor olmalarıdır.

Yaygın Tip

Sosyal fobide yaygın tip, hastanın sürekli olarak tehlike altında hissetmesini ve yakınlarının da bu tehlike çemberinde olduklarını düşünmesini sağlayan bir sosyal fobi türü olarak bilinir. Hasta, çevresini kontrol altında tutamadığını ve bu nedenle hem kendisine hem de çevresindekilere zarar geleceğini düşünür. Potansiyel tehlikeleri sürekli olarak düşünen hasta, bu konuda aşırıya kaçarak en ufak bir hareketten dahi birçok tehlike analizi çıkarabilir. Genel olarak tehlike analizlerinin büyük bir çoğunluğu gerçeklik dışı senaryolar içerirken, hastalar bu durumu hiçbir şekilde kontrol altında alamazlar.

Hastanın bu tür tehlikeleri düşünmesinden dolayı işine odaklanamaması, uykusuzluk sorunu yaşaması, asabi olması ve sürekli huzursuz olması söz konusu olur. Yaygın tip sosyal fobi hastaları, kurmuş oldukları bu senaryoların gerçekçi olmadığını bilirler. Hastalar her ne kadar bu durumun bilincinde olsalar da bir türlü bu anlamsız tehlikede hissetme durumunun önüne geçemezler.

Yaygın Olmayan Tip

Sosyal fobinin bir diğer türü de yaygın olmayan tiptir. Bu tür sosyal fobi hastaları toplumsal çekingenliklerden çok belirli durumlar üzerinde kuruntu yaparlar ve bu durumlara girmekten büyük ölçüde kaçınmaya çalışırlar. Birinin önünde yemek yemek, birine kitap okumak, belirli kişilerle konuşurken çekinmek gibi davranışlar, yaygın olmayan sosyal fobi türü olarak bilinir. Hastaların uykusuzluk, sürekli tedirgin hissetme ve korku hali gibi durumları pek görülmez. Genel olarak bazı durumlar karşısında utandıkları, bu durumlar nedeniyle potansiyellerini sergileyemedikleri ve hatta konuşamadıkları görülür. Hastanın sosyal yaşantısını derinden etkilemeyen yaygın olmayan sosyal fobi, iş hayatında ciddi bir engel olarak karşısına çıkar.

Yaygın olmayan tip sosyal fobinin iş hayatındaki en büyük dezavantajlarından biri, hastanın üstleriyle herhangi bir şekilde konuşamaması ve sürekli olarak diyalogdan kaçınmasıdır. Öte yandan üstlerin vermiş olduğu görevler, büyük bir stres ve baskı altında yapılacağı için verimli sonuçlar da ortaya çıkmayabilir. Üstlerin hastaya karşı olan tavrı her ne kadar ılımlı ve rahat olsa da yaygın olmayan tip sosyal fobi hastaları yine de bu olumsuz düşüncelerden sıyrılamazlar. Statü farkının olduğu her türlü ortam veya diyalog, bu tür sosyal fobi hastalığına sahip olan kişiler için büyük bir kabus olarak görülür.

Sosyal Fobi Belirtileri Nelerdir?

Sosyal fobinin belirtileri, hastanın kendi içyüzünde daha net bir şekilde görülür ancak sosyal fobinin ilerlemesi durumunda bu belirtiler fiziksel olarak da fazlasıyla görülür.Yüz kızarması, sosyal fobinin en belirgin belirtilerinden biri olarak bilinirken, bazı sosyal fobi hastaları yüzlerinin kızaracağını düşünürler ve bu durumun ihtimalinde bile gerilirler. Bunun yanı sıra nefes darlığı, titreme, çarpıntı ve sindirim sistemi problemleri, diğer sosyal fobi belirtileri olarak bilinirler.

Sindirim sistemi problemlerinin en büyük sebebi hastanın kendini sıkması ve çok stres altında hissetmesi olarak bilinirken, hastanın aşırı mükemmeliyetçi olması da bir sosyal fobi belirtisidir. Hasta, yapmış olduğu her türlü işin kusurluğu olduğunu düşünür ve kendini hiçbir konuda iyi görmez.

Sosyal Fobi Hangi Sorunlara Yol Açar?

Sosyal fobinin tedavi edilmemesi ve ilerlemesi durumunda hastanın her alanda çeşitli sorunlara karşılaşır. Bu sorunlar hastanın yaşına, sosyal yaşantısına, mesleğine ve diğer kriterlere göre değişim gösterir. Ergenlik döneminde görülen sosyal fobi, özellikle kişinin eğitim hayatını fazlasıyla olumsuz etkiler. Birey, sınavlarında başarısızlıklarla karşılaşır ve okula karşı büyük bir antipati besler. Ergenlik döneminde sosyal fobiyle yüzleşen bireylerin not ortalamaları düşer ve devamsızlık problemleri ortaya çıkar. Bireyin yetenekli olması ve pratik zekaya sahip olması, okul hayatındaki başarı için yeterli olmaz. Sosyal fobinin yenilmesi bu konudaki en büyük formül olarak değerlendirilebilir.

Sosyal fobi hastalarının genel sorunlarına bakıldığı zaman ise sosyal yaşantılarının büyük bir karmaşıklık içerisinde olduğu görülür. Hastanın ikili ilişkilere neredeyse sıfırdır ve çevrelerine karşı soğuk bir yaklaşım içerisinde olurlar. Kişinin herhangi bir arkadaş grubu içerisinde veya etkinlikte yer alması söz konusu olmaz. Ayrıca hasta, bu tür nedenlerden dolayı da iş bulma konusunda sorunlar yaşar. Hastanın iş bulma durumunda ise iş hayatında başarısızlıklar yaşadığı, işe gitmek istemediği ve diğer iş sorunlarıyla karşılaştığı görülür.

Hastanın iş, eğitim ve sosyal yaşantı gibi üç farklı yaşam alanında olumsuzluklar yaşaması, kısa süre içerisinde depresyonla karşı karşıya kalmasına neden olur. Bu nedenle erken teşhisi büyük önem taşır ve erken tedavi edilmesi durumunda başarı oranı fazlasıyla yüksektir.

Sosyal Fobi Hangi Yaşlarda Başlar?

Sosyal fobi her yaşta görülebilen bir hastalıktır ve yaşın sosyal fobinin başlangıcında pek bir önemi bulunmaz. Genel olarak sosyal fobi hastalarının 10-17 yaş arasında sosyal fobiyle tanıştıkları görürken, yaşanan bazı travmalar sonucunda hastanın 20’li veya 30’lu yaşlarda ve hatta bu yaşlardan sonra dahi sosyal fobiyle karşılaşması mümkündür. Çoğu insanın bir miktar sosyal fobisi bulunur ancak birçok kişi bu durumu dizginleyebilir. Bu durumu dizginleme potansiyeli genel olarak çocuk yaşlarda veya ergen yaşlarda başlarken, dizginleyemeyen bireylerin ise 10-17’li yaşlarda sosyal fobiyle tanıştıkları görülür.

Sosyal Fobik Kişilerin En Çok Yaşadığı Durumlar Nelerdir?

Sosyal fobik bireyler, toplum içerisinde dışlanmamalarına rağmen, kendilerini çok dışlanmış hissederler ve bu durum da çeşitli iletişim kopukluklarına neden olabilir. Bireylerin korku, endişe ve özgüvensiz olmaları, basit sorumluluklarına dahi yerine getirememeleriyle sonuçlanır. Ayrıca sosyal fobik kişiler iş, eğitim ve sosyal yaşantılarında büyük ölçüde performans eksikliği yaşarlar.

Sosyal Fobi Tedavi Türleri

Sosyal fobinin başlıca iki tedavi türü bulunur ve bunlar; ilaç tedavisi, psikoterapi olarak bilinirler. Tedavinin başlatılabilmesi için öncelikle hastanın iyi bir şekilde analiz edilmesi ve ardından ilaç tedavisine uygun olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Bazı hastaların sosyal fobi derecesi, ilaç kullanımı gerektirmeyecek düzeyde olduğu için ilaç kullanımı tercih edilmeyebilir. Bazı hastaların ise kullanılan ilaçlara karşı alerjileri veya kullanmış oldukları diğer ilaçlardan dolayı, ilaç tepkimesi gibi konularda ayarlamalar gerekir. Hastadan alınan veriler neticesinde hastaya en uygun olan ilaç tedavide kullanılır ve ilacın mümkün olduğunca kısa sürede bırakılması amaçlanır.

İlaç tedavisiyle birlikte psikoterapi de yoğun bir şekilde uygulanır. Sosyal fobi tedavisinde başarı sağlayan unsur, ilaç tedavisi değil psikoterapidir. Psikoterapi farklı tekniklere sahip olan ve hastanın fobileriyle birebir yüzleşmesini sağlayan detaylı bir programdan oluşur. Hastanın hem ilaç tedavisine hem de psikoterapiye sadakat göstermesi, sosyal fobi hastalığının büyük ölçüde geride bırakılmasına yardımcı olur.

İlaç Tedavisi

Sosyal fobi rahatsızlığının tedavisinde, hastanın sürekli olarak tedirgin, utangaç ve korku dolu olduğu durumların aşılabilmesi adına ilaç tedavisi tercih edilir. Kullanılan ilaçların hepsi, tüm bu belirtilerin biraz da olsun zihinden çıkmasına ve hastanın daha rahat bir düşünce yapısına sahip olmasında yardımı olurlar. İlaçların mutlaka doktor tavsiyesiyle alınması gerekirken, kullanılan ilaçların neredeyse tümü reçetesiz satılmaz. İlaçların olumlu yönde etkisini ve yan etkilerini gösterebilmesi adına düzenli olarak kullanılması gerekir. Düzenli kullanım sonucunda ise 2-4 hafta arasında ilaçların her türlü etkisi net bir şekilde ortaya çıkar.

İlaç tedavisini en az 6 ay devam eder ve bu süreçten sonra hastanın durumuna göre doz düşürülür veya dozun artırımı söz konusu olur. 6 ay sonunda doz düşürülürse, 3 ay daha ilaçların kullanımı söz konusu olur ve sonrasında hastanın durumuna göre ilaçların kullanımı tamamıyla bırakılabilir. Öte yandan tedavinin net bir sonuç vermemesinden dolayı ilaçların kullanımı 1-2 sene kadar da sürebilir. İlaç tedavisinde antidepresanlardan yoğun bir şekilde faydalanılır. Halk arasında antidepresanların bağımlılık yaptığı ve aşırı derecede uyuşukluk verdiği binilir ancak bu inanışlar tamamen yanlıştır. Antidepresan, herhangi bir şekilde bağımlılık yapmaz ve hastanın aşırı derecede uyuşuklukla karşılaşması söz konusu olmaz. Antidepresan yan etkileri tamamen kısa sürelidir ve ilaçların sürekli kullanımı sonucunda yan etkilerin hem süreleri hem de etkileri azalır.

Sosyal fobiyle mücadele konusunda; beta blokerler, benzodiazepinler, monoamin oksidaz inhibitörleri ve selektif serotonin geri ahm inhibitörleri olmak üzere dört farklı ilaç grubundan yararlanılır. Bu ilaçların hepsi kullanılmazken, hastanın durumuna göre grupların biri ya da birkaç tanesi tercih edilir. Tüm bu ilaçların belirli kullanım dozları ve kullanım süreleri bulunur. Hastanın ilaçları kullanırken herhangi bir dozu atlamaması ve ilaçların genel kullanım sürelerine uyması gerekir. Uygun doz ve sürekli kullanımda, sosyal fobi belirtilerinin büyük bir çoğunluğunun sona erdiği görülür.

Psikoterapi

Sosyal fobi tedavisinin başarı göstermesi konusunda en etkili tedavi yöntemi psikoterapidir. Psikoterapi, her ne kadar sosyal fobi hastalığına sahip olan bireyin; psikiyatr, arkadaş çevresi ve ailesiyle sürekli olarak diyalog halinde olması durumu olarak bilinse de tedavinin asıl amacı ve uygulanışı farklılıklar gösterir.

Psikoterapi uygulanırken hedef, hastanın rahatlaması, neşeli hissetmesi ve onun yargılarının kabul görmesi değildir. Psikoterapide hastayla ortak bir çalışma yürütülür ve sorunların kaynağına inilir. Bu sorunun çözümlerinin hastaya göre nasıl olacağı irdelenir ve hastanın bu şekilde daha sağlıklı hissetmesi istenir. Psikoterapi tedavisi uygulayan psikiyatrın da bu konuda gerekli eğitimleri almış olması ve belirli oranda tecrübe sahibi olması gerekir. Psikiyatr, sadece hastayla ilişki kurmayıp, hastanın arkadaşlarına ve ailesine kadar ulaşarak, hastaya nasıl yaklaşılacağı konusunda da hasta çevresine bilgi verir.

Öncelikle hastayla uygun diyalogu kuran ve hastaya en uygun frekansı yakalayan psikiyatr, hastayı dinleyerek almış olduğu verileri bir araya getirir. Bu veriler ışığında sosyal fobinin boyutunu tespit etmeye çalışır. Öte yandan hastanın belirli bir konu üzerinde resim çizmesi, konuyu anlatan bir müzik seçmesi veya belirli durumları bireysel olarak canlandırması da istenir. Hastanın analizi konusunda bu detaylar tedavinin anahtarını verir. Hastanın her türlü duruma açık olması ve psikiyatristin yanında kendini rahat hissetmesi de büyük önem taşır.

Bu nedenle öncelikle hastanın uzman psikiyatra güvenmesi ve her konuda o’na açık olması sağlanır. Kişilik analizi yapıldıktan sonra hastanın ne gibi sorunlar yaşadığı da ele alınır. Hastanın iş hayatı, eğitim hayatı ve sosyal yaşantısı hakkında da bilgiler alınarak, tüm bu hayat alanlarının hastaya göre şekillendirilmesi amaçlanır. Bu şekillendirme, bazı nedenlerden ötürü tam olarak sağlanamasa bile önemli ölçüde tamamlanır.

Terapi esnasında bilgisayarlı analiz araçlarından da yararlanılır ve kişinin birtakım tepkileri ölçülebilir. Ardından kişinin ufak ufak korkularını, tedirginliklerini ve utangaçlarını yenebilmesi için görevler verilir. Görevlerin uygulanması sırasında hem hasta hem psikiyatrist hem de hastanın çevresi de etkin bir rol oynar. Terapiler normal şartlarda 50 dakika sürerken, hastanın durumuna göre uzatılabilir. Ayrıca hastanın ilaçlarını ne zaman, ne gibi durumlarda ve hangi dozda kullanacağı da yine terapi sırasında daha etkin bir şekilde hastaya aktarılır.

Sosyal Fobi Tedavi Öncesi

Sosyal fobi tedavisi öncesi, tedavi haritasının şekillenmesi konusunda net bilgileri ortaya çıkarır. Bunun nedeni ise tedavi öncesinde hasta hakkında birçok analiz yapılmış olmasıdır. Hastanın günlük hayatta yaşadığı sorunlardan tutun da en kötü anlarına, kişilik analizlerine ve duygu eğilimine kadar birçok konuda hakkında bilgi toplanır. Muayene bu verilerin toplanması konusunda büyük önem taşırken, ardından gerçekleştirilen anket değerlendirmesi de tedavi haritasının oluşmasında etkin rol oynar.

Muayene

Sosyal fobi hastalarının muayenesinde, öncelikle günlük hayatta yaşamış oldukları sorunlar ele alınır. Hastaların bu sorunlar neticesinde kendilerini nasıl hissettikleri ve bu durumlarla nasıl mücadele ettikleri öğrenilmeye çalışılır. Bununla birlikte hastaya birtakım sorular yöneltilir ve bu sorular tedavinin şekillenmesine doğrudan katkı sağlarlar. Hastanın ne gibi durumları utanç verici, ne gibi durumları gülünç ve hangi durumların korku verici bulduğu, sorulan sorularla ortaya konulur. Bu analiz, hastanın profilini ve sosyal fobi derecesini belirler. Haliyle hastaya ne şekilde müdahale edileceği de belirlenmiş olur.

Anket Değerlendirmesi

Anket değerlendirmesi, basit sorulardan oluşan ve sosyal fobi hastalarının çekindikleri durumları içeren değerlendirmeler olarak bilinirler. Hastanın başkasının önünde yemek yiyip yememesi, topluluk önünde konuşmaya nasıl baktığı, aktivitelere veya etkinliklere katılım konusunda görüşleri ve diğer sosyal fobi hastalarının girmeye çekindikleri durumlar hakkında yaklaşımlarını değerlendirir. Kişilik analizi ve sosyal fobi evresi bu sayede çok daha açık bir şekilde ortaya çıkar.

Sosyal Fobi Tedavisi Sonrası

Sosyal fobi tedavisinin tamamlanması, belirli bir süre olacakken, hastalığın tekrardan ortaya çıkma ihtimaline karşı hem hastanın hem de çevresinin bilinçlendirilmesi gerekir. Tedaviden sonra hastanın ne gibi etkinliklerde bulunması gerektiği, ilaç kullanımının devam edip etmeyeceği ve çevresinin hastaya yaklaşımı, önem taşıyan detaylardır. Hastalığın tekrar ortaya çıkmaması için tüm detayların kusursuz ve hastanın olabildiğince rahat hissettirilmesi önemlidir.

Tedavi Süresi

Sosyal fobi tedavisinde, tedavi süresi en az 6 ay olarak bilinir. Bu 6 aylık süre içerisinde hasta mutlaka psikoterapi tedavisi görür. Gerekli görülmesi durumunda ise ilaçlarla tedavi desteklenir. 6 aylık tedavi, genel olarak hafif dereceli sosyal fobi hastalarında görülürken, bu tedavi süresi orta düzey sosyal fobi hastalarında 9-12 ay kadar bir süreyi bulabilir. Ağır sosyal fobi vakalarında ise tedavi 2 sene rahatlıkla devam eder. Sonrasında ise hasta normal yaşamına dönebilir ve büyük oranda sosyal fobi belirtilerini atlatmış olur.

Tedavide Başarı Oranı

Ülkemizde sosyal fobi hastalığının tedavide başarı oranın, %87’li oranları bulduğu görülür. Hastaların büyük bir çoğunluğu uzman destek, tedaviye sadakat, ilaç kullanımı aksatmama ve çevresel destek gibi faktörler sayesinde hastalığı kolayca yener. Tedavi süresi 2 sene dahi olsa başarı oranında pek bir değişim görülmezken, hastanın artık sosyal fobiden tamamen kurtulduğu söylenebilir. Tedavinin başarı oranının düşmesindeki temel unsur ise büyük çoğunlukla hastadan kaynaklı sebepler olarak bilinir.

Hastanın psikiyatr karşısında tam olarak kendini açmaması, ilaç kullanımını aksatmaması veya psikiyatrla arasında herhangi bir bağ kurmamış olması, tedavinin başarı oranını düşürür. Bu tür durumlarda hasta, ne gibi sebeplerden ötürü psikiyatra güvenemediğini ve kendini açamadığını aktarmalıdır. Bu aktarım sonucunda ortak bir çözüme varılmadıysa, hastanın başka bir psikiyatriye yönlendirilmesi söz konusu olabilir. Tedavinin olumlu yönde seyredebilmesi için değiştirilen psikiyatr sayısı pek önem taşımaz. Bu nedenle hasta bu konudaki tüm imkanlarını zorlamalı ve en ideal tedavi şartlarını aramalıdır ki tedaviden istediği başarıyı alabilsin.

Ailenin ve Arkadaşların Tutumu

Tedavi sonrasında hastalığın tekrar ortaya çıkmaması adına, hastanın ailesi ve çevresinin tutumu da büyük önem taşır. Hastanın en yakınları, tedavi başlangıcında olduğu gibi tedavinin bitmesiyle birlikte yine ne yapmaları gerektiği konusunda bilinçlendirilir. Bu sayede hastanın kendini daha özgüven sahibi ve daha cesur hissetmesi sağlanır. Çocuklarda bu konuya biraz daha özen gösterilmesi gerekirken, gösterilen tutumların olumlu yönde olması, hastanın bilinçaltından da bu sağlık sorununu büyük oranda silmesine yardımcı olur.

Ailenin ve arkadaşların tutumu, hastanın sürekli olarak iyi hissetmesini sağlayacak şekilde olmalıdır. Hastanın değeri ve yetenekleri sürekli olarak ön plana çıkarılmalı ve bunlar yapılırken hastaya samimi olduğu hissettirilmelidir. Hastanın ailesi ve çevresi, kesinlikle özgüvensiz davranışlar sergilememeli ve sosyal fobiyi hatırlatacak her türlü durumdan kaçınmalıdır. Örnek olarak, hastanın ailesinden veya çevresinden herhangi birinin, yemek yerken, topluluk önünde konuşurken vb. durumlarda kendini kötü hissetmemesi gerekir. Eğer aileden veya arkadaşlardan biri bu şekilde hissederse, hasta da empati yaparak sosyal fobide yaşadığı kötü anıları aklına getirebilir. Bu durum da hastalığın yeniden uyanmasına sebebiyet gösterebilir. Aile ve çevrenin, sürekli olarak sosyal olması, etkinlikler düzenlemesi ve hastanın zevklerine hitap eden aktivitelerde bulunması da yine tedavi sonrasında yapılması gereken davranışlar arasında yer alır.

Sık Sorulan Sorular

Sosyal Fobi Tanısı Konulan Çocuklarda Ailelerin De Terapi Alması Gerekir Mi?

Sosyal fobi tanısı konulan çocukların tedavisine başlanırken, bu konuda mutlaka aileleri de ufak çaplı bir terapiye tabi tutulur. Çocuklara yaklaşımlarının nasıl olması gerektiği veya çocukların yanında ne gibi hareketlerden kaçınılması gerektiği gibi durumlar terapi sırasında hasta yakınlarına aktarılır. Yetişkin sosyal fobi hastalarına göre daha hassas olan çocuklar, bu nedenle özel terapilerden geçirilir. Haliyle çocuğun ailesinin de alındığı ufak çaplı terapi, ince detaylar içerir. Nasıl ki tedavinin başarılı olması konusunda hastanın herhangi bir şekilde terapilerini aksatmaması gerekir, durum çocukların aileleri için de geçerlidir. Ailenin bu konuda yeterli bilinçlendirilmemesi, sosyal fobi tedavisinin yavaşlamasına veya başarısız olmasına neden olabilir.

Sosyal Fobik Kişilerin Asosyal Olmalarının Nedenleri Nedir?

Sosyal fobik kişiler, sürekli olarak toplum içinden kendilerini soyutlama eğilimindedirler. Hastalar toplumdan uzak kalmak, aktivitelere katılmamak, kalabalık ortamlara girmemek vb. her türlü durum için ellerinden geleni yaparlar. Bu nedenle hastaların büyük bir çoğunluğunun içine kapanık ve sakin ortamlarda bulundukları görülür. Ayrıca hastaların geneli zorunlu olmadıkça evden çıkmazlar ve ev onlar için en huzur verici ortam olarak bilinir.

Sosyal Fobi Madde Bağımlılığına Neden Olur Mu?

Sosyal fobinin madde bağımlılığına neden olması ihtimali son derece düşüktür ancak hasta yakınlarının her türlü duruma karşı bu küçük ihtimali de göz önünde bulundurmalarında fayda vardır. Bu nedenle ailelerin de terapiye girmesi gerekir ve çocuğun veya hastanın bu tür durumlardan nasıl uzak tutulacağı konusunda hasta yakınları da bilgilendirilir. Aile ve çevrenin hastaya doğru yaklaşımı, tedavinin de verimli olması gibi durumlarda hastanın bu tür alışkanlıklar aklına dahi gelmez.

Sosyal Fobik Kişilerin Eğitim Ve İş Hayatı Nasıldır?

Sosyal fobik kişilerin eğitim ve iş hayatlarında büyük karmaşıklıklar görülür. Hastalar hem iş hem de eğitim hayatlarında sahip oldukları potansiyeli ortaya dökemezler. Performans düşüklüğü bu konuda net bir şekilde öne çıkarken, aynı zamanda ikili ilişkiler de bu alanlarda olumsuz durumlara neden olur.

Sosyal Fobi Çekingenlik Midir?

Çekingenlik, sosyal fobi hastalığının sadece belirgin belirtilerinden biri olarak bilinir. Sosyal fobi hastalarında aşırı derecede çekingenlik görülür ancak bu çekingenliğin yanı sıra başka olumsuz durumların görülmesi de söz konusudur. Hastanın sürekli olarak korku hali içinde olması, kendini tedirgin hissetmesi, huzursuzluk ve özgüvensizlik, çekingenlikle birlikte görülen diğer belirtilerdir.

Tedavide Kullanılan İlaçlar Bağımlılık Yapar Mı?

Halk arasında sosyal fobi tedavisinde kullanılan ilaçların bağımlılık yaptığına dair yaygın bir inanış yer alır. Bu inanış her ne kadar artık kalıplaşmış olsa da herhangi bir gerçeklik payı içermez. Sosyal fobi tedavisinde kullanılan ilaçların herhangi bir bağımlılık etkisi bulunmaz. Ayrıca hastaların ilaç tedavisinde sona gelinmesiyle birlikte tedavinin başarı sağladığı ve hastaların da ilaçlara çok ihtiyaç duymadığı görülür.

Hasta Tedaviden Sonra Tamamen İyileşir Mi? Hastalık Tekrar Edebilir Mi?

Sosyal fobi hastalığının tedavisi yüksek oranda başarı sağlar ancak hastalığın tekrar ortaya çıkma ihtimali bulunur. Hastalığın tekrar etmemesi adına hem hastanın hem de hasta yakınlarının yeniden bir terapi alması gerekir. Alınan terapide hastanın, ilaç kullanımı, çeşitli durumlar karşısında tavırları vb. konularda ne yapması gerektiği hakkında bilinçlenmesi sağlanır. Hasta yakınları ise hastanın tekrar o kötü günlere dönmemesi adına hangi yaklaşımlarda bulunmamaları gerektiğini yine söz konusu tedavi sonrası terapiler sonrasında öğrenebilirler.

Hastalığın Görülme Oranı Nedir?

Ruh sağlığı bozukluğu hastalıkları arasında en sık görülen hastalıklar denildiği zaman akla ilk gelen hastalıklardan biri sosyal fobi olarak bilinir. Herhangi bireyin çeşitli nedenlerden ötürü hayatında sosyal fobiyle karşılaşma oranı %2-13 arasında yer alır. Bu nedenle her bireyin az da olsa risk altında olduğu söylenebilir. Ayrıca Türkiye genelinde üniversite öğrencileri arasında yapılan bir araştırmada, sosyal fobi hastalığının üniversite okuyan bireylerin %24’ünde görüldüğü saptanmıştır.

Sosyal Fobi Depresyon Belirtisi Mi?

Sosyal fobi depresyon belirtileri arasında değerlendirilebilir ancak tam olarak bir depresyon belirtisi olarak kabul edilemez. Ayrıca sosyal fobi hastalığı belirtilerinin büyük bir çoğunluğunun depresyonla aynı belirtiler olduğu görülür. Sosyal fobinin yeterli olarak veya hiç tedavi edilmemesi durumunda depresyona dönüşme ihtimali hastalar ve yakınları tarafından göz ardı edilmemelidir. Depresyonun nedenlerinin genel olarak farklı olduğu görülürken, sosyal fobinin bu kısımda az bir yer kaplamasının sebebi hastalığın depresyona dönüşebilmesidir.

Hastalık Yetişkinlerde De Görülür Mü?

Sosyal fobi hastalığının genel olarak çocuklarda veya ergen bireylerde görüldüğüne dair yaygın bir kalıp bulunur. Bu kalıp tamamen yanlışken, birçok sosyal fobi hastası da hastalığının farkında olmadan, hastalığın sadece çocuklarda görüldüğünü düşünerek, tedavi konusunda geç kalır. Aslında sosyal fobi her yaşta görülebilen ve her birey üzerinde etkili olan bir hastalık olarak tanımlanabilir. Hasta üniversite öğrencilerinden tutun da 40 veya 60 yaş üstü bireylerde, çocuklarda ve hemen hemen yer yaş grubunda rahatlıkla görülebilir.

Sosyal Fobi Tedavisi Ne Kadar Sürer?

Tedavi, hastalığın sebeplerinin ortaya çıkarılma süresine göre ve hastanın kendini tedaviye verme oranına göre değişir. Oldukça değişik sürelerden bahsetmek mümkündür. Sosyal fobi hastalarının herhangi bir sosyal sıkıntı, iç bunalması ya da buna benzer sorunlar yaşamadan sosyal yaşama karışmaları iki yılı bulabilir. Kendini tedaviye adapte edemeyen hastalarda süre uzarken, çok daha istekli olan hastalarda süre altı aya kadar düşebilir.

Sosyal Fobi Hastalığı Tedavi Edilmez İse Ne Olur?

Sosyal fobi, zihni ihtiyaçların ortadan kaldırılmasında en büyük engeldir. Tedavi edilmediği takdirde insan içine karışamıyor olmaktan başlayan psikolojik sorunlar dallanıp budaklanarak devam etmektedir. Esasen hastalık, diğer hastalıkları başlatan sebeplerin başında gelmektedir. İçine kapanıklık, stres, yalnızca gibi hisler ileride çok daha büyük sorunları ortaya çıkarmakta; intihara meyletme ihtimalini artırmaktadır.

Sosyal Fobi Tedavisi Nasıl Yapılıyor?

Sosyal fobiyi ortaya çıkaran durumların tespit edilmesi oldukça güçtür. Tedavinin uzun bir kısmı bu sebepleri ortaya çıkarmaya yöneliktir. Sebepler ortaya çıktıktan sonra ise psikoterapiye ve ilaçlara dayanan kompleks bir tedaviye geçilir. İlaç tedavisi ile sosyal fobileri ortaya çıkaran kimyasal durumun önüne set çekilir. Konuşma üzerine kurgulanan psikoterapiler ile de hastanın sosyal yaşamı anlamasına, ona katılmasına ön ayak olunur.