Lupus (SLE) Tedavisi

Lupus (SLE) Tedavisi
Lupus (SLE) Tedavisi

 

Bağışıklık sistemimiz hastalıklara karşı bir savunma mekanizması oluşturarak, vücudu dışarıdan gelen yabancı ve zararlı maddelere karşı koruyan vücuttaki en önemli sistemlerden biridir. SLE hastalığına yakalanan bir kişide ise, bağışıklık sistemi kendi vücudundaki organları tanıyamaz hale geldiği için kendi organlarını yabancı ve zararlı maddeler gibi algılamaya başlar. Bu sebeple de sürekli kendi organlar ile bir savaş halindedir.

Sle hastalığı toplum içerisinde genel olarak lupus diye bilinmektedir. Bu hastalık genellikle kadınlarda görülmekte ve pek çok rahatsızlığın ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Bağışıklık sistemine ait savaşçı hücrelerin, insanların kendi organlarına ve dokularına saldırmaya başlamasıyla ortaya çıkan bu rahatsızlıklar, kişilerin hem fiziksel açıdan hem de sağlıksal açıdan istenmeyen sonuçlarla karşılaşmasına sebep olur. Kronik inflamatuar olarak değerlendirilen SLE hastalığının seviyesine göre zarar verdiği organların ve dokuların tipleri değişir. Hastalık, seviyesine göre, cilde, kan hücrelerine, böbreklere, kalbe, beyne ve karaciğerlere saldırabilir. Hayati organları tutabildiği için tedavisinin bir an önce yapılması gereken bu hastalığın kalıcı olumsuz durumlara yol açtığı bilinmektedir.

Özellikle kadınların bu hastalık ve tedavisi hakkında bilinçlenmesi gereklidir. Hastalığın ne gibi sonuçlara yol açabileceğini bilmek insanların daha duyarlı bir hale gelmesine olanak tanır. Tedavi çeşitlerinin ve aşamalarının hastalar tarafından detaylı olarak bilinmesi de hastaların geleceğe daha umutlu bir şekilde bakmasına yardımcı olur. Herkesin bu hastalığa yakalanma ihtimali olması da mümkün olduğunca fazla insanın bu bilgilere sahip olmasının gerekliliğini kanıtlar niteliktedir.

İnceleyen ve onaylayan: Prof. Dr. Mehmet Soy

SLE Hastalığı Tedavisi Hakkında

SLE hastalığı şüphesi olan kişilerde pek çok farklı belirti görülür. Bu belirtiler ve hastalığın semptomları uzman bir doktor tarafından incelenir ve çeşitli teşhis teknikleri uygulanır. Teşhis tekniklerinin uygulanmasının ardından alınan sonuçlar doktorlar tarafından değerlendirilerek kişinin hasta olup olmadığı belirlenir. SLE hastalığı tanısı konulduğu takdirde kişinin hikayesi alınır ve farklı tetkikler yapılarak, hangi tür tedavi için uygun olduğu tespit edilir. Bu tespit çalışmasının ardından belirlenen tedavi yöntemi ile hasta tedavi edilmeye başlanır. Tedavi sırasında hastanın vücudunun verdiği yan etkiler takip edilir ve periyodik olarak testler yapılır. Bu testler sayesinde kişinin tedavi sürecinin işe yarayıp yaramadığı tespit edilebilir. Hastalığının şiddeti hafif olan kişiler kısa bir süre içinde tedavi görüp iyileşebilirken, ağır durumda olanların ise yaşamları tehdit altındadır.

SLE Hastalığı Nedir?

SLE hastalığı, kişilerin hayatları boyunca devam eden ve periyodik olarak tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Yaşları 15 ile 40 arasında değişen kadınlarda sıklıkla görülen bu hastalığın kişilerin yaşam kalitelerini düşürmesi ve hayati açıdan tehlikeli olması tedavi edilmesini zorunlu kılmaktadır. Tedavi edilmediği takdirde ilerleyip geri dönülemeyen sonuçlara yol açabilecek bu hastalık hakkında bilinmesi gereken pek çok detay vardır. Bu detaylara dikkat edildiği taktirde hem hastalar hem de hasta yakınları daha bilinçli hale gelerek hastaların daha sağlıklı bir hayat sürmesine olanak sağlar. SLE olarak da bilinen Lupus hastalığının iki farklı türü bulunmaktadır. Bu türlerden Diskoid lupus eritematozus, Sistemik lupus eritematozus hastalığından daha az görülür.

Diskoid Lupus Eritematozus (DLE)

Diskoid lupus eritematozus hastalığı genetik yatkınlığa sahip olan kişilerin çevresel veya hormonal etkilerden dolayı aktive olabilen kronik, otoimmün bir rahatsızlıktır. Bu rahatsızlığın ortaya çıkmasındaki en büyük etkenlerden birisi, ultraviyole ışınlardır. Güneşte bol miktarda bulunan ultraviyole ışınlar, hastalığın bir anda ortaya çıkmasına sebep olabilir. Ayrıca ultraviyole ışınların var olan lezyonları da şiddetlendirebildiği bilinmektedir. Belirtiler ortaya çıkmaya başladığında ilk olarak kişinin belli bölgelerinde lezyonlar belirir. Bu lezyonlar tedavi edilmediği takdirde telenjiektazi, tıkaç ve atrofi izlenen plaklar gelişir. Bir süre sonra lezyonlar geriler ve hiperpigmentasyon ya da hipopigmentasyon bırakır. Hastaların 20 ile 60 yaş arasında yoğunluk gösterdiği Diskoid lupus eritematozus, çocuklarda nadiren görülür. İstatistiklere göre Diskoid lupus eritematozus hastaların sadece %3’ünde 10 yaşından önce başlamıştır. Bu hastalığa sahip olan kişilerde genellikle Sistemik Lupus Eritematozus için de tetkikler yapılır.

Sistemik Lupus Eritematozus (SLE)

Sistemik lupus eritematozus, lupus hastalığının en sık görülen türüdür. Bu hastalığın ortaya çıkmasındaki sebep halen daha bilimsel araştırmalar ile bulunmaya çalışılmaktadır. Otoimmün karaktere sahip olan bu hastalık farklı sistemleri, dokuları ya da organları tutabilir. 1833 yılında dermatolojik bir hastalık olarak tanımlanmış olan Sistemik lupus eritematozus, yıllar geçtikçe yapılan farklı bilimsel çalışmalar ile aydınlatılmıştır. 1957 yılında yapılan çalışma ile hastalığın otoimmün özelliği kanıtlanarak bugünkü tanımına kavuşması sağlanmıştır. Hastalığın özellikleri öğrenildikten sonra hızlı bir şekilde tedavi bulma çalışmalarına geçilmiştir.

Sistemik lupus eritematozus ile ilgili yapılan çalışmalardan alınan istatistiksel bilgilere göre bu hastalık kadınlarda erkeklere oranla daha sık görülmektedir. Genel popülasyona yayıldığında cinsiyet, yaş, etnisite gibi özelliklere bağlı olarak ortaya çıkma sıklığı değişen bu hastalığın 100 bin kişiden 15 ile 40’ında görüldüğü tespit edilmiştir. Teşhis yöntemlerinin gelişmesi ve hastaneler olan ulaşımın kolay olması sebebiyle gün geçtikçe daha fazla kişide tespit edilmekte olan bu hastalığın hafif formları ağır formlarından daha sık görülmektedir. Siyah ırka sahip insanlarda, beyaz ırktakilere göre 3- 4 kat daha fazla görülen bu hastalığın kadın erkek oranı 1’e 9’dur. Sistemik lupus eritematozus kadınların doğurganlık yıllarında daha sık görülmektedir. Yapılan çalışmalar sonucunda hastaların %65’inin hastalığının başlama zamanı 16 ile 65 yaş arasında tespit edilmiştir. Diğer hastaların ise %15’i 55 yaş ve üzerinde, %20’si de 16 yaş ve altında bu hastalığa yakalanmıştır. 16 yaş ve altında olan hastaların %75’inin kız çocuğu olduğu tespit edilmiştir. Sıklıkla 15-35 yaş arasında başlayan bu hastalığın 50 yaşından sonra ortaya çıkma ihtimali gittikçe düşmektedir.

SLE Hastalığının Nedenleri Nelerdir?

Nedeni tam olarak bilinmeyen bu hastalığın ortaya çıkmasında çevresel faktörlerin, genetiğin ve hormonların etkili olduğu görülmüştür. Bu faktörlerin hassas olması ve farklı etkilerden dolayı değişebilmesi insanların hastalığa yakalanmasına sebep olabilmektedir. Tıp dünyasında bu hastalığın nedenlerinin bulunması için pek çok araştırma yapılmaktadır. Ancak yapılan çalışmalar sonucunda bu hastalığın kesin sebebi bulunamamaktadır. Hastalığın kişilerde görülmesinde etkili olan değişkenler insanların kesin olarak bu rahatsızlığa sahip olacağına ya da tamamen sağlıklı kalacağına işaret değildir. Bu yüzden yaptırılan testler sonucunda kesin olarak hasta olunmadığına kanaat getirilmemeli ve periyodik olarak kontroller yaptırılmalıdır.

Genetik Yatkınlık

Sistemik lupus eritematozus hastalığının ciddi problemlere yol açabilmesi hatta ölüme davetiye çıkarması bu hastalığın bilim adamları tarafından ciddiye alınmasına sebep olmuştur. Buna bağlı olarak, bilim adamları hangi genlerin bu hastalığın ortaya çıkmasına sebep olabileceğini araştırmak için çeşitli çalışmalar yürütmeye başlamıştır. Bu çalışmalarda genetik faktörlere bakılarak hastalığın ortaya çıkma yüzdesi de belirlenmiştir.

Yapılan bilimsel araştırmalar neticesinde ikizlerde ya da ailelerde Sistemik lupus eritematozus hastalığına olan yatkınlığı destekleyen bulgular elde edilmiştir. Bu bulgulara göre tek yumurta ikizi olan kardeşlerden birinde görülen SLE hastalığının kardeşlerden diğerinde görülme olasılığı %25’tir. Çift yumurta ikizlerinde ise bu oran %5’tir. Aynı ailede, birden fazla kişide Sistemik lupus eritematozus hastalığı gözlendiyse, ailenin herhangi bir bireyinde bu hastalığın görülme ihtimali %5 ile %12 arasındadır.

Çevresel Tetikleyiciler

Hastalığın ortaya çıkmasında etkili olan genetik faktörlere çevresel tetikleyiciler eşlik ettiği takdirde risk artmaktadır. Çevresel tetikleyicilerin etkili olmasında kişinin bağışıklık sisteminin de rolü büyüktür.

Sistemik lupus eritematozus hastalığına yakalanmaya sebep olan en büyük çevresel tetikleyicilerden birisi enfeksiyonlardır. Vücudun herhangi bir bölgesinde meydana gelen enfeksiyonlarda bulunan bakteriler ve virüsler otoimmün ile ilişkilendirilmiş bir tipte ise bu hastalığın ortaya çıkma ihtimali artmaktadır. Viral partiküllerin hücrenin içerisinde görülmesi, viral RNA ile reaksiyona geçen anti RNA antikorların bölgede bulunması ve antiviral antikorların yüksek sayıda tespit edilmesi hastalığın ortaya çıkma ihtimalini artıran virüslerin bölgede bulunduğuna işarettir.

Sistemik lupus eritematozus hastalığının ortaya çıkmasına sebep olan mikroorganizmalar, inflamasyon başlatabilir ve doku hasarı değişikliğine yol açabilir. Ayrıca enfeksiyon bölgesinde bulunan konakçı, değişmiş antijenlere karşı reaktif bir duruma gelebilir. Bunun dışında mikrobiyal ajanların yapısında bulunan proteinler ile konak antijenler arasındaki moleküler benzerlikler immün sistemin hem kendi antijenlerine hem de mikroorganizmaya karşı reaksiyon göstermesine sebep olabilir. Th1 ve Th2 dengesi bozulduğu takdirde de bu hastalığın ortaya çıkma ihtimali artmaktadır. Th1 hücreler, salgılarında bulunan sitokinler ile mikoplazma, bakteri ve virüs gibi hücre içi patojenlere immün yanıt vermektedir. Th2 hücreler de Th1’in aksine hücre dışı patojenlere karşı mücadele edilmesini sağlayan yanıtlar vermektedir. Bu iki hücre grubunun dengeleri bozulduğu takdirde otoimmünite oluşma ihtimali artmakta ve bu hastalığın ortaya çıkma riski yükselmektedir.

Hastalığın ortaya çıkmasına sebep olan bir diğer çevresel faktör ise güneş ışınlarıdır. Bu hastalığa yatkın olan kişilerin güneş ışığında bulunan ultraviyole ışınlar sebebiyle hastalığa yakalandığı tespit edilmiştir. Ayrıca hastalığa yakalanan kişilerin neredeyse yarısında fotosensitivite olduğu doğrulanmıştır. Güneş ışığında bulunan ve 290- 320 nm dalga boyuna sahip ultraviyole ışınlar bu hastalığın ortaya çıkmasından sorumlu tutulmaktadır.

SLE hastalığının ortaya çıkmasında bazı ilaçların içeriğinde bulunan maddelerin de etkili olduğu tespit edilmiştir. Özellikle hidralazin, prokainamid, isoniazid ve diphenilhydantoin gibi ilaçların uzun süre kullanımlarında vücutta meydana gelen değişimler hastalığın ortaya çıkmasına neden olabilmektedir. Bu ilaçların hepsinin ortak özelliği, hidrazin grubu ve reaktif aromatik amin içermeleridir.

SLE Belirtileri Nelerdir?

Lupus hastalığını teşhis etmek oldukça zordur. Bunun başlıca sebebi ise bu hastalığın kendisine özgü belirtilerinin olmayışıdır. Ateş, halsizlik, kilo kaybı, ciltte döküntü, karın ağrısı, eklemlerde ağrı gibi birçok farklı hastalığın belirtisi olan bu şikayetler lupus hastalığının da belirtisi olduğu için doktorlar tarafından teşhis koymak oldukça zordur. Hatta diğer hastalıkların belirtilerini taklit ettiği için SLE hastalığına aynı zamanda “büyük taklitçi” denilmektedir.

Lupus hastalığına yakalanan kişilerde yanaklarda ve burun kenarlarında kırmızı alerji şeklinde döküntüler görülür. Bu döküntülere “kelebek döküntüsü” de denilmektedir. Yüzdeki döküntülerin haricinde vücudun birçok bölümünde kabarma şeklinde pullu döküntüler de mevcuttur. Bu döküntüler zaman zaman iyileşip tekrar oluşabilirler. Ancak iyileştikleri zaman cilt üzerinde mutlaka iz bırakırlar.

Işığa, hatta güneş ışığına karşı ciltte aşırı hassasiyet gözlemlenir. Genelde vücuttaki iz ve döküntüler kıyafetlerin cildi kapattığı kısımda görülmez ya da diğer bölümlere nazaran pek az görülür. Bunun sebebi ise lupus hastalarının ciltlerinin güneş ışığına büyük hassasiyet göstermeleridir. Özellikle ağız ve burunda çok ciddi olmamakla beraber küçük yaralar çıkabilir. Ancak burundaki yaralar zaman zaman kanayarak kişinin mağdur olmasına da sebebiyet verebilir.

Lupus hastalarının büyük çoğunluğunda eklem ağrıları gözlemlenir. Aynı anda birden fazla eklem ağrıyabileceği gibi bu ağrılar bir eklemden diğerine sıra ile de geçebilir. Çoğunlukla ise vücutta simetrik bir biçimde ağrıların olduğu gözlemlenir. Hastalığın akciğerleri etkilemesi durumunda kalp ve akciğer etrafında sıvı toplanmasına sebep olabilir. Bu durumda kişi nefes almakta zorluk yaşayacaktır, buna bağlı olarak nefes alıp verirken göğsünde büyük bir ağrı hissedecektir.

Halsizlik Yorgunluk İştahsızlık Ateş

SLE hastalığına yakalanan kişilerin en çok şikâyet ettikleri durumlar halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık ve ateştir. Bu dörtlünün bir araya gelmesiyle birlikte, doktorlar tarafından dahi yanlış teşhisler konulabilir. Pek çok hastalıkla benzer belirtiler oldukları için gereken özen gösterilmeli ve yapılması gereken tetkikler yapılmalıdır. Yapılan testler sonucunda kişinin SLE rahatsızlığına sahip olduğu tespit edilirse bir an önce tedaviye başlanması gerekmektedir. Çünkü halsizlik, yorgunluk, iştahsızlık ve ateş gibi belirtiler kişilerin vücutlarının daha savunmasız bir hale gelmesine sebep olmakta ve başka hastalıklara davetiye çıkarmaktadır. Bu hastalığın tedavi edilmesi ve kötü sonuçlara sebep olmaması için bu belirtilerin yok edilmesi şarttır.

Eklem İltihabı

SLE hastalığına sahip olan kişilerin pek çoğunda eklem ağrıları görülmektedir. Eklem ağrıların görülme sıklığı yaşlılarda artsa da genele yayıldığında yaşın önemsiz olduğu ortaya çıkmaktadır. Eklem ağrıları çeken kişilerin yaptırdıkları testler sonucunda eklem iltihabına sahip oldukları anlaşıldığında ek tetkikler yapılmaktadır. Bu tetkikler sonucunda hastanın eğer şüpheli bir durumu varsa SLE hastalığını tespit etmek için kullanılan test yöntemleri uygulamaya koyulmaktadır. Kişinin bu hastalığa sahip olduğu teşhis edildiğinde ise uygun tedavi yöntemleri uygulanarak hem hastalığın ilerlemesi engellenmekte hem de eklem iltihabı tedavi edilmektedir. Böylelikle hem hastaların yaşam kalitesi yükseltilmekte hem de daha kötü sonuçların ortaya çıkması önlenmektedir.

Ciltte Döküntüler

Lupus hastalığından muzdarip kişilerin sıklıkla şikayetçi olduğu belirtilerden birisi cilt döküntüleridir. Genellikle her iyi yanakta ve burnun üzerinde görülen ve kelebek şeklinde olan döküntüler, bir süre güneşte kaldıktan sonra daha belirgin hale gelmektedir. Bu belirtiye sahip olan kişilerin lupus hastalığına sahip olduğu kolaylıkla anlaşılabilmektedir. Doktorların tanı konmasında yardımcı olan bu döküntüler yüzde olmadıkların ayırıcı özelliklerini yitirebilir. Bazı durumlarda ellerde, kollarda ve bacaklarda olabilen cilt döküntüleri kişinin farklı sebeplerden şüphelenerek doktora gitmemesine sebep olabilmektedir. Bu yüzden, hastalığın diğer belirtilerinin ve ayırıcı özelliklerinin en iyi şekilde bilinmesi gerekmektedir. Aksi takdirde tedavi için çok geç olabilir.

SLE Tedavi Türleri

SLE tedavisi için uygulanan farklı teknikler bulunmaktadır. Bu tekniklerin hangi tarzda uygulanacakları hastaların yaşlarına, cinsiyetlerine ve alerjik durumlarına göre farklılık göstermektedir. Ayrıca kişilerin hastalıklarının ne kadar ileri düzeyde olduğu da uygulanacak olan tedavide kullanılacak olan ilaçların ve tedavi tekniklerinin sayısını ve çeşidini de etkilemektedir.

Hastaların hangi tedaviyi almalarına tek başına karar vermeleri kendi sağlıkları açısından oldukça risklidir. Bu yüzden en küçük belirtide dahi doktora gidilip test yaptırılması en doğru hareket olacaktır. Doktorlar tetkikler sonrasında hastalığa sahip olan kişileri takibe almakta ve doğru tedavi yöntemlerini uygulayarak yaşam şartlarını iyileştirmelerine olanak sağlamaktadır. Ayrıca bu hastalığa sahip olan kişiler bilinçlendirilerek nasıl daha sağlıklı bir hayat yaşayabilecekleri öğretilmektedir.

Güneşten Korunma

Lupus hastalığına sahip olan kişilerin en doğal tedavi yöntemlerinden birisi güneşten korunmaktadır. Hastalığın ortaya çıkma ihtimalini artıran etkenlerden birisi olan ultraviyole ışınların vücuda temas etmemesi için gereken önlemlerin alınması gerekmektedir. Özellikle bronzlaşma sırasında kullanılması gereken kremler hastalığın ortaya çıkmasını engelleyen tıbbi yöntemler arasında yer almaktadır. Cildi hassas kişilerin ve bu hastalığa yatkınlığı olan kişilerin güneş kremleri dışında yaz aylarında şemsiye kullanması da tavsiye edilmektedir. Şemsiye kullanımı sayesinde insanların ciltlerine zararlı ultraviyole ışınların ulaşması engellenmekte ve tedavilerin de daha başarılı olması sağlanmaktadır.

Beslenme Tedavisi

SLE tedavisi sırasında insanların beslenmesine de dikkat etmesi gerekmektedir. Tedavi sırasında tüketilen yiyeceklere dikkat edilmesi tedavinin daha başarılı olması açısından önemlidir. Tedavi gerçekleştirildikten sonra doktorların tavsiye ettikleri yiyecek ve içeceklerin tüketilmesi de hastalığın tekrar ortaya çıkmasına engel olmaktadır. Tedavi sırasında ve sonrasında sağlıksız yiyecekler tüketen kişilerin daha uzun sürede tedavi oldukları ve bazılarının da hastalıklarının kısa süre içinde tekrardan nüks ettiği tespit edilmiştir.

Kortizon Tedavisi

SLE hastalarının rahatsızlık derecesi belirlendikten sonra en uygun tedavi tekniğinin belirlenmesi oldukça önemlidir. Çünkü hastalığı ağır seyreden kişilerin basit yöntemlerle sağlıklı bir yaşama sahip olması mümkün değildir. Hastalıkları ağır olan ve tedavi edilmediği taktirde ciddi sonuçlarla karşılaşabilecek kişilerin kortizon tedavisi alması gerekmektedir. Kortizon tedavisi alan kişiler genellikle hastalıkları ilerleyen ve organları zarar görmeye başlayan hastalardır. Bu hastaların kortizon tedavileri yapılırken aynı zamanda beslenmelerine dikkat etmeleri ve güneşten korunmaları gerekmektedir. Üç tedavi yöntemini aynı anda uygulamak en kısa sürede başarılı bir tedavinin gerçekleştirilmesine olanak sağlayacaktır.

SLE Hastalığı Tedavi Öncesi

SLE hastalığının tedavisine geçilmeden önce hastalara pek çok test yapılması ve tanı koyma kriterlerine bakılarak uygulanacak tekniklerin belirlenmesi gerekmektedir. Uygulanacak olan tedavilerin belirlenmesinin ardından, hastaların hangi şartlar altında tedavi edileceğine karar verilmelidir. Hastalığı hafif seyreden kişiler, hastaneye yatmaya gerek kalmadan evlerinde kısa süre içinde tedavi olabilmektedir. Ancak hastalığı ağır olan ve organlarında işlev yetersizlikleri meydana gelen hastaların hastanede müşahede altına alınması gerekmektedir. Hastalığı ağır sonuçlara sebep olmaya başlayan kişilerin evde tedavi edilmesi ölüme dahi yol açabilmektedir. Her türden hasta için belirli bir tedavi takvimi oluşturulması gerekmektedir. Bu takvimin iyi bir şekilde uygulandığı durumlarda tedavinin iyi sonuç vermesi mümkündür.

Tanı Kriterleri

Her hastalıkta olduğu gibi SLE’de de tanının koyulabilmesi için gereken tanı kriterleri bulunmaktadır. Bu kriterlerin hastalarda belirgin bir şekilde görülmesi, kesin olarak tanının konulmasına olanak sağlamaktadır. Son zamanlarda güncellenen tanı kriterlerine göre SLE hastalarının belirli problemlere sahip olması, hastalığın anlaşılmasında yardımcı olmaktadır. Bu tanı kriterlerinden en önemlileri kelebek döküntü, ışığa karşı hassasiyet, diskoid lupus, mukozal ülserler, artrit, plörit, böbrek tutulumu ve kan hücresi bozuklukları olarak belirlenmiştir. Bu türden rahatsızlıklara sahip olan kişilerin kesin olarak SLE hastalığına sahip olduğu düşünülmektedir.

Kelebek Döküntü

Sistemik lupus eritematozus hastalığına yakalanan kişilerin sahip olduğu en ayırıcı tanılardan biri kelebek döküntüdür. Eldeki, ayaklardaki ve vücudun diğer bölgelerinde bulunan döküntülerden farklı olarak, kelebek döküntü belirleyici bir rol oynamaktadır. Burnun ve elmacık kemiklerinin üzerinde oluşan kızarıklıklar ve deri döküntüleri kelebek görünümünü aldığı için bu isim verilmiştir. Sistemik lupus eritematozus hastalığına sahip olan kişilerin neredeyse hepsinde bu belirti görülmektedir. Oluşan döküntüler eğer tedavi gerçekleştirilmezse ilerleyebilmekte ve kalıcı deformasyonlara sebep olabilmektedir. Kalıcı sonuçların oluşmaması için kişinin döküntüyü gördükten sonra en kısa zamanda doktora giderek tedavi olması gerekir.

Işığa Karşı Hassasiyet

SLE hastalarının en çok şikâyet ettiği durumlardan birisi ışığa karşı hassasiyettir. Bu hassasiyetin sebebi güneşten gelen ışınların arasında bulunan ultraviyole ışınların kişinin vücuduna zarar vermesidir. Işıktan çok güneş ışığa hassasiyet olarak da bilinen bu durumun çözülebilmesi için kişilerin lupus hastalığının tedavi edilmesi gerekir. Tedavilerin ardından kişi daha önce bu hastalığı geçirdiği için tehdit altındadır. Bu yüzden hastalığın geri dönmesini engellemek için mümkün olduğunca güneşten ve zararlı ışınlardan korunması gerekir.

Diskoid Lupus

Diskoid lupus, SLE hastalığının ciddi belirtilerinden biri olan ve tedavi edilmediğinde Sistemik lupus eritematozus ortaya çıkmasına sebep olabilecek bir rahatsızlıktır. Hastaların genellikle yüzlerindeki deriyi etkileyen bu rahatsızlık, vücudun başka bölümlerindeki derileri de tutabilmektedir. Yüz dışında ense, boyun, üst kol, eller ve omuzlarda ortaya çıkan, sınırları belirgin, soyulan, çeşitli büyüklükteki yamalar olarak kendini gösteren bu rahatsızlık görsel muayene ile teşhis edilebilir. Ancak doktorlar tanının kesin olduğundan emin olmak için görsel muayenenin yanında laboratuvar testleri ve biyopsi de uygulayabilir. Bu testlerden alınacak sonuçlar net bilgilerin elde edilmesine olanak sağlayacaktır.

Diskoid lupus rahatsızlığının ortaya çıkmasını etkileyen faktörler, mental stres, soğuğa ve güneş ışığına hassasiyettir. Ortaya çıkan bu hastalık ilk olarak atrofi, ardından skarlaşma ve son olarak pigment değişimlerinin eşlik ettiği iyileşme eğilimi göstermektedir. Saç derisini tuttuğunda skarlaşmaya bağlı olarak saç dökülmelerinin görülebildiği bu rahatsızlıkta kalıcı kellik ortaya çıkması olasıdır. %10 gibi büyük bir oranla, Sistemik lupus eritematozusa dönüşen bu hastalık iç organları tutmamaktadır. Bu rahatsızlığın tedavi edilebilmesi için doktorlar tarafından kortikosteroid içeren merhemler önerilmektedir. Bu merhemlerin yanında kişilerin sıkıntı, stres, soğuk, sıcak ve güneşten mümkün olduğunca uzak kalmaları tavsiye edilir.

Mukozal Ülserler

SLE hastalığının sebep olduğu belli başlı rahatsızlıklar arasında mukozal ülserler de vardır. Mukozal ülserler, kişilerin ağızlarında ya da burunlarında çıkan küçük ağrısız yaralardır. Bu küçük yaralar, kendi hallerine bırakıldıklarına birkaç gün içinde iyileşmektedir. Burunda çıkan ülserler bazı durumlarda burun kanamalarına sebep olabilir. SLE hastalığına sahip olan kişilerde sıklıkla tekrarlayan mukozal ülserler doktorların tanı koymasına yardımcı olan bir kriterdir. SLE hastalığından kaynaklanan mukozal ülserlerin azaltılabilmesi için hastaların bir an önce tedaviye başlaması gerekir. Ayrıca tedavi sırasında kişinin yediklerine ve ağız içi hijyenine dikkat etmesi mukozal ülserlerin daha seyrek ortaya çıkmasında etkili olabilir.

Artrit

SLE hastalığının sebep olduğu rahatsızlıklardan birisi artrittir. Artrit, vücut tarafından üretilen ve hastanın eklemlerinde meydana gelen iltihaplardır. Hastaların genellikle, dizlerinde, ayak bileklerinde ve el bileklerinde ortaya çıkan bu rahatsızlık yaşam koşullarını büyük ölçüde olumsuz etkilemektedir.

SLE rahatsızlığına bağlı olarak ortaya çıkan artrit, hastayı rahatsız etmeden önce haftalarca yavaş yavaş ilerlemektedir. Bu ilerlemenin sonucunda hastaların eklemlerinde şişlikler ve tutulmalar meydana gelebilir. Bu tutulma ve şişlik SLE hastalığının tespit edilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Farklı semptomlar ile birlikte görülen artrit doktorların SLE hastalığını tespit etmesine yardımcı olmaktadır. Artrit rahatsızlığının sebebinin SLE olduğu tespit edildikten sonra en kısa süre içinde iki hastalığın tedavisine de başlanmalıdır. Tedavinin uygulanmadığı durumlarda hem SLE hem de artrit ilerleyerek ciddi problemlere yol açabilir.

Artrit rahatsızlığının tedavi edilmesi ve oluşabilecek hasarların minimum seviyeye indirilebilmesi için doktorlar tarafından farklı ilaçlar kullanılmaktadır. Hastalığın tedavisi için genellikle romatizma ilaçları kullanılır. Bu ilaçlar leflunomid, hidroksiklorokin, sulfasalazin ve metotreksattır. Tedavi sırasında sıklıkla kullanılan bu ilaçlara ilaveler de yapılabilmekte ve artritin farklı sonuçları engellenebilmektedir.

Artrit tedavisi için hastaların ilaç tedavisi yanında mümkün olduğunca aktif olması gerekir. Eklemlerin hareket ettirilmesi tedavinin gidişatını olumlu etkilemektedir. Bunu için hastaya kendi başına yapabileceği egzersizler öğretilmelidir.

Plörit

Hastalığın tanısının kolayca konulabilmesi için doktorlar tarafından plörit rahatsızlığının var olup olmadığı da tespit edilmektedir. Plörit akciğerde bulunan plevra zarının üzerindeki ince zarda oluşan iltihaplardır. Bu iltihaplar hastaların çeşitli problemler yaşamasına sebep olmaktadır. SLE hastalığına bağlı olarak plörit rahatsızlığı bulunan kişilerde genellikle göğüs ağrısı görülmektedir. Göğüs ağrısı, normal zamanlarda ortaya çıkabileceği gibi öksürükle ve nefes almayla artabilir. Plörit rahatsızlığından muzdarip kişilerin yeterli oksijen alamadıkları için hızlı nefes alıp verdiği de tespit edilmiştir. Ayrıca bu rahatsızlığa sahip kişiler nefes darlığı yaşamakta ve sıklıkla öksürmektedir.

Böbrek Bozulumu

SLE hastalığına sahip olan kişilerde tam olarak bir tedavi sağlanamadığı için bazı durumlarda böbrek bozulumu görülmektedir. Böbrek bozulumu tedavi olmayan kişilerde sıklıkla görülmektedir. Böbrek bozulumunun belirlenmesi ve gereken tedavilerin gerçekleştirilebilmesi için erken tanı önemlidir. Erken tanı için periyodik olarak kan tahlili ve idrar tahlili yapılmalıdır. Bu tahliller kişilerin böbreklerinde meydana gelebilecek sorunların belirlenmesine yardımcı olur. Böbrek bozulumunun belirlenmesi için laboratuvarlarda, biyokimya, kreatinin, üre ve tam idrar tahlili yapılmakta ve sonuçlar değerlendirilmektedir.

Böbrek bozulumu meydana geldikten sonra kişilerde farklı semptomlar görülmeye başlar. Özellikle hipertansiyon, bacaklarda, ellerde ve ayak sırtında ödem, böbrek bozulumunun belirtileri arasındadır.

Böbrek bozulumunun önlenemediği durumlarda hastalar hayatlarına devam edebilmek için hemodiyaliz uygulamak zorundadır. Yapılan araştırmalardan alınan istatistiklere göre SLE hastalarının %1,5’u hemodiyaliz ile hayatlarına devam edebilmektedir.

Kan Hücresi Bozuklukları

SLE hastalarının pek çoğunda yapılan kan testleri sonucunda kan hücresi bozuklukları görülmektedir. Bu bozuklukların meydana gelme sebebi otoantikorların, kan hücrelerine saldırmasıdır.

Kırmızı kan hücrelerine saldıran otoantikorlar, hemolize sebep olmakta ve hastanın ciddi sorunlarla yüz yüze gelmesine sebep olabilmektedir. SLE hastalığından kaynaklanan hemoliz belli bir süre sonra hemolitik anemi geliştirebilmektedir. Hızlı bir şekilde gerçekleşebilen hemoliz hastaların acil bir şekilde tedavi edilmesini gerekmektedir.

SLE hastalarının yaşadığı problemlerden biri olan beyaz kan hücrelerinin yıkımına lökopeni denmektedir. Lökopeni SLE hastalarında nadiren görülmektedir. Bunun yanında SLE hastalığına bağlı olarak trombosit yıkımıyla da karşılaşılabilir. Trombositopeni adı verilen trombosit yıkımı, hastaların beyninde, idrar kanalında, rahminde ve sindirim sisteminde kanamaların meydana gelmesine sebep olabilir.

SLE Tedavisi Sonrası

SLE tedavisi sonrasında her hastalıkta oluğu gibi dikkat edilmesi gereken hususlar vardır. Bu hususlar hastaların daha kolay iyileşmesine olanak sağladığı gibi SLE’nin tekrardan şiddetlenmesine de engel olmaktadır. Tedavi sonrasında kişilerin, doktorların verdiği ilaçları düzenli olarak kullanması gerekmektedir. Ayrıca SLE hastalığına sahip kişilerin düzenli olarak kontrole gitmesi gerekir. Çünkü bu hastalık hiç belirti vermeden kişilerin iç organlarına zarar verebilmektedir. İç organların alacağı zararlar ciddi sorunlara yol açarak organ kayıplarına dahi sebep olabilir.

İyileşme Süreci

Sistemik lupus eritematozus hastalığından muzdarip olan kişilerin iyileşme sürecinde pek çok hususa dikkat etmesi gerekir. İyileşme sürecinde hastaların, vücutlarına dikkat etmesi gerekir. Vücutta meydana gelebilecek olan yan etkiler ya da belirtiler sonucunda hastanın tekrardan doktora gitmesinde fayda vardır. Çünkü bazı tedaviler sonucunda hastalık tekrardan nüksedebilir. Bu gibi durumlarda tekrarlayan hastalığın bastırılması için daha ciddi tedavi yöntemleri uygulanması gerekebilir. Bu ciddi tedavi yöntemlerinin uygulanmasının ardından kişi, iyi bir şekilde beslenmeli ve hastalığın ortaya çıkmasına sebep olacak durumlardan kaçınmalıdır.

Hastanın Dikkat Etmesi Gerekenler

Tedavi sonrasında insanların özellikle güneşten korunması gerekmektedir. Güneşten korunabilmek için hastaların yaz aylarında mümkün olduğunca gölgede kalması gerekir. Ayrıca, güneşli günlerde dışarı çıkacak kişilerin, vücutlarındaki güneş görecek bölgelerin tamamına güneş kremi sürmesi gerekmektedir. Ultraviyole ışınlarından korunmayı sağlayacak kremlerin dışarı çıkmadan yarım saat önce sürülmesi gerekir. Güneş ışınları dışında kişiler, bilgisayar ekranlarından, floresan lambalardan ve halojen lambalardan gelen ultraviyole ışınlardan da etkilenmektedir. Bu yüzden hastaların mümkün olduğunca bu cihazlardan uzak durması gerekir. SLE hastalığı geçiren çocukların bağışıklık sistemi zayıflayacağı için canlı virüs aşılama yapılması gerekir. Ergenlerde ise HPV aşısı önerilmektedir. Ek olarak, tedavi olduktan sonra kişilerin egzersiz yaparak aşırı kiloları engellenmesi önerilmektedir. Sağlıklı beslenme ile birlikte yapılacak olan egzersizler kişilerin bu hastalığa karşı daha dirençli olmasına yardımcı olur.

Tedavi Sonrası Beslenme

SLE hastalığı tedavi edildikten sonra vücudun güçsüzlüğüne bağlı olarak ortaya çıkabilmektedir. Vücudun direncinin artırılabilmesi için sağlıklı ve düzenli bir şekilde beslenilmesi gerekmektedir. Özellikle çocukların diğer hastalıklara karşı da korunmasız hale gelmesini önlemek için iyi beslenmesi gerekir.

Tedavi sonrasında kortikosteroid alan kişilerin yüksek tansiyonu önlemesi gerekir. Bunun için de az tuzlu yiyecekler tüketilmelidir. Şeker hastalığının ortaya çıkmasını önlemek için de şeker bakımından fakir olan yiyecekler tercih edilmelidir. Yaşça büyük erkeklerin ise osteoporozu engellemek amacıyla D vitamini takviyeleri kullanması gerekir. D vitamini dışında herhangi bir vitaminin SLE tedavisinde etkili olduğu tespit edilmemiştir.

Sık Sorulan Sorular

SLE hastalığına yakalanan kişilerin akıllarında pek çok soru bulunmaktadır. Hastalar dışında, hasta yakınları ve doktor adayları da bu hastalık hakkında farklı bilgileri edinmeyi amaçlamaktadır. Hastaların akıllarındaki soruların cevaplandırılması tedavi ve hastalığın gidişatı hakkında daha net bilgilere sahip olunmasını sağlayacaktır. Bu sayede hastalar sonuçlara önceden hazırlanabilmekte ve hastalığa karşı dimdik ayakta durabilmektedir.

Hasta yakınlarının sık sorulan sorular hakkında bilgi sahibi olması da yakınları hakkındaki endişelerinin giderilmesine yardımcı olacaktır. Ayrıca her insanın bu hastalığa yakalanma ihtimali olması mümkün olduğunca fazla insanın bilinçlenmesi gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. Bu bilinç toplumdaki bireylerin daha sağlıklı bir yaşam sürmesine olanak sağlamakta ve insanların hayat kalitesini yükseltmektedir.

SLE Hastalığı Tedavisiyle Tamamen Kurtulmak Mümkün Mü?

SLE hastalığında uygulanan tedaviler diğer hastalıklarda olduğu gibi, hastalığı ve tüm etkilerini ortadan kaldırmaya yeterli değildir. Yani henüz SLE hastalığı için sonlandırıcı bir tedavi yöntemi şu an için keşfedilmiş değildir. Ancak hastalık erken teşhis edilirse uygulanacak doğru tedavi ile genellikle hastalıkta büyük oranda yatışma görülür ve tüm SLE bulguları yok olur. Ancak bu durum hastalıktan tamamen kurtulmak anlamına gelmemektedir. Bu tedavide öncelikli olarak hasar görmüş organlardaki hasarların düzeltilmesi ya da daha fazla hasar görmemesinin sağlanması amaçlanır. SLE teşhisi konulduğunda genellikle hastalardaki hastalık seviyesi oldukça etkidir. Bu nedenle de organlar da büyük zarar görmüşlerdir. Hastalığı ve organları kontrol altına alabilmek için ise yüksek dozda ilaç uygulaması tercih edilir. Organ nakilleri ise son çare olarak görülmektedir.

SLE Hastalarının Yaşam Süresi Nedir?

SLE hastalığının gidişatı aslında kişiden kişiye değişir. Bu hastalığa her bünyenin verdiği tepki birbirinden farklıdır. Sistemik lupus eritematozus hastalarının çoğu normal ya da normale yakın bir yaşam sürdürürler. Günlük aktivitelerine dahi çok ciddi değişiklikler yapmadan devam edebilirler. Sadece bazı hastalarda eklem ve kas ağrıları olabilir. Bu durumda ise günlük aktivitelerini kısmen azaltarak ya da yavaşlatarak hayatlarına devam edebilirler. Ancak bu da hastalık göz önünde bulundurulduğunda ciddi bir değişim olarak nitelendirilemez.

Sistemik lupus eritematozus hastalığında yaşam süresi bu hastalığın organları ne derece etkilediği, organ nakli gerekip gerekmediği, şayet gerekiyor ise organ bulunup bulunamadığı ile doğrudan ilgilidir. Eğer hastalık çok geç teşhis edilmiş ve hastanın organları zarar görmüş ise söylenecek rakam ile hastalığın en başında teşhis edilmiş ve tedavi edilmeye başlanmış olması durumunda söylenecek rakam birbirinden bağımsızdır.

Günümüzde Sistemik lupus eritematozus hastalığı tedavisi için yürütülen birçok çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmalar ışığında hastaların hem yaşam kalitesi hem de yaşam süreleri hakkında iyileşmeler yaşanmaya da başlamıştır. Hastaların yaşam süreleri üzerinde yapılan araştırmalar neticesinde ulaşılan sonuçlar ise geçmiş zaman ile karşılaştırıldığında bu çalışmaların meyvelerini verdiğini göstermektedir. Ulaşılan sonuçlara göre Sistemik lupus eritematozus hastalarının yüzde 90’ı hastalık teşhisi konulduktan sonra en az 5 yıl yaşıyorlar. Hastaların yaklaşık yüzde 70’lik bir kısmı ise hastalık teşhisi konulmasının ardından en az 20 yıl yaşıyor. Günümüz itibari ile daha etkili tedavileri bulunması ve uygulanmaya başlaması sebebiyle ise özellikle ileriki süreçler çok daha güzel rakamlar vaat etmektedir.

SLE Hastalığının Cerrahi Tedavisi Var Mı?

SLE hastalığının ortaya çıkmasında etkili olan pek çok faktör vardır. Ancak bu faktörler hastalığın kesin sebebi değildir. Hastalığın ortaya çıkmasına sebep olan belirli bir lezyon, organ ya da sistem yoktur. Bu yüzden hastalığın cerrahi müdahaleler ile tedavi edilmesi mümkün değildir. Cerrahi tedaviler ile sadece hastalığın sebep olduğu komplikasyonlar ortadan kaldırılabilir. Organlara zarar verebilen SLE hastalığının özellikle böbrek yetmezliğine sebep olduğu bilinmektedir. Böbrek yetmezliğinin giderilmesi için cerrahi müdahaleler yapılmakta ve böbrek nakli gerçekleştirilmektedir. Ayrıca SLE hastalığının iç organlara verdiği farklı zararlar da cerrahi müdahaleler ile giderilebilmektedir.

SLE Hastalığı Hangi Organ İle İlgilidir?

Bu hastalıkta vücuttaki birçok organ olumsuz olarak etkilenmektedir. Çünkü bağışıklık sistemi bir bütün olarak vücudun tamamına savaş açmış durumdadır. İç organlardan özellikle böbrekler, kalp ve akciğer olumsuz olarak etkilenmektedir. Ayrıca SLE hastalarında böbrek hastalıkları da oldukça sık görülmektedir. Sistemik lupus eritematozus böbreklerin çalışma mekanizmasını olumsuz etkilediği için kişinin böbrekleri süzme işlemini yerine getirememekte ve bu da böbrek yetmezliğine neden olmaktadır. SLE hastalarının birçoğunu bu nedenle böbrek nakli olmak zorunda kalmışlardır.

SLE Hastalığı Tedavisi Ne Kadar Sürer?

Hastalık devam ettiği sürece tedavi de devam etmelidir. SLE hastalığını tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi henüz keşfedilmiş değildir. Bu nedenle ilaçlar doktorun reçete ettiği şekilde ve belirlenen süre boyunca kullanılmalıdır. Çünkü hastalık her ne kadar ortadan kaldırılamasa da bu ilaçlar sayesinde büyük oranda kontrol edilebilecektir. Hastalık sürecinde doktor ile senkronize olmak ve söylenen her şeyi eksiksiz yapıyor olmak bu nedenle çok önemlidir.

SLE Hastalarının Yaşam Alanı Nasıl Olmalıdır?

SLE hastalığı tanısı çok geç konulmamış ise yaşam kalitesini yüksek oranda düşüren bir hastalık değildir. Sadece hastanın mutlaka dikkat etmesi gereken birkaç konu bulunmaktadır. Dikkat edeceği hususlar çerçevesinde yaşam alanı oluşturması durumunda hastanın herhangi bir zorluk yaşamadan hayatını idame ettirebileceğini söylenebilir.

Öncelikle diğer başlıklarda da değinildiği üzere güneş ışınları lupus hastaları için oldukça tehlikelidir. Bu sebeple yaşadıkları şehrin iklimi kendileri için oldukça önemlidir. Kısmen daha serin ya da güneş ışınlarını doğrudan almayacakları bir konumda yaşadıkları takdirde herhangi bir sıkıntı yaşamayacaklardır. Şayet güneş ışınlarından kaçmaları zaman zaman mümkün olmuyorsa bu durumda alacakları önlemleri çok iyi bilmeleri gerekmektedir. Önlem alındığı sürece güneş ışınlarının zararları en alt seviyeye düşürülebilecek ve o alan hasta için yaşanabilecek konum olarak kabul edilebilecektir.

Lupus hastaları için sağlıklı olmak ekstra bir çaba gerektirmektedir. Bahsedilen sağlık sadece fiziki sağlık olmamakla beraber kişinin ruh sağlığı da hastalığın seyrinde büyük bir önem arz etmektedir. İyi bir hastalık dönemi geçirmek için hastaya destek olunması gereklidir. Destek tıbbi desteğin yanı sıra aile, arkadaş, organizasyon ve destek gruplarını da içermektedir. Destek grubuna katılmak kişiyi psikolojik olarak iyi yönde etkileyecek özsaygı ve moral kazandıracaktır. Bu sebeple yaşam alanının kalitesinin ve fiziki özelliklerinin yanı sıra o yaşama alanının kişiyi psikolojik olarak iyi etkilediğinden de emin olmak gereklidir. Yapılan çalışmalar neticesinde ulaşılan sonuçlara göre grup destek çalışmalarına katılan ya da ailesi, arkadaşları ile geçirdiği güzel vakit ve gördüğü destek neticesinde psikolojisi ve motivasyonu yüksek olan kişiler diğer hastalara göre çok daha az acı çekmiş ve doktorlarını çok daha az ziyaret etmişlerdir.

Lupus hastası olan şayet bir çocuk ise yaşam alanının mutlaka hastalığına göre düzenlenmesi gerekir. Hastalar zaman zaman hastalıkları sebebi ile atak geçirebilmektedirler. Hasta çocuk atak geçirdiği durumda ebeveynlerin bunu mutlaka hemen fark etmesi gerekir. Bu müdahalenin sağlanabilmesi için ailelerin hem hastalığın bilincinde olması hem de yaşamlarını ve yaşam alanlarını bu hastalığa göre düzenlemeleri şarttır.

Lupus hastası bir çocuğun okul hayatının nasıl olacağı ise ebeveynler tarafından en çok merak edilen noktadır. Hastalığın şiddetlendiği kısımlar haricinde hasta çocuğun okula devam etmesinde herhangi bir sıkıntı bulunmamaktadır. Çünkü bu hastalık hastanın öğrenme ve düşünme yetisini etkileyecek türde bir hastalık değildir. Ancak hastalığın ilerleyip merkezi sinir sistemine tutulması durumunda hasta çocuğun okula devam etmesi pek mümkün değildir. Bu halde bir eğitim planlaması yapılması şarttır. Okula devam edilen dönemlerde ise öğretmenler ve öğrenciler mutlaka SLE hastalığı konusunda bilinçlendirilmelidir.

SLE hastası bir çocukta enfeksiyon kapma riski sağlıklı bir çocuğa nazaran oldukça yüksektir. Dolayısıyla çocuk, bağışıklık sistemi düşük, hastalıklara açık hale gelmiştir. Bu halde düzenli aşı takvimine mutlaka uyulması gerekmektedir. Bunun yanı sıra bağışıklığı artırıcı takviyelerde de bulunulabilir. Ancak bu takviyeler sadece doktor kontrolünde yapılabilir. Kısaca SLE hastası çocukların sağlıklı çocuklardan daha fazla aşılanması gerektiği söylenebilir.

Hasta kişilere günlük aktivitelerini kısıtlamaları genellikle önerilmez. Kas ve eklem ağrıları bulunmaması durumunda hastalara mutlaka temel düzeyde spor yapmaları önerilir. Hastalığın alevlenme döneminde ise asla spor yapılmamalıdır. Sporla beraber beslenme düzenlerine de dikkat etmeleri gereklidir. Fazla şekerli ya da tuzlu yiyeceklerden uzak durmalı, yoğun kafein içeren gıdalar da tüketmemelidirler.

Bronzlaşmak SLE Hastalığını Tetikler Mi?

SLE hastalığının oluşması ya da oluşmuş hastalığın kötüleşmesinde rol oynayan dış faktörlerden en önemlisi güneş ışınlarıdır. SLE hastalığında güneş ışınları hem cilt hem de vücuttaki diğer sistemler için zararlı olan antikorların üretilmesine neden olabilecektir. Bu nedenle SLE hastalarının güneş ışınlarını doğrudan almamaları gereklidir. Bu konuda tüm önlemleri almak zorundadırlar. Güneşte korunmak için ise yapabilecekleri şeyler aslında temel, oldukça basit şeylerdir. Açık renkli kıyafetler tercih edilmeli, güneş ışığına çıkmadan önce mutlaka güneş kremi sürülmeli, şapka ya da şemsiye kullanılmalıdır.

Tercih edilen güneş kremlerinin özellikleri de oldukça önemlidir. Bu kremlerin koruyuculuğu mutlaka 35 faktörden yüksek olmalıdır. Ancak bununla beraber uzunca süre güneş kremi kullanıp güneşten uzaklaşmak hastalarda D vitamini eksikliği yaşanmasına da sebebiyet vermektedir. D vitamini vücut için oldukça önemli bir vitamindir. Bu nedenle dengenin kurulması şarttır. Uzun vadede hastalarda D vitamini eksikliği görülmesi durumunda doktor tarafından yapılan teşhis sonucunda hastaya takviye D vitamini verilmesi kararı alınabilmektedir. Ancak bu takviyenin mutlaka doktor kontrolü altında yapılması gereklidir.

Güneş ışınlarından korunmanın önemi bu denli yüksek iken bronzlaşmanın SLE hastalığını olumsuz etkileyeceğini söylemek yanlış olmaz. Bilinçsiz ve uzun süreli bronzlaşmalar yukarıda açıkladığımız üzere zararlı antikorların üretilmesine doğrudan sebebiyet vereceği için SLE hastalarının bu hareketten uzak durmaları gereklidir. Ancak doktorlar yüksek koruma faktörlü güneş kremi kullanımı ile bilinçli olarak ve kısa süreli bronzlaşmaların hastalar için büyük bir sorun teşkil etmeyeceği kanısındadırlar.

SLE Hastalığı Bulaşıcı Mı?

Bu hastalığın nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte oluşmasında birçok farklı sebep ve faktör vardır. Bu faktörler genetik ve çevresel faktörler ile hormonlardır.

Çevresel faktörler arasında enfeksiyonlar ve güneş ışınları sayılabilecektir. Bazı virüs ve bakteriler bağışıklık sistemini doğrudan etkilediği için bu enfeksiyonlar sonucunda kişiler lupus hastalığına yakalanabileceklerdir. Ayrıca güneş ışınları hastalığın alevlenmesinde oldukça büyük bir rol oynar.

Bunların yanı sıra hormonlar da büyük önem taşımaktadır. Lupus hastalığının oluşmasında ve gelişmesinde kadınlık hormonlarının (östrojen) önemi büyüktür ve bu hastalık kadınlar için risk faktörü oldukça yüksek olan bir hastalıktır. Östrojen, antikor üretimini artırdığı için kadınlarda hastalık daha sık görülür. SLE hastalığına sebep olabilecek faktörlerden de görüldüğü üzere bu hastalığın su, hava, cinsel birleşme gibi yollarla başkasına bulaşması mümkün değildir. Yani SLE bir kişiden başka bir kişiye hiçbir hal ve şartta geçemez.

SLE Hastalığı Ölümcül Mü?

Lupus hastalığı eş zamanlı ya da farklı zamanlarda bir ya da birden fazla organın zarar görmesine neden olabilecek bir hastalıktır. Aslında bu hastalığın ölümcül olup olmaması da bu organların aldığı hasarlara bağlıdır. Kimi zaman harsalar daha küçük boyutlu olabileceği gibi kimi zaman da böbreklerin iflas etmesi gibi organların çalışmaz hale gelmesine neden olabilecek sınıra ulaşabilecektir. İşte bu durumda ise organların çalışmamasına sebebiyet verdiği için hastalığın ölümle son bulabileceğini söylemek yanlış ifade olmayacaktır. Lupus hastalığında organ nakilleri bu nedenle oldukça sık karşılaşılan bir durumdur. Bunun içinde en fazlası ise böbrek nakilleridir. Şayet doğru ve erken zamanda teşhis konulup gerektiği yerde organ nakli yapılabiliyorsa hastalığın ölümle sonuçlanma riskinin düşük olduğu söylenebilecektir. Bunun yanı sıra hastalık ile ilgili yapılan araştırmalarda özellikle 2013 yılı itibari ile büyük yol kat edilmiş olması ve hasta olan hatta hastalığa henüz yakalanmamış olan kişilerin bağışıklık sistemlerini güçlendirmek adına birçok farklı buluş keşfedilmiş olmasına bağlı olarak lupus hastalıklarının artık daha az ölümle sonuçlanacağını söylemek yanlış olmayacaktır.

SLE Hastalığında Kullanılan İlaçların Yan Etkileri Var Mı?

Sistemik lupus eritematozus hastalığında ilaç tedavisi vazgeçilmez bir yöntemdir. İlaç tedavisinin hasta üzerinde olumlu yönde birçok etkisi vardır. Ancak her ilaçta olduğu gibi bu hastalığın tedavisi için kullanılan ilaçların da hastalar üzerinde gösterdiği yan etkiler vardır. İlaç kullanımı sırasında hastaların pek çoğunda fiziksel görünümde değişim olduğu tespit edilmiştir. Yaşanan bu değişim, aşırı kilo alma, akne, deri rengi değişimi gibi etkilerle kendini gösterebilmektedir. Bunun dışında tedavi amacıyla kullanılan ilaçların yüksek kan basıncına sebep olduğu tespit edilmiştir. Bu sebeple hastaların bu ilaçları kullanmadan önce gerekli ölçümleri yapması gerekmektedir. İlaç tedavisi alan bazı hastalarda ise görme bozuklukları tespit edilmiştir. Göz merceğinin kalınlaşması ve göz tansiyonu olarak kendini gösterebilen bozukluklar hastanın yaşam kalitesinde kayda değer bir değişikliğe sebep olmamaktadır. İlaç kullanımı sırasında hastaların yaşadığı yan etkilerden bir diğeri ise kaslarda zayıflıktır. Bu yan etkiye bağlı olarak ilaç tedavisi alan insanların ağır işlerde çalışmaması önerilir.

Hastalarda sıklıkla gözlenen yan etkilerden olan hazımsızlık ve mide problemlerinin etkisinin azaltılması için ağır yemekler yenilmemesi önerilir.

SLE hastalığında kullanılan ilaçlar diğer hastalıklarda kullanılan ilaçlar gibi mutlaka doktor kontrolünde alınmalı ve belirlenen dozaj ne olursa olsun artırılıp eksiltilmemelidir. Şayet ilaç kullanımı ile beraber yoğun miktarda şikâyet bulunursa ilaç hastanın fikirlerine göre azaltılıp artırılmamalı ve mutlaka doktora başvurulmalıdır.

SLE Hastalığında Lazer Tedavisi Kullanılır mı?

Sistemik lupus eritematozus hastalığına yakalandığını öğrenen pek çok hasta, hastalıklarının lazer yöntemi ile tedavi edilip edilemeyeceğini merak etmektedir. Bir önceki başlıkta da olduğu gibi SLE hastalığına sebep olan net bir organ, sistem ya da lezyon yoktur. Buna bağlı olarak lazer yöntemi ile kişilerin sahip olduğu belirtiler ortadan kaldırılabilir.

SLE Hastalığı Başarı Oranı Nedir?

SLE hastalığı tedavisinde hastalığın tamamen sonlanmasının günümüz tıbbi bilgisi ile mümkün değildir. Başarı oranı için hastalıktan kurtulma sayıları baz alınmasa da hastalığa yakalanan kişilerin yaşam süreleri baz alınarak bir başarı oranı belirlemesi yapılabilmesi mümkün olacaktır. Yazının diğer bölümlerinde de bahsedildiği üzere hastalarının yüzde 90’ı hastalık teşhisi konulduktan sonra en az 5 yıl yaşamaktadır. Hastaların yaklaşık yüzde 70’lik bir kısmı ise hastalık teşhisi konulmasının ardından en az 20 yıl yaşıyor.

SLE Hastalığı Tedavi Edilmezse Ne Olur?

SLE hastalığı kalpte ve akciğerlerde sıvı birikimine sebep olabilir. Bu da kalbin çalışmasını ve nefes alıp vermeyi etkiler. Ayrıca hastalık böbrekleri tutarak böbreklerin iflas etmesine de sebep olabilecektir. Tedavi bunları tamamen ortadan kaldırmayı vaat etmese de tüm komplikasyonları kontrol altına almayı sağladığı için tedavi süreci oldukça önemlidir. Şayet hastalık teşhis edilemediğinden tedaviye başlanamazsa ya da hasta tedaviyi kabul etmezse bu durum hastanın ölmesine dahi sebebiyet verebilecektir.

Tedaviye başlanmaması halinde kalbin çalışma düzeni bozulabilir. Kalbi besleyen damarlar iltihaplanarak tıkanabilir ve bunun sonucunda hasta kısa süre içerisinde ani bir kalp krizi geçirerek hayatını kaybedebilir. Kalp krizinin yanı sıra böbrek tutulumu yaşanması sonucunda böbrek görevi olan emilim işlemini yerine getiremez. Ardından ise böbrekler iflas eder.

Ayrıca gözlerde kuruluk yaşanması sebebiyle tedavi olunmaması halinde göz doğal yapısını kaybeder ve hasta kör olabilir. Doktorların hastalık sürecinde en çok önerdiği şey hastaların tedaviye katılması ve katılmak için istekli olmasıdır. Hastalar doktorların söylediği şeyleri güzelce anlamalı ve tedavi sürecinde tavsiye edilen şeyleri eksiksiz olarak yapmalıdırlar.

SLE Hastalığı Akupunktur İle Tedavi Edilebilir Mi?

SLE hastalığı tedavisinde kullanılan ilaçların yan etkilerinin bulunması hastaları başka tedavi yolları bulmaya itmiştir. Bütünleyici ve alternatif tedavi yöntemleri de bu aşamada ortaya çıkmıştır. Alternatif tedavi yöntemlerinden bir tanesi de akupunkturdur.

Başlangıçta şunu belirtmek gerekir ki bu tedavileri uygulamadan önce faydalarının yanı sıra tehlikelerinin de olduğunu bilerek oldukça dikkatli düşünmek gereklidir. Zira günümüze kadar bu tedavi yöntemleri birçok kez uygulanmış ancak sağlanan fayda ise çok az bir düzeyde kalmıştır. Şayet bunların hepsini düşünüp alternatif bir tedavi yoluna başvurmaya karar verildiyse bunun mutlaka doktor ile paylaşılması gerekir. Çünkü bazı alternatif yöntemler kullanılan ilaçlar ile etkileşime girebilir. Bu yüzden hastalık hasta adına daha çok olumsuz durumlar ortaya çıkarabilir.

Hastaların büyük bir çoğunluğu doktorlarının izin vermeyeceği düşüncesi ile başvurdukları alternatif yolları onlardan saklarlar ve ardından büyük mağduriyetler yaşarlar. Birçok doktor tıbbi tavsiyelere uyulması halinde bu yola başvurulmasına karşı çıkmayacaktır. Ancak ilaçlar ile etkileşime girmesi ya da sağlığı olumsuz etkilemesi ihtimallerine karşı sadece hastayı ve tedaviyi düşündükleri için bu durumlarda karşı çıkabileceklerdir.

Akupunktur seviyesine göre insanlar vücuttaki enerji dengesinin (YİN/YANG) bozulması sebebiyle hasta olmaktadırlar. Burada hastalığın sebebinden çok nasıl çözüleceği önemlidir. Çözüm yolu ise vücuttaki dengenin yeniden sağlanmasıdır. Bu denge sağlandığında hastalık ne olursa olsun son bulacağı söylenir. Geleneksel Çin Tıbbına göre lupus hastalığının belli nedenleri vardır. Hastalığın sebebi vücutta ısı ve ateş oluşturan yang fazlalığı ya da yin azlığıdır. Akupunktur tedavisinde ise vücuttaki toksik ısının azaltılması, kanın soğutulması ve temizlenmesi amaçlanmaktadır.

Akupunktur tedavisi hastalığın etkilediği organa göre şekillenmektedir. Hastalı kalp ve akciğeri etkiliyorsa farklı, böbreği etkiliyorsa farklı bir tedavi şekli uygulanır. Tedavi hastalığın şiddetine göre hafta 2 ya da 3 kez uygulanmaktadır. Ağrılarda azalma olması durumunda ise haftalık seans sayısı azaltılmaktadır. Ağrının şiddetine göre değişmekle birlikte hastalara genellikle 30 günlük bir tedavi programı hazırlanır.

SLE Hastaları Hamile Kalabilir Mi?

Yapılan araştırmalar gösteriyor ki dünya çapında bu hastalığa bulaşanların 5’inden 4’u kadın olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu duruma bağlı olarak insanların kafasında hastalığa ilişkin pek çok soru türemektedir. Hastalık cinsel yolla bulaşıyor mu? Hastalık hamile kalma olasılığını düşürür mü? Hamile kalındığında nasıl bir gebelik süreci anne adayını ve bebeği bekliyor?

SLE hastası bir kadın hamile kalıp sağlıklı bir çocuk sahibi olabilir. Ancak bunların olabilmesi için bazı hususlara dikkat etmesi mutlaktır. Bunun için hamile kalmadan önce planlamaların eksiksiz olarak yapılmış olması ve kontrollerin eksiksiz olarak yapılarak gerekli tıbbi yardımın alınmış olması gereklidir.

Öncelikle tıbbi yardım alma yoluna gidildiği takdirde doktor, hastanın ve bebeğin yaşayacağı süreci tahmin ederek bu süreç hakkında hastayı ve hasta yakınlarını bilgilendirecektir. Geçmişte lupus hastası kadınların hamile kalmaları doktor tarafından tavsiye edilmemekteydi. Ancak yazının önceki bölümlerinde de belirtildiği üzere SLE hastalığı ile ilgili yapılan araştırma ve çalışmalar neticesinde büyük bir yol kat edilmiş ve bu hastalığın yaşam kalitesini düşürmesi oldukça engellenmiştir. Lupus hastası annenin hamile kalması durumunda yüksek riskli bir gebelik durumu ortaya çıksa da günümüzde bu risk doktorlar tarafından sıklıkla kontrol altına alınabiliyor ve sağlıklı, güvenli bir doğum gerçekleştirilebiliyor.

Lupus sebebi ile kadınların hamile kalma yetenekleri etkilenmez fakat gebelikte karşılaşılan komplikasyonlar sağlıklı bir anne adayına göre daha fazla olabilir. Tabi ki bunların hepsi tıbbi müdahale ile kontrol altına alınabilir. SLE hastası hamilelerin karşılaşabileceği sorunlar ise şu şekilde sayılabilir; hipertansiyondan muzdarip olunabilir, idrarda ciddi bir protein artışı görülebilir, erken doğum sancısı yaşanabilir, bebek ortalama ağırlıktan daha az olacak bir kiloda doğabilir, hamileliğin belirli dönemleri hastanelerde geçirilebilir, düşük yapma riski hasta olmayan annelere nazaran daha yüksek olabilir ve hastalık tedavisinde kullanılan ilaçlar bebeği etkileyerek bazı kusurlara sebebiyet verebilir.

SLE hastası bir kadın bebek sahibi olmaya karar verdiğinde öncelikli olarak mutlaka doktoruna başvurmalıdır. Bu durumda doktorlar ilk önce hastalığın son 6 aydaki seyrine bakarlar. 6 aylık sonuca göre tavsiye niteliğinde bilgiler vererek hamileliğin doğru bir karar olup olmadığını hastaya anlatırlar. Seçilecek doktorun da alanında uzman olması şarttır. Çünkü normal bir doğumdan öte araştırılacak birçok husus bulunmaktadır. Her ay düzenli olarak kontrollere gidilmesi gerekmektedir. Bu kontrollerde kan ve idrar testlerin yapılır. Testlerin amacı ise lupus aktivitesinde bir artış olup olmadığını gözlemlemektir.

SLE Hastalığı Tedavi Maliyeti Nedir?

SLE hastalığına sahip olan kişilerin muayeneleri ve tedavileri devlet tarafından karşılanmaktadır. Ancak bu hastalar sigortalı değilse devlete belli bir miktar para ödemesi gerekmektedir. Bu paranın miktarı tedavilerin türüne ve sayısına göre değişiklik göstermektedir. Özel hastanelerde tedavi olmak isteyen kişilerin pek çok farklı kalemde ödeme yapması gerekir. Hastalar ilk olarak muayene ücreti öder. Ardından hastalığın teşhisi için gereken testlerin ücretlerinin ödenir. Son olarak, tedavi sırasında kullanılacak olan ilaçların ve tedavi tekniklerinin parası ödenir. Özel hastanelere ödenecek olan ücret pek çok farklı faktöre göre değişkenlik göstermektedir. Hastaların tedavi sırasında kullanacağı ilaçlar ve alacağı tedavilerin çeşidi ne kadar fazlaysa maliyet de o kadar artmaktadır. Bunun dışında hastaların başvurduğu özel hastanenin fiyat politikası ve doktorların tecrübesi de tedavinin maliyetini artıran değişkenler arasındadır.

SLE Hastaları Hangi Bölüme Muayene Olmalıdır?

SLE hastalığı yaş grubu olarak farklı kişilerde görülebileceği gibi (bebek, çocuk, erişkin, yaşlı) hasta kişilerin şikayetleri de farklılıklar gösterebilmektedir. Bu durumlarda ise tedavi olunacak bölümler de birbirinden farklı olacaktır. Tüm olasılıklar göz önünde bulundurulduğunda tedavi olunabilecek bölümlerin sayısı beş tanedir.

SLE hastalığının en büyük etkilerinden biri olan deri döküntüleri kişilerin hem estetik hem de sağlık anlamında sorunlar yaşamasına sebep olabilir. Bu yüzden hastaların yüzlerinde ve vücutlarının diğer bölgelerinde ortaya çıkabilecek yaraların tedavi edilebilmesi için dermatoloji uzmanından yardım alınması gerekir. Dermatoloji uzmanları yaraların iyileşme süresini kısaltmak ve oluşabilecek kalıcı etkilerin önlenmesini sağlamak için farklı ilaç tedavileri uygulamaktadır. Bu ilaç tedavileri sayesinde kişilerin minimum deri zararıyla hastalıktan kurtulmaları sağlanır.

SLE hastalığına yakalanan kişilerin şikâyet ettiği durumlardan biri olan eklem iltihabı, kişinin hem verimliliğini hem de yaşam şartlarını kötü etkilemektedir. Eklem iltihaplarının mümkün olan en kısa zamanda iyileştirilebilmesi için bir romatoloji uzmanından yardım alınması gerekir. Romatoloji uzmanları gereken tedavileri en doğru şekilde uyguladıklarında kısa süre içinde iltihapların ortadan kaldırılmasını sağlamaktadır. Bu alana benzer olarak çocuk romatolojisi bölümü de bu hastalığın tedavi edilmesinde büyük rol oynamaktadır. Çocuklarda görülen lupus hastalıklarında oluşabilen eklem iltihaplarının giderilmesi için bu bölümden yardım alınmalıdır.

Sistemik lupus eritematozus hastalığının ilerlemesi durumunda hastaların iç organları ciddi hasarlar alabilir. Bu hasarların önlenmesi ve ortaya çıktıklarında tedavi edilebilmesi için dahiliye uzmanlarından yardım almak gerekir. Dahiliye uzmanları gereken tedavileri belirleyerek bir plan oluştururlar. Bu plan doğrultusunda hareket eden hastaların iç organlarında meydana gelen hasarların minimuma indirilmesi mümkündür. Bazı durumlarda hastalığın geç teşhis edilmesiyle birlikte organ kayıpları meydana gelebilir. Özellikle böbreklerde meydana gelen bu kaybın doğru zamanda tespit edilmesi ve böbrek nakli yapılması hastanın hayatı açısından oldukça kritiktir.

Çocuklarda görülen SLE hastalığının tedavi edilebilmesi ve semptomların ortadan kaldırılabilmesi için çocuk sağlığı ve hastalıkları bölümünden yardım alınması gerekir. Çocukların doku ve organ yapısı yetişkinlerden bir nebze farklı olduğu için istenen tedavinin gerçekleştirilebilmesi ve olumsuz sonuçların engellenebilmesi için bu bölümün doktorlarından yardım almak gerekir.

SLE Hastalığı Tekrar Eder Mi?

SLE hastalığı günümüzde vücuttan tam olarak silinememektedir. Hastalığın ilerlemesini engellemek için tedavi yapılmakta ve bu süreç çok büyük önem arz etmektedir. Bu tedavi hastanın tamamen iyileşmesini sağlamamaktadır. Tedavi ile sadece hastalık kontrol altına alınmakta ve olası komplikasyonların önlenmesi amaçlanmaktadır. Yani tedavi ile amaçlanan ilk şey yaşam kalitesinin artırılmasını sağlamaktır. Tedaviden yıllar sonra bile bu hastalığın tekrar etmesi mümkündür. Hastalığın tekrar meydana gelmesinin engellenmesi ve vücuda verebileceği zararların önlenebilmesi için doktorlar tarafından verilen tavsiyelere uyulması gerekmektedir.