Kolera Hastalığı

Kolera Hastalığı
Kolera Hastalığı

 

Kolera hastalığı insanlık tarihinde oldukça fazla ölüme sebep olmuş, ortaya çıkış ve yayılış sebepleri de uzun bir süre anlaşılamadığı için sebep olduğu ölümler engellenememiş oldukça tehlikeli bir hastalıktır. Zaman içerisinde hastalığa sebep olan bakterinin anlaşılması, yayılım şeklinin ve bölgelerinin saptanması ile ölümcüllüğü büyük oranda azaltılmış ve tedavi yöntemleri geliştirilmiştir.

Koleranın ortaya çıkışı on dokuzuncu yüzyılda Hindistan bölgesinde gerçekleşir. Daha öncesinde de kolera benzeri vakalar gözlenmesine rağmen ilk salgınını Hindistan’da verdiği söylenebilir. O tarihlerde hastalığa neyin ve nasıl sebep olduğu bilinmediği için müdahale edilememiş ve oldukça büyük hacimde ölümlere sebep olmuştur. Göçler ve diğer sebeplerle hastalık diğer bölgelere sıçramış; Türkiye’de dahil olmak üzere birçok Avrupa ülkesini etkisi altına almıştır.

İngiltere’de ortaya çıkan kolera salgınından sonra hastalığın kaynağını takip eden John Snow isimli doktor hastalığa kötü altyapı sisteminin sebep olduğu kanaatine varmıştır. İngiltere’de görülen salgın sırasında mikrobiyoloji teknikleri henüz gelişmediğinden ötürü hastalığa sebep olan temel faktör yine bulunamamıştır. Zaman içerisinde mikrobiyoloji tekniklerinin de gelişim göstermesiyle birlikte hastalığa vibrio cholerae adı verilen bir bakterinin sebep olduğu anlaşılmıştır.

Kolera hastalığı sadece insanlarda görülür. Salgına dönüşecek miktarda üremesini ise insan vücudunda değil; insan ile sürekli temas halinde olan su yataklarında yapar. Yani kolera hastalığının yayılım gösterebileceği alanlar su – insan ilişkisinin olduğu tüm alanlar olarak sınırlandırabilir. Özellikle yaz aylarında, su kaynaklarının belirli alanlarda sabitlendiği yerlerde sıkça salgına sebep oluyor olmasının altında yatan sebep de tamamen budur.

İnceleyen ve onaylayan: Uzm. Dr. Mehmet Karahan

Kolera Hastalığı Hakkında

Kolera hastalığı geçmiş tarihlerde çözümsüz ve oldukça ölümcül bir hastalık olmasına rağmen günümüzde bu durum tamamen değişmiştir. Gelişen tıbbi teknikler sayesinde kolera hastaları oldukça kolay bir şekilde tedavi edilmektedir. Hastalığa sebep olan vibrio cholerae bakterisinin yaşam alanlarını sınırlandırmak, hastalıkla mücadelenin ilk adımını oluşturur. Bu yaşam alanı sınırlandırma faaliyeti genelde ulusal çapta yürütülen projeler ile sağlanır. Ayrıca kişilerin kişisel hijyenleri de mücadelenin bir diğer ayağını oluşturur.

Koleraya sebep olan bakterinin yaşam alanı durağan sulardır. Tarihsel olarak da incelendiğinde durağan suyun içme suyu olarak kullanıldığı alanlarda hastalığın oldukça kolay yayıldığını söyleyebiliriz. Örneğin çöl bölgelerinde suyun, kuyu suları ile sağlanıyor olmasından dolayı, ilgili bölgelerde sıkça kolera salgınları yaşanmış ve yaşanmaktadır. Koleraya sebep olan bakteri yüksek sıcaklığa oldukça dayanıksız olduğundan dolayı genelde bu bölgelerde yaşayan insanların ilgili kaynaktan gelen suyu tüketmeden önce mutlaka kaynatması tavsiye edilir. Kaynatma işlemiyle birlikte bakteriler ölerek zararsız hale gelir.

Kolera salgınının Dünya üzerinde ortaya çıktığı bölgeler ve ilgili bölgelerin koşulları incelendiğinde oldukça tahmin edilebilir sonuçlar gözlenir. Genelde gelişmemiş veya gelişmekte olan ülkeler kolera salgınının ortaya çıktığı noktalardır. Ayrıca doğal afetler ve savaşlar gibi altyapıları tahrip eden durumlar da koleranın yayılması için uygun ortamın oluşmasını sağlar.

Altyapıdan kaynaklı problemlerden dolayı temiz suya erişimin olmadığı bölgelerde koleranın yayılma hızı artar. Hastalığın kaynağına müdahale edilmediği takdirde de hastalığın yayılımı kontrol altına alınamaz. Gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde altyapı yatırımları yetersiz olduğu için, hastalığın yayılması için uygun ortamlar oluşabilir. Bu gibi ülkelerde yaşayan insanların koleraya karşı kendi önlemlerini alması gerekir. Kişisel hijyen ile vakit geçirilen alanın hijyenik olması gerekir. Ayrıca suyun tüketimi aşamasında da kaynatma gibi çözümlerden yararlanılması gerekir.

Enterotoksin

Enteron bağırsak anlamına gelen yunanca bir kelimedir. Toksin ise zararlı salgı anlamı taşır. Enterotoksinler bağırsakları etkisi altına alarak çeşitli sorunların ortaya çıkmasını sağlayan toksin çeşitleridir. Bakteriler tarafından üretilirler ve bağırsak fonksiyonlarının az ya da çok ortadan kalkmasına sebep olurlar. Kolera hastalığına sebep olan vibrio cholerae da ince bağırsağı etkisi altına alan bir toksin üretir. Bu toksin ince bağırsak fonksiyonlarının normal işleyişini bozarak ölüme kadar varan risklerin ortaya çıkmasına sebep olur.

Kolera

Bakteriler amaçlarına göre çeşitlenmiş özelliklerle donanmış canlılardır. Hareket eden ve edemeyen bakteri türleri bulunduğu gibi yararlı ve zararlı bakteriler de bulunmaktadır. Bakteriler hareket etmek için kamçı adı verilen kuyruğa benzer yapılar kullanırlar. Ayrıca oldukça küçük yapılarla birlikte herhangi bir hareket ettirici yapıya ihtiyaç duymadan da taşınabilirler. Bakterilerin diğer bakterilere veya yüzeylere tutunmak için pilus adı verilen uzantıları bulunur. Uygun tutunma ortamını bulduklarında bu uzantılarını kullanarak o yüzeye tutunurlar. Bakteriler içlerindeki DNA ve RNA’yı nesilden nesile aktarabilirler. Üzerlerinde bulunan plazmidler sayesinde antibiyotiklere karşı direnç kazanabilir ve yaşamlarını sürdürebilirler. Bakterilere bağlı hastalık sayısı oldukça fazladır. Bu hastalıkların büyük bir bölümü antibiyotikler sayesinde kolayca tedavi edilebilir. Bazı hastalıklar ise gerek antibiyotiklerin işe yaramaması gerekse antibiyotiklere karşı kazandıkları direnç sayesinde tedavi edilememektedir. Kolera hastalığı tedavi edilebilen bakteri hastalıkları sınıfına girmektedir.

Bakterilerin sebep olduğu hastalık sayısı oldukça fazla olduğundan dolayı insanlık tarihinde de oldukça büyük yer tutarlar. Mikrobiyoloji tekniklerinin ortada olmadığı zamanlarda çeşitli bakteri hastalıkları milyonlara varan ölümlere sebep olmuştur. Kolera da bu hastalıklar arasında sayılabilir. Ülkemizde Balkan Savaşları zamanında yaşanan göçler ile taşınan vibrio cholerae bakterisi yüzünden milyonlarca balkan göçmeni ve bölgede savaşan asker yaşamını yitirmiştir.

Gelişen mikrobiyoloji yöntemleri sayesinde hastalığa sebep olan parazitler, bakteriler ve virüsler oldukça kolay saptanabilmektedir. Bunların tedavisine yönelik yöntemler de yine mikrobiyoloji teknikleri sayesinde geliştirilmektedir. Kolera tedavi edilmesi oldukça kolay olmasına rağmen tedavi edilmediği takdirde oldukça ölümcül olabilen bir hastalıktır. Hastalığın sebebi vibrio cholerae adı verilen bakteridir. Bu bakteri durgun sularda yaşamını sürdürür ve ürer. İnsan – durgun su ilişkisinin sağlıklı kurulamadığı noktalarda ise insan vücuduna geçerek kolera hastalığının ortaya çıkmasına sebep olur. Hastalığın tedavisi günümüzde oldukça kolay olmasına rağmen sağlık hizmetlerinin tam olarak götürülemediği bölgelerde ölümler yaşanabilmektedir.

Hastalık ülkemizde görülmez. Ancak savaş, yoksulluk gibi durumların oldukça fazla olduğu Güneydoğu Asya ile Sahra Altı Afrika bölgelerinde sıkça rastlanır. Hastalığın gelişimi için kötü altyapı ve su yeterlidir. Temiz su ile kanalizasyonun karıştığı noktalardan hastalığın insanlara bulaşması oldukça kolay hale gelir. Dünya Sağlık Örgütü’nün yaptığı istatistiksel çalışmalara göre Dünya üzerinde her yıl dört milyon kolera hastası tespit edilmekte ve bunlardan tedavi edilemeyen yüz bin tanesi hayatını kaybetmektedir. Kolera, ülkemiz için olmasa da Dünya için oldukça tehlikeli bir hastalık olma vasfını sürdürmektedir.

Kolera hastalarının Sağlık Bakanlığı’na bildirilmesi zorunludur. Yayılım dönemlerinde hastalığın bulguları fiziksel muayene ile saptanabilse dahi seyahatten doğan hastalık bulaşımlarında bu tespit mikrobiyoloji testleri ile yapılmaktadır. Potansiyel hastalardan alınan dışkı örnekleri sayesinde kamçılı kolera bakterisi veya bu bakterinin yok edilmesi amacıyla vücut tarafından salgılanan antikorlar tespit edilebilmektedir. Bakterinin varlığı ile antikorun varlığının anlamı hastanın kolera olduğudur.

Vücuda giren vibrio cholerae bakterileri yaklaşık altı saat sonra ince bağırsağa geçerek görevi su tutmak olan hücrelere toksin enjekte etmeye başlar. Normalde ince bağırsaktan geçen suları tutması gereken bu hücreler suyu tutmak bir yana, içlerinde bulunan suyu ve elektrolitleri de bırakır. Koleraya yakalanan hastada altıncı saatten itibaren akut ishal gözlenir. Bu akut ishale kusma hissinin de eşlik etmesi kolera tanısı için yeterli sayılabilir. Ağır vakalarda su kaybı yirmi litreyi bulabilir. Suyun bu kadar hızlı ve büyük miktarda vücudu terk etmesi birçok sağlık sorununun ortaya çıkmasına sebep olur. Böbrek yetmezliği gibi sorunlar ağır kolera hastalarında en çok rastlanan problemlerdendir. Koleranın sebep olduğu belirtilerin diğer hastalıklar ile çokça karıştırılıyor olmasından dolayı bazı durumlarda müdahale için geç kalınabilir. Diğer hastalıklarla koleranın farkı ishalin oldukça şiddetli, kansız olması ile ishale kusmanın da eşlik ediyor olmasıdır.

Dünya’da Kolera

Dünya üzerinde kolera salgını fakir bölgelerde, savaş bölgelerinde ve doğal afetlerin olduğu bölgelerde görülür. Doğal afetler gelişmişlik seviyesiyle alakalı olmadığından dolayı Dünyanın herhangi bir yerinde kolera salgınının görülmesi muhtemeldir. Su kaynağına temas eden tek bir kolera hastası dahi afet olması durumunda tüm suyun kirlenmesine ve hastalığın yayılmasına sebep olabilir.

Savaşlar yüzünden altyapının harap olduğu yerlerde de kolera salgınlarına sıkça rastlanır. Temiz suya erişimin çok kısıtlı olmasından ve çeşitli yollar yardımıyla temiz su bulmanın imkansız hale gelmesinden dolayı savaş bölgelerinde yaşayan insanlar pis de olsa suyu tüketmektedir. Pis ve durgun su kolera bakterilerinin üremesi için uygun ortam olduğundan dolayı yine hastalık kolayca yayılabilir.

Gelişmiş ülkelerde altyapı yatırımları insan sağlığı düşünülerek fazlaca ve planlı şekilde yapılır. Bu planlamadan dolayı temiz su ile pis suyun birbirine ulusal ölçekte karışması imkansız hâl alır. Karışma yaşansa dahi bölgesel kalır ve anında müdahale edilir. Gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde ise bu durum farklıdır. Yatırımlar altyapıdan çok, daha öncelikli görülen diğer alanlara yapılır. Altyapı yatırımlarının mali külfeti oldukça fazla iken getirisi az olduğundan dolayı bu iki tip ülke grubu için pek tercih sebebi değildir. Bu yüzden bu iki grup ülkede temiz su ile kirli suyun birbirine büyük ölçekte karışma ihtimali bulunur. Bir diğer ölçüt ise halkın bilinçlenme seviyesidir. Devlet politikası olarak halkın bilinçlendirildiği ülkelerde kolera gibi bakteriyel hastalıklara sebep olacak durumlardan halk kaçınır. Meyveler ve sebzeler temiz su ile yıkanmadan tüketilmez, kaynağı bilinmeyen su içilmez, kişisel temizliğe büyük önem gösterilir. Bilinç seviyesinin düşük olduğu Hindistan gibi ülkelerde ise temel hijyen koşullarına dahi dikkat edilmez. Koleranın yayılabilmesi için suyun pis, hijyenin az olması yeterlidir.

Dünya’da özellikle Güneydoğu Asya ile Afrika’da kolera salgınlarına sıkça rastlanır. Günümüzde koleraya yakalananlar genelde beş yaş altı çocuklardır. Ölümlerin de büyük bir kısmı çocuk nüfus üzerinde yaşanır. Dünya üzerinde her yıl dört milyon kolera hastası; iki yüz bin koleraya bağlı ölüm gerçekleşmektedir. Son yıllarda gerçekleşen en büyük kolera salgını Yemen’de; iki yıl kadar süren iç savaşın ardından yaşanandır. Bu salgının yaraları hala sarılamamış, az da olsa vaka hala görülmektedir.

Kolera Teşhisi

Koleranın teşhis edilebilmesi için hastanın şiddetli ishal ve kusma gibi şikayetler doktora başvurması gerekir. Bu iki durumun birlikte görülüyor olması koleraya işaret eder. Günümüzde geliştirilen teknikler sayesinde mikrobiyoloji laboratuvarlarında koleranın tespit edilmesi oldukça kolaydır. Hastanın ishali sırasında sıvıyla birlikte koleraya sebep olan bakteriler ile vücudun bu bakterileri yok etmek amacıyla ürettiği antikorlar da bir miktar atılır. Hastadan alınan dışkı örneklerinde bu ikisinden birine veya birlikte ikisine rastlanılması halinde kolera teşhisi konulur.

Kolera dünya üzerinde ölümü en hızlı getiren hastalıklardan birisi olduğundan dolayı teşhisinin hızlı yapılması oldukça önemlidir. Aşırı ishalin ve kusmanın başlamasından sonra gelişen hipertansiyona bağlı olarak hasta iki – üç saat içerisinde hayatını kaybedebilir. Ülkemizde ve Dünya’da yaşanan kolera salgınlarına önlem olarak Sağlık Bakanlığı bünyesinde koleranın teşhisi için özel eğitimler gerçekleştirilmiş ve gerçekleştirilmektedir. Mikrobiyoloji laboratuvarları bünyesinde immobilizasyon ve kültür testleri sayesinde kolera klinik olarak teşhis edilebilir.

Kolera Tedavisi

Kolera ilk ortaya çıktığı yıllarda, ortaya çıkış yeri olan Hindistan bölgesinde kitlesel ölümlere sebep oldu. Hastalığa sebep olan bakterinin bilinmeyişi ve bu bakterinin nasıl yayıldığının çözülememiş olması, hastalığın kitlesel ölümlere sebep olmasındaki iki büyük etkendi. Göç ve seyahat ile hastalığın batıya doğru taşınmasıyla birçok Avrupa ülkesi kolera salgınlarının hedefi oldu. Doğudan batıya doğru yayılım gösteren hastalık İngiltere’ye geldiğinde Dr. John Snow tarafından inceleme altına alındı. Hastalığa sebep olan bakteri tespit edilemese dahi hastalığın su ile yayıldığı tespit edildi. İngiltere’deki kitlesel ölümlerin önüne geçen bu tespit sayesinde koleranın kontrol altına alınabilmesinin yolu açıldı.

Hastalık uzun süre boyunca sadece kontrol edilebildi. Tedavi için yöntemler geliştirilemedi. Mikrobiyolojinin gelişmesi ile birlikte de tedaviye yönelik çalışmalar yapıldı. Günümüzde koleranın tedavi edilebilmesi için üç yöntem bulunur. Bunlardan birincisi kolera riskini ortadan kaldırmak için kullanılan aşı; ikincisi hastalık vücuda girdikten sonra yok edecek antibiyotikler ve üçüncüsü de hastalığın yıkıcı sonuçlarını ortadan kaldırmaya yarayan rehidrasyon tedavisidir.

Kolera için geliştirilen aşı uzun vadede etkisiz olarak kabul edilir. En etkili kolera aşısı dahi maksimum dört ay koruma sağlamakta; bu sürenin tamamlanmasıyla etkisini kaybetmektedir. Kolerayı tamamen ortadan kaldırmak amaçlı aşı geliştirme çalışmaları günümüzde dahi Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF desteğiyle devam etmektedir. Hastalık oldukça kolay tedavi edilebiliyor olsa da temiz suya ve doktora ulaşımın kısıtlı olduğu Afrika gibi ülkeler için aşı oldukça önemli bir tedavi yöntemidir.

Kolera bir şekilde vücuda bulaştıktan sonra ağır tahribat oluşturabilir. Bu tahribatın ileri seviyelere taşındığı durumlarda ise hastalığın ortadan kaldırılabilmesi ve hastalığa sebep olan vibrio cholerae bakterilerinin yok edilebilmesi için antibiyotikler kullanılır. Birçok çeşit antibiyotik bulunduğundan dolayı dışkı testlerinin yapılması ve koleraya sebep olan bakterinin direnç seviyesine göre antibiyotik verilmesi gerekir. Ayrıca bazı antibiyotikler bazı yaş grupları için uygun olmadığından dolayı kolera tedavisi yapılırken bu durumun da gözetilmesi gerekir.

Koleranın en etkili tedavisi ise oral rehidrasyon olarak adlandırılan; kişinin hastalık boyunca kaybettiği yüksek su ve elektrolit miktarını yerine koymayı amaçlayan ağızdan sıvı alımı tedavisidir. Hastalığın tespiti ve uygun ilaçlarla tedavi edilmeye başlamasından sonra hastaya bolca su içirilir. Bu suyun içerisinde ishal ile birlikte kaybedilen sodyum, potasyum, bikarbonat ve klor da bulunur. Bu sayede hasta dehidrasyona bağlı yaşadığı sorunlardan kolayca kurtulabilir. Koleranın ileri evrelerinde hastanın ağız yoluyla sıvı alması mümkün olmayabilir. Böyle bir durumun ortaya çıkması halinde gerekli sıvı damar yoluyla hastaya verilir.

Kolera Hastalığı Nedenleri

Kolera hastalığının ortaya çıkmasına sebep olan vibrio cholerae adı verilen bakteridir. Temiz olmayan su kaynaklarına temas eden insanların vücuduna bu bakteriler giriş yapabilir. Bakterinin giriş yapmasını takip eden altı ile kırk sekiz saatlik süre içerisinde bakteriler ince bağırsağa geçerek su tutması gereken hücrelere toksin enjekte ederler. Normalde suyu tutması gereken bu hücreler görevlerini yerine getiremez hale gelirler. Ayrıca bünyelerindeki suyu ve elektrolitleri de bırakırlar. Kolera olan kişisel şiddetli ishal ile karşı karşıya kalırlar. Bu ishal kanlı değil, suludur. Hastaların günlük su kaybı yirmi litreyi bulabilir. Bu bakterinin yaşaması için uygun alanlar ile bu alanların insanla olan ilişkisi hastalığın ortaya çıkma ve yayılma nedeni olarak gösterilebilir. Günümüzde temiz suya ulaşma imkanı oldukça kısıtlı olan bölgelerde koleranın fazlaca görüldüğü de hesaba katılır ise kirli su tüketiminin yüksek olduğu alanların doğrudan kolera riskini doğurduğunu söyleyebiliriz.

  • Kirlenmiş Kuyu ve Yüzey Suları: Özellikle durağan yüzey suları ile yüzey sularının az olmasından kaynaklı kuyu suyu tüketiminin fazla olduğu bölgelerde kolera salgını görülür. Örneğin çöl iklimine sahip bölgelerde ortaya çıkan kolera salgınının temel sebebi su kaynaklarının oldukça kısıtlı olması ve var olan su kaynaklarının da kuyu suyu şeklinde olmasından dolayıdır. Kuyuya bulaşacak vibrio cholerae tüm kuyuyu enfekte etmekle kalmayıp yüzey altı akıntılar sayesinde neredeyse tüm bölgeyi etkisi altına alacaktır.

  • Çiğ Deniz Ürünleri: Deniz ürünlerinin az pişirilmesi halinde içerisindeki çeşitli bakterilerin ve parazitlerin ölmediği bilinen bir gerçektir. Az pişirmeden dolayı kolera bakterisi de ölmez. Salgına bağlı olarak gelişmeyen, bölgelerde nadiren gözlenen kolera salgınının temel sebebi az pişirilmiş deniz mahsulleridir.

  • İyi Yıkanmamış Sebze ve Meyveler: Koleranın üremesini ve bulaşmasını sağlayan su kaynakları ile temizlenen, temas eden veya sulanan sebze ve meyveler aracılığıyla da kolera salgını gelişebilir. Özellikle pirinç gibi fazla suya ihtiyaç duyan, sulamadan sonra durağan su birikintilerinin oluştuğu tahıllarda kolera bakterisinin yaşam şansı bulma ihtimali artar. Ayrıca işlenmemiş gübre ile gübrelenen tarlalar da koleranın gelişmesi için ideal ortamı sunabilir.

Bu ve bunun gibi durumların engellenmesinin mümkün olduğu söylenebilir. WHO ve UNICEF gibi örgütler bunu Dünya çapında; Devlet mekanizmaları ulusal çapta ve bireyler de kendi çaplarında yapmalıdır. Kişisel hijyenin sağlanması koleranın önüne geçebilmek için en önemli araçlardan bir tanesidir. Ayrıca yaşanılan bölgenin de bir miktar hijyenik hale getirilmesi, koleranın yayılmasının önüne geçmektedir.

Kolera Hastalığı Belirtileri

Kolera hastalığı kişisel hijyene dikkat edilmemesi, kolera kaynağı olan bölgelerden su tüketilmesi, kolera kaynağı olan suyla meyve sebze yıkanması ve bu su ile tarla sulanması sonucu kişinin vücuduna geçebilir. Vücuda girmesinden sonra bakteri kan yolunu izleyerek ince bağırsağa ulaşır. İnce bağırsakta hedef olarak epitel hücreleri seçer. Kamçısı sayesinde epitel hücreye yaklaşır. Hücre duvarına yanaşmasıyla birlikte kolera toksini adı verilen zehir bir toksini salgılamaya başlar. Epitel hücreye giren toksinler biyokimyasal tepkimelerin oluşmasına sebep olur. Bu biyokimyasal reaksiyonlar, hücrelerin sinir sistemiyle olan bağlantısına müdahale ederek içinin boşalmasına sebep olur. Epitel hücreler içerisinde su ve elektrolit tutmakla görevlidir. Sinir ağıyla arasında olan iletişimin bozulmasıyla içerisindeki tüm maddeleri boşaltmaya başlar. Boşaltılan sıvılar lümene geçer. Kolera ve buna bağlı tüm belirtiler bu su boşaltma işleminden dolayı ortaya çıkar. Hastalığın neredeyse tüm belirtileri susuzluğa bağlı olarak gelişir. Gelişen belirtilerin bazıları hastayı çok kısa süreler içerisinde ölüme götürebilir. Bu yüzden hastalığın olabildiğince çabuk teşhis edilmesi ve tedaviye başlanması gerekir.

Aşağıdaki belirtilere ek olarak:

  • Vücudun çeşitli bölgelerinde morarmalar olabilir. Bu morarmalar su kaybına bağlı olarak gelişir. Suyun fazlaca tahliye edildiği bölgelerde morarmanın daha kuvvetli olduğu gözlenir.
  • Karın bölgesi ,hacminin büyük bir bölümünü ishal yüzünden kaybettiğinden dolayı, içe dönük bir hale bürünür. Ayrıca gözler de sıvı açısından zengin olduğundan dolayı, sıvının tahliyesiyle birlikte aynı karın bölgesinde olduğu gibi içe dönük bir hale bürünürler.

Kusma

Kolerayı diğer mide – bağırsak hastalıklarından ve iltihaplarından ayıran temel nokta şiddetli ishal ile birlikte görülen kusmadır. Kusma ishalle birlikte başlar ve ishalle birlikte biter. Sıvı kaybının başlıca sebeplerinden olan kusma, kusmayı önleyici ilaçlar yardımıyla durdurulamaz. Aşırı su kaybının sebep olduğu belirtilerden değil; aşırı su kaybına sebep olan belirtilerden bir tanesidir. Ağır kolera hastalarında kusma hissi önlenemez bir hal alır.

Karın Ağrısı

Mide hacminin küçülmeye başlaması, besin tüketilememesi ve aşırı su kaybından dolayı mideye kramplar girer. Bu kramplar ilk saatlerde kendisini hafif ağrı şeklinde belli etmesine rağmen ilerleyen evrelerde önlenemez kasılmalara ve ağrı kesiciler ile azaltılamayan şiddetli ağrılara döner. Mide ve mideyi kontrol eden kasların aşırı kasılmasından dolayı besin tüketimi imkansız hale gelir.

İshal

Koleraya sebep olan vibrio cholerae bakterisinin verdiği en tipik belirti ishaldir. İshale sebep olan birçok hastalık bulunur. Mide – bağırsak hastalığının türüne göre ishalin çeşidi ve şiddeti değişebilir. Kolera hastalığı, tüm hastalıklar arasında en şiddetli ishalin ortaya çıkmasını sağlayandır. Kolerada görülen ishal kansız ve aşırı suludur. Vücudun epitel hücrelerinin içerisinde tuttukları suyu bırakmasıyla ortaya çıkan ishal zamanla birlikte vücuttan yirmi litreye yakın sıvı atılmasına sebep olur. İshali önleyici ilaçlarla önlenmesi mümkün değildir. Ani ve şiddetli ishal ile karşı karşıya kalanların acilen doktora başvurması ve kolera şüphesinden bahsetmesi gerekir.

Kas Krampları

İshalin başlamasıyla birlikte vücuttaki su hızlı bir şekilde dışkı yoluyla atılmaya başlar. Genelde bakterinin vücuda girişinin altıncı saatinden itibaren başlayan ishal ani ve oldukça şiddetlidir. Vücudun olağan fonksiyonlarını devam ettirebilmesi için suya ihtiyacı vardır. Örnek olarak kas hareketleri verilebilir. Suyun hızlı şekilde tahliye ediliyor olmasından dolayı beyin öncelik sıralaması yaparak kaslardaki suyu daha kritik bölgelere tahliye eder. Bu tahliye işlemi sırasında ve sonrasında kaslarda şiddetli kramplar gözlenir. Kramplara herhangi bir kas gevşetici ile müdahale edilmesi fayda etmez. Vücudun kaybettiği suyun yerine koyulması gerekir.

Kısık Ses

Koleranın en tipik belirtilerinden bir tanesi de sesin kısılmasıdır. Kolera hastalığına yakalananların ishal ile birlikte vücuttaki suyu atmaya başlamalarından dolayı vücudun suya ihtiyaç duyan bölgelerinde yoksunluklar ortaya çıkar. Kaslar kadar ses telleri ve boğaz bölgesi de suya ihtiyaç duyduğundan dolayı, suyun tahliye edilmesiyle birlikte ses tellerinde de fonksiyon kayıpları ortaya çıkar. Kişisinin sesi kısılır ve tizleşir. Bu tizleşmenin ortadan kalkması için hastanın, vücudundan kaybettiği suyu ve elektroliti yerine koyması gerekir.

Tansiyonun Düşmesi ve Nabız Hızının Artması

Bilindiği üzere tansiyon, kan basıncını ifade eder. Kanın damarlarda ne kadar bulunduğu ve hangi hızda aktığı tansiyonun belirlenmesini sağlar. Nabzın atım hızı da tansiyonla doğrudan ilintilidir. Vücudun su kaybetmeye başlamasıyla birlikte kanın da yoğunluğu azalır. Kalp kanı ihtiyaç olan bölgelere ulaştırabilmek için daha çok atım yapar. Bununla birlikte tansiyon düşer ve nabız yükselir. Tansiyonun düşmesi vücut üzerinde halsizlik, bilinç kaybı gibi sorunlara yol açabilir. Tansiyonun normal seyrine dönebilmesi için hastanın kaybettiği suyu yerine koyması gerekmektedir.

Aşırı Susama

Vücudun sinir reseptörleri fiziksel olarak su ihtiyacını saptayarak sürekli beyine bildirir. Kolera hastalarında ishalle birlikte suyun atılmasıyla beraber susuzluk durumu ortaya çıkar. Sinirler aracılığıyla iletin sinyaller doğrultusunda vücut susama sinyalleri vermeye başlar. Susuzluk diğer tüm belirtilerin sebebi konumundadır. Hastanın aşırı susuzluk hissinden kurtulabilmesi için ciddi derece sıvı takviyesi yapması gerekir.

Kolera Hastalığı Risk Faktörleri

Çoğu bakteriyel hastalıkta olduğu gibi kolerada da çeşitli risk faktörleri bulunur. Bu risk faktörleri ulusal politikalar ve kişisel mücadele ile en aza indirgenebilir. Risk faktörleri insan – su ilişkisinden doğar. Bilindiği üzere kolera vibrio cholerae adı verilen bakterinin insan vücuduna geçmesi sonucu ortaya çıkan, tedavi edilmediği takdirde oldukça ölümcül olabilecek tehlikeli bir hastalıktır. Bu hastalığın tedavisi imkanlar dahilinde oldukça kolay olsa da imkanların sağlanamadığı durumlarda bir o kadar zordur. Hastalığın risk faktörü olarak sayılabilecek iki durum bulunur. Bunlardan birincisi ilgili bakteriyi taşıma ihtimali bulunan alanlarda su ile temasa girmek; ikincisi ise deniz mahsullerini yeteri kadar pişirmeden tüketmektedir. İlk durum bir salgın ortaya çıkarabilirken ikinci durum salgına sebep olmaz. Risk faktörlerinin en aza indirilmesi için bu iki duruma azami şekilde dikkat edilmesi gerekir. Suyun ilgili bakteri bakımından zengin olma durumu hesaba katılarak kaynatılması ve kaynatıldıktan sonra tüketilmesi veya kullanılması gerekir.

Kolera Hastalığı Komplikasyonları

Kolera hastalığının ölümcül olma sebebinin başında ortaya çıkardığı komplikasyonların ölümcül olması gelir. Ayrıca çok hızlı şekilde gelişmesi de komplikasyonların etkisini büyük oranda artırır. Günümüzde koleranın tanı ve tedavisi açısından büyük gelişmeler sağlanmış olsa da diğer bazı hastalıklar ile koleranın belirtilerinin karıştırılıyor olmasından dolayı erken tanı ve tedavi imkanı ortadan kalkmaktadır. Ayrıca tıbbi imkanlara ulaşım imkanı bulunmayan bölgelerde de koleraya bağlı ölümler günümüzde dahi sürmektedir. Dünya Sağlık Örgütü ve UNICEF öncülüğünde bu imkansızlıkların ortadan kaldırılması için çalışmalar yapılıyor olsa dahi yeterli gelmediği hastalığın ölüm oranlarından çıkarılabilmektedir.

Dehidrasyon

Koleraya sebep olan bakterinin vücuda girmesinden yaklaşık altı saat sonra ince bağırsakta problemler ortaya çıkar. Epitel hücrelere kamçısı yardımıyla yaklaşan vibro cholerae, zehirli toksinlerini salgılayarak epitel dokunun içerisindeki tüm suyu bırakmasını sağlar. Tüm epitel hücrelerin suyu bırakmaya başlamasıyla birlikte şiddetli ishal gözlenir. Bu ishal günde yirmi litreye varan su kayıpları olarak kendini gösterir. Suyun bu kadar hızlı ve yoğun atılıyor olmasından dolayı vücutta dehidrasyon görülür. Vücudumuz günlük faaliyetler içerisinde de oldukça fazla sıvı kaybeder. Ancak susama hissinin gelmesiyle ve suyun tüketilmesiyle beraber bu kayıp ortadan kalkar. Dehidrasyon vücudun aldığından daha çok suyu kaybetmesi ve kaybettiği sıvıyı yerine koyamaması sonucu ortaya çıkan oldukça ciddi bir problemdir. Suyun varlığı hem hücre fonksiyonlarının yerine getirilmesinde hem de vücudun mineral dengesinin korunmasında oldukça büyük önem taşır. Kolera sonucu ortaya çıkan su kaybı dehidrasyon sınıflandırması içerisinde en şiddetli olandır. Vücudun sıvı kaybı saatte bir litreyi bulabilir. Koleranın sebep olduğu ölümlerin birçoğu dehidrasyona bağlı olarak gelişir. Bu sebepten ötürü aşırı sıvı kaybının olduğu durumlarda doktora başvurulmalı ve sıvı – mineral açısından zengin serumlar tüketilmelidir.

Metabolik Asidoz

Epitel hücrelerdeki sıvı kaybına çeşitli iyonların kaybı da eşlik eder. Bu iyonlar arasında en önemlilerinden birisi bikarbonattır. Bikarbonatın temel görevi vücudun asit – baz dengesini kurmaktır. Bikarbonat iyonlarının hızlı şekilde vücudu terk etmesiyle birlikte asit miktarında artış gözlenir. Bu durum da metabolik asidoza sebep olur. Metabolik asidozun varlığından dolayı da kandaki pH dengesi bozulur. Metabolik asidoz çeşitli belirtiler verir. Bu belirtilerin etkisi şiddetli ishalle birlikte oldukça fazla hissedilir.

  • Nabız düşük tansiyona da bağlı olarak hızlanır. Göğüs bölgesinde ağrı ve baskıyla birlikte nefes darlığı hissedilir.
  • pH dengesinin bozulmasıyla birlikte sürekli mide bulantısı hissedilir.
  • Bilinç kaybı ve bilinç kaybına bağlı gelişen bayılma durumu ortaya çıkabilir.

Böbrek Yetmezliği

Böbrekler vücudun her iki yanında, fasulyeye benzer bir formda yer alan, vücudun sağlıklı tutulabilmesi için kritik önem taşıyan organlardır. Koleraya bağlı gelişen şiddetli ishal ile vücuttaki sıvı miktarı oldukça yüksek seviyelere çıkar. Günlük yirmi litreye varan sıvı kaybından sonra, görevini yapması için yüksek miktarda suya ihtiyaç duyan böbreklerde fonksiyon kayıpları yaşanır. Acilen müdahale edilmediği takdirde böbrek yetmezliğine bağlı ölüm riski dahi ortaya çıkabilir.

Hipovolemik Şok

Kolera hastalığına bağlı olarak gelişen ishalle birlikte yüksek miktarda sıvı vücudumuzdan atılır. Vücudunun yüzde yetmiş beşi sıvı olan herhangi bir insanda bu miktarın yüzde yirmisi atıldığında hipovolemik şok gerçekleşir. Bu şok yaşamın devamlılığını ciddi derecede tehdit eder. Kalp, sıvı kaybı sırasında atım sayısını artırarak kanı tüm vücuda pompalamaya çalışsa da hipovolemik şokun gerçekleşmesiyle birlikte kan yeteri kadar pompalanamaz. Şokun gerçekleşmesinden sonra organların neredeyse tamamında yetmezlikler baş gösterir.

Kolera Hastalığı Nasıl Önlenir

Koleranın önlenmesi için iki yol bulunur. Bunlardan birincisi hastalığın kaynağı olabileceği düşünülen yerlerden uzak durmak ve hijyeni sağlamak iken ikincisi aşı olmaktır. Günümüzde geliştirilen aşı türleri koleradan ömür boyu korunmak için oldukça yetersiz kalmaktadır. Durağan ve temiz olmadığı düşünülen su kaynaklarından uzak durmak; eğer uzak durulamıyorsa da çeşitli önlemler altında kullanmak gerekir. Suyun doğrudan içilmesinden ziyade önce en az on beş dakika kaynatılması gerekir. Kaynatma işleminden sonra soğutularak tüketilmelidir. Kaynatılan suyun içerisinde bakteriler ölecek ve sağlık için zararsız hale gelecektir. Ayrıca savaş ve afet bölgelerine yapılan ziyaretlerde temiz su kaynağı bulmanın zor olmasından dolayı kişinin yanına bolca su alması gerekmektedir. Bunun dışında koleradan korunmak için başka önlemler de alınabilir. Gıdalar olabildiğince pişirilerek tüketilmelidir. Pişirilemeyen gıdalar ise temiz su ile iyice yıkanmalı ve sonrasında tüketilmelidir. Kabuklu gıdalara hasta birisinin temas etmesi, hastalığın size de bulaşmasına sebep olabileceğinden ötürü olabildiğince kolera hastalarından uzak durulmalıdır.

Kişisel Hijyen

Kişinin kişisel olarak temiz olması ve kendisini kirletebilecek durumlardan uzak durması koleradan korunmak için uygulanabilecek en iyi yoldur. Kolera ile pislik arasında pozitif korelasyon bulunur. Temizliğin olduğu yerlerde koleranın ortaya çıkma ihtimali oldukça düşüktür. Kişisel olarak vücudumuzu temiz tutar ve hastalığı bulaştırma riski bulunan yerlerden uzak durursak hastalığa yakalanmayız.

Temiz Su Tüketmek

İngiliz Dr. John Snow’un, İngiltere’de başlayan salgında yaptığı tespit günümüzde hala geçerliliğini korumaktadır. Kolera salgını su yolları üzerinde gelişen ve yayılan, oldukça tehlikeli bir hastalıktır. Su – insan ilişkisinin doğru kurulması, kolera hastalığının önlenmesi açısından hayati önem taşır. Bireylerin temiz suya erişiminin olmadığı noktalarda kolera salgınlarıyla sıkça karşılaşılır. Savaş ve deprem bölgeleri ile Afrika ve Güneydoğu Asya buna örnek olarak verilebilir. Güneydoğu Asya’da suya erişim problem olmasa da temiz suya erişim oldukça büyük bir problemdir. Altyapıdaki pis su ile temiz su karışmakta; bu karışımdan da kolera bakterileri ortaya çıkmaktadır. Koleradan korunmak isteyen bireylerin kişisel hijyenleri kadar temiz su tüketimine de dikkat etmesi gerekir. Tüketim kasıt sadece içmek değildir. Yıkanmak, çamaşır yıkamak, meyve ve sebzeleri yıkamak da tüketimin içerisine girer. Deriye temas edebilecek her türlü duruma karşı dikkatli olunması gerekir. Ayrıca kullanılacak suyun mutlaka kaynatılması ve soğuduktan sonra kullanılması gerekmektedir.

Kolera Aşısı

Günümüzde koleranın önlenebilmesi amacıyla aşı geliştirilmiştir. Ancak geliştirilen aşı ömür boyu koruma sağlamaktan oldukça uzaktır. En etkili kolera aşısı dahi dört ay gibi kısa bir süreliğine hastalıktan koruyabildiğinden ötürü sadece kolera aşısına güvenerek risk bölgelerinde yaşamak mümkün değildir. Koleraya yakalanmak istemeyenlerin kişisel hijyenlerine ve temiz su tüketimine oldukça fazla dikkat etmesi gerekir. Ülkemizde kolera salgını gözlenmese de kolera salgınının gözlendiği bölgelere yapılacak seyahatlerde mutlaka aşı olmanız gerekir. Günümüzde kullanılan kolera aşısı ağız yoluyla alınmaktadır. Tek dozu dört aylık koruma için yeterlidir. Her ne kadar tam koruma sağlamıyor olsa da hijyene gösterilen azami özenle birlikte kolera olma riski büyük oranda ortadan kalkmaktadır. Aşıyı yaptırabilmeniz için doğrudan aşıya veya aşının etkin maddelerinden herhangi birine karşı alerjinizin bulunmaması gerekir. Ayrıca herhangi başka bir şeye karşı alerjiniz var ise bunu da mutlaka doktorunuza bildirmeniz gerekir. Ayrıca hamile ve emzirenlere de kolera aşısı uygulanmaz. Ayrıca aşının kullanımından on dört gün öncesine kadar sürede antibiyotik kullanımı aşının işe yaramaması riskini doğurur. Sıtma tedavisinde kullanılan ilaçlarla beraber aşının alınmaması gerekir. Aşının alınmasından en az on gün sonra sıtma ilaçlarının tüketimine başlanmalıdır. Kolera aşısından sonra nadir olmakla birlikte çeşitli sorunlar ortaya çıkabilir. Bunları sıralamak gerekirse:

  • Hafif karın ağrısı,
  • Yorgunluk ve bitkinlik hali,
  • Hafif baş ağrısı,
  • Hafif bulantı ve hafif şiddette ishal.

Kolera Hastalığı Hakkında Sık Sorulan Sorular

Koleranın ortaya çıkışı, tarihçesi ve günümüzdeki durumu hakkında bilgiler verip tedavisinin anlatılmasından sonra hastaların kafasında, kendi özel durumlarına göre çeşitli soru veya sorunlar oluşabilir. Daha önceki deneyimler ışığında bu soruların cevaplandırılmasında fayda vardır.

Kolera hastalığı ölüme sebep olur mu?

Kolera hastalığı on dokuzuncu yüzyılın ortalarından itibaren Dünya’da büyük salgınlara ve bu salgınlara bağlı ölümlere sebep olmuş oldukça tehlikeli bir hastalıktır. Tarihsel olarak incelendiğinde önce Hindistan’da sonrasında ise göçler ekseninde bir yol izleyerek Avrupa’da varlığını sürdürmüştür. İngiltere’de başlayan salgına kadar hastalığın nasıl yayıldığına ve sebebinin ne olduğuna dair en ufak fikir olmadığından dolayı korunma ve tedavi yöntemleri de geliştirilememiştir. İngiltere’de başlayan salgınla beraber Dr. John Snow kişisel araştırmasıyla hastalığa kuyu suyunun sebep olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu keşiften sonra hastalıktan bir nebze olsun korunmak; salgın riskinin olduğu zaman ve bölgelerde su kaynaklarından uzak durmak mümkün hale gelebilmiştir. Günümüzde ise hastalığa sebep olan bakteri dahil tüm etmenler tam olarak bilindiğinden; hastalıktan korunabilmek amacıyla aşı geliştirildiğinden ve antibiyotikler ile hastalık kolayca tedavi edilebildiğinden ötürü koleranın o kadar da ölümcül olmadığını söylemek mümkündür. Ancak aşı, antibiyotik ve nitelikli doktor ihtiyacının karşılanamadığı; temiz suya ulaşımın oldukça kısıtlı olduğu bölgelerde kolera tüm yıkıcılığı ile devam etmektedir. Her yıl binlerce ölüme sebep olan bu hastalığa karşı kampanya WHO ve UNICEF tarafından kararlılıkla sürdürülmektedir.

Koleranın tedavisine kaç saat içinde başlanmalıdır?

Koleraya sebep olan parazitin vücuda bulaşmasından altı saat kadar sonra hastalığın ilk belirtileri ortaya çıkar ve büyük bir hızlı şiddetlenir. Hastalığa dair ilk belirtilerin ortaya çıkmasından itibaren doktora başvurulmalı ve tedavi başlanmalıdır. Belirtiler ortaya çıkmadan önce hastalığa dair emare olmadığından dolayı tedaviye başlanması da oldukça düşük bir ihtimaldir. Yapılacak tedavi ile rehidrasyon (kaybedilen sıvının yerine koyulması için elektrolit bakımından zengin sıvı tüketimi) tedavisine ve eşzamanlı olarak antibiyotik tedavisine başlanır. Hastalığın tamamen ortadan kalkması yaklaşık bir haftayı bulsa da hızlı müdahalelerde hastanın sosyal yaşamında herhangi bir kayıp yaşanmaz. Ayrıca dehidrasyon ve böbrek yetmezliği gibi gayet ciddi sorunlar da görülmeden hastalık tedavi edilmiş olur. Kolera olan hastaların tedaviden sonra ellerini iyice yıkamaları ve dışkıları ile olabildiğince az münasebete girmesi gerekir. Bunun sebebi hastalığı ortaya çıkan parazitlerin tedaviden bir hafta sonra dahi dışkıda görülebiliyor olmasıdır.

Kolera nasıl bulaşır? İnsandan insana bulaşması mümkün müdür?

Koleraya sebep olan bakteriler durgun sularda yaşarlar. İnsanın bu suyla herhangi bir işini yapması, hastalığı kapması için yeterli sebeptir. İnsana bulaşan kolera bakterileri ince bağırsağı etkisi altına alarak şiddetli ishale sebep olur. İshal ile atılan dışkının temas ettiği her ortam hastalığın yayılabileceği alanlar olarak kayda geçer. Hastalığın insandan insana geçmesi oldukça nadir bir durumdur. Ancak insanlar arası kurulan ilişkiler ile hastalığın başka bir yol üzerinden diğer insana bulaşma riski oldukça fazladır.

Kolera hangi bölgelerde görülür?

Kolera genelde temiz suya erişimin oldukça kısıtlı olduğu Afrika; altyapının yetersiz olduğu Haiti ve yine temiz suya erişimin oldukça kısıtlı olduğu Hindistan gibi bölgelerde görülür. Koleranın ülkemizde görüldüğü tarihler oldukça eskidir. Günümüzde koleranın salgın oluşturma ihtimali oldukça düşüktür. Ülkemizde görülen kolera hastaları genelde seyahat yoluyla bu hastalığı kapan kişilerdir.

Kolera evde tedavi edilebilir mi?

Koleranın tedavisinde iki yol izlenir. Bunlardan birincisi hastalığa sebep olan bakterilerin ölmesini sağlayan antibiyotikler; ikincisi ise hastanın ishal ile kaybettiği suyu kazanmasını sağlayan rehidrasyon tedavisidir. Rehidrasyon tedavisi sırasında hastaya elektrolit bakımından zengin sıvı verilir. Bu sıvının ev ortamında da verilmesi mümkündür ancak karışımın doğru ayarlanması oldukça büyük önem taşır. Antibiyotik tedavisinin ise ev ortamında yapılma ihtimali olmadığından dolayı, kolera şüphesi taşıyan hastanın mutlaka doktora başvurması gerekir.

Kolera hastalarına nasıl yaklaşılmalıdır?

Koleraya sebep olan bakteriler insandan insana bulaşmaz. Ancak kolera hastalarının dokunduğu meyveler, tuvaletlerini yaptıkları alanlar bakterinin yaşam alanı haline gelebilir. En azından tedavi süreci başarıyla yapılana kadar kolera hastalarını diğer insanlardan izole etmek hastalığın kontrol altına alınabilmesi ve yayılmaması için iyi olacaktır.

Kolera tedavisinde kullanılan ilaçların yan etkileri nelerdir?

Kolera tedavisinde kullanılan ilaçlar yan etkileri oldukça sınırlıdır. Baş ağrısı, hafif karın ağrısı ve kusma hissi bu belirtilerin başında gelir. Kolera hastalığında bu belirtilerin oldukça şiddetli olduğu düşünülürse yan etkilerin oldukça sınırlı olduğu rahatça söylenebilir.

Kolera tedavisi ne kadar sürer?

Koleranın tedavi edilmesi yaklaşık bir haftayı bulur. Bu bir haftalık süre boyunca hasta antibiyotikler ile tedavi edilir. Ayrıca ishalin sona erdiği süreye kadar da sıvı takviyesiyle tedavi desteklenir. Koleranın vücuttan tam olarak atılması yaklaşık bir haftayı bulabilir.

Kolera hastalığı kişinin günlük yaşamını nasıl etkiler?

Hastalığın belirtilerini vermeye başlamasıyla birlikte eğer tedavi edilmez hastalık ölüm riskini dahi doğurabilir. Tedaviye başlayana kadar geçen sürede hasta çoğu zaman tuvalete dahi gidemeyebilir. Günlük olarak yirmi litreyi bulan sıvı kaybından dolayı hasta aşırı dehidrasyona maruz kalır. Bu yüzden kolera hastalığı süresince herhangi bir sosyal yaşamdan bahsetmek söz konusu değildir.

Kolera hastaları tedaviden sonra ne zaman tam olarak iyileşir?

Kolera hastalarının tedavisi yaklaşık bir hafta sürer. Bu tedavi süresinin sona ermesi ve kolera bakterilerinin vücudu tamamen terk etmesiyle hastalığın tamamen iyileştiği kabul edilir. Akut belirtiler hastalığın ilk günlerinde tamamen yok olsa da hastalığa sebep olan bakteriler insanın dışkısında bir hafta kadar gözlenebilir.

Gebe hastaya tedavi nasıl uygulanır?

Hastalığın tedavisinde kullanılan bazı antibiyotikler gebeler için uygun olmadığından dolayı kullanılmaz. Gebelere uygun antibiyotikler ve rehidrasyon tedavisi yardımıyla kolera hastalığı tedavi edilir.

Kolera hangi yaş gruplarında görülebilir?

Koleranın görülebilmesi için özel olarak bir yaş grubunun söylenmesi mümkün değildir. Ancak çocuklarda ve yaşlı insanlarda daha etkili olduğu bilinmektedir. Ayrıca gebeler içinde oldukça büyük tehlike oluşturur.

Kolera hastalarının sigara kullanmasında herhangi bir sakınca var mıdır?

Kolera hastalarının sigara kullanmasında doğrudan herhangi bir sakınca bulunmasa da sigaranın bağışıklık sistemini zorlayan oldukça zararlı bir madde olduğu bilinen bir gerçektir. Bu yüzden kolera hastalarının sigara tüketmemesi tavsiye edilir.

Kolera hastalığı nasıl fark edilir?

Hastalık şiddetli ishale eşlik eden kusmayla birlikte oldukça rahat bir şekilde fark edilebilir. Birçok mide – bağırsak problemi ishale sebep olsa da kusma ve ishalin beraber görüldüğü nadir hastalıklardan biri koleradır. Koleranın sebep olduğu ishal saatte bir litreye varan sıvı kaybını ortaya çıkarabilir.

Kolera hastalığı hangi sistemin hastalığıdır?

Kolera hastalığının etki mekanizmasını ince bağırsaklara yerleşen bakteriler oluşturmaktadır. Bu açıdan değerlendirdiğimizde mikrobiyolojik bir hastalık olarak görmek mümkündür. Ancak etkilediği alan ince bağırsak olduğu için kolera hastalığının sindirim sistemi hastalığı olduğunu söylemek mümkündür.

Kolera hastalığı nedir ve ne anlama gelir?

Kolera özel bir bakterinin ince bağırsak florasına yerleşmesiyle başlayan ve tedavi edilmediği takdirde ölümcül sonuçlar doğuran tehlikeli bir hastalıktır. Hastalığa sebep olan bakteri insandan insana bulaşma kapasitesine sahip olduğundan dolayı ciddi tehlike oluşturmaktadır. İnce bağırsağa yerleşmesinden sonra sıvı emilimini sağlayan bölgeleri nötralize ederek sıvı içeriğinin atılmasına sebep olur. Sıvı açısından fakirleşen vücutta dehidrasyon belirtileri ortaya çıkar.

Kolera mantar hastalığı mıdır?

Kolera, mantar değil bakteri hastalığıdır. Hastalığa sebep olan bakteri oldukça bulaşıcıdır. İçme suyunun kirlenmesinden dolayı ortaya çıkar ve hızla yayılır. Hastalığın tedavisinde de mantar ilaçları değil bakteri ilaçları kullanılır.