İnsülin Direnci

İnsülin Direnci
İnsülin Direnci

 

Vücut birçok sistemin iç içe geçmesinden oluşan oldukça kompleks bir sistemler bütünüdür. Vücudun gelişimini devam ettirebilmesi ve bunu sağlıklı şekilde yapabilmesi için tüm sistemlerin çalışması yetmez. Sağlıklı şekilde gelişen bir vücut için tüm sistemlerin dengede ve sorunsuz şekilde çalışması gerekir. Solunum, organ faaliyetleri, sindirim ve boşaltım sistemi… Oldukça hassas olan bu sistemler üzerindeki dengenin sağlanması ve vücudun o an içerisinde bulunduğu koşula göre dengeye getirilmesi oldukça zordur.

Vücudun tüm sistemleri dışsal etkilere karşı oldukça hassastır. Dışarıda havanın soğuması ya da ısınması dahi vücudun sistemleri üzerinde baskı oluşturur ve bu baskıdan dolayı tüm dengelerin değişmesi gerekir. Vücudun dengelerinin değiştirilmesi için evrimleşmiş özel yapılara hormon adı verilir. Hormonlar vücudun kimyasal dengesinin sağlanması, vücut fonksiyonlarının sürdürülmesi gibi birçok faaliyetten sorumludur. Oldukça hassas olan bu yapılar bir o kadar da çeşitlidir. Vücudumuzu etkisi altına olan birçok hormon ve hormon benzeri yapı bulunur. Günümüzde bu yapıların ayrımı yapılmış olsa da bazı hormon türlerinin tam olarak hangi kimyasal süreci tetiklediği çözülememiştir. Yani hormonları ve hormon faaliyetlerini günümüzde dahi karanlık bir alan olarak değerlendirmek mümkündür.

Hormonlar genelde protein içerirler. Bazı hormonlar ise protein içermediklerinden dolayı özel bir konumda yer alırlar. Hormonların salgılanmasından bezler sorumludur. Vücudun kritik noktalarına yerleşen bu bezler içinde bulundukları fiziki ve psikolojik duruma; onlara etki eden faktörlere göre hormon faaliyetlerini sürdürürler. Hormonların üretildiği bezlerde kan damarı ağı oldukça gelişmiştir. Bunun sebebi, bezlerde üretilen hormonların anlık olarak kana karışabilmesinin sağlanmasıdır.

Hormonlar hipofiz, timüs, epifiz, eşey, paratiroid, tiroid, böbrek üstü ve pankreas bezleri tarafından üretilir. Pankreas aynı zamanda organ olarak da değerlendirilmektedir. Üretilen hormonların kana karıştıktan sonra etkin hale gelebilmesi için bu hormonları algılamak üzerine evrimleşmiş olan reseptörlere ihtiyaçları vardır. Reseptörler hormonları yakalayan ve hormonların görevlerini yerine getirmesini sağlayan özel yapılardır. En az hormonlar kadar reseptörlerin durumu da vücut kimyası üzerinde etkilidir.

Hormonların üretim, dağıtım ve etkinleşme sürecinde herhangi bir sebeple meydana gelen değişmeler (hem aşağı hem yukarı yönlü) vücudun fiziksel ve psikolojik yapısında bozulmalar oluşturur. Yani hormon seviyesinin ideal seviyeye yakın olması beklenir. Hormonlar, vitaminler gibi fazla olduklarında böbrekler tarafından süzülüp atılabilecek yapılar değillerdir. En önemli hormonlardan birisi insülin hormonudur ve bazı durumlarda oldukça fazla salgılanabilmektedir. Böbrekler tarafından atılamayan insülin hormonu zaman içerisinde oldukça tehlikeli bir hâl alabilmektedir.

İnceleyen ve onaylayan: Uzm. Dr. Sema Tutar Pişkinsüt

İnsülin Direnci Hakkında

İnsülin kandaki şeker miktarının düzenlenmesi amacıyla salgılanan oldukça özel bir hormondur. Kandaki şeker miktarının fazla olması durumunda insülin daha fazla salgılanmakta; kandaki şeker miktarının azalmasıyla bu salgılama faaliyeti yavaşlamakta ve durmaktadır. Yani insülin hormonunun salgılanmasında kandaki şeker seviyesinin etkisi doğrudandır.

Vücudun sağlıklı şekilde yaşamını devam ettirebilmesi için şekere ihtiyacı olup olmadığının tartışması günümüzde dahi sürmektedir. Genel kanı, çok ufak miktarda şekere ihtiyaç duyulduğu yönünde olmakla beraber vücudun şekere en ufak ihtiyacı olmadığını söyleyen uzmanlar da bulunmaktadır. Tarihsel olarak şekerin yiyeceklerden süzülüp rafine halde sunulması diye bir durum söz konusu değildi. Tarihte yaşayan insanların vücutlarının sağlığının daha iyi olması, dişlerinde çürüme olmaması gibi faktörler vücudun şekere ihtiyacının sanılandan daha az olduğunu kanıtlar niteliktedir.

Şeker oldukça tehlikelidir ve mutlaka kontrol altına alınması gerekmektedir. Vücuda şeker alımının sürekli ve gerekenden fazla olması durumunda birçok sorun ortaya çıkar. Bu sorunları azaltmak ve mümkünse ortadan kaldırmak için vücut tarafından, daha doğrusu pankreas tarafından insülin hormonu salgılanır. İnsülin hormonunun yetersiz kalması veya insülin hormonuna direnç gelişmesi durumunda ise vücut birçok problemle baş başa kalır. İç organlar yağlanır, diyabet riski artar, kalp – damar hastalıkları riski artar, damar sertleşmesi görülür, kolesterol dengesi bozulur, diş sağlığı bozulur.

Bu açıdan değerlendirildiğinde kan şekeri seviyesinin vücudun genel sağlığı üzerinde oldukça etkili olduğu söylenebilir. Bu seviyenin kontrol edilebilmesinde kullanılan tek hormon insülin değildir. Birçok hormon kullanılır ancak en önemlileri insülindir. İnsülin pankreas tarafından üretilir. Pankreasta bulunan beta hücreleri insülini anlık olarak üretmekten sorumludur. Yine pankreas tarafından, alfa hücrelerinde üretilen başka hormonlar da bulunmaktadır. Beslenme yoluyla alınan glikozun hücreler tarafından kullanılabilmesi için insülinin salgılanması ve glikoz ile bağ kurması gerekir. Sonrasında ise hücrelerde bulunan insülin reseptörleriyle bağlantı kurulması, glikozun hücreye transfer edilmesi gereklidir. Sağlıklı bir insanın şeker tüketimi sınırlı olacağı için vücutta üretilen insülin bu şeker miktarını hücrelere taşımak için oldukça yeterlidir. Hücrelerde de herhangi bir direnç gelişmemektedir.

Alınan şeker miktarının fazla olması durumunda vücut bu şekerleri kullanabilmek, vücuda zarar vermelerini engellemek için anlık olarak insülin salgılamaya başlar. Eğer bireylerin şeker tüketimi sürekli olarak normalden fazla olduğu hallerde insüline karşı direnç gelişebilir. Vücut direnci kırmak için pankreas tarafından sürekli olarak normalden fazla insülin üretmeye başlayacaktır. Normalde X miktar insülin ile hücreye taşınan şeker 3X miktar insülin ile taşınabilir hale gelir.

İnsülin Direnci Nedir

Günümüzün yaşam şartları bazı hastalıkların daha fazla görülmesine sebep olmaktadır. İş yaşamı, şehir yaşamı, beslenme alışkanlıkları, spor alışkanlıkları, ikili ilişkiler ve daha niceleri. İstatistiksel olarak kanser ve kalp sorunlarından sonra en çok görülen hastalık olarak insülin direnci sıralanmaktadır. Birçok faktörden beslenerek ortaya çıkan bu hastalık aynı zamanda hayatı tehlikeye sokan birçok hastalığın da sebebi olmaktadır. Sebepleri ve sonuçları açısından değerlendirildiğinde ciddiye alınması gereken hastalıkların başında gelmektedir.

Tıbbi olarak IR veya insülin rezistansı olarak adlandırılır. Bilindiği üzere rezistans direnç anlamına gelmektedir. Kana karışan glikozun veya diğer şeker türlerinin hücrelere taşınabilmesi ve buralarda değerlendirilebilmesi için insüline ihtiyaç vardır. Gıdalar aracılığıyla şeker alınmasından sonra pankreas anlık olarak insülin hormonu salgılamaya başlar. Salgılanan hormon miktarı ile alınan şeker doğru orantılıdır. Şeker alımının sürekli yüksek miktarlarda olması durumunda pankreasta sürekli olarak yüksek miktarda insülin salgılamaktadır. Zaman içerisinde, karmaşıklığı tam olarak kestirilemeyen sebepler bütününden dolayı hücrelerde bulunan insülin reseptörleri insülin hormonlarına cevap vermeyi kesmektedir. Yani şeker ile bağ kuran insülin hormonları, reseptörler cevap vermediği için şekeri hücrelere yakılması için aktaramamaktadır. Bu durum başlarda çok daha fazla insülin salgılamak şeklinde çözülse de zaman içerisinde çok fazla insüline dahi direnç geliştirilebilmektedir. Yani en kısa haliyle hücrelerin insülin hormonlarına tepkisiz kalmasına insülin direnci denmektedir.

Sağlıklı bir insan vücuduna alınması gereken şeker miktarının az olması gerekir. Alınan şekerin de çabuk parçalanan rafine şekerlerden değil, geç parçalanan ve kana yavaş karışan şekerlerden olması gerekmektedir. Bu sağlıklı süreç içerisinde üretilen insülin miktarı da az olmakta; hücreler direnç geliştirememektedir. Direncin gelişmesiyle birlikte normalde X kadar insülin hormonu ile yapılabilen işlemler 3X kadar insülin ile yapılabilmekte; zaman içerisinde de bu miktar hızla artmaktadır. İnsülin direncinin çok fazla olduğu kişilerde insüline olan ihtiyaç o kadar fazladır ki pankreas tarafından bu ihtiyaç karşılanamamaktadır.

İnsülin seviyesinin kontrolsüz olarak yükselmesine ve direnç gelişmesine sebep olan tek durum şeker tüketiminin yüksek olması değildir. Aşırı kilolar, sigara kullanımı, insülinoma, cushing sendromu, früktoz ve galaktoz intorelansı da kandaki insülin hormonu miktarının kontrolsüz olarak yükselmesini sağlayabilmektedir. Özellikle kontrolsüz şekilde insülin hormonu üreten tümörler yüzünden insülin direnci gelişimlerine sıkça rastlanmaktadır.

İnsülin direnci sonunda birçok olumsuz durum ortaya çıkar. Bu olumsuz durumlar da insülin direncini destekler. Yani insülin ile ilgili her türlü olumsuz durum için aynı zamanda bir döngüden söz etmek mümkündür. Aşırı kilolar insülin direnci gelişme ihtimalini artırırken; insülin direncinin gelişmesi de aşırı kilo alımını hızlandırır. Yani müdahale edilmediği takdirde sonsuz bir döngüye girilmesi söz konusudur.

İnsülin direnci obezite, diyabet, kalp hastalıkları, kanser, kolesterol sorunları, hipertansiyon, metabolik sendrom, üreme sorunları ve adet düzensizliklerine sebep olur. Tüm bu durumların ve hastalıkların ortaya çıkmasının ardından insülin direnci de daha hızlı şekilde gelişir. İnsülin direnci genelde TİP 2 diyabet gelişiminin başlangıç aşaması sayılır. O yüzden insülin direncinin erkenden teşhis edilmesi diyabet hastalığının önlenmesi için oldukça önemlidir.

İnsülin direncine sebep olan bazı durumların Türkiye toplumunda çok yüksek oranlarda bulunması, dünya ortalamasının oldukça üzerinde sayılarda insülin direnci vakası ile karşılaşılmasına sebep olmaktadır. Yapılan çalışmalara göre insülin direncinin gelişmesine sebep olan metabolik sendromların oranı %33; sigara kullanım oranı %31; yirmi yaş ve üzerinde insülin direnci oranı %27; kadınlarda aşırı kilo sorunları %50 ve üzerindedir. Tüm bunlar insülin direnci ile diyabetin gelişme riskini artırmaktadır.

İnsülin Direnci ve Diyabet Arasındaki Bağlantı Nedir

Kan şekerindeki yükselmeye bağlı olarak gelişen insülin direnci ve insülinin işlevsiz kalmasına sebep olan süreç ile diyabet birlikte değerlendirilir. Tıbbi olarak insülin direncinin varlığı diyabetin başlangıcı sayılır. Yani insülin direnci diyabetin göstergesidir. İnsülin direncinin en çok ortaya en çok çıkardığı komplikasyon TİP 2 diyabet olsa da tek değildir. O yüzden insülin direncinin gelişmesi doğrudan diyabetin ortaya çıkacağı anlamı taşımaz. İnsülin direnci gelişmesi ve kontrol edilememesi süreci oldukça uzun süreler sonunda diyabetin ortaya çıkmasına sebep olur. Diyabetin hızlı bir şekilde ortaya çıkabilmesi için insülin direnciyle beraber diğer bazı faktörlerin de hastada bulunması gerekmektedir. Vücut durumu, psikolojik durum, hayat koşulları, genetik yatkınlık, alkol ve sigara kullanımı gibi… Tüm bunların bir bileşkesi sonucunda insülin direncinin daha ileri bir komplikasyonu sayılan diyabet ortaya çıkar.

İnsülin Direnci Nedenleri

İnsülin direncinin oluşmasına katkıda bulunan faktörlerin bir veya birden fazla olması durumu, insülin direncinin gelişim sürecini etkiler. Tek faktör çok uzun sürelerde insülin direncini oluşturabilecekken; birden fazla faktör çok daha kısa sürede insülin direncinin ortaya çıkmasını sağlayabilir. Aynı şekilde insülin direncinin hızlıca ilerleyip diyabete veya diğer hastalıklara dönüşmesinde de faktör sayısının önemi büyüktür. Vücudun hormon dengesini değiştirebilecek her türlü dışsal müdahale gereğinden fazla sürdüğü takdirde insülin dengesini de etkilemektedir. Aynı şekilde bazı özel durumlar sonucunda insülin direncinin gelişmesi söz konusu olabilir.

Günümüzde insülin direnci veya diyabeti olan hastalar üzerinde yapılan çalışmalar sonucunda başlıca hastalık sebebinin genetik faktörler olduğu görülmektedir. Ayrıca beslenme alışkanlıkları ile yaşam tarzı değişkenleri de fazlaca insülin direnci olan hastanın ortaya çıkmasını sağlamaktadır.

Hormonların arasındaki ilişkilerin, hormon faaliyetlerinin ve etkiledikleri – etkilendikleri bölgelerin net olmaması, insülin direncini ortaya çıkaran kompleks süreçlerin karanlıkta kalmasına sebep olmaktadır. Burada sıralanan sebepler tüm IR hastalarının yaklaşık olarak yüzde doksan dokuzunu kapsamaktadır. Bunların dışında kalan yüzde bir ise; hormon faaliyetlerinin tam olarak ortaya çıkarılamamasından, bunun yarattığı gizemin arkasında yatan faktörlerden dolayı görülmektedir. Bir diğer önemli konu ise, insülin direncini oluşturan nedenler ile insülin direncinin sürekli olarak birbirini destekleyen bir ilişkisi olduğudur.

Genetik Faktörler

Vücudun özelliklerinin belirlenmesi, yatkınlıklarının ve yatkın olmadığı durumların netleştirilmesi DNA sarmalları sayesinde olmaktadır. Anne ve babadan alınan kromozomlar yardımıyla vücudun DNA yapıları belirlenmekte; bu DNA yapıları da kişinin hangi kapasiteye, hangi göz rengine, hangi saç tipine, hangi ten rengine sahip olacağı gibi milyonlarca detayı belirlemektedir. Vücudun hangi hastalıklara yatkın olacağının belirlenmesi de DNA yapılarına göre olmaktadır.

Anne ve babada diyabet hastalığının ya da insülin direnci hastalığının olması durumu, çocuklarda da insülin direnci veya diyabet gelişme riskini büyük oranda artırmaktadır. Tam olarak hangi genlerin bu geçişken duruma sebep olduğu bilinmese de çalışmalar büyük bütçeler ile devam etmektedir. Anne veya babada, dedelerde veya ninelerde şeker hastalığına dair emareler çocuklardaki diyabet ya da insülin direnci riskini yüzde seksen kadar artırmaktadır.

Tüm insülin direnci hastaları ile diyabetler arasında yapılan istatistiksel çalışmalara göre tüm vakaların yaklaşık yüzde on kadarı genetik faktörlere bağlı olarak ortaya çıkmakta. Genetik faktörlerle ortaya çıkan insülin direncini ve diyabeti önlemek mümkün olmasa da ortaya çıkma riskini azaltmak; vereceği zararları büyük oranda ortadan kaldırmak mümkündür.

İlaç Kullanımı ve Çeşitli Hastalıklar

Kandaki şeker miktarının dengelenmesi için kullanılan hormonlardan yalnızca bir tanesi olmasına rağmen en önemlisi insülindir. Kandaki insülin hormonu seviyesinin belirlenmesi oldukça hassas süreçlere dayanmaktadır. Alınan şekere yönelik salgılanacak insülin miktarının belirlenmesi yalnızca alınan şeker – insülin miktarı arasındaki ilişkiye göre belirlenmez. Vücudun o an içinde bulunduğu durum, enerji ihtiyacı, diğer hormonlar, vitamin ve mineral seviyesi gibi birçok faktöre bağlı olarak salgılanacak insülin hormonu miktarı belirlenir.

Herhangi bir hastalığa veya ilaç kullanımına bağlı olarak vücudun kimyasının bozulması oldukça olası bir durumdur. Vücudun kimyasında ve hormon dengesinde meydana gelen bozulmadan dolayı insülinin olması gerekenden daha fazla salgılanması söz konusu olabilir. Hastalığın veya ilaç kullanımının uzun süreli, doktor tavsiyesinden uzak bir şekilde devam ettirmesinin sonucu olarak da insülin direnci gelişebilir.

İnsülin direncinin gelişmesine sebep olan ilaç kullanımlarının başında kolesterol ilaçları gelmektedir. Kandaki yağ oranının belirlenmesi, kandaki şeker ve kandaki insülin hormonu seviyesinin belirlenmesi için kritik öneme sahiptir. Steroid ilaçların kullanılması da çok büyük risk oranları çerçevesinde insülin direncinin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.

Metabolik Sendromları

Bazı genetik ve çevresel faktörlere bağlı olarak vücudun metabolizmasını etkileyen çeşitli faktörlerde meydana gelen toplu bozulmalara metabolik sendrom ismi verilmektedir. Metabolik sendrom teşhisi konulan bir kişide şu değerlerin olumsuz bir seyir izlediği gözlenir:

  • Bel çevresi genişler. Genişlemenin temel sebebi bölgesel yağlanmadır.
  • Kan yağlarının aşırı derecelerde yükselmesi. Trigleserid ve kolesterol bu yağlara örnek olarak verilebilir.
  • Kan basıncındaki değişmeler. Hipertansiyon başlangıcı veya ileri seviye hipertansiyon tanısı.
  • Açlık şekerinin değeri. Genelde açlık şekeri yüksek seyreder.

Bu göstergelerin ülkeden ülkeye ve kişiden kişiye; genetik bazı faktörlere göre değişmesi söz konusudur. Genelde yapılan ölçümler ile ekstrem değerlerin anlaşılması oldukça kolaydır. Bir kişide metabolik sendrom gelişmesinin sebepleri sınırsıza yakın olmakla beraber metabolik sendromun ortaya çıkardığı birçok sorun bulunmaktadır. Bu sorunların içerisinde en ön plana insülin direnci gelişimi gelmektedir. Ayrıca kalp – damar sorunları, tansiyon sorunları, diyabet, kist oluşum riskleri gibi oldukça tehlikeli durumlar – hastalıklar ile de karşılaşılabilir. Her geçen gün metabolik sendrom yani şeker hastaları tanılarında artış olmakla aynı zamanda da insülin direnci vakalarında aynı oranda artış gerçekleşmektedir.

Obezite

İnsülin direnci ile obezite arasındaki ilişki yakındır. Obeziteye varmayan aşırı kilo alımları ile insülin direnci arasında da yoğun bir ilişki bulunmaktadır. En genel haliyle kilo alımının ortaya çıkardığı sorunların başında insülin direncinin geldiğini söylemek mümkündür. Bununla birlikte bu yakın ilişki aynı zamanda döngüsel bir ilişkiyi de ortaya çıkarmaktadır. Kilo alımının artması insülin direncini; insülin direncinin artması da aşırı kiloları ortaya çıkarmaktadır. İkisinden birine müdahale edilmediği takdirde oldukça tehlikeli durumların ortaya çıkması söz konusudur. Obeziteyi ya da obeziteye varmayan kilo alımlarını ortaya çıkaran her türlü yaşam tarzı, hastalık ve durum aynı zamanda insülin direncini de ortaya çıkaran faktörler arasında yer almaktadır.

İnsülin direnci gelişen zayıf kişiler sürekli acıkma hissiyatı içerisindedir. Bu acıkma kolay geçen cinsten de değildir. Yani kişi sürekli yemek yiyor olmasına rağmen doymamakta, doymadığını hissetmektedir. Bunun sebebi, kana karışan şekerin hücrelere taşınamıyor oluşudur. Hücrelere taşınamayan şeker dönüştürülerek yağ şeklinde vücudun genelde bel bölgesinde saklanmaktadır. Özellikle hızlı parçalanan yani bağırsaklardan hızlı bir şekilde kana karışan yiyeceklerin tüketilmesi durumunda kan şekerinin hızla artmasına bağlı olarak insülin direncinin gelişimi de hızlanmaktadır. Obezite hastalarının kilo vermeleri, az öğünle beslenmeleri, hastalığın tehlikeli sınırından uzaklaşana kadar da günün belirli saatlerinde aç kalmaları gerekmektedir.

Gebelik

Vücuttaki hormon dengesi ile insülin dengesi ve insülin hassasiyeti arasında bağlantı bulunmaktadır. Vücudun tüm fonksiyonlarını düzenleyen hormonlardaki ufak değişmeler dahi insülin miktarını ve insülinin yaptığı iş miktarını değiştirmektedir. Hamilelik gibi, hormon faaliyetleri ve seviyeleri açısından oldukça değişken olan bir dönemde, hormonların değişmesine bağlı olarak insülin direnci gelişebilmektedir. Hamileliğin özellikle son dönemlerinde gebelerin insüline olan dirençleri maksimum seviyededir. Yani hücrelere kan şekeri taşınamamaktadır.

Gebenin diğer insülin direnci risk faktörleri açısından zengin olması, hamilelik süresince insülin direnci gelişme riskini artırır. Örneğin annenin aşırı kilolu olması, insülin direncinin gelişmesini neredeyse garantiler. Bunun dışında kalanlarda ise insülin direnci gelişmeme ihtimali de bulunmaktadır. Özellikle belirtilerin ortaya çıktığı, doğumun yaklaştığı zamanlarda şeker yükleme testi ile annenin insülin direnci olup olmadığı ölçülebilir. Annede insülin direnci gelişmesiyle beraber bebeğin beslenmesinde de sorunlar ortaya çıkabilir. Bu gibi sorunların olmaması için destekleyici tedaviler ile gebelik süreci en azından insülin direnci açısından sorunsuz hale getirilmeye çalışılır.

Yaşam Tarzı ve Stres

İnsülin direnci ile kilo; kilo ile de yaşam tarzı arasında derin bir bağlantı bulunmaktadır. Kan değerleri, hormon değerleri, hormon faaliyetleri ve daha niceleri kişinin yaşam tarzına göre şekillenmekte; bu yaşam tarzına uyum sağlamaya çalışmaktadır. Günümüzde insanların yaşamakta olduğu hayat görece hareketsizdir. Belirli bir kesim dışında kalanlar masa başı işlerde çalışmakta; evrelerine gittiklerinde de hareket etmemektedirler.

Beslenme alışkanlıkları da kan değerleri ile hormon seviyelerinin belirlenmesinde oldukça önemlidir. Özellikle insüline verilecek tepkinin belirlenmesi noktasında beslenme alışkanlıklarının önemi daha da artmaktadır. Günümüzde tüketin gıdaların büyük bir bölümünü rafine gıdalar oluşturmaktadır. Rafine gıdaların parçalanması, sindirilmesi ve kana karıştırılması daha kolaydır. Ayrıca şeker bazlı, yapay şeker bazlı beslenmenin oldukça fazla olması kan şekerinin artmasını sağlamaktadır. Sağlıklı bir insanın tüketmesi gerekenden onlarca kat şekerin vücuda alınmasıyla beraber pankreasın fonksiyonlarında artış, insülin miktarında artış ve daha birçok tepki ortaya çıkmaktadır. Sağlıklı bir insanda işlemesi gereken süreç bu yanlış beslenmeden ötürü işlememekte; enerjiye anlık olarak dönüştürülmesi gereken şeker dönüştürülerek vücutta saklanmaktadır. Zaman içerisindeki yüksek şeker kullanımına bağlı olarak hücrelerde bulunan insülin reseptörleri, insülin hormonuna tepkisiz kalmakta; insülin direnci oluşmaktadır. Kilo almaya yönelik yapılmasa da buna sebep olan gıda tüketimi de insülin direncinin çok hızlı gelişmesini sağlayan faktörler arasındadır. Obezite hastalarının neredeyse tamamında insülin direnci ve diyabet gelişmesinin başlıca sebebi yağlanmanın ortaya çıkmasından dolayıdır. Kandaki yağların kontrol edilememesi, insülin direncini de ortaya çıkarmaktadır.

Şehir yaşamı ve sosyal ilişkiler, özellikle de ikili ilişkiler başlıca stres unsurları arasındadır. İş yaşamında karşılaşılan sorunlar, beslenme alışkanlıkları ve spordan bağımsız yaşamak stresi artıran unsurlar arasındadır. Kişinin psikolojik durumu ile hormon dengesi arasında yakın bir bağ bulunur. Stres ve depresyonun gelişmesiyle bu denge kolayca bozulabilir. İlk bozulan da tüketim alışkanlıkları ile buna bağlı olarak insülin hormonu olmaktadır. Stres ve depresyonda olanlarda insülin direnci gelişmekte; stres ve depresyonun süresinin artmasıyla da kalıcı hale gelmektedir. Yıldan yıla insülin direncinin vaka sayısı olarak artmasının altında yatan sebep budur. Kişilerin istemedikleri işlerde, spor yapmadan, iyi beslenmeden, yoğun baskı ve stres altında yaşamlarını sürdürmeye devam ediyor oluşları… Tüm bunların bileşkesi olarak bozulan hormon dengesinin ilk göstergesi de insülin direnci olmaktadır.

İnsülin Direnci Belirtileri

Esasen insülin direncinin kendi başına ortaya çıkardığı herhangi bir belirti yoktur. Özellikle anlık direnç artışları ve ilk evre insülin direnci hastalarında belirtilere dair iz bulmak oldukça zordur. Kronik hale gelen, tedavisi güçleşen insülin dirençlerinde dahi belirtileri tespit edebilmek için uzman olmak gerekmektedir. Ortaya çıkan belirtiler herkesin gün içerisinde çok daha farklı faktörlere bağlı olarak yaşayabileceği cinsten olduğu için hastalar tarafından görmezden gelinmektedir.

İnsülin direncinin, TİP 2 diyabet hastalığının başlangıç evresi olduğunu belirtmiştir. Hastalığın insülin direnci olmaktan çıkıp diyabete dönüştüğü günlerde de tüm belirtiler bir anda ortaya çıkar. Belirtilerin hangilerinin ortaya çıkacağı insülin direncinin hangi sebeple ortaya çıktığı ile alakalıdır. Ayrıca yaş, cinsiyet, vücut direnci gibi birçok faktör ortaya çıkan belirtiler ile bu belirtilerin şiddetini etkilemektedir.

Yemek Sonrası Ağırlık ve Uyku Hissi

İnsülin direnci gelişen kişilerde açlık hissi gıda tüketimi ile bastırılabilir cinsten değildir. Kişi yemek yer, kandaki şeker miktarı artar. Tüketilen besinlerin kolay parçalanabilir olması (bağırsaktan kolay geçişi sağlar) kan şekerinin artış hızı etkiler. Kan şekeri miktarının artış hızıyla orantılı olarak pankreasta insülin salgılamaya başlar. Amaç kana karışan şekeri toplayıp hücrelere götürmektir. Henüz insülin direnci gelişmemiş olanlarda bu süreç sorunsuz olarak işletilebilir ancak insülin direnci gelişenlerde durum oldukça farklıdır.

Anlık olarak yüksek miktarda kana geçen şeker sonrasında pankreas insülini salgılamaya başlar. Direnç olduğu için normalin üç – dört katı insülin salgılamasıyla ancak kandaki şeker miktarı azaltılabilir. Bu azalma oldukça hızlı olur. Henüz doyma hissi gelmeden tekrar acıkma hissi ortaya çıkar. Kişinin yemeye meyilli olması da sonsuz bir döngünün ortaya çıkmasına sebep olur. Kişi yedikçe daha da acıkıyormuş hissine kapılır. Yeteri hatta yeterinden daha fazla gıda alınmasına rağmen kandaki şeker miktarının insülin hormonu tarafından dengelenememesi ile bu gerçekleşir. Bu süreç öylesine yoğundur ki yemekten sonra çok yoğun bir ağırlık hissi oluşur, uyku gelir. Kişinin hücrelerinin enerjiyi çok yoğun efor sarf ederek üretiyor olması başlıca sebeptir.

El ve Ayak Titremesi

El ve ayak titremeleri vücudun iki duruma karşı verdiği olağan tepkidir. Birincisi acıkma; ikincisi de kan şekerinin fazla olması. İnsülin direnci olan hastalarda içine girilen döngüden dolayı bu iki durumda oldukça olumsuz seyirlidir. Kişi yemek yiyor olmasına rağmen sürekli aç hissetmekte; pankreas tarafından salgılanan insülin miktarı kandaki şeker oranını azaltmaya yetmemektedir. Hem kişi aç hem de kan şekeri açısından yüksek ve dengesiz değerler izlemektedir. Bunun sonucu olarak da özellikle yemek öncesi ve sonrasında el – ayak titremeleri ile sıkça karşılaşılmaktadır. Bu belirti ileri dereceli insülin direnci olan hastalarda karşılaşılan türdendir.

Kontrolsüz Kilo Artışı

İnsülin direnci olan kişilerde insülin direnci ortaya çıkmasının başlıca sebeplerinden biri kişinin aşırı kilolu olmasıdır. Aşırı kilo dışında kilo almaya meyilli olmakta başlıca insülin direnci oluşumu sebepleri arasındadır. Aynı şekilde zayıf kişilerde diğer faktörlere bağlı olarak insülin direnci ortaya çıkması durumunda yeme – sindirme – doyma – tekrar acıkma sürecinde dengesizlikler meydana gelmektedir. Zayıf kişilerin gıda tüketimi de ekstrem bir durum olmadığı sürece azdır. Bu azlıktan dolayı kana karışan şeker miktarı da azdır. Yani kana karışan tüm şeker insülin tarafından hücrelere kolayca taşınabilmektedir. İnsülin direncinin gelişmesi halinde kişinin hücrelerine yeteri kadar şeker taşınamaz. Taşınması gereken şeker dönüştürülerek vücutta saklanmaya başlar. Bu yağ şeklindeki saklamadan dolayı özellikle bel bölgesinde olmak üzere vücudun neredeyse tamamında yağ birikimi görülür. Kişi kilo alır. Ayrıca doyma hissinin de çok geç gelmesinden dolayı normalde çok az yiyen kişi bunun iki – üç katı tüketmeye başlar. Sonuç olarak vücuda giren kan şekeri miktarı daha da artar; direnç daha da gelişir. Tüm bu sürece bağlı olarak da kilo alımı hızlanır, obezitenin kapısı aralanır.

Genel Halsizlik Durumu

Beslenme yoluyla alınan gıdalardan enerji üretilebilmesi için içlerindeki şekerin yakılması gerekir. Bağırsaklardan süzülen şeker kana karıştırılır ve hücrelere gönderilir. Hücreler ihtiyaçları doğrultusunda bu şekeri kullanır ve sürekli olarak vücudun dinç kalmasını sağlarlar. Herhangi bir sebepten dolayı insülin direnci gelişmesi sonucunda ya şeker hücrelere aktarılamaz ya da aktarılması oldukça fazla efor gerektirir. Normalin üç – dört katı insülin üretiliyor olması da vücuda çeşitli zararlar verir. Tüm bu sürecin sonucunda ise vücutta genel bir halsizlik durumu gözlenir.

Halsizliğe yorgunluk, uyanamama, uyuyamama, beslenme bozuklukları, konsantrasyon ve koordinasyon eksiklikleri eşlik eder. Tüm bunların başlıca sebebi kandaki şekerin hücrelere taşınamıyor oluşudur.

Adet Düzensizlikleri

İşlevsiz kalan yumurtanın vücuttan atılması tamamen hormonların tetiklemesi ile olmaktadır. İlgili hormonların yapacağı atım işlemi oldukça hassas bazı dengelere bağlıdır. Bu dengelerin başında da hormon dengesi gelmektedir. İnsülin direncine bağlı olarak salgılanan fazla insülin vücudun hormon dengesi için oldukça zararlıdır. Kadınlarda görülen insülin direnci sonrasında adet dönemlerinde düzensizlikler meydana gelir. Bazı ileri vakalarda uzun süre adet görememe; zamanında çok önce adet görme gibi sorunlarla karşılaşılabilir. Ayrıca bu hormon dengesizliğine bağlı olarak adet düzensizliklerinin yanında erkek tipi tüylenme ile de karşılaşılabilir. Genel olarak ise tüylerde kalınlaşma ve artış gözlenir.

Cilt Sorunları

Özellikle kasık, koltukaltı gibi bölgelerde olmak üzere derinin katlanma gösterdiği alanlarda koyulaşma ve lekelenme meydana gelir. İleri seviyeli insülin direncinin en sık karşılaşılan sonuçlarından bir tanesi bu cilt lekeleridir. Kozmetik anlamda oldukça büyük sıkıntılar oluştururlar. Sebebi, insülin direncinin bu bölgelerdeki pigment hareketlerine etki edip onların etkisini güçlendiriyor oluşudur.

İnsülin Direnci Tanı ve Teşhis Yöntemleri

İnsülin direncinin başlangıç aşamaları ve orta seviyeleri ortaya herhangi bir belirti çıkarmaktan oldukça uzaktır. Belirtilerden kaynaklanan şekilde doktora başvurulma kısmı genelde insülin direncinin bir komplikasyona yol açarak dönüştüğü zamanlara denk gelmektedir. Bu komplikasyonlardan ortaya çıkması en muhtemel olan diyabet iken aynı zamanda aralarında kanserin de bulunduğu birçok diğer seçenek bulunmaktadır. İnsülin direncinin kesin tanısının yapılması ancak kan testleri ile olmaktadır. Fiziki muayene ve sözlü mülakat ile ancak şüpheler artırılmaktadır.

İnsülin direncinin tespitinde oldukça fazla seçenek bulunur. Bu seçeneklerden bir çoğu kesin tanılar vermekle birlikte oldukça pahalıdır. Bu yüzden kesin tanı vermesine rağmen ucuz olan kan sayımları kullanılmaktadır. Bazı özel durumlarda, kesin tanı veren laboratuvar testlerine başvurmak da mümkündür.

Fiziki Muayene

İnsülin direncinin yarattığı durumun anlaşılması, hastanın şikayetlerinin alınması için fiziki muayene aşaması yapılır. Genelde dahiliye veya varsa endokrinoloji kliniklerinde fiziki muayene yapılır. Hastanın tıbbi öyküsü ile ailesinin tıbbi öyküsü bu aşamada alınır. Ayrıca ileri seviyeli, diyabete dönüşen bir insülin direnci var ise vücut üzerindeki lekelenmeler de fiziki muayene aşamasında aranabilir.

HOMA-IR Testi

HOMA-IR testi insülin direncinin ölçülmesi amacıyla uygulanan ilk testtir ve genelde tek testtir. Hastaya bu testin uygulanmasından sonra kesin tanı konulma ihtimali yüzde doksan dokuzdur. Çok nadir ve gelişimsel farklılıklar gösteren insülin direnci şüphelerinde daha pahalı testlere başvurulmaktadır. Test oldukça basittir.

Hastaya on ile on iki saat arasında aç kalması söylenir. Sürenin tamamlanmasıyla hastadan kan alınır. Kandaki insülin ve kan şekeri miktarı kayıt altına alınır. İlgili değerlerin bulunmasından sonra matematiksel formülde yerine koyulması, kişide insülin direncinin olup olmadığını tespit etmek için yeterlidir.

İnsülin ve kan şekeri değerleri birbirleri ile çarpılır. Ortaya çıkan değer 405’e bölünür. Çıkan sayının 2,5 ve üzerinde olması kişide insülin direnci olduğunun anlaşılmasını sağlar. Oldukça basit, ucuz ve her bölgede uygulanabilir bir test olmasından dolayı sıkça tercih edilir. Hastada insülin direncini gösteren bu test diyabet için yeterli değildir. Diyabet varlığı veya yokluğu içi daha gelişmiş bazı testlerin yapılması gerekmektedir.

Şeker Yükleme Testi (Oral Glikoz Tolerans Testi)

Başta hamileler olmak üzere kişilerde insülin direnci ve diyabeti belirlemek amacıyla kullanılan testtir. Test iki aşamalı olarak icra edilir. Kişiye kan şekeri ve insülin ölçümü yapılır. Sonrasında içerisinde elli miligram şeker olan bir çözelti içirilir. İçirilmesini takip eden birinci saatte kan şekeri ve insülin miktarı tekrar ölçülür. Kişinin şekere olan tepkisi ölçülür. Yapılan ikinci testte değerin 140 mg/dL ve üzerinde çıkması diyabeti; altında çıkması ise normal bir durumu ifade eder. Genelde hamilelerde uygulanmaktadır.

İnsülin Direnci Risk Faktörleri

Hormon dengesinin ve vücudun kimyasal dengesinin insülin, kan şekeri ve insülin direnci üzerindeki etkisi büyüktür. Vücudun hormon dengesini değiştiren kısa dönemli veya uzun dönemli her durum aynı zamanda insülin direncinin risk faktörleri arasında sayılmaktadır. Dolaşım sistemi, sindirim sistemi, dışsal etkiler, vücut tipi, cinsiyet ve daha birçok girdiyi risk faktörü olarak saymak mümkündür.

İnsülin direncinin gelişmesindeki seyir de risk faktörlerin belirlenmesinde önemlidir. Bazı durumlarda kan şekeri anlık olarak yükselmekte; insülin direnci de içerisinde bulunduğu anlık durumdan dolayı kan şekerini düşürememektedir. Böyle anlık durumları ortaya çıkaran durumlar risk faktörü olarak görülmemektedir. İnsülin direncinin risk faktörlerini oluşturanlar, uzun süreli etkileri yavaş yavaş ortaya çıkaranlardır.

Çeşitli İlaçların Sürekli Kullanımı

Çeşitli hastalıkların ve sendromların tedavisinde ilaç tedavisi tek yol olarak karşımıza çıkmaktadır. İlaçların içerisindeki aktif maddeler belirli bir hastalığı veya sendromu iyileştirirken aynı zamanda olumlu ya da olumsuz anlamda vücut kimyasına nüfuz edebilmektedir. Başta insülin hormonu olmak üzere diğer birçok hormon da bu nüfuzdan etkilenmekte; dengesi bozulmaktadır.

Hastalığın veya sendromun tedavisi için kullanılan ilaçların sürekli hale gelmesiyle hormonlardaki bu düzensizlikler de kalıcı hale gelmektedir. İnsülin direncinin gelişmesinin sebepleri arasında kolesterol ilaçlarının kullanımını, steroid ilaç kullanımlarını göstermek mümkündür. Belirli bir aşamadan sonra ilaç bırakılsa dahi ortaya çıkardığı hastalıklardan olan insülin direnci ortadan kalkmamaktadır. Yani geçici ilaç kullanımlarının da insülin direncine sebep olma ihtimali bulunmaktadır.

Yaş

Yaşla beraber bağırsak fonksiyonlarında, pankreas kapasitesinde, hormon dengesinde ve diğer birçok girdide sorunlar ortaya çıkması olağandır. Hormon dengesinin değişmesiyle birlikte insülinin faaliyetlerinde de bozulmalar meydana gelebilmektedir. Alınan kan şekerinin sağlıklı şekilde hücrelere ulaştırılması zorlaşmakta; buna bağlı olarak da insülin direnci gelişmektedir. Özellikle kırk yaşını aşan herkes insülin direnci açısından risk grubu içerisinde yer almaktadır. Uzun süreli, tehlikeli komplikasyonların ortaya çıkmaması için özellikle otuz yaşından itibaren altı ayda bir kez kan şekerinin ölçtürülmesinde fayda vardır.

Uyku Sorunları

Yalnızca gece ya da yalnızca uyku halinde salgılanan hormonlar bulunur. Aynı zamanda hem gece hem de uyku anında salgılanan nadir sayıda hormon da bulunmaktadır. Vücutta hiçbir hormon gereksiz yere salgılanmamakta; genel toplam da vücudun kimyasal dengesini bize vermektedir. Uyku problemlerine bağlı olarak bazı hormonların salgılanmaması halinde vücudun genel olarak kimyasal dengesinde bozulmalar meydana gelir. Bu dengesizliğe bağlı olarak insülin hormonu üretim sürecinde de sorunlar gelişebilir. Aynı zamanda uyku düzensizliğinin beslenmeye de zarar vermesinden dolayı kafein gibi uyarıcılar ile kan şekerinin alımı artabilir. Genel bir pencereden baktığımızda uyku sorunlarının uzun vadede insülin direnci geliştirme riskinin oldukça fazla olduğunu söylemek mümkündür.

Sigara ve Alkol Tüketimi

Sigara ve alkol kullanımının doğrudan insülin direncine ya da diyabete sebep olması söz konusu değildir. Bu iki zararlı tüketim malzemesi dolaylı yoldan insülin direncine ve diyabete sebep olmaktadır. Yapılan istatistiksel çalışmalar, sigara kullananların, kullanmayanlara göre beş kat daha fazla insülin direnci riski altında olduğunu ortaya koymaktadır.

Kalp ve damar sağlığı ile kan şekerinin emilimi, kullanımı noktasında bağlantı bulunmaktadır. Böbrek fonksiyonları, bağırsak fonksiyonları ve diğer sistemler kalp – damar sistemindeki durumdan etkilenmektedir. Sigara kullanımıyla beraber hem hormon dengesi bozulmakta hem de bu damarlarda tıkanmalar ile sertleşmeler meydana gelmektedir. Bu duruma bağlı olarak da kan şekerinin hücrelere taşınması zorlaşmaktadır. Alkol kullanımının günlük olarak sınırlandırılmaması da sigarada olduğu gibi hormon dengesizliklerini ortaya çıkarabilmektedir.

Genetik Riskler

Aile büyüklerinde diyabet veya insülin direnci olması hali, çocuklarda da bu hastalıkların gelişme ihtimalini büyük oranda artırmaktadır. Hormon dengesinin insülin direnci ve diyabet oluşumu üzerindeki etkisi tartışılmazdır. Bu dengeyi belirleyen faktörlerin, yani üretim miktarlarını belirleyen faktörlerin başında da genetik gelmektedir. Genetik faktörlerde iki hastalığa yönelik bir yatkınlık olması halinde insülin direnci ve diyabet gelişme olasılığı oldukça yüksektir. Ailesinde diyabet ve insülin direnci olanların yüzde seksen oranında daha fazla risk altında olduğu söylenmektedir. Günümüzdeki tüm diyabet ve insülin direnci vakalarının yüzde otuzunu genetik faktörlerden dolayı bu hastalıklara yakalananlar oluşturmaktadır.

İnsülin Direnci Komplikasyonları

İnsülin direncine bağlı birçok sorunun, sendromun, hastalığın ortaya çıkma ihtimali bulunur. Vücudun tüm hücreleri üzerinde etkili olma potansiyeline sahip bu hastalığın en bilinen komplikasyonu diyabet oluşumudur. Genelde diyabet tek zannedilse de başka komplikasyonlar da bulunmaktadır. Ayrıca insülin direncinin illa bir hastalığa sebep olması gerekmez. İnsülin direncinin yüksek olarak seyretmesi dışında başka herhangi bir hastalık ortaya çıkarmayan vakalar da vardır ancak bu oldukça düşük bir ihtimaldir. Komplikasyonların ortaya çıkışı ile insülin direncini ortaya çıkaran sebep arasında bağlantı bulunmaktadır.

Diyabet

İnsülin direnci, kandaki şekerin sağlıklı şekilde kontrol edilememesini ifade eden hastalıktır. Bilindiği üzere diyabette aynı tanımı taşır. Yani buradan hareketle diyabet ile insülin direnci arasında yakın bir bağlantı olduğunu söyleyebiliriz. Günümüzde diyabet vakalarının çok büyük bir bölümü TİP 2 diyabete sahiptir. Yani pankreas fonksiyonu kayıplarından değil; insülin direncinden kaynaklanan tipteki diyabet. İnsülin direnci, diyabetin başlangıcı olarak görülmektedir. TİP 2 diyabete sahip olan kişilerin neredeyse tamamı diyabet yolculuklarına insülin direncine sahip olarak başlamışlardır.

Tüm insülin direnci vakalarının yaklaşık olarak yüzde doksanı kendisini diyabet hastası olarak bulmaktadır. Bunun sebebi, insülin direncinin belirti vermeden yaşamını sürdürüyor oluşu ve kritik bir noktada diyabete dönüşüyor oluşudur. Yani insülin direncine sahip olduğunu dahi bilmeyen kişiler uzun bir süreç sonucunda diyabet olmaktadır. Sanılanın aksine insülin direncinin tek komplikasyonu diyabet değildir. En büyük ve ihtimal dahilindeki komplikasyon TİP 2 diyabet olsa da daha tehlikeli ve daha tehlikesiz bazı komplikasyonlar ile karşılaşmak ihtimal dahilindedir.

Aşırı Kilo

Kan şekerindeki dengesizliğin başlamasıyla beraber kişinin beslenme düzeninde de istemediği bazı değişimler meydana gelmektedir. Bu değişimler bilinçli olduğu kadar zorunludur da. Kan şekerindeki anlık yükselmeler ve düşmeler sürekli olarak acıkma ve doyma hisleri arasında gezintiye sebep olmaktadır. Direnç miktarının artmasıyla beraber de sürekli olarak yüksek seviyelerde gezinen kan şekerinden dolayı kişi aşırı kalorili yiyecekleri kontrolsüz olarak tüketmeye başlamakta; yedikçe daha da çok acıkmaktadır.

Tüm bu sürecin sonucu olarak da yağ birikimine ve kontrolsüz tüketim sonucunda aşırı kilolar ile karşılaşılmaktadır. Aşırı kilolu olmak insülin direncini; insülin direnci de aşırı kilolu olmayı tetiklemektedir. Yani özellikle kilo konusunda sonsuz bir döngüden bahsetmek mümkündür.

Pankreas Yetmezliği

Tedavi edilmeyen insülin direncinde, hücrelerin ve insülin reseptörlerinin insüline olan direnci günden güne artmaktadır. Bu artış, kandaki şekerlerin hücrelere ulaştırılmasını oldukça zorlaştırır. Pankreas, kandaki şekeri hücrelere taşıyabilmek için sürekli olarak daha fazla insülin üretme eğilimine girer. Normalde X birim insülin ile yapacağı faaliyetleri 3X hatta ilerleyen zamanlarda 10X insülin ile anca yapar hale gelir. Kişinin hayat tarzını değiştirmemesi, tedavi olmaması sonucunda ise pankreasın üretebileceğinden daha fazla insüline ihtiyaç duyulur. Bu aşamaya gelindiğinde ise pankreasın aşırı çalışmasından dolayı organ yetmezliği ortaya çıkar. Normalde X kadar insülini üretebilecek pankreas çok daha azını, çok fazla efor sarf ederek üretmeye başlar ki bu oldukça tehlikeli bir durumdur.

Kalp – Damar Hastalıkları

İnsülin direnci olan ve özellikle de diyabete dönüşmesi yakın olan hastalarda kalp ve damar sağlığı büyük tehlike altındadır. Glikoz metabolizmasının bozulmasıyla beraber kandaki insülin hormonu miktarı katlanarak artar. Pankreas yüksek seviyelerde üretebildiği sürece, yemeklerde sonra tavan yapacak miktarda insülin hormonu kana salınır. İnsülin hormonunun sürekli olarak fazla olması beraberinde damarlarda sertleşmeyi getirir. Normalde ani değişimlere ayak uydurması, genişleyip daralması gereken damarlar insülin yüzünden hareket edemez hale gelir. Bu sebep ötürü de kan basıncı artar, hipertansiyon ortaya çıkar. Hipertansiyon ise oldukça tehlikeli bir hastalıktır.

İnsülin direncinin gelişmesinden sonra kılcal damarlarda, organlarda ve diğer birçok dokuda tahribat başlar. Tahribat yapılan noktalarında başında da kalp gelir. İnsülin direncine bağlı olarak damarlarda meydana gelen hasarlar, sertleşmeler ve incelmeler kalbin daha çok kan pompalamasını gerektirir. Kalbin sürekli olarak olması gerekenden çok çalışması da zaman içerisinde kalp yetmezliğinin ortaya çıkmasına sebep olabilir. Hipertansiyon, kolesterol hastalığı, kilo alımı gibi faktörlerin bir arada birbirini destekler nitelikle görülmeye başlamasıyla da kalp ve damar sağlığı üzerindeki olumsuz durum katlanarak artar.

Karaciğer Yağlanması

Gıdalardan alınan karbonhidratların parçalanıp kana karıştırılması sonrasında uğradıkları ilk nokta karaciğerdir. Karbonhidratlar karaciğer tarafından glikoza çevrilerek kana karıştırılır. Yani glikoz metabolizmasının çalışmasında karaciğerin yeri oldukça büyüktür.

Karaciğer kana karışan maddelere karşı oldukça hassas bir organdır. Onların etkilerine açıktır. Özellikle kilo alımı, alkol tüketimi gibi sebeplere bağlı olarak karaciğerde yağlanmalarla sıkça karşılaşılmaktadır. Günümüzde ise karaciğer yağlanmasını ortaya çıkaran sebeplerin başında insülin direnci ve devamında diyabet geliyor. Bu yağlanmanın başlıca sebebi karaciğerin karbonhidratları glikoza çevirme süreci değil; insülinin kanda olması gerekenden çok daha fazla olması.

Polikistik Over Sendromu

İstatistiksel olarak incelendiğinde, polikistik over sendromu yaşayanların yaklaşık olarak yüzde altmışında insülin direnci veya diyabet ile karşılaşılmakta. İstatistiksel olarak böyle yüksek bir oran iki hastalık arasında bağlantıyı gün yüzüne çıkarmak için oldukça yeterli. Polikistik over sendromunu tetikleyen unsurların başında hormon dengesi, beslenme alışkanlıkları ve yaşam tarzı gelmekte. Bu üç faktörün kesişiminden dolayı da polikistik over sendromu olanlarda genelde insülin direncine rastlanmakta.

Hangi grup olduğu fark etmeksizin tüm polikistik over sendromu hastalarında insülin direnci gözleniyor. Kandaki insülin miktarının pankreas tarafından artırılmasından sonra bu insülin yumurtalıklara giderek çeşitli hormonların olması gerekenden fazla salgılanmasına sebep oluyor. Ayrıca insülinin, karaciğerde erkeklik hormonlarına bağlanıp onları etkisiz hale getiren hormonların üretimini de azalttığı bilinmektedir. Tüm bunların sonucu olarak da insülin direnci olanlarda veya TİP 2 diyabet olanlarda polikistik over sendromu ile sıkça karşılaşılmaktadır.

Kanser

Kanda, normalde olması gerekenden kat kat fazla insülin hormonu olması başta kanser olmak üzere hücre mutasyonlarına bağlı gelişen diğer hastalıkların ortaya çıkma riskini artırıyor. Kanserli hücrelerin, sağlıklı hücrelere göre yapılarından birçok değişiklik bulunur. İnsülin reseptörleri sayısı da normal hücrenin yaklaşık beş katıdır. Bu açıdan bakıldığında kanserli bir hücrenin normalden beş kat daha fazla glikozu içerisine alabileceği düşünülebilir. Glikozu taşıyabilecek insülinin bu kadar fazla olmasından dolayı da kanserli hücreleri istedikleri kadar glikozu almakta özgürdür. Enerjilerini artırmalarıyla birlikte yayılım hızları da artar. Başta pankreas kanserleri olmak üzere özellikle kadınlarda olmak üzere meme kanseri riskinin artmasında da insülin direncinin etkisi bulunmakta.

İnsülin Direnci Nasıl Önlenir

İnsülin direncinin engellenebilmesi için, insülin direncini ortaya çıkarabilecek faktörlerin önüne geçilebilmesi gerekmektedir. Günümüzün yaşam şartları bu faktörlerin fazlalaşmasını sağlasa da planlı bir hayat yürüterek insülin direncini ortaya çıkaran faktörlerin ortadan kaldırılması söz konusu olabilmektedir. Hastalığın önlenebilmesi için bazı lükslerden feragat edilmeli; efor sarf edilmesi gereken bazı faaliyetler de hayata dahil edilmelidir.

Ayrıca genel sağlık seviyesini yükseltmek amacıyla sağlıklı ve düzenli beslenme, iyi bir uyku düzeni, spor egzersizleri, stressiz bir hayat tercih edilmelidir. Tüm bunların bileşkesi olarak da insülin direncinin büyük oranda önlenmesi söz konusu olabilmektedir.

Sağlıklı ve Düzenli Beslenme

İnsülin direncinin ortaya çıkmasında, gelişmesinde ve son olarak ciddi komplikasyonları ortaya çıkarabilecek hastalıklara dönüşmesinde başlıca sebeplerden birisi beslenme alışkanlıklarıdır. Kilo alımı, şeker alımı ve insülin üretimi tamamen beslenme ile alakalıdır. Hastalığın en ufak nüveleri dahi ortaya çıkmadan sağlıklı ve düzenli bir beslenme düzeni kurularak insülin direncinin ortaya çıkmaması sağlanabilir. Bu konuda çeşitli diyetler olmakla birlikte en iyi diyet listesinin kendi yaşamınıza ve vücudunuza uygun olarak diyetisyenlerden alınabileceğini de hatırlatalım. İnsülin direncini tetikleyen ve bastıran yiyecek türleri bulunmaktadır. Genel olarak beslenme düzeninde şunlara dikkat edilmesi kişinin faydasına olacaktır: Kana geçen şeker miktarının az ve düzenli olması, uzun sürede geçmesi için çabuk parçalanıp kana karıştırılan karbonhidratlardan uzak durulmalıdır. Bu tip gıdalara glisemik endeksi yüksek gıdalar denilmektedir ve sadece insülin direnci için değil, diğer birçok durum için de tehlikelidirler. Rafine şeker, beyaz ekmek, mısır ve patates ürünleri örnek olarak verilebilir.

Kandaki glikoz miktarının kontrolü için yavaş parçalanıp kana daha yavaş karışan böylece de insülinin dengeli şekilde salgılanmasını sağlayan gıdalara öncelik verilmelidir. Lifli gıdalar, brokoli, havuç, tam tahıl ekmeği örnek olarak verilebilir.

Genel olarak yağsız besinler tüketmek oldukça faydalıdır. Süt ve süt ürünlerinin tüketimi artırılmalı ancak bu ürünlerin yağsız olmasına dikkat edilmelidir. Badem, ceviz ve fındık gibi gıdaların tüketimi artırılabilir. Bunların küçük dozlarda gün boyunca tüketilmesi kan şekeri seviyesinin sürekli olarak kontrol altında tutulmasını sağlayabilir.

Spor Egzersizleri

Metabolizmanın düzenlenmesi, enerji ihtiyacı yaratılabilmesi, kilo vermek ve yağ yakımı amacıyla spor egzersizleri mutlaka yapılmalıdır. Özellikle kilonun ve hareketsiz olmanın insülin direnci üzerinde yarattığı etki düşünüldüğünde spor egzersizlerine daha fazla önem verilmesi gerekmektedir. Haftada en az üç gün, gündüz vakitlerinde, bol oksijenli bir ortamda yapılmak kaydıyla; orta zorluk seviyesinde, uzun süreli devam eden spor egzersizlerinin icra edilmesi insülin direncini engelleyen, varsa da azaltan bir etkinliktir. Oksijenin bol olduğu bir ortamda haftada en az üç kez olmak üzere bir saat kadar tempolu yürümek oldukça faydalı olacaktır.

Psikolojik Rahatlama

Stres vücudun hormon dengesinin sağlanmasına olumsuz katkılar yapan psikolojik etmenlerdendir. Stresi ve depresyonu ortaya çıkaran her türlü fiziki durum da doğal olarak insülin direncinin gelişmesine zemin hazırlamaktadır. İnsülin direncinin gelişmesini engellemek isteyenlerin stresi ve depresyonu ortaya çıkarabilecek her türlü durumdan uzak durması faydalarına olacaktır. Sosyal ilişkiler, ikili ilişkiler, iş yaşamı ve şehir yaşamı müdahale edilmesi gereken alanlardan bazıları olabilir. Özellikle iş ortamında yaşanan baskılara ve fiziki duruma bağlı olarak stres, kilo alımı gelişmesi muhtemeldir.

Sık Sorulan Sorular

İnsülin direnci, kendisini ortaya çıkaran faktörler ve müdahale edilmediğinde ortaya çıkardığı komplikasyonlar açısından oldukça özel bir konumdadır. Neredeyse her hastalık ve durumla bağlantısı olması kendisinin özel yerini daha da pekiştirmektedir. Oldukça geniş bir skalada etkileme ve etkilenme alanına sahip olması, başta belirtileri gösterenler olmak üzere risk grubundakiler ve halihazırda insülin direncine sahip olanların kafasında soru işaretleri oluşmasına sebep olabilir.

İnsülin direnci tehlikeli midir?

İnsülin direnci belirti vermez. Belirti vermediğinden dolayı hastalar tarafından fark edilmesi de oldukça uzun süreler alabilir. İleri vakaların kanser dahil birçok riski ortaya çıkarması; en olası ve neredeyse kesin komplikasyonunun da diyabet olmasından dolayı oldukça tehlikeli bir hastalıktır. Erken tanı konmasından sonra tedavi edilmesi, tedavi edilemediği durumlarda da kontrol altına alınması kolay olsa da bu imkanın olmadığı durumlarda (uzun vadelerde de olsa) ölüm riskini ortaya çıkarabilmektedir.

İnsülin direncinin tedavisi nasıl yapılır?

İlgili şikayetlerle doktora başvurulmasından sonra hastalığın kesin tanısının yapılması amacıyla laboratuvar testleri uygulanır. Bunun sonucu olarak da hastalığın beslenme alışkanlıkları, spor egzersizleri ve diğer bazı hayat tarzı değişiklikleri ile kontrol altına alınıp alınamayacağı düşünülür. Eğer hastalık bunlarla tedavi edilebilir durumda ise başka bir tedavi yöntemi uygulanmamaktadır. Eğer insülin direnci bunlar ile kontrol edilemez ise iki gruptaki ilaçlardan bir tanesi ile insülin direnci kırılmaktadır. Yani insülin direnci tedavisinde ilaçlı tedavinin uygulandığını söyleyebiliriz. İlaçlı tedavi erken ve orta evre insülin direnci olanlara uygulanmaz.

İnsülin direnci nasıl azaltılır?

İnsülin direncinin azaltılması için beslenmeye dikkat edilmesi gerekmektedir. Vücuda giren karbonhidrat seviyesinin kontrol altında tutulması, salgılanan insülin miktarını kontrol etmektedir. İnsülin miktarının gün içerisinde daha az salgılanması ve bunun aylar süresince trende dönüşmesi sayesinde hücrelerin geliştirdiği direnç azalıp kırılmaktadır. Ayrıca spor yapmak, kilo vermek, hareketli bir yaşam sürmek, stresi azaltmak da insülin direncini azaltmanın yolları arasındadır.

İnsülin direnci kolesterolü etkiler mi?

İnsülin direncinin gelişmesi vücudun hücre boyutunda zarar görmeye başlamasına sebep olur. Aynı zamanda metabolizmada yaşanan şoktan dolayı, metabolizma ile yakından ilgili olan her türlü seviyenin de bozulmasına sebep olur. Kandaki yağ miktarları da bu şoklardan nasibini almaktadır. Metabolik sendrom olarak adlandırılan durum sonrasında tansiyon, kolesterol, yağ oranı ve diğer birçok değişkende olumsuz yönlü değişmeler görülür.

İnsülin direnci çocuklarda görülür mü?

İnsülin direncini ortaya çıkran faktörlere göre değişmekle birlikte, nadiren de olsa insülin direncinin çocuklarda görülmesi söz konusudur. Çocuklarda görülen insülin direnci vakaları toplam vakaların yaklaşık olarak yüzde onuna denk gelmektedir.

İnsülin direnci baş ağrısı yapar mı?

Metabolik sendrom gelişmesi, kandaki şeker oranının ve insülin miktarının artması sonrasında baş ağrıları ile karşılaşılması muhtemeldir.

İnsülin direnci ölüme neden olur mu?

İnsülin direnci kontrol altına alınmadığında, tedaviye başvurulmadığında oldukça ciddi komplikasyonları ortaya çıkarma kapasitesine sahip bir hastalıktır. Bu komplikasyonlardan kanser, tümör gibileri nadiren ortaya çıkar ancak diyabetin ortaya çıkma ihtimali oldukça yüksektir. Bu ihtimal dahi insülin direncinin ne kadar ciddi bir hastalık olduğunun idraki için yeterlidir. İnsülin direncine bağlı hayati risklerin ortaya çıkması için çok uzun sürelerin geçmesi gerekir. Genelde on yıllar ile ifade edilen bu süreç içerisinde hastalığın ufak belirtileri fark edilmekte, yapılan testler ile hastalığa dair tedaviye başlanmaktadır. Hasta tarafından uyum gösterilip hayat tarzı değişiklikleri de yapılması sonrasında insülin direncine ve sonrasında diyabete bağlı ölümler azaltılabilmektedir. Bu sebepten ötürü insülin direncinde ölüm riskinin büyük oranda hastaya bağlı olduğunu söylemek mümkündür. Hastanın beslenme tarzı, spor alışkanlıkları, stres seviyesi belirleyicidir. Ayrıca bunlardan ne kadar vazgeçebildiği ve uyum gösterebildiği de önemlidir.

İnsülin direnci sonucunda ortaya çıkan her durum birbirini destekler niteliktedir. Örneğin kilo alımı insülin direncini; insülin direnci de kilo alımını tetiklemektedir. Ölümcül riskler için de aynı durum söz konusudur. Tümör oluşumunu insülin direnci tetiklerken, tümörün ortaya çıkmasından sonra tümörün davranışları insülin direncini destekler niteliktedir. Bir yerde hastalığa dair belirtilerin tespit edilip acilen tedaviye başlanması gerekmektedir. Ancak bu sayede insülin direncinin ve diyabetin ölüm riski doğurmaması söz konusudur. Gümümüzde tedavi yöntemlerinin ileri olmasından dolayı bu risk daha da azalmıştır.

İnsülin direncine hangi bölüm bakar?

İnsülin direncini, diyabeti ortaya çıkaran bir süreç olarak görmek mümkündür. Hastalık, diyabete benzer belirtiler vermekle birlikte belirtiler farklılık da göstermektedir. İnsülin direnci varlığından şüphelenen hastaların aile hekimlerine, dahiliye bölümüne ya da doğrudan endokrinoloji bölümüne başvurmaları mümkündür. Gerekli testlerin ardından hastalığın teşhisi kolayca konulabilmektedir.

İnsülin direnci hangi testlerle anlaşılır?

İnsülin direncini kesin olarak tespit etmek içim açlık kan şekerine ve açlık insülini değerlerine bakılmaktadır. Sonrasında ise bu iki testin oranı alınarak özel bir değer ortaya çıkarılmakta; çıkarılan değer üzerinden de insülin direncine yönelik çıkarım yapılmaktadır. Bazı durumlarda aynı testin farklı zamanlarda birden fazla defa tekrarlanması da gerekebilir. İnsülin direncine yönelik test yaptıracak hastaların kan vermeden bir gün önce akşam ona kadar besin tüketmeleri, sonrasında ise kan aldırana kadar besin tüketmemeleri gerekmektedir.

İnsülin direnci hangi hastalıklara sebep olur?

İnsülin direncinin uzun vadede ortaya çıkardığı hastalık diyabettir. Ancak diyabete gelen süreye kadar da çeşitli hastalıkların ortaya çıkmasına ön ayak olabilmektedir. Esasen bir metabolizma sorunu olan insülin direnci, diğer metabolizma sorunlarının da gelişmesinin temel sebebidir. Yüksek kilolar, yüksek tansiyon, kötü kolesterolün fazla olması insülin direncinin sebep olduğu başlıca hastalıklardır. Bazı kanser türleri, tümör yapıları da insülin direncine bağlı olarak gelişebilir.

İnsülin direnci hangi aralıkta olmalıdır?

Normal bir insanın vücudun kan şekeri değerleri ve insülin seviyesi sürekli olarak değişmektedir. İnsülin direnci olan hastalarda ise insülin miktarı ve kan şekeri miktarı aynı anda fazladır. Oransal ilişkinin bozuk olmasının temel sebebi de budur. Normal koşullar altında iki değer arasında ters orantı olması gerekirken, insülin direnci hastalarında bu durum söz konusu değildir. İnsülin direnci varlığı için açlık kan şekerinin 110 – 130 mg/dL arasında olması gerekir.

İnsülin direnci ne kadar sürede kırılır?

İnsülin direnci münferit beslenme alışkanlıklarına ya da durumlara göre ortaya çıkmaz. Genelde çok daha uzun süreli sorunların bir belirtisidir. Ortaya çıkmasından sonra basit tedaviler ile ortadan kaldırılması kolaydır ancak süre gerektirir. Genelde direncin tamamen ortadan kalkması üç – sekiz ayı bulabilir. Tedavi yönteminin hayat tarzı değişiklikleri olması, insülin direncinin tekrarlama ihtimalini ortadan kaldırmaz. Bu yüzden sürekli dikkat edilmelidir.

İnsülin direnci neden kilo aldırır?

Acıkma hissiyatının oluşmasında mideden salgılanan hormonlar ve midenin hacmi kadar kandaki şeker değeri de önemlidir. İnsülin direncinin gelişmesi kan şekerinin dengesiz hale gelmesine sebep olur. Dengesiz bir kan şekeri de yeme isteğini sürekli olarak tetikleme eğilimindedir. Doğal olarak fazla kalori alımından dolayı (fark edilmeyebilir) insülin direncine sahip hastalar kilo alma eğiliminde olur.

İnsülin direnci neyin belirtisidir?

İnsülin direncinin ortaya çıkmasında hayat tarzı ile alakalı faktörler kadar genetik faktörler de önemlidir. İnsülin direncinin teşhis edilmesi en başta hastanın sağlıksız bir yaşam tarzına sahip olduğunun belirtisidir. Metabolizma sorunlarını ortaya çıkaran beslenme düzeni, spor düzeni ve uyku düzeni söz konusudur. Eğer bunlarda herhangi bir sorun yoksa insülin direnci genetik yatkınlığın belirtisidir.

İnsülin direnci olan biri oruç tutabilir mi?

Hafif seviyeli insülin direncine sahip olan hastaların oruç tutmalarında hiçbir sakınca yoktur. Esasen hiçbir insülin direnci hastasının oruç tutmasında sakınca yoktur ancak açlığa dayanabilme süresi, hastalık ileri seviyelere taşındıkça düşmektedir. İleri seviyeli insülin direnci hastaları, normal insanlardan kat be kat fazla acıkırlar. Doğal olarak on – on dört saat kadar açlığa tahammül etmeleri mümkün değildir.

İnsülin direnci şeker hastalığı mı?

İnsülin direnci diyabet yani şeker hastalığının ortaya çıktığı anlamına gelmez. Orta vadeli sebeplerin orta vadeli sonucu olarak insülin direnci ortaya çıkar. Her insülin direnci hastasının şeker hastası olacağına kesin gözüyle bakılmaz. Başarılı bir tedavi ile başta diyabet olmak üzere insülin direncine bağlı olarak gelişen hastaların neredeyse tamamı engellenebilir.