Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Tedavisi (DEHB)

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Tedavisi (DEHB)
Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Tedavisi (DEHB)

 

Yaşanan her çağ aynı zamanda yeni hastalıkların ortaya çıktığı dönemler olarak bilinirler. İnsanlık ilerleme kaydedebilmek, yaşamlarını sürdürebilmek için sürekli bir devinim halindedir. Yani hiçbir şeyin sabit kalması söz konusu değildir. Bu sürekli devinim durumu insan metabolizması üzerinde birçok etkinin ortaya çıkmasına sebep olur. Bu etkiler her zaman iyi mahiyette olmaz. Devinimin, değişimin ve ilerlemenin beraberinde getirdiklerinden biri de hastalıklardır. Hastalıkların bir kısmı fiziksel alandan gelişim imkanı bulurken bazıları tamamen psikolojik alandan kaynağını almaktadır. Bazı hastalıklar ise hem fiziksel hem de psikolojik kaynakları kullanarak ortaya çıkmaktadır. Bu hastalıkların başında da çağımızın vebası olarak adlandırılan DEHB, ADHD ya da dikkat eksikliği ve hiperaktivite olarak bilinen hastalık gelir.

Hastalığın tedavisinin tam olarak anlaşılabilmesi için hastalığa dair tüm detayların bilinmesi gerekmektedir. Ancak bu sayede tedavisi oldukça zor ve komplike; çoğu zamanda yüzde yüz tedavi edilemeyen bu hastalık tüm hatlarıyla anlaşılacaktır. Kişilerin bilinçlenme seviyesi ile dikkat eksikliği ve hiperaktivitenin teşhisi ve tedavisi arasında büyük bir bağlantı bulunmaktadır. Bu sebepten ötürü hastalığın temel niteliklerini, sebeplerini, belirtilerini ve tedavisini ayrı başlıklar altında incelemek gerekir.

Ağırlık noktaları iki farklı uçta olabilecek, toplumun büyük bölümünde teşhisi yapılmış ya da yapılmamış şekilde bulunan, kaynağını nörolojik bozukluklardan alan oldukça tehlikeli sayılabilecek bir hastalıktır. Bu hastalığın tehlikesini kişinin hayatını tehdit etmesi değil, hastalığa sahip insanların hayat kalitesinin oldukça düşmesi oluşturmaktadır. Hastalık genelde dikkat eksikliği veya hiperaktivite ve dürtüsellik arasında ağırlık merkezi değiştirir. Örneğin dikkat eksikliğinin olduğu hastalık tipinde hiperaktivite ve dürtüsellik bastırılmış; hiperaktivite ve dürtüselliğin baskın olduğu tipinde ise dikkat eksikliği bastırılmış durumdadır. Ayrıca hastalığın yaşla beraber değişim gösterdiği, sivri uçlarının ergenlikten sonraki süreçte yavaş yavaş törpülendiği bilinmektedir. Ancak kişinin karakterinin, sosyal çevresinin ve hayatının şekillendiği ergenlik dönemine kadarki sürede hastalık oldukça ağır belirtiler ortaya çıkarmaktadır.

Hastalık hem yetişkinlerde hem de çocuklarda ortaya çıkar. Genel olarak çocuklarda hiperaktivite çoğu zaman daha baskındır. Dikkat eksikliği oldukça bastırılmış olmasına rağmen hiperaktivite ve dürtüsellikle beraber kişinin hayatını oldukça olumsuz etkilemeye devam eder. Hastalığın belirtilerinin ilerleyen yaşlarda daha kontrol edilebilir bir hal almasından dolayı yetişkinlerde DEHB tedavisi daha kolaydır. Ancak küçük yaşlarda tespiti kolay olmasına rağmen tedavisi oldukça zordur. Yedi yaş altı çocuklarda, çocukların potansiyellerini gerçekleştirmelerine engel olmaktadır. Sırf bu sebepten dolayı bile hayat kalitesi oldukça düşmektedir.

Hastalığın tanısının konulması küçük yaşta daha kolaydır. Hastalığın ilerleyen zamanlarında hastalığa sahip olan kişi içgüdüsel olarak yeni bir sosyal ortama girdiğinde hastalığın belirtilerini saklama eğilimindedir. Doktor muayenesi kısmı da yeni bir sosyal ortam sayıldığından dolayı hastanın doktor tarafından tüm açıklığı ile muayene edilmesi imkansız hale gelmektedir. Hastalığın küçük yaşlarda teşhisi aile tarafından veya okuldaki öğretmenleri tarafından yapılabilir. Daha doğrusu teşhisin yapılmasına yönelik ilk adımlar bu iki taraf tarafından atılmış olabilir.

DEHB hastalarında ister dikkat dağınıklığı ister hiperaktivite ve dürtüsellik baskın olsun sosyal yaşam oldukça olumsuz şekilde etkilenir. Hastalığa sahip olan kişilerin gerek okul yaşamında gerekse de iş yaşamında sosyal çevreye uyum sağlaması imkansız hale gelir. Okulda veya işyerinde bulunmalarının temel sebebi olan belirli görevleri yerine getirmek eylemliliğinden kendilerini istemeden de olsa alıkoymak zorunda kalırlar. İş veya okul ne kadar rutinse DEHB hastaları da o kadar çabuk işi yarım bırakmaktadır. Kısaca DEHB hastalığının en net belirtisinin verilen görevleri yarıda bırakmak olduğunu söyleyebiliriz.

İnceleyen ve onaylayan: Uzm. Dr. Güler Mocan

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Tedavisi Hakkında

Dikkat eksikliğinin ve hiperaktivitenin teşhis edilmesi her yaşa göre farklılık göstermektedir. Hastalığın ilerleyen yaşla birlikte belirtilerinin hafiflemesinden dolayı teşhis edilmesi daha zordur. Hastaların tüm hatlarıyla incelenebileceği zaman dilimi yedi yaş ve öncesidir. İçgüdüsel olarak belirtileri saklama eğilimi bu yaşlarda gelişmiş değildir. Ayrıca hastalığın en ağır belirtileri yedi yaştan itibaren ortaya çıkmaya başlar.

Girilen sosyal ortam okul olduğu için DEHB hastasını gözlemleyen göz sayısı bir anda katlanır. Tedavinin ilk aşaması teşhis olduğu ve bu hastalığın teşhisi de oldukça zor olduğundan dolayı artan göz ve gözlemci sayısı oldukça önemlidir. Günümüzde DEHB hastalığı şüphesiyle başvuran kişilerin ilk tespiti genelde okulda; bazen de aile ortamında yapılmaktadır. Hastalık şüphesinin genelde okulda oluşuyor olmasının sebebi, aile daha çok vakit geçiriyor olmasına rağmen uzun süreler birlikte kalmaktan dolayı hareketleri normal kabul etmekte; diğer çocuklarla kıyaslama yapmaktan kaçınmaktadır.

DEHB hastalığının teşhisi kadar tedavisi de oldukça zordur. Hastalığı tedavi etmek uzun süreli gözlem aşamasını gerektirir. Bu gözlem aşamasına göre hastalığın ideal tedavi yöntemi belirlenir. Genelde hastalığı ortaya çıkaran çevresel koşulların aile ve öğretmen yardımıyla ortadan kaldırılması, ilaçlı tedavi ile bu sürecin pekiştirilmesi, çocuğun hayatının düzene konulması şeklinde bir süreç ilerler. Hastalığın tedavisinde kısa süreli başarılar elde etmek zordur. Israrlı ve çoğu zaman orta yaşlara kadar süren tedaviler uygulanır. Bunun sebebi hastalığın kaynağının nörolojik sebepli olması ve bu nörolojik sebeplerin cerrahi veya ilaçlı olarak tam tedavi edilememesidir.

Hastalığın tedavisinde oldukça dikkatli davranılması gerekir. Yapılacak ufak hatalar veya zamanında verilmeyen psikolojik destek gibi unsurlar yüzünden hastalığın tam tedavisinin sağlanamaması gibi durumlar ortaya çıkabilmektedir. Tedavi sürecinin kusursuz olarak işletilebilmesi için aileye, öğretmenlere ve teşhisi uzun süreli yapan hekime büyük görev düşmektedir. Uzun süreli gözlem esnasında çocuğun her hareketinin izlenmesi; izlenen hareketlere bağlı olarak da DEHB hastalığının ağırlık merkezinin net olarak tespit edilmesi gerekmektedir. Hiperaktivitenin baskın olduğu tiplerde kullanılan ilaçlar ile dikkat eksikliğinin baskın olduğu tiplerde kullanılan ilaçlar oldukça farklıdır. Bu süreçte tip tespitinin yanlış yapılması halinde yanlış tedavi süreci ve yanlış ilaç; yanlış ilaca bağlı olarak da hastalığın daha da ağır belirtiler ortaya çıkarması görülebilmektedir.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Nedir

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite, hangi yaşta ortaya çıkarsa çıksın uzun vadeli etkileri bakımından ortaya çıktıkları kişilerin hayatlarını oldukça kaotik hale getirebilen; ortaya çıkış sebepleri tam olarak tespit edilememiş, klinik olarak sınıflandırılma aşaması dahi tarihte birkaç değişmiş oldukça tehlikeli bir psikolojik – nörolojik hastalıktır. Hastalığın en temelinde gen mutasyonuna bağlı olarak nöronların iletişim kurmasını sağlayan transmitterlerde meydana gelen bozukluklar gösterilmektedir. İlgili yapılar beynin ve vücudun davranışlarını ortaya koyan nöronlar arasındaki iletişim ile sinir ağlarının hücreler ile olan iletişimlerini düzenlemektedir. DEHB hastalarında bu yapıların sayısal olarak az olmasından dolayı davranışsal bozukluklara sebep olan iletişim problemi ortaya çıkmaktadır.

Hastalığın en büyük tehlikesi, ortaya çıktığını kişinin canını tehdit etmesi değildir. Hastalık özellikle hiperaktivitenin ağır olduğu vakalarda dolaylı yoldan kişinin hayatını tehlike altına sokmakla birlikte asıl tehlike yarattığı alan sosyal yaşamdır. Kişiler sosyal yaşamlarında kabul görmekten oldukça uzaktır.

Bilindiği üzere insan sosyal bir canlıdır. Çok nadiren bireysel olarak hayatta kalmayı başarabilmektedir. Her insan doğumundan itibaren başlayarak sosyalleşmeyi öğrenir. Genellikle ilkokula başlamasıyla da teorik olarak öğrendiklerini pratiğe dökmeye başlar. Tüm bu sosyalleşme süreci bilinçaltı bölgesinde başlar ve organize edilir. Yani en hızlı düşünme tarzı dahi sosyalleşmenin gereklerini yerine getirmekte oldukça zorlanacaktır. İşte transmitterlerde meydana gelen sayısal azalmalarda bilinçaltı seviyesinde otomatik olarak organize edilen bu sürecin nöronlar kısmında bozulmasına sebep olmaktadır. Yani kişinin davranışlarının bir bütün olarak belirlenmesinde görev yapan nöronlar birbirleri ile iletişim kuramamaktadır ya da geç kurmaktadır. Buradaki durumu üç şeritli yoldan iki şeritli yola düşüşlerde ortaya çıkan trafiğe kolayca benzetebiliriz. Her araba elbet oradan geçecektir ancak zamanında geçemeyecektir.

Hastalığın üç tipi bulunmaktadır. Bunlar dikkat eksikliğinin baskın olduğu tip, hiperaktivite ve dürtüselliğin baskın olduğu tip ile bu ikisinin birbirine oldukça yakın ve karışık etkiler gösterdiği bileşik tiptir. Hastalığın hangi tipte görüldüğü ile uygulanacak tedavi yöntemi arasında bağlantı bulunur. Yani hiperaktiviteden şikayetçi olan birisine dikkat toplayıcı ilaçların verilmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Böyle bir hata yapılması ancak hastalığın belirtilerinin daha da şiddetlenmesine sebep olacaktır.

Hastalığın tedavi aşamasının oldukça net ve doğru olması için teşhis aşamasının verimli geçirilmesi gerekir. Ancak uzun süreli gözlem ile hastalığın tipinin tam olarak belirlenmesi söz konusudur. Ayrıca hastalığa her yaş grubundan insan dahil olduğu; birçoğu psikolojik bir tetikleyiciyle karşılaşmadığı sürece hastalığın ağır belirtilerini taşımadığı için kırklı yaşlarda dahi hastalığın bir anda ortaya çıkması gibi durumlarla karşılaşılmaktadır. Esasen hastalık hep var olmasına rağmen başarılı ve iyi organize edilmiş bir çocukluk süreci, travma yaşanmaması gibi durumlardan dolayı bastırılmış durumda kalmakta; ilgili psikolojik tetikleyiciye maruz kalınması halinde de ortaya çıkmaktadır.

Hastalığın temelleri nörolojik tarafta atılmış olsa da asıl tetikleyicileri her zaman çevresel faktörler oluşturmaktadır. En büyük çevresel tetikleyici de kişiyi psikososyal travmaya uğratabilecek bunalım dönemleridir. Bu psikososyal travmaların önlenmesi oldukça zor olduğundan dolayı özel olarak önlem alınması imkansızdır.

Hastalığa yakalanan kişilerin ergenlik ve ergenlik öncesi dönemde olması teşhisi kolaylaştırırken tedaviyi güçleştirmekte; ergenlik sonrası dönemde olması ise tedaviyi kolaylaştırırken teşhisi güçleştirmektedir. Bunun sebebi bilinç seviyesinin artmasıyla beraber hastalığın kendini yeni sosyal ortamlarda gizlemeye başlamasıdır. Bu bilinçli bir davranış olmadığın ötürü hasta tarafından da kontrol edilememektedir. Tedavi sürecinin kolaylaşması da hiperaktivite gibi durumların yaşla beraber körelerek başka bir forma dönüşmesidir. Ergenlik sonrasında hiperaktivite genelde sürekli sinirlilik ve sabırsızlık hali olarak adlandırılabilmektedir.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivitenin Bozukluğunun Nedenleri

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite hastalığının sebepleri kesin olarak bilinmemektedir. Yapılan tüm çalışmalar bir miktar bilgi içermekle beraber kesinliği sağlayacak şekilde sonuçlar ortaya koymamaktadır. Dikkat eksikliği ve hiperaktivitenin nedenlerini genel olarak üç başlık altında toplamak mümkündür. Bunlardan birincisi olan genetik faktörler nöron faaliyetleri etkileyerek hastalığın ortaya çıkmasının temel sebebini oluşturmakta iken diğer iki başlık bu genetik faktörün tetiklenmesine sebep olmaktadır. Yani DEHB hastalığının ortaya çıkışının altında mutlaka genetik faktörler yatmaktadır. Ayrıca hastalığın tespit edilememiş, genetik faktörlerden daha etkili sebeplerinin de olması söz konusudur.

Genetik Faktörler

Dikkat eksikliği ve hiperaktivitenin altında yatan temel sebep nöronlar arası iletişimi sağlayan transmitterlerin yeterli sayıda olmaması iken bu durumun böyle olmasının altında yatan sebep de genetik mutasyondur. Yani aile geçmişinden kaynaklanan bazı mutasyonlara bağlı olarak kişide DEHB gelişimi gözlenmektedir. Yapılan incelemelerde her dört hastadan bir tanesinin aile geçmişinde DEHB varlığına rastlanmaktadır. Bu durumun tespitinin oldukça zor olması da göz önünde bulundurulduğunda bu oranın çok daha yüksek olacağı düşünülmektedir.

Günümüzde genetik mutasyonun tespit edilmesi görece kolaylaşmış olsa da nöron – nöron iletişimi ile nöron – hücre iletişimini sağlayan temel yapı olan transmitterlerin eksikliğini açıklayan genin tespiti tam olarak yapılamamıştır. Yani evet transmitterler eksik olmasına rağmen niye eksik oldukça ortaya çıkarılamamaktadır. Bu durumda yapılacak daha efektif müdahalelerin önünü tıkamaktadır.

Bilindiği üzere beynin düşünme faaliyetini yerine getirmesi, davranışları belirlemesi tamamen kimyasal bir süreçtir. Duyguların ortaya çıkışı ve bilginin saklanması gibi durumlar da beyin kimyası ile gerçekleşmektedir. DEHB hastalarında davranışların ortaya çıkışında rol oynayan hormon kaynaklı bazı kimyasalların eksikliği söz konusudur. Bu eksiklikten dolayı davranışlar kabul görmüş ve genetik olarak işlenmiş şekilde ortaya çıkmamakta; kişinin farklı davranması da sosyal ortamdan dışlanmasına sebep olmaktadır. Yani DEHB hastalığının kimyasal maddenin eksikliği ve genetik mutasyon gibi iki net ve görece tespit edilebilir sebebi bulunmaktadır.

Duyu Organlarında Meydana Gelen Fonksiyon Kayıpları

Görme ve duyma gibi iki önemli duyu bulunur. Görmeyi gözler, duymayı ise kulaklar gerçekleştirir. Bu iki organdan alınan ham veriler işlenmediği takdirde hiçbir şey ifade etmez. Yani duyu organlarından veri alınabilmesi kadar bu verinin işlenebilmesi de önemlidir. Görme duyusu, göz merceği ile alınan fotonların göz arkasındaki hassas sinirlere yansıtılması ve buradan beynin ilgili bölgelerine yollanması şeklinde yürür. Bu süreç herhangi bir sebepten dolayı tamamen ortadan kaybolabilir veya fonksiyonel kayıp ortaya çıkabilir. Aynı şekilde kulaklar da ses dalgalarını çeşitli kıkırdak yapıları yardımıyla beynin ilgili bölgelerine gönderirler. Beyin bunları yorumlayarak bilgiye dönüştürür. Gözde olduğu gibi kulakta da bu fonksiyon tamamen ortadan kalkabilir veya kısmi kayıp yaşayabilir.

Genetik olarak DEHB hastalığına yatkın olan kişilerde duyu organları ile ilgili problemler ortaya çıkması halinde yaşananlar ile yorumlananlar arasında senkronizasyon farkı ortaya çıkar. Ya da kısmi kayıplardan dolayı verinin kalitesinde büyük düşüşler yaşanır. Kişi sosyal çevresini ve hayatı algılamakta oldukça büyük problemler yaşamaya başlar. Böyle bir durumun olması da genelde hiperaktiviteden yoksun dikkat eksikliğinin ortaya çıkmasına sebep olur. Yani duyu organlarındaki fonksiyon seviyesi ile DEHB arasında doğrudan bağlantı bulunmaktadır. Doğuştan duyu kaybı olanlar bu hastalığın doğal risk grubu içerisine girmektedir.

Beslenme, Spor, Uyku Düzeninin Bozuk Olması ve Stres

Herhangi bir kişinin sağlıklı ve uzun bir yaşam sürdürebilmesinin ardında çeşitli faaliyetler yatar. Bilinçli bir insanın yaşam tarzıyla bu faaliyetleri birleştirmesi ve uzun, sağlıklı bir yaşam için çabalaması gerekir. Sağlıklı ve yeterli beslenmek, uyku düzenini net çizgiler ile belirlemek, düzenli olarak spor yapmak ve stresi ortaya çıkarabilecek her türlü durumdan kaçınmak sağlıklı yaşamak isteyen bir bireyin yapması gereken şeylerin başında gelmektedir. Bu dört maddenin olmaması hali sadece DEHB hastalığını değil diğer birçok hastalığı da tetiklediği için oldukça dikkat edilmesi gerekmektedir.

DEHB hastalığının temelinde genetik faktörler, beyin kimyasındaki bozukluklar ve duyu fonksiyonu kayıpları yatmaktadır. Bu faktörlerin hepsinin olması halinde dahi hastalığın ağır belirtiler vererek ortaya çıkmaması ile karşılaşılmaktadır. Tüm bu sebeplerin sağlıksız bir hayat tarzıyla tepkimeye sokulması halinde DEHB en ağır belirtilerini vererek kendini göstermektedir.

Düzensiz ve sağlıksız beslenmek vücudun dengesinin bozulmasının başlıca sebeplerinden bir tanesidir. Tüketilen besinler hormon üretim seviyelerinin belirlenmesinde oldukça büyük etkiye sahiptir. Ayrıca genetik bozulmaların ortaya çıkması, stres ortamı yaratabilecek diğer hastalıkların belirmesi gibi durumlardan da doğrudan sorumludur. DEHB hastalığının risk grubunda olanların sağlıklı, et – sebze dengesi iyi kurulmuş, obezite gibi hastalıklara sebep olmayacak derecede kaliteli beslenmesi gerekmektedir. Risk grubunda olan kişinin öğünleri net olarak ayırması, öğünler arasındaki besin geçişkenliğini en aza indirmesi gerekmektedir. Ayrıca fast – food tarzı beslenmeden kaçınmak oldukça önemlidir. Olabildiğince katkı maddesi olmayan doğal besinler risk grubunda olan hastalar tarafından tüketilmelidir. Beslenmenin uyku düzeni, spor yapma ve stres üzerinde de dolaylı etkisi bulunduğundan dolayı DEHB’i ortaya çıkaran sebepler arasında mıknatıs görevi görev etki beslenmedir. Düzenli spor yapan kişilerin vücutları üzerinde büyük bir hakimiyete sahip olması söz konusudur. Neredeyse günün tamamı vücudun kas dokularının davranışları açısından planlanabilmektedir. Bu durum da beraberinde stressiz bir yaşamı ve sağlıklı bir vücudu getirmektedir. Stres ve sağlıksız vücut DEHB’in ortaya çıkmasının ya da tetiklenmesinin en net sebeplerinden bir tanesidir. Yapılan spor faaliyetleri ile bu durumun önüne bir nebze olsun geçmek mümkündür. Yapılacak spor faaliyetlerinin de en az beslenme kadar düzenli olması gerekir. Düzensiz aralıklarla yapılan spor vücuda faydadan çok zarar getirmektedir. Bu sebepten ötürü ortalama olarak günlük bir saat spor yapılması DEHB hastalığının ortaya çıkışının engellenmesi açısından oldukça önemlidir.

Sağlıklı beslenen ve düzenli olarak spor yapan insanların son olarak uykularını da belirli bir düzene oturtması gerekmektedir. Hormon faaliyetleri günün belirli saatleri ile sınırlandırıldığından dolayı genelde gece uykusu hormon dengesinin sağlanması ve DEHB’in ortaya çıkmasına sebep olan kimyasal ortamın oluşmaması açısından oldukça büyük önem taşımaktadır. Kesik kesik ya da gündüz sürekli uykunun hormon dengesi ile vücudun biyolojik saatini bozduğu bilinen bir gerçektir. Hormon dengesini sağlayabilmek için gece saatlerinde, kesiksiz bir REM uykusu alınması gerekir.

Beslenme, spor ve uyku düzeninin başlıca amaçlarından biri de kişinin stres seviyesini kontrol altında tutmaktır. Bilindiği üzere çağımız stres çağıdır. Şehir yaşamı içerisinde koşturan herkes ne yaparsa yapsın bir şekilde yoğun stres ile karşılaşmaktadır. Buna bağlı olarak da antidepresan kullanımı oldukça fazladır. DEHB hastalığının ilaçlı tedavisi içinde kullanılma ihtimali olan antidepresanların kontrolsüz olarak kullanılması, hastalığın ilaç kullanımına bağlı olarak bilinmeden tetiklenmesine sebep olabilmektedir. Ayrıca işyerlerinde maruz kalınan stres, ulaşımda vb. durumlarda maruz kalınan stres doğrudan doğruya, ilaca gereksinim duymadan DEHB hastalığının tetiklenmesine sebep olmaktadır.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğunun Belirtileri

DEHB hastalığının belirtileri oldukça fazla olmakla beraber dikkatli gözler tarafından incelenmediği takdirde tespiti de bir o kadar zordur. Belirtilerin hastalığın ağırlık merkezine yani tipine göre ve kişinin yaşına göre değişmesi söz konusudur. Bazı özel durumlarda hastalığın kısa dönemli olarak ortaya çıkıp DEHB’in ağır belirtilerini vermesi ve sonrasında tamamen kaybolması gibi durumlar da söz konusudur. Bu gibi durumların uzun süreli tespit ve tedavisi olmadığı için müdahale etmek anlamsızdır.

Hastalığın iki ucu bulunur. Bu iki uca bağlı olarak üç tip DEHB ile karşılaşmak mümkündür. Birinci tipte hastada dikkat eksikliği etkindir. Yapılan istatistiksel çalışmalara göre kız çocuklarında daha etkin olan tip budur. İkinci tip ise dürtüsellik ve hiperaktivitenin yoğun olduğu tiptir. Son olarak ise bu iki tipin birbirine baskınlık kuramadığı, ikisinin aynı anda görüldüğü ve değişik psikolojik durumlara göre ağırlık merkezinin sürekli olarak değiştiği üçüncü tipten; bileşik tipten söz etmek mümkündür.

Dikkat dağınıklığının etkin olduğu hastalık tipinde belirtilerin görülme şiddeti yaşa göre değişir. Ayrıca yaşa göre kişinin yaşadığı sıkıntılar da değişmekle birlikte genel olarak bir başarısızlık durumu hakimdir. Bu başarısızlık durumu zihinsel gerilikten çok kişinin tüm işlerini yarıda bırakma eğiliminden kaynaklanmaktadır. Ayrıca belirtilerin sayılmasından önce dikkat eksikliği ile dikkatsizlik arasındaki farkın açıklanması gerekmektedir. Dikkatsizlik durumu, odaklanma faaliyetine hiç başlamamayı ifade ederken dikkat eksikliği faaliyete başlamayı ancak bir süre sonra odak merkezinin kaymasını ifade eder. Yani dikkatsizlik hali bir nebze olsun bilinç içerirken dikkat eksikliği tamamen bilinçaltında gerçekleşen bir süreçtir. Dikkat eksikliğinin baskın olduğu tipin belirtilerini saymak gerekirse:

  • Hastanın dikkat süresi oldukça kısadır. Ayrıca çevresel uyarıcılara karşı sürekli tetiktedir. Örneğin bir masada yemek yerken yanından, sağından, solundan geçen herkesi ve her nesneyi tek tek takip etmeye çalışmaktadır. Hayatını devam ettirebilmesi için gerekli olan besin tüketimini sürdürmekte dahi zorlanmaktadır.
  • Hastalar rutinleşen işlere ilgilerini tamamen kaybederler. Rutin işlerin sıkıcı olduğunu düşünerek bunları bırakma; bırakamadıkları takdirde ise eğlenceli hale getirme eğilimi gösterirler. Hiçbirini yapamadıkları takdirde işi sabote etmektedirler.
  • Dikkat eksikliği çeken hastaların en sık karşılaştıkları durumlardan birisi ise işin yerine getirilmesi sırasında ilk yapılacak şeyin ne olduğunu bir türlü kestiremiyor oluşlarıdır. Bir parçasına başlamak ile tamamına bir anda başlamak arasında seçim yapamazlar.
  • Bulundukları ortamda, okulda, yaptıkları işte veya eğlence amaçlı herhangi bir şeyde ayrıntıları sürekli olarak kaçırırlar. Ayrıntı ne kadar artarsa hastalığın belirtisi de o kadar artmaktadır. Ayrıntıları kaçırıyor olmalarından dolayı normal insanlara oranla çok daha fazla yanlış karar alabilirler.
  • Dikkat dağınıklığı olan hastaların konuşulanlara odaklanmakta oldukça büyük bir sıkıntı çektiği bilinen bir gerçektir. Doğrudan kendilerine konuşulsa dahi sanki orada bulunmuyormuş gibi davranabilirler. Genelde konuşmayı dinliyor olmalarına rağmen bir yerde anlama eyleminden kopup hayal kurmaya başlayabilirler.
  • Adım adım ilerlenecek işlerde detaylı yönergeler hazırlanmış, uygulayıcının yapacağı her iş belli edilmiş olsa dahi bu işleri yapmakta büyük sorun yaşarlar. Yönergeler ayrıntılı metinler olduklarından dolayı DEHB hastaları için takip etmek oldukça zordur.
  • Zihinsel manada yüksek efor gerektiren işleri yapması imkansızdır. Genç yaşından itibaren tecrübe edinmesi sonrasında bir zaman sonra bu işleri en baştan reddetmektedir. Ayrıca herhangi bir işi yaparken o işin yapılması için gereken malzemeleri sürekli olarak kaybetmektedir. Buna bağlı olarak unutkanlığın oldukça etkin olduğunu söylemek de mümkündür.
  • Hastalık dikkat eksikliği ağırlıklı geliştiğinde yukarıdaki belirtileri verir. Hiperaktivite bağlantılı olarak geliştiğinde aşırı hareketlilik hali, kendini kontrol edememe gibi durumlar gözlenir. Hiperaktivitenin belirtileri genelde fiziksel olmakla beraber yaşla birlikte verdiği belirtiler körelir. Hiperaktivite yerini sabırsızlığa ve sinirlilik haline bırakır. Hiperaktivite ve dürtüselliğin baskın olduğu hastalık tipinde zaman içerisinde dürtüsellik tek baskın durum konumuna gelmektedir. Dürtüselliğin belirtilerini kısaca saymak gerekir ise:
  • Dürtüsellik ile ifade edilmek istenen temel nokta bu duruma sahip kişilerin standart bir düşünme süreci geçirmiyor oluşudur. Genelde önce yapıp sonra kısmen düşünmek gibi bir durum içerisinde kalmaktadırlar.
  • Hastaların beklemek ile ilgili büyük sıkıntıları bulunur. Herhangi bir sırada beklemekte zorlanırlar. Ağır belirtiler olan hastalar banka kuyruğunda dahi bekleyemezler.
  • Hastaların tehlike anlayışları normal insanlardan farklıdır. Kendilerine zarar gelmeyeceğini düşünürler. Sağa – sola bakmadan karşıdan karşıya geçebilirler. Bunun hayati bir tehlike oluşturduğunun belirtilmesi halinde kabul etmezler.

Sonuç olarak hastalığın belirtileri hastalığın ağırlık merkezine ve kişinin başta yaşı olmak üzere özel durumuna göre belirlenmektedir. Her belirtinin oldukça net bir şekilde görülmesi imkansızdır. DEHB’e ait kesin teşhis yapılabilecek belirtiler ancak uzman hekimler tarafından gözlenebilir.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Nasıl Önlenir

Bu hastalıkların tedavi edilmesinde en önemli konu hastalığı ortaya çıkaracak olan faktörlerin bulunması ve önlenmesidir. Acak hastalığın oluşum nedeni genetik bir faktör ise bunun önlenmesi mümkün değildir. Hastalığı ortaya çıkaran kimyasal sebeplere ise hormonlar üzerinden kısmen müdahale etmek mümkündür ancak bu sürecin titizlikle planlanması gerekmektedir. Hiçbir DEHB hastasının tedavisinde bu yönteme başvurulmamaktadır çünkü başarıları klinik olarak saptanmış değildir.

DEHB hastalığını önlemek isteyenlerin yapabileceği tek şey hayatlarını belirli bir düzene sokmak ve vücudu bu düzenli, stressiz yaşama alıştırmaktır. Düzenli beslenmek, spor yapmak, düzenli uyumak ve stresli her durumdan kaçınmak… Tüm bunlar DEHB’in şiddetli olarak ortaya çıkma ihtimalini oldukça düşürmektedir. Ayrıca doğum yapacak annelerin, doğum sırasında komplikasyon gelişmemesi için özel çaba sarf etmesi; gebelik sürecini oldukça sağlıklı geçirmeleri gerekmektedir. Bilinenler ışığında söylemek mümkündür ki DEHB doğum sırasında yaşanan aksaklıklara bağlı olarak da gelişebilmektedir.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Tedavi Türleri

Bu hastalığın teşhis edilmesi ne kadar zor ise, tedavisi de o kadar zordur. Bu sebepten ötürü tedavi yöntemlerinin uygulama aşamaları kişiden kişiye göre büyük farklılıklar gösterebilmektedir. Hastalığın teşhisi için harcanan zaman bir nevi tedavinin de başlangıç aşaması olarak kabul edilir. Yani teşhis süresinin en başında gözlenen durumlar genel bir kanı oluşturduğundan dolayı, uzun süreli gözlem olarak adlandırılan teşhis sürecinde hastanın psikolojik durumu ve belirtileri ilk izlenimlere göre düzeltilmeye de çalışılır.

Hastalığın kökeni anlaşılması oldukça zor olan nöron hareketlerindedir. Bu sebepten ötürü net, kısa süren ve yüzde yüz sonuçlar veren bir tedavi yöntemi geliştirilememiştir. Doktora gidildiği takdirde yapılan muayeneleri takiben genelde kompleks bir süreç başlatılır. Bu süreç doktor, hasta ve hastanın çevresi tarafından büyük özenle uygulanır. Herhangi bir tarafta yaşanacak sorun, hastanın yüzde yüz iyileşmesinin önüne geçmektedir.

Hastalığın tedavisinde dikkat edilecek hususların başında kişinin yaşı gelmektedir. Dikkat eksikliği ve hiperaktivite yaş gruplarına göre değişen belirtiler içermekle birlikte aynı şekilde değişen tedavi türleri de içermektedir. Ergenlik öncesinde DEHB olduğu teşhisi konulan bir hastanın verilen talimatlara uyabilme kapasitesi ile otuzlu yaşlarında olan bir hastanın talimatlara uyma kapasitesi oldukça farklıdır. Bu sebepten ötürü DEHB teşhisi küçük yaşta kolay konurken tedavi zor olmakta; ileri yaşlarda teşhisi zor iken tedavisi görece daha kolay olmaktadır.

Eğer psikososyal bir travma tarafından tetiklenmemişse genetik veya kimyasal faktörlere bağlı olarak ortaya çıkan DEHB oldukça hafif belirtiler vermektedir. Bu sebepten ötürü uygun bir gelişim ortamı sayesinde hastaların belirtileri oldukça hafif şiddetli olduğundan dolayı, teşhis edildiği takdirde böyle hastalar kolayca yüzde yüze varan oranlarda tedavi edilebilmektedir. Belirtileri ağır olanların ise yüzde yüz tedavi şansı genelde bulunmamaktadır. Yapılan tedavi ile ancak belirtileri hafifletmek, hastanın sosyal çevresi tarafından kabul edilmesini sağlamak gibi etkiler geliştirilebilmektedir. Ayrıca kullanılan ilaçların kesilmesiyle beraber hasta ağır belirti koşullarına geri dönebilmektedir.

DEHB tedavisinde üç farklı yol kullanılır. Esasen bu üç farklı yol birbirinin ikamesi olarak hizmet etmezler. Genelde üç tip tedavi tek potada eritilerek hastalara sunulur. İlk olarak hastanın DEHB hastalığının ağırlık merkezinin bulunması gerekmektedir. Hastalığın dikkat dağınıklığı ağırlıklı olması veya hiperaktivite ve dürtüsellik ağırlıklı olması söz konusu olabilmektedir. Bunun belirlenmesinde sonra ağırlık merkezine uygun ilaçlar ile tedavi başlar. İlaç tedavisi ağır belirti veren hastalarda ömürlük; hafif belirti veren hastalarda ise kısa sürelidir. İlaç tedavisini destekleyici olarak hastadan hayat koşullarını düzenli hale getirmesi, fiziksel egzersizler yapması istenir. Ayrıca beyin fonksiyonlarını diri tutabilmek amacıyla sürekli olarak beyin egzersizi yapması da istenir. Son olarak ise hastanın anlık sorunlarına anlık çözümler bulmak; hastalığın tedavisi noktasındaki ilerleyişini kayıt altına almak amacıyla psikolojik yardım verilir. Genelde haftalık veya iki haftalık düzenli aralıklarla hasta psikolog ile görüşür.

DEHB Hastalığının İlaç Tedavisi

Bilindiği üzere DEHB hastalığının ortaya çıkmasına sebep olan faktörlerin büyük bir bölümü nöronlar üzerinde gelişir. Yani hastalık ile merkezi sinir sistemi üzerinde bağlantı bulunur. DEHB hastalığının tedavi edilmesi için tercih edilen ilk yöntemlerden birisi merkezi sinir sistemini baskı altına alacak ve davranışlarını sorunlu nöronların etkilerinden kurtaracak ilaçların verilmesidir.

DEHB hastalığına sahip olanların iki ağırlık merkezinde bulunmaları söz konusudur. İlk grup hastalar genelde hiperaktiviteden ziyade dikkat dağınıklığı ile mücadele etmektedirler. Dikkat dağınıklığı yaşamalarından dolayı herhangi bir işe veya göreve odaklanmaları, odaklansalar dahi bu odağı uzun süre orada tutabilmeleri mümkün değildir. Yani dikkat dağınıklığının baskın olduğu tipe sahip DEHB hastalarının tüm sorunlarını odak merkezinin sürekli olarak kayması oluşturmaktadır. İlk grup olarak adlandırılan ve genelde kız çocukları ile ileri yaştaki hastalardan oluşan gruba dikkat toplayıcı ilaçlar verilir. Dikkat toplayıcı ilaçlar merkezi sinir sisteminin hasarlı nöronlarını uyararak davranışlarını düzeltmesini sağlamaktadır.

İkinci grupta ise hastalığın hiperaktivite ve dürtüsellik boyutundan etkilenen grup bulunur. Bu gruptaki hastaların yaşı genele küçük olduğundan hastalığın ilaçlı tedavisinde oldukça titiz davranılması gerekmektedir. Erişkin bir insanda oldukça ufak yan etkiler çıkarabilecek ilaçlar çocuk yaşta olanlarda büyük yan etkilere sebep olabilmektedir. İkinci gruptaki hastaların kullanacağı ilaçlar genelde merkezi sinir sistemini dinginleştirmek üzerine kurgulanmıştır. İçildikleri takdirde hiperaktivite ve dürtüselliğin getirdiği sabırsızlık halinin ilacın etkisinin sürdüğü süre boyunca ortadan kalkmasını sağlarlar.

Üçüncü grup hastalar ise zaman zaman dikkat eksikliğinden zaman zaman da hiperaktivite ve dürtüsellikten yakınmaktadır. Bu duruma sahip hastalar özel hastalar olmakla beraber ilaçlı tedavide yine aynı ilaçlar kullanılır. Bu hastalarda, hastalığın belirtileri döngüler halinde görüldüğünden dolayı uzun süreli gözlem halinde hangi zaman dilimin hangi ilacın veya ilaç kombinasyonlarının kullanılacağı bilinmektedir.

Hastalığın ilaç ile tedavi edilmesi süreci oldukça komplekstir. Hastanın şikayetlerle doktora başvurmasıyla direkt olarak başlamaz. Öncesinde hastalığın kesin tanısını koyacak bulgular aranır. Gerekirse uzun süreli gözlem yapılır. Uzun süreli gözlem sürecinin sonunda hastalığın ilaçlı tedavisine başlanır. Hafif belirtiler gösteren hastalarda ilaç tedavisi yaklaşık olarak altı ay yoğun ölçekli kullanım ve sonrasında ilaçların kesilmesi şeklinde uygulanır. Nadiren de olsa altı ay orta ölçekli kullanım ve sonrasında çok hafif dozlarda devam edilmesi şeklinde de uygulanmaktadır.

Hastalığa dair en ağır belirtileri veren hastalarda ise yoğun kullanım bir yıl sürmektedir. Sonrasında ise ilaçların tamamen kesilmesi gibi bir durum söz konusu değildir. Hasta ileri yaşlarına kadar ilaçları ufak dozlarda kullanmakla yükümlüdür. İlaçları kestiği anda belirtiler tekrar ağırlaşmaya başlamaktadır. Sonuç olarak tedavisi oldukça zor olan bir hastalığın sadece ilaçla tedavi edilmesi mümkün olmasa da ilaçlı tedavi kompleks bir tedavi sürecinin zeminini hazırlaması bakımından oldukça önemlidir.

Tedavide kullanılan ilaçları ve özelliklerini kısaca tanımlamak gerekmektedir. Ancak burada sayılan ilaçların dikkat eksikliği şüphesi halinde kullanılması oldukça sakıncalıdır. Sayılan ilaçların mutlaka doktor reçetesi ile alınması gerekir. Çoğu kısa süreli kullanımda fark edilebilir bir etki oluşturmazlar. Bu sebepten ötürü uzun süreli etkilerinin ölçülmesi için kan testlerinin yapılması, psikolojik durumun değerlendirilmesi gerekmektedir. Reçetesiz kullanımlarda intihar riskini dahi beraberinde getiren bu ilaçların kullanımı kontrol edilmez ise oldukça tehlikelidir.

  • Ritalin ve Concerta, ikisi de psikoaktif ilaçlardır. Dikkat dağınıklığını ortadan kaldırmak ve sürekli olarak odaklanmak amacıyla kullanılırlar. Genelde başlangıç seviyesinde ritalin, ileri seviyede ise concerta kullanımı tercih edilir. İkisi birbirinin ikamesi değil tamamlayıcısıdır. İki ilaçta kırmızı reçete ile alınabilmektedir. İki ilaçta prefrontal korteksteki nöronların davranışlarını düzenlemektedir. Bu sayede dikkat odağı daha uzun süre bir bölgede tutulabilmektedir. Ayrıca çevresel uyarıcıların da dikkat dağıtma olasılığı oldukça düşmektedir. İki ilacın da düşük dozlardaki kullanımı gerekli etkiyi sağlamadığından ötürü, DEHB hastası olanların mutlaka doktorun belirlediği dozda kullanmaları gerekmektedir.
  • Adderall, DEHB tedavisinde kullanılan amfetamin bazlı bir ilaçtır. Ülkemizde bu ilacın reçeteli satışı dahi yasak olmasına rağmen kaçak yollarla alınmaktadır. Reçeteli olarak temini dahi imkansız olduğundan dolayı DEHB hastalarının kesinlikle kullanmaması gerekmektedir.
  • Klonidin,
  • Pemolin,
  • Karbamazepin,

Sadece bu ilaçlar değil daha birçok ilaç ve ilaç kombinasyonu kullanılabilmekle beraber ülkemizde en çok kullanılan DEHB tedavisi ilaçları bunlardır. Ayrıca ilaçların kullanımının bazı yan etkileri de vardır. Bu yan etkileri saymak gerekir ise:

  • Dikkat toplayıcı ilaçların birçoğunun bileşenleri bağımlılık yapıcı etkiye sahiptir. İlacın sürekli kullanımı bir süre sonra minimum dozların yetmemeye başlaması sonucunu doğurur. Bu sebepten ötürü irade sorunu yaşayan insanlarda ilacın kesilmesinden sonra yoksunluk belirtileri ortaya çıkabilmektedir. Ayrıca ilacın sürekli kullanımından dolayı bir süre sonra kişiler en ufak işleri dahi ilaçları içmeden yapamaz hale gelmektedir.
  • Kişiler ilaçları kullanmaya başladıktan yaklaşık iki ay sonra iştahsızlık gibi bir problem karşı karşıya kalmaktadır. Uzun süreli kullanımda bu durum düzelse de iki ile altı ay arasında büyük bir problemdir.
  • Dikkat dağınıklığını ve hiperaktiviteyi engellemek amacıyla kullanılan ilaçların zaman zaman aşırı sinirli olma halini yarattığı bilinmektedir. Kişiler anlık parlamalar şeklinde değil, belirli saatlerde sinirli olmaktadır.
  • Deride yaşanan fiziksel bozulmalar. Bunlar çok önemli olmamakla birlikte yüz ve el bölgesi gibi görünür yerlerde ortaya çıkmaları halinde kişinin sosyal yaşamda sorun yaşamasına sebep olabilmektedir.
  • Hastanın sahip olmadığı tiklere, ilacı kullanmaya başladıktan sonra sahip olması söz konusudur. Yani akla dahi gelmeyecek durumlar tik şeklinde ilacın uzun süreli kullanımı ile gerçekleşebilmektedir.
  • Kan testi sonucu belirlenen dozdan fazla kullanılması halinde kalp ritminde bozukluklar olabilmektedir. Bu durumun önüne geçmek için mutlaka doktor ile konuşulmalı ve en uygun doz ondan sonra belirlenmelidir.

Fiziksel Egzersizler ve Beyin Egzersizleri

Hastalığın ilaçla tedavi edilmeye başlaması, kişinin hayat tarzını değiştirmesi için de gereken zemini oluşturmaktadır. Kullanılan ilaçların etkisinin alınmaya başlamasıyla birlikte DEHB’e bağlı belirtiler hafifleyecek ve hastaların kafasındaki bulanıklık ortadan kalkacaktır. Bu durumu hastanın olabildiğince lehine değerlendirmesi gerekmektedir. Hastalığın ilaçlı kısmının tamamlanmasıyla, hastalığın belirtileri tekrar ortaya çıkmak isteyeceğinden dolayı, ilaç kullanım süresi boyunca buna yönelik önlemler almak, ilaçlı tedavi bittikten sonra bile alışılan hayat konforunun korunması açısından önemlidir.

Bilindiği üzere spor egzersizleri yapmak vücudun birçok faaliyetinin düzene girmesini sağlar. İyi bir beslenme, iyi uyku düzeni ve stresin atılması gibi durumlar spor egzersizleri yapmayı zorunlu hale getirir. DEHB hastalığına dair ilaçları kullanmaya başlayan insanların ya doğrudan bir spor dalıyla ilgilenmeleri ya da günlük belirli saatler boyunca spor yapmaları gerekmektedir. Metabolizmanın düzenlenmesi, hayatın belirli bir düzende yaşanması için haftanın her günü mutlaka spor yapılması gerekmektedir.

Fiziksel egzersizlerle beraber icra edilmesi gereken bir diğer faaliyet ise beyin egzersizleridir. Bilindiği üzere DEHB hastalığını ortaya çıkaran temel durum nöronlarda meydana gelen bozulmalar iken bu bozulmaların tek etkisi dikkat toplama üzerinde olmamaktadır. Tedavi edilmediği takdirde uzun süreli durumlarda beyin fonksiyonlarını da köreltmektedir. Hastalığı teşhis edilen ve ilaçla tedavi edilecek hastaların, fiziksel egzersizlerin yanına beyin egzersizleri de koyması gerekir. Günümüzde hastalığın beyin fonksiyonları üzerinde yarattığı etkiyi azaltacak tarzda geliştirilen oyunlar bulunmaktadır. Bu oyunlara erişimi olmayanların bulmaca çözmesi dahi hastalığın beyin fonksiyonları üzerindeki etkisinin azalmasına sebep olacaktır.

Psikolojik Yardım

DEHB hastalarının özellikle ileri yaşta olmak üzere hayatlarının tamamında sosyal alanda sorun çektikleri bilinen bir gerçektir. Çoğu zaman hastalığın tedavisine yönelik girişimler, hastalığın tespit edilememesi dolayısıyla yapılamaz. Kişi zihni anlamda büyük bir sorunun içerisinde olması rağmen ne klinik hekimlerden ne ailesinden ne de çevresinden destek göremez. Tam tersine sürekli olarak sosyal çevreden dışlanmaya maruz kalır.

DEHB hastalarının sosyal anlamda bu kadar dışlanması, hastalığa dair belirtilerin katlanarak artması durumunu ortaya çıkarır. Kişiler ilk zamanlarda dikkatlerini belirli bir süre için topluyorsa bile bu dışlama faaliyetinden sonra onu da kaybederler.

Hastalığın teşhisinin yapılmasından sonra ilaçlı tedavi başlar. İlaçlı tedavinin çok uzun süreler sürmesi söz konusu olduğundan ötürü hastanın yine uzun süreli olarak gözetim altında tutulması gerekir. Uygulanacak psikolojik yardımlar ile hastanın topluma dair görüşleri netleştirilir. Ayrıca özgüvenini kazanması için çalışmalar yapılır. Hastalığın belirtilerinin ilaçlar sayesinde hafiflemesinden hareketle yapılan bu çalışmalar oldukça olumlu sonuçların ortaya çıkmasını sağlar.

Yapılan psikolojik destek çalışmaları sadece hasta ile sınırlı kalmaz. Gerektiği takdirde hastanın ailesi ve sosyal çevresinden kişilerle de konuşulabilir. Yaşadığı sıkıntıların bilinç düzeyinde gerçekleşmediği, nöron faaliyetlerinin yetersiz olmasından kaynaklandığı anlatılır.

İsabetli bir ilaç tedavisinin işe yarayabilmesi için mutlaka profesyonel psikolojik yardım gerekir. Ayrıca hastanın hayat tarzını değiştirmesi de tedavinin kompleks olarak tamamlanabilmesi, iyileşmenin yüzde yüz gerçekleşmesi açısından oldukça önemlidir. Günümüzde tüm bu süreçler çok daha ayrıntılı olarak planlanabildiğinden, hasta gerekli şekilde yönlendirilebildiğinden dolayı DEHB tedavisindeki başarı oranı günden güne artmaktadır.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Tedavi Öncesi

DEHB oldukça zor bir hastalıktır. Hastalığın tedavisi kadar teşhisi de zordur. Kişinin yaşı ve sosyal konumu hatta cinsiyeti bile hastalığın teşhis kriterlerini değiştirmektedir. Ayrıca tam olarak birbirinden ayrılamayan ağırlık merkezinin tespiti de hastalığın tedavi aşaması için büyük bir sorun oluşturmaktadır. Bu kadar sorun arasında en doğru tedavi yönteminin belirlenebilmesi için tedaviye başlamadan önceki sürecin oldukça titiz yürütülmesi gerekmektedir. Hastaların hayat tarzları, aile tıbbi geçmişleri tam olarak bilinmeli; tüm bu bilgiler tedavi sürecinin bir parçası haline getirilmelidir.

Ayrıca gerekli durumlarda tedavi öncesi nörolojik ve psikolojik durumun tam tespit edilmesi için psikoloji testleri ile PET Scan adı verilen tarama yöntemi de kullanılabilmektedir. Bu sayede hastalığı ortaya çıkaran durum ile bu durumun nasıl tedavi edilebileceği tam olarak anlaşılabilmektedir. Günümüzde hastalığın teşhis aşaması ya anne baba tarafından ya da okuldaki öğretmenler tarafından duyulan bir şüphe ile başlar. Klinik seviyede hastalığın teşhis edilebilmesi için doktorun hastayı uzun bir süre gözlemlemesi gerekir. Yani tedavi öncesindeki sürecin büyük bir bölümünü hastanın belirtiler yönünden izlenmesi oluşturmaktadır.

Hastanın Gözlemlenmesi ve Tıbbi Geçmişinin Değerlendirilmesi

DEHB hastalığının ortaya çıkış sebeplerinin başında genetik faktörlere bağlı nöron bozulumunun olması ve beynin davranışlarını belirleyen kimyasal maddelerde meydana gelen azalmalar gösterilmektedir. Birçok vakada ise bunlara rastlanmamasına rağmen psikososyal travmalara bağlı olarak hastalık gelişmektedir. Hastalığın hangi sebepten ötürü ortaya çıktığının kesinleştirilmesi açısından kişinin sosyal yaşamındaki geçmişinin, tıbbi geçmişinin, ailesinin tıbbi geçmişinin araştırılması oldukça önemlidir. Yapılan istatistiksel çalışmalar her dört DEHB hastasının birinin ailesinde de aynı hastalığın benzer semptom seviyesiyle bulunduğunu ortaya koymaktadır. Bu sebepten ötürü kişinin tıbbi geçmişi kadar ailesinin tıbbi geçmişi de oldukça önemlidir.

Hastalığı ortaya çıkaran sebebin bulunması aşaması oldukça titiz bir süreci gerektirir. Bu titiz sürecin diyeti ise genelde zaman aralığının geniş olması şeklindedir. Yani DEHB hastalığını ortaya çıkaran sebebi bulmak ve hastalığın ağırlık merkezini belirlemek uzun süreli gözlem gerektirmektedir. Ayrıca yedi yaş altı çocuklar harici tüm hastalar yeni bir sosyal ortama girdiklerinde belirtileri gizlemektedir. Bu gizleme faaliyeti bilinç seviyesinde işletilen bir süreç olmadığından dolayı istemsiz şekilde gelişmektedir. Bu sebepten dolayı hastanın doğal ortamında uzun süre gözlemlenmesi ile ancak hastalığın verdiği belirtilerin DEHB belirtileri olduğu tespit edilebilmektedir. Ayrıca hastalığın ağırlık merkezi tedavi sürecini doğrudan etkilediği için bu ağırlık merkezinin belirlenmesi süresinde de hastanın uzun süreli olarak davranışları açısından gözlemlenmesi önemlidir.

Psikolojik Testler

DEHB hastalığının kesin tanısının yapılacağı test geliştirilmemiştir. Ancak diğer bazı psikolojik testler ile hastalığın varlığına dair ufak belirtiler yakalanabilmektedir. Özellikle dikkat dağınıklığı yaşayan hastaların durumlarını ölçmek amacıyla dikkat testleri; hiperaktivite yaşayanları tespiti için de stres testleri uygulanmaktadır. Her iki durumda da uzun süreli gözlemden yoksun bir teşhis süreci işletilemez. Hastanın verdiği belirtilerin tam olarak DEHB belirtileri olduğunun tespiti yapılacak iki test ile de ne yazık ki mümkün değildir. Günümüzde hastalığın tespit edilmesi için kesin yöntemler geliştirilmeye çalışılsa da henüz sonuç alınmış değildir.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Tedavi Sonrası

Hastalığın tedavisinin ağır belirtiler veren vakalarda yüzde yüz yapılması söz konusu değildir. Ayrıca hafif belirtiler verenlerde dahi tedavi sürecinin oldukça uzun olduğu düşünülürse, tedaviye başlandığı günden sonrasının tedavi sonrası olarak değerlendirilebileceği ortaya çıkar. Hastalığın ilaçlı tedavisi yaklaşık altı ay ile bir yıl arasında sürmekle beraber belirtilerin tekrar ortaya çıkmaması için ilaçlar hafif dozlarda sürekli olarak bu sürelerden sonra da kullanılmaktadır.

İlaçların yoğun kullanımının olduğu dönemlerle beraber hastanın yapması gereken şey, ilaçların belirtileri geriletmiş olmasından faydalanmaktadır. Hastalar daha açık bir zihin yardımıyla hayatlarını düzene sokmalıdırlar. Ayrıca iş ve okul hayatına daha iyi odaklanabiliyor olmanın getirdiği özgüven ile sosyal yaşamlarında atılım yapmalıdırlar. Genel olarak operasyon sonrasındaki süreç tedavinin sonuçlarının gözlemlenmesi ve gerektiğinde kalibre edilmesi ile hastanın yaşamını düzene kurması üzerine gelişmektedir.

Tedavi Sonuçlarının Gözlemlenmesi

DEHB hastalığında teşhis, tedavi ve gözlem beraber ilerleyen süreçlerdir. Hastanın ilk belirtilerle doktora başvurmasından sonra başlayan gözlem süreci, tedavinin uygulanması ve sonrasında ilk net sonuçların alınmasıyla da devam eder. Hastanın hayatında gelen ufak farklılıklarda dahi bu gözlem süreci devam etmektedir.

Hastalığın tedavisi için ilaç kullanımına başlanması gerekir. İlaç kullanımının başlamasıyla birlikte ilk iki aylık sürede ilacın net etkileri gözlemlenemez. Etkin maddelerin nöron faaliyetleri üzerinde etkin hale gelmeleri genelde altı hafta olmakla beraber bazen bu süre uzayabilir. Sürenin tamamlanmasıyla ilk geniş spektrumlu gözlem yapılır. Hastaya verilen ilacın ilk sonuçları ile verilen dozun doğru olup olmadığı saptanır. Gerekirse gözlem sonucuna göre hastanın kullandığı ilacın dozunda veya doğrudan ilacın kendisinde revizeye gidilir. Yani ilacın değiştirilmesi dahi söz konusu olmakla birlikte genelde değiştirilen şey ilacın dozu olmaktadır.

İlacın etkilerine dair yapılan ilk gözlemden sonra genelde iki ayda bir yapılan muayeneler ile hastalığın ilerleyişi kayıt altına alınır. Verilen ilacın dozu her seferinde tekrar ayarlanabileceği gibi sabit de tutulabilir. Çoğu hastada altı dönemlik yani bir yıllık kullanımdan sonra ilacın dozunun minimum seviyelere çekilmesi söz konusudur. Bu süreçlerde tamamen yapılan gözlemler ışığında gerçekleşmektedir.

Hayatın Düzene Sokulması

Tedavi sürecinin başlamasından sonra hastaların yapması gereken ilk şey hayatlarındaki tüm faaliyetleri düzene sokarak, hastalığın metabolizmadan kaynaklanan sorunlardan beslenmesinin önüne geçmektir. Düzenli beslenmek, düzenli spor yapmak, düzenli uyku uyumak metabolizmayı ciddi oranda düzenler. Ciddi oranda düzenlenen metabolizma ise stres açısından minimum değerlere sahip olur. Yani tüm düzen faaliyetlerinin altında yatan temel sebep hastanın stres seviyesini düşük tutmaktır.

Stres ile şehir yaşamı ve iş hayatı arasında da bağlantı bulunur. DEHB hastalarının genelde iş konusunda başarısız olduğu bilinmektedir. İlaçların etkilerinin gözlemlenmeye başlamasıyla birlikte kişinin dikkatini toplaması kolaylaşır ve iş hayatında başarılı olur. Bu durum da stres seviyesinin oldukça azalmasına sebep olur.

Ağır belirti veren hastaların kendilerini strese sokacak her ortamdan uzaklaşması gerekir. Örneğin şehir yaşamı ve şehir yaşamının kalabalık olması istenmese dahi kişi üzerinde baskı oluşturarak strese yol açmaktadır. Hastalığının teşhisinin yapılıp tedaviye başlanmasından sonra kişinin şehir yaşamında uzaklaşması, mümkünse doğa ile iç içe yaşaması hastalığın daha kolay tedavi edilmesi yönünde büyük katkı sağlayacaktır.

Sık Sorulan Sorular

DEHB hastalığına dair her noktayı aydınlatmak oldukça zordur. Hastalığın teşhisi ve tedavisi her zaman kişinin özel durumuna bağlı olarak şekillenmektedir. Yıllardır hastalığının belirtilerine dair sınıflandırmanın değişmesi, hastalığın ağırlık merkezine dair tedavi yönteminin geliştirilmesini zorlaştırmaktadır. Tüm bunlara rağmen genel anlamda risk grubunda olanları aydınlatmaya çalıştık. Risk grubunda olanların bazı spesifik sorunlarına da özel başlıklar altında cevap vermek, hastalığın mahiyetinin anlaşılması açısından oldukça faydalı olacaktır.

Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu Nasıl Anlaşılır?

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite, hastalığın verdiği belirtiler neticesinde anlaşılmaktadır. Hastalığın sonucu olarak ortaya çıkan belirtilerin yedi yaş öncesinde çok net olarak görülmesi söz konusudur. Anne – baba veya öğretmenler tarafından fark edilen bu belirtilerin minimum altı boyunca gözlemlenmesi sonucunda kişide DEHB hastalığının olduğu kesinleştirilir. Tabi ilk gözlemden sonra mutlaka bu alanda uzman bir doktora başvurmak gerekmektedir.

Ayrıca küçüklüğünde hastalığa dair belirti vermeyenlerin, ileri yaşlarında yaşadıkları bir travma sonrasında DEHB hastalığa yönelik belirtiler vermeye başlaması mümkündür. Bu hastaların bilinç seviyesi oldukça yüksek olduğundan ve hastalık kronik olarak yeni sosyal ortamlarda belirti vermekten kaçındığından dolayı teşhis daha zordur. Bu noktada kişinin iş yaşamının başarısız geçmeye başlaması ile çevresi tarafından yapılan gözlemler oldukça önemlidir. Hangi yaş grubundan olursa olsun genel olarak DEHB hastalarının vereceği belirtiler şunlardır:

  • Herhangi bir işi yarım bırakma ihtimalleri oldukça yüksektir.
  • İşlerini yarım bırakıyor olmalarından dolayı iş ve okul hayatında başarısızdırlar.
  • Hiperaktivite baskın hastalar sürekli olarak hareket etme ihtiyacı hissederler. Bu imkan ellerinden alınırsa çok konuşmaya başlarlar.
  • Yönergeleri takip etmekte zorlanırlar. Çabuk sıkılırlar.

Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu IQ Seviyesiyle Alakalı Mıdır?

Dikkat eksikliği ve hiperaktivitenin altında yatan sebep nörolojik faaliyetlerin, nöronlar arasındaki iletişimi sağlayan transmitterlerin eksikliğinden dolayı yavaş gerçekleşiyor olmasıdır. Ayrıca nöronların davranışlarını belirleyen kimyasallar da bu sürece etki etmektedir. Yani IQ düşüklüğü ile dikkat seviyesi arasında doğrudan bağ kurmak mümkün değildir. DEHB genelde orta ve düşük zeka seviyesinde görülüyor olmasına rağmen birçok ünlü bilim insanında da görüldüğü saptanmıştır. Yani doğrudan doğruya zeka seviyesi ile bir bağlantı kurmak doğru değildir.

Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu Doğuştan Mıdır?

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunu ortaya çıkaran sebeplerin başında kalıtsal faktörler gelmekle birlikte kalıtsal olmayan durumlarda da hastalığın gelişmesi söz konusu olabilmektedir. Ağır çevresel koşullar nöron kimyasında değişiklik meydana getirebilmektedir. Ancak hastalığın ortaya çıkabilmesi için nöron iletişim bozukluğu gibi bir zemin olması şarttır. Yapılan incelemelerde her dört DEHB hastasından bir tanesinin aile geçmişinde mutlaka hastalığa dair izlere rastlanmaktadır.

Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu Nasıl Tedavi Edilir?

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite hastalığının tedavi edilebilmesi için uzun bir teşhis süreci gereklidir. Bu teşhis süreci dahilinde hastalığın belirtilerinin ne denli ağır olduğu, hastalığın ağırlık merkezinin dikkat eksikliğinde mi yoksa hiperaktivite ve dürtüsellikte mi olduğu sonuca bağlanmaktadır. Bu sonuçlara göre hastalığın iki yolla tedavisi mümkündür. Bu yollar birbirinin ikamesi değil tamamlayıcısı konumundadır.

Hastalığın tedavi edilmesi için ilk önce ilaçlı tedavi uygulanır. İlaçlı tedavi ile hastalığın ağırlık merkezi ilintilidir. Ya dikkat toplayıcı ya da sakinleştirici ilaçlar kullanılır. Dikkat eksikliği olan hastaya ritalin gibi ilaçlar; hiperaktivite sorunu olanlara ise sakinleştiriciler uygun dozda verilir. İlaç tedavisinin sonuçlarını almak uzun sürdüğü için bu aşamada da hastanın diğer tedavi yöntemlerini uygulaması gerekir.

İlaç tedavisi sürerken hastanın hayat tarzını değiştirmesi, beyin egzersizlerini fiziksel egzersizler ile tamamlaması gerekmektedir. Hayat tarzı değişikliği metabolizmayı ve hayatı düzene sokar. Beyin egzersizleri ile kişinin zihni fonksiyonlarını düzenler. Tüm sürecin başarılı şekilde yürütülmesi, ailenin ve sosyal çevrenin de tedavi sürecine tam destek vermesi halinde hafif belirti gösterenler tamamen tedavi edilebilir. Ağır belirti gösterenlerde ise belirtiler kontrol altına alınmış olur.

DEHB Görülen Çocuklarda Adaptasyon Nasıl Artırılır?

DEHB hastalığının en net belirtilerinden bir tanesi dikkat eksikliğidir. Dikkat eksikliği ile anlaşılması gereken nokta, durumun bilinçli bir süreç olmadığıdır. Yani dikkatsizlik gibi bilinç seviyesinde gerçekleşen bir süreçten bahsedilmediği için hastanın adaptasyon probleminden dolayı suçlanması söz konusu değildir.

Dikkat eksikliği olan hastalar doğrudan doğruya adaptasyon sorunu yaşarlar. Bu, yaptıkları işe odaklanamamaları, bulundukları sosyal çevreden kopmaları, iş ve okul hayatlarında başarısız olmaları şeklinde devam eden süreçtir ve belki de DEHB hastalığının hasta açısından en tehlikeli sonucudur.

Tabi tüm DEHB hastaları aynı şekilde belirti vermezler. Kimi hastalarda bu belirtiler o kadar siliktir ki hastalığın teşhisi bir ömür boyu yapılamaz. Kişi, hastalığından dolayı herhangi bir problem yaşamaz.

Hastalığa sahip olanların adaptasyon seviyesini artırmak için yapılacak işin veya ödevin eğlenceli hale getirilmesi, odak merkezinin tek elde toplanması ve çevredeki dikkat dağıtıcı unsurların temizlenmesi gerekmektedir. Örneğin etrafında pencere olan bir odada çalışmaya gayret eden DEHB hastası, pencerenin dışında olan her şeye tek tek odaklanmaya çalışma eğilimi gösterecektir. Bu duruma bağlı olarak da sürekli olarak dikkati yapmakta olduğu işten kayacaktır.

Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Bozukluğu Hastaları Hangi İlaçları Kullanır?

Bu hastalıkların tedavisi amacıyla iki tür ilaç kullanılmaktadır. Bu ilaçların bir grubu dikkat toplayıcılar iken diğerleri sakinleştiricilerdir. Dikkat toplayıcılar dikkat eksikliği olanlara; sakinleştiriciler ise hiperaktivite ve dürtüselliği olanlara verilir. Sakinleştiriciler genelde çocuk yaştaki hastalarda kullanılmaktadır. Bunun sebebi de yaş ile birlikte hiperaktiviteye dair belirtilerin köreliyor olmasıdır.

DEHB tedavisi için kullanılan ilaçların tümü kırmızı reçete ile satılırlar. İllegal yollarla temin edilip kullanılması hem kanunen suç hem de sağlık açısından oldukça tehlikelidir. Yapılan kan testleri ile ancak doğrudan başvuran kişiye reçete edilebilirler. Bunun sebebi, ilaçların yan etkilerinin kalp çarpıntısı gibi kalp krizini tetikleyip hastanın canına mal olabilecek etkiler olmasıdır.

Kişiye özel belirlenen dozda, kan testi yapılarak verilen ilaçlarda ise bu gibi yan etkiler minimuma indirilmektedir.

DEHB Hastası Çocuklara Nasıl Davranılmalıdır?

DEHB olan çocuklara karşı oldukça nazik davranılmalı, hareketleri ve davranışları zapt edilmeye çalışılmamalıdır. Dikkat eksikliğinin baskın olduğu durumlarda çocuğa kızmak, bağırmak vb. davranışlar oldukça yıkıcı sonuçlar doğurmaktadır. Hiperaktivitesi olan çocuklara da aynı şekilde davranılması daha da tetikleyici bir etki göstermektedir. Genel olarak hiperaktivitesi olan çocuklar kurallara uymayı, otoriteye biat etmeyi istememektedir. İki durumun varlığı halinde de profesyonel bir doktordan yardım alınmalı, davranışlar onun belirleyeceği ilkeler çerçevesinde belirlenmelidir.

Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktivite Hastaları Nasıl Beslenmeli?

DEHB hastası olanların oldukça sağlıklı beslenmeleri gerekir. Doğal gıdalara erişim imkanı var ise bunlarla; yok ise de doğala en yakın ürünlerle beslenmek, metabolizmanın düzenlenmesi açısından oldukça önemlidir. Ayrıca öğünlerin tam saatlerinin belirlenmesi ve hayatın bir düzen içerisinde yaşanması şarttır.

Dikkat Eksikliği Ve Hiperaktiviteyi Önlemek Mümkün Mü?

Hastalığın ortaya çıkışının altında nörolojik ve biyokimyasal sebepler yatar. Bu sebepten ötürü alınacak önlemler ancak hastalığın belirtilerinin şiddetli olmaması yönünde olacaktır. Ayrıca önlemek amacıyla çocuğun olabildiğince stabil, huzurlu ve stressiz bir ortamda büyütülmesi gerekmektedir.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Tedavi Edilmezse Ne Olur?

Yapılan uzun süreli araştırmalar göstermektedir ki DEHB hastaları küçük yaşlarda tedavi edilmezse hayat konforları büyük oranda düşmektedir. Kariyer anlamında eşitlerinin çok gerisinde kalmakta, başarılı bir okul hayatı geçirememekte ve çoğu zaman da suça meyilli olmaktadırlar. Yani DEHB tedavisi oldukça önemlidir.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Nasıl Tedavi Edilir?

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğunun tedavisinde hastanın durumu oldukça önemlidir. Hangi hastada hangi sorunun hangi oranda bulunduğu başlıca tedavi süreci faktörüdür. Çoğu zaman ilaçlı tedaviler ile santral sinir sistemine etki edilir. Aynı zamanda da psikolojik destek ile süreç tamamlanır. Yani tedavi hem hayat tarzı değişiklikleri ile hem ilaçlar ile hem de psikolog desteği ile tedavi edilmektedir.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Belirtileri Nelerdir?

DEHB belirtilerinde kişi, ortam ve yaş önemli faktörlerdir. Her hasta aynı ya da benzer belirtilerle başvurmaz. Doğal olarak her şeyin bir bütün olarak değerlendirilmesi ve belirtilerin de ona göre gözlenmesi gerekmektedir. Genel belirtiler (sık karşılaşılan) ise şunlardır:

  1. Bir işe ya da ödeve on dakikadan fazla odaklanmak güçtür,
  2. Unutkanlık hali söz konusudur,
  3. Fiziki olarak dinliyor gözükmez,
  4. Bir işin ya da olayın organize edilmesi güçleşir,
  5. Sürekli huzursuzluk hali,
  6. Sürekli konuşurlar veya gürültü çıkarırlar,
  7. Düşünmeden hareket edebilirler. Dürtüsellik, dikkat dağınıklığı ve hiperaktivite arasındaki oranlara göre belirtilerden biri veya birkaçı görülebilir.