Reflü Hastalığı

Reflü Hastalığı
Reflü Hastalığı

 

Reflü hastalığı yemek borusunun alt kısmında bulunan kapakçığın gevşemesi gibi nedenlerle mide içeriğinin yemek borusuna kaçması olayıdır. En yaygın belirtileri ağıza acı ekşi su gelmesi, göğüste yanma ve ağrı, ağızda koku ve kötü tat, diş çürükleri, ses kısılmaları, hıçkırık, geğirti, yutkunmada güçlük ve öksürük. Reflü hastalığına genel olarak mide asidinin yemek borusuna kaçması ve yemek borusunun iltihaplanması sebep olur. Hastalara ilaç tedavisi, endoskopik tedavi ve cerrahi yöntemler uygulanır.

Reflünün gastroözofageal reflü ve larengofarengeal reflü olmak üzere iki türü vardır. Ayrıca mide asidinin yemek borusuna uzun süre temas etmesi sonucu oluşan özofajit reflü (yemek borusu iltihabı) ortaya çıkar. Hastaların reflüden korunmak ve reflünün görülme sıklığını azaltmak için yapması gereken şeyler vardır. Temel olarak hastaların yaşayış biçimlerini değiştirmeleri gerekir. Aşırı kilo, sigara ve alkol kullanımı ve bazı besinlerin tüketilmesi reflüyü tetikler. Bu nedenle uzmanlar hastaların fazla kilolarından kurtulmalarını, sigara ve alkol tüketimini bırakmalarını ve kendilerine dokunan, reflünün görülme sıklığını artıran besinleri tüketmemelerini önerir.

İnceleyen ve onaylayan: Op. Dr. Mehmet Toprak

Reflü Hastalığı Hakkında

Reflü hastalığı, teşhisi, tedavisi ve tedavi sonrası dönemi de içine alan uzun bir süreci oluşturur. Hastalığın teşhisi çok zor değildir, hatta bazı hastalar yaşadıkları belirtilerden yola çıkarak reflü hastası olduklarını fark edebilirler. Ancak bazen hastalığın belirtileri üst solunum yolu enfeksiyonları, göğüs hastalıkları ve diş hastalıkları ile ayırt edilemeyebiliyor. Hastalık teşhis edildikten sonra hastanın durumuna bağlı olarak ilaç tedavisi, endoskopik tedavi ve cerrahi tedavi yöntemleri uygulanıyor. Hastalığın ve tedavinin seyrine göre hastalarda anemi, kanser ve yemek borusu iltihabı gibi komplikasyonlar görülebiliyor.

Çoğu hastalıkta olduğu gibi reflü hastalığında da çeşitli risk faktörleri bulunuyor. Bu risk faktörleri; hastanın cinsiyeti, genetik özellikler, beslenme düzeni, yeme alışkanlıkları, stres, sigara ve alkol tüketimi. Hastaların bu faktörleri dikkate alarak kendilerini reflü hastalığından korumaları gerekiyor.

Reflü hastalığının önlenmesi için de çeşitli yöntemler mevcut. Kişilerin sağlıklı beslenmeleri, tükettikleri gıdalara dikkat etmeleri, gece yatış pozisyonları, sigara ve alkol kullanımını bırakmaları bu yöntemler arasında. Reflüye sebep olan yağlı, baharatlı ve asitli yiyeceklerin tüketiminin bırakılması, aşırı ve sağlıksız beslenmekten kaçınılması, yemeklerin belirli bir düzen içinde küçük öğünler halinde ve sık aralıklarla yenmesi, yemek ve uyku vakitleri arasında iki üç saatlik bir boşluk olması, sigara ve alkol kullanılmaması ve mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasını kolaylaştıracak yatış pozisyonlarından kaçınılması reflüyü önlemek için yapılacaklar arasındadır.

Reflü Nedir?

Mide asidi, safra ve pankreas sıvılarının yemek borusu ile uzun süre teması sonucu yemek borusu kendini koruma özelliğini kaybeder ve bu durum reflü hastalığı olarak adlandırılır. Reflü hastalığının gastroözofageal reflü ve larengofarengeal reflü olmak üzere iki çeşidi mevcut. Reflü hastalığı çocuklarda, erişkin bireylerde ve hatta bebeklerde görülen bir hastalık. Reflü hastalığı yaygın bir hastalıktır ve hastaların yaşam kalitesini olumsuz yönde etkiler. Reflü hastalarda ağıza acı su gelmesi, midede yanma, ekşime, geğirti gibi belirtilerle ortaya çıkar. Reflü hastalığına genetik faktörlerin yanı sıra, stres, beslenme sorunları gibi etkenler neden olarak gösterilebilir.

Türkiye’de ve Dünyada Görülme Sıklığı

Reflü hastalığı çok fazla karşılaşılan bir sağlık sorunu olarak bilinir. Yapılan çalışmalar sonucunda gelişmiş ülkelerde daha çok görülen bir hastalık olarak karşımıza çıkar. Türkiye’de yüzde yirmi oranında yani her dört beş kişiden birinde reflü hastalığı vardır. Dünya üzerinde yapılan klinik çalışmalarda ise reflü görülme sıklığı yüzde on sekiz ve yüzde yirmi bir oranları arasındadır.

Reflü Türleri

İki çeşit reflü hastalığı vardır, bunlar; gastroözofageal reflü (mide reflüsü) ve larengofarengeal reflü (boğaz reflüsü) dür. Gastroözofageal reflüde sıvı yemek borusunun alt kısmına kaçar, larengofarengeal reflüde ise ses tellerine, boğaza ve genize kaçar. Boğaz reflüsünün oluşumunda mide asidinin yemek borusundan boğaza kadar ilerlemesi etkili olur. Bu hastalığın en bilinen belirtileri de kuru öksürük, boğaz ağrısı, boğazda yanma, ses kısılması, faranjit ve geniz akıntısı.

Gastroözofageal Reflü

Gastroözofageal reflü mide asidinin, safra ve pankreas sıvısının yemek borusunu alt kısmına kaçması sonucu oluşur. Hastalarda ağıza acı su gelmesi, midede yanma, ekşime, yemekten sonra yiyeceklerin ağza gelmesi, midede başlayan ve sırta, göğüs kafesine yayılan ağrı, ağız kokusu gibi belirtilerle ortaya çıkar. Gırtlak bölgesinin etkilenmesi ile yutkunma zorluğu, ses kısıklığı, geğirti, boğaz ağrısı, gıcık, hıçkırık, kuru öksürük görülür. Uzun süreli reflü atakları sonucu yemek borusu iltihabı (reflü özofajit) meydana gelir. Bazı hastalarda göğüs ağrısı kalp problemleri ile karıştırılabilir. Reflü hastalığının tanısı endoskopik muayene, baryum özofagus mide duodenum grafisi, özofagus manometre ve pH metre ile koyulur.

Reflü Özofajit

Mide içeriklerinin yemek borusuna uzun süre temas etmesi sonucu oluşan yemek borusunun iltihaplanmasına reflü özofajit denir. Mide asidi mide mukozasına uyumludur ancak yemek borusuna kaçtığında bu bölgeye zarar verir. Reflü özofajit görülme sıklığı yüzde on beş civarındadır. Hastalığın belirtileri ağıza acı ekşi su gelmesi, mide üstü ve göğüs arkası kısımlarda yanma, yemek yeme sırasında göğüste ağrı, yutarken ağrı ve zorlanma olarak bilinir.

Tedavisi

Reflü hastalığının tedavisi ilaçlarla, endoskopik tedavi veya cerrahi tedavi olarak yapılır. Reflü de dört çeşit tedavi yöntemi uygulanır. İlaç tedavisi yeni tanı almış ve hafif veya orta şiddetli reflü hastalığında yeterli olabilen bir tedavi yöntemi. İlaç tedavisinin yanında hastalara diyet ve yaşam tarzı değişiklikleri önerilir. Hastaların sigara içmemesi, kilolu hastaların zayıflaması, yemek esnasında mideyi aşırı doldurmamak, yatmadan en az üç saat önce katı ve sıvı gıda alımını kesmek, portakal, limon gibi asitli meyve ve sularının tüketilmemesi, kızartma, yağlı yiyecekler, fazla salçalı ve baharatlı yemekler, cips, kahve, çay ve alkollü içecekler, asitli içecekler, çikolata, soğan ve sarımsak gibi yiyeceklerin tüketilmemesi, uyku apnesi varsa yatarken yatağın başının on beş ila yirmi santim yükseltilmesi önerilir. Bunların yanında hastaya mide asidini düzenleyici antiasit ilaçlar ve mide asidini azaltan proton pompa inhibitörü adı verilen ilaçlar verilir. İlaç tedavisi ve yaşam tarzı değişikliklerine rağmen şikâyeti azalmayan hastalara cerrahi tedavi önerilebilir. Reflü hastalığında bir diğer tedavi yöntemi özofix, stretta ve endoplikasyondur. Endoplikasyon yöntemi üç santimden küçük kapak yetmezliği olan hastalarda uygulanan ve uzun vadede çok etkili olmayabilen bir yöntem. Endoplikasyon, ağızdan endoskopi ile girilip kapak bölgesinin dikiş atılarak daraltılmasıyla yapılan bir işlemdir. Stretta yönteminde ise kapak bölgesini radyofrekans yöntemi ile ısıtarak daraltmayı hedefleyen bir işlemdir. Bu tedavi yöntemlerinde başarı oranının yüzde elli ile altmış arasında olduğu biliniyor. Endoskopik bir işlem olan özofix ile tedavide endoskop ile birlikte özofix adlı alet ağızdan mideye sokuluyor ve orada bariyer fundoplikasyon işlemi yapılabiliyor. Son olarak cerrahi tedavi reflü hastalığında kalıcı çözüm arayan hastalar için uygulanan tedavi yöntemi. Cerrahi tedavi uzun süre ilaç kullanmak istemeyen, ilacı bıraktığında şikayetleri artan, yemek borusunda yaralar olan ve yaraların kanamaya sebep olduğu durumlar, ses kısıklığı, öksürük gibi şikayetleri olan hastalara yapılır. Laparoskopik olarak yapılan cerrahi tedavide başarı oranı ortalama olarak yüzde doksan.

İlaç Tedavisi

Reflü hastalığının ilaçla tedavisi antiasit ilaçlar, mide asidini baskılayan H2 reseptör blokerleri ve mide asidini azaltan proton pompa inhibitörleri ile yapılır. Antiasit ilaçların içeriğinde magnezyum, alüminyum bileşikleri, alginatlar ve dimetikon bulunan türleri vardır. Alüminyum ve magnezyum içeren antiasit ilaçların özelliği midenin asit seviyesini azaltıp pH seviyesini artırarak dengeyi sağlaması. Dimetikon ve alginatları içeren ilaçlar ise asit reflüsünü azaltarak yemek borusunu korumaya ve şişkinliği azaltmaya yarar. Antiasit ilaçlar sindirim sorunları, mide yanması, reflü hastalığı ve özofajit semptomlarını azaltmak amacı ile kullanılır. Proton pompa inhibitörü olarak adlandırılan ilaçlar ise mide asidini azaltarak mideye ve özofagusa zarar vermesini önler. Proton pompa inhibitörler, gastroözofageal reflü, peptik ülser, larengofarengeal reflü, helicobacter pylori ve bazı ilaçların yan etkilerini azaltmak veya ortadan kaldırmak için kullanılır. H2 reseptör blokerleri mide asidini baskılayarak mideyi korumaya yönelik bir tedavi yöntemidir. Bu ilaçlar peptik ülser, mide ülseri, gastrit ve gastroözofageal reflü tedavisinde kullanılır.

H- 2 Reseptör Blokerleri

H2 reseptör blokerleri mide asidini baskılayan ilaçlardır. Doktor kontrolünde ve uzun süreli tedavilerde kullanılan bu ilaçlar etkileşim olması nedeniyle antiasit ilaçlarla birlikte alınmamalı. İlaç etkileşimi olmaması için antiasit ilaç alınacaksa en az iki saat önce veya sonra alınmalı. H2 reseptör blokerleri peptik ülser, mide ülseri, gastroözofageal, reflü ve gastrit tedavisinde kullanılır. İlaçlar genelde sabah ve aç karnına alınmalı ancak akşam yemek öncesi de alınabilir. Her ilacın olduğu gibi bu ilaçlarında yan etkileri var. Bu yan etkiler genellikle hafif seyreden baş ağrısı, baş dönmesi, ishal, yorgunluk, halsizlik ve kas ağrıları. Konfüzyon, şiddetli baş ağrısı, halüsinasyon ve deri döküntüsü ise ciddi yan etkilerdir ve görüldüğünde mutlaka doktora gidilmesi gerekir. Gebelerde, emziren annelerde ve gebelik düşünenlerde ilaç kullanımı önerilmez.

Proton Pompa İnhibitörleri

Proton pompa inhibitörleri mide asidini azaltarak mide ve özofagusu asitten koruyan ilaç grubudur. Proton pompa inhibitörleri dispepsi, gastroözofageal reflü, mide- duodenum ülseri, Larengofarengeal reflü, helicobacter pylori, eroziv gastroduodenit, bazı antienflamatuvar ilaçlar ve aspirinin oluşan yan etkilerini azaltmak veya önlemek için kullanılır. İlaçların sabah ve aç karnına alınması önerilir. Proton pompa inhibitörlerinde de ilaç etkileşimi olmaktadır. Bu ilaçlar diazem, takrolimus, siklosporin ve teofilin grubu ilaçlarla birlikte alınmamalı, aralarında en az dört altı saat süre olmalı.

Mide Asidini Nötralize Eden İlaçlar

Mide asidini nötralize eden ilaçlar yani antiasit ilaçlar genellikle magnezyum ve alüminyum bileşiklerini içerir, bazıları ise alginatlar ve dimetikon içerir. Magnezyum ve alüminyum bileşikleri mide asidini nötralize ederler. Magnezyum içeren antiasit ilaçlar ishale, alüminyum içeren ilaçlar ise kabızlığa neden olabilir. Eğer her iki bileşen aynı anda bulunuyorsa bu etki ortaya çıkmayabilir. Bu ilaçlar mide yanması, gastroözofageal reflü, sindirim sorunları, özofajit ve peptik ülser hastalıklarında belirtileri hafifletmek amacı ile kullanılır. Antiasit ilaçlar bazı ilaçların emilimini etkileyebilirler ve ilaçlarla etkileşime girebilirler. Digoxin, tetrasiklin, cimetidin, antienflamatuarlar, antikolinerjikler, izoniyazit ve demir içeren ilaçlarla birlikte alınmaları önerilmez.

Endoskopik Tedavi

Endoskopik tedavi ameliyat olmak istemeyen hastaların tercih ettiği bir tedavi yöntemidir. Endoskopik tedavi hastaya herhangi bir kesi işlemi yapılmadan endoskop ile ağızdan girilerek kapak bölgesinin daraltılması ile yapılan bir işlem. Endoskopik tedavi yöntemleri stretta, endoplikasyon ve özofix yöntemidir. Endoskopik tedaviler mide fıtığı boyutu 3 santimetrenin altında olan hastalarda, uzun süre ilaç kullanmak istemeyen hastalarda uygulanan tedavi yöntemleri. Stretta işleminde endoskop ile ağızdan girilerek radyofrekans yöntemiyle kapak bölgesinin ısıtılarak daraltılması sağlanır. Endoplikasyon yönteminde ise tedavi yine endoskop ile ağızdan girilerek kapak bölgesine dikiş atılarak daraltılması şeklinde uygulanır. Özofix ile tedavide de endoskop ile birlikte özofix adı verilen cihaz ağızdan mideye sokularak bariyer fundoplikasyon işlemi yapılır. Özofix yöntemi üç santimetreden büyük fıtığı olan ve ileri derecede özofajiti olanlara uygulanmaz.

Cerrahi Tedavi

Reflü hastalığında cerrahi tedavi uzun süre ilaç kullanımının zararlı olduğu, ilaç tedavisinin yetersiz kaldığı, mide fıtığı olan hastalar, genç hastalar, menopoz dönemindeki kadınlar, öksürük, hırıltı gibi solunum sorunları olan hastalar ve erken evre özofagus hücre değişikliği olan kişilerde uygulanır. Reflü cerrahisinde net bir yaş sınırı olmamakla birlikte elli yaş üzeri hastalarda çok fazla tercih edilmez. Reflü ameliyatı genelde laparoskopik olarak yapılan bir işlemdir ancak bazı durumlarda açık da yapılabilir. Laparoskopik fundoplikasyon ameliyatı genel anestezi ile yapılır. Cerrahi işlem karın bölgesinden 0,5 cm ile 1 cm arasında açılan küçük kesiler açılarak yapılır. Cerrahi tedavide başarı oranı yüzde doksan olarak bilinmektedir.

Fundoplikasyon

Reflü hastalığında uygulanan cerrahi işleme fundoplikasyon adı verilir. Fundoplikasyon işlemi genel anestezi altında ve genelde laparoskopik olarak yapılır. Bu işlem karın bölgesinden büyüklükleri 1 cm ve 0,5 cm arasında değişen dört beş adet kesi açılarak yapılır. Bu kesi alanlarından uzun metal çubuklar ve kamera ile karın boşluğuna girilerek işlem gerçekleştirilir. Ameliyata başlarken karın karbondioksit gazı ile şişirilir. Fundoplikasyon işlemi midenin tepe kısmının yemek borusunun etrafında üç yüz altmış derece döndürülmesi ve sonrasında dikilmesi ile yapılır. Fundoplikasyon işlemi ortalama kırk beş dakika sürer ve hasta bir gün hastanede yatırılır. Hastaların günlük yaşantılarına dönmeleri dört ila beş günü bulur.

Ne Yapmalı?

Reflü hastalığından korunmak ve görülme sıklığını azaltmak için hastaların yapması gereken şeyler vardır. Fazla kilolar karın içi basıncı artırdığı için hastalara zayıflamaları önerilir. Kıyafet tercihi de reflü görülme sıklığını etkilemektedir, bu nedenle hastaların dar kıyafetler giymesi pek önerilmez. Sigara kullanmak reflüye sebep olmasının yanında var olan hastalığın semptomlarında artmaya da sebep olur. Reflü hastalığına neden olan bir başka sebep ise hastaların beslenme alışkanlıklarında yer alan bozukluklardır. Hastaların tükettikleri yağlı, baharatlı, asitli gıdalar da reflüye neden olur. Reflüden korunmak için hastaların beslenme alışkanlıklarını da değiştirmeleri gerekir.

Fazla Kilolardan Kurtulmak

Fazla kilolar karın içi basıncını artırması nedeniyle reflü hastalığına zemin hazırlar. Gebelik döneminde de reflü şikayetlerinin olması artan karın içi basıncına bağlı olarak ortaya çıkar ve genellikle doğumdan sonra ortadan kaybolur. Fazla kilolu hastaların da zayıflamaları ile şikayetlerinde azalma görülür.

Dar Kıyafetler Giymemek

Reflü hastalarının kıyafet seçimlerine dikkat etmeleri gerekir. Özellikle karın bölgesini sıkan kemer ve dar kıyafetler karın içi basıncını artırarak reflü şikayetlerinin artmasına neden olur. Reflüden korunmak ve reflü hastalığının semptomlarını azaltmak için bu tür dar kıyafetlerden uzak durulmalı.

Sigarayı Bırakmak

Sigara alışkanlığı reflü hastalığının nedenleri arasında sayılan önemli bir etkendir. Sigara içen hastalarda tedavi başarı oranı içmeyen hastalara oranla daha düşük. Sigara içmek asit miktarını artırarak asit reflüsüne neden olur, yemek borusu ile mide arasında kaslarda gevşemeye neden olur, sindirim problemlerine yol açar ve reflü semptomlarının artmasına sebep olur. Reflü tedavisinde hastaların sigarayı bırakmaları semptomların gerilemesinde etkili olur.

Beslenme Alışkanlığını Değiştirmek

Beslenme alışkanlıkları reflü hastalığı için önemli bir etkendir. Beslenme sorunları reflü hastalığının görülme sıklığını artırabilir. Tüketilen kızarmış besinler, hazır fast food gıdalar, çikolata gibi yağlı yiyecekler reflü hastalığı için zemin hazırlar. Aşırı yemek yemek, yemekten sonra uzanmak midede basıncı artırarak mide asidinin yukarı kaçmasına ve reflüye sebep olur. Beslenmede az ve sık beslenmek, aşırı yemek yemekten kaçınmak, besinleri iyi çiğnedikten sonra yutmak, kızartma, hazır fast food türü yiyeceklerden kaçınmak, portakal, mandalina, limon gibi asitli yiyeceklerden kaçınmak, aşırı baharatlı besinlerden kaçınmak, alkol, kola gibi asitli içeceklerden kaçınmak, kahveden kaçınmak ve çayı az tüketmek reflü hastalığından korunmak ve semptomları azaltmak için önemlidir.

Reflü Hastalığının Nedenleri

Reflü hastalığının birçok nedeni vardır. Beslenme alışkanlıkları, stres, sigara, alkol, genetik yatkınlık, sindirim sisteminde ortaya çıkan sorunlar nedeniyle midenin uzun süre dolu kalması, yemek borusunda yetersizlik, yemek borusunda kas problemleri, mide fıtığı, kullanılan ilaçlar, romatizmal hastalıklar, uyku apnesi, obezite reflü hastalığının nedenleri arasında sayılabilir.

Mide Asidinin Yemek Borusuna Kaçması

Mide ile yemek borusu arasında geri kaçmayı engelleyen bir yapı vardır. Bu yapıya ait kaslarda meydana gelen gevşeme sonucu mide asidi yukarı doğru çıkar ve reflü hastalığını meydana getirir. Uzun süre mide asidi ile temas eden yemek borusunda iltihaplanma meydana gelir. Bu iltihaplanmaya özofajit adı verilir. Yemek borusundan daha yukarı asit kaçması ise larengofarengeal reflüye neden olur.

Yemek Borusunun İltihaplanması

Reflü hastalığında mide asidinin yukarı kaçması ve uzun süre yemek borusu ile temas etmesi sonucu o bölgede ödem ve iltihaplanma olur. Özofajite neden olan diğer nedenler ise kusma, alkol tüketimi, alerji, yemek borusunun dar olması, mide fıtığı, bulaşıcı hastalıklar, obezite tedavisinde yapılan bazı cerrahi tedaviler sayılabilir. Yemek borusu iltihabı yutkunmada zorluk, yutkunurken ağrı olması, iştahsızlık, midede yanma, karın ağrısı, bulantı, kusma, öksürük gibi belirtilerle ortaya çıkar. Bu hastalarda yemek borusu iltihabı tedavi edilirken reflü varsa beraberinde o da tedavi edilmeli, sigara, alkol kullanımı kısıtlanmalı. Tedavisi antibiyotiklerle yapılan yemek borusu iltihabında reflü etken ise tedaviye reflü için kullanılan ilaçlar da eklenmeli. Hastalara tedavinin yanında uygun beslenme önerilmeli. Asitli, baharatlı, yağlı yiyecekler tüketilmemeli, soğan, çikolata gibi yiyeceklerden uzak durulmalı. Mide fıtığı ve ilerlemiş reflü hastalıkta etken ise cerrahi tedavide düşünülmeli.

Reflü Hastalığının Belirtileri

Reflü hastalığının belirtileri hastaya göre ve hastalığın ne kadar ilerlediğine göre farklılık gösterebilir. En çok karşılaşılan belirtileri boğazda, midede ve göğüste yanma, göğüste ağrı, ağza acı ekşi su gelmesi, mide ekşimesi, ağız kokusu, diş çürükleri, sebebi bilinmeyen öksürük, geçmeyen faranjit, ses kısılması, boğazda gıcık, geğirti ve hıçkırık olarak bilinir. Reflü belirtileri bazı diğer hastalıklarla karıştırılır. Hastalar yaşadıkları şikayetlerle kulak burun boğaz, göğüs hastalıkları gibi servislere başvurabilir. Göğüste ağrı şikâyeti ile doktora giden hastaların yarısının reflü hastası olduğu belirlenmiştir. Reflü hastalığının belirtileri çoğunlukla gece yatarken ortaya çıkar. Zaman zaman hissedilen rahatsızlık hastayı uykusundan uyandırabilir ve saatlerce sürebilir. Reflü hastaları öne eğildiklerinde ve sırt üstü yattıklarında da rahatsızlıkları artar.

Yemekten Sonra Boğazda Yanma

Reflü hastalığının en sık görülen belirtilerinden biri yemekten sonra boğazda oluşan yanma. Reflü hastalığında mide içeriği yemek borusuna ve boğaza doğru kaçar ve bu bölgelere temas ederek zarar verir. Bunun sonucunda hastalarda yemekten sonra boğazda yanma gibi şikayetler oluşur.

Mide Asidinin Ağıza Gelmesi

Mide asidinin ağıza gelmesi de reflü hastalığında en çok görülen belirtilerden biridir. Hastanın ağzında acı ekşi bir tat oluşmasına neden olur. Hastanın ağzında kötü bir tat bırakır ve boğazında yanma hissi yaratır. Çoğunlukla yemekten sonra oluşur. Bu tür şikâyeti olan hastaların yemek yedikten hemen sonra yatması önerilmez, yemekten sonra en az bir saat beklenmesi gerekir.

Yutkunmada Güçlük

Yutkunma güçlüğü, takılma hissi ve boğazda yabancı cisim hissi reflü hastalarının karşılaştığı bir başka problemdir. Hastaların günlük yaşamları ve yemek yeme aktiviteleri bu durumdan olumsuz etkilenir. Ayrıca yutkunma güçlüğünün yanında boğazda takılma hissi ve yabancı cisim hissi de hastaya büyük rahatsızlık verir.

Öksürük

Öksürük hava yollarının tahriş olduğu durumlarda oluşan bir reflekstir. Öksürük kuru, yaş, akut ve kronik olarak sınıflanır. Gastroözofageal reflü hastalarda üst ve alt solunum yolu enfeksiyonlarına sebep olabilir. Bu da reflü hastalarının kronik öksürük problemi yaşamasına neden olur. Sebebi belirlenemeyen kronik öksürük şikâyeti olan hastaların yaklaşık yarısında reflü hastalığı olduğu görülmüştür.

Boğaz Ağrısı

Boğazın iç yüzeyinde onu örten mukoza denen doku vardır. Herhangi bir şey boğazda hastalık veya tahrişe neden olduğunda, mukozada şişlik, yanma ve iltihaplanma gibi olaylar görülür. Bu durum da boğaz ağrısı yapar. Boğaz ağrısı hasta konuştuğunda, yutkunduğunda veya sürekli olarak hissedilebilir. Reflü hastalarında görülen boğaz ağrısı ise mide asidinin hastanın boğazına ve ağzına gelmesi sonucunda boğazı tahriş etmesinden kaynaklanır.

Diş Çürüğü

Reflü, genel düşüncenin aksine sindirim sisteminin yanında vücudun diğer bölgelerini de etkileyebilir. Etkilenen bu bölgelerden biri hastanın ağzıdır. Reflü hastalarının ağızlarında kötü koku, kötü tat, yaralar ve diş çürükleri oluşur. Reflü hastasının mide içeriği boğaza ve ağıza kaçmaktadır. Mide asidi mide için uygun olabilir ancak ağza zarar verir. Hastanın ağzına ulaşan mide asidinin miktarı arttıkça ağızda kötü koku, diş etinde tahrişler, diş eti iltihabı, ağız yaraları, diş dokusunda aşınmalar ve çürükler oluşur. Bu problemlerin yaşanmasını önlemek için hastaların düzenli diş kontrolüne gitmeleri önerilir.

Reflü Hastalığı Teşhis ve Tanı Yöntemleri

Reflü hastalığı teşhisinde ilk bakılması gereken şeyler hastanın anlattığı şikayetler ve hastalık öyküsüdür. Hastalık öyküsü ne kadar iyi bilinir ise hastalığın neden kaynaklandığı, ne kadar ilerlediği sorularını cevaplamak o kadar kolay olur. Hastalık öyküsü öğrenildikten sonra hastanın fiziki muayenesi yapılır. Onun sonrasında da endoskopi, pH ölçümü gibi teknik yöntemlerle hastalık teşhis edilmeye çalışılır. Her hastalıkta olduğu gibi reflüde de erken ve doğru teşhis başarılı bir tedavi için önem taşır.

Muayene

Hastalar birtakım şikayetlerle doktora başvurduğunda hastalığın teşhisi için ilk olarak bu şikayetlerin neler olduğu, ne kadar zamandır sürdüğü öğrenilir. Böylelikle hastada reflü şüphesi olup olmadığı anlaşılabilir. Hastanın şikayetlerine bakılarak kulak burun boğaz, göğüs hastalıkları gibi çeşitli alanların uzmanlarından da görüş istenebilir. Doktor hastalık öyküsünü dinledikten ve hastayı fiziki olarak muayene ettikten sonra gerekli gördüğü takdirde endoskopi ve pH ölçümü gibi başka yöntemlere de başvurur.

pH Ölçümü

Açılımı hidrojen potansiyeli olan pH, vücuttaki sıvıların asitlik durumunu ölçer. pH ölçümü reflü hastalığının teşhisinde önemli bir yere sahip. pH ölçümü ile hastanın midesindeki asit durumu, asidin ne miktarda ve ne kadar süre ile kaçtığı, bu durumu nelerin tetiklediği incelenir. pH ölçümü için iki farklı yöntem kullanılır. İlki hastanın burnundan yemek borusunun alt ucuna inen bir kateter yerleştirilmesidir. Bu kateterin dışarda kalan ucu taşınabilir bir alete bağlanır ve yirmi dört saat boyunca hastanın üzerinde kalır. Yirmi dört saatlik sürenin bitiminde kateter çıkarılır ve sonuçlar incelenir. İkinci yöntem ilkinden daha yeni ve konforlu bir uygulamadır. Bu yöntem aside duyarlı küçük bir kapsülün yemek borusunun alt ucuna yerleştirilmesi şeklinde uygulanır. Bu kapsül kablosuzdur ve kırk sekiz saat boyunca elde ettiği bilgileri taşınabilir bir alete iletir. İşlem bittikten sonra kapsül bir hafta on günlük bir süre içerisinde kendiliğinden atılır. pH ölçümü için hastanın aç olması istenir, burun ve geniz lokal anestezi ile uyuşturulur. Zor bir işlem değildir, hasta kısa süre sonra günlük hayatına döner.

Endoskopi

Endoskopi işlemi ucunda ışık, kamera ve gerektiğinde doku örneği almak için aletler olan endoskop adı verilen yumuşak bir boru ile yapılır. Endoskopi hastanın yemek borusu, mide ve onikiparmak bağırsağının görüntülenmesi işlemidir. Endoskopi ile hastanın organlarının içinde oluşan hastalıklar görülebilir ve istendiğinde parça alınıp incelenebilir. Endoskopi hastanın durumuna göre lokal anestezi veya genel anestezi ile uygulanır. Hastanın endoskopi yapılmadan en az altı saat önce yeme içmeyi bırakması gerekir.

Reflü Hastalığı Risk Faktörleri

Her hastalıkta olduğu gibi reflü hastalığında da çeşitli risk faktörleri mevcuttur. Kişilerin bu risk faktörlerini bilmesi reflüden korunma açısından önem taşır. Cinsiyet, genetik, düzenli beslenmeme, stres, sigara ve alkol kullanmak ve Reflüyü tetikleyici bazı gıdaların tüketilmesi risk faktörlerinin başında gelir.

Cinsiyet

Reflü hastalığı görülme sıklığı açısından değerlendirildiğinde kadınlar ve erkekler arasında çok belirgin bir fark gözlenmez. Reflü kadınlarda daha çok görülebilir ancak ciddi boyutta yemek borusu hasarı ve yanması erkeklerde daha çok görülür. Bunların yanı sıra hamile kadınlarda hormonlar ve karın içi basıncın artması nedeni ile reflü görülebilir.

Genetik

Reflü hastalığında risk faktörlerinden biri de genetik faktörlerdir. Genetik direk olarak reflüye sebep oluyor denmese de beslenme alışkanlıkları, kanser oluşumu gibi süreçler etki göstermektedir. Genetik olarak yatkın bireylerde dışardan gelen zararlı faktörlerle hastada yemek borusunda, alt kapakçıkta bozulmalar meydana gelir. Bunun sonucunda hastalık ilerler.

Düzenli Beslenmeme

Reflü hastalığını tetikleyen önemli etkenlerden biri de beslenme düzeni. Yanlış ve düzensiz beslenen bireylerde reflü hastalığı görülme ihtimali daha fazla olabilmekte. Düzensiz beslenme hastada kilo artışına ve hatta obeziteye sebep oluyor. Obez olan hastalarda aşırı kiloya bağlı olarak karın içi basıncı artıyor ve o da mide içeriğinin yemek borusuna ve boğaza daha fazla kaçmasına sebep oluyor. Ayrıca uzmanlar yatmadan en az iki üç saat önce yeme içmenin bırakılması gerektiğini söylüyor. Beslenmenin düzenli, az az ve sık sık olması öneriliyor.

Stres

Bazı faktörler olmadan stres direk olarak reflü yapar denmemektedir. Ancak stres halihazırda reflü olan hastaların hastalığı algılamasını artıran bir etkendir. Bunun yanında stres midede asit miktarını artırır ve midenin korunma mekanizmasını bozar. Midede onikiparmak bağırsağında ülser ve üst sindirim sisteminde kanamalara neden olur.

Sigara ve Alkol

Sigara ve alkol kullanımı da reflü hastalığı risk faktörleri arasındadır. Alkol hastada mide asidinin artmasına neden olur. Sigara kullanımı hastanın yemek borusunun alt ucunda bulunan kapağın gevşemesine neden olur. Sigara ve alkol hastalarda reflü görülme sıklığını artırır. Bu nedenlerle de sigara ve alkol kullanan bireylerde reflü hastalığı görülme riski daha fazladır.

Bazı Yiyecekler

Bazı yiyeceklerin tüketimi de reflü hastalığının görülme sıklığını artırır. Tüm yiyecekler her hastada aynı etkiyi göstermez. Hasta tükettiği zaman kendisine rahatsızlık veren yiyeceklere dikkat ederek kendi için bir liste oluşturabilir. Bu gıdaların bazıları yemek borusunun alt ucunda bulunan kapağın gevşemesine neden olmakta, bazıları midede asit miktarını artırmakta, bazıları mide boşalımını geciktirmekte, bazıları da yanma gibi problemlere neden olmaktadır. Genel olarak tüketildiğinde reflü görülme sıklığını artıran gıdalar şunlardır: Yağlı yiyecekler, kızartmalar, fast food ürünleri, margarin, çikolata, turşu, baharatlı gıdalar, alkol, asitli içecekler, asitli yiyecekler, çay, kahve, narenciye (portakal, limon, greyfurt), domates, nane, sarımsak ve soğan.

Reflü Hastalığı Komplikasyonlar

Her hastalıkta olduğu gibi reflü hastalığı sonucunda da bazı komplikasyonlar ortaya çıkar. Hastalığın doğru teşhis ve tedavisi önem taşır. Teşhis ve tedavi edilmeyen reflü hastalığı anemi, kanser, yemek borusu iltihabı ve yemek borusunda darlık gibi komplikasyonlara sebep olur.

Anemi

Mide asidi besinlerin birçoğunun emilimi için gereklidir. Reflü hastalığında kullanılan ilaçlar midedeki asidi azaltarak veya baskılayarak bu besinlerden alınacak olan vitamin ve mineralin eksikliğine neden olur. Uzun süreli proton pompa inhibitörü kullanımı sonrası hastalarda demir, vitamin B12, kalsiyum ve magnezyum gibi vitamin ve mineral eksikliğine sebep olduğu söylenmektedir. Bu hastalarda demir eksikliği tedavisi de başlanması gerekebilir.

Kanser

Reflü hastalığında özellikle yemek borusuna kaçan mide asidinin uzun zaman temas etmesi sonrası ödem ve yara oluşabiliyor. Bu yaralar zamanında teşhis ve tedavi edilmezse hücrelerde değişiklik meydana getirerek kanser hücresi oluşumuna zemin hazırlıyor. Ancak reflü hastalığı kanser yapar diye net bir veri bulunmamakta.

Peptik Darlık

Yemek borusunun herhangi bir nedenle çapının daralmasına peptik darlık denir. Normalde yemek borusunun çapı iki buçuk üç santim civarındadır. Yemek borusundaki darlık iki santimin altına inmediği sürece hastalar tarafından fark edilmeyebilir. Peptik darlıkta yutma güçlüğü meydana gelir. Peptik darlık gastroözofageal reflü hastalığında, asit reflüsüne bağlı oluşan iltihap sonrası, radyoterapi sonrası, kostik maddeler ve zirai ilaçların yanlışlıkla içilmesi sonucu, iyi huylu özofagus tümörleri, eozinofilik özofajit, anastomoz darlıkları, aort anevrizması gibi dışardan damar basısı olması gibi nedenlerle ortaya çıkabilir. Peptik darlığın tedavisi bening darlıkta bu bölgenin buji veya balonla genişletilmesi şeklinde yapılır. Bu işlem sonrasında yemek borusunda kanama, yırtılma ve enfeksiyon gibi komplikasyonlar ortaya çıkabilir. Malign darlıkta ise tedavi zor ve hastaların şikayetlerini azaltmak amacı ile uygulanır. Bu bölgede bulunan tümör cerrahi olarak tedavi edilemiyorsa tümörün olduğu yere stent yerleştirilerek veya radyoaktif çekirdekler yerleştirerek radyoterapi uygulanır ve darlığın olduğu bölge açılır.

Yemek Borusu İltihabı

Yemek borusu iltihabı birçok nedene bağlı ortaya çıkar. Reflü hastalığında mide asidi yukarı yemek borusuna doğru çıkar ve bu bölgede yemek borusuna temas eder. Mide asidi ve safranın uzun süre yemek borusuna temas etmesi sonucu yemek borusunda tahriş, ödem ve iltihap meydana gelir. Yemek borusu iltihabının tedavisi şiddetine göre etkenine göre değişiklik gösterir. Yemek borusu iltihabı yutkunmada zorluk, ağrı, bulantı, kusma, karın ağrısı, göğüs kemiğinin arkasında yemek yerken ağrı, iştahsızlık ve ağızdan mide asidinin gelmesi gibi belirtilerle ortaya çıkar.

Reflü Hastalığı Nasıl Önlenir?

Reflü hastalığını önlemede tavsiye edilen yöntemlerden biri yaşam tarzını değiştirmektir. Kişilerin yeme içme düzeni, alışkanlıkları reflü hastalığına yakalanma ihtimalini artırabilir. Uzmanların tavsiyelerine göre sağlıklı ve düzenli beslenme, sigara ve alkol gibi maddeleri kullanmayı bırakma, yatış pozisyonu gibi fiziksel hareketleri düzenleme reflüyü önleme konusunda etkili olabilir.

Sağlıklı Beslenme

Reflü hastalığında beslenme önemli yer tutar. Sağlıklı beslenme ile reflü hastalığına yakalanma riski azaltılabilir. Sağlıksız ve yanlış beslenme vücutta birçok olumsuzluğa yol açar; bu olumsuzluklardan biri de aşırı kilo alımı yani obezite. Yapılan incelemelere göre reflü hastalığı şişman insanlarda daha fazla görülüyor. Aşırı kilolar karın içi basıncı artırarak mide içeriğinin yemek borusuna daha fazla kaçmasına neden oluyor. Bunun yanında sağlıksız bazı yiyecekler reflü hastalığının görülme sıklığını artırıyor. Asitli yiyecek ve içecekler, yağlı yiyecekler, fast food ürünleri, baharatlı yiyecekler, turşu, soğan, sarımsak, çikolata, çay, kahve gibi yiyecek ve içecekler reflü hastalığını tetikleyebiliyor. Sağlıklı beslenme için bir uzman görüşü alınabileceği gibi kişiler tükettikleri gıdaların kendilerine rahatsızlık verip vermemesine göre yememeleri gereken yiyecekleri kendileri bile belirleyebilirler.

Sigara ve Alkol Kullanmama

Sigara ve alkol kullanımı reflü hastalığının görülmesine ve görülme sıklığının artmasına neden olur. Alkol tüketimi hastanın midesindeki asit miktarını artırır. Sigara kullanımı reflü oluşumuna sebep olan; yemek borusunun alt kısmında bulunan kapakçığın gevşemesine neden olur. Reflü hastalığına yakalanmak istemeyen kişilerin sigara ve alkol tüketimini bırakmaları önerilir.

Yatış Pozisyonu

Reflü hastalığında şikayetlerin bir kısmı hastalar yatar pozisyonda iken mide içeriğinin yemek borusu ve ağza gelmesi şeklindedir. Hastanın başı ne kadar aşağıda ise bu durumdan etkilenme oranı o kadar artar. Kişilerin yatarken yatağın baş kısmını birkaç santimetre yükseltmeleri önerilir. Yatış pozisyonu olarak da sırt üstü ve sağ yana dönerek yatmak reflü şikayetlerini artırdığı için sakıncalı bulunur ve sol yan tarafa dönerek yatmak önerilir.

Yeme Düzeni

Reflü hastalığının önlenmesinde sağlıklı beslenme kadar yemek yeme düzeni de etkilidir. Hastaların yemeklerini birden ve çok fazla yemeleri önerilmez. Yemekler gün içinde sık sık ve az miktarda tüketilmelidir. Yemek yedikten sonra en az iki üç saat oturulmalı hemen yatağa gidilmemeli. Yemek vakitlerinde hastalar aşırı yemekten ve aşırı doymaktan uzak durmalı. Düzensiz beslenme obezite gibi reflüye neden olabilecek hastalıkların oluşumuna da davetiye çıkarır. Bu nedenle sağlıklı ve düzenli beslenme reflü hastalığının önlenmesinde önemli yer tutar.

Sık Sorulan Sorular

Reflü hastalığı her cinsiyetten ve yaş grubundan insanda görülebilir. Reflü hastalığı, hastalığa neden olan etkenler, risk faktörleri, hastalığın belirtileri, tedavi yöntemleri ve hastalıktan korunmak için yapılması gereken şeyler hakkında birçok bilgi mevcut. Bu bilgilere sahip olunması hastaların veya hastalık şüphesi olanların süreci daha bilinçli geçirmelerine katkı sağlıyor. Bu nedenle reflü hastalığı ile ilgili sık sorulan sorular ve cevaplarını bir araya getirdik.

Reflü geçici bir hastalık mıdır?

Reflü hastalığı genellikle tedavi edildiğinde geçen bir hastalıktır. Bunda hastalığın hangi sebepten kaynaklığı da önemlidir. Aşırı kilo alımı nedeni ile karın içi basınç artışından dolayı reflü oluşan hastalarda kilo verilmesi halinde reflü hastalığı da düzelir. Yaşam tarzı ve tükettiği besinler nedeni ile reflü olan hastaların yaşam biçimlerini, yeme içme alışkanlıklarını ve düzenini değiştirmeleri halinde tamamen iyileşmeleri mümkündür. Bunun yanında ciddi anatomik sorunu olup cerrahi tedavi gören hastaların da tamamen iyileşmesi söz konusu olabilir. ancak reflü tekrarlayabilen bir hastalıktır. Tedaviden sonra da yaşam biçimine ve yemek içme alışkanlıklarına dikkat etmek gerekir.

Reflü ölüme sebep olabilir mi?

Reflü hastalığı doğrudan ölüme sebep olur denemez. Ancak reflü hastalığı tedavi edilmediği takdirde ortaya çıkan komplikasyonlara bağlı olarak düşük de olsa böyle bir risk gündeme gelebilir. Reflü tedavi edilmediğinde solunum problemleri, uyku apnesi, hücre değişikliğine bağlı kanser görülme riski artar. Bu nedenle Reflünün teşhis ve tedavisinin yapılması çok önemlidir.

Reflüyü teşhis etmek zor mudur? Hangi hastalıklarla karıştırılır?

Reflü hastalığı birçok belirti gösterir ve normal şartlarda teşhisi çok zor olan bir hastalık değildir. Bazı durumlarda hastalar kendileri bile vücutlarındaki belirtileri gözlemleyerek reflü hastalığından şüphelenebilir. Teşhis için hastanın iyi dinlenilmesi ve hastalık öyküsünün öğrenilmesi önem taşır. Bunun yanında endoskopi ve pH metre gibi güvenilir tetkikler yapılır. Ancak hastalığın bazı belirtileri zaman zaman yanıltıcı olabilir. En sık karıştırıldığı durumlar göğüs ağrısı nedeni ile göğüs hastalıklarına başvurulması, diş ve diş eti hastalıklarının sebebinin reflü olduğunun anlaşılmaması ve kulak burun boğaz uzmanına gidilmesi.

Reflü tedavisine ne zaman başlanmalı?

Hastalar bazı şikayetlerle doktora başvurur. Hasta doktora başvurduktan sonra hastalık öyküsü dinlenir, hastanın muayenesi ve çeşitli tetkikler yapılarak hastaya reflü tanısı konulur. Reflü tanısı konulduktan sonra hastalığın evresine ve hastanın durumuna göre ilaç tedavisi, endoskopik tedavi veya cerrahi tedavi yöntemlerinden biri ile tedaviye başlanır.

Reflü tedavi edilmezse ne olur?

Reflü hastalığı sadece bir sindirim sistemi problemi değildir, vücudun başka birçok bölgesini etkiler. Reflü tedavi edilmediği takdirde ciddi sorunlara neden olabilir. Hastanın günlük hayatını zorlaştırabilecek ağrı, yanma, yutkunma ve yeme güçlüğünün yanında sosyal hayatında problem yaratabilecek ağız kokusu, geğirti gibi problemler oluşur. Hastalığın ilerlemesi halinde göğüs ağrıları, diş çürükleri, ağız yaraları, yemek borusu iltihabı; daha da ilerleyen durumlarda hücrelerde koruma mekanizması nedeni ile değişiklikler oluşması ve kanser riski görülebilir.

Kişide reflü hangi yaşlarda ortaya çıkabilir?

Reflü hastalığı herhangi ayrım gözetmeksizin toplumdaki her yaştan bireyde görülebilir. Yetişkinlerin yanı sıra çocuklarda ve hatta bebeklerde bile reflü görülür. Bebeğin gelişim sürecinde reflü bir süre sonra geçebilir. Ancak otuz kırk yaş üzeri bireylerde reflüye daha fazla rastlanır.

Tedaviden sonra hastanın yapması gerekenler nelerdir?

Reflü hastalığı tekrarlayabilir, bu nedenle hastaların tedavi sonrası süreçte de dikkat etmesi gereken bazı konular bulunur. Eğer hastanın fazla kiloları var ise bu karın içi basıncın artmasına ve dolayısı ile reflüye sebep olur. Bu nedenle hastanın fazla kilolarını vermesi gerekir. reflü hastalarının dar kıyafetler giymesi de baskı yapmasına bağlı olarak karın içi basıncı artırdığı için önerilmez. Sigara ve alkol tüketimi midedeki asit miktarını artırdığı ve yemek borusu altında bulunan kapakçığın gevşemesine neden olduğu için bırakılması gerekir. Bunların yanında hastanın beslenme alışkanlığını değiştirmesi çok önemlidir. Reflüye neden olabilecek yağlı, fast food, baharatlı, asitli gıdalar, turşu, çikolata, çay ve kahve tüketimi bırakılmalı; aşırı ve düzensiz yemekten kaçınılmalı, yemek yedikten sonra hemen yatılmamalıdır.

Gastrit ve reflü arasındaki farklar nelerdir?

Gastrit ve reflü çoğu zaman karıştırılan hastalıklardır. Gastrit midedeki asit miktarının artmasına bağlı olarak mide ve onikiparmak bağırsağında iltihaplanma olması; reflü ise mide içeriğinin yemek borusuna doğru kaçmasıdır. Bazı hastalarda gastrit ve reflü aynı anda görülebilir. Reflü hastalığında mideden boğaza doğru yanma çok sık görülürken; gastritte bulantı, kusma, ateş, baş dönmesi ve dilde beyaz pas sık görülür.

Reflü evde tedavi edilebilir mi?

Reflü hastalığının tedavisi için mutlaka uzman bir doktora görünmek gerekir. Hasta kendi başına hastalığın kaynağını, hangi evrede olduğunu ve nasıl tedavi etmesi gerektiğini bilemez. Reflü hastalığı için hastalar doktorun verdiği tedavinin yanında evde beslenme düzeni, yeme alışkanlıkları, yatış pozisyonu gibi konularda etkilidir. Hastalığın evde tedavi edilebilecek kısmı hastanın yaşam tarzını değiştirecek olan bu etkenlerdir.

Reflünün bitkisel tedavi yöntemleri nelerdir?

Reflü hastalığının tedavisinde en doğru yöntem uzman bir doktora görünmektir. Eğer hasta bitkisel tedavi yöntemlerini de denemek istiyorsa mutlaka doktora danışmalı ve kontrollü bir şekilde denemeli. Yaşam tarzı ve beslenme alışkanlığı değiştirilmeden, hastalığın kaynağı ortadan kaldırılmadan hangi tedavi uygulanırsa uygulansın kalıcı bir çözüm elde edilemeyeceği unutulmamalıdır. Reflü hastalığına iyi geldiği söylenen bitkiler; kaygan karaağaç, meyan kökü, hatmi, sakız, aloe vera ve papatya.

Reflü tedavisinin yan etkisi var mı?

Reflü tedavisinde kullanılan ilaçların tedavinin süresine bağlı olarak bazı yan etkileri görülebilir. Çok uzun süre tedaviye devam eden hastalarda mide asidinde azalma meydana gelir. Mide asidinin enfeksiyonlara karşı koruyucu etkisi vardır, ayrıca bu asidin azalmasıyla bakteriler de çoğalır. Bu durumlar sonucunda bağırsak enfeksiyonları ve akciğerde zatürre görülme riski artar. Ayrıca midede polip oluşumu gözlenebilir. Bunların yanında B12 vitamini seviyesi düşer; demir, kalsiyum ve magnezyum emilimi azalır. Bu tür uzun tedavilerde hastaya zarar vermeyen mümkün olan en düşük doz verilmeli ve koruyucu önlemler alınmalıdır.

Tedavide kullanılan ilaçlar bağımlılık yapar mı?

Reflü hastalığı tedavisinde antiasit ilaçlar, mide asidini baskılayan H2 reseptör blokerleri ve mide asidini azaltan proton pompa inhibitörleri kullanılır ve bu ilaçlar bağımlılık yapmaz. Reflü hastalığının tedavi kullanılan ilaçlar hastaların semptomlarını gidermeye yönelik olarak belirlenir. Hastalar yaşam tarzlarında herhangi bir değişikliğe gitmez ise ilaçlar bırakıldığı takdirde hastaların semptomları tekrar ortaya çıkabilir.

Tedavi ne kadar sürer?

Reflü hastalığı tedavisinin ne kadar süreceği hastaya göre farklılık gösterir. Hastalığın ne zaman teşhis edildiği ne sebeple oluştuğu, hangi tedavi yönteminin uygulanacağı ve hastanın genel sağlık durumu bu süreyi etkiler. Genel olarak bakılacak olursa reflü tedavileri kullanılan ilaçların işe yarayıp yaramadığının görülmesi açısından en az iki ay olmakla beraber çoğunlukla altı ay sürer. Hastanın durumuna bağlı olarak hayat boyu ilaç kullanılması da söz konusu olabilir.

İyileşmek için beslenme alışkanlığını değiştirmek yeterli olur mu?

Reflü hastalığının tedavisinde hastanın beslenme alışkanlıkları önemli yer tutar; ancak tedavi için tek başına yeterli değildir. Doktor kontrolünde bir tedavi uygulanmalı ve doktorun verdiği ilaçlar kullanılmalıdır. Bunun yanında hastaların beslenme alışkanlıklarını ve genel olarak yaşam tarzlarını değiştirmeleri, varsa fazla kilolarından kurtulmaları, karın içi basıncı artıracak aktivitelerden uzak durmaları, sigara ve alkol tüketmemeleri, uygun yatış pozisyonunda uyumaları, beslenmelerini belirli bir düzene sokmaları gerekir. Bunların hepsi beraber yapıldığı takdirde iyileşmek mümkün olur.

Reflü hastalığı hangi sistemin hastalığıdır?

Ağız ile mide arasındaki bağlantıyı yemek borusu sağlar. Sindirim sisteminin en önemli aktarım alanlarının başında olan yemek borusunun alt kısmına mide asidinin temas etmesiyle reflü ortaya çıkar. Mide asidi ile temas etmesi için gelişmemiş olan yemek borusu, mide asidinin temasıyla birlikte yanma gibi belirtileri verir. Kısacası reflü sindirim sistemi hastalığıdır.

Reflü hastalığı için hangi bölüme gidilir?

Türkiye toplumunun beslenme alışkanlıkları mide asidini aşırı derecede artıracak şekildedir. Düzensiz, yağlı, asitli ve sağlıksız beslenmenin yaygın olmasından dolayı reflü yaygın bir hastalıktır. Yaygın olmasından dolayı da birçok doktor reflüyü kolayca teşhis edebilmektedir. Hastalığa dair belirtilerle aile hekimine, dahiliye bölümüne ve gastroenteroloji bölümüne başvurulabilir. Takip ve tedavisi kolay bir hastalıktır.

Reflü hastalığı hangi yiyecekler iyi gelir?

Asitli ve yağlı besinler mide asidinin yükselmesine ve doğal olarak reflü belirtilerinin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Reflüye iyi gelen besinler yemek borusuna değil, mideye iyi gelen besinlerdir. Temel işlevleri mide asidini dengede tutmalarıdır. Lifli gıdalardan yulaf; balık, ıstakoz, ahtapot gibi deniz ürünleri; kereviz, lahana, muz ve brokoli gibi sebzeler; bazik olarak adlandırılabilecek şeftali gibi meyveler reflüye iyi gelmektedir.

Reflü hastalığı nasıl teşhis edilir?

Reflü iki kaburganın tam arasından yukarı doğru süzülen yanma hissi oluşturmaktadır. Bu his bile başlı başına teşhis faktörüdür. Sırta vuran ağrılar, midede ekşime, ağıza ekşimsi bir sıvı gelmesi, sabahları ciddi ağız kokusu gibi belirtiler de teşhisi kolaylaştıran unsurlardır. Hastalık hekim tarafından karnın dinlenmesi ile de teşhis edilebilir. Eğer daha kesin tanı arzulanıyorsa endoskopi nihai tanı yöntemidir.

Reflü hastalığı olan iyileşir mi?

Reflü hastalığının temel sebebi olan mide asidi esasen belirli bir dengede durmalıdır. Mide asidi salgısını artıran her türlü faktör reflüyü bir anda ortaya çıkarmaktadır. Hastalığın tedavi edilmesi reflünün tekrar ortaya çıkmayacağı anlamına gelmez. Mide asidini yükselten faktörler yaşam tarzının içerisinde tutulmaya devam ederse reflü iyileşmez. Gerekli ilaçlarla tedavi edilse bile bir süre sonra tekrarlar.

Reflü hastalığı olan oruç tutabilir mi?

Oruç oldukça uzun süreler boyunca aç kalınması gereken bir ibadettir. Uzun bir süre aç kalan bünye iftar vaktiyle beraber ciddi miktarda yemek tüketme eğilimindedir. Bu halihazırda reflü hastası olanların sağlığını olumsuz etkileyen bir durumdur. İlerlemiş bir reflü söz konusu ise oruçtan imtina edilmelidir. Eğer oruç tutulacaksa da iftar vaktinde mide asidini yükseltecek her türlü besinden ve besin miktarından uzak durulmalıdır. İftar vaktinde başlangıçta su ve çorba içilmeli; çorba ile ana yemek arasına da yirmi dakika süre konmalıdır.

Reflü hastalığı ilerlerse ne olur?

Reflü hastalığının ilerlemesi, reflüye sebep olan mide asidinin sürekli olarak yüksek seyretmesiyle alakalıdır. Bu kadar yüksek seyreden mide asidi yemek borusundan ziyade mideye ve bağırsaklara zarar vermeye başlar. İleri seviyede mide delinmesi, yemek borusu delinmesi, bağırsak delinmesi ya da aynı bölgelerde ülser yaraları ile karşılaşılması muhtemeldir. Uzun süre tedavi edilmeyen reflü sırt ağrıları ve duruş bozuklukları da ortaya çıkarır.