Lösemi

Lösemi
Lösemi

 

Halk arasında yaygın olarak “kan kanseri” olarak tanımlanan lösemi, kan kanseri türlerinden yalnızca birisi olarak tıbbi literatürde yer alır. Lösemi tipi kan kanseri, kemik iliğinden kaynaklanan ve kan üretim, sağlayan kök hücrelerden birisinin farklı faktörlerin birleşmesi sonucunda gelişimin belirli bir noktasında durarak daha sonra kontrol edilemez biçimde şiddetli bir şekilde çoğalması olarak tanımlanır. Lösemi tipi kan kanserinde bu olgu hastaların ilk aşamada iliğini ve daha sonra diğer tüm organlarını etkilemeye başlar. Kanser türleri arasında kötü huylu olarak tanımlanan lösemi, erken teşhis ile tedavi edilmezse ilerleme gösterir ve vücudun kan üretim sistemini yani kemik iliğini ve lenfatik sistemi ciddi şekilde tahrip eder. Bu tip kan kanserinde olgunluk seviyesine erişmiş olan akyuvarlarda meydana gelen kontrolsüz artış söz konusu olursa kronik lösemi tanımı konulur ve hastalığın seyri yavaş bir şekilde devam eder. Eğer hastalık henüz olgunluk seviyesine ulaşmamış olan akyuvarların kontrol edilemez artışına bağlı ise bu durumda akut lösemi tanısı konulur ve bu tip lösemi genellikle hızlı ilerleme kaydeder. Hızlı tipteki lösemi hastalarında rahatsızlık belirtilerini çok kısa süre içerisinde gösterir ve başlangıç aşaması da oldukça ani olur. 1-2 aylık periyotta belirtilerini gösteren bu tip lösemi için en kısa süre içerisinde tanının konulması ve tedavi sürecinin başlatılması gerekir. Hastalığı ortaya çıkaran nedenler tam olarak tespit edilememiş olmakla beraber bilhassa radyasyon ve çeşitli kimyasallar nedeniyle lösemi riskinin ortaya çıktığına dair güçlü bulgular var. Kan kanseri grubunda yer alan löseminin akut ve kronik olmak üzere iki tipi ve ayrıca akut başlığı altında da “akut lenfoblastik lösemi” ve “akut miyeloblastik lösemi” olarak iki türü vardır. Öte yandan kronik lösemi de benzer tiplerle alt başlıklara ayrılır. Hastalığın özellikle akut tipi oldukça şiddetli bir seyir süreci izler ve hızla ilerleme kaydeder. Bu atik davranışı nedeniyle akut löseminin erken teşhis edilmemesi durumunda hasta çok kısa süre içerisinde geri dönülemez komplikasyonlarla karşılaşarak kısa sürede hayatını kaybedebilir. Kronik lösemi ise akuta kıyasla çok daha yavaş ve örtülü bir biçimde seyretmekle beraber çok uzun yıllar sessiz kalarak, yıllar boyunca kendisini geliştirmeye devam edebilir. Şu ana kadar ortaya konulan klinik araştırmalara göre akut lösemi, toplam kan kanseri türleri arasında %15-20’lik oranla görülen bir tip. Özellikle çocuk yaştaki kanser hastalarında görülen akut lösemi, her yaşta görülebilir ve ileri yaşlarda da yüksek oranla ortaya çıkabilir Akut lösemi tipi kan kanseri kendisini çok hızlı bir şekilde belli etmesinden ötürü, hızlı bir şekilde teşhisi konulabilir. Klinik bulgular arasında en güçlüsü kan hücrelerini üretme görevini gerçekleştiren kök hücrelerde meydana gelen kanser nedeniyle kontrolsüz ve hızlı çoğalma olarak değerlendirilir. Kronik tipte ise bu hız çok daha düşüktür ancak seyir benzer şekilde gerçekleşir.

İnceleyen ve onaylayan: Uzm. Dr. Sema Tutar Pişkinsüt

Lösemi Hastalığı Hakkında

Löseminin yapısal olarak gösterdiği semptomlar yaygın olarak benzer özellikler taşır. Kan kanserleri arasında en yaygın görülen tür olmakla beraber, çocuk yaştaki kanser hastalarının büyük bölümünde lösemi teşhisi söz konusu. Vücutta sağlıklı kan hücrelerinin oluşturulması kabiliyetini hasara uğratan bu kanser tipi, başta iliği etkileyerek organlara ilerler. İlk etapta kemik iliğinde, farklı kemiklerin yumuşak dokularında kendisini gösterir çünkü bu noktalar taze kan hücrelerinin üretim noktalarıdır ve kan hücreleri birden fazla etkenden meydana gelir. Pıhtılaşmaya yardımcı olan trombositler, kırmızı ve beyaz kan hücreleri kanın yapısını meydana getirir; bu hücrelerin hepsi löseminin hedefi olmakla beraber ağırlıklı olarak beyaz kan hücrelerinin etkilenmesi söz konusu olur. İki ana beyaz kan hücresi olan lenfositler ve granülositler löseminin odağında kalır. Bu iki hücre, vücutta otoimmun sisteminin, virüslere, enfeksiyonlara ve çeşitli yabancı organizmalara karşı mücadele etmesinde yardımcı olmak için vücutta gezinti halinde olurlar. Eğer lösemi lenfositleri etkiliyorsa; lenfositik lösemi, granülositleri etkiliyorsa miyeloid ya da miyelojen lösemi tanıları kullanılır. Kanser türleri içerisinde lösemi, tüm kanserler arasında %2’lik bir paya sahip. Cinsiyet açısından erkeklerin kadınlara kıyasla daha fazla risk altında olduğu ve beyazların da diğer etnik kökenlere kıyasla benzer şekilde daha fazla risk altında olduğu bulguları bildirilir. Genel anlamda ortaya konulan verilere göre löseminin ileri yaşta meydana geldiği bilinir ve çocuk hastalarda genel olarak 10 yaştan önce görülür.

Lösemi Nedir?

Lösemi hakkında yapılan araştırmalar, hastalığın asırlardır var olduğuna işaret etmektedir ve öyle ki; 150 milyon öncesine ait bir dinozor kemiği üzerinde yapılan çalışmalar sonucunda lösemi bulgularına rastlanmış. Temel anlamda löseminin tarihçesi incelendiğinde kanserin tanımlanmasına kadar uzanan bir geçmişe değinmek gerekir. Bu noktada dördüncü yahut beşinci yüzyıllarda kanseri tanıyan medeniyetler arasında ilk olma özelliği taşıyan antik yunanlılara kadar gidilir. Daha yakın tarihte ise 1932 senesinde Louis Leakey tarafından Kenya’da bulunan bir çene kemiği üzerinde yapılan bulgular, tıp dünyasını milyonlarca yıl geriye götürüyor. Bulunan çene üzerinde yapılan çalışmalar lenfoma tanısını ortaya koyarken, 150 milyon yıl öncesine ait kemiklerdeki bu bulgu, löseminin bir hayli köklü bir rahatsızlık olduğunu ispatlar nitelikte. 1800’lü yıllarda Avrupa’da tıp alanında çalışmalarını sürdüren uzmanlar, bazı hastalarda sıradışı beyaz kan hücresi üretimi tanımladıktan sonra bu hastalardaki tanıya “Beyaz Kan” anlamında “Weisses Blut” adı vermişler. Günümüzde kullanılan lösemi tabiri ise yunan asıllı olup; yine beyaz kan anlamına gelen “Lökos” ve “Heima” kelimelerinden geliştirilmiştir ve “Leukemia” olarak İngiliz literatüründe yer almıştır. 1913 yılında lösemi üzerinde yapılan çalışmalar neticesinde lösemiye ait dört farklı sınıf geliştirilmiş; kronik lenfositik lösemi, kronik miyelojen lösemi, akut lenfositik lösemi ve eritrolösemi olarak adlandırılmış. Daha sonra devam eden çalışmalar sonucunda ise ilk defa 1970 senesinde lösemi tanısı konulan kimi hastaların hastalıktan kurtarılabileceği kanıtlanmış. Bu noktadan yola çıkarak 1980-90 seneleri arasında ise löseminin tedavi oranı %65-80 arasında gerçekleşmiş. Kanser kategorisinde yer alan rahatsızlıklar 20. yy’dan önce ender görülmekle beraber günümüzde ortaya konulan bulgular çok uzun yıllar boyunca kanserin varlığını ispatlar nitelikte. Ayrıca yine yapılan çalışmalar geçmişte kanser tanısının konulmasının daha zor olduğunu ve bu nedenle elde edilen verilerde kanser yönünden büyük eksiklikler olabileceği savunuluyor. Kanserin yakın tarihinde kritik bir dönüm noktası ise William Harvey tarafından ortaya konulan kan dolaşım sistemi ve Gaspare Aselli tarafından ispatlanan lenfatik sistem olur. Her iki tıbbi olgu da kanserin teşhisinde ve tanımlanmasında büyük rol oynar. Kanser ile ilgili olarak 1800’lü yılların ortalarında başlayan çalışmalarda genel olarak kanseri tetikleyebilecek unsurların tanımlanmasına odaklı çalışmalar yürütülmüş ve hangi unsurların kanserin gelişmesinde etkili olabileceğini belirlemede yöntemler geliştirilmiş. 20. yüzyılın başlarında, Hermann Müller tarafından yapılan çalışmalar iyonize radyasyon etkisi ile DNA’da kanserin gelişmesine sebep olabilecek mutasyonların olabileceği kanıtlanmış. Çağımızda yapılan çalışmalar çocuk yaşta gelişen lösemiyi ağırlıklı olarak yaşam tarzına bağlıyor. Bebeklik çağındaki bireylerin enfeksiyona maruz kalma oranları eskiye oranlar büyük ölçüde gerilerken, otoimmun sistemleri doğumdan kısa süre sonra enfeksiyon gelişimine karşılık verecek şekilde emziren anneden antikor alımıyla güçlenmeye başlar. İleriki yaşlarda lösemi etmenlerine maruz kalan çocukların otoimmun sistemleri erken yaşta virüslerle karşılaşmadan da yanıt alamayabilirler ve bu nedenle bu çocukların lösemi ile karşılaşma riskinin olduğu düşünülebilir. Ortaya konulan analiz verilerine göre lösemi riski daha fazla sanayileşmiş olan ülkelerde ve ekonomik statüsü yüksek kişilerin yoğun olduğu kesimlerde daha fazla. Bu durumun nedeni olarak ise bu tip insanların, doğal insan şartlarına uygun ortamlarda yaşamaması ve daha fazla kimyasalla temas halinde olmaları gösteriliyor. Öte yandan bu şartlar altındaki kişiler daha fazla pestisit maruziyeti yaşarken, daha az bulaşabilir hastalık tipleriyle karşılaşırlar.

Löseminin Seyri

Rutin halde kemikte bulunan ilik hücreleri, genetik denetim mekanizması aracılığıyla organizmaların gereksinimine bağlı olarak kök hücre meydana getirirler ancak lösemide doğum sonrasında gelişen genetik anormalliklerin nesilden nesile aktarılması sonucunda hücre artışında anormallikler tespit edilir. Vücutta normal yollarla üretilen kan hücrelerine kıyasla bu hücreler yoğun olarak anormal ve kontrol edilemez bir çoğalma eğilimi gösterir ve ölümsüz hücreler olarak vücutta yaşamlarını sürdürürler. Bu anormal hücrelerdeki anormal artışa bağlı olmak üzere kemik iliği hücreleri de üretilemez. Kemik iliği üretilememesi ile de kansızlık, sık sık karşılaşılan enfeksiyonlara ve kanamalara rastlanır. İlk aşamalarda gelişimini bu şekilde ilerleten lösemi durumunda, normal hallerde kemik iliğinde oluşturulan kan hücreleri olgunlaşarak kana karışmazlar ve bunun yerine anormal yapıdaki blast isimli hücreler ya da kan hücrelerinin kana karışmaması gereken genç halleri kana geçerler. Kan ile ilgili bir rahatsızlık olarak klinik bulgular lösemiyi böylelikle ikiye ayırır. Akut lösemi burada hızlı gelişen lösemi olarak tanımlanır ve burada hücrelerin fonksiyonel yapıları tamamen bozulmuş halde olur. Lösemi durumunda kırmızı kan hücrelerinde meydana gelen fonksiyon bozukluğu ile kansızlık, lökosit fonksiyonlarının bozulmasından ötürü sık karşılaşılan enfeksiyonlar ve trombositlerdeki fonksiyon eksikliğine ve sayı azalmasına bağlı kanama durumu sık görülen durumlar olarak karşımıza çıkan. Bu şekilde ilerleme kaydeden löseminin gelişmesi süreci özellikle akut ataklarda vücutta cilt altında kanamalar ile beliren morarmalar ile kendisini gösterirken, enfeksiyon nedeniyle çeşitli hastalıklar da vücuda hakim olabilir. Kronik durumda ise lösemi nedeniyle fonksiyonel bozukluk ile karşılaşan kan hücrelerindeki artış daha yavaş ve sürekli bir seyir halinde olur.

Çocuklarda Lösemi

Çocuk yaşta meydana gelen kanser rahatsızlıklarının tamamı dikkate alındığında, kanser hastası çocukların %30’unun lösemi ile karşı karşıya olduğu görülür. Çocukluk çağında meydana gelen kanser ve lösemi genellikle 2-10 yaş arasında kendisini gösterir. Çocuk lösemisinin tespitinde çok geniş klinik bulgular olmasına karşın kimi lösemiye dağlı belirtilerin şüpheyle karşılanması gerekir. Şiddetli kilo kaybı, yeme bozukluğu, cilt renginde solgunluk, travma olmaksızın vücutta meydana gelen morluk ve bezelerin büyüme eğilimli olması ve uzun süre kalması, karın bölgesinde meydana gelen şişlik, eklem ağrısı ve 5 günden uzun süren ateşlenmeler bu belirtiler arasında yer alır. Dünyaya yeni gelen bebekler emzirme döneminde anneden aldığı bağışıklığı korur ve sonrasında kendi otoimmun sistemini yaratmaya eğilimli olur. 2 yaşına kadar bu süreç devam eder ve bu sürece dek sene içinde 5 defa enfeksiyon ile karşılaşılması doğal karşılanır ancak karşılaşılan enfeksiyonların lösemi ataklarını harekete geçirebileceğini dikkate almak gerekir. Öte yandan çocuklarda lösemi üzerinde yapılan kapsamlı çalışmalar sonucunda D vitamini eksikliğine bağlı olarak da çocuk yaş grubunda löseminin görülebildiği tespit edilmiştir. Küçük yaş grubunda karşılaşılan raşitizm ve raşitizm nedeniyle beliren D vitamini eksikliğinin lösemi ile ilişkilendirildiğini ortaya koyan çalışmalar gün geçtikçe artmakta. Bu nedenlerle de gelişme dönemindeki çocukların uygun hava koşulları altında, doktorlar tarafından önerilen zaman dilimlerinde güneşlenmesi önem arz eder ve ayrıca genetik faktörlerin de lösemi üzerindeki etkisi dikkate alınmalı. Çocuklarda lösemiye ilişkin tanılar konulduktan sonra tedavi sürecinin derhal başlatılması gerekir ve bu süreçte aileye önemli görev düşer. Unutulmamalıdır ki; dünya genelinde her yıl binlerce çocuk lösemi ile karşılaşmakta ve tedavi sürecinde çocuğun pozitif bir etki altında tutulması tedaviyi büyük ölçüde kolaylaştırır. Ailenin çocuğa yönelik olarak doğru bilgi sağlaması ve pozitif motivasyon sağlaması hastalığın giderilmesinde büyük rol oynar. Oldukça konsantre ve uzun süreli olarak gerçekleştirilen lösemi tedavisinde psikolojik açıdan olumsuz etkilenen aile ve çocuk bir arada motive olmalı. Genel olarak ve doğal olarak tanının konulmasından sonra ailede korku ve üzüntü etkili olur. Ebeveynler hastalığı çocuğa anlatma konusunda kaygılı bir hale bürünür. Öte yandan lösemi hastası çocuk bu durumu kısa sürede sezinlemeye meyilli olur. Uzmanlar çocuğa ilişkin lösemi tanısı konulduktan sonra sözel olarak ifade etmeksizin anormal tavırlar sergileyen ailelerin çocuk üzerinde olumsuz etkiye neden olabileceğinin altını çiziyor. Lösemiyi taşıyan çocuğun yaşadığı durumun bilincinde olmasını sağlamak ve konuyu onun zihninde netleştirmek ve tedavi sürecine hazırlamak, zamanında konuşmak, gerçeği saklamak ve belirsizlik içerisinde bırakmaktan daha faydalı oluyor. Ebeveynlerin bu dönemde onu desteklediğini ve ona olan sevgisini doğru bir şekilde hissettirmesi gerekir. Bu durum normal dışı duygu ve tutumlarla yansıtılmamalı. Öte yandan çocuğun tedavi sürecine hazırlanmasında ailenin doğru zamanda çocukla iletişim kurması ve kısa, ayrıntısız, netleştirici, realist cümleler kurması gerekir. Tedavi sürecine girecek olan çocuk, bu süreçte kavramları çok net bir şekilde anlayacağı için kapsamlı bilgi vermek hazırlıksız dönemde korkuyu tetikleyebilir. Lösemi hastası çocuğun yakalandığı hastalık ile ilgili olarak bilgilendirilmesinin de bir uzman yönlendirmesi ile olması bu anlamda faydalı olabilir. En başta ailenin hastalığa dair yeterli bilgiye sahip olması ve tedavi sürecini kavraması gerekir . Hastalığın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu anlamak ve bu şekilde çocuğa aktarmak, endişeyi ortadan kaldırmak ve sıcak bir dille temas kurmak gerekir. Öte yandan tedavi süreci başladıktan sonra da aileye büyük bir görev düşüyor. Çocuğun motivasyonunu destekleyecek şekilde onun yeteneklerine odaklanmak ve bu etkinliklerle zaman geçirmesini sağlamak faydalı olacaktır. Resim, maket, origami, el işleri gibi oyunlarla çocuğun desteklenmesi hem kas dokusunu güçlendirir hem de motivasyonu arttırır. Lösemi tedavisinde genellikle uzun süreli yatışlarla çocuklar tedavi edilir. Bunun dışında hastane dışı geziler de gerçekleştirilir ve çocuğun motivasyonu arttırılır. Açık alanlarda çocuklar rahatça hareket edebilir ve kendi yaş grubuna uyan aktivitelere katılabilir ancak bu süreçte çocuk enfeksiyonlara karşı duyarlı olabileceği için maske kullanması gerekir ve maskenin kullanımının önemi ona doğru bir dille anlatılır. Yine başka bir parametre olarak ise karşımıza tedavinin sona erme aşamasında çocuğun sosyal hayatına geri dönüşünde yaşayacağı geçiş çıkar. Lösemi hastası çocukların ve ebeveynlerin en sık karşılaştıkları sosyolojik olumsuzluklar bu aşamada karşılarına çıkar. Çocuğun okuldaki arkadaşları tarafından dışlanması, sosyal çevrenin hastalığın iyileştirilemez olduğunu düşünüyor olması, hastalığın bulaşıcı olduğunun düşünülmesi gibi durumlar çocuğun moralini düşürebilecek etkenler. Bu nedenle ailenin ve çocuğun arkadaşlık ettiği çevredeki çocukların ailelerinin çocuklarını lösemi ve tedavi süreci hakkında bilgilendirilmesi gerekir.

Lösemi Çeşitleri

Lösemi ortaya çıkış şekli ve seyrine bağlı olarak Akut ve Kronik olarak iki farklı tipte tanımlanır. Akut lösemi daha hızlı gelişen ve aniden ortaya çıkan lösemi tipidir ve kronik lösemi ise yavaş seyirde ve süreçle birlikte etkisini gösteren bir lösemi tipidir. Akut ve kronik lösemilerin ayrıca kendi içinde iki farklı alt grubu yer alır. Akut Lenfoblastik Lösemi ve Akut Miyeloblastik Lösemi, akut löseminin iki alt kategorisidir. Kronik lösemiler ise Kronik Lenfositik Lösemi ve Kronik Miyeloid Lösemi olmak üzere iki alt gruba ayrılır. Akut lösemi hızlı bir şekilde kendisini gösterir ve agresif huylu olarak hızla ilerler. Erken tedavi edilmesi gereken akut löseminin tedavi altına alınmaması durumunda çok kısa sürede öldürücü boyutlara ulaşabilmesi söz konusu olabilir. Bunun tam zıttı olarak ise kronik lösemi oldukça hantal bir tavırla yayılım göstermekle beraber yıllarca ilerlemesini devam ettirebilir.

Akut Lösemi

Löseminin en agresif türü olan akut lösemi, ani ataklarla kendisini gösterir ve kısa sürede yayılmacı davranış sergiler. Kan kanseri grubu içinde akut lösemi %15-20 oranla görülmekte. Özellikle çocuk yaş grubunda en sık görülen kanser tipidir ve ilerleyen yaşlarda da görülmesi olası. Ortaya çıkan semptomları ile ve klinik testler ile kolayca anlaşılabilen akut lösemi kemik iliğindeki kan hücrelerinin üretimini sağlayan kök hücrelerin kanser kapması ve takip edilemez biçimde hızlı bir şekilde çoğalmasıyla meydana gelir. Önce kemik iliğini etkilemeye başlayan akut lösemi ardından diğer organlara sıçramak suretiyle yayılım gösterir. Lökosit isimli beyaz kan hücrelerinin üretimi bu tip lösemide büyük ölçüde tahribat gördüğünden şiddetli enfeksiyonlarla seyreden bir lösemi tipi olduğu bilinir. Öte yandan kanın pıhtılaşmasını sağlayan trombosit hücrelerinin de üretimini etkileyen bir kanser tipi olduğundan cilt kanaması ve çeşitli organlarda kanamalar belirmeye başlar. Hastalığın en şiddetli belirtisi kan üretiminin durması nedeniyle kansızlık olur. Organ yayılımlı bir kanser tipi olması sebebiyle çeşitli organlarda fonksiyon bozuklukları da yine akut lösemide karşılaşılan komplikasyonlar olarak tanımlanır. Kendi alt tip sayısı bir hayli fazla olan akut lösemi, Akut Miyeloblastik Lösemi ve Akut Lenfoblastik Lösemi olarak iki ana grupta tanımlanır ve tabloları belirlenir. Her iki grup da oldukça hızlı seyir gösteren kanser tipleri olması nedeniyle, tedavinin teşhis konulduktan sonra derhal başlatılması gerekir. Bu kanser tiplerinin tanısını koymak genelde zor olmaz çünkü çok belirgin bulgularla kendilerini gösterirler. Tam kan sayımı ile bile basitçe akut lösemi tanısı konulabilir. Kan sayımında normal kan hücrelerinin sayısında azalma ve blast isimli kanser hücrelerinde artışın tespit edilmesi lösemi tanısının konulmasına yardımcı olur. Ayrıca kemik iliğinden biyopsi alınması suretiyle de kanser hücrelerinin ilikte etkili olduğu teşhis edilerek, lösemi tanısı konulabilir. Bu sürecin zor kısmı löseminin akut veya kronik olduğunu belirlemenin yanında hangi tip löseminin oluştuğunu bulmak olur. Akut lösemide kanser tipini belirlemekte immun fenotipik yöntemi, sitogenetik ve moleküler testlerle akut löseminin hangi türde olduğu ispatlanmaya çalışılır. Özellikle akut lösemide alt tiplerin tespit edilmesi, tedavi sürecinin belirlenmesi ve hızlı bir şekilde başlayabilmesi için önem arz eder. Bunun nedeni ise her alt tipin lösemi tedavisinde birbirinden farklı bir şekilde yöntem izlenmesine neden olması. Yetişkinlerde akut lösemi teşhisi konulması genellikle yüksek risk grubunu oluşturur ve bunun anlamı da hastalık kontrol edilebilir seviyeye getirilebilse dahi löseminin kısa sürede tekrarlayabileceği anlamına gelir.

Akut Lenfoblastik Lösemi

Akut Lenfoid Lösemi olarak da tanımlanan Akut Lenfoblastik Lösemi, akut löseminin yaygın görülen bir tipi. Akut olması nedeniyle agresif bir tavırla hızlı bir şekilde gelişir ve tedavi edilmeye başlanmaması durumunda çok ciddi sonuçlara yol açabilir. Özellikle bu tip kanser çocuk yaşlarda görülmesi ile bilinir ve yetişkinler arasında her 100 bin kişide 1-2 kişide görülür. Akyuvarlar olan lenfositler, kemik iliğinin öncü hücreleri olan lenfoblastlardan meydana getirirler. Lenfoblastların yetişkinlik periyodunun bozulması ve bu durum sebebiyle oluşan anormal hücrelerin kontrol edilemez biçimde hızlı bir şekilde çoğalmaları ile Akut Lenfoblastik Lösemi ortaya çıkar. Bu aşırı çoğalma ile oluşan lösemi hücreleri anormal olarak işlevsizlerdir ve normal hücrelerin yerini alarak hastalığın belirtilerini göstermesine sebep olurlar. Akut lenfoblastik löseminin oluşma sebebi bulunamamıştır ve ele alınan risk faktörleri de kesin bir geçerlilik taşımazlar. Risk faktörleri olmaksızın da Akut Lenfoblastik Lösemi ile karşılaşılabilir ancak genel anlamda; erkekler, beyaz ırktan kişiler, 70 yaş üstü bireyler, daha önce kemoterapi ve radyoterapi alan kişiler, toksik ortamlara maruz kalmak, down sendromu taşımak akut lenfoblastik lösemide risk faktörleri olarak sıralanmakta. Kimi genetik bozukluklarla ilişkili olduğu düşünülen Akut Lenfoblastik Lösemi, kalıtsal bir hastalık olarak tanımlanmaz ve bulaşıcılığı olmadığı görülür. Akut Lenfoblastik Lösemi’de meydana gelen lösemi hücreleri, kemik iliğinde ya da kanda takip edilemez biçimde çok hızlı bir şekilde üretilirler ve sağlıklı hücrelerin yerini alırlar. Bu durum sebebiyle sağlıklı hücre üretimi de düşer ve var olan sağlıklı hücreler görevlerini yerine getiremezler. Gelişen bu durum trombosit azaltarak kanamaların başlamasına, olgun beyaz kan hücresi üretimini engellemesi nedeniyle enfeksiyonların engellenememesine ve kırmızı kan hücrelerinde eksiklik olmasıyla kansızlık, halsizlik, solunum güçlüğü, yorgunluk yaratır. Bu işaret edilen bulgular lösemi hastalığında yaygın olarak görülen semptomlar. Öte yandan daha riskli bir durum olarak bu tip kanser merkezi sinir sistemini etkileyerek de ortaya semptom koyabilir.

Akut Miyeloblastik Lösemi

Diğer isimleri ile; Akut Miyeloblastik Lösemi, Akut Miyelojenik Lösemi, Akut Granülositik Lösemi, Akut Nonlenfositik Lösemi. Kemik iliğinde meydana gelen bir tür kanserdir ve kan kanseri olarak da tıbbi literatürde yer alır. Bu tip lösemi, kemik iliğinde bulunan öncü hücrelerin DNA adlı genetik yapılarında meydana gelen bir hasar ile ortaya çıkar. Bu hasar genel olarak doğum sonrasında gelişir. Akut myeloblastik lösemide beyaz kan hücrelerinden granülositler ve monositler blast hücreleri yönünden hasara uğrarlar ve bu hasar neticesinde blast öncü hücrelerinin olgunlaşma süreçleri anormallik gösterir. Olgunlaşması bozulan bu anormal hücrelerin kemik iliğinde ve kanda birikmesi ile Akut Miyeloblastik Lösemi meydana gelir. İşlevsiz olan bu hücrelere “lösemi” adı verilir. Bu tip lösemi üzerinde yapılan araştırmalar, Akut myeloblastik löseminin ileri yaşlarda daha fazla görüldüğüne işaret eder ve her 100 bin kişiden 3 ile 5’i arasında karşılaşılır. Akut myeloblastik lösemide akyuvarların kritik alt gruplarını meydana getiren nötrofil ve monosit gibi olgun beyaz kan hücrelerinin oluşumu büyük ölçüde sona erer ve vücut bu nedenle enfeksiyonlara karşı tamamen dirençsiz bir hal alır; otoimmun sistemi deforme olur. Bunun yanı sıra kemik iliğinin artan lösemi hücreleri sebebiyle eritrosit ve trombosit gibi öteki kan hücrelerini üretme özelliği de hasar görür. Ateşlenmeler, kansızlık, kanama gibi lösemi hastalarının sıklıkla karşılaştıkları bulgular bu tipte de kendisini gösterir. Hastalık üzerinde yapılan çeşitli analizler neticesinde bu tip lösemiye yönelik olarak teşhis edilmiş bir takım risk faktörleri bulunmakta. Bunlar arasında; erkek olmak, sigara kullanmak, daha önce yoğun olarak kemoterapi ya da radyoterapi görmüş olmak, radyoaktif ortamlara maruz kalmak yer alır. Öte yandan doğuştan gelen down sendromu, fanconi anemisi de risk faktörleri arasında yer alır ancak Akut myeloblastik Lösemi kalıtsal bir hastalık olarak tanımlanmaz ve bulaşıcı değil. Hastalığın belirtilerinde löseminin temel bulgularına rastlanır. Akut Miyeloblastik Lösemi durumunda çok sayıda kök hücre myeloblast ya da monoblast isimli genç hücrelere transform olurlar ve bu hücreler olgunlaşamadıklarından kemik iliği ve kanda birikme yaparlar. Görevini yerine getiremeyen bu kan hücreleri lösemik hücre olarak adlandırılır ve enfeksiyon karşısında yeterli mücadeleyi veremezler. Lösemik hücre üretimi kemik iliğinde arttıkça, sağlıklı hücre üretilemez ve olgun hücreler oluşturulamaz; haliyle trombosit azalarak kolay kanama, olgun beyaz hücre azalmasıyla enfeksiyonlara kolay yakalanma ve ateşlenme, kırmızı kan hücresi eksikliği nedeniyle de kansızlık, halsizlik, solunum güçlüğü, yorgunluk belirtileri başlar.

Kronik Lösemi

Löseminin uzun dönemde etkilerini gösteren ve bu süre boyunca yayılımını ağır ağır gerçekleştiren tipine kronik lösemi ismi verilir. Yapısal olarak ortaya konulan bulgular neticesinde kronik lösemide de, akut lösemide olduğu gibi alt gruplar teşhis ediliyor. Bunlar Kronik Lenfositik Lösemi ve Kronik Miyeloid Lösemi olarak tıp literatüründe yer alıyor. Akut lösemiye kıyasla daha yavaş ilerleme kaydeden kronik lösemi, tedaviye karşı daha iyi sonuç veren bir tür olarak tanınır. Bu tipte de olgun hücrelerin görevlerini yerine getirememesi ve ek olarak anormal kan hücresi çoğalması görülür ve iki alt grupta incelenir.

Kronik Lenfositik Lösemi

Sıklıkla ileri yaş grubunda karşılaşılan ve kemik iliği ile kanda gerçekleşen ağır bir şekilde ilerleyen kanser tipidir. Beyaz kan hücresi olan lenfositlerin; kemik iliği, kan ve lenf düğümlerinde anormal bir biçimde çok sayıda ve kontrolsüz olarak artmasıyla meydana gelir. Lenfositler, vücutta savunma hücresi olarak görev yaparlar ve bu anormallik meydana geldiğinde görevlerini yerine getiremezler. Lenfositlerin görevlerini yerine getirememesi ise vücudu enfeksiyona karşı savunmasızlaştırır ve lenfosit hücrelerinin anormal sayıya ulaşmaları ile anormal olmayan hücre üretimi de engellenir ve ardından hastalığın belirtileri kendisini gösterir. Ortaya konulan veri analizleri yetişkin lösemi grubunda en sık karşılaşılan ikinci löseminin Kronik Lenfositik Lösemi olduğunu açıklar. Hastalık yaygın olarak 60 yaş ve üzerinde görülmekte ancak hastaların %15’inin 50 yaş altı olduğu bilinmekte. Hastalığın ileri yaş grubunda kendisini göstermesinin nedeni kronik seyirli lösemi olmasından kaynaklanır ve uzun yıllar etkileri devam etmekte olan bir lösemi söz konusu olur. Yapılan çalışmalar sonucunda Kronik Lenfositik lösemiye neden olan bir takım risk faktörleri açıklanmaya çalışılmış. Bu kapsamda elde edilen verilere göre; orta yaş ve üzeri erkekler ve beyaz ırk risk grubunda kabul edilir. Öte yandan radyasyon gibi riskli unsurların lösemi ve hematolojik diğer hastalıklardaki gibi Kronik Lenfositik Lösemi üzerinde de etkisi olduğu tespit edilememiş. Ortaya konulan bulgular kapsamında Kronik Lenfositik löseminin kalıtsal olmadığı görülür ancak aynı aile içerisinde birden fazla Kronik Lenfositik Lösemi tanısının olabildiği de biliniyor. Bu tip lösemiyle genel anlamda Rusyada ve Doğu Avrupa’da yaşayan yahudilerde daha fazla karşılaşıldığı da yine istatistiksel veriler arasında yer alıyor. Yine elde edilen veriler sonucunda bir takım tarım ilaçlarına maruz kalan kişilerde Kronik Lenfositik Lösemi saptanması olasılığının, diğer maruz kalmayan kişilere göre daha fazla olduğu sonucuna varılır. Kronik Lenfositik Lösemi diğer lösemi tipleri gibi bulaşıcı değildir. Hastalığın belirtileri ile ilgili olarak yapılan çalışmalar, erken evrelerde hiçbir belirtinin oluşmayabileceğine işaret ediyor ve hasta üzerinde yapılan tam kan sayımında şans eseri karşılaşılabilir. Hastalık kronik olarak ilerlemeye devam ettiği müddetçe, iştah kaybı, zayıflama, gece terleme, düzenli dinlenmeye karşın halsizlik hissi, solunum güçlüğü, enfeksiyon hassasiyeti, lenf bezlerinde büyüme, kaburga altı dokularda dolgunluk ve ağrı hissi gibi şikayetler görülür. Kronik Lenfositik löseminin atak vermeye başladığı aşamalarda erken teşhis edilmesi ve tedavinin başlatılması hastalığın geriletilmesinde önem taşır. Teşhis süreci ise genellikle hastaların tam kan sayımında tesadüfen lösemi teşhis edilmesi ile olur. Tam kan sayımında beyaz kan hücrelerinde artış olduğu görülür ve hasta hematoloji kliniğine yönlendirir. Öte yandan hastalığın belirtileri şikayet olarak ilgili kliniğe taşındığında, hekim tarafından kan sayımı talep edilerek inceleme yapılır. Yine bu belirtilere neden olabilecek diğer faktörlerin dışlanması ve yaş grubunun dikkate alınarak hastanın sağlık geçmişinin incelenmesi de Kronik Lenfositik löseminin desteklenmesinde faydalı olur. Hastada lenf bezlerinde ve dalakta büyüme durumunun incelenmesi fiziksel muayene olarak Kronik Lenfositik Lösemi teşhisinde faydalı olur. Tipik olarak lösemi tanısı konulmaya eğilimli kişilerde uygulanan tam kan sayımı ve biyokimyasal yöntemlerle de hastalığın teşhis edilebilmesi mümkün olur. Bu kapsamda lökosit, eritrosit ve trombosit sayısı ile birlikte hemoglobin seviyesi de ölçülür ve elde edilen verilerde kansızlık, lökosit artışı ve trombosit düşüklüğü görülür. Elde edilen sayısal veriler üzerinde kan hücresi çeşitleri, bu kan çeşitlerinin birbirleri ile arasındaki orantı, hücre şekillerindeki deformasyonlar ve çevre kanında beliren anormal hücreler böylelikle tespit edilir. Kronik Lenfositik lösemide lökositler arasında yer alan lenfositlerin arttığı görülür ve analizler ile yüzdelik oranları hesaplanır. Yine farklı bir teşhis yöntemi olarak da kemik iliği aspirasyonu ve biyopsisine başvurulabilir; bu uygulama için pelvik bölge anestezi ile uyuşturulduktan sonra ilik alınacak olan kısım dezenfekte edilir. Enjektör yardımı ile ilik bölgesine giriş yapılarak ilik örneği alınır ve hematolog ve patologlar tarafından mikroskop altında incelenmesi sağlanır. Yine kromozomlarda meydana gelen bir anormallik varsa tespit edilebilmesi için aspirasyon örneği incelenir. Kronik Lenfositik Lösemi’nin teşhisinde sitogenetik analize de başvurulabilir. Bu yöntemde kan ya da kemik iliğinden edinilen hücreler mikroskop ile analiz edilir ve kromozom değişikliği saptanmaya çalışılır. Moleküler sitogenetik testlerden faydalanılarak kromozom incelenmesi için Floresan In Situ Hibridizasyon uygulaması gerçekleştirilebilir. Bu sayede ayrıca hastalığın ilerlemesine bağlı olan anormalliklerin de tespit edilebilmesi mümkün olur ve sonuçlara yönelik olarak tedavi seçimi de daha kolay olur. Moleküler sitogenetik incelemelerinde en sık 17p ve 11q delesyonları, anormallikler arasında en kötü huylu olanlardır ve 13q daha ılımlı anormallik olarak kabul edilir. Öte yandan otoimmun sisteminin antikor adlı savunma moleküllerini oluşturan lenfosit yapısındaki mutasyonlar hastalığın ilerleme sürecinde etkili bir bulgu olarak karşımıza çıkar. Teşhiste önemli verilerden birisi de immunfenotipleme ile elde edilir. Akış sitometrisi adı verilen bu teşhis çalışmasında, kemik iliği yahut kan örneğinde bulunan lösemi hücreleri özel boyalar aracılığı ile boyanır ve mikroskop ile incelenir. Böylelikle löseminin türü ve alt türleri belirlenebilir. Bu yöntem aracılığıyla hastalık sürecinde artmış olan lenfositlerin anormal bir hücre grubunun sonucunda meydana gelip gelmediği öğrenilebilir. Lenfosit alt tipi incelenerek, lenfoma türlerinden ayrılan yönleri ele alınır. Bu analiz tekniğinde ZAP70 ve CD38 değerleri pozitif bulunan Kronik Lenfositik Lösemi hastalarında tedavi sürecinin daha zor ve yanıtın daha kötü olduğu bildirildğinden, bu hasta grubunda hastalığın süreci ile ilgili olarak bilgi elde edilir. Kronik Lenfositik Lösemi hastalarında anormal hücrelerden yeterli seviyede immunglobulin sağlanamayacağından, bu değerlerin seviyesinde normale kıyasla ciddi bir azalma gözlemlenir.

Kronik Miyeloid Lösemi

Bu tip kronik lösemiye Kronik Miyelojenik Lösemi ya da Kronik Granülositik Lösemi isimleri de verilir. Tüm yaş gruplarında karşılaşılabilen bir lösemi tipi olmasına karşın sıklıkla orta yaş sonrası karşılaşılan kan ve kemik iliğiyle bağlantılı ağır ilerleyen kanser olarak tanımlanır. Kronik Miyeloid Lösemi, her 100 bin kişiden 1-2’sinde görülür. Genel anlamda hem tedavisi hem de semptomları ile Akut Lösemi tiplerine göre daha az ciddi bir lösemi tipi olarak tanımlanır. Kronik Miyeloid Lösemi’nin klinik bulgularında beyaz kan hücrelerinde meydana gelen anormallikler tabloyu oluşturur. Akyuvarlar (lökositler) beyaz kan hücreleri olan Granülosit, Lenfosit ve Monosit isimli hücrelerden meydana gelirler. Kronik Miyeloid Lösemi, Kronik Lenfositik lösemiye kıyasla daha çok granülositlerde artışa neden olan bir kan kanseri tipi olarak tanımlanır. Kronik Miyeloid Lösemi nedeniyle granülositler anormallik gösterir ve sağlıklı akyuvarlar gibi hareket etmezler. Lösemili hücreler olarak tanımlanan bu granülositlerin yanında ayrıca trombosit adlı pıhtılaşma sağlayan hücreler de kanda artmaya başlayabilir. Zamanla artış gösteren bu lösemik beyaz kan hücreleri nedeniyle bir süre sonra kanda ve kemik iliğinde sağlıklı beyaz kan hücrelerinin üretimi durur. Sağlıklı beyaz kan hücresi sayısı vücutta en çok 10 bin/mm3 olarak tespit edilirken, Kronik Miyeloid Lösemi hastalarında bu değer 100 bin üzerine çıkar. Bu şekilde de hastalığın belirtileri sezinlenmeye başlanır. Artış gösteren granülositler ve trombositler ağırlıklı olarak kemik iliği haricinde çeşitli dokularda ve dalakta artabilirler ve sıklıkla elde edilen bulgular arasında dalak büyümesi yer alır. Kronik Miyeloid Lösemi, kalıtsal olmayan ve bulaşabilen bir hastalık değildir ve erkeklerde meydana gelme olasılığı kadınlara göre daha yüksektir. Bu tip löseminin çocuklarda görülme olasılığı da düşük olmakla beraber vardır. Kronik Miyeloid Lösemi üzerinde yapılan çalışmalar, bu tip löseminin meydana gelmesinde etkili olan bir takım faktörleri belirlemiş. Bu anlamda kalıtsal olmayan bir genetik faktörün kronik miyeloid lösemiyi görülüyor. Vücutta bulunan 23 çift kromozomdan 22.si Kronik Miyeloid Lösemi hastalarında anormal olarak tespit edilir. Bu kromozomda meydana gelen anormalliğe Philadelphia kromozomu adı verilir. Philadelphia kromozomunun kan hürelerindeki oluşumu ve nasıl oluştuğu henüz tam olarak tanımlanamamış olmakla beraber, bu faktör nedeniyle kan hücrelerinde kan hücrelerinde anormal artış ve kan hücrelerinin yaşam süresinin uzadığı tespit edilmiş. Elde edilen bu kromozom kaynaklı nedene karşın kimi hastalarda Philadelphia Kromozomu bulunmaksızın da kronik myeloid löseminin görüldüğü olabiliyor. Philadelphia Kromozomu negatif olan hastaların Kronik Miyeloid Lösemi tedavisine daha az cevap verdikleri de elde edilen analizler arasında yer alıyor. Hastalığın oluşmasında etkili olan bir diğer faktörün ise radyasyon olduğu, atom bombası etkisi altında kalan bölgelerde Kronik Miyeloid Lösemi sıklığının belirgin artışıyla açıklanmakta ancak kanser sebebiyle radyoterapi ile yoğun olarak tedavi edilen hastaların Kronik Miyeloid Lösemi ile karşılaşmadıkları biliniyor. Bunun yanı sıra röntgen çektiren kişilerin maruz kaldıkları düşük miktardaki radyasyonun da kronik myeloid löseminin oluşumunda olumsuz bir etkisi olmadığı tespit ediliyor. Kronik Miyeloid Lösemi hastaları sıklıkla hastalığın ilk evrelerinde bir semptom ile karşılaşmazlar. Elde edilen veriler hastaların %40’ının farklı sebeplerle hastaneye gidip kan testi yaptırdıktan sonra tesadüfen lökosit değerlerinin yüksek olduğunun tespit edilmesi ile Kronik Miyeloid Lösemi ile karşı karşıya olduklarının tespit edildiğini gösterir. Hastalık ilerledikçe; halsizlik, ateşlenme, geceleri beliren terleme hali, zayıflama ve sıklıkla dalak bölgesinde dolgunluk, sertlik ve ağrılı bir hal görülür. Kronik Miyeloid Lösemi riski taşıdığı düşünülen kişilerin bu bulgulara karşı hassas olmaları ve bulguları en kısa sürede bir uzmana bildirmeleri gerekir; ancak bu belirtilerin farklı hastalıklara ait belirtiler de oldukları unutulmamalı. Belirtilen semptomlarla birlikte tam kan sayımı ile lökosit değerlerinin yüksek bulunması, Kronik Miyeloid lösemiye işaret eder. Hastalığın tanısının konulmasında bunların yanı sıra takip edilebilecek farklı kontrol teknikleri de vardır. Bunlar arasında ilk aşamada hastanın sağlık öyküsü ve fizik muayenesi yer alır. Hastanın daha önce karşı karşıya kaldığı hastalıklar ve özellikle enfeksiyon hastalıkları incelenir. Daha sonra fizik muayene ile dalak büyüklüğü araştırılır ve bu noktada bir büyüklüğün tespit edilmesi güçlü bir bulguyu ele verir. Kronik Miyeloid Lösemi hastalarının düşük bir orandaki kısmında dalak büyüklüğü muayene ile teşhis edilemese de görüntüleme teknikleri ile tespit edilebilir ufak bir dalak büyümesi tespit edilir. Hasta grubunun %10’luk kısmında ise dalak büyümesi hiç görülmez. Genel muayene haricinde tam kan sayımı ve biyokimyasal yollarla da Kronik Miyeloid Lösemi teşhis edilebilir. Bu laboratuvar tetkiklerinde lökosit, eritrosit, trombosit ve hemoglobin miktarı ölçülerek, kansızlığın olup olmadığı veya kronik fazda ise trombositin yüksek olup olmadığı incelenebilir. Hastalara ilk tanının koyulmasında sıklıkla lökosit değerlerinin ciddi oranda arttığı gözlemlenir ve trombosit miktarı hastalığın seyrine göre ciddi oranda artmış ya da azalmış olabilir. Çevresel kan yayma tekniği de tanının koyulmasında destekleyici taramalardan birisi olarak kullanılır. Kan hücresi türleri ve oranları, tahmini sayıları, hücre şeklinde meydana gelen değişim incelenir. Ve eğer çevre kanına anormal hücreler taşınmışsa Kronik Miyeloid Lösemi teşhis edilir Aspirasyon ve biyopsi yöntemi de Kronik Miyeloid Lösemi teşhisinde önemli tetkik yöntemleri olarak fayda verir. Pelvik bölgeden anestezi uygulaması sonrasında enjektör aracılığı ile alınan aspirasyon ya da biyopsi örneği hematolog ve patolog tarafından mikroskop yardımı ile incelenir. Bunun yanı sıra kromozom anormalliklerinin tanısının konulmasında da aspirasyon örneği üzerinde çeşitli kromozon analiz testleri gerçekleştirilir. Kronik Miyeloid Lösemi hastalığının teşhisinde philadelphia kromozomunun tespiti de önem taşır. Sitogenetik test aracılığıyla, kimyasal madde kullanımıyla kromozom sayısı ve yapısı analiz edilebilir ve genlerde meydana gelen yapısal ya da işlevsel değişimler tanımlanabilir. Kronik Miyeloid Lösemi hastalarının bir çoğunda 9. Kromozomun bir parçası koparak, 22. Kromozomdan bir parça ile yer değiştirir ve t(9;22) şeklinde tanımlanan anormal kromozom philadelphia kromozomu meydana gelir. Bu hatalı kromozom sebebiyle meydana gelen gen bcr-abl geni şeklinde adlandırılır. Kronik Miyeloid Lösemi hastalarının %90’ında sitogenetik inceleme analizleriyle pH kromozomu tespit edilir. Bu yöntem aracılığıyla pH kromozomu bulunamamış olan düşük sayıdaki hastada 22. Kromozomun bcr/abl gen pozitifliği vardır ve çok daha duyarlı testler yardımıyla gösterilerek oran %95’e çekilebilir.

Lösemi Tedavisi

Kan kanseri olarak bilinen löseminin tedavisinde erken teşhis ve tedavinin erken başlaması büyük önem arz eder. Hastalığın belirtilerini verdiği anda tanının konulmasının ardından hastalığın hangi seyirde olduğu ve seviyesi tespit edilir. Ayrıca tedavi için bir takım testler gerçekleştirilerek hangi tedavi yönteminin, ne şekilde uygulanacağına karar verilir. Bu süreçte hastanın yaş grubu ve cinsiyeti gibi faktörler de ele alınarak tedaviye başlanır. Ayrıca hastanın eğer varsa başka hastalıklarının olup olmadığı, bu hastalıklar ile uygulanacak tedavi arasındaki ilişki araştırılır. Hastanın tanı konulduktan sonra yaygın olarak ciddi moral çöküntüsü yaşadığı ve olumsuz düşüncelerin hakim olduğu görülür. Unutulmamalıdır ki lösemi hastalığı modern dönem teknikleri ile çok kolay olarak tedavi edilebilen ve yüksek oranla başarılı sonuçlanan bir hastalıktır. Hastalığın tedavisi sürecinde hastanın psikolojik açıdan güçlü olması, moralinin yüksek olması ve bunların çevre tarafından desteklenmesi tedavinin etkililiği ve süresini kısaltmada elde edilen verilere göre büyük ölçüde etkili olmakta. Bu yönden hastanın tanı sonrasında tedavi hakkında iyi bir şekilde bilgilendirilmesi ve sürecin sağlıklı bir şekilde yönetilmesi gerekir. Hastanın tedavi süresince göstereceği duyarlılık ve moral yüksekliği sayesinde tedavi kısa sürede olumlu yanıt vermeye meyilli olur.

Kemoterapi

Sitotoksik tedavi anlamına gelen kemoterapi, kanser hücrelerinin etkilenmesi ile kanserin tedavi edilmesini sağlayan ilaçlı tedavi olarak tanınır. Kanser tipine göre kemoterapi uygulamasında yan etkiler ve uygulama süresi değişkenlik gösterir. Bu yöntem kanser tedavisinde en sık tercih edilen teknik. Vücutta meydana gelen kanserin giderilmesi için uygulanan ilaç tedavisi, kanser hücrelerinin büyüyüp çoğalmasına engel olmak amacıyla uygulanır. Modern dönemde, klasik kemoterapi ilaçlarına ek olarak modern kemoterapi ilaçları da kullandırılır ve meydana gelen kanserli oluşuma daha fazla etki gerçekleştirilir. Tedavi sürecinde bu nedenle birden fazla ilaç kullanımı söz konusu olabilir. Kemoterapi ile kanserin tipi ve evresi tespit edildikten sonra, kanserin yayılmasını ve büyümesini yavaşlatarak, kanserin yok edilmesi hedeflenir. Çoğunlukla kemoterapiye tek tedavi yöntemi olarak başvurulur ancak kimi zaman cerrahi ve radyoterapi de eş zamanlı olarak uygulanabilir. Lösemi hastalarına uygulanan kemoterapide kanser hücrelerini öldürmek için oral yolla hap uygulanabilir. Bir hap uygulaması, diğer kemoterapilere kıyasla daha kolay gibi görünüyor olmasına karşın içerik olarak benzer kimyasallar içerir ve kullanımında oldukça dikkatli olunması gerekir. Örnek olarak birden fazla kemoterapi ilacı, değiştirilmemesi zorunlu olan çok sıkı bir sürece alınır. Programa uygun olarak ilaçların kullanımı, ilacın belirli bir seviyede vücutta kalmasını sağlar ve kanserli hücrelerle mücadelede büyük ölçüde başarı sağlar. Ayrıca kanserli hücrelerin giderilmesinin yanında, sağlıklı hücrelerin gelişimini doğru bir şekilde sağlayabilmek için de kemoterapi amacıyla verilen ilaçların kullanımında düzenliliğe büyük ölçüde önem vermek gerekir. Eğer bir hap düzenleyicisi kullanılıyorsa bu durumda kullanılan bu düzenleyici diğer haplardan bağımsız olarak değerlendirilmeli. Genellikle hap aracılığı ile lösemi tedavisi Kronik Miyeloid Lösemi tedavisinde tercih edilir ve oral yolla tirozin kinaz inhibitörleri verilir. Lösemi tedavisinde başvurulan bir başka kemoterapi yöntemi ise ilacın doğrudan damar yolu ile enjekte edilmesi ile olur. Bu şekilde uygulanan kemoterapi yöntemi genel olarak tüm kanser türlerinin iyileştirilmesinde başvurulan bir yol. Kemoterapinin enjeksiyon yolu ile gerçekleştirilebilmesi için hastanın kliniğe gitmesi gerekir ve kimyasallar IV üzerinden damarlara enjekte edilir. Tedavi süreçleri ise 1-2 saat ya da 24 saat sürebilir. Kemoterapi kürlerine her katılımda ele veya kola bir kanülün yerleştirilmesi gerekebilir ya da daha uzun periyotta durabilecek bir merkezi hat ya da periferik şekilde yerleştirilmiş merkezi bir kateter alınabilir. Uzun periyotta yerleştirme adına bir diğer opsiyonel lastik implantlı liman olarak bilinir. Diğer bir kemoterapi şekli ise kan aracılığıyla değil de omurga ya da beyne enjekte edilen kemoterapi türü olarak intratekal ismiyle bilinir. Klasik kemoterapi çeşitleriyle bu noktalara erişilemeyeceği için eğer kanser merkezi sinir sistemini etkiliyorsa bu şekilde kemoterapi uygulanır. Kemoterapi uygulamaları, vücutta yayılım gösteren kanser hücrelerinin yanında normal hücrelere de zarar verebildiğinden çok fazla yan etkisi görülür. Genel anlamda, zarar verilen hücreler kemik iliğinde, GI yolu, ağız ve saçta bulunur. Bu hücreler deforme edildiğinden kimi yan etkiler ciddi olarak sıralanır ve bunlar klasik ve natüropatik ilaçlarla bastırılır. Kimi kritik yan etkilerin içinde cinsel işlev bozukluğu, saç dökülmesi, ağız lezyonları, sinir hasarı, tat bozukluğu, bulantı hissi, kalp hasarı ya da halsizliği, bitkinlik ve kan hücresinde sayım düşüşleri yer alır. Eğer yan etkiler arasından tat değişimi ve yorgunluk ile karşılaşılıyorsa uzmanlar tarafından kişinin sevdiği besinler ile beslenmesi önerilir. Bulantının engellenmesi için bunu bastıracak ilaçlar kullanılır ve kardiyotoksisiteyi engellemek için beyaz küre sayısını ve takviyeleri azaltılabilir. Saç dökülmesi, ağız lezyonları, cinsel bozukluklar ve sinirde meydana gelen hasar için ise, naturopath ve zihin-beden terapisi alınarak yan etkilerin duygusal ve fiziksel yöntemlerle bastırılması hedeflenebilir. Yine başlıklar arasında yer alan ağız kemoterapisi, el-ayak sendromuna yol açarak el ve ayaklarda ağrıya ve şişliğe neden olabilir.

Kök Hücre Tedavisi

Genel olarak ilaç tedavisi sonrasında ilk aşamalarda hastalık kontrol altına alındığında hastalığın tekrarlama riski görülüyorsa, elde edilen olumlu sonucun süreğenliği sağlanmaya çalışılır. Bu noktada opsiyonlar arasında en yaygın olanı ise kök hücre nakli olur. Kök hücre nakli, doğrudan kişiden (otolog) ya da doku uyumlu kardeş, yakın akraba veya gönüllü bir bağışçıdan alınan kök hücreler (allojenik) aracılığıyla gerçekleştirilir. Transfer adına kök hücreler, bağışçıya anestezi uygulanması suretiyle, kalça kemiğinden ya da kök hücre uyarıcı ilaç kullanımı sonrasında özel araçlarla damarlardan çekilerek toplanır. Kök hücre naklinden önce hastaya yüksek seviyede kemoterapi ya da radyoterapi uygulanır. Bu uygulamanın sebebi hastanın vücudunda var olan kanserli hücreleri yok etmek ve hasta kemik iliğinde bulunan hücreleri boşaltmak olup uygulamanın tamamlanmasının hemen ardından transfer işlemi yapılır. Genel anlamda kişiye uygun kök hücre vericisi bulunamadığı durumlarda hastaya kendi kök hücresi transfer edilir fakat bu yönteme kıyasla allojenik tedavi daha etkili olur. Transferin ardından hastalarda kritik sorunlarla karşılaşma riskine karşı uzun bir periyoda takip edilmeleri gerekebilir. Elde edilen analizler allojenik tedavinin, löseminin giderilmesinde daha etkili olduğunu ortaya koymasına karşın hastaya uygun kök hücrenin bulunamaması durumunda, akrabalardan haploidentik isimli kök hücre nakli gerçekleştirilebilir. Haploidentik nakil yöntemiyle hastalığın oluşturduğu tehlikelere bağlı olmak suretiyle hastaların %50’sinde 1 seneden daha uzun olacak şekilde sağlıklı bir süreç sağlanabiliyor. Fakat bu gruba alınan hastalarda doku eşleşmesi olmadığında bağışıklık sistemi bastırıldığında, ciddi bir takibin yapılması gerekir. Kök hücre uygulamasında ilk aşamada genç ve sağlık problemi olmayan orta/yüksek riskli hastalar için uygulanır. Kimi hastalar uygulanan kök hücre tedavisine daha geç yanıt verebilir veya lösemik hücreleri daha hızlı tekrar ortaya çıkabilir. Bu durumdaki hastaların, tekrar kanser geliştirmes riski gen değişikliklerinin tespiti ile tanımlanabilir. Gerçekleştirilen sitogenetik testler sonrasında hastanın rahatsızlık durumu eğer yüksek risk grubunda görülüyorsa allojenik yol ile nakil gerçekleştirilmeli. Eğer kanserin tekrarlama riski düşük olarak tespit ediliyorsa, kök hücre tedavisi yan etkisi fazla olan ve genel sağlığı tehdit eden bir uygulama olduğundan ilk etapta önerilmemekte. Fakat hastalığın tekrarlaması durumunda kök hücre tedavisine başvurulur ve başlangıç aşamasındaki tedavide yanıt alınamayan lösemi durumunda allojenik tedavi uygulanması alternatif olarak değerlendirilebilir.

Lösemi Hastalığının Nedenleri

Löseminin gelişimine neden olan faktörler genel anlamda geniş bir yelpazede değerlendirilmekle beraber kesin olarak belirlenmiş bir neden bulunamaz. Genetik nedenlerle bağdaştırılmasına karşın kimi lösemi hastalarında genetik farklılıkların da bulunmadığı görülür. Öte yandan löseminin meydana gelmesinde etkili olan genetik faktörler bulunmasına karşın hastalığın kalıtsal olmadığı da biliniyor. Lösemi hastalığında kemik iliğinden üretilen kan hücrelerinde anormal bir artış söz konusu olur ve bu artış nedeniyle kanda sağlıklı hücre üretimi gerçekleşemez.

Kan Üreten Kök Hücrelerden Birinin Kontrolsüz Çoğalması

Kan kanseri olarak tabir edilen lösemi, diğer kanser hücrelerinde olduğu gibi hücrelerde deformasyon meydana gelmesi ve sürekli olarak kontrolsüz biçimde çoğalmasıyla meydana gelir. Hücreler hangi noktada çoğalmaya ve hasar yaratmaya başlıyorsa o bölgede kanser tanısı konulur. Lösemi kan kanseri olması nedeniyle, bozulan ve kontrolsüz olarak çoğalan hücreler kanda olur. Kanda bulunan akyuvarların aşırı seviyede çoğalması ile lösemi meydana gelir. Kandaki kırmızı kan hücreleri diğer hücrelere oksijen taşıma görevini üstlenir, beyaz kan hücreleri otoimmun sistemini destekleme görevini alır ve trombositler de kanın pıhtılaşmasını sağlar. Kanser nedeniyle deforme olan ve kontrolsüz biçimde artan akyuvarlar, kemik iliğinde kanserleşme meydana geldiğinden bozulan kemik iliği bu hücreleri üretemez hale gelir. Bu durum sonucunda hücrelere oksijen taşınamaz, pıhtılaşma hasar görür ve otoimmun sistemi zayıflar. Kısacası kan hücrelerinde meydana gelen kanserleşme nedeniyle vücut ciddi bir zorluk ile karşı karşıya kalır. Vücutta kemik iliğinde meydana gelen mutasyon, kanın üretiminden sorumlu kök hücrelerde ani bir çoğalmaya yol açar. Bu çoğalma ile oluşan işlevsiz hücreler diğer hücrelere kıyasla daha büyüktürler ve olgunlaşmamış olurlar. Bu mutasyona maruz kalan hastalıklı hücreler bir süre sonra diğer hücrelere de zarar vermek suretiyle hasara yol açarlar ve kemik iliği yerine geçmek suretiyle lösemiyi şiddetlendirirler. Kemik iliği, kan hücrelerinin üretildiği savunma merkezleri olarak kırmızı kan kürelerine ve lenfositlerle beraber kök hücrelere yer verirler. Kan hücresinde meydana gelen kanserli durum ile ortaya çıkan tehlikeli büyümeler ve sayıdaki artış diğer hücreleri kemik iliğinden dışarı atar ve bu hücreler kana karışarak yayılmaya başlar. Genel anlamda hastalığın nedeni tam olarak tespit edilememekle beraber, kemik iliği hücrelerinde kanserli bir bölünmenin söz konusu olduğu bilinir. Oluşan bu kanserli hücreler, sağlıklı hücrelere kıyasla daha kalabalık bir rakama çok kısa sürede ulaşınca, vücut sağlıklı hücre üretimini sağlayamaz. Genel olarak hastalığın oluşumuna neden olan lenfositleri inceleyecek olursak; lösemi beyaz kan hücresi olan lenfositlerin vücutta belirli dokularda ve kanda anormal olarak aşırı üretilmesi ve bölünmesi ile meydana gelir. Lenfositlerin bu şekilde şiddetli bir şekilde kanserli olarak çoğalması ile birlikte sağlıklı beyaz kan hücresinin üretilememesi, otoimmun sisteminde de ciddi bir tahribata yol açar.

Lösemi Hastalığın Belirtileri

Lösemi hastalarında belirtiler genel anlamda her tipte benzer özellikler taşır. Genel ayrım akut ve kronik hastalarda farklılık gösterir. Akut lösemi hastalarında lösemi aniden atak gösterir ve vücutta belirgin semptomlar ortaya koyar. Ciltte ve genel sağlıkta meydana gelen bu semptomlar neticesinde ayrıca tahliller de yapılarak löseminin varlığı kesin olarak tanındıktan sonra tedavi süreci acil olarak başlar. Kronik lösemide ise lösemi uzun süre boyunca hiçbir atak göstermeksizin devam eder ve belirli bir aşamada belirtiler vererek kendisini gösterir. Öte yandan kronik lösemi hastalarının birçoğu tesadüf eseri yaptırdıkları tam kan sayımı sonuçlarına bakılarak teşhis konulması ile karşı karşıya kalırlar.

Çabuk Yorulma

Lösemi hastalarında kırmızı kan hücrelerinin üretimi büyük ölçüde azalır ve hatta sıfıra iner. Kırmızı kan hücreleri kanın oksijen taşıyan hücreleridir ve bu hücrelerde meydana gelen azalma yanında aşırı seviyede artan kanserli hücrelerin etkisiyle dokulara ve organlara yeterli oksijen taşınamaması nedeniyle vücut halsiz düşer ve çabuk yorulma söz konusu olur. Ayrıca lökosit hücrelerinin de büyük ölçüde işlevsizleşmesi ve üretiminin yavaşlaması otoimmun sistemini hasara uğratacağıdan, vücut dirençsiz ve güçsüz kalır.

Nefes Darlığı

Lösemi hastalığı genel olarak vücudu zayıflatan ve yorgunluğa neden olan bir hastalıktır. Yorgunluğa neden olan benzer faktörler, hastada nefes alıp vermede de güçlüğe neden olur. Vücuda sağlanan oksijen miktarı, kan hücrelerindeki bozulma nedeniyle azalacağından, kişi için alınan nefes hep yetersiz bir hisse neden olur ve nefes darlığı yaşanır.

İştahsızlık

Lösemi nedeniyle belirli noktalarda birikmenin olması organ büyümesine neden olabilir. Burada yoğun olarak etkilenen organ ise dalak olur ve karın bölgesinde şişlik meydana gelir. Bu doluluk hissi kişide iştahsızlığa neden olur. Ayrıca yine diğer nedenlerde olduğu gibi kişide yorgunluk hissinin hakim olması nedeniyle de yemek yeme isteği büyük ölçüde zayıflar.

Kilo Kaybı

Vücut lösemi nedeniyle meydana gelen tahribatı onarabilmek için mücadele vermeye başladığında ciddi bir çalışma söz konusu olur. Bu durum hastaların hızlı bir şekilde kilo kaybetmesine sebebiyet verir. Öte yandan lösemi hastalarında iştahsızlık da baş göstereceğinden ortaya çıkan yeme bozuklukları ve beslenme yetersizlikleri nedeniyle kısa süre içerisinde şiddetli kilo kaybı yaşanabilir. Lösemi hastalarının bağışıklık sisteminde meydana gelen tahribatın tolere edilebilmesi için beslenmenin güçlü olması ve vücudun harici yollarla desteklenmesi gerekir.

Burun ve Diş Eti Kanamaları

Lösemi nedeniyle vücutta trombositlerin oluşumu büyük ölçüde azalmanın yanında sağlıklı trombositler de kısa sürede sağlıksız davranmaya başlar. Kanın pıhtılaşmasını sağlayan kan hücreleri olan trombositlerin bu şekilde hasara uğraması nedeniyle vücutta kanamalar kolaylaşır. Burun ve diş eti kanama açısından vücudun açık olan bölgeleri olduğundan çok basit temaslarda kanama gösterebilir.

Ciltte Kırmızı Döküntüler

Lösemi hastalarının yaygın olarak karşılaştıkları belirtiler arasında yer alan cilt döküntülerinin nedeni trombosit hücrelerinde meydana gelen tahribat ve trombosit hücresi üretilememesidir. Kan pıhtılaşmasını sağlayan bu hücrelerin eksikliği, cilt altında kanamalara neden olarak ciltte kırmızı döküntülerin belirmesine sebep olur.

Anemi

Lösemi, kan üreten kök hücrelerin birisinde meydana gelen şiddetli çoğalma ve anormal davranışlar olarak tanımlanan hastalık. Bu durum nedeniyle kök hücrenin şiddetli bir şekilde çoğalması ve oluşan bu mutant kan hücrelerinin sağlıklı kan hücrelerine kıyasla çok fazla sayıya ulaşması, bu hücrelerin sağlıksız ve işlevsiz olması nedeniyle yeni kan hücresi üretimi de büyük ölçüde durur. Bu durum vücutta kansızlığa ve daha ileri aşamada anemiye sebebiyet verir.

Ateş ve Gece Terlemesi

Kanda lökosit hücrelerinin büyük ölçüde etkisiz hale gelmesi ile birlikte vücudun otoimmun sistemi artık görevini yerine getirememesine neden olur. Otoimmun sisteminin işlevlerini yerine getirememesi ise vücudun enfeksiyonlara karşı duyarsız hale gelmesine sebep olarak vücuda giren virüsler ve bakterilere karşı savaş verme gücü zayıflar. Bu durum nedneiyle de gece terlemeleri ve sık sık ateşlenmelerle karşılaşılır. Bu belirtiler diğer birçok hastalığın belirtisi olmakla beraber, sık sık tekrarlayan ve sebebi bulunamayan ateşlenmelerde, diğer bulgular ile birlikte löseminin tanısı konulmalı.

Karında Şişlik

Löseminin etkisi ile kanda yaşanan çoğalmaların yoğun olarak etki gösterdiği organ dalaktır. Karın bölgesinde yer alan bir organ olan dalakta meydana gelen anormal şişlikler, karında şiş bir görüntü yaratmakla beraber bölgesel olarak ağrıların da oluşmasına sebebiyet verir.

Kemik ve Eklem Ağrıları

Lösemi hastalığı ile yoğun olarak örtüşen bir belirti olan kemik ve eklem ağrıları hastalığın etkileriyle erken aşamada nadir olarak karşılaşılan belirtidir. Kemik iliğinde meydana gelen anormal ve kontrolsüz kan hücresi üretimi ile bu bölgede meydana gelen yoğunluk ile ağrı hissedilir.

Lösemi Teşhis ve Tanı Yöntemleri

Lösemi hastalığının teşhis edilmesi ve tanının konulmasında genel olarak ilk bulgular dikkate alınır. Hasta lösemiye bağlı bir takım şikayetlerle doktora gider. Burada kan hücrelerinde meydana gelen deformasyon nedeniyle standartlaşmış bir takım semptomlar söz konusu olur. Vücutta lökosit hücrelerinde meydana gelen kontrolsüz artış ve genel olarak sağlıklı kan hücrelerinde meydana gelen azalma sebebiyle; ateşlenme, karın ağrısı, kolay olarak meydana gelen kanamalar, enfeksiyonlara karşı bağışıksızlık, kemik ve eklem ağrıları, gece baş gösteren terleme gibi belirtiler hastanın şikayetleri arasında yer alır. Bu belirtilerin haricinde ayrıca tam kan sayımı yaptıran sağlıklı bir kişide de aşırı lökosit oluşumu bulgusuyla kanser teşhisi konulabilir. Löseminin erken teşhisi, hastalığın kontrol altına alınabilmesi ve diğer etkilerinin önlenebilmesi için büyük önem taşır. Öte yandan erken teşhis edilip tedavisine başlanan lösemi hastalarının yaşam süreleri de büyük ölçüde sağlıklı bireylerle aynı seviyeye kısa sürede getirilebilmekte. Şikayetlerle hastaneye gelen hasta üzerinde bir takım muayeneler ve testler yapılır. Bu uygulamalar neticesinde de löseminin türü ve seyri analiz edilerek hangi tedavi yönteminin izleneceğine karar verilir. Kronik ve akut olmak üzere ikiye ayrılan löseminin akut tipinde genellikle belirtiler ani bir şekilde ortaya çıkar ve kendisini belli eder ancak kronik löseminin gelişim süreci oldukça yavaş olur ve kendisini çoğu zaman semptomlarla erken süreçte göstermez. Bu nedenle lösemi şüphesi konulan hastalarda kemik iliği ve kan hücrelerinin incelenmesi yoluyla kesin tanı konulabilir ve tedavi sürecine karar verilir.

Fiziki Muayene

Lösemi hastalığının teşhisinde ilk aşamada fiziki muayene ve hasta öyküsü ile sürece başlanır. Fiziki muayenede hastanın cilt kontrolü ve çeşitli organları incelenir. Lösemi nedeniyle dalakta büyüme meydana gelmesi sıklıkla karşılaşılan bir bulgu olmakla beraber hastaların %90’ında oldukça etkili bir belirti olarak kabul edilir. Hastaların röntgen filmler aracılığı ile dalaklarında büyümenin teşhis edilmesinin ardından diğer teşhis yöntemlerine geçilebilir. Öte yandan trombosit üretiminin büyük ölçüde azalması nedeniyle ciltte meydana gelen kanamalar deri üzerinde morarma ve kızarıklarla kendisini gösterdiğinden lösemiyi destekleyici bulgular olarak kaydedilebilir.

Kan Testi

Kan hücrelerinde meydana gelen kanser hastalığı olması nedeniyle löseminin en kolay tespit edilebildiği yöntem tam kan sayımıdır. Tam kan sayımı ile kan hücrelerinin yaklaşık sayıları ve bu sayıların birbirlerine olan oranları tespit edilir. Sağlıklı bir bireyde kandaki lökosit hücresi sayısı 10 bin / mm3 iken lösemi hastası bir bireydeki lökosit 100 bin / mm3 değerinin üzerine kadar çıkabilir. Bu anlamda lösemi hastası olduğunu bilmeden farklı bir nedenle hastaneye giderek tam kan sayımı yaptırıp lösemi olduğunu öğrenen kişi sayısı bir hayli fazla. Lösemi hastalarında yapılan kan testi sonuçlarında lökosit, eritrosit, trombosit ve hemoglobin miktarı ölçülebilir. Kronik hastalarda trombosit yüksekliği ve akut hastalarda kansızlık tespit edilebilir. Hastalara ilk tanı konulduğunda sıklıkla karşılaşılan bulgu lökosit miktarındaki artış olur. Trombosit miktarı ise hastalığın kronik yahut akut olması durumunda göre artmış veya azalmış olarak tespit edilebilir. Hastalık tanısının konulmasında sağlıklı kan hücrelerinde azalma ve blast isimli kanser hücrelerinde artış görülerek kolayca lösemi tanısı konulabilir.

Kemik İliği Biyopsisi

Hastalığın meydana geldiği bölge kemik iliği olarak saptanır çünkü kan üretiminin gerçekleştiği bölge kemik iliği. Löseminin teşhis edilmesinde kemik iliği biyopsisine başvurulurken, leğen kemiği bölgesel olarak uyuşturulduktan sonra iliğin alınacağı alan dezenfekte edilerek özel biyopsi iğnesiyle giriş yapılarak kemik iliği örneği alınır ve hasta anestezi nedeniyle ağrı duymaz. Eğer uygulama genel anestezi ile yapılmıyorsa hasta bir çekilme hissi yaşar. Elde edilen numune hematologlar ve patologlar tarafından mikroskop aracılığı ile incelenmeye alınır ve lösemi teşhisi bu sayede kolaylıkla konulabilir.

Sitogenetik Analiz

Sitogenetik analiz yöntemi ile kandan ya da ilikten alınan hücrelerin mikroskop ile incelenmesi ile bir takım kromozom değişimlerinin tespit edilebilmesi mümkün.

Erken Teşhis

Lösemi hastalarında yaygın olarak görülen semptomlar özellikle akut lösemi tipleri ile karşı karşıya olan hastalarda çok hızlı bir şekilde kendisini gösterdiğinden erken teşhis edilebilir. Kan değerleri çok şiddetli bir değişime uğramadan teşhisin konulup tedavinin başlaması ve mutasyona uğramış hücrelerin çoğalmasının engellenmesi, tedavinin kısa sürede olumlu etki göstermesini ve hastanın hayati riskinin ortadan kaldırılmasını sağlar. Kronik tiplerde de akut lösemiye benzer şekilde hastalığın teşhis edilmesi, tedavinin erkenden uygulanarak hastalığın baskılanmasını sağlar.

Lösemi Hastalığı Risk Faktörleri

Löseminin meydana gelmesinde etkisinin olduğu tespit edilmiş bir takım risk faktörleri var. Bu faktörler genel anlamda lösemi ile ilişkilendirilmiş olup kesin olarak her bireyde lösemi oluşumunu tetiklemektedir şeklinde bir yargıya varılamaz.

D Vitamini Eksikliği

D vitamini eksikliğinin güneş ışığı yetersizliğinden kaynaklandığı tıbbi olarak da bilinen bir gerçek. Besinlerden de sağlanabilen D vitamini en fazla gün ışığı etkisiyle vücudun sentezlemesi ile doğal olarak üretilebiliyor. Lösemi sıklıkla 2-5 yaş arası grupta görülmekte ve bu grupta birçok çocuğun lösemiye eşlik eden D vitamini yetersizliği ile karşı karşıya olduğu görülmekte.

Radyasyona Maruz Kalma

Radyoaktif etkiler vücutta çeşitli hücre ve dokuların fonksiyonları şiddetle hasara uğratmakla beraber, olağan dışı davranışlar sergilemesine de neden olmakta. Atom bombasına maruz kalmış olan kentlerde yaşayan bireylerde belirgin düzeyde kanser hastalığı gelişimi tespit edilmesi de radyoaktif faktörlerin lösemi ile ilişkisini ispatlar nitelikte.

Bazı Kemoterapi İlaçları

Kanserli hücrelerin ve dokuların tedavisinde kullanılan bir takım kemoterapi ilaçları ile uzun bir süre tedavi gören hastalar, kanser hücrelerini yendikten kısa bir süre sonra tekrar kanserli hücre oluşumu ile karşı karşıya kalabilmektedirler.

Hava Kirliliği

Tıpkı radyasyon etkisine maruz kalma durumunda olduğu gibi kirli havanın da uzun süreli etkileri arasında kanser oluşumu yer alır. Kanserojen gazların ve buharlaşan sıvıların solunum yolu ile vücuda alınması, bu faktörlerin doku ve hücrelerde tahribata yol açmasına neden olarak kanserli hücre oluşumuna neden olduğu biliniyor.

Kimyasal Maddeler

Tarımsal ilaçlar ve bilhassa benzen isimli yanıcı madde etkisiyle vücutta hücrelerin ve dokuların davranışsal olarak anormallik gösterdikleri ve kök hücrelerde meydana gelen tahribat nedeniyle kanserli hücre oluşumunun başladığı tespit edilmiş bir bulgu. Bu kapsamda yeterli korunma alınmaksızın ve yeterli bilgi sahibi olmaksızın kimyasal maddelerle temas ve yakınlaşma kanser oluşumunu tetikleyebilir.

Lösemi Hastalığı Komplikasyonları

Kan kanseri nedeniyle vücutta kendisini gösteren bir takım komplikasyonlar vardır. Bu komplikasyonlar kök hücrede meydana gelen anormal artışa bağlı olarak sağlıklı kan hücrelerinin üretilememesinden ötürü meydana gelirler ve çeşitli semptomlarla kendilerini belli ederler.

Anemi Oluşumu

Kemik iliğinde bir kök hücrenin şiddetli bir şekilde kontrol edilemez artışı sonucunda blast adı verilen sağlıksız hücreler oluşmaya başlar. Bu hücrelerin sayısı çok kısa süre içerisinde sağlıklı kan hücrelerinin 10-20 katına çıkar ve oluşan bu genç hücreler nedeniyle olgunlaşmış sağlıklı kan hücresi üretilemez. Bu durum zamanla kişide kansızlığa neden olur ve anemi tanısı konulur.

Diğer Kanser Türleri

Kemik iliğinde üretilen kanserli blast hücrelerinin vücutta belirli bir doku veya organa hücum etmeleri sonucunda bu doku ve organlardaki hücreler kanserleşme gösterebilir. Bu durumda kanser oluşumu ilgili doku ve organda da meydana gelerek diğer kanser türleri ile karşılaşılabilir. Löseminin özellikle merkezi sinir sistemine yayılması ile ortaya çıkacak olan kanser türleri hastalığın en şiddetli komplikasyonu olarak karşımıza çıkar.

Sık Enfeksiyonlar

Lökosit adı verilen ve vücutta otoimmun sistemine yardımcı olan kan hücrelerinin kanserleştiği lösemi hastalığında, sağlıklı lökositlerin yerini kanserleşmiş lökosit hücreleri alır ve bu işlevsiz hücreler otoimmun sisteminde bir fayda yaratmayarak, enfeksiyonlara karşı vücudun savunmasız kalmasına neden olur.

Lösemi Hastalığı Nasıl Önlenir

Lösemiye neden olabilecek bir takım faktörlerden uzak kalmak, löseminin engellenmesinde oldukça önem taşır. Bunlar arasında ilk başta vücutta hücrelere ve dokulara zarar verebilecek olan madde kullanımı ve radyoaktif ortamlardan uzak durmak yer alır.

Yüksek Dozda Radyasyondan Korunma

Baz istasyonları ve hastanelerin röntgen odaları gibi ortamlarda radyasyon etkisi oldukça şiddetli olur. Bu durum bu ortamlarda bulunan kişilerde kanserleşmeyi tetikleyebileceğinden ilgili ortamlara sınırlı giriş ve belirli bir süre bulunma izni verilir. Öte yandan akıllı telefon ve tablet gibi elektronik cihazlarda radyoaktif etkileri olduğundan çok uzun süre kullanılmamalı.

Sigara İçmemek

Sigaranın içeriğinde bulunan benzen ve diğer kimyasallar vücutta lösemi başta olmak üzere birçok kanser türlerini tetikleyen kimyasallardır ve hücrelere, dokulara ciddi zarar vererek kanserleşmeyi tetikleyebilir.

Sağlıklı Beslenme

Özellikle D vitamini eksikliği ile ilişkilendirilen löseminin önlenmesinde vücudun bağışıklık sistemini güçlendirmek büyük önem arz eder. Kan oluşumunun sağlıklı bir şekilde gerçekleşebilmesi ve kanserleşmenin önlenebilmesi için vücudun ihtiyacı olan vitamin, mineral ve yağ asitlerinin düzenli olarak sağlanması ve su tüketimine dikkat edilmesi gerekir.

Düzenli Egzersiz

Hareketsiz ve uzun süre vücut kaslarını kullanmayan kişilerde hücrelerin fonksiyonları zamanla bozulma gösterebilir. Vücudun yeterli oksijeni sağlayabilmesi, kan hücrelerinin ve kemiklerin sağlıklı olması için oldukça önemli bir faktör. Düzenli egzersiz yapılarak vücudun hem dış hem de iç dayanımı arttırılır.

Stresten Uzak Durma

Modern dönemin en büyük problemi olan stres, vücutta hücrelerin ve bağışıklık sisteminin üzerinde çok ciddi etkilere sahip. Öyle ki hücrelerin ve otoimmun sisteminin yapısını bozabilen aşırı stres nedeniyle hücreler ve otoimmun sistemi sağlıklı dokularla savaş içine girebilir.

Sık Sorulan Sorular

Lösemi yalnızca çocuklarda mı görülür?

Lösemi, her yaş grubunda ve her cinsiyette görülebilen bir kanser tipi olmakla beraber alt grupların bazıları üzerinde saptanan istatistik veriler, bu türlerin yaşlı hastalarda veya çocuklarda daha sık görülme oranlarını belirtmekte.

Tedavi herkese aynı şekilde mi uygulanır?

Lösemi tedavisi; löseminin türüne, evresine, ilerleme şekline ve kişinin genel sağlık koşullarına bağlı olarak kişiye özel olarak uygulanır.

Tedaviden sonra lösemi tekrarlar mı?

Modern tekniklerle uygulanan tedavi yöntemlerinde löseminin tedavi edildikten sonra tekrarlaması neredeyse olanaksız seviyelere getirilmiş olmasına karşın yine de hiçbir zaman tekrarlamayacağı anlaşılmamalı ve kansere neden olabilecek risk faktörlerinden tedavi sonrasında büyük ölçüde kaçınarak, sağlıklı kalmaya çalışmak gerekir.

Tedaviden sonra hastanın yapması gerekenler nelerdir?

Tedavi sonrasında doktor tarafından önerilen sıklıkla kontrollere gitmek ve kansere neden olabilecek etkenlerden uzak durmak en önemli sorumluluk. Öte yandan sağlıklı beslenmek, egzersiz yaparak tedavi sürecinde zayıflayan kasları güçlendirmek ve morali yüksek tutmak ve sosyal hayata karışmak löseminin tekrar oluşmasına engel olacaktır.

Ailenin lösemili çocuğa nasıl yaklaşması gerekir?

Aileler doğal olarak çocuklarının lösemi olduğunu öğrendiğinde negatif ve karamsar bir ruh haline bürünürler ve korkarkar. Bu haklı durumun doğru bir şekilde yönetilmesi ve moralin yüksek tutulması gerekir. Hastalığın tedavi edilebilir olduğu unutulmamalı ve çocuğa durum net bir şekilde detaylandırmadan aktarılması ve bu süreçte yakın davranılması gerekir. Tedavi süresince çocuk ile iletişimi güçlendirmek, ihtiyaçlarına yanıt vermek ve onunla aktiviteler gerçekleştirmek tedaviyi kolaylaştıracaktır.

Lösemi her zaman kendini belli eder mi?

Akut lösemi tipleri genellikle ortaya çıktıkları anda kendilerini semptomlarla gösterirler ve kolayca tanısı konulabilir ancak kronik lösemide hastalık gizli bir şekilde seyredebilir ve çok zaman sonra belirtiler verebilir.

Lösemi fark edilmezse ne olur?

Lösemi fark edilmez ve tedavisine başlanılmazsa, kanserli kan hücreleri vücutta bağışıklık sistemi başta olmak üzere birçok doku ve hücreyi tahrip ederek vücudu dış etkenlere karşı savunmasız kılar ve ciddi komplikasyonlar ortaya çıkar. Bilhassa akut lösemide hastanın kısa süre içerisinde tedaviye başlamaması haftalar hatta günler içinde hastanın kaybedilmesine sebep olabilir.

Tedavi masraflarını devlet karşılıyor mu?

Kanser hastalıklarının tedavisinde tedavi masrafları Türkiye’de devlet tarafından karşılanır.

Lösemi rutin kan testinde çıkar mı?

Lösemi tam kan sayımı yapıldığında kendisini lökosit sayısındaki şiddetli artış ile belli eder.

Lösemi genetik midir?

Lösemi kalıtsal olmayan ancan genlerde meydana gelen mutasyonlarla ilişkilendirilen bir hastalıktır.

Lösemi tedavisi nerede yapılır?

Lösemi hastalarının tedavisi Onkoloji Kliniklerinde gerçekleştirilir.

Tedavi ne kadar sürer?

Tedavi süresi hastanın lösemi türü ve hastalığın eriştiği seviyeye bağlı olarak değişkenlik gösterir. 4-6 aylık periyod genellikle hastane yatışıyla ve 1.5-2 yıllık periyod ayakta tedavi ile devam eder.

Tedaviden sonra hasta tamamen iyileşir mi?

Kanserli kök hücreler tamamen iyileştirildikten sonra dahi löseminin tekrarlama ihtimali olduğu gözden çıkarılmamalı.

Lösemi hastalarının saçı dökülür mü?

Löseminin tedavisinde uygulanan kemoterapi ilaçlarının yan etkilerinden birisi de saç dökülmesidir. Ancak bu etki kişiden kişiye değişiklik gösterebilir.

Lösemi okul veya iş hayatını nasıl etkiler?

Lösemi hastası kişilerin tedavi sonrasındaki ilk evrede sıklıkla yaşadıkları olumsuzluklar çevrenin lösemi hakkındaki bilgisizliklerinden kaynaklanır. Hastanın bağışıklık sistemini güçlendirmesi gereken evrede maske kullanması ve enfeksiyonlardan korunması gerekir ve çevre genellikle bu durumu hastanın bulaştırıcı olması ile ilişkilendirir. Lösemi bulaşıcı değildir ve çevrenin olumlu yaklaşımı, sağladığı motivasyon hastalığın iyileşmesinde önemli bir etkendir. Okul ortamında aileler diğer öğrencileri ve iş ortamında ilgili yetkililer çalışma arkadaşlarını bu anlamda bilgilendirmeli ve yönlendirmelidir.

Lösemi hangi evrede kendini gösterir?

Akut lösemide hastalık ortaya çıktığı anda çok hızlı bir gelişme gösterdiğinden kendisini direkt olarak gösterir, kronik lösemi tipleri ise yaygın olarak 50 yaş ve üzeri hastalarda kendisini belli eder.

Türkiye'deki lösemiyle ilgili kurumlar ve vakıflar hangileridir?

Türkiye’de LÖSEV başta olmak üzere, Turkcell Lösemi Vakfı, Kemal Saraçoğlu Vakfı gibi lösemiyle ilgili olarak kurulmuş vakıflar vardır.

Lösemi bulaşıcı mıdır?

Lösemi kalıtsal değildir nesilden nesile aktarılmaz ve başkalarına bulaştırılmaz. Bulaşıcı bir hastalık değildir.

Bebeklerde Lösemi Görülür mü?

Doğum sonrasında bebek ilk 6 aylık periyotta anneden aldığı bağışıklık gücünü sürdürür ve daha sonra 2 yaşına kadar kendi bağışıklık sisteminin oluşturur. Bu nedenle löseminin karşılaşılabildiği sınır yaş 1.5-2 yaş olarak tanımlanır.

Lösemili çocuk okula devam etmeli midir?

Lösemi hastası çocukların otoimmun sistemleri büyük ölçüde tahrip olduğundan, okul ortamında enfeksiyon kapma olasılığı yüksek olacağından tedavinin devam ettirilmesi önerilir. Bu durum doktor tavsiyesi ile yönetilir.

Lösemi cinsel hayatı nasıl etkiler?

Lösemi hastaları tedavi sürecinde doktor tavsiyesi ile cinsel yaşamını devam ettirmelidir. Kemoterapi ve radyoterapi gören hastaların prezervatif kullanmak suretiyle kendileri için uygun görülen aşamadan itibaren cinsellik yaşamaları önerilir.

Lösemi tehlikeli mi?

Vücudun varlığını sağlıklı bir şekilde sürdürebilmesinin anahtarı sağlıklı bir dolaşım sisteminden ve dolaşım sistemi içeriğinden geçer. Hücre fonksiyonlarının sorunsuz olarak devam edebilmesi ve vücudun mikroplara karşı korunabilmesi de bağışıklık sistemine bağlıdır. Tüm bu sistemlerin sorunsuz olarak çalışabilmesi için ise kan hücrelerinin görevlerini sorunsuzca halletmesi gerekir. Löseminin ortaya çıkmasından sonra sağlıklı kan hücre sayısı hızla azalırken ikamesi hastalıklı kan hücreleri tarafından yapılmaktadır. Doğal olarak kan hücreleri en basit görevleri dahi yerine getiremez hale gelmektedir. Tedavi edilmeyen löseminin sonucu ölümdür. Kısacası lösemi oldukça tehlikeli bir hastalıktır.

Lösemi hangi testlerle anlaşılır?

Kanserli kan hücreleri de dolaşıma katıldığı için löseminin tam kan sayımı ile yüzde doksan dokuz oranında teşhisi mümkündür. Ancak türünün belirlenmesi ve tedavinin kalibre edilebilmesi için diğer tanı yöntemlerinden de yararlanılması gerekmektedir. Tanı yöntemlerinin en uç noktası doku örneği alınmasıdır. Ayrıca genetik bazı testlerden de yararlanılarak tedavi yönteminin kalibrasyonu gerçekleştirilir.

Lösemi hangi yaşlarda görülür?

Kan hücrelerinin üretiminden sorumlu olan dokuların kanser ile tanışması her yaşta olabilmesine rağmen istatistiksel veriler üzerinden yapılan incelemeler kan kanserinin genelde iki ile beş yaş arasındaki çocuklarda yoğunlaştığını göstermektedir. Lösemi bu yaş aralıklarında ortaya çıktığında daha kolay tedavi edilmektedir. Doğumdan hemen sonra gelişen lösemi ve on yaşından sonra gelişen lösemi ise tedavi edilmesi oldukça zor kanserler arasında yer bulmaktadır.

Lösemi için hangi bölüme gidilir?

Lösemi hastalığına dair belirtilerin ortaya çıkmasından ya da herhangi bir şekilde bu hastalığın varlığından şüphelenilmesinden sonra eğer var ise hematoloji bölümüne başvurulmalıdır. Bu bölüm her hastanede mevcut olmadığı için temel bazı tetkiklerin yapılabilmesi için hematoloji bölümünün de bağlı olduğu dahiliye bölümüne başvurulmalıdır. İlk incelemenin ardından kan kanserine yani lösemiye yönelik tanı yapılırsa sevk işlemi hematoloji bölümüne gerçekleştirilecektir. Hastalığın kesin tanısı, takibi ve tedavisi de hematoloji bölümü tarafından yapılacaktır.

Lösemi hangi sistemin hastalığıdır?

Lösemi dolaşım sistemi hastalığıdır. Dolaşım sisteminin içerisindeki sıvıyı oluşturan kan hücrelerinin üretimi sırasında ortaya çıkan sorunlardan kaynaklanmaktadır. Kötü huylu olarak adlandırılan blastların kemik iliğinde üretimi sırasında kontrolsüz bir süreç ortaya çıkar ve üretilen kötü huylu işlevsiz hücreler sağlıklı kan hücrelerinin yerine dolaşım sistemine salınır.

Lösemi morlukları ne kadar sürede geçer?

Çocukların vücutlarında ortaya çıkan morarmalar genelde göz ardı edilir. Darbeler sonucunda oluştukları düşünülür ancak iki – beş yaş arasındaki çocuklarda bu morluklara dikkat edilmelidir. Löseminin erken teşhisinde morlukların önemi oldukça büyüktür. Hastalığın erken evrelerinde ortaya çıkan morluklar genelde iki hafta ile altı hafta arasında kaybolur. Sonrasında ise tekrar tekrar çıkmaları mümkündür. Hastalığın tam tedavisi gerçekleşene kadar da bu morluklar vücudun çeşitli bölgelerinde görülmeye devam eder.

Lösemi hastası nasıl beslenmelidir?

Lösemi hastalarının beslenmelerine özellikle dikkat edilmelidir. Özellikle çocukluk çağındaki hastalarda protein ağırlıklı beslenme düzenine geçilmesi tavsiye edilmektedir. Böylece doku hasarlarını minimuma indirmek mümkündür. Ayrıca tüm kanser türlerinde olduğu gibi lösemide de hafif bir beslenme düzeni oluşturulmalıdır. Az az ama çok öğün ana felsefe olarak kabul edilmelidir. Az yağlı et, balık, beyaz et ve protein deposu sebzeler sık sık tüketilmelidir.