HSP Tedavisi

HSP Tedavisi Hakkında

Hastalık ile ilgili belli tedavi yöntemlerinden bahsedilmektedir; ancak genellikle ilaçla tedavi yöntemlerine başvurulmaktadır. Çok ciddi bir rahatsızlık olmaması ile birlikte kendiliğinden geçebildiği de bilinmektedir.

Henoch Schönlein Purpurası Nedir?

Henoch-Schönlein purpurası, cildin, eklemlerin, bağırsakların ve böbreklerin küçük kan damarlarında iltihap ve kanamaya neden olan bir hastalıktır.

Henoch-Schönlein purpuranın en göze çarpan özelliği, tipik olarak alt bacaklar ve kalçalarda görülen mor renkli bir döküntüdür. Henoch-Schönlein purpurası da karın ve eklem ağrısına neden olabilir. Çok nadiren, ciddi böbrek hasarı oluşabilir.

HSP Hastalığının Yaygınlığı Nedir?

Henoch-Schönlein purpurası herkesi etkileyebilir. Ancak, 2-6 yaş arası çocuklarda daha sık görülür. Durum genellikle kendi başına gelişir. Genelde, bozukluk böbrekleri etkiliyorsa, tıbbi müdahale gereklidir.

HSP Hastalığı Başlıca Belirtileri Nelerdir?

Henoch-Schonlein purpuranın dört ana özelliği aşağıdakileri içerir:

Döküntüler

Deri döküntüsü (mor): Morlukların ortaya çıktığı kırmızı ve mor lekeler, Henoch-Schonlein purpuranın en belirgin ve genel işaretidir. Kızarıklık genellikle kalça, bacak ve ayaklarda görülür, ancak kollarda, yüzlerde ve gövdede de görülebilir ve baskı altındaki bölgelerde, örneğin çorapların ve belin manşetleri gibi daha kötü olabilir.

Eklem İltihabı

Eklem ve ağrı iltihabı (arterit): Henoch-Schönlein purpurası olan kişiler genellikle dizler ve ayak bileklerinde genellikle eklemlerin etrafında ağrı ve şişlik gösterirler. Eklem ağrısı bazen tipik deri döküntülerine bir veya iki haftadan önce gelir. Bu semptomlar hastalık ile birlikte kaybolur ve kalıcı hasar bırakmaz.

Sindirim Sistemi Belirtileri

Gastrointestinal semptomlar: Henoch-Schönlein purpurası olan birçok çocuğun karın ağrısı, mide bulantısı, kusma veya kanlı dışkı gibi mide-bağırsak semptomları vardır. Bazen bu belirtiler döküntüden önce ortaya çıkar.

Böbrek Tutulumu

Renal bağlılık: Henoch-Schönlein purpurası böbrekleri etkileyebilir. Çoğu durumda, bu idrar tahlili yapmazsanız, bilmediğiniz proteinler veya idrarda kan şeklinde kendini gösterir. Genellikle bu sorun hastalık geçtikten sonra gider, ancak nadir durumlarda, böbrek hastalığı gelişebilir ve kalıcı hale gelebilir.

Henoch-Schonlein purpura vakalarında, vücuttaki küçük kan damarlarının bir kısmı iltihaplanır, bu da deri, karın ve böbreklerin kanamasına neden olabilir. Bu ilk inflamasyonun neden geliştiği açık değildir. Bağışıklık sisteminin belirli tetikleyicilere yetersiz yanıt vermesi sonucu olabilir.

Henoch-Schonlein purpuradan muzdarip insanların neredeyse yarısı, soğuk algınlığı gibi bir nazofarenjit sonrası hastalığı geliştirdi. Enfeksiyöz tetikleyiciler suçiçeği, strep boğaz, kızamık ve hepatit içerebilir. Diğer tetikleyiciler bazı ilaçlar, yiyecekler, böcek ısırıkları veya soğuk havaya maruz kalma içerebilir.

HSP Hastalığının Sebepleri Nelerdir?

Henoch-Schönlein purpurası geliştirme riskini artıran faktörler şunlardır:

Yaş: Hastalık çoğunlukla çocukları ve genç yetişkinleri etkiler ve vakaların çoğu 2 ila 6 yaş arası çocuklarda görülür.

Seks: Henoch-Schönlein purpura, erkeklerde kızlardan biraz daha yaygındır.

Irk: Beyaz çocuklar ve Asyalı çocuklar, Afrikalı-Amerikalı çocuklardan Henoch-Schönlein purpurası geliştirmeye daha yatkındır.

Yılın zamanı Henoch-Schönlein moru özellikle sonbahar, kış ve ilkbaharda görülür, fakat neredeyse hiç yaz mevsiminde değildir.

Çoğu insanda, bir ay içinde semptomlar iyileşir ve problemsiz kalır. Ama sık sık tekrar ortaya çıkarlar.

Henoch-Schonlein purpura komplikasyonları şunları içerir:

Böbrek hasarı Henoch-Schonlein purpuranın en ciddi komplikasyonu böbrek hasarıdır. Bu risk yetişkinlerde çocuklardan daha fazladır. Bazen hasar çok büyüktür ki diyaliz veya böbrek nakli gereklidir.

Bağırsak tıkanıklığı Birkaç vakada Henoch-Schonlein purpurası, intususepsiyona neden olabilir: Bağırsağın bir kısmının kendisini bir teleskop gibi katladığı ve maddelerin bağırsakta hareket edemediği bir problem olarak da ortaya çıkar. Bu yetişkinlerde nadirdir.

Hastalığın ilk tanımı 1860 yılında iki Alman Doktor, Edward Henoch ve Johann Schönlein tarafından yapılmıştır. Ayrıca alerjik purpura, vasküler mor veya anafilaktoid purpura olarak da bilinir. Çoğunlukla çocuklarda iki ila on yaş arası çocuklarda görülür ve çocukluk çağının en yaygın vaskülitidir.

Nedeni hala bilinmemektedir, ancak immunoglobulin A olarak adlandırılan bir proteinin, bu kan damarlarında bir bağışıklık reaksiyonuna neden olduğu bilinmektedir. Bu bağışıklık reaksiyonu, burun, boğaz veya akciğer bölgesinin viral veya bakteriyel enfeksiyonları, bazı ilaçlar veya yiyecekler ve hatta böcek ısırıkları tarafından tetiklenebilir.

HSP Hastalığı Bulaşıcı Bir Hastalık mıdır?

Hastalık bulaşıcı değildir. Benzer görünebilen ancak diğer hastalıkların bir parçası olan başka purpura türleri de vardır. PHS kalıtsal bir hastalık değildir. Bu bulaşıcı değildir ve önlenemez. Hastalık tüm çocuklarda az ya da çok benzerdir, fakat deri ve diğer organların tutulum derecesi hastadan hastaya önemli ölçüde değişebilir. PHS tanısına katkıda bulunan özel bir test yoktur. Eritrosit sedimantasyon hızı (ESR) veya C-reaktif protein (CRP, sistemik inflamasyonun bir ölçüsü) normal veya artmış olabilir. Dışkıda gizli kan bulunması, ince bağırsak kanaması olabileceğini düşündürmektedir. Böbrek tutulumunu saptamak için hastalığın seyri sırasında bir idrar tahlili yapılmalıdır. Zamanla ortadan kaybolan hafif hematüri sık görülür. Böbrek tutulumu ciddi ise böbrek biyopsisi gerekebilir (böbrek yetmezliği veya önemli proteinüri). Karın ağrısının diğer nedenlerini dışlamak ve bağırsak tıkanıklığı gibi olası komplikasyonları kontrol etmek için görüntüleme testleri önerilebilir. En yaygın testler bunlardır.

HSP Tedavi Türleri

Bu hastalık için ilaç tedavisinden başka tedavi seçeneğinden söz edilmemektedir. Deri rahatsızlığı olarak bilinen bu hastalık zamanında kontrol altına alındığı takdirde tüm vücuda yayılmadan önüne geçilebilir. Bu nedenle de yaygın olarak uzmanların sunmuş olduğu ilaçlar kullanılmaktadır.

HSP İlaç Tedavisi

Henoch-Schönlein purpurası ilaçlar ile kontrol edilebilen bir hastalıktır. HSP için genellikle tedaviye gerek yoktur, bu durum genellikle yaklaşık 4 haftada tedavi olmaksızın geçer. Eklem iltihabı ve mide şikâyetleri ile ilgili şikâyetler, örneğin ağrı rahatlıkla tedavi edilebilir. Bazen böbrek sorunları ya da ciltte kabarcık oluşumu varsa HSP kortikosteroidlerle tedavi edilir. Buna ek olarak, doktor, aynı zamanda, ağrıyı azaltmak için ibuprofen ya da parasetamol gibi anti-inflamatuar veya ağrı kesiciler kullanımını reçete edebilir. Ancak, bu ilaçlar sadece doktorun rehberliğinde kullanılmalıdır; çünkü eğer böbrekler etkilenirse farklı semptomlara neden olabilir.

Hastalık çok şiddetli semptomlara ya da kalp ya da beyin gibi diğer organları da etkilediği daha şiddetli durumlarda, doğrudan damara ilaç yapmak için hastanede kalması gerekebilir.

Ancak bu hastalıkla ilişkili sık görülen komplikasyonlardan birisi böbreklerde yaşanan değişikliklerdir. Bu değişikliğin ortaya çıkması birkaç hafta ile aylar arasında sürebilir, hatta tüm semptomlar ortadan kalktığında bile:

  • İdrarda kan,
  • İdrarda aşırı köpük,
  • Artan kan basıncı,
  • Gözlerin ya da ayak bileklerinin etrafında şişme.
  • Bu semptomlar zamanla da artar, ancak bazı durumlarda böbreklerin fonksiyonu böbrek yetmezliğine neden olur.
  • Bu nedenle, iyileştikten sonra, pratisyen hekimle ya da çocuk doktoruyla, böbreklerin işlevini değerlendirmek ve sorunları ortaya çıktıkça tedavi etmek için düzenli görüşmeler yapmak önemlidir.

Ağrı Kesiciler

Henoch-Schönlein purpurası tedavisi için ağrı kesicilerden söz edilebilmektedir. Deride meydana gelen kızarıklıklar ve morarmalar zaman zaman hastalarda ağrılara neden olabilmektedir. Bu tür durumlar için ise farklı ağrı kesicilere başvurulur. Uzmanlar ise hastalar için en uygun olan ağrı kesicileri reçete ederler. Ağrı kesiciler reçete edilmeden önce ise hastanın hikâyesi ve ilaçlara olan alerjik durumu da detaylı bir şekilde araştırılmaktadır.

Antihistaminikler

Histamin, alerjik bir reaksiyonda salınır. Histamin kaşıntıya neden olan ve ciltteki küçük kan damarlarının genişlemesine, cildin kırmızılaşmasına ve kaşınmaya (ödem) neden olabileceğine neden olan bir maddedir.

Antihistaminikler histamin etkileriyle savaşmak için kullanılabilir. Bilim dünyası, egzamada antihistaminiklerin rolünü düzenli olarak sorgulamakla birlikte, antihistaminikler reçete edilir ve bazı hastalarda, özellikle de kanıtlanmış alerjileri varsa, iyi çalışır gibi görünmektedir.

Henoch-Schönlein purpurasında antihistaminik kullanımı ile ilgili şüphenin nedeni, egzamada her zaman özel kaşıntıya karşı alerjik bir reaksiyonun olmamasıdır.

Kabaca antihistaminikler iki tür olarak sınıflandırılabilir, boğucu ve boğucu değildir. Göz kamaştırıcı etkisi her zaman zararlı olmak zorunda değildir, çünkü özellikle gece kaşıntısı ve uyku problemleri ile onlar bir tanrı olabilir.

Genel olarak, antihistaminikler 1 yıldan beri çocuklarda reçete edilir. Dermatologlar, alerji uzmanları ve çocuk doktorları bu kılavuzdan ve konsültasyon sonrasında (eksik) genel bakışta belirtilen asgari yaştan sapabilir.

Anthistaminler genellikle bağımlı olmayan ve nadiren alışkanlık haline gelen çok güvenli ilaçlardır. Antihistaminikler hem ad hoc hem de kronik olarak kullanılabilir.

Örneğin, alerjik bir reaksiyonu önlemek için bir antihistaminik kullanabilirsiniz. Alerjiniz olduğu evcil hayvanlara sahip olan birini ziyaret etmeden önce 2 saat ya da bir reaksiyon meydana geldiğinde, antihistamin kullanımı gerçekleştirebilirsiniz. Antihistaminikler genellikle iyi tolere edilir. Ancak yan etkiler verebilirler. En sık bildirilen uyku halidir. Çocuklarda hiperaktivite ve ajitasyona dikkat etmelisiniz. Bu durumda, dozu azaltmalı veya durdurmalısınız. Bebeklerde ve çok küçük çocuklarda, bebek ölümüyle ilgili olarak dikkatli olmalısınız. Serbestçe kullanılabilen antihistaminikler kullanmak istiyorsanız bile mutlaka bir doktora danışın.

Sitotoksik İlaçlar

Dâhiliye uzmanlığı arasında, tıbbi onkoloji testis kanseri, lenfoma ve lösemi gibi birçok önceden ölümcül habis kanserler için tedavi edici tedavilerin belirlenmesi ile son dört yıl içinde tıbbi uygulamaların dönüşümde büyük etkiye sahiptir. Daha önce tedavi edilemeyen ya da sadece cerrahi ve ışınlama gibi lokal terapi prosedürlerine erişilebilen hastalıklarda klinik kullanım için yeni ilaçlar getirilmiştir.

Cerrahi ya da radyoterapi tedavileri mümkün değildir ya da yetersiz olduğu veya yardımcı maddeler olarak ilk tedavi olarak cerrahi ya da radyoterapi zaman sitotoksik veya sitostatik maddeler, kanser oluşumunun tedavisinde kullanılan maddelerdir. Bu ilaçların oluşumu, onkolojik alan için büyük bir gelişme oluşturmuştur; çünkü neoplazilerin tedavisinde etkili ilaçlar olmasının yanı sıra, hastaya daha iyi bir yaşam durumu da sağlar. Bu ilaçların diğer durumlarda olduğu gibi, semptomların palyatif tedavi veya hastanın yaşam uzantısı organizatörü mükemmel bir yardımcı olabilir, bazı kanser türlerinin tedavisinde yüksek verimliliğe sahiptir.

Sitostatik ilaçlar inhibe etmek veya önlemek suretiyle, hücre bölünmesi, hücre proliferasyonunun veya bu şekilde bir hücre kısmı üzerindeki eylemi gerçekleştirir. Tümörün ilerlemesini yavaşlatmak için mümkün olan ilaçların bu grubu vardır. En önemli problem, bu ilaçların spesifik olmaması ve sonuç olarak hem neoplastik hücrelerin hem de sağlıklı hücrelerin hedeflenmesidir.

Sitotoksik ilaçlar, gruplara ayrılır: Azot hardalları, alquisulfonatos, etileniminler ve metilmelaminler, nitrozüreler, nitrozoüreler, folik asit analogları, pirimidin analoglar, purin analoglar, doğal ürünler, hormonlar ve çeşitli ajanlar ve antagonistler şeklinde gruplandırılır. Azot hardalları grubunda Mecloretamida ilaçlar Ciclodosfamida, İfosfamid, Melfalan ve klorambusil vardır. İlaç bu sınıfın habis hücre proliferasyonunu azaltarak, DNA sentezi ve hücre bölünmesini etkilediği, fakat aynı zamanda karaciğer hücreleri, olgun lenfositlerin ve böbrek etkinlik sergileyen ilaçların sahip olması ile karakterize edilir.

İlaç Bussulfan alkil sülfonat grubundaki ana ilaçtır. Bu ilaç, genellikle bu aksiyon mekanizması ile miyelosupresyon ve seçici depresyon granulocyte poiesis yapma fonksiyonu kronik miyeloid lösemi, kronik faz tedavisi için birincil seçim madde haline sahiptir. Etileniminler ve metil melaminler grubunun temsilcileri Heksametil Melamin ve Thiotepa vardır. Bu sınıfa ait ilaçların azot hardalları grubunun ilaçlar için değiş tokuş edilmiştir, ancak yine de, mesane kanseri olan hastaların tedavisi için intravezikal madde olarak kullanılan, örneğin thiotepa gibi spesifik amaçlar için kullanılır ve Heksametilmelamin olan kişilerin tedavisinde kullanılan diğer tedavinin etkisiz olduğu ileri yumurtalık kanseridir. Henoch-Schönlein purpurasında bu ilaçlara sıklıkla başvurulur.

Nitrosyreinler, beyin tümörleri ve gastrointestinal neoplazmaların tedavisinde büyük bir uygulamaya sahip olan ilaçlar olan Streptozotocin ve Carmustine içerir. Karmustin, yüksek oranda lipit-çözünen bir ilaçtır ve bu nedenle kan-beyin bariyerini geçebilmektedir. Triazenler, karaciğerde biyotransforme olduktan sonra bir metile edici ajan olarak hareket eden Dacarbazine ile temsil edilir, monomethyltriazido. Dacarbazine, hücresel replikasyon sürecinin tüm aşamalarında hücreleri öldürme yeteneğine sahip bir ilaçtır. Bu ilaçla tedavi edilen hastalar, guanin O6-alkiltransferaz tarafından DNA'daki metillenmiş guanin bazlarının onarımı nedeniyle direnç geliştirebilir. Metrotexate folik asit analogları sınıfının ilaç temsilcisi, Sitostatik bu sınıf lösemi durumlarında dikkate değer neden geçici remisyon ile ayırt edilir, ilk satır, koryokarsinom katı tümörü tedavi etmek için kullanılabilir.

Bu sınıfın sitostatik ilaçlar malin hastalıklar, bağışıklık-baskılayıcı ve antiviral aktivite terapisinde kullanılmaktadır.

Etkileri arasında en çok vurgulananlar şunlardır: İlaçlar ekstravazasyonundan elde edilen etkiler İntravenöz: Bazı sitostatik ilaçlar ekstravasküler boşluğa sızdıklarında lokal nekroza neden olabilirler. Bu kaza meydana geldiğinde ilacın uygulanması kesilmeli ve yaralanmanın tedavisi sonrasında, ilacın yeni bir damarda uygulanmasına devam edilir. Sitotoksik terapötik hedefi, malign hücrelerin ölümüne neden olan rağmen, ilaçlar da belirtilen çözücü miktarı ile yani ilacın doğru yeniden yapar ekstravazasyon belirtilen önlemek için, sağlıklı hücreleri öldürmek arzu edilmez.

Hiperürisemi: Bu patoloji ürik asit kristallerinin birikmesine bağlı olarak ortaya çıkabilir ve bu da böbrek fonksiyon bozukluğuna neden olabilir. Bu komplikasyon genellikle non - Hodgkin lenfoma ve löseminin tedavisinde sitotoksik ilaçlar kullanan kişilerde görülür.

Bulantı ve kusma: Bunlar sitotoksik ilaçlarla tedavi sırasında görülen en yaygın iki yan etkidir ve sitostatiklerle tedavi edilenlere büyük bir rahatsızlık vermekten sorumludurlar. Bu semptomlar tedaviden sonraki ilk 24 saat içinde akut olabilir; tedavinin başlatılmasından sonra 24 saatten fazla bir süre içinde meydana gelen olarak karakterize edilen veya daha sonraki dozlar uygulanmadan önce semptomların ortaya çıktığı tahmin edilmektedir. Bu etkileri geliştiren ana tedavi hastaları, 50 yaşın üstündeki kadınlar, endişeli insanlar ve ilaca ikinci kez temas eden hastalardır.

Kemik iliği depresyonu sitostatik hasta kemik iliği fonksiyonunun durumun iyi olmadığını olduğu gibi doktor bilebilmesi periferik kanda bir hücre sayımı prosedürüne tabi tutulur her infüzyon seansından önce vücuda büyük sorunlara neden olabileceğinden hastanın kan hücreleri azalır. İlaç dozunun azaltılması gerekir veya sayım sonuçları beklenenden çok daha düşükse, tedaviyi ertelemek gerekir.

Alopesi: Bu, vücudun belirli bir bölgesinde saç dökülmesiyle karakterize sitotoksik ilaçlarla yapılan tedavinin yaygın bir komplikasyonu olup, bu komplikasyonu özellikle kadınlarda olmak üzere hastalarda psikolojik rahatsızlığa neden olur. Genellikle geri dönüşümlüdür ve saç dökülmesinin derecesi, ilaca ve her bir hastanın bireysel duyarlılığına bağlıdır. Üreme fonksiyonu: Sitotoksik ilaçların büyük bir kısmı teratojeniktir ve özellikle ilk trimesterde hamilelik sırasında verilmemelidir.

Tedaviye giren ve gebe kalmak isteyen kadın hastalarda sitotoksik ilaçların sahip olduğu güçlü teratojenik etki nedeniyle tedavi sırasında hamile kalmamaları önerilmelidir. Ek olarak, nitrojen mustard grubundaki ilaçlar, tedavi sırasında hastalarda geri dönüşümsüz erkek kısırlığına neden olabilir.

Endişe etmeye değer başka bir nokta da, bu profesyonellerin çalışma ortamlarında mevcut olan aerosollerin varlığı olup, bu profesyonellerin mesleki marufiyetine bağlı olarak ortaya çıkabilecek diğer patolojiler arasında, karaciğer hasarına, hamile kadınlarda kendiliğinden düşüklüğe neden olabilmektedir. Bununla birlikte, kişisel koruyucu ekipmanın (PPE) geliştirilmesi ile bu sektörde çalışan profesyonel meslek mensupları ile ilgili patolojileri edinmiş olan ve bugüne kadar araştırılmış olan raporların az sayıda raporu bulunmaktadır. Koruyucu ekipmanların kullanımını ihmal eden profesyonellerin neden olduğu, kullanım, idare, bertaraf ve kaza durumunda izlenecek prosedürler için güvenlik prosedürlerini uygulamamaktadır.

Bu şekilde, sadece sitostatik ilaçları, bu işlevi yerine getirmek için teknik eğitim almış yetkili kişileri işlemesine izin verilir.

Kortikosteroid

Kortikosteroidler olan anti-inflamatuar steroidleri içerir. Doğal hormonlar, kortikosteroidlerin birçok işlevi vardır. Her böbreğin üst kutbunda bulunan adrenal bezler tarafından sentezlenen bu hormonlar, bilinen en güçlü antienflamatuar dır.

Steroidler, kolesterolün adrenal bezlerinin korteksinde (dışta) sentezlenen doğal hormonlardır. Ayrıca kortikosteroid denir. Her biri farklı işlevlere sahip olan çeşitli türleri ayırt edebiliriz.

Terim genellikle bir steroid türü olan glukokortikoid steroidleri ifade eder. Bunlar, karaciğerde glikoz metabolizmasında rol oynadıkları için adlandırılmıştır. Ancak, tıpta kullanılan ana ilaç olan antiinflamatuar özellikleridir. Yan etkilerle ilgili diğer eylemler.

Bugün, "steroid", aspirin veya ibuprofen gibi non-steroid anti-inflamatuar ilaçların (NSAID) aksine, günlük dilde anti-inflamatuar steroidler anlamına gelir.

Bu ilaçların etki şekli oldukça karmaşıktır. Etkileri hemen hemen tüm organlarda görülebilir. Basitlik için, hücrelere girdikten sonra, steroidler doğrudan DNA'ya bağlamak için çekirdeğe girecektir. Genetik mirasımızı içeren bu dev molekülde, eylemleri çok farklıdır. Genel olarak, inflamatuar ve immün faktörlerin üretimini azaltırlar.

Bu nedenle, uzun bir süre kortikosteroidler alındığında, CRH ve ACTH'nin salgılanmasının geri kalanına ve sonuç olarak doğal steroidlere neden olur. Uzun süreli tedavi her zaman yavaş yavaş kontrol altına alınmak için vücut zamanını vermek için kesintiye uğrar.

Bu ilaçlar nadiren kısa tedavi alındığında sorunlara neden olurlar. Eksileri ile uzun süreli tedavide, yan etkiler sistematik olarak ortaya çıkar. Bunun sonuçları mide, cildin incelmesi, immünolojik regresyon, yağın anormal dağılımı, kemik kırılganlığı ve kortiko-bağımlılığın bazı fenomenleri karşısında çeşitli saldırılar olabilir.

Bu ürünler kendi kendine ilaç olarak alınmamalıdır.

Kortikosteroidler yakından kortizol benzer sentetik ilacın, böbrek üstü bezleri, doğal olarak üreten bir hormonu. Kortikosteroidler genellikle kısaltılmış terim "steroidler" ile ifade edilir.

Kortikosteroidler bazı sporculara göre steroidlerin kötüye kullanımıyla ilgili erkek hormon bileşiklerinden farklıdır. Steroid ilaçları çeşitli şekillerde mevcuttur, bunlar ne kadar kolay çözündüklerine veya vücutta ne kadar kaldıklarına göre değişir.

Steroidler, lokal olarak, bir problemin bulunduğu yere ya da tüm sistem ya da vücut anlamına gelen sistemik olarak verilebilir. Lokal steroid tedavilerinin örnekleri arasında eklem enjeksiyonları, göz damlaları, kulak damlaları ve cilt kremleri bulunur. Sistemik steroid tedavileri arasında ağızdan alınan ilaçlar (ağızdan verilir) veya doğrudan damar içine (intravenöz veya IV) veya kas içine (intramüsküler) verilen ilaç vardır.

Sistemik kortikosteroidler, kan dolaşımında vücuttaki çeşitli yerlere dolaşır.

Mümkün olduğunda, sistemik steroidler yerine lokal steroid tedavileri reçete edilir.

Steroidler, vücudun savunma sisteminin işlev bozukluklarının giderildiği ve doku hasarına neden olduğu çeşitli durumları tedavi etmek için kullanılır. Bazı hastalıklar için steroidler birincil tedavidir. Diğer durumlar için, steroidler sadece idareli olarak veya başka önlemler başarılı olmadığında kullanılabilir.

Enflamasyon kritik organlara zarar vermekle tehdit ettiğinde, steroidler bir tasarruf kaynağı olabilir ve çoğu durumda hayat kurtarır. Örneğin, steroidler böbrek iltihabının ilerlemesini önleyebilir, bu da lupus veya vaskülitli bireylerde böbrek yetmezliğine neden olabilir. Bu hastalar için steroid tedavisi, diyaliz veya transplantasyon ihtiyacını ortadan kaldırabilir. Düşük dozda steroidler romatoid arteritli kişilerde ağrı ve sertlik hissini önemli ölçüde azaltabilir. Yüksek dozda steroidlerin geçici kullanımı, bir kişinin ciddi arterit salgınlarından kurtulmasına yardımcı olabilir.

Antikoagülan İlaçlar

Antikoagülanlar, pıhtılaşma faktörlerinin sentezini inhibe ederek, kan pıhtılaşmasını (trombüs) oluşumunu önleyen maddelerdir.

Kan akışını kontrol etmeye dâhil olan fizyoloji son derece karmaşık ve önemlidir. Ayrıca, intravasküler boşluk trombolitik bir sistemin hızlı bir şekilde aktive olduğu ve zarar görmesini engelleyen, akışkanlığı geri kazandıran trombüs üretebilir. Bu sistemdeki bozukluklar derin ven trombozu (DVT), miyokard enfarktüsü (MI), inme ve diğer ilişkili bozukluklara yol açabileceğinden endişe yaratır.

Henoch-Schönlein purpurasında bu ilaçların kullanımına yaygın olarak rastlanır. Deride oluşan kızarıklıkların tamamen yok edilebilmesi ve leke kalmasının engellenebilmesi için bu ilaçlar endikedir.

İntravenöz Metilprednizolon

Bu tür ilaçlar deri hastalıklarında yaygın olarak kullanılmaktadır. Dermatolojik hastalıklar: Pemfigus, eksfolyatif dermatit, şişmeli dermatit herpetiformis, mikoz fungoides, ağır eritem multiform (Stevens-Johnson sendromu gibi), ağır dereceli sedef hastalığında, şiddetli seboreik dermatitte yaygın olarak gözlenir.

Antiplateletler

Bu tür ilaçlar ise antibiyotik kökenli ilaçlar olarak bilinirler. Hastalığın tedavisinde oluşabilecek iltihaplanmaların önüne geçebilmekte ve hastalığın daha kısa bir sürede iyileştirilmesinde etkilidirler.

HSP Tedavi Öncesi

Henoch-Schönlein purpurasında belli bir tedaviye gidilmeden önce hastalık ile ilgili detaylı analiz gerçekleştirilmektedir. Özellikle derinin durumu ve izlerin kalma olasılığı da uzmanlar tarafından değerlendirilir. Suçiçeği benzeri bir hastalık olan ve kendiliğinden geçebilen hastalık, aslında çok da büyük analizler gerektirmez. Eğer bulgular hastalarda çok yaygın ise ve tedavisinden şüphe ediliyor ise biyopsinin varlığından söz edilebilir.

Hastanın Durumunun İncelenmesi

Hastanın durumunun incelenmesi tamamen fiziki muayene ile mümkün olmaktadır. Gerekli görüldüğü takdirde ise hastalardan deri örneği alınarak patolojik muayeneye gönderimi sağlanabilir.

Belirtilerin Gözlenmesi

Hastalarda Henoch-Schönlein purpurası varlığından söz ediliyor ise birtakım belirtiler de ortaya çıkabilmektedir. Bu belirtiler ise; Purpura, abdominal ağrı ve arterit üçlüsü herhangi bir sekansta ortaya çıkabilir, ancak ikinci ikisi tüm hastalarda mevcut değildir. Olguların çoğunda üst solunum yollarındaki solunum semptomları vardır ve hastalığın başlangıcında halsizlik ve düşük ateş görülür. Semptomların süresi, bazı hastalarda sinsi olan günlerden haftalara değişir. Çocukların yaklaşık üçte biri, 14 günden daha az, 2 ila 4 hafta boyunca üçte biri ve 4 haftadan daha uzun bir süre üçte biri için semptomlara sahiptir. Semptomların tekrarlaması, genellikle ilk semptomatolojinin düzelmesinin ilk dört ayında yaklaşık% 30'dur. Böbrek hastalığı gelişecek hastalarda nüksler daha sık görülmektedir.

Deri Biyopsisi

Deri kanseri, cilt iltihabi koşulları ve ciltte anormal büyüme en sık teşhis edilir ve tanı biyopsi ile doğrulanır. Biyopsi, küçük bir doku numunesinin çıkarılmasını ve mikroskop altında incelenmesini içerir.

Deri kanserini teşhis etmek için yapılan biyopsilerin çoğunluğu küçük bir ameliyattır. Bu lokal anestezi gerektirebilir ve genellikle hastanede kalış gerektirmez.

Şüpheli lezyondan doku cerrahi olarak çıkarılır. Birkaç çeşit cilt biyopsisi vardır. Bunlardan bazıları şunlardır: Eksizyon biyopsisi: Bu tüm tümörün çıkarılmasını içerir. Bazen lezyonun etrafındaki sağlıklı sınır da kaldırılır. Bu, dikişlere ve giyinmeye ihtiyaç duyabilecek küçük bir yarayı geride bırakır. Büyük biyopsilerin deri greftine veya hızla iyileşmesi için deri flepine ihtiyacı olabilir.

İnsizyonel biyopsi: Bu tip lezyonun sadece bir kısmının çıkarılmasını içerir. Bu lezyon büyük olduğunda veya lokasyon maksimum doku korunumu gerektirdiğinde düşünülebilir.

Yumruk biyopsisi: Bazen dokunun bir kısmı veya bir kısmı dışarı atılır - buna punch biyopsisi denir. Bu tip bir biyopsi için yuvarlak bir iğne kullanılır.

Minimal kanama 1 mm'lik panç ile kaydedilir ve genellikle küçük yumruk biyopsileri için dikişsiz olarak yara iyileşir. Ancak, bu küçük yumruklar doğru teşhis yapmakta başarısızdır. Çoğu cilt durumunu teşhis etmek için yaygın yumruk boyutu kullanımı 3,5 veya 4 mm'lik bir zımbadır.

Yumruk biyopsisi, skuamöz hücreli karsinom gibi cilt kanserleri ve melanomlar için traş biyopsisi üzerinde tercih edilir. Örnek, biyopsi ile çıkarıldıktan sonra, elektrokoter kullanılarak daraltılmış kanama olabilir.

Doku çıkarıldıktan sonra doku örneği mikroskobik ince dilimler halinde kesilir. Bu cam slâytta özel boyalarla sabitlenir ve boyanır. Daha sonra slâyt, bir patolog veya bir dermatolog (cilt uzmanı) veya bir patodermatolog tarafından (cilt hastalıklarının mikroskobik incelemelerinde uzmanlaşmış) mikroskop altında incelenir.

Dermatolojik olgularda biyopsi, kistik, tümöral, inflamatuar, gelişimsel ya da birikimli cilt hastalıklarını teşhis etmek amacıyla yapılır. Eksizyonel biyopsilerde amaç cerrahi rezeksiyon sınırlarının yeterliliğinin değerlendirilmesi yoluyla sürecin çözülmesidir.

Neşter Excision: Geniş uzantı ve derinliğe sahip olabilen parçaları çıkarır. Kenarlara yaklaşan basit sütürle kapatılan deri iğleri şeklinde eksizyonlar vardır ve bunlar, geniş alanların iyi estetik sonucu alınmasını sağlayan kutanöz fleplerin dönmesiyle onarılmış dairesel veya ovaldir. Bazı dikişler yara kapanması için gereklidir ve sadece uzunluğa ve yere bağlı olarak beş ila 20 gün sonra çıkarılmalıdır. Tümör, kabarcık, pannikülit veya diğer derin inflamatuar süreçlerin çıkarılması veya neşter ile eksizyonun daha iyi skar oluşturduğu alanlarda kullanılır.

Dermatolog tarafından belirtilen postoperatif bakım, iyileşmeyi geciktirebilecek veya gözle görülmeyen kusurları bırakabilecek enfeksiyonlardan kaçınmak için çok önemlidir.

Biyopsi teriminin patolojik muayenenin kendisi ile karıştırılması yaygındır. Cilt biyopsileri bir "yumruk" ile traş ile kürtaj ile veya bir neşter ile eksizyon ile yapılabilir. Tüm teknikler hasta için risk olmadan lokal anestezi ile yapılır. Anestezi, asepsi sonrası enjekte edilir ve 30 saniyeyi geçmeyen bir süre boyunca yanmaya neden olur, ayrıca, hastaya herhangi bir rahatsızlık getirmez.

Hastaya Uygun Tedavi Yönteminin Belirlenmesi

Tüm incelemeler sağlandıktan sonra hastanın ne tür bir tedaviye tabi tutulacağına dair detaylı incelemeler gerçekleştirilmektedir. Bu durum yalnızca biyopsi ile yapılabileceği gibi tamamen fiziki muayene ile de sağlanabilmektedir. Hastaların pek çoğu ise yaygın olarak ilaç tedavisi ile kontrol altına alınmaktadır.

Henoch-Schönlein purpurası özellikle çocuklarda tehlikeli hastalıklardan biri olarak gözlenir. Bu nedenle de belirtiler fark edildiği anda mutlaka uzman bir hekime başvurulması gerekir.

HSP Tedavi Sonrası

Hastalık tedavi edildikten sonra hastalar kısa bir süre içinde normal hayatlarına geri döner; ancak bu durum hastalığın nüksetmeyeceği anlamına gelmemektedir. Menekşe hastalığı olarak da bilinen bu hastalık ilerleyen dönemlerde yeniden ortaya çıkabilmektedir. Bu nedenle hastaların ilaç kullanımlarını kesinlikle bırakmamaları gerekir.

Kontrol Süreci

Hastaların tedavi sonrasında düzenli olarak kontrole gitmeleri tavsiye edilmektedir. Bu kontroller ise tedaviyi uygulayan uzmanlar tarafından gerçekleştirilmektedir. Verilen ilaçların etkisi ya da hastalığın son durumu ile alakalı tüm incelemeler sağlanmaktadır. Hatta gerekli görülür ise uzmanlar tarafından yeniden analiz gerçekleştirmek için biyopsi talep edilebilmektedir. Uzmanlar ise hastalığın gidişatı ile alakalı bilgileri hastaya ya da hasta yakınına sağlamaktadır.

Hastanın Yapması Gerekenler

Henoch-Schönlein purpurası sonrasında hastaların uyması gereken belli kurallar bulunmaktadır. Hastalar mutlaka istirahat etmeli ve uzmanların vermiş olduğu ilaçları kullanmalıdır. Belirtiler kendi kendine yok olacağından bol bol dinlenmek ve su tüketimi gerçekleştirmek de önemlidir. Eklemlerde yaşanan ağrılar için ise hastaların kesinlikle ağrı kesici kullanımı gerçekleştirmeleri tavsiye edilmektedir.

Sık Sorulan Sorular

Henoch-Schönlein purpurası ile ilgili olarak pek çok kişi çeşitli sorular yöneltmekte ve cevabını merak etmektedir. Sıklıkla sorulan sorular ve bu soruların detaylı cevapları ise aşağıda yer almaktadır.

HSP Tedavisinin Yan Etkileri Nelerdir?

Hastalık esnasında uygulanan tedavinin hastalar için yan etkisinden bahsetmek oldukça güçtür. Ancak hastalar böbrek sorunları ya da eklem ağrıları ile karşı karşıya kalabilmektedir. Bu durum son derece rahatsız edici olduğundan dolayı hastalar yaygın olarak bu tür yan etkilerden şikâyet ederler. Yan etkiler ise kısa bir süre içinde kendiliğinden kaybolur.

HSP Tedavi Edilmezse Ne Olur?

HSP, tedavi edilmesine gerek olmayan hastalıklar arasında yer almaktadır. Hastalar su çiçeği hastalığı gibi bir yapıya sahip olan bu hastalık ile mücadele etse dahi tüm bulgular 4 hafta içinde kendiliğinden yok olmaktadır. Bu nedenle de hastaların endişelenmesini gerektirecek bir durumdan söz edilmez.

HSP Hastası Ne Zaman İyileşir?

HSP hastalığına yakalanan kişiler en fazla 4 hafta gibi bir süre içinde eski sağlığına kavuşmaktadır. Bazı hastalarda ilaç etkileşiminden dolayı daha kısa bir süreden bahsetmek de mümkün olabilmektedir.

Tedaviden Sonra Hastalık Tekrarlayabilir mi?

Henoch-Schönlein purpurası iyileştikten sonra tekrarlayabilecek hastalıklardan biridir. Bu nedenle kişilerin mutlaka ilaç kullanımı sağlaması gerekmektedir.

HSP Tehlikeli Bir Hastalık Mıdır?

HSP, tehlikeli hastalıklar grubunda yer alan bir hastalık değildir. Sadece ileri seviyeye vardığında cilt kanserine sebebiyet verebilmektedir.

İlaç Tedavisi Hangi Durumlarda Önerilir?

Henoch-Schonlein purpurası ileri seviyelere vardığında ve hastalarda farklı belirtilere yol açtığında reçete edilmektedir. Özellikle eklem ağrıları için yaygın olarak ağrı kesici reçete edilir.

HSP Tedavisi Neye Yöneliktir?

HSP tedavisi, deride bulunan döküntülerin tamamen ortadan kaldırılması ve hastalarda görülen bulguların sonlandırılmasına odaklı olarak tedavi edilmektedir.

Tedaviden Sonra Hasta Tamamen İyileşir Mi?

Tıpkı gripte olduğu gibi bu hastalıkta da kullanılan ilaçlar hastalığın belirtilerini ortadan kaldırmayı amaçlar. Bu nedenle hastaların tam anlamıyla iyileşme süresi 4 haftadır.

Hastalık Evde Tedavi Edilebilir Mi?

Hastalık evde tedavi edilebilir. Hastalar bu dönemde istirahat ederek ve ağrı kesici kullanarak hastalığı kontrol altına alabilmektedir.

Tedavi Gören Hastanın Araba/Araç Kullanmasının Sakıncası Var Mı?

Henoch-Schönlein purpurası tedavisi esnasında hastaların araba kullanmasında herhangi bir sakınca bulunmamaktadır. Sadece ateş, kusma ya da halsizlik gibi problemler araç kullanımının önüne geçebilecek olumsuzluklar arasında yer alır.

Tedavi Gören Hasta Spor Yapabilir Mi?

Tedavi esnasında hastaların spor yapmasında herhangi bir sakınca bulunmamaktadır.

Hastalık Hastanın İş veya Okul Hayatını Nasıl Etkiler?

Hastalık ile mücadele eden kişilerin bu esnada okula ya da işe ara vermeleri önemlidir. Özellikle ilkokul ya da ortaokul öğrencileri hastalığı biraz ağır atlattıklarından dolayı olumsuz etkilenmeleri söz konusu olabilir.

Deri Tutulması İçin Ne Yapılabilir? Ne Zaman Geçer?

Deri tutulması için alınabilecek bir önlem ne yazık ki söz konusu değildir. Hastaların sadece tedavi süresince iyi dinlenmeleri ve hastalığın geçmesini beklemeleri gerekmektedir. Bu dönemin ağrısız bir şekilde atlatılabilmesi için ise mutlaka ağrı kesiciler kullanılmalıdır.

HSP Hastalığı Ne Tür Problemlere Sebep Olur?

Hastalık, böbrek yetmezliğine neden olabilecek bir hastalıktır. Bunun yanı sıra deride kalıcı izlere rastlanabilmektedir. Bu tür durumlar ile karşı karşıya kalmamak için uzmanların tavsiyeleri kesinlikle dikkate alınmalıdır.

HSP Tedavisi Ne Kadar Sürer?

HSP hastalığının tedavisinde tedavi süresi kullanılan yönteme göre değişiklik gösterir. Hasta sadece izlenecekse iyileşme süresi iki – dört hafta kadardır. Ağrı kesiciler bir tedavi yöntemi değil, yakınmaları geçirme yöntemidir. Steroid tedavisi hastalığın boyutuna göre iki – dört hafta arasında sürebilir. Hiperbarik oksijen tedavisinde ise ortalama olarak üç seans uygulanır. Seansların arasında da beş – yedi gün bulunur. Yani toplam süre iki – üç hafta arasındadır.

HSP Tedavisi Nasıl Yapılır?

HSP tedavisi hastalığın şiddetine göre değişen şekillerde yapılır. Genelde sadece hasta gözlemlenerek iyileşme süreci kontrol altında tutulur. Eklem noktalarındaki ağrının artmasıyla birlikte özel ağrı kesiciler verilerek hastanın yakınmaları dindirilir ve hastalığın geçmesi beklenir. İleri seviyede belirti vermeye başlayan HSP hastalığının tedavisi ise steroid ilaçları ile gerçekleştirilmektedir. Yeni bir yaklaşım olarak ise hiperbarik oksijen tedavisi denenmektedir.