Fibromiyalji (Kronik Yorgunluk Sendromu) Tedavisi

Fibromiyalji (Kronik Yorgunluk Sendromu) Tedavisi
Fibromiyalji (Kronik Yorgunluk Sendromu) Tedavisi

 

Kronik yorgunluk sendromu, fizyolojik temele de dayanan; tetikleyicilerinin birçoğunu psikolojik alandan alan, tedavi edilmediği takdirde kişinin hayatı üzerinde oldukça olumsuz etkiler oluşturan bir hastalıktır. Hastalığın tıp literatüründeki adı fibromiyalji iken geçmiş dönemlerde miyofibrozit gibi isimler de kullanılmıştır. Bunun sebebi, hastalığın her geçen gün daha da iyi anlaşılıyor oluşudur.

Hastalığın tarihi oldukça eskilere dayanmaktadır. Günümüzden yaklaşık yüzyıl önce ilk tanımlamaları yapılsa da klinik açıdan kabul görmesi 1930’lu yılları bulmaktadır. Hastalığın nedenlerinin, ilerleyiş sürecinin ve son olarak tedavisinin net ilkelere bağlı olmaması hastalığı oldukça özel bir konuma sokmaktadır. Hastalığın isimlendirilmesi ile tanımı arasında bağlantı bulunmaktadır. Miyo kas anlamına gelir. Alji, genel ağrı durumunu ifade ederken fibro ise kasların tutunduğu bağları ifade etmektedir. Bu tanımdan hareketle fibromiyaljinin, kas bağ dokularında meydana gelen sürekli ağrı durumu olduğunu söyleyebiliriz.

Hastalığın etkileri genel olarak kişinin sosyal yaşamında ve psikolojik durumunda görülmekle birlikte aynı zamanda fiziksel bazı durumlar da oluşturmaktadır. Esasen romatizmal hastalıklar sınıfında bulunan fibromiyalji, vücudun on sekiz kritik bölgesindeki yumuşak dokularda meydana gelen iltihaplanma olarak bilinmektedir.

Hastalık çok geniş kitlelere yayılmış haldedir. Hastalığın belirtilerinin birçok diğer hastalıkla karıştırılıyor olması ve aynı zamanda birçok hastalıkla beraber görülüyor olması, yayıldığı kitleleri tespit etmekte oldukça büyük güçlükler ortaya çıkarmaktadır. İstatistiksel çıkarımlara dayanan verilere göre kronik yorgunluk sendromu toplumun yaklaşık olarak yüzde üçünde görülmektedir. Hastalığın görüldüğü ülkeler genelde gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerdir. Bunun sebebi, psikolojik yorgunluğun bu tip ülkelerde daha yüksek olmasıdır. Hastalık, tüm romatizmal hastalıklar içerisinde en sık karşılaşılan ikinci hastalıktır. Kadınlarda, erkeklere göre yaklaşık iki ile üç kat fazla görülmektedir. Her yaş grubunda ortaya çıkabilmekle beraber genelde yirmi ile elli yaş arasında yoğunluk mevcuttur. Ülkemiz, gelişmekte olan ülkeler sınıfında olduğu ve hizmet sektörü, çalışanların istihdamı açısından büyük bir alan kapladığı için hastalık çok sık görülmektedir. Yapılan hesaplamalara göre bir ile bir buçuk milyon arasında fibromiyalji hastası bulunmaktadır.

Hastalığın ortaya çıkardığı en büyük sıkıntı sosyal yaşamda karşılaşılan başarısızlığı tetiklemesidir. Hastalığın yoğun belirtilerle ortaya çıktığı vakalarda hayat kalitesi oldukça hızlı bir şekilde bozulur. Beraber görüldüğü ve sebep olduğu hastalıklar ile birbirlerini besleyen yapıda olmaları bu başarısızlık sürecinin pekişmesine sebep olur.

Hastalık diğer birçok hastalıkla beraber görülebilir. Görüldüğü hastalıklar da oldukça geniş bir skalada belirti verdikleri için, kronik yorgunluk sendromunun ayırıcı tanısının yapılması oldukça zor hale gelir. Kronik yorgunluk sendromunun ortaya çıkardığı hastalıklar da en az kronik yorgunluk sendromu kadar hayat kalitesini bozan hastalıklardır. Bunların başında da migren gelmektedir. Kronik yorgunluk sendromunun belirtilerinin ağırlığına göre migrenin de ağırlığı değişmektedir. Bazı fibromiyalji hastalarında migren, kişinin hayatını günlerce yaşanmaz hale getirebilmektedir. İki durum, iki hastalık sürekli olarak birbirini destekler ve besler niteliktedir. Ayrıca depresyon, travma sonrası stres bozukluğu gibi durumlarla da fibromiyalji ile beraber sıkça rastlanmaktadır.

Hastalığın belirtileri oldukça geniş bir skalada incelenir. Sindirim sistemini, bağışıklık sistemini, sinir sistemini ve solunum sistemini etkilediği durumlar mevcuttur. Bu bölgelerde fibromiyaljiden bağımsız olarak da fibromiyaljinin belirtilerine benzer durumlar ortaya çıkabilir. Bu durumların kısa aralıklarla ortaya çıkması, çıktığı kişide kronik yorgunluk sendromu olduğunu kanıtlamaz. Kronik yorgunluk sendromu tanısının konulabilmesi için hastalığın Amerikan Romatoloji Cemiyeti tarafından belirlenen standartlar içerisinde belirti veriyor olması gerekir. Örneğin mide problemlerinin kısa sürelerle görülmesi, ağrının aynı şekilde kısa sürelerle görülmesi hastalığın varlığına dair kanıt değildir. Kanıt sayılabilmesi için üç aydan uzun süreli ve belirli bir şiddette olmaları gerekmektedir.

İnceleyen ve onaylayan: Prof. Dr. Mehmet Soy

Fibromiyalji (Kronik Yorgunluk Sendromu) Tedavisi Hakkında

Fibromiyalji oldukça sinsi bir hastalıktır. Hastalığın sinsi olmasının altında yatan sebep uzun süre sessiz kalıyor olması değil, birçok ses içinde kendini gizleyebiliyor olmasındandır. Yani hastalığın belirtilerinin diğer hastalık belirtileri ile fazlaca karıştırılıyor olmasını ifade etmektedir bu cümle. Ancak uzman bir göz tarafından, uzun süreli gözlem ile bakıldığında ortaya çıkarılabildiğinden ötürü fibromiyalji için doktordan doktora gezdiren hastalık tanımlaması yapılmaktadır.

Hastalığın tedavisi de en az hastalık kadar dar komplekstir. Tedavi süreci genelde multidisipliner anlayışa bağlı olarak yürütülmektedir. Hastalığın tanısının zor da olsa yapılmasından sonra, hastalığı taşıyan bireyin özel durumuna göre tedavi süreci netleştirilmektedir. Genelde ilaçlı tedavi, psikolojik destek ve hayat tarzı değişiklikleri şeklinde üç ana başlık altında toplamak mümkündür. Bu üç ana başlığın kendi içlerinde de birçok alt başlığı bulunmakla beraber ortaya çıkacak tedavinin niteliği tamamen hastaya bağlıdır. Yani, bazı hastalarda ilaçlı tedavi daha yoğunken bazı hastalarda psikolojik destek daha yoğundur. Aynı kalan şey ise hastalığın ortaya çıkmasına sebep olan ortamı oluşturan hayat tarzında yapılacak değişikliklerdir.

Hastalığın tanımı yapılırken sadece psikolojik bunalım ve stres halinden bahsedilmez. Hastalık aynı zamanda fiziksel sonuçlar da ortaya çıkardığı için, tedavi prosedürünün buna göre şekillendirilmesi gerekmektedir. Hastalığın en net belirtisi olan kronik ağrı sorunu, yumuşak dokularda meydana gelen iltihaplanmanın bir sonucudur. Bu iltihaplanma hali, enerji akışının yoğun olarak gerçekleştiği bölgelerde ortaya çıktığından dolayı, bu bölgelerde meydana gelen olaylar tüm vücuda aks etmektedir. Ağrı esasen kritik olarak adlandırabileceğimiz on sekiz noktada ortaya çıkmakla beraber etkinin tüm vücuda yayılmasından dolayı sanki tüm vücutta hissediliyormuş gibi görünmektedir.

Tedavinin en kritik alanlarından birini de fizik tedavi oluşturmaktadır. Amaç iltihaplanmanın ve iyi dinlenememenin getirdiği kas sertliklerini ortadan kaldırmaktır. Tahmin edilebileceği üzere sertleşen kas dokuları dışsal etkilere karşı daha hassastır. Hastalığa bağlı olarak sırt bölgesinde, kol bölgesinde ve diz bölgesinde ortaya çıkan kas sertleşmeleri eğer tedavi edilmez ise en ufak ani bir harekette yırtılma, yıpranma eğilimi göstermektedir. Bu gibi olumsuz sonuçları önceden bertaraf edebilmek ve hastalığın en olumsuz belirtilerinden olan ağrı ile yorgunluğu ortadan kaldırmak için fizik tedavi yöntemlerine başvurulmaktadır. Fibromiyalji, teşhisi romatoloji de tedavisi ise fizik tedavide yapılan bir hastalıktır. Hastalığın günümüzde çalışma ve sosyal yaşam şartlarına bağlı olarak artma eğiliminde olması, hastalığın tedavi edilmesi amacıyla yürütülen fizik tedavi prosedürlerinin de daha ince hale gelmesine sebep olmuştur. Günümüzde hastalığın tedavisi için yapılan fizik tedavi seansları ile nokta atışı şeklinde tedavi süreçleri uygulanabilmektedir.

Kronik Yorgunluk Sendromu Nedir

Kronik yorgunluk sendromu aynı zamanda fibromiyalji olarak bilinmektedir. Değişen tıbbi anlayışlar neticesinde farklı isimler ile literatürde yer bulduğu da olmuştur. Günümüzde tıbbi olarak fibromiyalji olarak adlandırılmaktadır. Genetik veya çevresel faktörlere bağlı olarak fiziksel ve psikolojik belirtiler ortaya koyan oldukça kompleks bir hastalıktır. Kronik yorgunluk sendromunun neredeyse diğer tüm hastalıklar ile bağlantısının olması, belirti spektrumunun oldukça geniş olması tıp literatüründe hastalığı oldukça özel bir konuma oturtmaktadır. Nedenleri, belirtileri, ilintili olduğu hastalıklar gibi bilgiler kitaplara ancak sığacak çokluktadır. Bu durumdan ötürü hastalığın ayırıcı tanısının yapılması oldukça zordur.

Hastalığın ortaya çıkmasında genetik yatkınlık oldukça önemli yer tutmaktadır. Yapılan istatistiksel çalışmalar ailesinde fibromiyalji olanların hastalığa daha çok yakalandığını göstermiştir. Aynı zamanda hastalığın ortaya çıkabilmesi için psikolojik alandan bir tetikleyiciye ihtiyacı vardır. Esasen hastalığın genetik tabanda varlığı olmasa dahi psikolojik bir tetikleyici olması halinde ortaya çıkması söz konusu olabilmektedir. Hastalığın bilinen nedeni stres iken stresi ortaya çıkaran faktörlerin oldukça fazla olması, fibromiyaljiyi dolaylı olarak ortaya çıkaran nedenin kestirilmesinin önüne geçmektedir.

Hastalık, vücudun enerji iletim hatları üzerinde olan on sekiz noktasında ortaya çıkan iltihaplanma olarak bilinmektedir. Bu on sekiz noktanın tamamı yumuşak dokudur ve kasların kemik ile bağ yaptığı noktalardır. Bu noktalarda ortaya çıkan iltihaplanma vücudun neredeyse tüm fonksiyonlarını etkilemekle beraber kişinin hayatını da etkileyecek iki önemli sonucu ortaya çıkarmaktadır. Bunlardan birincisi kronik ağrı; ikincisi ise kronik yorgunluktur. Bu iki durum birbirini destekler ve besler nitelikte olmakla beraber hastalığın ayırıcı tanısının yapılmasında da önemlidir.

Hastalık, iltihaplanma gibi net bir belirtiyi ortaya çıkarmasının yanında, kendisini ortaya çıkaran stresi de besleyerek psikolojik tabandaki sorunların büyümesine de sebep olmaktadır. Bu açıdan bakıldığında hem kişinin fiziki yapısını hem de psikolojik durumunu etkisi altına almaktadır. Ayrıca birçok hastalığın da sebepleri arasında sayılmaktadır. Yani doğrudan doğruya kişinin hayatına tehlike oluşturmasa da sebep olduğu hastalıklarla oldukça tehlikeli sonuçları ortaya çıkarabilmektedir.

Kronik Yorgunluk Sendromu Nedenleri

Hastalığın ortaya çıkmasına sebep olan nedenleri iki ana başlık altında toplamak mümkündür. Bunlardan birincisi genetik yatkınlıktır. Hastalığın ortaya çıkmasına tam olarak hangi gen mutasyonunun sebep olduğu bilinmese de klinik aşamada yapılan çalışmalar, ailesinde fibromiyalji olanların hastalığa, olmayanlardan yaklaşık olarak sekiz kat daha fazla yakalandığını göstermiştir. Bu durum genetik çalışmalar ile saptanamasa da klinik aşamadaki istatistik, hastalığın gen yoluyla da geçiş gösterdiğini söyleyebilmek için oldukça yeterlidir.

Hastalığın ortaya çıkmasındaki ikincil faktörler ise çevreseldir. Çevresel faktörleri de stres başlığı altında toplamak yerinde olacaktır. Hastalığın genetik yatkınlık yoluyla ortaya çıkabilmesi için büyük oranda çevresel faktörlerden beslenmesi gerekir. Genetik yatkınlığın olmadığı durumlarda da çevresel faktörlere bağlı olarak hastalık gelişebilmektedir. Hastalığın en önemli çevresel faktörünü stres oluşturmaktadır. Stresi ortaya çıkaran faktörler ise dolaylı yoldan fibromiyaljinin nedenleri arasında sayılabilir.

Stresi ortaya çıkarma ihtimali bulunan durum veya durumlar genel hatlarıyla şunlardır:

  • Beslenme, stresin ortaya çıkma ihtimali üzerinde etkisi olan en önemli faktörlerden bir tanesidir. Sindirim sistemini etkileme kapasitesi sayesinde vücudun dengede kalmasını sağlayan hormonlar üzerinde ciddi bir etkiye sahiptir. Dengesiz ve düzensiz beslenen insanlarda zaman içerisinde belirli bir derece stres ortaya çıkması oldukça muhtemeldir.
  • Uyku düzeni, hormonlar üzerindeki etkilerinden dolayı stres seviyesinin belirlenmesinde kritik rol oynar. Bazı hormonlar sadece uyku sırasında; bazıları ise sadece gece uykusu sırasında salgılanır. Kronik yorgunluk sendromunun uyku ile olan bağlantısı hormonların ötesindedir. Tam olarak neden olduğu bilinmemekle birlikte uyku düzensizliğinin (çok uyunsa dahi) kronik yorgunluk sendromunu tetiklediği bilinmektedir.
  • Spor egzersizlerinin yokluğu, stres seviyesinin artmasına sebep olmaktadır. Bunun sebebi, fazla enerjinin metabolizma içerisinde tutuluyor ve metabolizma açısından bir düzensizlik oluşturuyor olmasıdır. Sağlıklı beslenilse ve düzenli uyunsa dahi spor egzersizlerine önem verilmemesi halinde, vücuttaki yağ oranının artmasına ve metabolizma sorunlarına bağlı olarak stres ortaya çıkmaktadır.
  • İş yaşamı günümüzün stres odaklarından biridir. İş yaşamında yoğun baskının olması, işyerinin fiziki koşullarının olumsuz olması, proje yetiştirme, maaş yetersizliği, geçim derdi gibi sorunlar doğrudan doğruya yoğun stres oluşumunun sebepleridir.
  • Aile içi sorunlar, duygusal ve fiziksel travmalar da stresi ve hastalığı ortaya çıkaran durumlar içerisinde yer almaktadır.
  • Ayrıca hastalığın net belirtilerinden olan kronik yorgunluk ve ağrının sebebi, yumuşak dokularda meydana gelen iltihaplanmadır. Bu iltihaplanmanın sebepleri ise oldukça çeşitli olmakla birlikte en net sebep bağışıklık sistemi zayıflıklarıdır. Kronik yorgunluk sendromuna sahip olan hastaların bağışıklık sistemi, vücudun içerisinde oluşan iltihaplanmayı ortadan kaldıramayacak derecede zayıftır.
  • Hastalığın ortaya çıkmasında sayılabilecek oldukça fazla neden bulunmaktadır. Bazı hastalıklar, bakteri ve virüsler, stresin alt sebepleri gibi.

Kronik Yorgunluk Sendromu Belirtileri

Kronik yorgunluk sendromunun belirtilerini oldukça geniş bir skalada incelemek mümkündür. Hastalığın, diğer birçok hastalıkla beraber görülüyor olması da bu durumu daraltıcı değil, genişletici rol oynar. Hastalığın ayırıcı tanısının yapılmasını sağlayan en net iki belirti ise vücudun belli bölgelerinde toplanan kronik ağrı ve genel vücut yorgunluğudur. Bu iki belirtinin belirli bir süre birlikte veya ayrı ayrı görülmesi, hastalığa dair şüpheleri büyük oranda doğrulamaktadır.

Hastalığın en net belirtisi olan kronik ağrının, hastalığın belirtisi olarak kabul edilebilmesi için Amerikan Romatoloji Cemiyeti tarafından belirlenen kriterlerin sağlanıyor olması gerekmektedir. Bu kriterlerin temelini, yani zaman şartını üç ay boyunca görülen kronik ağrı oluşturmaktadır. Ayrıca ağrının görüldüğü bölgelerin de tespit edilmesi oldukça önemlidir. Bu açıdan vücudun sağında ve solunda simetrik olmakla birlikte şu noktalarda üç aydan uzun süren ağrı olması durumu, kronik yorgunluk sendromunun varlığına dair en büyük işarettir:

  • Ön bölgede, çenenin altı ile köprücük kemiğinin üst bölgesindeki kesişim noktası,
  • Ön bölgede, ikinci kaburga kemiğinin tam üzeri,
  • Kol bölgesinde, dirseğin dış yanal kısmı,
  • Ayak bölgesinde, dizin iç yanal kısmı,
  • Arka bölgede, ense kökü,
  • Arka bölgede, trapez kasın tam üzeri,
  • Kürek kemiğinin üst bölgesindeki hassas nokta,
  • Kalçanın üst bölgesindeki hassas nokta,
  • Kalça ile baldırın buluştuğu yumuşak doku

Simetrik olarak hesaplandığında bu noktaların tamamı on sekiz adet etmektedir. Kişide kronik yorgunluk sendromunun olabilmesi için bunların en az on birinde, üç aydan uzun süreli ağrı olmalıdır. Nadiren de olsa ağrının sabit değil gezici olduğu görülebilir. Gezici tipte olan ağrı da bu noktalar arasında gezmektedir.

Hastalığın belirtilerinden bir diğer ise kronik yorgunluktur. Kronik yorgunluk kendini uzun çalışma saatlerinden sonra değil, dinlenilmesi gereken uykudan hemen sonra gösterir. Kişi uykusundan kalktıktan sonra uykusunu açamaz. Yoğun bir ağrı hisseder, hareket etmekte dahi zorlanır. Bu ilk aşamayı atlatsa dahi sürekli olarak yorgunluk hissi içerisindedir. Bunun sebebi genelde uykunun sürekli bölünmesi, ağrının olması ve terleme gibi durumlardır. Uykunun kalitesiz hale gelmesi, yorgunluğu destekler niteliktedir.

Bunların dışında, hastalığın diğer bazı belirtileri de bulunmakla birlikte bu belirtileri diğer hastalıkların belirtilerinden ayırmak oldukça zordur. Bu sebeple ayırıcı tanının konulması için net olan iki belirtinin hastada saptanması gerekmektedir. Bu belirtileri saymak gerekirse:

  • Hassas bağırsak sendromu görülebilir. Bu sendrom, bağırsaklarda herhangi bir sebebe bağlı olmayan hassasiyetin gerçekleşmesini ifade etmektedir. Bağırsaklardaki fonksiyon kayıplarının sebebi bulunamamaktadır.
  • Uyku kalitesinin bozuk olmasından dolayı, nadiren dalınan derin uykuda yoğun şekilde diş sıkma ve gıcırdatma ile karşılaşılır.
  • Metabolizmanın ve hormonların düzensiz olmasından dolayı kalp çarpıntıları ile karşılaşılır.
  • Yine metabolizmanın bozuk olmasından kaynaklı olarak kulakta çınlama; nefes almada zorluklar gözlenebilir.
  • Hastalığın net görülen iki belirtiden sonra en çok karşılaşılan belirtisi ise uykunun sürekli olarak bölünmesi, bölünmese dahi dinlendirmemesidir. Hastalar, uykunun REM evresine geçmekte oldukça büyük sıkıntı yaşarlar. Ayrıca uyku esnasında sebepsiz terleme de söz konusudur.
  • Hastaların stres seviyesinin artması, hastalığın ortaya çıkardığı belirtilerin şiddetinin de artmasına sebep olur.
  • Kadınlarda, adet dönemlerinde belirtiler oldukça şiddetlenir.
  • Vücudun uç noktalarında kan çekilmesine bağlı olarak üşüme, titreme ve karıncalanma gözlenebilir.
  • Sindirim sisteminin düzensiz olmasından dolayı ishal, kabızlık ve yoğun gaz oluşumu ile karşılaşılabilir.
  • Sindirim sistemindeki düzensizliklere bağlı olarak B tipi vitaminlerin sentezlenmesinde sorunlar ortaya çıkabilir. Bu durum da hafızanın aşırı zayıflamasına sebep olabilir.
  • Görüldüğü üzere ikincil olarak görülen belirtilerin birçoğu diğer hastalıklarda görülen belirtilerle benzerdir. Bu durum ayırıcı tanının bu belirtiler üzerinden yapılmasını oldukça zorlaştırmaktadır. Bu belirtilerin olması durumu, diğer iki belirtiyi destekler nitelikte değerlendirilmektedir.
  • Ayrıca şunu da belirtmek gerekir ki hastalığın ortaya çıkmasından sonra hastalığa sahip olan kişinin karakterinde değişmeler gözlenmektedir.

Esasen bu karakter özellikleri var olmakla beraber, hastalığın ortaya çıkmasından sonra kuvvetlenmektedir. Tüm bu karakter özellikleri olağan yaşam içerisinde stresin artmasına sebep olan özellikler olarak bilinmektedir. Kronik yorgunluk sendromu hastalarının karakter özelliklerini genel olarak saymak gerekirse:

  • Kendilerinden beklentileri inanılmaz yüksektir. Her işi başarmak isterler, başaracaklarına inanırlar. Yapamadıkları durumda ise yoğun stres altına girerler.
  • Her işin mükemmel olarak ilerlemesini ve tamamlanmasını arzularlar. Aynı şekilde, mükemmel şekilde tamamlanmazsa strese girerler.

Aşırı titizlik söz konusudur. Bu sebepten ötürü duygu – durumlarında ani değişmelerle karşılaşılabilir.

Kronik Yorgunluk Sendromu Risk Faktörleri

Kronik yorgunluk sendromu hem birçok faktöre bağlı olarak gelişmekte hem de birçok faktörün gelişimini tetiklemektedir. Kronik yorgunluk sendromunun birçok hastalık, sendrom ve durum ile yakın ilişkisinin bulunması onu tıp literatüründe özel bir konuma oturtmaktadır. Hastalığın ortaya çıktığı kişiler belirli durumlar etrafında toplanmış durumdadır. Bu durumlar hastalığın risk faktörü olarak adlandırılmakta ve hastalığa yakalanma oranlarının arttığı grupları ifade etmektedir.

Mevcut olması halinde hastalığın ortaya çıkma ihtimalini oldukça artıran bu durumları sıralamak gerekirse:

  • Genetik yatkınlık hastalığın ortaya çıkma ihtimalini yaklaşık sekiz kat artırmaktadır. Zaten çok fazla insanda görülen bu hastalık, genetik yatkınlığın da etkilenmesiyle daha da çok insanda görülmektedir. Yapılan çalışmalar, birinci derece akrabalar arasındaki fibromiyalji vakalarının çocuklara genetik yollarla geçtiğini ispatlamaktadır.
  • Çalışma koşulları stres oluşturan kişiler doğrudan doğruya hastalığın risk grubuna girmektedir. Hastalık ile stres arasındaki doğrusal ilişki, hastalığın ortaya çıkma ihtimali üzerinde de kendini göstermektedir. Proje teslim süreleri, patron baskısı, yoğun çalışma temposu gibi durumlar strese sebep olmakta; ortaya çıkan stres hastalığı tetiklemektedir.
  • Şehir yaşamı, hastalığın ortaya çıkmasına sebep olan stresin başlıca faktörlerindendir. Hastalığın istatistiksel verileri incelendiğinde kentsel alanlarda oldukça fazla görüldüğü saptanacaktır. Bunun sebebi yeşilden yoksun, kalabalık ve rekabetçi şehir ortamıdır.
  • Menopoz döneminde olan kadınlarda, olmayanlara göre hastalığın ortaya çıkma ihtimali oldukça yüksektir. Bunun sebebi tam olarak bilinmemekle beraber hormonal değişimler olarak öngörülmektedir.
  • Uyku apnesi ve huzursuz bacak sendromunun varlığı da hastalığın ortaya çıkma ihtimalini artırmaktadır. Bu iki hastalık uyku kalitesi üzerinde oldukça bozucu bir etkiye sahiptir. Uykuda dinlenme faaliyetinin aksamasına sebep olarak kronik yorgunluğu ortaya çıkarmaktadırlar.
  • Romatizmal hastalıklara sahip olunması, kendisi de romatizmal hastalık olan kronik yorgunluk sendromunun ortaya çıkma ihtimalini oldukça artırmaktadır.
  • Hastalığın risk faktörlerini artırmak mümkün olsa da genel olarak bunlar ile sınırlamak yeterli olacaktır. Fibromiyalji birçok hastalığın kesişim kümesinde yer alan oldukça özel bir hastalıktır. Risk gruplarının net çizgiler ile belirlenmesi, diğer hastalıklarla olan ilişkisinin oldukça kompleks olmasından dolayı oldukça zordur.

Fibromiyalji (Kronik Yorgunluk Sendromu) Tedavi Türleri

Kronik yorgunluk sendromunun tedavisi de en az hastalığın kendisi kadar komplekstir. Tedavi aşamasının oldukça profesyonel hekimler tarafından yönetilmesi, hastalığın tedavisinde doğru yöntemlerin ve zamanlamanın belirlenmesi açısından önem arz eder. Ayrıca hastalığın tedavisinde izlenen yöntemlerin doğru oranlarda kullanılması, tedavide ısrarcı olunması ve tedaviden kaynaklanabilecek sıkıntıların ortadan kaldırılması da tedavinin ana unsurları arasındadır.

Hastalığın tedavisi için hiçbir yöntem tek başına kullanılmaz. Ancak çok hafif belirtili kronik yorgunluk sendromu varlığında yine tek olmamakla birlikte iki tedavi yönteminin hafif şekilde hazırlanmış bir bileşimi kullanılır. Hastalığın kendisi hem fiziksel hem de psikolojik kaynaklı olduğu için tedavi de hem psikolojiyi düzeltmek hem de fiziksel durumu yani iltihaplanmayı ortadan kaldırmak amacıyla kurgulanmıştır. Tedavinin bu şekilde kurgulanması ve ısrarcı olunması halinde kronik yorgunluk sendromunun tam olarak tedavi edilmesi mümkündür. Bu mümkün olma hali ancak hastalığın teşhisinin doğru yapıldığı durumlar için geçerlidir. Hastalığı ortaya çıkaran faktörün göz ardı edilerek belirtilerin tedavi edilmesi şeklinde bir süreç izlenirse hastalığın tekrarlama ihtimali oldukça yüksektir.

İyi bir kronik yorgunluk sendromu tedavisinin hedefi, hastalığın ortaya çıkaran faktörün ortadan kaldırılmasıdır. Hastalığı ortaya çıkaran hastalıklar, durumlar, yatkınlıklar düşünüldüğünde bu oldukça zordur. Hastalığın teşhis aşaması için testlerin oldukça yetersiz olması, gözlem ve doktor bilgisinin maksimize olması gibi durumlar teşhislerde yüzde yüz isabet durumunun zorlaşmasına sebep olmaktadır.

Hastalık ilaç tedavisi, psikolojik destekler, hayat tarzı değişiklikleri ve fiziksel tedavi yöntemleri kullanılarak tedavi edilmeye çalışılır. Tam tedavinin sağlanabilmesi için doktor ile hasta arasında uyum olması; sosyal çevrenin de tedavi sürecinde hastaya destek çıkması gerekmektedir.

İlaç Tedavisi

Hastalığın doğru teşhisinin yapılmasının ardından tedaviye ilaçlar ile başlanır. Kullanılan ilaçlar, hastalığın ortaya çıkardığı belirtileri ve tespit edilebilen nedenleri baskılamada kullanılır. Genelde stres bazlı olarak gelişen kronik yorgunluk sendromu tedavilerinin değişmez parçaları ilaç tedavileridir. Bazı durumlarda, eğer hastalık başka bir hastalığın sonucu olarak ortaya çıkmış ise o hastalığı tedavi edecek ilaçlar da tedavide kullanılmaktadır.

İlaçlı tedavide istikrar oldukça önemlidir. Kullanılacak ilaçların bazılarının bağımlılık yapma ihtimalinin yüksek olması, tedavi sürecinin yakından takibini gerektirmektedir. Aynı zamanda kullanılacak bazı ilaçların da dozunun belirli periyotlarla artırılması gerekebilir. Sonuç olarak hastalığın tedavisine ilaçlar ile başlanarak diğer yöntemler için zemin oluşturulur. Hastalığın tedavisinde kullanılan diğer yöntemlerin etkisizleşmesine veya etkisinin azalmasına sebep olabilecek her türlü belirti veya durum, kullanılan ilaçlar yardımıyla ortadan kaldırılabilir.

Genel olarak hastalığın tedavisi aşamasında şu ilaç grupları kullanılır:

  • Antidepresan grubu ilaçlar kullanılarak hastalığa sebep olan stres faktörünün ortadan kaldırılması amaçlanır. Bu ilaçlar ile sinir sistemine yapılan müdahaleler, strese sebep olan faktörün önemsizmiş gibi görünmesine sebep olarak hastanın üzerindeki yükün kalkmasını sağlarlar.
  • Hastalık yumuşak kas dokularında meydana gelen iltihaplanma sonucu ortaya çıkar. İltihaplanmanın ortaya çıktığı bölgeler, kulunç olarak adlandırılan sert kas dokularının ortaya çıktığı bölgeler ile benzerdir. Yumuşak dokudaki iltihaplı yapılar ile kulunç adı verilen yapılar arasında şekil yönünden de benzerlik bulunmaktadır. Bu sertleşme halinin ortadan kaldırılabilmesi için kas gevşetici ilaçlar verilir. Bu ilaçlar kasların yumuşamasına ve hastalığa bağlı olarak gelişen ağır belirtilerin ortadan kalkmasına sebep olurlar.
  • Ağrı kesiciler hastalığın ortaya çıkardığı en net belirti olan kronik ağrı problemini ortadan kaldırmak veya kaldırılamıyorsa hafifletmek amacıyla kullanılırlar. Kronik yorgunluk sendromunun değişmez parçalarındandır.
  • Hastalığın diğer belirtilerinden olan kronik yorgunluk problemi, uykunun düzensiz ve kalitesiz olmasıyla alakalıdır. Bu problemi ortadan kaldırmak amacıyla uyku düzenleyici ilaçlar hastaya verilebilir. Eğer antidepresan kullanımı söz konusu ise genelde uyku düzenleyici ilaçlara ihtiyaç duyulmaz.
  • Vitamin ve mineral desteği sağlayacak ilaçlar da ilaçlı tedavisinin parçası olarak kullanılabilir. Kronik yorgunluk sendromu olanların magnezyum ve B vitamini eksiklikleri oldukça fazladır. Bunların yerine konulması için ilaçlı tedaviye vitamin ve mineral desteğinin eklenmesi oldukça faydalıdır.
  • Hastalığın ilaçlı tedavisinde kullanılacak ilaçların hangileri olacağı ve dozlarının ne olacağı tamamen hastanın özel durumu ile alakalıdır. İlaçların oldukça büyük faydaları olmakla beraber dikkat edilmesi gereken hususlar da bulunmaktadır. Bu hususlar şunlardır:
  • Özellikle antidepresan ilaçlar olmakla birlikte uyku düzenleyicilerin de bağımlılık yapma ihtimali bulunmaktadır. İlaç alma ve almama durumu doktor tarafından belirlense de hastaların bu duruma özel olarak dikkat etmesi, doktor izin vermediği zaman ilacı kullanmaması gerekmektedir.
  • Ağrı kesicilerin ve diğer grup ilaçların böbrek fonksiyonları, mide fonksiyonları ve bağırsak fonksiyonları üzerinde olumsuz etkileri bulunmaktadır.

Davranışsal Terapiler

Davranışsal terapiler aynı zamanda bilişsel davranışçı terapiler olarak da bilinmektedir. Davranışsal terapiler kişinin ilaçlı tedavisine ek olarak, hastalığın ortaya çıkmasına sebep olan faktörlerin yapılan terapiler ile ortadan kaldırılması amacıyla uygulanır. Eğer hastalığın ortaya çıkmasında (genelde mevcuttur) stres faktörü yer tutuyorsa, davranışsal terapiler kaçınılmazdır.

Hastalığın ilaçlı tedavisinin başlamasından yaklaşık iki hafta kadar sonra terapilere başlanır. Bunun sebebi, ilaçlı tedavi ile yapılan müdahalenin etkilerinin iki haftalık süreden sonra görülebiliyor oluşudur. Yani davranışsal terapiler için zemin iki haftalık süre sonunda oluşmaktadır.

Davranışsal terapilerin gelişimi oldukça yenidir. Ortaya çıkmasından sonra rağbet görmese de günümüzde artan antidepresan kullanımlarının önüne geçmek amacıyla sıkça uygulanmaktadır. Bu tür terapilerin avantajı, kronik yorgunluk sendromunun tedavisinde antidepresan kullanımını sınırlayabiliyor olmalarıdır.

Bilişsel terapilerde amaç hastanın stres seviyesini artıran durumların konuşarak ortadan kaldırılmasıdır. Stresin varlığı hali aynı zamanda stresi ortaya çıkaran sebepten dolayı hastanın kendisini suçlama eğilimini ifade eder. Yapılacak terapiler ile hastaların kendisini suçlamasının önüne geçilmesi amaçlanır. Tüm süreçler uzman psikolog ile hasta arasında konuşulur – tartışılır. Sürecin olumlu olarak ilerlemesi halinde stres faktörü ortadan kalkar ve hastalığa dair belirtiler hafifler. Bu hafifleme hastalığın tamamen ortadan kalkmasını sağlayacak sürecin başlamasını sağlar. Davranışsal terapiler yaklaşık olarak altı ile on hafta arasında; haftada bir yapılacak görüşmeler şeklinde planlanmaktadır. Özel bazı hastalar için süreler kısalıp uzayabilmektedir.

Davranışsal terapilerin hastaların problemlerinin çözülmesinde etkisinin olduğu bilimsel olarak kanıtlanmış bir gerçektir.

Uyku Bozukluklarının Düzeltilmesi

Hastalığın en azından yorgunluk sendromu kısmının ortaya çıkmasında en önemli faktörlerden biri uykunun düzensiz olmasıdır. Hastalar günün olmadık saatlerinde uyumaya meyillidir. Ayrıca genel olarak REM uykusuna geçmek konusunda büyük sıkıntılar yaşarlar. Yani yapılan uyuma faaliyeti dinlendirici olmaktan oldukça uzaktır. Kronik yorgunluk sendromunun ortadan kaldırılabilmesi için uyku düzenin sağlanması ve uykunun kaliteli hale getirilmesi gerekmektedir. Kaliteli bir uykunun gece vakti olması ve en azından yedi saat sürmesi gerekir. Çalışılan işe ve psikolojik duruma göre uykunun süresi biraz da olsa uzayıp kısalabilir. Süreden bağımsız olarak uykunun oldukça kaliteli ve tek parça olması, gün içinde yaşanan yorgunluk probleminin bir nebze olsun ortadan kalkmasını sağlayacaktır.

Uykunun düzene oturtulması aşamasında, uykuyu bozan etmenlerin tespit edilmesi gereklidir. Huzursuz bacak sendromu veya uyku apnesi uyku kalitesinin bozulmasının başlıca sebeplerindendir. Bu gibi durumlar var ise tespit edilerek ortadan kaldırılması şarttır. Sonrasında ise ağrı gibi belirtilerin kuvvetli ağrı kesiciler ile ortadan kaldırılması gerekir. Son olarak da hastanın uyku sırasındaki davranışlarının özel uyku odalarında izlenerek, görünmeyen sebeplerin tespit ve tedavi edilmesi gerekmektedir.

Kronik yorgunluk sendromu tedavisinin en önemli aşamalarından birini, uyku düzeninin sağlanması oluşturur. Uykunun doğal yöntemlerle sağlanamadığı durumlarda, uygulanan ilaç tedavisine uyku ilaçları da eklenebilir. Ancak uyku ilaçları bir süre sonra sabit dozlarında etkiyi kaybettiklerinden dolayı doz artırımına gidilmediği takdirde işlevsiz kalmaktadır. Bağımlılık gibi sorunlar sebebiyle uykunun düzenlenmesi için olabildiğince doğal yöntemlerden yararlanılmaktadır.

Nefes Egzersizleri

Nefes düzeni ile metabolizmanın çalışması ve yorulması üzerinde derin bir bağlantı bulunmaktadır. Yumuşak dokularda meydana gelen iltihaplanma o bölgedeki oksijen miktarının yüksek derecede azalmasına sebep olmaktadır. Bu duruma, kişinin akciğer fonksiyonlarını yanlış kullanması veya gereksiz yorması da eklendiğinde, kritik noktalardan başlayan oksijensizliğe bağlı yorgunluk hali tüm vücudu sarmaktadır. Bu durumun önüne geçmek için kişinin kendi kendine uygulayabileceği nefes egzersizlerini tedavi boyunca ve sonrasında uygulaması gerekmektedir. Yapılan nefes egzersizleri ile vücudun oksijen seviyesi yükseltilmekte; dinç bir vücut için zemin oluşturulmaktadır. Ayrıca nefesin düzenlenmesi kan akışının da kontrol altına alınmasını sağlamaktadır.

Nefesin düzenlenmesi için yapılabilecek egzersizler şunlardır:

  • Sadece burundan solunum yapmak koşuluyla nefes alıp verme sürelerini eşitlemek, akciğer fonksiyonlarının düzene girmesini sağlayacaktır. Kişilerin boş buldukları anda yapması gereken şey nefeslerini alırken üçe; verirken de yine üçe kadar saymasıdır. Bu sayede nefes alıp verme süreleri eşitlenecektir. Sinir sisteminin rahatlamasında, odaklanmanın artmasında oldukça faydalı bir nefes egzersizidir. Günde beş defa ve üçer dakikalık olacak şekilde uygulanması, kronik yorgunluk sendromuna bağlı belirtilerin hafiflemesini sağlayacaktır.
  • Diyafram nefesi almak nefesin düzenlenmesi açısından oldukça faydalıdır. Genelde köpek pozisyonunda (dizler ve eller yere temas ederken) yapılan diyafram çalışmaları oldukça faydalıdır. Günde iki defa üçer dakikalık periyotlarla uygulanması, kronik yorgunluk sendromuna bağlı olarak gelişen belirtileri hafifletmek konusunda oldukça yardımcı olacaktır.
  • Burun deliklerini kapatıp açarak alınıp verilen derin nefesler, beyin lobları arasındaki bağlantının tazelenerek sinir sisteminin güçlendirilmesinde oldukça faydalıdır. Günde bir defa üç dakika olacak şekilde sağ burun kapalıyken soldan derin nefes alıp; sol burnu kapatıp sağdan o nefesi vermek ilgili durumun gerçekleşmesine ve kronik yorgunluk sendromuna bağlı olarak gelişen belirtilerin hafiflemesine neden olacaktır.
  • Nefes egzersizlerini olabildiğince artırmak mümkün olmakla birlikte hepsinin altında yatan temel mantık kısa ve hızlı nefes alımını durdurarak uzun ve yavaş nefesler almaktır. Bu sayede akciğer kapasitesi tam olarak kullanılacak, stres seviyesi üzerindeki baskı azalacaktır.

Fizik Tedavi Yöntemleri

Kronik yorgunluk sendromunun ortaya çıkmasında, yumuşak dokularda meydana gelen zayıflamanın büyük bir etkisi bulunmaktadır. Zayıflamaya sebep olan unsur bu bölgede ortaya çıkan iltihaplanmadır. Vücudun, bağışıklık sistemini kullanarak bu iltihaplanmalara müdahale edemiyor oluşu da hastalığın kronik hale gelmesinin sebeplerindendir.

Hastalığın tedavi edilmesinde kritik aşamalardan bir tanesi de fibromiyaljinin önlenmesine yönelik olarak gerçekleştirilen fizik tedavi uygulamalarıdır. Fizik tedavi uygulamalarının, kişinin evde yapacağı egzersiz hareketlerinden farkı, fizik tedavi uygulamalarının oldukça düzenli, hedefe yönelik ve kısa sürede sonuç getirici olmasıdır. Fizik tedavi diğer yöntemlerle kombine edilerek de kullanılabildiğinden ötürü tamamlayıcı tedavi yöntemi olarak anılmaktadır.

Hastalığın ortaya çıkardığı kronik ağrı, yorgunluk ve duruş bozukluklarının toptan olarak tedavi edilmesinde en etkili yöntem fizik tedavidir. Fizik tedavi sayesinde tüm bu belirtilerin oldukça hafiflemesi sağlanmaktadır. Fizik tedavi uygulamalarının genelde ikinci haftasından itibaren fark edilebilir sonuçlar alınmaya başlar. Sonrasında ise kaslar güçlenerek vücut direnci artmakta, bu artış da beraberinde bağışıklık sisteminin güçlenmesini getirmektedir.

Hastalığın tedavi edilmesi amacıyla uygulanan egzersizlerin derecesi tamamen hastanın özel durumuyla alakalıdır. Kasların güçsüz olmasından dolayı başlangıç aşamalarında yürüyüş gibi oldukça basit yöntemler seçilir. Vücudun fizik tedaviye bağlı olarak kondisyonunu kazanmasından sonra ise hastalığın tedavisi amacıyla daha ağır fizik tedavi yöntemlerine başvurularak hastalığın belirtilerinin ortaya çıkmasına sebep olan kas zayıflıklarının ve iltihaplanmaların tamamen ortadan kaldırılması amaçlanır.

Genelde basit bir yürüyüş veya hafif tempolu yüzme ile tedaviye başlanır. Haftalık periyotlarla üç defa ilgili egzersizin icra edilmesi gerekir. Amaç daha ağır yöntemlere zemin hazırlamaktır. Bu sebepten ötürü yürüyüş ve yüzme basit olsa da düzenli olmalıdır. Hangi gün, hangi saat yapıldığı tamamen netleştirilmelidir. Ayrıca yürüyüş egzersizinin tercihen açık havada, bol oksijenli ortamda yapılması gerekmektedir. Bu sayede iltihaba bağlı olarak oksijenlenme miktarı azalan kasların yeteri kadar oksijen alması sağlanabilir.

Kas dokularındaki sertliklerin azaltılması, kısalan kas dokularının normale döndürülmesi, zayıflayan kasların da güçlendirilmesi için germe – açma egzersizleri yapılmalıdır. Ayrıca özellikle kasları güçlendirme amacıyla da ağırlık kaldırma, itme ve çekme egzersizleri icra edilebilir. Vücut sağlığının maksimize edilmesi amacıyla da yoga gibi yöntemlere başvurulabilir.

Hastanın hangi egzersizi, hangi zamanda ve hangi düzende yapacağı tamamen fizik tedavi uzmanının kontrolü altındadır. Kişinin kendi kafasına göre spor yapmasının, düzenli ve hedefe yönelik olmayacağı için hiçbir faydası olmayacaktır. Süreç, hastanın özel durumu ile doğrudan alakalıdır. Diğer tedavilerin uygulama yoğunluğu, tedavi yönteminin kombini gibi unsurlar da fizik tedavinin nasıl olacağı konusunda belirleyici unsurlardır.

PRP Uygulamaları

Kronik yorgunluk sendromunun yani fibromiyaljinin ortaya çıkıp ilerleme göstermesinden sonra vücudun belli bölgelerinde fibrozit denilen yapılar ortaya çıkar. Fibrozitler kulunç benzeri yapılar olmakla birlikte kronik yorgunluk sendromunun ağır belirtilerinin ortaya çıkmasında anahtar role sahiptir. Bu anahtar role sahip olma durumunun ortadan kaldırılması amacıyla da fibrozitlerin tedavi edilmesi yani ortadan kaldırılması gerekmektedir.

Fibrozitler genelde kaslar ile kemiklerin bağ yaptığı noktalarda, nohut büyüklüğünde sertlikler olarak ortaya çıkarlar. Fizik tedavi uygulamaları ile tamamen ortadan kaldırılmaları mümkün değildir. Fibrozitlerin tedavi edilmesi için fizik tedaviye ek olarak bazı diğer yöntemlerin de uygulanması gereklidir ki bunların başında PRP yöntemi gelir.

PRP yöntemi vücudun iyileştirme kapasitesinin yapay şekilde yönlendirilmesi olarak tarif edilebilecek oldukça gelişmiş bir yöntemdir. Bu yöntem ile kişinin kendi vücudundan alınan trombosit isimli iyileştirici hücreler, iyileşmenin yeteri kadar sağlanamadığı bölgelere enjekte edilir. Enjeksiyonun yapıldığı bölgede trombosit miktarının aşırı şekilde artmasından dolayı beklenen iyileşme sağlanır.

Fibromiyaljinin ortaya çıkardığı fibrozitler, vücut tarafından iyileştirilemeyen yapılar olarak kabul edilir ve müdahale edilmesi şarttır. Fibrozitlerin ağrılı hale gelmesi halinde PRP yöntemine başvurulur. Kişinin vücudundan kan alınır ve santrifüj ile trombositler ayrılır. Özel maddelerle karıştırılarak solüsyon haline getirilen karışım fibrozitlerin üzerine enjekte edilir ve iyileşme sağlanır.

Tam iyileşmenin sağlanabilmesi için PRP uygulamasından sonra kasların uzatılması amacıyla fizik tedavi uygulamalarından yararlanılması gerekmektedir. Tek başına PRP uygulaması fibromiyaljinin tedavi edilmesi için yeterli bir yöntem değildir. Tek başına kullanıldığında sadece belirtilerin hafiflemesine yarayan yardımcı yöntemlerdendir.

Ozon Tedavisi

Fibromiyaljinin ortaya çıkmasından sonra vücudun belirli bölgelerinde sertlikler oluşur. Bu yapılar tek başlarına sertlik olmaktan çok o bölgeyi de etkisi altına alan olumsuz yapılar olarak adlandırılabilir. Bu yapıların bölgede yol açtıkları sıkıntıların başında da oksijensizlik hali ve kanlanmama gelir. Bu iki duruma bağlı olarak da yüksek şiddetli ağrıların hissedilmesi söz konusudur.

Genel olarak fibromiyalji hastalarının vücutlarındaki oksijen seviyesi düşüktür. Bu sebepten ötürü yorgunluk ve ağrı hissi üst seviyede hissedilmektedir. Hastalığın tam tedavisinin sağlanabilmesi ve hastanın hayat konforunun yükseltilebilmesi için belirtileri tetikleyen unsurların ortadan kaldırılması şarttır. Günümüzde oksijensizlik ve kanlanmama sorununun çözümü için uygulanan yöntemlerin başında da ozon tedavisi gelmektedir.

Fibromiyaljinin tedavi edilmesi amacıyla tıbbi ozon adı verilen bir madde kullanılır. Doğal ozon yapısı atmosfer basıncı altında doğrudan oksijene dönüş sağladığı için özel olarak üretilmesi gerekmektedir. Genelde kullanılan tıbbi ozon karışımı yüzde beş civarında ozon içerirken gerisi oksijendir. Bu bileşik çok iyi bir antioksidan olarak adlandırılır. Vücudun içerisindeki kana verildiğinde rahat bir şekilde iltihaplı yapıları ortadan kaldırıp bağışıklık sisteminin güçlenmesini sağlar. Ayrıca oksijenlenme miktarını da artırdığı için ikincil bir fayda sağlanmış olur.

Kanın ozon ile birleştirilmesi için uygulanan yöntemler vardır. Bu yöntemlerin başında da kişinin kanının alınıp ozon ile birleştirilmesi ve sonra tekrar enjekte edilmesi şekli en çok kullanılan yöntemdir. Bir seferde kanın tamamı alınamayacağı için de yöntem seanslar halinde uygulanır. İyi bir ozon tedavisi genelde yedi ile on arasında seanstan oluşmaktadır ve her seferinde iki yüz mililitre kan ozon ile birleştirilmektedir.

Elektroterapi (Tens, Ultrason, Enterferansiyel Akımlar, BioFeedback, HVGS)

Elektrik akımlarının vücudun tedavi edilmesi amacıyla kullanılmasına elektroterapi ismi verilmektedir. Amaç yüzey, deri ve derialtı bölgedeki derin kas yapılarının uyarılarak amaçlanan sağlık seviyesine ulaştırılmasıdır. Elektroterapi uygulamalarının amacı, fibromiyaljinin ortaya çıkardığı en net belirtilerden biri olan yumuşak doku ağrılarının ortadan kaldırılmasıdır.

Elektroterapi de diğer tüm yardımcı yöntemler gibi seanslar halinde uygulanır. Hangi yöntemin kullanılacağı tamamen doktorun inisiyatifinde olmakla beraber temel nokta kılcal damarların genişletilmesi ve yağ yakımının gerçekleştirilmesidir. Kılcal damarların genişlemesi kan akımını artıracağı için aynı zamanda oksijen miktarının artması anlamına da gelmektedir.

Seanslar genelde kırk beş dakika civarı sürmekle beraber yine kişiden kişiye ve ağrının şiddetine göre değişebilmektedir. Uygulama aşamasında ilgili bölgeye yerleştirilen elektrotlar yardımıyla çeşitli tiplerde akımlar gönderilmektedir. Gönderilen akımların hastalığın tipi ve ağrının şiddeti ile doğrudan alakası vardır. Yaklaşık olarak üç veya dördüncü seanstan itibaren tedavinin sonuçları alınmaya başlanır ve ağrının hafiflediği görülür.

Sıcaklık Ajanları

Sıcaklık ajanları vücudun dışından ilgili bölgeye müdahale edilmesini sağlayan araçlardır. Vücuda herhangi bir delik ya da kesi açılmaz. Dışarıdan etki eden malzemenin iç yapısı, fibromiyaljinin ortaya çıkardığı belirtileri hafifletmekte kullanılır. Bu tedavi yöntemi de ana tedavi yöntemi olmaktan çok hastalığın belirtilerini hafifletmek amacıyla kullanılan yardımcı tedavi yöntemidir.

Sıcaklık ajanlarını birçok alt başlıkta incelemek mümkün olmakla beraber amaçları bölgeyi ısıtarak damarları genişletmek ve oksijen akımını yükseltmektir. Ayrıca kas dokularındaki gerginliği de almaktadırlar. Bu sayede fibromiyaljinin ortaya çıkardığı sorunların birçoğu kısa süreli de olsa ortadan kalkmakta veya hafiflemektedir.

Nöralterapi

Fibromiyalji hastalarında ağrının ortaya çıktığı noktalar ok sekiz adettir. Bu on sekiz adet noktadan da genelde on bir tanesinde ağrı gözlenmesi söz konusudur. Ağrının belirli noktalarda beliriyor olmasına rağmen tüm vücutta hissediliyor olmasının sebebi, merkezi sinir sisteminin bu ağrıyı tüm vücuda dağıtıyor olmasıdır. Yani fiziksel anlamda ağrı oldukça kısıtlı iken sinirsel anlamda vücudun tamamına yayılmaktadır.

Nöralterapi, sinir sistemine müdahale edilerek ağrının tüm vücuda yayılmasının önüne geçmek amacıyla geliştirilen bir tekniktir. Olumsuz belirtilerin ortaya çıktığı noktalara nötralize edici maddeler verilerek olumsuz etkiler ortadan kaldırılır. Yöntemde kullanılan maddelerin yan etkisinin olmaması, tedavinin de yan etkisinin olmamasını sağlamaktadır.

Proloterapi

Fibromiyalji hastalığı yumuşak dokularda iltihaplanmaya sebep olur. Bu iltihaplanma zaman içerisinde yumuşak dokunun formunun bozulmasına, yani doku bozulmasının ortaya çıkmasına sebep olur. Normal koşullar altında bu dokuların iyileştirilmesinin vücut tarafından otomatik olarak yapılması gerekiyorken; hastalığı da ortaya çıkaran faktörlerden olan bağışıklık sistemi zayıflıkları, doku bozulmasına sebep olan faktörleri ortadan kaldıramadığı için iyileşme etkisi de sağlanamaz.

Fibromiyalji hastalarında bu iyileşme etkisinin sağlanabilmesi için ana tedaviye ek olarak birçok yöntem kullanılmaktadır. Bu yöntemlerden bir tanesi de proloterapi olarak geçmektedir.

Genel olarak PRP’yi de içerisine alan yöntemler bütünü olarak proloterapiyi ifade etmek mümkündür. Yumuşak dokuların kendini yenileyememesinin sebebinin bulunması ve sonrasında bu sebebin ortadan kaldırılması şeklinde icra edilen uygulamalardır. D vitamini takviyesi, PRP uygulaması, mineral takviyesi gibi uygulama çeşitleri mevcuttur.

Fibromiyalji (Kronik Yorgunluk Sendromu) Tedavi Öncesi

Hastalığın tedavisi oldukça uzun bir süreyi kapsayabildiği için, tedavinin öncesi ve sonrası iç içe geçmiş durumdadır. Fibromiyaljinin tedavi süreci, hastalığın doğru teşhis edilmesi ile ilintilidir. Yapılan teşhis, hastalığın nedenlerini ortaya çıkarmak konusunda ne kadar başarılı ise tedavinin tam olarak yapılabilme ihtimali o kadar artmaktadır.

Hastalığın tedavisine geçilmeden önce hastalığı ortaya çıkaran durumların tam olarak anlaşılması ve gerekiyorsa bu nedenlere yönelik olarak önlemler alınması gerekmektedir. Hastalığın genetik olarak ortaya çıkması durumunda ise doğrudan tedaviye geçilmelidir.

Kronik yorgunluk sendromunun tam teşhisinin yapılabilmesi için herhangi bir test mevcut değildir. Uygulanan testler vücudun değerlerini izlemeye yöneliktir. Bu sayede ilgili belirtilere sebep olabilecek her türlü diğer hastalık elenmiş olur. Yani fibromiyaljinin teşhis edilmesinde diğer hastalıkların elenmesinin en net yöntem olduğunu söylemek mümkündür.

Fiziki Muayene

Kronik yorgunluk sendromu her ne kadar psikolojik baskılar sonucu ortaya çıkan bir hastalık olsa da fiziki alanda da tespit edilebilir birçok belirti verir. Kişinin, kronik yorgunluk sendromu şüphesini oluşturabilecek belirtilerle doktora başvurmasından sonra ilk yapılacak şey hastanın fiziki olarak muayene edilmesi ve gerekiyorsa tarama testlerinden geçirilmesidir. Tarama testlerinin yapılması, belirtilere sebep olabilecek diğer hastalıkların varlığının olup olmadığı durumunun saptanması açısından oldukça önemlidir. Eğer ilgili belirtileri ortaya çıkarabilecek başka hastalık yok ise kronik yorgunluk sendromu şüphesi güç kazanır.

Yapılacak fiziki muayene şu esaslar çerçevesinde gerçekleştirilir:

  • Hastanın kendisinin ve ailesinin tıbbi geçmişi alınır. Tıbbi geçmişte belirtilerin ortaya çıkmasına sebep olabilecek bir unsurun var olup olmadığı araştırılır. Ayrıca genetik yatkınlık da ancak bu şekilde ortaya çıkarılabilir.
  • Hastaya, istemsiz olarak dişlerini gıcırdatıp gıcırdatmadığı sorulur. Kronik yorgunluk sendromunun net belirtilerinden birisi istemsiz olarak gerçekleştirilen dış kasmalarıdır.
  • Vücudun belirli olan on sekiz noktasından en az on bir adedinde ağrı olup olmadığı; eğer var ise de ne kadar süredir olduğuna bakılır. Eğer ağrılar on sekiz noktanın en az on bir tanesinde üç aydan uzun süreli ise doğrudan kronik yorgunluk sendromu teşhisi konulabilir.
  • Ortaya çıkaran kronik ağrının sebebi, yumuşak dokularda meydana gelen iltihaplanmadır. Ayrıca bu iltihaplanma bağ dokularının kasılmasına da sebep olur. Kasılmaya bağlı olarak kritik noktalarda kulunç benzeri sertlikler oluşur. Bu sertlikler genelde nohut büyüklüğünde yumrular şeklindedir. Fiziki muayenede bu nohut büyüklüğündeki yumrular aranabilir.
  • Kronik ağrıya en çok eşlik eden belirti kronik yorgunluktur. Kişi, uyumasına rağmen sürekli yorgun hissedebilir. Ağrıya eşlik eden sürekli yorgunluk halinin bulunması da kronik yorgunluk sendromu tanısının konulması için yeterlidir.
  • Ağrıyı ve yorgunluğu pekiştiren durumlardan birisi olan uyku sorunlarının varlığı hastadan sorulur.
  • Hastaların karakter analizi yapılır. Fibromiyalji hastalarının kendine has karakterleri vardır. Genelde mükemmeliyetçilik olarak adlandırılabilecek bu karakter tarzı, hastalığı ortaya çıkaran en net sebeplerden olan stresin tetikleyicisi konumundadır.
  • Şikayetlerle başvuran kişilere, ağrılarının stresli zamanlarda artıp artmadığı sorulur. Kronik yorgunluk sendromu hastalarında ağrı, stresle beraber artmaktadır.
  • El ve ayakların uç noktalarında sürekli olarak uyuşma hissinin olup olmadığı kontrol edilir.
  • Kalp çarpıntısı nadiren de olsa kronik yorgunluk sendromu ile beraber görülebildiğinden ötürü kişide buna yönelik şikayet olup olmadığı araştırılır.
  • Mide ve bağırsak problemlerinin olup olmadığı; var ise süreklilik arz edip etmediği araştırılır.
  • Fibromiyalji hastalarında genelde B vitaminlerini sentezlemekle ilgili sıkıntılar olduğu için hafıza problemleri ortaya çıkar. Bunların var olup olmadığı araştırılır.
  • Fiziksel muayenenin kapsamı tamamen doktorun tecrübesine, ayırt edebilme kapasitesine, kullanılan tarama testlerine ve hastanın özel durumuna göre değişkenlik göstermektedir. Hastalığı teşhis etmek oldukça zor olduğundan dolayı uzmanlık oldukça önemli bir faktördür.

Fibromiyalji (Kronik Yorgunluk Sendromu) Tedavi Sonrası

  • Hastalığın teşhisi kadar tedavisi de oldukça zordur. Ayrıca tedavinin oldukça uzun bir sürece yayılmış olması da hastalığın tedavi anı ile sonrasının birbirine geçmesine sebep olmaktadır. Hastalığın teşhis edilmesiyle beraber tedaviye geçildiği için, hastaların burada belirtilenlere daha en baştan dikkat etmeye başlaması gerekmektedir.
  • İyi bir tedavi sürecinin yürütülebilmesi için ilaçlı tedaviye ve psikolojik desteğe ek olarak tedavi sonrasında dikkat edilmesi gereken hususların başında hayat tarzının stresten uzaklaştırılması gelmektedir. Stresten uzaklaşmak hem hastalığın daha kolay tedavi edilmesini sağlar hem de hastalığın tekrarlama riskini oldukça azaltır.
  • Tedaviden sonraki aşamada hastaların verilen tedavilere harfiyen uymak ve istikrarlı şekilde tedavilerini devam ettirmek dışında yapabilecekleri pek bir şey yoktur. Tedavi süreci ve sonrasında kullanılan yöntemlere bağlı olarak daha sakin ve stressiz olunacağı için tedavinin devam ettirilmesi görece kolaydır.

Yaşam Tarzı Değişikliklerinin Gerçekleştirilmesi

Kronik yorgunluk sendromunun yani fibromiyaljinin tedavi süreci oldukça komplekstir. Bu kompleks yapının içerisine, tedavi süreci ve sonrasında hastanın hayat tarzında yapması gereken değişiklikler de girer. Bu değişikliklerin yapılması hem hastalığın kolay tedavi edilmesini sağlar hem de hastalığın sonradan tekrarlamasının önüne geçilir. Esasen stresten uzaklaşma yolunda atılacak her türlü adım hayat tarzı değişikliği olarak adlandırılabilir.

Yapılması gereken değişiklikleri genel başlıklar altında belirtmek gerekirse:

  • Sağlıklı beslenme hayat tarzı değişikliklerinin başında gelmektedir. Lifli gıdaların tüketilmesi, dengeli beslenilmesi ve yemek yenilen öğünlerin düzenlenmesi oldukça önemlidir. Vücudun belirli bir düzene oturtulması, sindirim sisteminin rahatlamasına; sindirim sisteminin rahatlaması da genel olarak vücudun rahatlamasına sebep olacaktır. Bu zincir stresten kurtulmak için oldukça önemlidir.
  • Spor yapmak en az sağlıklı beslenmek kadar önemlidir. Tedavi süreci ve sonrasında günde en az bir saat spor yapılması metabolizmanın düzenlenmesi ve kafa dağıtılması açısından önemlidir. Bu durum stresin vücuttan uzaklaşmasını sağlayacaktır.
  • Düzenli uyku beslenmenin ve spor yapmanın getirdiği faydaların pekiştirilmesi için önemlidir. Ayrıca kronik yorgunluk ortadan kaldırılabilmesi düzenli uyku ile mümkündür.
  • Şehir yaşamından kurtulmak tüm bu faaliyetlerin başarıya kavuşması için en önemli maddedir. Kronik yorgunluk sendromuna yakalanan kişilerin şehir yaşamına bağlı olarak aşırı stres altında kalması; iş yaşamının baskılarına dayanamaması gibi gözlemler yapılmaktadır. Bu sebeplerden ötürü kişilerin daha geniş alanların bulunduğu, daha az insan olan bölgelere taşınması hastalığın tedavisi için fayda sağlayacaktır.
  • Ayrıca birçok faktör daha sayılabilir. Tamamen kişinin özelinde gerçekleşen bu durumların temeli stresten uzak durmaktır. Tedavi sürecinde asıl amaç hastalığa sebep olan stresin ortadan kaldırılması olduğu için, hastaların da yapacakları değişiklikler ile bu sürece destek vermesi gerekmektedir. Ayrıca düzenli bir hayat yaşanması, stresin sonradan da hayata girmemesi açısından önem taşır. Kişiler hayatlarının tamamını belirli bir düzene oturtmak zorundadır.

Sık Sorulan Sorular

Hastalığın detaylı olarak incelenmesi ve tedavi yöntemlerinin verilmesinden sonra risk grubunda olanların veya halihazırda bu hastalığı taşıyanların kafasında soru işaretleri oluşabilir. Bu soru işaretlerinin giderilmesi için ortaya çıkabilecek soruları spesifik başlıklar altında cevaplamak gerekmektedir.

Doktora gidilmeden fibromiyalji tedavi edilebilir mi?

Hastalık hem derin bir psikolojik travmaya hem de fiziksel sebeplere bağlı olduğu için kesin tedavi için mutlaka doktora gidilmelidir. Tıbbi tedavi harici tüm yöntemler hastalığın belirtilerini hafifletmek için kullanılır.

Fibromiyalji tedavisinde kullanılan ilaçlar bağımlılık yapar mı?

Kullanılan ilaçların bazıları bağımlılık yapmaktadır ancak doktorlar bu durumu göz önüne alarak doz ayarı yapmaktadır. O sebepten ötürü, tedavi süresince yazılan ilaçları dozunda kullanmak önemlidir.

Fibromiyalji alternatif tıp ile tedavi edilebilir mi?

Hastalığın alternatif tıp ile kesin olarak tedavi edilmesi mümkün değildir. Alternatif tıp yöntemleri ancak tamamlayıcı ve belirti hafifletici konumunda olabilmektedir.

Depresyon ile fibromiyalji arasındaki fark nedir?

Depresyon tamamen psikolojik kaynaklı olarak ortaya çıkarken fibromiyalji fiziksel olarak da kaynak bulmaktadır. Ayrıca belirtiler açısından depresyon daha kısıtlı kalmaktadır.

Fibromiyalji istirahat ile geçer mi?

Hastalığın istirahat ile geçmesi söz konusu değildir. Kompleks bir tedavi süreci uygulanmalıdır.

Fibromiyalji cinsel isteksizlik oluşturur mu?

Hastalığın belirtilerinin şiddetli olması durumunda cinsel isteksizlik olmaktadır.