Fibromiyalji (Kronik Yorgunluk Sendromu)

Fibromiyalji (Kronik Yorgunluk Sendromu)
Fibromiyalji (Kronik Yorgunluk Sendromu)

 

Hastalık halk arasında kronik yorgunluk sendromu olarak bilinse de tıp literatüründeki adı fibromiyaljidir. Hastalığın tarihi 1800’lü yılların ortasına kadar dayandığı için zaman içerisinde değişen isimler altında varlığını sürdürmüştür. Hastalığa fibromiyalji denilmeden önce miyofibrozit gibi isimler de kullanılmıştır. Hastalığın isimlendirilmesine bağlı herhangi bir farklılık oluşmadığından dolayı, bu isimlerin bilinmesinde fayda vardır.

Hastalığın ismini oluşturan miyo kas, alji ağrı ve fibro ise kasların tutunduğu bağ dokusunun ismini ifade etmektedir. Yani isminden hareketle hastalığı kas bağ dokularında meydana gelen ağrı olarak tanımlayabiliriz. Hastalık esasen yumuşak dokularda meydana gelen romatizma olarak bilinmektedir ve tüm belirtilerini de romatizma ağırlıklı olarak vermektedir. Yani sanıldığının aksine fibromiyalji sadece psikolojik kökenli bir hastalık değildir. Kökenleri hem psikolojik hem de fiziksel tarafta bulunmaktadır.

Hastalığın görülme sıklığı oldukça fazla olmasına rağmen teşhisi için spesifik bir test olmadığı; hastalığın belirtileri ile diğer tüm hastalıkların belirtileri arasında benzeşmeler olduğu için tespiti oldukça zordur. Günümüzde yaklaşık olarak toplumun yüzde üç ile dördünde kronik yorgunluk sendromuna rastlanmaktadır. Hastalığı ortaya çıkaran faktörlerin, günümüzde iş yaşamında ve sosyal yaşamda oldukça etkin olmasından dolayı yıldan yıla hastalığa yakalanan insan sayısı artmaktadır.

Hastalık, tüm romatizmal hastalıklar içerisinde en sık rastlanan ikinci romatizmal hastalık tipidir. Bu sebepten ötürü üzerine oldukça sıkı çalışılması gerekliliği bulunmaktadır. Hastalığın belirtilerinin hayat kalitesini oldukça düşürmesi söz konusu olduğundan dolayı hem kişinin hayatını hem de toplumdaki aktif çalışma gücünü / kapasitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Tespitinin oldukça zor olmasının yanında hastalığın tedavisi de oldukça zor olduğundan dolayı, hastaların hastalık hakkındaki tüm detayları bilmesi, bilinçlenme seviyesinin artması açısından oldukça önem taşımaktadır.

Hastalığı ortaya çıkaran sebepler genelde psikolojik kaynaklı olmakla birlikte fiziksel kaynaklı gelişimler de söz konusudur. Hastalığın yayılıp genişlemesinde, kronik hale gelmesinde psikolojik etkilerin oldukça büyük yeri bulunur. Yani hastalığın tedavisi aşamasında psikolojik yardımın da etkisi büyüktür.

Hastalığın görüldüğü insanlar kadın ağırlıklıdır. Erkeklerde de görülüyor olmasına rağmen kadınları daha çok etkisi altına alan bu hastalık genelde yirmi ile elli yaş arasında maksimize olmakta; eşlik edici psikolojik hastalıklarla beraber insan hayatını yaşanmaz bir hale getirebilmektedir. Hastalığın migren, depresyon, travma sonrası stres bozukluğu ve diğer birçok hastalıkla beraber görülebilmesi söz konusudur.

İnceleyen ve onaylayan: Prof. Dr. Mehmet Soy

Fibromiyalji Hakkında

Fibromiyalji yani halk arasında daha çok bilinen adıyla kronik yorgunluk sendromu en ufak hayati risk dahi oluşturmamasına rağmen oldukça tehlikeli bir hastalıktır. Hastalığın tehlikeli olduğu kısım, hayatı yaşamayı oldukça zorlaştırıyor oluşudur. Hastalığa yakalanan kişiler genelde bir insanın yaşaması gereken hayat konforunun oldukça uzağında konumlanmaktadır. Bu yüzden hastalığa bağlı olarak birçok komplikasyon gelişmekle beraber sosyal ve iş yaşamında başarısızlıklar ortaya çıkmaktadır.

Hastalığın geçmişi oldukça eskidir. Klinik olarak tanımı bir yüzyıl önce yapılmış olsa da hala nedenleri konusunda büyük tartışmalar vardır. Hastalığı ortaya çıkaran sebepler genelde psikolojik kaynaklı olduğundan ve insan psikolojisi de karanlık birçok nokta barındırdığından dolayı bu tür tartışmalar ortaya çıkmaktadır.

Hastalık, vücudun belli bölgelerinde yoğunlaşan kas dokularında meydana gelen romatizma olarak adlandırılabilir. Bu bölgeler vücudun enerji hatları olarak görev yaptığı için meydana gelen romatizma durumu tüm vücudu derinden etkilemektedir. Hastalığın ortaya çıkışından sonra sürekli ağrı olarak tarif edilebilecek bir belirti görülmektedir. Başta, kas dokularının yoğun olarak bulunduğu bölgeler olmak üzere vücudun neredeyse tamamını etkisi altına alan bu sebepsiz ağrı, günden güne artmaktadır. Ağrıya bağlı olarak uykusuzluk, sürekli yorgunluk, iştahsızlık gibi birçok problem ortaya çıkmaktadır.

Fibromiyalji hastaları genelde eğitim ve sosyal konum olarak orta ve orta – üst olarak tarif edilebilecek konumdadır. Hastalığın ortaya çıkmasında katalizör görevi gören durumların genelde bu sosyal konumlar üzerinde etkili olması, orta – üst konumdaki kişileri doğrudan risk grubu içerisine sokmaktadır. Esasen fibromiyaljiyi beyaz yakalı hastalığı olarak tanımlamak mümkündür. Beyaz yakalı iş gücünün günümüzde toplam işgücü içerisinde kapladığı alan da düşünüldüğünde, hastalığın ne kadar büyük kitlelere yayıldığı veya yayılabileceği tahmin edilecektir.

Hastalığın, diğer birçok hastalıkla ortaklaşan belirtisinin olması, teşhis aşamasının oldukça zorlaşmasına sebep olmaktadır. Doğrudan fibromiyaljinin tanısı için geliştirilmiş bir laboratuvar testi olmadığı için de hastalığın karıştırıldığı diğer hastalıkların elenmesi şeklinde ilerleyen oldukça zahmet verici bir teşhis süreci bulunmaktadır. Teşhis sürecinin başarılı sonuçlanması ve devamında fibromiyalji teşhisinin konması durumunda bile işler oldukça zordur. Hastalığın tedavisi de en az teşhisi kadar zor olduğundan dolayı, alanında uzman ve multidisipliner tedavi ilkelerine hakim olan uzman bir doktora ihtiyaç duyulmaktadır. Tedavi aşamasında ısrarcı olunması en az doğru tedavi yönteminin seçilmesi kadar önemlidir. Fibromiyalji gibi temellerini psikolojik alandan alan bir hastalığın tedavisi ancak hastalığı ortaya çıkaran nedenlerin tam olarak ortadan kaldırılması ile mümkün hale gelmektedir.

Fibromiyalji Nedir

Kronik yorgunluk sendromu oldukça kompleks bir hastalıktır. Hastalığın fiziki varlığının oldukça güç anlaşılabiliyor olmasından dolayı, hastaları dahi bu hastalığın varlığına inandırmak güçtür. Hastalık, yumuşak kas dokularında ortaya çıkan romatizma olarak bilinmektedir. Yani klinik seviyede romatizma hastalıkları ile beraber incelenmektedir. Hatta istatistiksel olarak incelendiğinde, tüm dünya üzerinde en çok görülen ikinci romatizma hastalığıdır.

Bilindiği üzere vücut, enerji aktarımını kaslar ve sinir sistemi ile yapmaktadır. İnsanın hareket edebilmesini, herhangi bir işi tamamlayabilmesini sağlayan unsurlar kas dokularıdır. Bu kas dokularında da hareketlere veya diğer dışsal etkilere bağlı olarak birçok hastalık gelişmektedir. Eklemlerde ve kaslarda en çok ortaya çıkan hastalık ise romatizmadır. Romatizmanın görüldüğü alana göre isimlendirilmesi söz konusu olduğundan dolayı, yumuşak kas dokularında görülen romatizmaya fibromiyalji adı verilmektedir. Romatizma, eklemlerde veya kaslarda kötü huylu iltihap birikmesi olarak tanımlanabilir. Bu sıvı birikmesi kasların çalışma yapılarını etkileyerek, biriktikleri bölgede çeşitli belirtilerin ortaya çıkmasına sebep olurlar. Özellikle fibromiyaljide ortaya çıkan bu belirtiler, sıvının biriktiği noktaların oldukça kritik olmasından dolayı tüm vücuda yayılırlar.

Hastalık genellikle hizmet sektörü ağırlıklı iş gücüne sahip ülkelerde yoğunlaşmakla beraber, çeşitli tedavi yöntemlerinin varlığı dolayısıyla yoğunluğu gelişmiş ülkelerden daha çok gelişmekte olan ülkelere atmış durumdadır. Ülkemiz başta olmak üzere birçok gelişmekte olan ülkede fibromiyalji vakalarına sıkça rastlanmaktadır. Türkiye’de yaklaşık olarak bir milyon üç yüz bin fibromiyalji hastası olduğu sanılmakla birlikte hastalığın teşhisinin oldukça zor olmasından dolayı bu sayı netleştirilememektedir. Hastalığın gelişmekte olan ülkelerde bu kadar sık görülüyor olmasının sebebi, yumuşak kas dokusunu etkileyen unsurların bu ülkelerde daha çok görülüyor olmasıdır. Yani kişiler, oturarak dahi çalışıyor olsalar kas dokularına inanılmaz derecede baskı oluşturmaktadır. Bu baskının oluşturuluyor olmasının sebebi ağır ve düzensiz çalışma koşulları, uygun çalışma ekipmanlarının olmayışı ve kişilerin bilinçsizliğidir.

Hastalığın kökenlerini hem psikolojik travmalarda hem de fiziksel travmalarda ve eksikliklerde bulmak mümkündür. Sebep skalasının oldukça geniş olması, hastalığın teşhisini oldukça zorlaştırmaktadır. Fibromiyaljiyi ortaya çıkaran sebeplerin birçoğu, fibromiyalji ile benzer ama aynı olmayan hastalıkları da ortaya çıkardığı için hastalıkların belirti kısmında da karışmalar olmaktadır. Bu durum da hem teşhisi hem de tedaviyi oldukça güç hale getirmektedir.

Kronik yorgunluk sendromu genelde tek başına görülen bir hastalık değildir. Hastalığa sebep olan faktörler birçok diğer hastalığı da beraberinde getirir. Depresyon, travma sonrası stres bozukluğu, migren bunlardan bazıları olmakla birlikte doğrudan doğruya diğer romatizmal hastalıklarla birlikte de görülebilir. Görüldüğü hastalıkların belirtileri ile fibromiyalji arasında doğrusallık bulunur. Yani beraber görüldüğü hastalıklar ile fibromiyalji belirti ve sonuç kısmında birbirini destekler nitelikler göstermektedir. Yani bir hastalık, diğer hastalığın belirtisinin daha şiddetli görülmesine sebep olabilmektedir.

Hastalığın ortaya çıkardığı en tehlikeli belirti hayat kalitesinde meydana getirdiği düşüşlerdir. Bu kalite düşüşüne bağlı olarak kişinin sosyal yaşamında aksamalar meydana gelir. Örneğin iş yaşamında, okul yaşamında veya doğrudan sosyal çevresinde başarısız hale gelebilir. Kronik yorgunluk sendromuna bağlı olarak gelişen psikolojik yorgunluk yani zihinsel yorgunluk durumu bu etkinin ortaya çıkmasında oldukça etkilidir.

Fibromiyalji, diğer hastalıklarla oldukça sık karıştırılan bir hastalıktır. Hastalığın belirtilerinin diğer birçok hastalıkla ortak olması böyle bir durumun ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Hastalar, fibromiyaljinin belirgin belirtilerini kendilerinde gördüklerinde doğrudan doğruya kronik yorgunluk sendromu teşhisini konulabilmektedir. Fibromiyaljinin mevcut olabilmesi için vücudun belirli bölgelerinde en az üç ay süren – sürmekte olan ağrının bulunması şarttır. Yani kısa dönemli olarak ortaya çıkan ağrılar hastalığın varlığına işaret etmemektedir.

Fibromiyaljinin Birlikte Görüldüğü Hastalıklar

Fibromiyalji hastalığını ortaya çıkaran nedenler ile diğer bazı hastalıkları ortaya çıkaran nedenler aynı olduğu için fibromiyalji ile beraber görülen hastalıklar bulunmaktadır. Bu hastalıklar fibromiyaljiyle aynı kaynaktan beslenebilir, fibromiyaljinin oluşmasına sebep olabilir veya fibromiyalji bu hastalıkları ortaya çıkarabilir. Her durumda da hastalıkların belirtileri birbirini besleme eğilimindedir.

Hastalığın esasen birçok hastalığın sebebi olması da, fibromiyalji ile görülen hastalıkların belirtilmesini zorunlu kılmaktadır. Ancak bu sayede hastalar diğer hastalıklar ile fibromiyalji arasında farkı görerek hareket edebilecektir.

Fibromiyalji ile beraber görülen hastalıklardan kısaca bahsetmek gerekirse:

  • Depresyon, fibromiyalji ile en çok karıştırılan hastalık olmakla beraber fibromiyaljinin daha kompleks olması yönünden depresyon ile ayrılmaktadır. Ayrıca kronik yorgunluk sendromunun fiziksel bir tabanı bulunurken depresyonda böyle bir taban bulunmamaktadır. Depresyon dışsal uyarıcılara karşı tepki verme şiddetinin düşmesi ve tepki süresinin azalması olarak tarif edilebilecek psikolojik bir rahatsızlıktır. Depresyon uzun süreli olabileceği gibi oldukça kısa süreli olarak ortaya çıkabilir. Depresyon ile kronik yorgunluk sendromunun ortaya çıkış sebepleri benzer travmalardan kaynaklandığı için beraber görülebilmeleri de söz konusudur. Depresyonun en net belirtisi karamsarlık halidir. Bu karamsarlık haline bağlı olarak sürekli bir yorgunluk hali oluşabilir ancak yorgunluğa, belirli bölgelerde toplanan sürekli ağrı eşlik etmez. Depresyon ile fibromiyalji arasındaki ayırıcı tanı ağrının varlığı ve sürekliliği üzerinden konulabilir.
  • Migren, genelde fibromiyaljinin ortaya çıkmasından sonra ortaya çıkar ve hastalığa eşlikçi konumundadır. Nadiren kronik yorgunluk sendromunun ortaya çıkmasına sebep olduğu gözlemlenmiştir. Migren baş bölgesinde meydana gelen yoğun şiddetli ağrıdır. Birçok sebebe bağlı olarak gelişebilir. Genelde kronik olarak görülür, klasik ağrı kesici yöntemleri ile tedavi edilmesi mümkün değildir. Işığa aşırı hassasiyet gibi belirtilerin ortaya çıkmasına neden olur ve kronikleşmiş tipi bir süre sonra depresyon riskini artırır. Yani ileri seviyeli migrenlerde belirtiler depresyon ile kesişerek fibromiyalji ile birleşmeye başlar.
  • Travma sonrası stres bozukluğu genelde fibromiyaljiden önce ortaya çıkan hastalıklardır. Stres bozukluğu ile psikolojik durum arasında; psikolojik durum ile kronik yorgunluk sendromu arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Kişinin, normal hayat akışındaki stres seviyesini bir anda değiştirecek olayları travma olarak tanımlamak mümkündür. Örneğin kişinin çok korkmasına sebep olabilecek bir olay aynı zamanda travma da yaratacağından ötürü, bu olaydan sonra travma sonrası stres bozukluğu ortaya çıkma riski oldukça yüksektir. Hastalığın belirtileri genelde fibromiyaljiyi ortaya çıkaracak olan ruhsal durumu tetiklemektedir. Bu sebepten ötürü fibromiyalji öncesi hastalıklardan birisi olarak sınıflandırılabilir.
  • Hassas bağırsak sendromu, fibromiyaljiye eşlik eden hastalıkların başında gelmektedir. Genelde belirtiler noktasında kronik yorgunluk sendromu ile kesişmekle birlikte tek sebebi bu değildir. Birçok sebebe bağlı olarak da fibromiyaljiden bağımsız olarak gelişebilir. Toplumun yüzde onluk kesimini etkisi altına aldığı için oldukça yaygın bir durumdur. Genel olarak yapısal bir bozukluk olmadığı halde bağırsak fonksiyonlarında meydana gelen bozulmayı ifade eder.
  • Kronik yorgunluk sendromu ayrıca romatizma kaynaklı diğer hastalıklar ile bağışıklık sisteminin zayıflığına bağlı olarak gelişen hastalıklarla beraber görülebilmektedir. Bağışıklık sisteminin zayıf olması, oluşan iltihaplanmalara müdahale edilememesi anlamı taşıdığından dolayı kronik yorgunluk sendromuna sahip hastalarda bağışıklık sisteminin zayıf olması ihtimali oldukça kuvvetlidir. Bağışıklık sisteminin zayıf olması da hastalığa birçok diğer hastalığı eşlik etmesi ihtimalini artırır.

Fibromiyalji Tedavisi

Fibromiyalji hastalığının tedavisinde altın kural hastalığı ortaya çıkaran nedenin tam olarak bulunmasıdır. Ancak ve ancak hastalığın nedeni tam olarak bulunduğunda tedavi tam olarak yapılacak ve hastalık tekrarlamamak üzere ortadan kaldırılabilecektir. Hastalığın tedavisinde multidisipliner bir yaklaşım izlenir. Bunun sebebi, hastalığın ortaya çıkış ve seyrediş tarzının oldukça kompleks olmasıdır. Hastalığın tedavisi için psikolojik imkanlardan ve medikal unsurlardan sonuna kadar yararlanılır.

Hastalığın tedavisine uzun bir gözlem süreci ile başlanmaktadır. Bu gözlem süreci hastalığın ayırıcı tanısının konulması için gereklidir. Ayırıcı tanı yapılıp hastalığı ortaya çıkaran neden tam olarak bulunduktan sonra ilaç tedavisi ile yola devam edilmekte ve bu arada da psikolojik destek sunulmaktadır. Hastalığın oldukça kompleks olması, hastalığın tedavisinin de ince planlanması gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır. İlaç tedavisi ile psikolojik destek beraber yürütülürken aynı zamanda hastanın hayat tarzında da değişiklikler yapması beklenmektedir.

Hastalığın tam olarak tedavi edilebilmesi için uzun süreler gerektiğinden dolayı tedavide ısrarcı ve istikrarlı olunması şarttır. Tedaviye başlanırken ortaya konulan hedeflerin ve yöntemin ısrarla sürdürülmesi gerekir. Yani sık sık karar ve yöntem değiştirmek hastalığı tedavi etmekten çok hastalığın daha da şiddetlenmesine sebep olacaktır.

Hastalığın ilaçlarla tedavisinin temelini şu ilaçlar oluşturur:

  • Antidepresan grubu ilaçlar ile hastanın stres seviyesi düşürülür. Hastalığın katalizörü olabilecek her türlü unsur bu sayede hafifletilir veya ortadan kaldırılır.
  • Kas gevşeticiler ile vücudun belirli bölgelerinde ortaya çıkan fibrozitler (yumuşak doku sertleşmeleri) ortadan kaldırılır veya hafifletilir. Bu sayede hastalığın belirtilerinin hafiflemesi veya tamamen ortadan kalkması sağlanır.
  • Ağrı kesiciler, hastaya uygun olarak belirlenmiş dozda verilerek hastalığın en net ve ayıcı belirtisi olan ağrıların ortadan kalkması sağlanır. Bu sayede hastanın hayat konforunda iyileşmeler sağlanır ve sosyal yaşam başarılı hale getirilir.
  • Uyku düzenleyici ilaçlar ile hastanın kesintisiz ve dinlendiren bir uyku süresi geçirmesi sağlanır. Bu sayede kronik yorgunluğa dair birçok belirti ortadan kaldırılır.
  • Destekleyici ilaçlar ile hastalığın süresi boyunca oluşan kayıplar telafi edilir ve hormon salgılama düzeyleri normale getirilir. Genelde vitamin ve mineral bazlı ilaçlar destekleyici olarak kullanılmaktadır. Ayrıca antioksidan içeren ilaçlar bağışıklık sistemini güçlendirdiği için fibromiyalji tedavisi boyunca hastaya verilebilmektedir.

Hastalığın ilaçlı tedavisinde kullanılan ilaçlardan bazılarının olumsuz yönleri de bulunmaktadır. Başta antidepresanlar olmak üzere uyku düzenleyiciler de bu sınıfa girdiğinden dolayı olumsuz yönlerini saymakta fayda bulunmaktadır:

  • Antidepresanlar ve uyku düzenleyicilerin uzun süreli kullanımı bağımlılık yaratabilmektedir. Bu sebepten ötürü belirli bir süre kullanımdan sonra mutlaka ara verilmelidir.
  • Antidepresanlar ve uyku düzenleyiciler ile ağrı kesicilerin belirli bir süre sonra dozları yetmemeye başlar. Eğer hasta sürekli olarak kullanıyor ise doz artırımı gerekmektedir.
  • Kullanılan üç ilaç grubunun böbrek, mide ve bağırsak fonksiyonları üzerinde olumsuz etkisi bulunmaktadır. Bu sebeple kullanımlarına mutlaka ara verilmelidir.

Hastalığın ilaçlı tedavisi sürerken ayrıca uygulanması gereken bazı prosedürler bulunmaktadır. Ancak bu prosedürlerin doğru uygulanması halinde hastalığın tam tedavisi mümkündür. Genelde, ilaçlı tedaviye destek olarak sunulan bu yöntemler ise kısaca şunlardır:

  • Hayat tarzının değiştirilmesi. Uyku, beslenme ve spor alışkanlıklarının kazanılması.
  • Stres oluşturan her türlü ortam ve durumdan uzaklaşmak. Stressiz bir hayat sürmek.
  • Psikolojik destek sunulması. Hastanın dertlerinin uzman bir hekim tarafından çözüme kavuşturulması.

Ayrıca hastalığın tedavisinde:

  • PRP bazlı tedaviler,
  • Ozon tedavisi,
  • Elektroterapi uygulamaları,
  • Sıcaklık ajanları,
  • Doku masajı,
  • Nöralterapi,
  • Proloterapi,

Gibi uygulamalardan da yararlanılabilmektedir. Çoğu, hastalığın temel sebebini değil belirtilerini ortadan kaldırdığı için destekleyici unsur olarak görülmektedir. İlaç tedavisinin yanında hangisinin ya da hangilerinin uygulanacağı tamamen hastanın özel durumu ile alakalıdır.

Fibromiyalji (Kronik Yorgunluk Sendromu) Nedenleri

Hastalık temelde yumuşak dokularda meydana gelen iltihaplanma olarak bilinir. Yani hastalığın nedenleri ile bilindik tarzdaki romatizma hastalıklarının ortaya çıkış nedenleri arasında paralellik bulunmaktadır. Ancak fibromiyalji, diğer romatizma hastalıklarının ortaya çıkışında etkili olmayan bazı faktörlerden de etkilenmektedir.

Hastalığın temelinin hem psikolojik hem de fiziksel tarafta bulunması, hastalığı ortaya çıkaran nedenlerin oldukça fazla olmasına sebep olmaktadır. Bu geniş spektrumda esasen yüzlerce sebep sayılabilecekken, hastalığın ortaya çıkmasında en çok tespit edilenleri saymak yeterli olacaktır. Diğer durumlarla nadiren karşılaşıldığı için ancak detaylı bir inceleme sonucu belirlenebilirler. Bu sebepten ötürü, kimlerin risk grubu içerisinde yer aldığının kısmen tahmin edilebilmesi için, hastalığı ortaya çıkaran nedenlerden en sık karşılaşılanları saymak yeterli olacaktır.

Bağışıklık Sistemi Zayıflıkları

Bağışıklık sistem, içerisinde barındırdığı elemanlar sayesinde vücudu zararlı olabilecek her türlü dış etmene karşı korumakla görevlidir. Herhangi bir yol ile vücuda giren ve zararlı olan maddelerin ayıklanarak yok edilmesi bu görevlerden biridir. Ayrıca bu ve bunun gibi maddelerin oluşturdukları iltihaplanmalar da bağışıklık sisteminin görev alanına girmektedir.

Bağışıklık sistemi kuvvetini beslenme, uyku ve spor düzeninden alır. Daha çok beslenme olmakla birlikte hayat tarzının bağışıklık sistemi üzerindeki etkisi oldukça büyüktür.

Yabancı bir madde vücuda girdiğinde bağışıklık sistemi tarafında T ve B lenfositleri bölgeye yönlendirilmekte ve antikor üretimi sayesinde o yabancı madde ortadan kaldırılmaktadır. Sağlıklı bir bağışıklık sisteminde, kan içerisindeki lenfosit miktarı oldukça yüksektir. Bu sebep ötürü, bağışıklık sisteminin etkinliği kan sayımları ile yapılabilmektedir.

Hangi sebepten olduğu bilinmemekle beraber kişi sağlıklı olsa bile bağışıklık sisteminde zayıflamalar görünebilmektedir. Yumuşak dokularda meydana gelen iltihaplanma olarak bilinen fibromiyalji de bu zayıflıktan yararlanarak kendine yaşama şansı bulmaktadır. Yumuşak dokularda meydana gelen iltihaplanma bağışıklık sisteminin saldırısına uğramaz veya zayıf bir saldırı ile püskürtülmeye çalışılır. İşini, herhangi bir sebebe bağlı olarak iyi yapmayan bağışıklık sistemi doğrudan hastalığın sebebi olmasa da destekleyici unsur olarak görülebilir.

Ayrıca bazı durumlarda bağışıklık sisteminin doğrudan doğru ilgili dokulara saldırarak iltihaplanmaya sebep olması söz konusudur. Bu tip durumlarla nadiren karşılaşılmakla birlikte bu tip durumlar otoimmün hastalıklar olarak isimlendirilmektedir ve bağışıklık sisteminin sağlıklı vücut hücrelerine saldırması olarak tarif edilmektedir.

Bağışıklık sisteminin zayıflamasına sebep olan durumları sıralamak gerekirse:

  • Bağışıklık sisteminin zayıflamasında en etkili rol stres seviyesinindir. Stres seviyesinin olağan düzeyin üzerine çıkması vücut kimyasını değiştirdiği için bağışıklık sistemi zayıflamaktadır.
  • Beslenme ile bağışıklık sistemi arasında özel bir ilişki vardır. Beslenme tarzının, düzeninin bağışıklık sistemini desteklemesi ve kuvvetlendirmesi gerekmektedir. Sağlıksız ve düzensiz beslenme ise bunun tam tersi bir etkiyi ortaya çıkarmaktadır.
  • Beslenmeye bağlı olarak gelişen obezite de bağışıklık sisteminin zayıflamasına sebep olan durumlardandır.
  • D vitamini eksikliği, bağışıklık sisteminin yeteri kadar lenfosit üretememesi ile sonuçlanmaktadır. Yani güneş ışığına az maruz kalmak, bağışıklık sisteminin zayıflamasına sebep olur.
  • Alkol ve sigara kullanımı ile düzensiz uyku da bağışıklık sistemini zayıflatmaktadır.

Sonuç olarak bağışıklık sistemini diri tutmak isteyenlerin düzenli beslenmesi, düzenli uyuması, spor yapması ve alkol ile sigaradan uzak durması gerekmektedir.

Stres, Aşırı Kaygı, Endişe, Aşırı Baskı ve Depresyon

Fibromiyalji hastalığının ortaya çıkmasında en etkili olan faktör şüphesiz strestir. Stresin ortaya çıkmasında ise belki binlerce durum etkili olabildiğinden ötürü; fibromiyaljinin de binlerce alt sebebi olduğunu varsayabiliriz.

Stres, ruhsal gerilim miktarını ifade eden teknik bir terimdir. Günlük yaşam içerisinde herkes biraz strese sahiptir. Bu stres, yaşamın devam ettirilebilmesi ve olaylar karşısında doğru pozisyon alınabilmesi için gerekli olmakla birlikte az veya çok olması kişinin hayatı üzerinde oldukça olumsuz etkiler doğurmaktadır.

Kişinin stres seviyesini artıran birçok faktör bulunmakla beraber bu faktörlerin ortak özelliği kişinin hayatına az veya çok düzensizlik getirmeleridir. Ayrıca olaylara bakış açısını olumsuz anlamda farklılaştırabilecek her durum ile travma da stres oluşumu üzerinde doğrudan etkilidir. Stres seviyesi bağışıklık sisteminin zayıflamasında da kritik rol oynamaktadır. Ayrıca vücut dokularının iltihaplanmasının da başlıca sebepleri arasında sayılan stres yüksekliği durumunun ortaya çıkmasına sebep olan faktörler şunlardır:

  • Hastalıkların tedavisinde kullanılan ve vücut kimyası değiştirebilecek nitelikteki ilaçların kontrolsüz olarak aşırı dozda kullanılması. Yine kullanılan ilaçların normalde dozlarda kullanılıyor olmasına rağmen kullanım süresinin oldukça uzatılması.
  • Hayatın olağan akışı içerisinde karşılaşılması zor olan bir durumun, korku faktörünü üretecek şekilde anlık olarak gelişmesi. Yani bir anda korku hissinin yükselmesi de stresi oluşturan temel faktörlerden birisi olarak karşımıza çıkıyor.
  • Vicdan denilen kavramdan hareketle, gün içinde verilen kararlardan pişman olunması durumu da stresin başlıca sebeplerinden. Suçluluk hissine sahip olan kişilerin stres seviyesinin bir anda yükselmesi söz konusu olabiliyor.
  • İnsanın sosyal bir canlı olduğu bilinmektedir. Topluma bağlı psikolojik sıkıntılarla oldukça sık karşılaşılsa da yalnızlığın da insanın psikolojisi üzerinde baskı oluşturduğu bilinmektedir. Yani yalnız bireyler de en az toplu halde yaşayanlar kadar stresli hale bürünebilmektedir.
  • Vücudun kimyası üzerinde söz sahibi olan vitaminlerin ve minerallerin eksik olması durumu da stres faktörünü tetikleyen unsurlar arasında.
  • Olması gerekenden fazla veya az enerji yani efor harcamak da stres sebepleri arasında gösterilebilir.
  • Uykunun düzensiz olması, gün içerisinde uyunan saatlerin güneş ışığının görüldüğü saatlere denk gelmesi de stres faktörünü tetiklemektedir. Ancak gece uykusu sırasında üretilen hormonların, gündüz uykusu ile üretilememesi de bu durumu tetikler niteliktedir.
  • İş hayatındaki baskı ortamı stresin doğrudan sebebidir. Toplumsal yaşam ve şehir yaşamıyla birlikte gelen rekabetçi ortam bu tip bir stresin yaratıcısı konumundadır.
  • Stresi ortaya çıkaran sebepler oldukça fazladır. Yüzlerce sebep sayılabilir ancak en çok karşılaşılan stres sebepleri bunlardır. Ayrıca fibromiyaljinin ortaya çıkmasını sağlayan stresi oluşturan unsurlar arasında döngü bulunabilmektedir. Yani ilgili faktör strese sebep olurken stresin aşırı oluşumu hali de ilgili faktörü besleyebilmektedir.

Çalışma Koşulları

Toplumsal yaşam sanayi devriminden itibaren çalışma şeklinin de değişmesine sebep olmuştur. Vücut gücünün ağırlıklı olarak kullanıldığı sektörlerden, beyin gücünün ağırlıklı olarak kullanıldığı sektörlere doğru kayış; stres seviyesini belirleyen unsurların da değişmesine sebep olmuştur. Günümüzde hizmet sektörü diğer tüm sektörlerden daha fazla işçi istihdam etmektedir. Bu sebep, stres faktörlerinin bu iş koluna göre incelenmesi gerekliliğini ortaya çıkarmaktadır.

Fibromiyalji yani kronik yorgunluk sendromuna yakalanan kişilerin orta – üst gelir seviyesine sahip, ekonomik olarak ortanın üstü olan bireyler olduğu bilinmektedir. Bu grup insanlar genelde işyerlerinde masa başı çalışmaktadır. Yoğun çalışma temposu, yetişmesi gereken projeler, sunumlar ve çalışma ortamının getirdiği stres kişilerin kronik yorgunluk sendromuna yakalanma ihtimalinin artmasını sağlamaktadır.

İş yaşamı, kişilerin stres seviyesini belirleyen temel unsurlardan biridir. Sadece çalışma koşulları ile değil; kişinin kazancını da etkilemesiyle stres seviyesinin değişmesine sebep olmaktadır. Günümüzde geçinmek oldukça zor olduğundan dolayı kişiler işlerine ve kazandıklarına göre stres seviyesine sahip olmaktadır.

Hayat Tarzındaki Sorunlar

Hayat tarzı oldukça kompleks bir ifade olmakla birlikte genel olarak kişinin hayatındaki sağlık düzeyi ile düzeni ifade etmektedir. Hastalıklar genelde bağışıklık sisteminin zayıflığı sonucu ortaya çıkmaktadır. Bağışıklık sisteminin zayıflamasına sebep olan birçok faktör bulunmasına rağmen en önemlileri her zaman hayat tarzından kaynaklanmaktadır.

Günümüzde insanlar oldukça çok çalışmaktadır. Çalışmaktan geriye kalan zamanın oldukça kısa olması, sağlıklı bir yaşam tarzının sürülmesinin önündeki en büyük engeldir. Fibromiyalji hastaları her ne kadar orta – üst gelir grubuna dahil olsa da çalışma sonrası kalan zamanları oldukça düşüktür. Bu sebepten ötürü az uyumakta, kötü ve hızlı beslenmekte, spor yapmamaktadırlar. Bu üçlü hayat tarzının sorunlu olmasına, stresin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Yani hayat tarzı ile stres; stres ile de bağışıklık sistemi arasında doğrudan bir ilişki olduğundan dolayı, sorunlu hayat tarzına sahip olanların fibromiyalji hastalığına daha yatkın olduğunu söylemek mümkündür.

Virüsler ve Bakteriler

Hastalığın sebepleri tanımlamak oldukça güçtür. Uzun süredir üstünde çalışılıyor olmasına rağmen fibromiyaljiyi yani kronik yorgunluk sendromunu ortaya çıkaran sebepler tam olarak bulunamamıştır. Üzerinde durulan noktalardan bir tanesi de yumuşak dokularda meydana gelen iltihaplanmanın sebeplerinden birinin mantar enfeksiyonları, bakteriler veya virüsler olduğudur. Günümüzde bu durumu destekler nitelikte bilgiler olmasa da bazı vakalarda mantar enfeksiyonu, bakteri veya virüsün ortaya çıkardığı iltihaplanmanın yumuşak dokularda yoğunlaştığı gözlemlenmiştir.

Genetik Faktörler

İnsan vücudunun özelliklerini, hücrelerin davranışlarını, hücrelerin ne zaman bölüneceklerini, hücrelerin ne kadar bölüneceklerini belirleyen temel unsur DNA yapılarıdır. DNA yapıları anne ve babadan alınan yapılardır. Yani genetik denilen faktör tamamen DNA yapılarından alınan bilgilere bağlıdır. Tüm bu olumlu özelliklerin yanında çeşitli olumsuz özellikler de DNA’lar ile alınabilir. Örneğin bazı hastalıklar alınabilecek olumsuz özelliklerin temelini oluşturur. Yapılan çalışmalar göstermiştir ki ailesinde fibromiyalji bulunan kişilerin hastalığa yakalanma riski diğer bireylere göre yaklaşık sekiz kat daha fazladır. Yani genetik olarak aktarılabilen hastalıklardan biri de fibromiyaljidir.

Genetik olarak aktarılan fibromiyaljinin ortaya çıkması için genetik aktarımdan daha fazla gerekir. Hastaların, diğer fibromiyalji hastalarının yaşadığı stres kaynaklı travmalara maruz kalmaları, iş yaşamlarında sorunlar yaşamaları gibi tetikleyici durumlar gerçekleşmelidir.

Fibromiyalji (Kronik Yorgunluk Sendromu) Belirtileri

Hastalığın nedenleri kadar belirtileri de oldukça çeşitlidir. Zaten hastalığın diğer hastalıklar ile karıştırılıyor olmasının temel sebebi de belirtilerin birçok diğer hastalıkla benziyor oluşudur. Fibromiyalji hastalığının en net belirtisi vücudun on sekiz noktasında on bir tanesinde sürekli olarak görülen ağrıdır. Bu tanım Amerikan Romatoloji Cemiyeti tarafından yapılmıştır.

Hastalığın fibromiyalji olarak tanımlanabilmesi vücudun sağında ve solunda simetrik olacak şekilde şu bölgelerde:

  • Çene altı ile köprücük kemiğinin üstünde yer alan bölge,
  • İkinci kaburganın tam üzerindeki bölge,
  • Dirseğin dış kısmındaki yanal bölge,
  • Dizin iç kısmındaki yanal bölge,
  • Ense kökü olarak tarif edilen bölge,
  • Trapez kasın tam üzerindeki bölge,
  • Kürek kemiğinin üst diş olarak adlandırılan bölgesi,
  • Kalçanın hemen üzerindeki bölge,
  • Kalçanın baldır ile birleştiği nokta,

Ağrının en az üç ay süreyle görülmesi gerekir. Görülecek ağrının tüm bölgelerde değil, bu bölgelerden on bir tanesinde görülmesi yeterlidir. Ayrıca görülecek ağrı stabil olmayabilir. Yani ilgili bölgeleri gezecek mahiyette de olabilir.

Bu bölgelerdeki ağrının anlaşılabilmesi için yaklaşık olarak dört kilogramlık bir baskının uygulanması gerekmektedir. Bu baskının tam olarak belirlenmesi ancak doktor tarafından yapılabilecek bir uygulama olsa da kişiler emin olmak için evde kendi üzerlerine de yapabilirler.

Dört kilogramlık baskının belirlenebilmesi için başparmak kullanılmalı. Ağrının olduğu bölgeye başparmak bastırılmalı ve pembe olan tırnak beyaza dönemli. Beyaza döndüğü anda otuz saniye beklenilmeli ve sonuçlar gözlenmeli. Eğer gözlemlenen sonuçlar ağrı ile bağdaşıyorsa kişi de fibromiyalji şüphesi için ilk adım atılmış demektir.

Bu kontrol yöntemi ile baskı altına alınan bölgeler kasların birleşim noktalarıdır. Kaslar tam olarak bu noktalarda kemikler ile bağ kurmaktadır. Ayrıca enerji iletim hatları olmalarından dolayı bu bölgelerde ortaya çıkan ağrılar tüm vücudu kaplamaktadır.

Bu bölgelerde ayrıca ağrıya ek olarak sertlikler ile karşılaşılır. Vücudun arka bölgesindeki noktalar kulunç oluşumu ile paralellik gösterir. Sertliğin mahiyeti de kulunç ile benzer niteliktedir. Sertliklerin olduğu bölgelerde oksijenlenme az; kan dolaşımı zayıftır. Kasların gergin olmasından dolayı mikro yırtılmalar ve doğal olarak iltihaplanmalar sıkça görülür. Yapılan tedavilerin içeriğinde de bu bölgelerdeki sertliği yumuşatmak bulunur. Bu sayede iltihaplanmanın önüne geçilebilir.

Hastalığın belirtileri doğrudan hastalığın maksimize olduğu noktalardaki sertleşme ve iltihaptan ortaya çıkabileceği gibi; hastalığın da sebebi olan stresten dolayı da ortaya çıkabilir. Genel olarak gece terlemesi, kilo kayıpları, şiddetli ateş ve üşüme hali, güç kaybı, sürekli yorgunluk hali, odaklanmada yaşanan problemler, unutkanlık, gerginlik olarak sayılabilir.

Gece Terlemesi

Fibromiyalji hastalarında en çok karşılaşılan belirtilerden bir tanesi gece, uyku vaktinde sürekli ama düşük dozda terlemedir. Bu tip terlemenin birçok sebebi bulunmakla birlikte birçoğu fibromiyaljiyi de destekler niteliktedir. Hastalığa sebep olan stres, vücut ısısının kontrol edilemiyor oluşu ve uykunun sürekli olarak bölünmesi gece terlemesinin başlıca sebeplerindendir. Ayrıca kişilerin gün içerisinde hissettiği sürekli yorgunluk hissi gece uykularında da devam etmektedir. Bunun düşük seviyeli bir belirtisi olarak terleme ortaya çıkmaktadır.

Kişilerin vücut ısısını düzenlemek için yaptığı her türlü müdahale boşa çıkar. Sebebi, vücut ısısını bozan faktörün dışsal değil; stres ve hastalık kaynaklı olmasıdır. Terleme, uykunun bölünmesine; uykunun bölünmesi de terlemeye yol açar. Yani fibromiyalji hastalarında terleme kısır bir döngü olarak ortaya çıkmaktadır.

Kilo Değişiklikleri

Bir insanın vücudundaki kilo değişimlerinin, besin tüketimi ile doğrudan alakası bulunur. Ancak besin tüketimi, kilo değişimi konusunda tek faktör değildir. Kişinin genetik yatkınlığı da kilo alma ve kilo vermeyi doğrudan etkilemektedir. Ayrıca kimi hastalıkların varlığı da kilo üzerinde belirleyici rol oynayan unsurlardandır.

Fibromiyalji genelde stres bağlamında ortaya çıkan bir hastalıktır. Stresin de beslenme alışkanlıkları üzerinde yıkıcı bir etkisi bulunur. Yani çok besin tüketen birisi az tüketmeye; az tüketen birisi de çok tüketmeye başlayabilir. Bu alışkanlığın çok sert bir ivme ile değişmesi, fibromiyaljiye bağlı olarak kişinin kilosunun alışılmış dışında artmasına veya azalmasına sebep olabilir. Ayrıca hastalığın kas dokuları üzerinde yaptığı yıkımdan dolayı kasların enerji ihtiyaçları da artar veya azalır. Bu durum da beslenme alışkanlıklarının değişmesine sebep olan faktörler arasında sayılabilir.

Ateş ve Üşüme Hali

Fibromiyalji hastalarının en çok karşılaştığı durumlardan birisi üşüme ve ateş halidir. Hastaların vücutları ısı seviyelerini korumak konusunda büyük sıkıntı çeker. Fibromiyalji ile görülen stres, depresyon halinin bu durumda oldukça büyük etkisi vardır. Ayrıca kronik olarak yorgun olmak beraberinde hücrelerin de yorgun olması getirdiğinden dolayı vücut ısısını korumak oldukça zorlaşmaktadır. Soğuk bir ortamda ateşlenmek veya sıcak bir ortamda üşümek mümkün hale gelmektedir.

Kas Zayıflığı

Bilindiği üzere kronik yorgunluk sendromu yumuşak dokularda meydana gelen iltihaplanmayı ifade eden bir terimdir. Hastalık, yumuşak dokuların birleşim noktalarında zararlı sıvının yani iltihabın birikmesi ile ortaya çıkmakta; iltihabın oluştuğu bölgede de birçok olumsuz etkiyi beraberinde getirmektedir.

Yumuşak dokular ile kas dokuları beraber çalışır. Yumuşak dokularda meydana gelen bir hastalık kas fonksiyonlarının ve doğal olarak günlük faaliyetlerin olumsuz şekilde gelişmesine sebep olur. Fibromiyalji hastalarının güçlerinde düşme yaşanır. Normalde kolaylıkla yapabildikleri işleri yapamaz hale gelebilirler. Ayrıca kaslarının refleks süresi de uzamış olabilir. Kısacası kaslarla ilgili tüm fonksiyonlarda azalma ve yavaşlama görülür.

Kas zayıflığına eşlik eden durumların başında da sürekli kas ağrıları gelmektedir. Zaten kronik yorgunluk sendromunun ayırıcı tanısının yapılmasını sağlayan belirti de sürekli olan kas ağrılarıdır. Vücudun belirli bölgelerinde üç aydan fazla süre ile görülen bu ağrılar, ilgili bölgelerde iltihaplanmanın olduğunu işaret etmektedir. Yapılacak fiziksel muayeneler ile de bu durumun saptanması oldukça kolaydır.

Ağrı görülen bölgelerde kulunç benzeri bir sertlikte bulunur. Fibrozit adı verilen bu sertlikler ağrının başlıca sebeplerindendir ve kas dokularının gerilmesinden dolayı ortaya çıkarlar. Fibromiyalji tedavisinin fizik tedavi yöntemlerinin temelini de bu sertliklerin ortadan kaldırılması oluşturur. Tedavi aşamasında ortadan kaldırılan sertlikler sayesinde hastalığın belirtileri büyük oranda geriler.

Sürekli Sabah Yorgunluğu

Fibromiyaljinin belki de en tehlikeli belirtilerinden bir tanesi sürekli yorgunluk halidir. Sürekli yorgunluk halinin hastalığa bağlı ve hastalığı da ortaya çıkaran strese bağlı geliştiği bilinen bir gerçektir. Kişinin gece uykusunu alamaması, dinlendiren bir uyku uyuyamaması gün içerisinde sürekli olarak yorgun olmasını / hissetmesini sağlayan ana unsurdur. Bunun devamında stres ve stresi ortaya çıkaran travma da bu yorgunluk halini pekiştiren unsurlardır.

Sürekli ağrı durumunda olduğu gibi yine fibromiyaljinin ayırıcı tanısının yapılması noktasında sürekli yorgunluk hissinin de büyük yeri vardır. Sürekli ağrıya ek olarak sürekli yorgunluğun da olması, fibromiyalji teşhisini oldukça kolaylaştıran bir durumdur.

Odaklanma Problemi

İyi uyuyamayan, sürekli olarak yorgun hisseden ve vücudunun büyük bir bölümü ağrıyan kişilerin strese ve depresyona da bağlı olarak odaklanması imkansız hale gelmektedir. DEHB gibi bir hastalık olmasa dahi fibromiyalji hastalarında odaklanma problemi yaşanmaktadır. Esasen hastalığın ortaya çıkardığı sosyal yaşam bazlı tehlikelerin büyük bir bölümü de bu odaklanamama ve dikkatsizlik halinden dolayı kaynaklanmaktadır.

Fibromiyalji sonucu ortaya çıkan durum dikkat eksikliğinden ziyade dikkatsizlik durumunu ifade etmektedir. Yani fibromiyalji hastası odaklandıktan bir süre sonra dikkat kaybetmez. En baştan odaklanma konusunda büyük sorunlar yaşar. Bu yüzden de hastalığın yoğun belirtiler ortaya çıkardığı süre boyunca ne işine ne okuluna ne de sosyal yaşamına adapte olamaz.

Unutkanlık ve Depresyon Durumu

Fibromiyalji ile depresyon arasında yakın ilişki bulunur. Depresyon hastalığın ortaya çıkmasından sonra görülebileceği gibi hastalığı ortaya çıkaran sebep de olabilir. Bu sebepten ötürü dikkatle incelenmesinde fayda vardır. Depresyonun, fibromiyaljiye eşlik etmesi durumunda hastalığın belirtileri katlanarak artacak ve kişinin hayatını yaşanmaz bile hale sokacaktır. Bu tür vakalar, tüm fibromiyalji vakaları arasında en ağır belirtileri verenlerdir. Kronik yorgunluk sendromunun tedavisi sürecinde verilecek psikolojik destek ile depresyonun da tedavi edilmesi mümkündür.

Unutkanlık ise daha çok odaklanamama durumuna bağlı olarak ortaya çıkan geçici bir durumdur. Hastalığın ağır belirtilerinin tedavi edilmesinden sonra ortadan kalkacaktır. Bazı durumlarda B grubu vitaminlerin eksik olmasından dolayı da unutkanlık ile karşılaşılmaktadır. Hastalığın teşhisi aşamasında yapılacak kan testlerinde böyle bir problemin çıkması halinde tedavi sürecine vitamin ve mineral desteği de eklenecektir.

Bunalma ve Gerginlik Hali

Bunalma ve gerginlik hali, fibromiyaljinin tüm belirtilerinin patlama noktasıdır. Kişiler hastalığın verdiği belirtilere, depresyona, unutkanlığa, yorgunluğa ve ağrılara tepki olarak gerginleşecektir. Ayrıca bunalma hali de gözlenecektir. Her şeyden sıkılma gibi bir hissiyat içinde hareket edilecektir.

Fibromiyalji (Kronik Yorgunluk Sendromu) Tanı ve Teşhis Yöntemleri

Kronik yorgunluk sendromunun hastalık olarak ortaya çıkmasında etkili olan faktörlerin oldukça geniş bir spektrumda olması, hastalığın tanı ve teşhis aşamasını oldukça zorlaştırmaktadır. Hastalığın teşhis edilebilmesi için net bir test yöntemi bulunmaz. Bunun yerine hastalığın ayırıcı tanısının yapılabilmesi için benzer belirtileri gösteren hastalıkların elenmesi şeklinde bir tespit süreci işletilir.

Ayırıcı tanı noktasında kişinin tıbbi öyküsünün, ailesinin tıbbi öyküsünün alınması; kritik olarak işaretlenen on sekiz noktada ağrı olup olmadığının fiziksel muayene ile tespiti gibi yöntemlere de başvurulur. Son olarak ise ayırıcı tanıyı pekiştirmek amacıyla kan sayımlarına, hormon testlerine, biyokimya testlerine başvurulabilir. Tüm bu yöntemlerin bir bileşkesi oluşturularak doktor tecrübesine dayalı bir tanı koyma prosedürü işletilir.

Kronik yorgunluk sendromunun belirtileri ile diğer hastalıkların belirtileri arasında büyük benzerlik olması hastalığın ancak uzman bir doktor tarafından tespit edilmesini olanaklı kılar. Genelde doktordan doktora gezdiren bir hastalık olarak bilinmektedir.

Fiziksel Muayene

Hastalığın teşhisine yapılacak fiziksel muayene ile başlanır. Hastanın ilgili şikayetlerle doktora başvurmasının ardından, toplumda oldukça sık rastlanan bu hastalığın şüphesi doğar. Hekim tarafında doğan bu şüpheden dolayı da hastanın tıbbi geçmişinin alınması işlemi gerçekleştirilir. Ayrıca aileden birisinin fibromiyalji tanısı ile tedavi görüp görmediği araştırılır. Yapılan sözlü mülakat, şikayet dinleme aşamasından sonra eğer hastada kronik yorgunluk, sürekli ağrı gibi belirtiler varsa fiziksel bir muayene yapılır. Bu muayenede Amerikan Romatoloji Cemiyeti’nin belirlediği esaslar doğrultusunda vücudun kritik on sekiz noktasında ağrı olup olmadığı ve eğer var ise kaç tanesinde olduğu araştırılır. Buradan çıkacak sonuç, hastalığın ayırıcı tanısının yapılması için oldukça önemlidir.

Laboratuvar Testleri

Hastalığın kesin tanısının konulabilmesi için net bir laboratuvar testi bulunmaz. Bunun sebebi hastalığa sebep olan faktörlerin oldukça çok olması ve birçok diğer durumu da ortaya çıkarmasıdır. Hastalığın laboratuvar aşamasında diğer hastalıkların elemesi ve ortaya çıkan anormal durumların takibi yapılır. Bu sayede hastalığın ayırıcı tanısı için bir bileşke oluşturulabilir. Hastalığın laboratuvar testleri kısmında, başvurulan hastanenin imkanları ölçüsünde birçok test yapılabilmektedir. Uzman bir doktor bu testlerden gerektiği kadarını yapıp, tecrübesi ışığında hastalığın teşhisini kolayca yapacaktır. Yani hastalığa kesin tanı konulması sırasında tüm testlerin uygulanması gibi zorunluluk bulunmaz.

Fibromiyaljinin teşhisi aşamasında kullanılabilecek laboratuvar testleri şunlardır:

  • Kapsamlı Metabolik Panel (KMP): KMP esasen vücudun o anki değerlerine kapsamlı bir bakış atmaya yarayan testler bütünüdür. Bu sayede vücut fonksiyonlarının işleyişine dair net gözlemler elde edilebilir. Böbrek fonksiyonları, kan şekeri miktarı, elektrolit sayısı, vücudun asit dengesi gibi birçok konu hakkında net sayılar elde edilir. Elde edilen sayılar üzerinden iltihap düzeyi, bağışıklık sisteminin durumu, organlardaki fonksiyon kayıpları gibi kritik durumlar üzerine çıkarımlar yapılabilir. Test tek bir testten ziyade bir testler bütünüdür. Genelde damardan alınan kan yardımıyla ilgili test ve testler gerçekleştirilir.
  • Tam Kan Sayımı: Tam kan sayımı, kanın o anki değerlerine bakmak için oldukça önemli bir testtir ve gelişen hastalıkların durumları hakkında oldukça detaylı bilgiler verir. Kan sayımındaki anormal durum doktorları başka kapılara yönlendirmektedir. Kan sayımı kırmızı kan hücrelerinin sayımı, beyaz kan hücrelerinin sayımı, hemoglobin miktarının ölçülmesi, pıhtılaşma oranının tespiti gibi durumlar için yapılabilir.
  • ESR: Eritrosit sedimantasyon hızını ölçmek amacıyla kullanılan bir test çeşididir. Bu test ile vücudun genel olarak iltihaplanma oranı kolayca ölçülebilir. Tek dezavantajı testin belirli bir bölgeye odaklanamıyor oluşudur. Yani yapılan test sonucunda yumuşak dokulardaki iltihaplanma oranı spesifik olarak bulunamaz.
  • Tiroid hormonu seviyelerini ve etkinliklerini ölçen testler uygulanır.
  • Kandaki demir seviyesinin anlaşılabilmesi için kan sayımına ek olarak kan testleri yapılabilir.
  • İdrar testleri ile kandan atılan maddelerin ölçümü yapılabilir.
  • ANA: Bağışıklık sisteminin zayıf olduğu ve kronik yorgunluk sendromunu bağışıklık sisteminin doğurduğu şüphesi oluştuğu takdirde ilk testlere ek olarak istenebilir. Bu test ile bağışıklık sisteminin etkinlik derecesi net olarak ölçülür.
  • Romatoid Faktör: Romatizmaya bağlı durumların anlaşılabilmesi için uygulanan testtir ve genelde kronik yorgunluk sendromuna sahip olduğu düşünülenlere uygulanır.

Sonuç olarak birçok test, belirtilere sebep olabilecek diğer hastalıkları dışlamak amacıyla kullanılabilir. Kullanılacak testlerin neler olacağı ve toplam sayısının ne olacağı tamamen doktorun tecrübesi ve hastanın verdiği belirtiler ile alakalıdır. Kronik yorgunluk sendromunun çok arkada saklanması halinde hastalığı bulmak için muazzam bir efor sarf edilmesi gerekmektedir. Bazen de hastalık ilk test sonucunda dahi kolayca teşhis edilebilmektedir. Bu, tamamen hastanın durumu ile alakalıdır.

Fibromiyalji (Kronik Yorgunluk Sendromu) Risk Faktörleri

Kronik yorgunluk sendromunu ortaya çıkaran asıl faktörün stres olması, risk faktörlerinin de stres tabanlı olarak gelişmesine sebep olmuştur. Bu açıdan değerlendirildiğinde teşhisi, tedavisi oldukça zor olan bu hastalığın risk grubunu belirlemek de bir o kadar zordur. Yine de yapılan istatistiksel çalışmalar, hastalığa yakalanma ihtimali herhangi bir insana göre daha fazla çeşitli risk grupları belirlemiş durumdadır. Bu gruplar, vakaların incelenmesi sonucu elde edilmiş veriler olmakla birlikte hastalığın kesin olarak ortaya çıkacağı kişileri ifade etmemektedir. Hastalık her yaştan insanda ve her cinsiyetten insanda görülebilmektedir. Risk grubunu oluşturan durum, hastalığın yoğunlaştığı alanları ifade etmektedir. Hastalığın risk faktörünü oluşturan spesifik başlıklardan önce romatizmal hastalık sahibi olanların doğrudan doğruya kronik yorgunluk sendromunun risk grubu içerisine girdiğini söylemek mümkündür. Romatizmal hastalıklara sahip olanların, olmayanlara göre yaklaşık olarak üç kat daha fazla bu hastalığa yakalanma ihtimali bulnumaktadır.

Kas spazmı ve birlikte görülen huzursuz bacak sendromu da risk grubunu oluşturan diğer faktörlerdir. İstemsiz olarak bacağın hareket ettirilmesi olarak tarif edilen huzursuz bacak sendromu uyku kalitesinin tamamen bozulmasına sebep olmakta ve uykusuzluğu yani dinlenememeyi ortaya çıkarmaktadır. Bu durum da beraberinde kronik yorgunluk sendromunu getirmektedir.

Uyku apnesi de kronik yorgunluk sendromunun risk faktörleri arasında yer alır. Uyku esnasında nefesin bir an durmasına bağlı olarak gerçekleşen sıçrama, uyku kalitesinin ortadan kalkmasına sebep olmaktadır. Uykusunu tam alamayan bireyler de gün içerisinde sürekli olarak yorgunluk çekmektedir.

Genetik Faktörler

Hastalığın genetik olarak aktarımı söz konusudur. Tam olarak hangi gen mutasyonunun kronik yorgunluk sendromuna sebep olduğu tespit edilemese de hastalığın istatistiksel verileri incelendiğinde, ailesinde kronik yorgunluk sendromu olanların oldukça fazla olduğu görülmektedir. Yapılan incelemelere göre ailesinde kronik yorgunluk sendromu olanlar, olmayanlara göre bu hastalığa yakalanma riski açısından sekiz kat daha risk altındadır.

Çevresel Faktörler

Hastalığa sebep olan ana faktörün stres olması, hastalığın risk grubu içerisinde çevresel faktörleri oldukça geniş bir spektruma dağıtmaktadır. Hastalığa sebep olma ihtimali bulunan onlarca durum olmasına rağmen günümüzde en çok karşılaşılanları saymak gerekirse: Düzensiz ve sağlıksız beslenme, hastalığa sebep olan stresin ortaya çıkmasındaki ana faktördür. Kişilerin sindirim sistemlerinin düzensiz ve kararsız hale gelmesi stresin başlıca sebebidir.

Düzensiz uyku, tam olarak sebebi bilinemese de hastalığa doğrudan sebep olmaktadır. Ayrıca doğrudan sebep olmadığı zamanlarda da stres seviyesinin aşırı yükselmesine sebep olmaktadır. Her durumda da yorgunluk hissini tetiklemek açısından oldukça önemli bir çevresel faktördür. Spor yapmama, metabolizmayı düzenlememe ve enerji fazlasının aktarılamaması noktasında stres seviyesini yükselten durumlardandır.

Menopoz Dönemi

Menopoz dönemine giren kadınlar, girmeyenlere oranla daha çok kronik yorgunluk sendromuna yakalanmaktadır. Bunun sebebi tam olarak bulunamasa da yaşanan hormonal değişimlerin etkisinin büyük olduğu düşünülmektedir. Menopoz dönemine giren kişilerin yaşadıkları duygu – durum değişimini ekarte edebilecek şekilde psikolojik destek almaları, hastalığa yakalanma riskinin ortadan kaldırılması açısından oldukça önemlidir.

Yaş ve Cinsiyet

Yapılan istatistiksel çalışmalar, hastalığa yakalananların cinsiyet ve yaş olarak farklılaştığını göstermektedir. Hastalığa yakalanan yaş grubu genelde yirmi ile elli yaş arasında yoğunlaşmakta; kadınlarda erkeklere göre üç kat fazla görülmektedir. Bu durumun ana sebebinin ne olduğu üzerine yapılan çalışmalar herhangi bir sonuç vermese de hastalığın ortaya çıktığı yaş grubunun özellikleri açısından yapılan değerlendirmelerde bu yaş grubunun, çalışan yaş grubu ile örtüştüğü saptanmıştır.

Çalışan yaş grubu ile hastalığa yakalanma riskinin yüksek olduğu yaş grubu arasındaki bu benzeşme, iş kaynaklı problemlerin hastalığın ortaya çıkışı üzerinde etkili olduğunu göstermektedir. Günümüzde işyerlerindeki yoğun baskı ve rekabet ortamı düşünüldüğünde stresin kaçınılmaz olduğu görülecektir.

Stres seviyesinin, hastalığın ortaya çıkışı üzerinde büyük bir rolü bulunmaktadır. Uyku kalitesi ile hayat düzeninin bozulmasının başlıca sebeplerinden olan stres, binlerce faktörün bir bileşimi olarak karşımıza çıkmakla beraber ortaya çıkışında da iş yaşamı kaynaklı birçok faktör gözlenmektedir. Yoğun, rekabetçi, baskıcı bir çalışma ortamına sahip olanlar ile daha rahat, mesaisi belli, rekabet olmayan iş yerlerinde çalışanlar arasında, hastalığın ortaya çıkış istatistiklerine göre ciddi bir sapma yaşanmaktadır. Yoğun ve stresli işyerlerindeki çalışanlarda hastalık on kat daha fazla ortaya çıkmaktadır. Hastalığın risk grubundan çıkmak isteyen kişilerin gerektiğinde iş yerlerini değiştirmeleri, değiştiremiyorlarsa bile üzerlerindeki baskıyı bir şekilde azaltmaları tavsiye edilmektedir.

Fibromiyalji (Kronik Yorgunluk Sendromu) Komplikasyonları

Kronik yorgunluk sendromuna birçok hastalık ve durum sebep olabileceği gibi kronik yorgunluk sendromu da birçok hastalığa ve duruma sebep olmaktadır. Bu sebebiyet ilişkisi incelendiğinde genelde sosyal yaşamı etkilediği görülmektedir. Psikolojik kaynaklı olarak ortaya çıkan komplikasyonların tedavisi olsa da altında yatan sebepler tedavi edilmediği sürece fibromiyaljiye bağlı olarak sürekli tekrarlama durumu gözlemlenecektir. Bu açıdan değerlendirildiğinde, fibromiyaljinin altında yatan sebebin tedavi edilmesinin vücudu birçok hastalıktan kurtaracağı kesindir.

Depresyon

Sosyal yaşam içerisinde tüm sosyal ilişkiler bir etki – tepki sarmalı içerisinde devam eder. Stresten arınmış, sosyal anlamda başarılı bireyler bilinç seviyesinde mantıklı tepkiler vererek ve etkiler oluşturarak sosyal yaşamlarını devam ettirmektedir. Bu mantıklı sürecin bir etkiye bağlı olarak bozulması, depresyon gibi çok sık karşılaşılan ama aynı zamanda oldukça tehlikeli olan bir durumu ortaya çıkarmaktadır.

Depresyon, dışsal uyarıcılara karşı verilen mantıksız ve asenkron tepkileri ifade etmektedir. Bu duruma bağlı olarak sosyal yaşamda oldukça işe yarayan girişimci olma isteğinin azalması söz konusudur. Ayrıca duygu – durum olarak da karamsarlaşma söz konusudur. Fibromiyaljinin ortaya çıkarabileceği komplikasyonların başında depresyon gelmektedir. Sürekli yorgun ve ağrılı hissetme durumu, sosyal yaşamın olmazsa olmazlarından olan girişim yapma durumunu tamamen ortadan kaldırmaktadır. Buna bağlı olarak da sosyal yaşamda depresyon oluşmakta; depresyona bağlı olarak da başarısızlık kaçınılmaz olmaktadır. Kişilerin depresyona girmesi diğer birçok durumun ortaya çıkmasını sağlayan ana unsurdur.

Yaşam Tarzı Kısıtlamaları

Hastalığın fiziksel belirtilerine bağlı olarak hayat tarzında bazı kısıtlamalar söz konusu olabilmektedir. Çok istense dahi spor yapılamaması, ağır kaldırılamaması gibi. Ayrıca fiziksel belirtilere bağlı olarak iş yaşamında da fiziksel engellerle karşılaşmak söz konusu olabilmektedir.

Ayrıca yaşam tarzının belirtileri ağırlaştırması durumu da kronik yorgunluk sendromuna bağlı olarak kişinin hayatının kısıtlanmasına sebep olmaktadır. Kişi, ilgili etkinin belirtilere olan yükünü fark ettiği anda onu bırakma eğilimine girmektedir. Örneğin alkol tüketimi, hastalığın belirtilerini artırmaktadır. Kişi bunu fark ettiği anda hayat tarzının önemli bir parçası olan alkolü bırakma eğilimine girmektedir. Bu durum belirtiler açısından bir iyileşme sağlasa da psikolojik açıdan daha büyük yıkımlar oluşturmaktadır. Yani yaşam tarzı kısıtlamalarının zorlamalar ile yapılması hastalığın belirtilerini azaltmak yerine tam tersi olacak şekilde artırmakta ve daha ağır belirtilerin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır.

Sosyal İzolasyon

Kronik yorgunluk sendromunun ortaya çıkardığı belirtiler kişinin sosyal ortamından izole olmasına sebep olmaktadır. Bu hem kişinin kendi isteği hem de çevresinin baskısı yüzünden olmaktadır. Hangi tarafın isteği ile olursa olsun her zaman kişinin psikolojisi üzerinde onarılması zor hasarlar oluşturmaktadır.

Fibromiyaljinin, tedavi edilene kadar sosyal yaşamı baskılaması, hastalığa bağlı olarak birçok diğer fiziksel belirtinin de ortaya çıkmasına sebep olabilir. Ayrıca psikolojik durum üzerindeki baskısından dolayı ani duygu – durum değişiklikleri gözlenebilir. Stres seviyesinin artmasına bağlı olarak da hastalığın tedavisi katlanarak zorlaşabilir.

Fibromiyalji (Kronik Yorgunluk Sendromu) Nasıl Önlenir

Hastalığın önlenmesi noktasında alınabilecek önlemlerin tamamını, hastalığın stres bazlı faktörlerine karşı alınacak önlemler oluşturmaktadır. Yani risk grubu içerisine mecburen girilmesi gereken durumlar bulunur. Örneğin kadın olunması, hastalığa yakalanma riskini artıran bir faktördür ve alınabilecek herhangi bir önlem bulunmaz. Aynı şekilde genetik yatkınlığın olması da önlenebilecek bir şey değildir. Son olarak yaşın yirmi ile elli arasında bulunması da önlenebilecek bir şey olmadığından dolayı, önleme noktasında sadece stresin ortadan kaldırılması için yapılacak şeyler bulunur.

Hastalığın önüne geçebilmek için genel sağlık seviyesini koruyacak şekilde yaşamak oldukça önemlidir. Bu maddeler hem sağlıklı bir vücuda hem de stres seviyesinin azalmasına katkıda bulunacaktır. Genel olarak bunları sıralamak gerekirse:

  • İş ortamında çalışırken kaslar sürekli olarak kullanılmaktadır. Ayrıca ev işlerinin yapılması sırasında da bu durum aynıdır. Hastalığa yakalanma riski bulunan kişilerin, yaptıkları işlere rutin aralar vermesi gerekir. Bu sayede yumuşak dokuların dinlenmesi ve daha fazla gerilmemesi sağlanır. Risk grubunda olan kişilerin yaptıkları hatalar arasında uzun çalışma süresi – uzun dinlenme süresi bulunur. Bunun yerine kısa çalışma süresi – kısa dinlenme süresi şeklinde bir kombinasyon kurulmalıdır. Ayrıca verilen ufak aralara da kas dokularını dinlendirecek, güçlendirecek egzersizler sıkıştırılabilir.
  • Oksijenin bol olduğu ortamlarda çalışmak, vücudun ve dokuların yeteri kadar oksijen almasını sağlayacaktır. Kronik yorgunluk sendromu ile ortaya çıkan yumuşak doku iltihaplanmaları sırasında görülen oksijensizlik durumu böylece bir nebze olsun ortadan kalkacaktır.
  • Mevsimler arasındaki sıcak – soğuk geçişlerine uyum sağlamak oldukça önemlidir. Ayrıca günlük olarak artan – azalan hava sıcaklığına da uyum sağlanmalıdır. Hava durumuna uygun olarak giyinmek, vücut sıcaklığını en az değişim seviyesinde tutmak gereklidir.
  • Yüksek basınç ile alçak basınç alanları arasında hava akışı söz konusudur. Bu akış vücudun dengesini bozar. Risk grubunda yer alan kişilerin hava akımlarından uzak durması gerekmektedir.
  • Sigara içmemek ve sigara içilen ortamlardan uzak durmak gerekmektedir. Böylece dokuların kendini yenileme hızı artacaktır.

Yaşam Tarzı Değişiklikleri ve Stresin Kontrol Altına Alınması

Stres, kronik yorgunluk sendromunun yani fibromiyaljinin ortaya çıkmasına sebep olan faktörlerin başında gelmektedir. Stresin kontrol altına alınması, hastalığın önlenmesi açısından altın değere sahip olsa da stresi ortaya çıkaran faktörlerin oldukça fazla olması, kontrolün sağlanması noktasında oldukça fazla problemin ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Stres ile düzenli hayat arasında pozitif korelasyon bulunmaktadır. Bu ilintiden hareketle, stresin kontrol altına alınması için uygulanabilecek birkaç yöntem bulunmaktadır.

Stresin kontrol altına alınabilmesi amacıyla hayat tarzında yapılacak değişiklikleri sıralamak gerekirse:

  • Düzenli, dengeli ve sağlıklı beslenme ile stres arasında paralel bir ilişki bulunur. Düzenli, dengeli ve sağlıklı beslenen kişilerin stres seviyelerinin, bunları yapmayanlara göre oldukça düşük olduğu saptanmıştır. Kronik yorgunluk sendromunun ortaya çıkmaması için kişilerin yeşil ağırlık beslenmesi tavsiye edilir. Ayrıca lifli gıdaların da tüketilmesi önemlidir. Son olarak hangi besin türünün hangi öğünde tüketileceğinin tam olarak belirlenmesi de gereklidir.
  • Spor egzersizleri metabolizmayı ve hormon üretimini düzenlemek açısından en önemli araçtır. Hastalığı önlemek isteyenlerin günlük en az bir saat spor yapması tavsiye edilir. Yapılacak spor genel olarak kasları yoracak şekilde olabileceği gibi spesifik olarak belirli bir dalda da olabilir. Günlük olarak belirli bir enerji yakım miktarına ulaşılması, hastalığın risklerini azaltmak açısından oldukça önemlidir.
  • Düzenli gece uykusu, hastalığın risklerini büyük oranda azaltır. Toptan bir değişiklikle de desteklenmesi halinde kesintisiz alınan uyku, yorgunluğun ortadan kaldırılması açısından oldukça önemlidir. Kişilerin gün içerisindeki yorgunluklarının ana kaynağı uykunu REM evresine giremiyor oluşlarıdır. Bunun sağlanması için de düzenli beslenme, spor yapılabilir.
  • Ayrıca bu değişikliklere ek olarak psikolog desteği sayesinde stresten kaçınma yollarını öğrenmek önemlidir. Kişilerin iş ve sosyal yaşamlarında stres oluşturan her türlü durum ve kişiyi hayatlarından uzaklaştırmaları başta kronik yorgunluk sendromu olmak üzere birçok hastalığın daha ortaya çıkmadan önüne geçecektir.
  • Hastalık genelde beyaz yakalı çalışanlarda ortaya çıkmaktadır. Bu da masa başı çalışılan bir işi ifade etmektedir. Stres ile düzen arasındaki ilişki doğrudan olduğu için, çalışma ortamının düzenli hale getirilmesi stresin de ortadan kalkmasını sağlayacaktır. Bu açıdan değerlendirildiğinde çalışma ortamının ergonomik olması önemlidir. Çalışılan ekipmanların vücut sağlığını destekler nitelikte olması gerekir.

Sosyal Aktivitelerin Artırılması

Stres seviyesiyle doğrudan ilintili olan bir durum da kişilerin hobilerinin olup olmamasıdır. Kronik yorgunluk sendromunun ortaya çıkma ihtimalini düşürmek isteyen kişilerin kendilerine uygun hobiler edinmeleri gerekir. Hobinin, çalışılan işten tamamen bağımsız olması ve haftada en az birkaç saat vakit ayırılabiliyor olması gereklidir. Ayrıca hobi ile parasal bir konu arasında bağ olmamalıdır. Yani hobi, para kazanılan bir iş olmaktan ziyade, iş ortamında ve sosyal yaşamda biriktirilen stresin atıldığı bir şey olmalıdır.

Bu açıdan değerlendirildiğinde belirli bir spor dalı, maket yapımı, koleksiyonculuk önemli ve stres atılmasını sağlayan hobilerden sayılabilir. Motor sporları, araçlar, araç kullanımı da değerlendirilebilecek hobilerdendir. Özellikle doğa ile iç içe olan hobiler, stres seviyesinin azaltılması noktasında en başarılı olanlardır. Balığa çıkmak, yürüyüş, tırmanış gibi. Ayrıca evcil bir hayvan da stres seviyesini azaltan etmenlerdendir. Kedi beslemek, akvaryumda balık beslemek, köpek sahiplenmek değerlendirilebilir.

Sık Sorulan Sorular

Kronik yorgunluk sendromunu ya da tıbbi isimlendirmesiyle fibromiyaljiyi teşhis etmek ve tedavi etmek oldukça zordur. Hastalığın çok geniş spektruma yayılan nedenleri ve sonuçları, hastalığı anlamayı oldukça zorlaştırmaktadır. Bu açıdan risk grubunda olanların ve halihazırda hasta olanların kafasındaki bazı soru işaretlerini gidermek gerekmektedir. Bu açıdan da kafalarda oluşabilecek soruları spesifik başlıklar altında cevaplandırmak gerekebilir.

Fibromiyalji (Kronik Yorgunluk Sendromu) Tedavi Edilmezse Ne Olur?

Fibromiyalji ya da bir diğer adıyla kronik yorgunluk sendromu, kişinin hayat tarzı üzerinde yoğun bir baskı oluşturur. Ortaya çıkış sebebi stres olsa da bir süre sonra stresi besleyen döngüsel bir sürecin başlamasına sebep olur. Yani stres hastalığı; hastalık stresi besler hale gelir ve bu durum kişinin gerek fiziksel durumu gerekse de psikolojik durumu açısından yıkıcı sonuçların ortaya çıkmasına sebep olur.

Kronik yorgunluk sendromu her hastada aynı ve yoğun belirtilerle ortaya çıkmaz. Bazı hastalarda en net belirti olan ağrılar dahi hissedilmez nitelikte olabilir. Bu tür hastalar, hastalığın ortaya çıkardığı belirtilerden rahatsız olmadığı için yıllar boyu tedaviye ihtiyaç duymadan sorunsuz şekilde yaşayabilmektedir. Bu tür hastalarda da duygusal veya fiziksel bir travma sonucu hastalık belirtilerini artırabilmekte ve tedaviye ihtiyaç duyabilmektedir. Bir de en başından beri tedaviye ihtiyaç duyan hastalar bulunmaktadır. Hastalığın teşhisinin oldukça zor olması, tedaviye ihtiyaç duyan hastalara ulaşma imkanını kısıtlamaktadır. Günümüzde çok fazla fibromiyalji hastası bulunmasına rağmen teşhis edilebilen hasta sayısı oldukça düşüktür.

Tedavi de oldukça kompleks bir süreç olduğundan dolayı, tedavi edilebilen hasta sayısı da düşüktür. Hastalık tedavi edilmediği takdirde, hastalığa bağlı olarak sosyal çevreden dışlanma, psikolojik fonksiyonlarda kayıplar, hayat kalitesinde düşüş, akademik ortamda ve iş hayatında başarısızlık, sosyal izolasyon gibi sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde kronik yorgunluk sendromunun mutlaka tedavi edilmesi gerekmektedir.

Kronik Yorgunluk Sendromu Dinlenme İle Geçer Mi?

Kronik yorgunluk sendromunu ortaya çıkaran sebeplerin başında dinlenememe hali var gibi görünse de sebep yumuşak dokularda meydana gelen iltihaplanmadır. Yani hastalığın oluşmasına sebep olan ciddi bir fiziksel faktör bulunmaktadır. Bu faktöre bağlı olarak ortaya çıkan yorulma, dinlenememe hali giderilse dahi hastalığa sebep olan ana faktör ortadan kaldırılmadığı için kronikleşen durumun ortadan kalkması söz konusu değildir. Hastalığa bağlı belirtilerin tamamen ortadan kalkması için ilaçlı tedaviyi de içine alan kompleks bir tedavi sürecinin işletilmesi gerekmektedir.

Kronik Yorgunluk Sendromu Hafızayı Etkiler Mi?

Kronik yorgunluk sendromu psikolojik fonksiyonlar ile beyin fonksiyonları üzerinde çeşitli etkiler oluşturur. Yapılan araştırmalara göre bu etkilerin başında da hafıza sorunu gelmektedir. Vücudun strese bağlı olarak vitamin ve mineral yoksunluğu çekmesi, düzenli olmayan yaşam tarzına bağlı olarak B grubu vitaminlerin sentezlenememesine sebep olmaktadır. B grubu vitaminler, hafızanın gücünden sorumludur. Hastalığa bağlı olarak bu vitaminler alınamadığından dolayı, kronik yorgunluk sendromunun hafıza sorunlarına yol açtığı söylenebilir.

Kronik Yorgunluk Sendromu Ne Kadar Sürer?

Hastalığın kronikleşmesi, tedavi edilmediği takdirde ömür boyu süreceğini ifade etmektedir. Hastalığın verdiği belirtilerin şiddetine göre zaman zaman ortadan kalktığı sanılsa da hastalık varlığını sürekli olarak sürdürmektedir. Belirtilerin şiddeti ile bulunulan sosyal ortam ve fiziksel ortam arasında doğrudan ilişki bulunur. Bu ortamın, hastalığın lehine çalışması halinde belirtiler artacak; aleyhine çalışması durumunda ise azalacaktır. Sonuç olarak hastalığın süresini ömür boyu olarak söylemek mümkündür. Tedavi edildiği takdirde ise aylarla ifade edilen sürede hastalık ortadan kalkmaktadır.

Kronik Yorgunluk Sendromu Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Hastalığın tedavisi oldukça komplekstir. Tedavi, hastalığın teşhisi ile başlar. Doğru teşhis doğru tedaviyi getirir. Yapılacak tedavinin mahiyetini, hastalığın teşhis aşamasındaki belirtilerinin yoğunluğu belirler. Genelde kas gevşetici, antidepresan, uyku düzenleyicileri içeren bir ilaç grubu verilerek tedavi başlar. Sonrasında ise hayat tarzı değişikliklerini ve psikolojik yardımı içeren bir süreç ile devam ettirilir. Son aşamada ise hasta izlenerek tedavinin devam ettirilip ettirilmeyeceği kararlaştırılır.

Kronik Yorgunluk Sendromu Bebeklerde Ve Çocuklarda Görülür Mü?

Kronik yorgunluk sendromu bebeklerde olmasa da çocuklarda görülebilir. Ancak bu ihtimal oldukça düşüktür. Çok uç noktada yaşanan bir travma böyle bir hastalığa sebep olabilir. Bunun dışında hastalığın görülmesi genelde yirmi – elli yaşlar arasına sıkışmıştır. Bu aralığın dışındaki vakalar yoğunluk açısından oldukça düşüktür.

Kronik Yorgunluk Sendromu İçin Hangi Kliniğe Gidilmelidir?

Hastalığın tespiti için romatolojiye, tedavisi için ise fizik tedavi kliniğine gidilmelidir. Hastalığın ilgili şikayetleri ile kliniğe başvurulması halinde tüm yönlendirmeler ilk başvurulan klinik tarafından yapılacaktır.

Kronik Yorgunluk Sendromu Bir Hastalık Mıdır?

Kronik yorgunluk sendromu Amerikan Romatoloji Cemiyeti tarafından bir hastalık olarak tanımlanmaktadır. Sebepleri ve sonuçlarıyla da ayrı bir hastalık olarak incelenmeyi hak etmektedir. Hastalığın kendine özel olarak gelişen birçok süreci bulunmaktadır.

Kronik Yorgunluk Sendromu Bitkisel Yollarla Tedavi Edilebilir Mi?

Hastalığın tedavi süreci ilaç tedavisine ek olarak hayat tarzı değişiklikleri ve psikolojik destek şeklinde yapılmaktadır. Hastalığın fiziksel alt yapısını oluşturan iltihaplanmaya ve psikolojik belirtilerine bitkisel çözümler olmakla beraber bunların tam tedaviyi sağlaması mümkün değildir. Hastalığın tam olarak tedavi edilmesini isteyenlerin mutlaka romatoloji kliniğine başvurması gerekmektedir.

Hastalığın ortaya çıkardığı iltihaplanmaya ve belirtilerine iyi gelebilecek bitkiler şunlardır:

  • Meyan kökü şerbeti, içerisinde bulundurduğu maddeler yardımıyla sindirim sisteminin ve sinir sisteminin uyarılmasını sağlamaktadır.
  • Üzüm çekirdeği, içerisinde barındırdığı antioksidanlar sayesinde bağışıklık sisteminin desteklenmesini ve iltihapların azalmasını sağlamaktadır.
  • Ceviz, içerisinde barındırdığı yağlar ve antioksidanlar sayesinde hem bağışıklık sistemini destekleyerek iltihapla mücadele etmekte hem de sindirim sistemi ile sinir sistemini desteklemektedir.
  • Keten tohumu, içerisinde barındırdığı B tipi vitaminler sayesinde hastalığın hafıza üzerinde oluşturduğu olumsuz etkilerin ortadan kaldırılmasını sağlamaktadır.
  • Arı poleni, içerisinde barındırdığı B tipi vitaminler sayesinde hafızayı desteklerken; mineraller sayesinde de bağışıklık sisteminin iltihapla olan mücadelesini desteklemektedir.

    Fibromiyalji Hangi Yaşlarda Başlar?

    Fibromiyaljinin gelişmesine sebep olan faktörler genelde orta yaşlarda yoğunlaştığı için vakalar üzerinden yapılan istatistiksel çalışmalar yirmi ile ellili yaşların arasını hastalığın sık görülme aralığı olarak göstermektedir. Ancak ilgili faktörlerin yoğunluğuna göre çok daha erken ve geç yaşlarda da fibromiyalji ile karşılaşılabilir.

    Fibromiyalji Nasıl Teşhis Edilir?

    Fibromiyaljinin teşhis edilmesinde klinik testlerden pek yararlanılmaz. Hastanın öyküsü, şikayetlerinin ne kadar süredir devam ettiği ve ağrı noktaları teşhis için başlıca donelerdir. Öncelikle hastanın öyküsü alınır ve fiziki muayeneye geçilir. Fibromiyaljinin varlığında sık olarak ağrı görülen on sekiz nokta tek tek ağrı açısından kontrol edilir. Eğer en az on bir tanesinde süreli ya da sürekli ağrı var ise fibromiyalji teşhisi yapılır. Son aşamada ise ayırıcı tanı için tam kan sayımı alınır.

    Fibromiyalji Olan Nasıl Beslenmelidir?

    Fibromilyajiye iyi gelen çeşitli besinler bulunur. Tam tersine, ağrıları artıran çeşitli besinler de bulunmaktadır. Teşhisin yapılmasından sonra hastanın beslenme düzeninde değişiklikler yapması mecburidir. Bu düzenlemelerin uzman bir diyetisyen gözetiminde yapılması daha efektif sonuçlar verecektir.

  • Elma sirkesi, deniz ürünleri, zerdeçal, doğal kırmızı biber, zencefil, bitki çayları tüketilmelidir.
  • Tatlandırıcılar, koruyucular, şeker, kafein, glüten, mayalı gıdalar, süt ve süt ürünleri ise olabildiğince az tüketilmelidir. Ayrıca öğün sayısı artırılmalı, öğün başına düşen gıda miktarı azaltılmalıdır. Öğün saatlerinin şaşmaması vücut kimyası açısından faydalı olacaktır.

    Fibromiyalji Nelere Yol Açar?

    Fibromiyaljiye sebep olan yumuşak doku sorunları ilerlemeci bir karakterdedir. Eğer tedavi edilmezse ya da yanlış tedavi uygulanırsa hastalığa bağlı şikayetlerin olabildiğince artması muhtemeldir. İlgili şikayetler arttıkça da hem sosyal hem de iş yaşamı sekteye uğrar. Bazı durumlarda gündüz uyanmak ya da gece uyumak zulüm haline gelebilir.