El Ayak Agiz Hastaligi Tedavisi

El Ayak Agiz Hastaligi Tedavisi
El Ayak Agiz Hastaligi Tedavisi

 

Bu hastalık ağızda, el ve ayak tabanlarında döküntüye neden olan bir virüs enfeksiyonudur. Esas olarak 10 yaşın altındaki çocuklarda görülür, oldukça bulaşıcıdır ve salgın hastalıklar gibi yayılmacı davranabilir. Örneğin, aynı ortamı paylaşan tüm çocukların enfekte olması mümkündür. Hastalık genellikle yaz ve sonbaharda ortaya çıkar.

Hastalık en yaygın olarak Coxsackie A16 virüsünden kaynaklanır, fakat diğer coxsaccharide virüsleri veya istisnai olarak enterovirüs 71 (EV71) nedeniyle de oluşabilir. Diğer ülkelerde, özellikle doğuda daha sık görülen bir sorundur. Döküntü ortaya çıkmadan önce hastalığın başlangıcında kabarcıklar ortaya çıkar. Teşhisi, kabarcıklar ortaya çıkmadan koymak mümkün değildir. Çocuklar 38 derecenin üzerinde ateşi varken veya herhangi bir enfeksiyon belirtisi taşıyorken okula gitmemelidir.

Enfeksiyon salya ve mukus temasıyla geçer. Yani, enfeksiyon öksürme ve hapşırma ve yakın temasla yayılır. Enfeksiyon ayrıca kabarcıklardan veya dışkı ile temastan da bulaşabilir. Bölgenin sık sık yıkanması enfeksiyonun yayılmasını azaltabilir. El ayak ağız hastalığı tedavisi için kişiler araştırma yapmakta ama yeterli sonuç ile karşılaşmamaktadır. Hastalığın kuluçka dönemi 4-6 gün sürer. Bu süreçte ateş ve kötü iştah ile birlikte genel enfeksiyon semptomları geliştirir. Daha sonra boğaz ağrısı ve nihayetinde ağzın önünde ve dil üzerinde mukus zarlarında küçük kabarcıklar görülür. Aynı zamanda ya da hemen ardından, boğazda, avuç içlerinde sıvı dolu kabarcıklar oluşur. Ayrıca ayaklarda ve oturma alanında döküntü gelişir.

Lekeler 1-2 hafta içinde kaybolur. Ağızda serviks ve dil üzerinde bulunur, ancak damak ve bademciklere de yayılabilir. Genellikle ağrılıdırlar. El ve ayaklarda lekelerin etrafında kırmızı bir deri de olabilir. Kabarcıklar patlayabilir ve küçük yaralar oluşturabilir. El-ayak ağzı hastalığının en yaygın belirtileri aşağıdadır. Bununla birlikte her çocuk farklı belirtilerle karşılaşabilir. Semptomlar şunları içerebilir:

Ağızda kabarcıklar (dil, yanaklar ve boğaz ve bademcikler yakınında)

Kolların, bacakların ve bebek bezlerinin bulunduğu bölgedeki iç kısımlar ve ayak tabanlarındaki döküntüler

Hafif ateş

El-ayak ağzı hastalığı genellikle tam hastalık öyküsü ve çocuğunuzun fizik muayenesi ile teşhis edilir. El-ayak ağzı hastalığının döküntü ve ağız kabarcıkları benzersizdir ve genellikle sadece fiziksel muayenede tanıya izin verir. Boğazdan veya dışkıdan alınan bir örnek laboratuara test için gönderilebilir ancak genellikle iki hafta veya daha fazla sürede sonuçlanır. El-ayak ağzı hastalığı için özel bir tedavi yoktur, bu nedenle çocuğun sağlık hizmetleri uzmanı aşağıdakilere dayalı bir eylem planı belirleyecektir:

Çocuk yaşı, genel sağlık ve tıbbi geçmiş

Hastalığın derecesi

Çocuğun belirli ilaçlar, prosedürler veya tedaviler için toleransı

Hastalığın seyri için beklentiler

El-ayak ağzı hastalığının tedavisinin amacı, semptomların şiddetini azaltmaya yardımcı olmaktır. Viral bir enfeksiyon olduğu için antibiyotikler etkisizdir. Tedavi şunları içerebilir:

Dehidrasyonu önlemek için artan sıvı alımı - sık sık az miktarda serin sıvılar verin

Ateş düşürücü ilaçlar ve müdahaleler

Gargara veya sprey ağızdaki ağrının azaltılmasına yardımcı olabilir.

Hastalığın diğer çocuklara yayılmasını önlemek için hastanın vücudunu yıkamak önemlidir. Kirlenmiş yüzeylerin dezenfektanlarla temizlenmesi yardımcı olacaktır. Bu yüzden özellikle enfekte olan kişiler ile temas kurmaktan kaçının. Hastalanan kişiler, semptomları geçse bile bir iki hafta daha virüsleri iletebilir.

El Ayak Ağız Hastalığı Tedavi Türleri

El ayak ağız hastalığı tedavisi için bir yöntem bulunmamaktadır. Kendiliğinden geçen ve suçiçeğine benzetilen bu hastalık için sadece yavaşlatma metotları uygulanmaktadır. Bu sayede kuluçka süresinden sonra yayılmaya başlayan hastalık evresini tamamlamakta ve döküntüler için ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Deride görülen küçük kırmızı kabarcıklar acıya, ağrıya ya da kaşıntıya neden olabilir. Bu durum için ise önerilecek şeyler ağrı kesiciler ve losyonlardır. Bu ürünler ise kesinlikle doktor kontrolü olmadan kullanılmamalıdır.

Hastalığın tedavisi için ilaç ya da kremlerden bahsetmek mümkündür. Kullanılan ilaçlar sadece hastalığı yavaşlatmakta ya da acı ile ağrıları dindirmektedir. Hiçbir şekilde tedavisi olmayan bu hastalık için doktorların reçete edeceği ilaçların kullanımları da kendi kontrollerinde olmalıdır. Aksi takdirde bir süreçten bahsetmek yanlış olacaktır. Suçiçeği ile benzeyen ve sık sık karıştırılan bu hastalık, belli bir sürenin sonunda kendiliğinden iyileşme göstermektedir. Bu durum hem çocuklarda hem de yetişkinlerde aynı şekilde seyretmektedir. Özellikle yetişkinlerde hastalık süreci çocuklara göre çok daha hafiftir. Bu nedenle de çocuklar için daha yoğun tedavi şekillerine hekimler tarafından da başvurulmaktadır. Kullanılacak ürünler de çocuklara göre seçilir. Tedavi türlerinden biri uygulanmadan önce el ayak ağız hastalığı ile ilgili belli faktörlere dikkat etmek gerekir.

Her şeyden önce, hastalığın bulaşmasına karşı gerekli önlemler alınmalıdır. Genellikle yüksek ateş 1-2 günde geçer, döküntüler 5. günde kaybolmaya başlar ve tamamen 10 güne geçer. Fakat bağışıklığı düşük olan kişiler ve çocuklar için ateş ve döküntüler ağır seyredebilir. Bu nedenle doktora görünmek ve durumu kontrol altına alacak ilaçlar kullanmak önem taşır.

Hastalığın tüm süresi boyunca ve iyileşmeden 3 hafta sonra, hasta çocuğun ayrı bir tabak, havlu ve çarşaf kullanması sağlanmalıdır. Eller daha sık şekilde sabunlu suyla yıkanmalıdır (özellikle hasta bir kişiyle ve tükürük veya dışkı parçacıklarının bulunduğu herhangi bir nesne ile temas ettikten sonra). Hasta kişinin daha sık ellerini yıkamasında özen gösterilmesi gerekir.

Tedavi ağızdaki ülserlerin ağrısını azaltmayı da amaçlamaktadır, çünkü bu, yemek yemeyi güçleştirebilir. Bunu yapmak için lidokain gibi lokal anestetikler kullanılabilir. Yemek sırasında baharatlı, tuzlu ve ekşi yemek tavsiye edilmez. Aksine, soğuk yiyeceklerden -soğuk süt gibi - faydalanmak önerilir. Hasta çok miktarda sıvı tüketmelidir. Ateş yüksekse, ılık su ile duş faydalı olabilir. Yeterli gelmiyorsa ateş düşürücü ilaçlar kullanılabilir. Hastanın ağzında ülser durumunda ağız boşluğu bir antiseptik ile tedavi edilmelidir.

Kaşıntıyı Azaltma

El ayak ağız hastalığında kaşıntıyı azaltabilmek için pek çok farklı yöntem bulunmaktadır. Bunlar hafif içerikli olan jeller ya da kremler ile sağlanabilmektedir. Bu nedenle de kişiler için uygun olan ürünler dermatologlar tarafından tavsiye edilmektedir. Reçete edilen bu kremler ve losyonlar ise eczanelerden temin edilebilir. Hastalıkla ilgili pek çok durumdan daha önce bahsetmiştik. Risk altında olan kişiler 5 yaşın altındaki çocuklar ve bebeklerdir. Bu nedenle ürün seçimi mutlaka doktorlar tarafından gerçekleştirilmelidir.

Losyon

Bu aşamada kullanılacak losyonların kaşıntıyı ve ağrıyı hafifletici özelliklere sahip olması gerekmektedir. Doktorlar hastalığın seyrine göre losyon reçete etmektedir. Bu ürünler de yine mutlaka uzman kontrolünde kullanılmalıdır. Uzun vadeli kullanımlar ise bebeklerde ve çocuklarda alerjik reaksiyonlara neden olabileceğinden hem eczacıya hem de uzmana kullanmadan önce mutlaka danışılmalıdır.

Sprey

El ayak ağız hastalığı için uzmanlar kaşıntı ya da ağrı giderici spreyler de tavsiye etmektedir. Kendiliğinden iyileşen ve suçiçeği ile benzer özelliklere sahip olan bu hastalık için kişilerin dikkatli olmaları oldukça önemlidir. Kullanımı sağlanacak olan spreyler, kaşıntılı ya da ağrılı olan bölgeyi soğutmakta ya da uyuşturmaktadır. Bu sayede hastalar herhangi bir problem ile karşı karşıya kalmadan evreyi atlatabilmektedir.

Krem

Tıbbi anlamda hastalık için belli kremler bulunmaktadır. Bu kremlerin avantajı ise ilerleyen dönemlerde yara ya da iz oluşumunu engellemektedir. Bu sebeple de pek çok kişi kremler sayesinde sancısız bir şekilde hastalıktan kurtulabilmektedir. Suçiçeği ya da kızıl hastalığında nasıl ki bir tedavi yönteminden bahsedilemiyorsa, el ayak ağız hastalığı için de durum aynıdır. Bu sayede hastalığın sadece ağrısız ve kaşıntısız bir şekilde atlatılmasına olanak sağlanmaktadır.

Ağrıyı Kesme

El ayak ağız hastalığı adı verilen bu hastalık aslında ağrılıdır. Bu nedenle bebekler huzursuzluk yaşayabilmektedir. Ağrıyı kesebilmek için ise hekimler tarafından genellikle ağrı kesici ilaçlar sunulmaktadır. Reçete edilen bu ilaçların ise düzenli kullanımı oldukça önemlidir. Aynı zamanda ağrı kesici spreylerden de bu dönemde bahsetmek mümkün olmaktadır.

Ağrı Kesici Sprey

El ayak ağız hastalığında yaşanan ağrılar için uzmanlar tarafından ağrı kesici spreyler önerilir. Kırmızı lekelerin üzerine uygulanan bu spreyler hem kaşıntıyı almakta hem de ağrıları büyük ölçüde kesmektedir. Sadece bu nedenlerden dolayı hastalar için daha hafif olan spreyler reçete edilir. Eczaneden alınacak ürünler hastalığa dair kesin çözümler sunmayabilir. Bu nedenle bu tarz ürünler kullanılacağı zaman mutlaka muayene olunan hekimden destek alınmalı ve buna göre kullanım gerçekleştirilmelidir.

Ateş Düşürücüler

El ayak ağız hastalığı 41 derece ateşin görülebileceği hastalıklar arasında yer almaktadır. Bu nedenle ateş düşürücüler mutlaka tedavi esnasında bulundurulmalıdır. Çok yükselmeyen ateşler için kişiler normal ateş düşürücüleri kullanabilmektedir. 41 dereceyi aşan ateşlerde ise çok daha farklı yöntemler uygulanmaktadır. Serum ya da iğne ise bunlar arasında yer alır.Hastaların yüksek ateş durumunda öncelikli olarak bir sağlık kuruluşuna başvurmaları gerekir. Bu sayede hekimler tarafından ateş kontrol altına alınabilmekte ve hastalığın seyri kısa bir süre içinde değiştirilebilmektedir. Ateş düşürücüler çok kuvvetli değil ise hastalar tarafından kullanılabilir; ancak bebeklerde ya da çocuklarda uzman onayı alınmadan herhangi bir kullanım gerçekleştirilmemesi gerekmektedir.

Boğazı Rahatlatmak İçin Bitkisel Çözümler

El ayak ağız hastalığı sırasında sıklıkla boğaz enfeksiyonu görülmektedir. Kişiler ise bu tarz durumlarda boğazı rahatlatmak için bitkisel çözümler de aramaktadır. Bitkisel çözümler arasında ise hiç kuşkusuz eski dönemlerden beri kullanılan bitkiler yer almaktadır. Herhangi bir yan etkisi ya da zararı bulunmayan ıhlamur, ada çayı ya da zencefil; ağrıların ve şişliklerin giderilmesi için kullanılabilmektedir. Bu ürünler bir tencere içinde kaynatılarak çay haline getirilmeli ve sonrasında tüketilmelidir. Ne çok sıcak ne de çok soğuk olmalı ve hızlı bir şekilde tüketilmemelidir. Bu sayede boğazda oluşan tahribatların ağrısı da en aza indirilmektedir. Boğaz ağrısını hafifletmek için bitkisel çözümler aşağıda detaylı bir şekilde yer almaktadır.

Bu, annelerinizin bile önerebileceği en eski ve en kolay çözümlerden biridir. Tuzun, anti-bakteriyel özelliklere sahip olduğu bilinmektedir. Bir fincan ılık su ¼ çay kaşığı tuz karıştırın. Günde en az iki üç kez gargara yapın. Gargara, bakterileri durulayıp, yanma hissine neden olabilecek asitleri nötralize eder.

Bir başka harika ev ilacı, el ayak ağız hastalığı için oldukça etkilidir. Zerdeçal sütünü içme bu hastalığın tedavisinde ve boğazı rahatlatmada oldukça önemlidir. Boğaz ağrısı, soğuk algınlığı ve hatta ısrarcı öksürüğü tedavi ettiği bilinmektedir. Şişlik ve ağrıyı hafifletebilir.

Zencefil, bal ve ılık su ile karıştırılmış limon suyu veya bir tatlı kaşığı bal ile bir kaynatma yapabilirsiniz. Bal, boğazı nemlendirir ve öksürüğün tedavisinde çok etkilidir. Tıbbi amaçlar için düzenli bal üzerinde ham bal tercih edilmelidir. Bal ayrıca, iltihaplı dokulardan su çekebileceği anlamına gelen hipertonik ozmotik olarak da görev yapar. Bu boğazda şişme ve iltihap azaltmada yardımcı olur.

Sirke, boğazın hafifletilmesi için oldukça önemlidir. Boğaz enfeksiyonu mukus birikmesi sonucu ortaya çıkarsa, soğuk algınlığı semptomlarını hafifletebilir. Bitkisel çayınıza 1 tatlı kaşığı elma sirkesi ekleyebilir ya da gargara yapmak için kullanabilirsiniz.

Hastalık esnasında boğaz ağrısını dindirebilmek için sarımsak da kullanılabilmektedir. Sarımsak sıcak su içinde biraz haşlandıktan sonra elde edilen su kolayca tüketilebilir.

Bu tedavi yöntemleri sadece yetişkinler içindir. Bu nedenle bebeklere ya da çocuklara bu tarz tedaviler uygulanmamalıdır.

El Ayak Ağız Hastalığı Tedavisi Öncesi

El ayak ağız hastalığı tedavisine başlamadan önce hastaların durumu ile ilgili analizlerin yapılması gerekmektedir. Bu evre oldukça önemlidir; çünkü tüm tedavi yöntemleri bu hususlara göre belirlenmektedir. Kullanılacak ilaçlar ne zaman hastaneye geçiş yapılması gerektiği ya da buna benzer pek çok şey tedaviden önce ortaya koyulmaktadır.

Küçük çocuklar el, ayak ve ağız hastalığına yakalanma riski en fazladır. Virüsler bu tesislere hızla yayılabildiği için, günlük bakım veya okula devam ederse risk artar.El ayak ağız hastalığı virüslerine maruz kalan çocuklar, genel olarak karşı bağışıklık geliştirmekte olup hastalığı yenebilmektedirler. Ancak, bağışıklık sisteminin zayıf olduğu durumlarda 10 yaşın üzerinde olan çocukları da etkilediği görülmektedir. Bu sebeple de özellikle çocuklar için erken teşhis oldukça önemlidir. Bir doktor, fiziksel muayeneyi gerçekleştirerek el, ayak ve ağız hastalıklarını teşhis edebilir. Kabarcık ve döküntülerin ortaya çıkması için ağız ve vücudu kontrol ederler. Doktor ayrıca size veya çocuğunuza başka semptomlar hakkında da bilgi verecektir. Doktor , virüs için test edilebilen bir boğaz swapını veya dışkı örneğini alabilir. Bu, tanının doğrulanmasını sağlar. El ayak ağız hastalığı için bu durum son derece önemlidir. Çünkü yapılabilecek olan tüm işlemler tamamen doktor tarafından belirlenebilmektedir.

Hastanın Durumunun Analiz Edilmesi

Hastalığın tedavisinden önce kişilere belli analizler yapılmaktadır. Bu analizler doğrultusunda ise nasıl bir tedavi yöntemi seçileceğine karar verilmektedir. Analiz için doktorlar tarafından belli tahliller yapılırken aynı zamanda elle muayene de gerçekleştirilmektedir. Sonrasında ise ilaçlar reçete edilir ve hastanın kullanımı için uygulama metodu başlar. Ağız yolu ile alınabilecek ilaçların yanı sıra cilde sürülebilecek olan ilaçlardan da bu aşamada bahsetmek mümkün olabilmektedir.

El ayak ağız hastalığı tedavisi için kullanılan en yaygın teşhis metodu, göz ve elle yapılan muayenelerdir. Bu aşamada hastaların vücudunda bulunan kabarcıklar kontrol edilir ve hastalığın el ayak ağız hastalığı olup olmadığı konusunda karar verilir. Bebek ve çocuklar için de teşhis metotları aynıdır. İdrar ya da kan tahlili aracılığı ile de virüs saptaması sağlanabilmektedir.

Hastalığın Tanısının Koyulması

Tanı koyma, tedaviye başlayabilmek için en önemli faktörler arasında yer almaktadır. Bu nedenle gözlemin en iyi şekilde yapılması gerekmektedir. Ağız el ve ayakta bulunan kabarcıklar en iyi şekilde analiz edilmeli ve ne yapılması gerektiğine karar verilmelidir. Kendiliğinden iyileşen bu hastalıkta ekstrem tedavi yöntemleri de uygulanmadığından dolayı hasta takip altına alınmaktadır. El ayak ağız hastalığı için gereken analizler yapıldıktan sonra tanı konur ve tedavi sürecine başlanır.Hastalığın tanısı konulurken doktorlar el ile kontroller gerçekleştirmektedir; fakat hastalığın tam olarak teşhis edilebilmesi için bebeklerden dışkı örneği ya da kan örneği talep edilebilmektedir. Herhangi bir virüsün olup olmadığına bu sistemler sayesinde çok daha rahat bir şekilde erişilebilmektedir. Kan ve dışkı testleri her zaman doğru sonuçlar vermektedir. Bu nedenle de kişilerin testlerinin de doğru sonuç verebilmesi için aynı yöntemler uygulanabilir.

Hastanın Hayat Tarzında Değişiklikler Yapması

El ayak ağız hastalığı teşhisi konulan kişilerin hayat tarzlarında ne yazık ki belli değişiklikler olması gerekir. Bu durumun nedeni ise tamamen kabarcıkları ve yaraları kontrol altına almaktan kaynaklanmaktadır. Bulaşıcı bir hastalık olarak nitelendirilen el ayak ağız hastalığının başkalarına da bulaşmaması için çeşitli önlemler alınmalıdır. Bu dönem içinde en önemli faktör ise bulaşmanın engellenmesi için kalabalık ortamlardan uzak durulması ve yaşam alanının düzenlenmesi yönündedir. El, ayak ve ağız hastalığı (HFMD) yaz aylarında sık görülen bebeklerde ve 10 yaşın altındaki çocuklarda görülen, fakat aynı zamanda gençler ve yetişkinleri de etkileyebilen yaygın bir hastalıktır. Coxsackie virüsü olarak bilinen bir virüs ailesinden kaynaklanır.

HFMD ateş, baş ve kas ağrıları, boğaz ağrısı, yorgunluk ve iştahsızlık gibi hafif grip benzeri semptomlar da dâhil olmak üzere çok çeşitli semptomlar üretebilir. Ateş genellikle 24 saat ila 2-3 gün arasında sürer. Ateş başladıktan bir ya da iki gün sonra ağızda, boğazda, avuç içlerinde ve ayak tabanlarında küçük kırmızı lekeler görülmeye başlar. Bu lekeler kabarcıkları ve nihayetinde ağrılı ülsere dönüşürler bu da birkaç gün içinde hiçbir iz bırakmadan giderir.

HFMD bulaşıcıdır ve birçok küçük çocuğun birlikte bulunduğu ortamlarda, örneğin gündüz bakım merkezleri gibi, en kolay şekilde yayılma eğilimindedir. Ayrıca belirtiler geçtikten sonra birkaç hafta daha hasta virüsleri yaymaya devam eder. Bu nedenle hastayken çocukların okula ya da kreşe gitmemeleri daha doğru olur.

Hastanın ve çevresindekilerin sık sık ellerini yıkamaları önerilir. Hastanın ve çevresindekilerin duş almayı aksatmaması da önerilir. Bebek bezlerini değiştirdikten sonra ve yemekten sonra ya da yemek yemeden önce el yıkamak virüse karşı en iyi korunma olarak kabul edilir. Virüs birkaç gün boyunca kontamine yüzeylerde yaşayabilir. Bu nedenle, ebeveynler, HFMD'nin yayılmasına karşı korunmak için, paylaşılan oyuncakları ve potansiyel olarak kirlenmiş tüm yüzeyleri dezenfektan temizleyicilerle temizlemelidir.

Virüs bu günlerde günlerce yaşayabildiğinden çocuk bakım merkezleri oyuncak gibi paylaşılan öğeler de dâhil olmak üzere tüm ortak alanlar için sıkı bir temizleme ve dezenfeksiyon çizelgesi izlemelidir. Bebeğinizin emziklerini sık sık temizleyin. Çocuklarınıza iyi hijyen alışkanlıklarını nasıl uygulayacaklarını ve nasıl temiz kalacaklarını gösterin. Parmaklarınızı, ellerinizi veya diğer nesneleri ağzınıza sokmamanın neden en iyi olmadığını açıklayın. Çocukları el, ayak ve ağız hastalıkları ile birlikte çocuk bakım merkezlerinden veya okuldan uzaklaştırarak ateş ortadan kalkana ve ağızdaki yaralar iyileşene kadar tutun. Eğer hastalığınız varsa, işe gitmeden evinizde kalın.

Beslenme

Beslenme el ayak ağız hastalığı için en önemli faktörler arasında yer almaktadır. Hastaların mutlaka bol sıvı tüketimi gerçekleştirmesi gerekir. Bu rahtsızlık ile birlikte iştah kaybından sıkça bahsedilir; fakat önemli olan beslenme değil, hastanın ne derece sıvı tüketimi sağladığıdır. Günde en az 2 litre su tüketimi sağlanarak hastalığın ve hastanın kontrol altına alınması sağlanabilir.Beslenmenin ağız içinde bulunan yaralar nedeniyle zor olması görülebilir. Bu nedenle yaraları yakmayacak ve çiğnemeyi güçleştirmeyecek besinler tercih edilmelidir. Meyve suları da mutlaka kaçınılması gereken ürünler arasında yer almaktadır. Özellikle ekşi meyvelerden oluşan meyve suları hastalara kesinlikle önerilmemektedir. Hastaların el ayak ağız hastalığı evresinde dikkat etmeleri gereken bir diğer husus ise ağzın bakımıdır. Diş fırçalamak bu süreçte zor olacağından hastalar karbonatlı su ile gargara yapabilir. Bunun yanı sıra bebekler için temiz bir tülbent ile yaralar üzerinde bulunan pamukçukların silinmesi tavsiye edilmektedir. Ağız içi hijyenin en iyi şekilde sağlanması hastalığın yavaşlamasına ya da daha hafif atlatılmasına olanak sağlamaktadır.

El ayak ağız hastalığı aşamasında beslenme için bir diğer alternatif meyve püreleridir. Elma ya da armudun yanı sıra hastalara daha rahatlatıcı ve kolay yutulacak gıdalar takviye edilmelidir. Yulaf ezmesi de yine alternatifler arasında yer almaktadır. Hastalar iştah yönünden sorunluysa ve bir şey yiyemeyecek durumda ise doktorlar tarafından serum ile besleme sağlanmaktadır.

Sosyal Ortamlarda Bulunmama

El ayak ağız hastalığı son derece bulaşıcı bir hastalık olduğundan dolayı kişilerin kalabalık ortamlardan uzak durmaları gerekmektedir. Bu durum hem enfekte olmamış kişiler hem de Enfekte olmuş olan hasta için büyük önem taşır. Kalabalık ortamlarda bulunmak hastalığın daha mikroplu bir hale gelmesine ve yaralarda iyileşmelerin gecikmesine neden olabilmektedir. Bu nedenle kişilerin ya da çocukların alışveriş merkezi, toplu taşıma araçları ya da buna benzer alanlardan mutlaka uzak durmaları gerekmektedir. Hijyenin sağlanması bu hastalık için oldukça önemlidir. Bu sebeple hastaların önlemlerini almaları ve bu önlemler alındıktan sonra kalabalık ortamlara girmeleri gerekmektedir.

Bebekler kapalı ortamlardan çok daha çabuk etkilenebilmekte ve virüsleri çok daha çabuk absorbe edebilmektedir. Bu nedenle de kesinlikle bu tarz alanlardan uzak durmaları önerilmektedir.

Başkalarıyla Temasın Engellenmesi

El ayak ağız hastalığı tedavisi sürecinde aile bireyleri ya da arkadaşlar ile temas oldukça önemlidir. Hastalığın bulaşıcı olması ve kişilerin hemen enfekte olabilmesi nedeniyle yakın temastan kaçınılması gerekmektedir. El ayak ağız hastalığı ile mücadele eden kişiler için temas son derece önemli bir husustur.Bebeklerin bezlerinin değiştirilmesi esnasında dışkı ile temas sağlandığı takdirde hastalık geçiş yapabilmektedir. Bu nedenle de bulaşıcı olan bu hastalığa maruz kalmamak için bebeklerin ihtiyaçları karşılanırken eldiven kullanımı önemlidir.Hastalık damlacık yolu ile bulaştığından dolayı hapşırık ya da öksürüğe maruz kalınmaması önerilmektedir. Aynı tabaktan ya da çataldan yemek yemek aynı bardaktan su içmek ya da hasta olan kişinin eşyalarının kullanılması gibi durumlar da el ayak ağız hastalığına yakalanmamak için oldukça önemlidir. Hastaların odasına girerken kişilerin maske kullanımı sağlaması da önemli faktörler arasında yer almaktadır. Bu sayede damlacık ya da öksürük yolu ile virüsün bulaşması engellenebilir.

Güneşten Korunma

El ayak ağız hastalığı aşamasında güneş önemli faktörler arasında yer almaktadır. Deride bulunan kabarcıkların daha da ileri safhalara ulaşmaması için birebir temastan kaçınılması önerilmektedir. Hastalar deride bulunan kabarcıkları güneş ile temas ettirdiği takdirde deride kurumalar, pullanmalar ya da sulanmalar görülebilmektedir. Bu durum ise hastalığın hem iyileşme sürecini uzatmakta hem de daha farklı enfeksiyonların oluşmasına neden olmaktadır. Güneş kaşıntıyı ya da döküntüyü artırabileceğinden dolayı kişilerin bu konuya dikkat etmesi ve özen göstermesi gerekmektedir. Güneşten korunabilmek için şemsiye kullanımı gerçekleştirilebileceği gibi ince ve uzun kıyafetler de kullanılabilmektedir. Güneşe maruz kalındığı düşünülecek olursa evde ılık bir duş alınması uygun olacaktır. Bu sayede derinin sıcaklığı düşürülmekte ve hasta olan bölgenin de yumuşaması sağlanmaktadır. El ayak ağız hastalığı için güneş gerçekten önemli sorunlardan biridir. Güneşe maruz kalındıktan sonra güneş yanıklarının oluşması da hastalığın seyrini değiştirebilmektedir.

Giyilmekten Kaçınılması Gereken Kıyafet Türleri

Hastalık sürecinde dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise seçilecek olan kıyafetlerdir. Hastalıklı olan bölgelerin zarar görmemesi için kişilerin öncelikle pamuklu kıyafetleri tercih etmeleri gerekir. Sentetik ya da yünlü kıyafetler mutlaka kaçınılması gereken grupta yer alır. Bu tür kumaşlar hastalığın derecesini yükseltmekte ve çok daha kaşıntılı yaralar ortaya çıkabilmektedir. Yaranın hava alması ve kendiliğinden kurumaya bırakılması da büyük önem arz eder. Terletmeyen ve yaraları daha da sulandırmayan kıyafetler mutlaka tercihler arasında yer almalıdır.Bebekler için kıyafet konusunda yine aynı durumdan bahsetmek mümkün olabilir. Hassas varlıklar olan bebekler, hasta olmamaları için soyulmamakta ve sıkı sıkı giydirilmektedir. Bu gibi durumlar ise hastalığın geçmesini geciktirmektedir. Bir diğer önemli husus ise bebeklerin de rahat bir ortamda olmaları gerektiğidir. Giyinme konusunda hassas davranılmalı ve vücut ısısını yükseltecek kıyafetlerden kesinlikle kaçınılmalıdır. Bu durum kırmızı lekelerin yok edilmesi konusunda önem arz etmektedir.

El ayak ağız hastalığına yakalanmış olan bebekler serin bir ortamda tutulmalı el ve ayakları da mümkün olduğunca açıkta tutulmalıdır. Serin ortamın ise ısısının ayarlanması oldukça önemlidir.

Bebekler battaniye ya da yorganlar ile örtülmemeli, bunun yerine pamuklu kumaştan üretilmiş olan pikeler tercih edilmelidir. Bu sayede aşırı ısı oluşumunun önüne geçilebilmektedir. Hastalarda terleme oluştuğu takdirde kaşıntı da artış göstereceğinden pamuklu battaniyeler de kullanılabilir.

Döküntülere Sürülmemesi Gerekenler

El ayak ağız hastalığı konusunda dikkat edilmesi gereken bir diğer husus ise deri döküntülerinin korunmasıdır. Deride bulunan kabarcıklara doktorlar tarafından tavsiye edilen ürünler dışında herhangi bir şeyin kesinlikle sürülmemesi gerekmektedir. Ağrı kesici spreyler, losyonlar ya da kremler kullanılabilir; ancak kolonya, bitkisel ürünler ya da buna benzer maddeler kesinlikle kullanılmamalıdır.Bebeklerde de yetişkinlerde de kullanılması gereken ürünler sadece doktor takibinde kullanılmalıdır. Bu konuda en önemli husus ise eczaneden isteğe göre ilaç alınmaması gerektiğidir. Hastalar kendi isteklerine göre ilaç kullanmaları durumunda çok daha ciddi sorunlar ortaya çıkabilmektedir. Özellikle uzun bir süre ilaç kullanımı yaraların açılmasına ve çok daha ciddi tahribatların oluşmasına neden olabilir.

Havuza Girmemek

El ayak ağız hastalığı geçiren kişilerin havuz ya da denize girmesi kesinlikle önerilmez. Havuzlar toplu olarak kullanılan alanlar olduğundan dolayı hastalık başkalarına da bulaşabilir. Bu durumun yanı sıra hastaların havuzdan mikrop kapma olasılığı oldukça yüksektir. Bu durum ise hastalığın seyrini ciddi anlamda değiştirebilir. Mikroplanan yarada sulanma oluşabileceği gibi iltihaplara da rastlanabilmektedir. Bu durumda mutlaka bir uzmana başvurulması ve ilaç ya da losyon konusunda destek talep edilmesi de yapılması gerekenler arasında yer almaktadır.

Havuza giren kişiler hasta kişinin yüzmüş olduğu havuzda su yuttuğu takdirde virüs kapabilmektedir. Bu nedenle sadece hasta olan kişilerin değil, hastalıktan kaçınan kişilerin de havuzlardan uzak durmaları gerekmektedir.Havuzlar klor seviyesi yüksek olan ortamlar olduğundan dolayı, deride bulunan kabarcıklar zarar görebilmekte ve açık yara haline dönüşebilmektedir. Bu sebeple kesinlikle havuzların hastalık süresinde kullanılmaması gerekmektedir.

El Ayak Ağız Hastalığı Tedavisi Sonrası

El ayak ağız tedavisi, herhangi bir tıbbi müdahale gerektirmediğinden, hastalar bulundukları ortamda kendi kendilerine iyileşmektedir. Bu süreçte hastaların, enfekte oldukları dönemde eski hallerine geri dönmeleri için bazı tedbirlerin alınması gerekmektedir.Tedavi sonrasında hastalar kilo kaybı yaşamaktadır. Katı gıda tüketmediklerinden, sahip olmaları gereken karbonhidrat, protein ve vitamin değerleri düşük olmaktadır. Buna bağlı olarak hastalarda hızlı bir kilo kaybı yaşanır. Hastalar ortalama 4-5 kilo kaybeder ve bünyeleri zayıf düşer. Bunun için hastalara vitamin takviyeleri sebze,meyve, katı gıda, sıvı gıda ve bol bol su verilmelidir. Ancak katı gıda tüketiminin başlangıcında hastalarda kabızlık olabilmektedir. Su tüketimi azaldığından katı gıdaların öğütülmesi zaman almaktadır.

El ayak ağız hastalığı kapsamında su takviyesinin yapılması da hastaların sindirim sistemi için oldukça önemlidir. Bunun yanı sıra, kan dolaşımını hızlandırarak kanın sulanmasını sağlar. Kan sulandığı için damarlarda daha hızlı akar ve tüm dolaşım sistemini harekete geçirir. Buna bağlı olarak vücutta yer alan tüm sistemler zincirleme olarak daha sağlıklı bir şekilde çalışır.

Ayrıca meyve ve sebzeler, vitamin açısından oldukça zengindir. Hastalık esnasında kaybedilen A,B,C ve E vitamini sebze ve meyvelerden sağlanabilmektedir. Bunların tüketilmesi hastanın eski sağlığına kavuşması için en iyi tercihtir. Güneş ışığı da D vitamini kaynağıdır. Doğada başka bir yerden alınamadığından hayati önem taşımaktadır. Tedavi sonrası süreçte, hasta kişilerin öğle vakti hariç, güneş ışınlarının daha az zarar verdiği saatlerde, açık ve temiz havada yürüyüşler yapması, iyi bir egzersiz yöntemidir.

Hastanın Yapması Gerekenler

El ayak ağız hastalığı kişi halsiz kılar. Bu yüzden egzersizden mahrum bırakmaktadır. Hastalık sonrası dönemde egzersizler, hastaları harekete geçirir ve kilo kaybından oluşan iştahsızlığı dengelemektedir. İştahsızlık, her türlü hastalıkta rastlanılan bir durumdur. Uzun süreli ilaç kullanımı ya da hastalık süresinin uzun olması bu duruma yol açabilmektedir. İştahsızlık sonucu hasta, sevdiği yemekleri bile yemeyebilir. Bu yüzden kişilere sevilen yemekler yedirilmelidir. Sevilen yemeğin seçilmesi, hastanın moralini yerine getirmek açısından önemli bir tercihtir.Moral hastalar için çok önemli bir unsurdur. Hem tedavi öncesi hem de tedavi sonrası süreçte büyük önem arz etmekle beraber, kişinin sosyal çevresini ve ruh sağlığını etkilemektedir. Bir hastanın morali yüksek ise, tedavi süreci olması gerekenden daha hızlı gelişir. Sosyal çevre ile bağlarının güçlü olması da bu avantajlar arasında yer alır.Hastalar bu süreçte kişisel bakımlarına ve temizliklerine özen göstermelidir.

El ayak ağız hastalığı sonrasında enfeksiyon riskinden uzak kalmak için, vücut salgıları ya da dışkılardan uzak durmalı, yakın temasta bulunduysa da ellerini güzelce yıkamalıdır. Sabun ile temizlik, kişisel bakımın temelidir. Vücutta kan akışının hızlı olduğu bölgelerde terleme durumu daha fazladır. Özellikle koltukaltı, boyun, kasıklar, genital bölge ve kulak çevresinin temizliğine önem verilmelidir. Bu bölgelere yerleşen parazitler ya da eklembacaklılar çeşitli hastalıklara neden olabilmektedir. Ayrıca bu bölgelerde kıllanma da gerçekleşmektedir. Kıllanma durumu, vücudun kendisini koruma altına almasından kaynaklanan bir durumdur. Ancak yaz aylarında da devam eden kıllanma etkisi, parazitlere yuva hazırlamaktadır. Kıl ve tüylerin bu bölgelerden temzilenmesi bu parazitlerin vücutta yer edinmesini engeller. Terlemenin önüne de büyük oranda geçmiş olur.

Sıkça Sorulan Sorular

El ayak ağız hastalığı kapsamında hastaların yakınlarının pek çok sorusu bulunmaktadır. Bu soruların cevapları aşağıda yer almaktadır.

El Ayak Ağız Hastalığının Kesin Çözümü Var Mı?

Bu hastalığın bir tedavi süreci bulunmamaktadır. Sürecin tamamlanması hastanın kendi vücudunda gerçekleşmektedir. Bundan dolayı kesin bir çözümün var olmasından söz etmek oldukça güçtür.

Hastalığın Tedavisinde Kullanılan Özel Bir İlaç ya da Aşı Var mı?

Hastalığın tedavisi doğrudan virüsü hedef almaz. Bunun yerine ağır seyreden belirtileri kontrol altına almaya yönelik tedaviler uygulanır. Hastalık 10 gün gibi bir sürede geçer fakat bu sırada oluşan yüksek ateş ve yaralar çocukları kötü etkileyebilir. Bunun önüne geçmek için ateş düşürücüler, ağrı ve kaşınma önleyici losyonlar kullanılmalıdır.

El ayak ağız hastalığı tedavisi için aşıdan bahsetmek mümkündür. Buna ek olarak, ikinci aşı grubuna ait olan EV71 virüsüne karşı bir aşı mevcut olup, aşılama ihtiyacı varsa sağlık kurumlarına baş vurulmalıdır. Ancak, aşılama, el ayak ağız hastalığının tamamen engellendiğini garanti etmez çünkü sadece EV71 virüsüne karşı aşılama yapılır. 20'den fazla enterovirüs el ayak ağız hastalığına neden olur. Bununla birlikte, aşılamadan sonra EV71 ile enfekte olursanız , semptomları hafifletebilirsiniz.

Bu aşı, Çin Halk Cumhuriyeti’nde geliştirilmiş olup, yurt dışına ihracatı yapılmamaktadır. Bunun sebebi ise, hastalığın aslında kendi kendine iyileşebilmesidir. Çin’de nüfusun fazla olmasından dolayı, aşılama işleminin gerçekleştirilmesi gerekir. Virüs, insanların kalabalık olduğu yerlerde daha hızlı üreyebildiğinden, özellikle kreş ya da alışveriş merkezleri gibi kalabalık olan alanlarda bulaşıcılığın artmaması için aşılama işlemi gerçekleştirilmektedir. Virüs her yıl geliştiğinden zaman içerisinde aşılamaya karşı bağışıklık kazanır. Bu nedenle aşılamanın ne zaman yapılacağı ve kaç senedir bir tekrar edilmesi gerektiğine dair tüm bilgiler uzmanlardan edinilmelidir.

Türkiye’de el ayak ağız hastalığı için herhangi bir aşı tekniği bulunmamaktadır. Aşı yerine hastalığının seyrini durduracak ya da yavaşlatacak yöntemlere başvurulmaktadır. Belki ilerleyen dönemlerde bebeklerin bu rahatsızlığa yakalanmaması için aşılama sağlanabilir. Suçiçeği ile çok benzeyen bu rahatsızlığın aşılama yapılsa dahi tekrar etme olasılığı yüksektir.

Suçiçeği aşısı yapıldıktan 20 yıl sonrasına kadar koruma gerçekleştirmektedir.

Hastalık Tedavi Edilmezse Ne Olur?

Hastalık süresince doktora görünmemek, kolay atlatılabilecek bir sorunu büyütebilir. Öncelikle bu hastalığın su çiçeği gibi başka hastalıklarla karıştırılma olasılığı yüksektir. Tanının doğru olmaması ciddi sonuçlar doğurabilir. En doğru tanıyı ancak bir doktor koyabilir. Diğer yandan bu hastalıkta ağız, el ve ayaklarda yaralar oluşur. Ateş yükselir. Ağız yaraları çocuğun beslenmesine engel olabilir. Bu da bağışıklığı düşürür ve hastalık ağır seyreder. Ateşin kontrol altına alınmaması özellikle çocuklarda kalıcı sorunlara yol açabilir. Yaraların kaşınmasının önüne geçilmediğinde cilt yüzeyinde yara izleri kalabilir ve enfeksiyon yayılır. Tüm bunlara dikkat edebilmek, hastalığı hafif atlatmak ve en doğru müdahalenin nasıl yapılacağını öğrenmek için doktora gitmek gerekir.

Hastalığın Tedavisinde Antibiyotik Kullanılır Mı?

El ayak ağız hastalığının iyileşme sürecinde Antibiyotik kullanımı etki etmemektedir Bu yüzden doktorların tedavi süreci için antibiyotik önerisinde bulunmamaktadır ancak hastalık sürecinde ağrı kesici ya da ateş düşürücü ilaçlar kullanılabilir

Hastalığın Tedavisinde Kullanılan İlaçlar Bağımlılık Yapar Mı?

Hastalığın tedavisinde ateş düşürücü ilaçlar ve ağrı, kaşıntı önleyici kremler kullanılır. Bunun yanınında ağız yaralarını hafifletmek için gargara ya da sprey verilir. Bu ilaçların herhangi birinin bağımlılık gibi bir etkisi yoktur.

Hastayı Rahatlatmak İçin Neler Yapılabilir?

El ayak ağız hastalığına yakalanmış bir kişi hastalığa bağlı olarak pek çok belirti ile mücadele etmektedir. Bu belirtiler arasında öksürme, hapşırma, bulantı, kusma, ishal, kaşıntı, deri lezyonları deride kuruluk deride çıkan kırmızı kabarcıklar sivilce benzeri yaralar ağız içerisinde yer alan yaralar pamukçuk yutkunmada zorluk hareketsizlikten doğan eklem ağrıları yer almaktadır. Bu belirtiler için hastaya öncelikle Ilık bir duş aldırılmalıdır. Duş için suyun sıcaklığı vücut sıcaklığının biraz üstünde olmalıdır. Çok sıcak suyla duş almak yaraların açılmasına ve acıya sebep olabilir.

Bunların haricinde hastaya pamuklu ve uzun giysiler giydirmek ciltte oluşan yaraların güneşten ve darbelerden korunmasını sağlar. Ayrıca pamuklu giysiler terleme sonucu oluşan kaşıntının azalmasını sağlar. Ciltte yer alan yaraların ve kabarcıkların kaşıntısını önlemek için soğutucu losyon, sprey ya da krem kullanılabilir. Ancak bu tedaviler uygulamadan önce bu malzemelerin prospektüsü dikkatli bir şekilde okunması büyük yarar sağlayacaktır. Hiçbir ilaç ve tedavi edici losyon doktor önerisi dışında kullanılmamalıdır. Yetişkinlerde meydana gelen el ayak ağız hastalığı çocuklara göre çok daha ciddi boyutlara ulaşabilmektedir. Ayrıca yetişkinlerin kişisel temizlikleri ve bakımlarına da özen gösterilmelidir.

Çocuklarda tedavi süreci ise yetişkinlere göre biraz daha farklıdır. Çocukların doku yapısı yetişkinlere göre daha hassas olduğundan tedavi sürecinin daha dikkatli bir şekilde yapılması gerekmektedir. Çocukların ağızlarında çıkan yaralar ayak tabanlarında yer alan kırmızı kabarcıklar ve ellerde oluşan döküntüler kaşıntıya sebep olmaktadır. Bu bölgelerin kaşınmaması için müdahaleler gerekir. Soğutucu sprey, soğutucu losyon ve cilt kremleri kaşıntının önüne geçebilmektedir; ancak bu uygulamalar geçici bir çözüm olduğundan yaralar iyileşene kadar bu sürecin devam ettirilmesi önerilmektedir. Ayrıca beslenme konusunda büyük sıkıntılar yaşanacağından çocukların sıvı gıdalar ile beslenmesi en doğru tercih olacaktır.

Sıvı gıdaların yutulması daha kolay olduğundan katı gıdalara göre daha kolay sindirilir. Ayrıca bu süreçte çocuklara su takviyesi yapılması vücutta yer alan organların doğru bir şekilde işlemesini sağlayacaktır. Bu sayede boşaltım sisteminde oluşan ishal ve kabızlığın önüne geçilir. Ayrıca yetişkinlerde olduğu gibi çocuklara da uzun elbiselerin giydirilmesi ve bu elbiselerin pamuktan olması terleme riski en aza indirmektedir. Çünkü bu yaralarda kaşıntının temel sebebi terlemedir.

Bunun yanı sıra çocukların kişisel bakımı da göz ardı edilmemelidir. Özellikle yeni doğan bebeklerde bez değişimi esnasında çocuğun sahip olduğu dışkının vücudun herhangi bir yerine temas etmemesine özen gösterilmelidir. Bez değişimi yapıldıktan sonra sağlıklı bireylerin ise ellerini güzelce yıkaması önerilir. Hastalık sürecinin sona ermesi için hastaların kullandığı eşyaların güzeldi yıkanması da önemlidir.

Şampuan, Duş Jeli ya da Sabun Kullanmanın Hasta İçin Bir Sakıncası Var Mı?

El ayak ağız hastalığı sürecinde hastaların vücut temizliği oldukça önemlidir bu süreçte kullanılacak şampuan duş jeli ya da sabun kullanımının da tercihi önemlidir. Şampuanların nane içerikli olmaması önerilmektedir. Duş jelinin içerisinde yer alan kimyasal maddeler yaraların bulunduğu bölgeler ile temasa geçtiğinde tahrişe neden olabilir. Bu tür vücut temizliği malzemeleri doktor kontrolünde kullanılmalıdır; ancak doğal ürünler ile üretilmiş olan şampuanların kullanım açısından bir sakıncası yoktur. Vücut temizliği esnasında keselenmek veya lif kullanımı kötü sonuçlar doğurur. Çünkü bu gibi eylemler yaraların tahriş olmasına açılmasına ya da mikrop kapmasına sebep olabilmektedir. Açılan kabarcıklardan yayılan sıvı hastalığı daha geniş bölgelere yayar.

Hasta Nasıl Duş Almalı?

Hastanın duş alması vücut temizliğinin temelidir. Bu yüzden bu temizliğin hassas bir şekilde yapılması gerekmektedir. Hastanın duş alacağı suyun vücut sıcaklığı oranında olması gerekmektedir. Aşırı sıcak su ile alınan duş,vücutta kabarmalara ve tahrişlere yol açabilmektedir. Ayrıca önemli olan yara bölgesi kanamalara sebep olabilir. Su ister sıcak olsun ister soğuk olsun kanın pıhtılaşması sürecini yavaşlatır.bu yüzden hastanın duş alacağı su sıcaklığı iyi bir şekilde ayarlanmalıdır. Duş sonrası kurulanma evresinde alınacak havlu polar biçimde olmalıdır. Çünkü normal havlular sert bir kumaşa sahip olduğundan yaraların aşınmasına ve hastanın ağrılara maruz kalmasına sebep olur. Kurulanma ise bastırma yöntemi ile yapılmamalıdır. Hastanın vücudunun nemli kalması hastanın rahatlaması açısından önemlidir.

El ayak ağız hastalığı ile karşı karşıya kalan hastalara banyo yaptırırken kese kullanımı gerçekleştirilmemelidir. Kese ile yıkama gerçekleştirildiği takdirde kırmızı kabarcıklar zarar görerek açık yaraya dönüşebilir. Bu nedenle sabun kullanımı gerçekleştirmekte sakınca yoktur; ancak hastanın kalın ya da sert keseler ile yıkanmaması tavsiye edilmektedir. Duş jelleri ya da içeriğinde farklı kimyasalların bulunduğu ürünler, hastalığın seyrini değiştirebileceğinden doktora danışarak kullanılmalıdır. Tahriş edici özelliği bulunan ürünler yerine nazik temizleyiciler kullanılmalıdır. Hele ki mentol içerikli olan ürünlerden tamamen uzak durulmalıdır.

El ayak ağız hastalığı tedavisi için hastalara tuzlu su banyosu yaptırılabilir. Yalnız bu banyonun tamamen doğal tuzlardan oluşması oldukça önemlidir. Deniz suyu ya da bakterilerin bulunabileceği sulardan ise kesinlikle uzak durulmalıdır. Tüm bunların yanında el, ayak ve ağız bakımına da önem verilmelidir. Bu sayede hastanın çok daha ileri safhalara varmasına engel olunabilmektedir. Bakım ile alakalı tüm detaylar aşağıda yer almaktadır.

Bir kez el, ayak ve ağız hastalığı ile enfekte olduğu olunduğu zaman, bebeğin dış dünya ile temasını önlemek için zamanında tıbbi tavsiye almalıdır. Genellikle 2 hafta boyunca izole edilmesi gerekir. Bebeğin kullandığı maddeler iyice dezenfekte edilmelidir: Klor içeren bir dezenfektan içine batırılabilir ve ıslanmaya uygun olmayan maddeler güneş ışığına maruz kalabilir. Havanın taze ve dolaşımını sağlamak için bebeğin odası düzenli olarak havalandırılmalı ve sıcaklık uygun olmalıdır. Bebeğin çarşafları, giysileri sık sık değiştirilmelidir. Ortamın hijyenik olmasına özen gösterilmelidir. Bebek odasına giren ve çıkan kişi sayısının azaltılması sigara içilmemesi, hava kirliliğinin önlenmesi ve ikincil enfeksiyonların engellenmesi önem taşır.

Diyet beslenme: Eğer yaz aylarında hastalık gelişirse, bebek dehidratasyon ve elektrolit dengesizliği yaşayabilir. Bu nedenle sıvı tüketimi ve özellikle yeteri kadar su içilmesi önemlidir. Bebek 1 hafta boyunca yatakta kalmalı ve ılık su içmelidir. Ateşi olan, uçuk ve yara problemi yaşayan çocuklar iştahsızlık gösterir. Bebeğe hafif, ılık, lezzetli, sindirilebilir, yumuşak veya yarı sıvı besinler yedirilmelidir. Çok soğuk yada sıcak, baharatlı, tuzlu ve diğer tahriş edici yiyecekler vermesi tavsiye edilir.

Ağız bakımı : Bebeğiniz ağız ağrısından dolayı yemek yemeyi reddedebilir. Ağlayabilir ve uykusuzluk yaşayabilir. Bunun için doktorun reçete ettiği gargara ve spreyler kullanılabilir. Ağız temizliği de burada önem taşır. Diş fırçalamak ağrılı olacağından gargara ile temizlik sağlanabilir. Pamuklu çubuklar yardımı ile ağzını temizleyebilirsiniz. Bu durumlar el ayak ağız hastalığı konusunda oldukça önemlidir.

Vitamin B2 tozu direkt olarak ağzın erozyon bölgesine uygulanabilir. Bu uygulamalar sayesinde ağız içinin bakımı sağlanır ve hastalığın belli komplikasyonlara neden olmasının da önüne geçilir.

Hasta Ciltteki Döküntüleri Gizlemek İçin Fondöten Kullanabilir Mi?

Hastanın vücudunda yer alan yaralar kozmetik ürünleri ile temasa geçirilmemelidir. Çünkü kozmetik ürünlerinin içerisinde bulunan kimyasal maddeler yara bölgesine zarar verebilir. Özellikle fondöten zarar veren kozmetik ürünlerin başında gelmektedir. Fondöten yaranın üstünü kapatarak iyileşme sürecini yavaşlatmaktadır. Bu süreçte de yaranın iyileşmesi normalden daha uzun bir zaman almaktadır. Fondöten, cildin hava almasını engelleyen faktörler arasında yer alır. Aynı zamanda paraben içerdiğinden dolayı zaten cilt için zararlıdır. Riskli olan bu deri hastalığında fondöten kullanımı sağlandığı takdirde açık yara oluşumu da hızlanabilmektedir. Bölgeye doktorun önerdiği ürünler dışında ürün sürülmemelidir.

Pudra da yine el ayak ağız hastalığı tedavisinde kullanılmaması gereken ürünler arasında yer alır. Açık yara niteliği taşıyan lekelerin üzerine pudra sürüldüğü takdirde yara hava almayacak ve daha da ileri derecelere taşınmaya neden olacaktır. Pudra ve fondöten dışında diğer makyaj malzemelerinin de kullanımı son derece sakıncalıdır. Özellikle ağız çevresi için kullanılacak kapatıcılar ya da makyaj temizleme ürünleri hastalık sırasında kesinlikle cilt ile temas etmemelidir. Bu durum hastalığın seyrinin değişmemesi için oldukça önemlidir.

Hasta Kolonya, Parfüm, Nemlendirici Kullanabilir Mi?

El ayak ağız hastalığı olan kişiler enfeksiyon süresi boyunca alkol içeren hiçbir madde ile temasa geçmemelidir. Alkolün yakıcı etkisi cilde büyük zararlar verir. Yara bölgesi ile temasa geçtiği takdirde tahrişe ve kabuklanmaya yol açar. Bu durumda iyileşme sürecinin oldukça yavaşlamasına yol açar. Kolonyanın yüzde sekseni etil alkolden oluştuğu için yalnızca temizlik için kullanılmalıdır. Temizlik için kullanılacak bölgeler ise el ve ayaklar olabilir. Nemlendirici kremlerin kullanım açısından herhangi bir sakıncası yoktur; ancak kremlerin sık kullanımı yaraların nemlenmesine ve zor iyileşmesine sebep olabilir. Nemlendirici kremlerin içerisinde yer alan maddeler uyuşturucu rahatlatıcı ve soğutucu bir etkiye sahiptir. Bu yüzden hastaların rahatlamasına yardımcı olabilir. Bahsi geçen tüm maddeleri doktor onayı olmadan kullanımı gerçekleştirilmesi sakıncalıdır. Özellikle çocuklarda kolonya kullanımından uzak durulmalıdır. Kolonyanın içerisindeki etil alkol yaralı deri lezyonlarını tahriş edebilir.

Hastalık Ciddi Bir Hastalığa Sebep Olabilir Mi?

El ayak ağız hastalığı çocuk hastalıkları ile benzer bir yapıya sahiptir. Bu hastalıklar arasında bulunan suçiçeği genellikle bu hastalık ile karıştırılmaktadır. Ancak iki hastalığın birbirinden çok farklı yönleri vardır. Bu hastalık karşısında bağışıklık kazanılan bildiğinden tekrar bulaşma riski çok düşüktür. Ayrıca kendi kendine iyileşme süreci bulunduğundan ciddi bir hastalığın habercisi değildir. Ancak yetişkinlerde görülen bu hastalık belirtileri yüzünden zor atlatılmaktadır. Herhangi bir ilaç kullanımı da bulunmadığından yetişkinlerin iyileşme süresi çocuklara göre daha uzun sürmektedir. Doktorların gerçekleştireceği muayeneler sonucunda bu hastalığın ciddi bir hastalığa dönüşmesi saptanabilmektedir. Yapılan tahliller ve test sonuçlarına göre doktorlar bir değerlendirme yapar ve teşhis koyar. Günümüzde bu hastalığı atlatmış olan kişilerde ciddi hastalıkların belirtilerine rastlanmamıştır.

Boğazdaki Rahatsızlığın Ciddi Olduğu Durumlarda Hastanın Beslenmesi ve Sıvı Alımı Nasıl Sağlanır?

Yetişkinlerde el ayak ağız hastalığının kuluçka döneminin hedefi boğaz bölgesidir. Hassas bir yapıya sahip olan boğaz tedavi edilmesi en uzun süren hassas dokuları arasında yer almaktadır. Yutkunmada zorluk yaşayan yetişkin hastalar beslenme konusunda büyük problemler yaşamaktadır. Özellikle katı gıdaların tüketilmemesinden kaynaklı kilo kaybı halsizliğe neden olmaktadır. Halsizlik sonucu kişi hareket etmemekle birlikte iştahsızlığa maruz kalır. Hasta enfekte olduğu süre boyunca yiyecek içecek tüketmek istemez. Bu durumda hastanın beslenmesi süreci gittikçe zorlaşır. Boğazda oluşan şişliğe ve tahrişe karşı alınabilecek önlemler arasında zencefil, bal, ılık su, limon suyu, tuz ve sirke yer almaktadır.

Zencefilin bir çay olarak tüketilmesi boğazda oluşan şişliği almakta ve boğazın rahatlamasını sağlamaktadır. Hastanın iyileşebilmesi için boğazda oluşan belirtilerin yok edilmesi gerekmektedir. Boğazdaki şişlik ve tahriş durumunun ortadan kalkması ile hasta beslenmesini rahat bir şekilde yapabilmektedir. Hasta süreç boyunca sıvı gıdalar ile beslenmelidir. Çünkü katı gıdaların sindirimi daha zor olduğundan ve su yetersizliği gerçekleştiğinden boşaltım sisteminde oluşan ishal veya kabızlık durumları ile karşılaşılabilmektedir. Hastanın besinlerde suya ihtiyacı vardır. Bol su tüketimi ile hastanın sindirim sistemi düzgün bir şekilde çalışmakta ve sindirim sisteminin son halkası olan boşaltım sisteminin düzgün bir şekilde çalışması sağlanmaktadır. Hastalara besin olarak meyve suyu, ılık su çorba, bitki çayları düzenli bir şekilde verilmelidir. Çok sıcak ya da çok soğuk içeceklerden ve yiyeceklerden kaçınılmalıdır. Gazlı içecekler boğaza zarar verebileceğinden tüketilmemelidir. Boğazdaki rahatsızlığın kısa sürede tedavi edilmesi için tuzlu su ile gargara yapmak iyi bir çözüm yöntemi olacaktır. Tuzlu su şişliğin bulunduğu yerde olan mikropları öldürerek şişliğin inmesi ne ve tahrişini azalmasına sebep olur. Bu sayede hasta dilediği gibi gıda tüketimi sağlayabilmektedir.

Hindistan Cevizi Su Buz Küpleri: Dehidrasyon HFMD ile ilgili bir problemdir; çünkü ağızdaki yaralar ve kabarcıklar yemek yeme ve aşırı derecede ağrılı hale getirebilir. Dondurulmuş hindistan cevizi suyu küpleri, kişilerin dehidrasyona karşı savaş açması için büyük etken yaratmaktadır.

Serin Gıdalar ve Çorbalar: Kaba yiyecekleri çiğnemek ve yutkunmak acı ve zarar verirken, virüsün iyileşmesini sağlayabilecek besinleri almak daha sağlıklı olacaktır. Tuzlu ve baharatlı yiyeceklerden uzak durulacağı gibi, meyvelerin asit miktarlarının fazlalığı vücutta tahriş ve tahribat yaratacağı için, asitten yoksun gıdaları tercih etmek önemlidir.

Hindistan Cevizi Yağı: Kızarıklık ve hastalığın oluturduğu kabarcıkların üzerine uygulamak iyileşmeyi hızlandıran etmenlerden biri olacaktır. Aynı zamanda hastalığın yayılmasını engelleyici özelliğinden de bu sayede kolaylıkla yararlanılmaktadır.

Ekniezya: Bu bitkinin en önemli özelliği bağışıklık sistemini güçlendirici özelliği ile hastalıklara karşı savaş açması ve cilt problemlerinin önüne geçmesidir.

Limon Esansiyel Yağı: Doğal bir dezenfektan olan limon esansiyel yağının da bağışıklık sistemini desteklediği bilinmektedir ve topikal olarak uygulandığında cildi derinden besler. Cilt sağlığınızı desteklerken, virüs ve enfeksiyonlarla savaşmak için el sabunu veya duş jeline birkaç damla ekleyin.

Lavanta yağı: Ağrılı bir el ağız ayak salgını sırasında iyi bir gece uykusu almak için, yatak odasında bir kabın içine lavanta yağı bulundurulabilir. Lavanta, iyi bir uyku süresi için yararlıdır.

Karanfil Yağı: Karanfil yağı boğaz ağrısı için en iyi esansiyel yağlarından biridir. Güçlü antiviral, antifungal, antiseptik, antimikrobiyal ve anti-inflamatuar özelliklere sahip olup, el, ayak ve ağız hastalıkları için ideal bir ev ilacıdır. Bir kaç damla hindistan cevizi yağıyla karıştırın, ağızda ve boğazda ağrı ve rahatsızlığı gidermek için birkaç dakika ağızda dolaştırın. Hamilelerde veya küçük çocuklarda kullanılmamalıdır.

Meyan Kökü : Araştırma, meyan kökü geniş spektrumlu antiviral aktiviteye sahip olduğunu ve ağız el ayak hastalığı da dahil olmak üzere geniş bir virüs yelpazesiyle mücadelede mükemmel olduğunu göstermektedir. Bir meyan kökü çayı yapın ve en iyi sonucu elde etmek için arzu ettiğiniz şekilde, bir çay kaşığı bal ile sıcak ya da soğuk bir şekilde tüketin.

Hastalığın Tedavisinde Kullanılan İlaçlarla Birlikte Alkol ve Sigara Kullanmanın Sakıncaları Nelerdir?

Alkol içerisinde yer alan şeker, deri altında yağlanmaya sebep olur ve ciltte oluşan yaraların genişlemesine ve derinleşmesine yol açar. Alkol alındığından itibaren hızlı bir biçimde kana karıştığından tedavi sürecinde oldukça yavaş bir hale getirmektedir. Ayrıca alkolün ilaçlar ile beraber tüketilmesi kalp spazmına, şoka ve daha ileri seviye olarak komaya yol açabilir. Sigaranın kullanımı ise alkolün kullanımı ile benzer özellikler taşımaktadır. Sigaranın içerisinde yer alan nikotin benzen ve karbon monoksit maddeleri akciğerlere doğrudan zarar verir kana karışan nikotin kan damarlarını tıkayarak ciltte bozulmalara ve morarmalara yol açar. Bu yüzden açık yaraların bulunduğu dönemde alkol ve sigara kullanımı doktorlar tarafından kesinlikle önerilmemektedir.

Ebeveyn, Hasta Çocuğun Tedavisini Uygularken Hastalığın Bulaşmasından Nasıl Korunabilir?

El ayak ağız hastalığına maruz kalmış çocuklar, çevresindeki sağlıklı bireylere hastalık bulaştırma riski taşımaktadır. Enfekte olan kişiyle yakın temas kurulmamalıdır. Çünkü bu hastalık yakın temas ve vücut salgılarından bulaşmaktadır. Deri ile oluşan temas sonucunda mikroplar, sağlıklı bireye geçerek kuluçka evresine geçiş yaparlar. Ardından sağlıklı bireyin içerisinde üremeye başlarlar. Bu sürecin ilk aşamalarında sağlıklı bireyin herhangi bir şey hissetmemesi veya herhangi bir belirti ile karşılaşmaması çok normaldir. Çünkü bu hastalığın kuluçka süresi 3 ile 7 gün arasındadır.

Bir diğer korunma yollarından birisi ise el temizliğidir. Hasta olan biriyle yapılan her temas sonrasında eldiven kullanımı önerilir fakat bu yoksa ellerin güzelce yıkanması tavsiye edilmektedir. El temizliği ile mikropların büyük bir kısmı arındırılabilmektedir.

Hasta kişinin ebeveynleri doktorlardan detaylı bilgiler alarak önlem seviyelerini arttırabilmektedir. Hasta kişinin sabit bir odada kalması, tuvalet veya banyo kullanımından sonra bu bölgelerin dezenfekte edilmesi, yeme-içme sürecinden sonra hastanın kullandığı tabak, çatal, bardak ve kaşıkların su içerisinde kaynatılması, hastanın giydiği kıyafetlerin iyi bir şekilde yıkanması, hastanın ağzından çıkabilecek damlacıklara karşı yüz maskesinin kullanılması, öksürme ve hapşırma gibi durumlarda hastaya tek kullanımlık peçete ya da kâğıt havlu verilmesi bu önlemler arasında yer almaktadır. Bu önlemler uygulandığı takdirde hastanın iyileşme süreci hızlanacak ve sağlıklı bireyler enfeksiyon kapmayacaktır.

Sağlıklı bir çocuk veya yetişkin, yakın zamanda enfekte olmuş ve bu hastalığa yakalanmış başka bir kişiden enterovirüs enfeksiyonu ile enfekte olabilir. Virüs tükürük ve mukusun yanı sıra hasta kişinin dışkı kısımlarında bulunur. Çocuklar oyun sırasında diğer çocuklardan enfekte olabilirler. Enterovirüs enfeksiyonunun bir başka kaynağı da, enterovirüslerin bir süre hayatta kalabileceği yüzme havuzları ve doğal su kütleleri olabilir. Fakat iyi klorlanmış bir havuzda bu virüsler ölür.

Hastalığın tüm süresi boyunca ve iyileşmeden 3 hafta sonra, hasta çocuğun ayrı bir tabak, havlu ve çarşaf kullanmasını sağlayın. Ellerinizi daha sık sabunlu suyla yıkamayı deneyin (özellikle hasta bir kişiyle ve tükürük veya dışkı parçacıklarının bulunduğu herhangi bir nesne ile temas ettikten sonra) ve hasta kişinin daha sık ellerini yıkamasını sağlayın. Hasta bir çocuğu öpmeyin.

Tedaviden Sonra Hastalık Yineler Mi?

El ayak ağız hastalığı çocuklarda bir defaya mahsus olarak görülen oldukça yüksek bir oranda bulaşıcı bir viral hastalıktır. Tedavi süreci çocuklar için oldukça zahmetli geçmektedir. Hastalığın belirtisi sonucu ortaya çıkan döküntüler ve kırmızı kabarcıklar, özellikle gece vakitlerinde kaşıntıya sebep olmaktadır. Bu durumun beraberinde uykusuzluk, halsizlik ve iştahsızlık ön plana çıkar. Hastalığın tedavisinde uygulanacak yöntemler, tedavinin hız kazanmasını sağlayacaktır. Tedavi sürecinin tamamlanmasından sonra hastalık çocuklarda bir daha rastlanmamaktadır. Çünkü hastanın vücudu mikroba maruz kaldığında bir bağışıklık sistemi geliştirmektedir. Herhangi bir yolla enfeksiyon kapma riski oluşursa bağışıklık sistemi mikrop daha yayılmadan bu tehdidi ortadan kaldırmaktadır. Yine de hastalığı atlatmış olan çocukların el ayak ağız hastalığı ile mücadele eden insanlar ile yakın temas içerisinde bulunmaması tavsiye edilmektedir. Tedavi sonrasında doktorların yapacağı muayeneler ile hastalığın tekrar başlayıp başlamadığı ortaya çıkmaktadır.

Hastalığa Karşı Bağışıklık Kazanmak Mümkün Mü?

El ayak ağız hastalığı, çocuklarda ve yetişkinlerde tedavi süreci sonrasında bir bağışıklık sisteminin oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Bağışıklık sistemi genel olarak bir hastalığın atlatılması sonrasında vücudun kendi kendine oluşturduğu bir güvenlik önlemidir. Bu güvenlik önlemi ile hastalık, vücuda giriş yapsa dahi üreyemez. Çünkü kan hücreleri arasında yer alan “akyuvarlar” mikrobun vücuttan dışarı atılmasını sağlar. Bağışıklık kazanma süreci hastalığın atlatılmasından sonra meydana gelmektedir. Ancak bağışıklık kazanmak, tekrardan hasta olmamak anlamına gelmemelidir. Çünkü vücut daha önce karşılaştığı virüse karşı bağışıklık geliştirir. Farklı virüsler aynı hastalığa tekrar neden olabilir. Fakat bu nadir görülen bir durumdur.

El, Ayak ve Ağız Hastalığı Tedavisi Nasıl Yapılıyor?

El, ayak ve ağız hastalığının tedavisine yönelik herhangi bir girişim söz konusu değildir. Tedavi süreci tamamen belirtileri hafifletmeye yöneliktir. Hastalık süresi boyunca ağrı ve ateş problemleri için şuruplar ya da haplar; yorgunluk ve halsizlik için ise bol sıvı tüketimi önerilmektedir. Bunun dışında yapılması gereken tek şey hastalığın kendiliğinden geçmesini beklemektir.

El, Ayak ve Ağız Hastalığı Tedavisini Gerektiren Belirtiler Nelerdir?

El, ayak ve ağız hastalığının başlangıcında yüksek ateş ve halsizlik durumu söz konusudur. Sonrasında ise ilgili bölgelerde döküntüler görülmeye başlanır. Esasen tedavisi olmasa da doktora başvurulmasında fayda vardır. Bulaşıcı olmasından dolayı döküntüler görülmeye başlandığı anda çocuğun diğer çocuklarla olan teması kesilmelidir.