Dekompresyon (Vurgun) Hastalığı

Dekompresyon (Vurgun) Hastalığı
Dekompresyon (Vurgun) Hastalığı

 

Tıpta dekompresyon hastalığı diye ifade edilen hastalık, halk arasında vurgun olarak da bilinmektedir. Dekompresyon yani halk arasında vurgun hastalığının oluşması için basınç farkı yaşanması en büyük etkenler arasındadır. Bu durumun yaşanması ile vücutta gaz kabarcıklar oluşur. Bu oluşuma bağlı olarak dekompresyon ya da vurgun diye ifade edilen hastalık görülür. Bu hastalığa kimler maruz kalır derseniz; daha çok dalgıçlar, pilotlar veya su altı inşaat işçileri gibi basınç değişimine maruz kalan kişiler yanıtı verilebilir. Dekompresyon kelimesinin karşılığı “basınç azalması” ifadesidir.

Dekompresyon Hastalığı Hakkında

Daha çok dalgıç hastalığı olarak bilinmekte olan dekompresyon hastalığına ani basınç değişimleri yaşayan birçok kişi yakalanabilir. Kelime anlamı basınç azalması olarak ifade edilebilecek durumun özünde, azot emilimine bağlı olarak gelişir. Normal şartlarda zaten solumakta olduğumuz nitrojen bilindik adı ile azotun metabolizmamıza herhangi bir zarar vermesi söz konusu değildir. Ancak dalış gibi ani basınç değişimleri sırasında vücuda daha yüksek oranda azot girmeye başlayacağından bu hastalık durumu yaşanabilir. Metabolizmanın bozulması ile gaz kabarcıkları oluşacak ve dekompresyon hastalığı oluşacaktır.

Dekompresyon Hastalığı Nedir?

İnsan vücuduna normal şartlarda zarar vermeyen azot emilimi, dalış veya uçuş gibi ortam basıncının değiştiği ortamlarda zarar vermektedir. Ortamdaki basıncın artması vücuda girecek azot miktarı artacak, dokularımızın zot tutulumu artacak ve vücutta gaz kabarcıkları meydana gelecektir. Vücudumuzdaki yağ dokusu içerisindeki azotun çözünürlüğü sudan fazla olur bu sebeple de yağlı dokular, su içeren dokulardan daha fazla azot tutmaktadır. Basıncın arttığı dalış gibi ortamlarda kalma süresi arttıkça ya da süre yanında derinlik arttıkça dokular doyana kadar gaz emilimi devam edecek ve sonrasında tersi durum yaşandığında ortam basıncı düşeceğinden bütün bu olaylar tersine çalışır. Bu ani basınç değişiklikleri nedeniyle akciğerlere azot dolmaya başlayacaktır. Dokularda bulunan azot, işte bu anda kana geçerek akciğerlere girer. Bu durumda oluşacak kabarcıkların fazla yükselmesi ile dekompresyon hastalığı başlamış demektir. Dekompresyon hastalığı oluştuğu andan itibaren oldukça büyük tehlike içerir. Vücudun tüm sistemlerini etkisi altına alabilir.

Dekompresyon Hastalığı Tipleri

Bu hastalığa tutulan sisteme, dokuya veya organa göre sınıflandırma yapılsa da genel anlamda dekompresyon hastalığının sınıflandırılmasında hafif ve ağır gibi bir sınıflandırma yapılır. Bunlar; deri ve kas iskelet sisteminde etkisi görülen hafif tip ile iç kulak, sindirim sistemi, üriner sistem ve benzeri noktalarda etkisini gösteren ağır tip olarak söylenebilir. Basınç değişimine bağlı olarak doku bozuklukları ile merkezi sinir sistemi tutulumu da sıkça rastlanabilir.

Hafif Dekompresyon Hastalığı

Bu dekompresyon hastalığı tipinde; yalnızca deri ve kas-iskelet sistemi tutulması görülür. Gaz kabarcıklarının ciltte oluşmasına bağlı olarak deri yüzeyinde yama biçiminde kızarıklık, morluk görülür ve kaşınma başlar. Cilt ve eklem tutulması olarak ifade edilebilir. Eklemlerde oluşması ile birlikte de omuz ve kalça eklemi gibi büyük eklemlerde ağrı ve hareket kısıtlılığı ortaya çıkmaktadır. Çok hafif bir eklem varlığını hissettirecek düzeyde ağrı biçiminde olabileceği gibi şiddetli de olabilmektedir.

Ağır Dekompresyon Hastalığı

Ağır dekompresyon hastalığı hem hafif tip ile beraber hem de ayrı olarak ortaya çıkabilmektedir. En tehlikeli olan dekompresyon tipidir ve tüm vücut sistemlerinde etkisi olabilmektedir. En sık etkileri; merkezi sinir sistemi ve solunum sistemi üzerinde olurken sık görülen şeylerden biri iç kulak tutulmasıdır. Tutulan sistemler arasında sindirim sistemi ve boşaltım sistemi gibi sistemler de olabilmektedir. Ölüm tehlikesinin olduğu dekompresyon hastalığı türüdür. Ağır tip dekompresyon sindirim sisteminde görülürse; solunum zorluğu, öksürük, yanıcı göğüs ağrısı ve hava açlığı etkisi olur.

Merkezi sistemde oluşması halinde; bacaklarda his kaybı, güçsüzlük ve felç görülebilir. Eğer beyinde görülürse; denge bozukluğu, bilinç bozukluğu, görme bozukluğu, havale geçirme ve felç etkisi olabilir. Ağır tip görülme yeri dolaşım sisteminde olduğunda da dolaşım bozukluğu kollaps, dolaşım durması ile ölüm görülebilmektedir.

Kimlerde Görülür?

Halk tarafından vurgun adının verilmesi ile dekompresyon hastalığının daha çok dalgıçlarda görüleceği sanılır. Oysa dekompresyon hastalığının insan üzerindeki belirtileri için ilk olarak kömür işçileri araştırılmış ve bu yönde bulgular tespit edilmiştir. İşin özünde dekompresyon hastalığına ani basınç değişimleri yaşanabilecek her meslek grubunda rastlanabilmektedir. Bu meslek grupları arasında nehir yataklarında inşaatı yapılan köprülerde, tünel yapımında ve barajlarda çalışan su işçileri sayılabilmektedir. Basınç değişimi riski olan pilot ve su altı işçileri en riskli gruptur.

Tedavi

Dekompresyon hastalığı durumu yaşandığında ilk aşama olarak hastaya bol su ve aspirin verilmesi tavsiye ediliyor. Elzem olan şey ise bir basınç odasını bünyesinde bulunduran sağlık kurumuna acil olarak sevk edilmesidir. Üstelik bu sevk işlemi sırasında hastaya saf oksijen solunumu yapılması gerekliliktir. Bu oksijen solutma işlemi rezervuarlı ağız ve burun maskeleri ile yapılabilir. Yapılacak olan oksijen tedavisinin basınç odasına girene kadar devam ettirilmesi gerekiyor. Verilecek olan oksijen yalnızca doku bozulmasını ortadan kaldırmayacak ve kabarcıkların küçülmesini ve atıl gaz atılımını da kolaylaştıracaktır.

Basınç Odası Tedavisi

Dekompresyon hastalığı için kesin çözüm, her zaman basınç odası olacak gibi görünüyor. Basınç tedavisi için rekompresyon tedavisi ifadesi kullanılır. Tümü ile basınç odası içerisinde uygulanan tedavidir. Bu tedavi esnasında hastaya; hava ile, oksijen ile ya da karışım gaz ile değişik tablolar uygulanmaktadır. Basınç odalarında tedavisi amaçlanan ana nokta; basınç etkisi ile vücutta oluşan gaz kabarcıklarının ve azota bağlı gaz kabarcıklarının etkisinden kurtulmaktır.

Basınç Odası Nedir?

Şu an yoğun biçimde kullanılan basınç odaları, deney amaçlı ilk olarak 1860 yıllarında kullanılmaya başlandı. Temel olarak basınç değişimlerine bağlı oluşan hastalıkların tedavisinde çözüm için tasarlanmıştır. Kapalı metal bir silindir biçiminde olan basınç odası, içerisinde bir yüksek basınç ortamı yaratılmıştır ve sızdırmaz bir yapıya sahiptir. Kapısı dahi lastik contalarla çevrelenerek sızdırmazlığı sağlanan bu oda içerisine, kompresörlerle hava ve gaz pompalanır. Bu gaz karışımlarının miktarı arttırılır ve normal atmosfer basıncının üç-altı katı değerinde bir hava basıncına kadar ulaşılır. Daha çok halk arası vurgun olarak bilinen dekompresyon tedavisi amaçlı kullanılsa da günümüzde birçok hastalık tedavisi için basınç odası kullanılabilmektedir. Bu hastalıkların tedavisinde kullanılan basınç odasında vurgun dışında bir çok hastalığında tedavisi sağlanmaktadır. Bunlardan en önemlileri yanık ve yara tedavileridir. Özünde oksijene ihtiyaç duyulan tüm hastalıklar için kullanılabilmektedir. Basınç odası ile tedavi süresi ve seans sayısı hasta özelliği ile görülen hastalığa göre değişkenlik gösterirken hedeflenen ana nokta vücutta oluşan hava ve gaz kabarcıklarını küçülterek vücuttan uzaklaştırmaktır.

Rekompresyon Tedavisi

Rekompresyon tedavisi, dekompresyon hastalığı tedavisi için en çok başvurulan ve en çok başarı elde edilen tedavi yöntemidir. Kelime anlamı olarak tekrar basınç uygulamak anlamını taşır. Bu tedavi ile anlaşılan hastanın basınç odası içerisindeki tedavisi esastır. İlk kullanılmaya başlandığı yıllar 140 yıl öncesidir ve o yıllarda eski bir tedavi yöntemi olarak dalgıç bu sorun ile karşılaştığında tekrar basınç altına alınmak için dibe indiriliyordu. Ancak günümüzde bu basınç odası ile yapılarak risk ortadan kaldırılıyor. Özellikle bu tedavi yöntemi ile dalış hastalıkları sonucu görülen ölüm ve sakat kalma oranı önemli ölçüde düşmüştür. Rekompresyon tedavisinde basınç odasına alınan hastaya; hava ile, oksijen ile ya da karışım gaz ile değişik tablolar uygulanmaktadır.

Rehabilitasyon Tedavisi

Bu tedaviyi, dekompresyon hastası için basınç odasında verilecek olan rekompresyon tedavisi ile birlikte uygulamak gereklidir. Bu tedavi ile hastanın kas gücünü ve koordinasyonunu eski haline getirmek amaçlanır. Moral ve motivasyonu için rehabilitasyon tedavisi oldukça önemli ve değerlidir.

Medikal Tedavi

Dekompresyon hastası için uygulanacak olan medikal tedavide %100 oksijen, damar içi sıvı, aspirin kortikosteroid verilmesi önemlidir. Tedavi için en önemli aşama; ağız ve burun deliklerini kapamak, dış ortamdan hava almasını engellemek, oksijen tüketimini minimum seviyeye indirmek ve öncelikle istem valfli bir oksijen devresi ile %100 oksijen solutmak son derece önemlidir. Basınçlı odaya ulaşana dek yalnızca buruna yerleştirilen kateterlerle %100 oksijen sağlamak olanaksız olsa dahi imkan dahilinde sürdürülmesi gerekir. Basınçlı odaya transfer uzun sürüyorsa her 25 dakikalık oksijen solunumu sonrasında 5 dakikalık hava molaları verilmelidir. Damar içi sıvı ile dekompresyon hastalığı sırasında bozulmuş dolaşımı düzenlemek için damar içine serum uygulanır. Hastaya verilecek olan aspirin, damar içi pıhtı oluşumunu engeller. Hastanın bilinci yerinde ise günde iki kez bebek aspirini veya sabah akşam yarım normal aspirin verilebilmektedir. Bazen dalış öncesinde dahi anti ödem etki için kortikosteroid kullanılması uygun görülür.

Hastalık Hakkında Doğru Sanılan Yanlışlar

Özellikle dalgıçlarda görülen ve vurgun adı da verilen dekompresyon hastalığı için doğru diye bilinen birçok yanlış vardı. Dalgıçların çoğunun vurgun yediği ifade edilir. Oysa, Türkiye Sualtı Sporları Federasyonu tarafından dekompresyonlu dalış yapmanın yasak olmasının da etkisi ile vurgun yeme olasılığı sanıldığı kadar tüm dalgıç ya da tüm dalmalar için fazla değildir. Halk arasında vurgun yiyen dalgıçlar için, tekrar aynı derinlikte dalış yaparsa hastalığına çözüm bulabileceği inanışı bulunmaktadır. Ancak bu tamamen ilkel ve yanlış bir durumu işaret eder. Bazen filmlere de konu olmuş olan ve halk arasında “aksuna” olarak da bilinen bu olay yani su içi rekompresyon işlemi kesinlikle yanlış ve çok tehlikelidir. Oldukça yetersiz ve yanlış olacak bu tedavi ile hastanın durumunu daha ağırlaştırabilir ve yaşamına mal olacak durumlar yaşanabilir. Bazıları su altında görülen kazaların en çoğunun vurgun olduğunu düşünür. Oysa vurgun ilk üçte bile kendine yer bulamaz. Fazla derine inersen kesin vurgun yersin ifadesi de doğru diye bilenen yanlışlardan sayılabilir. Her ne kadar doğru gibi gelse bile tam doğru demek yanlıştır. Dalış sürelerini aşmayan, dekompresyon limitlerine girmeden dalışta geçirdikleri süreyi bilen, bu limitlerin üzerinde dalışlar yapmayan dalıcının vurgun yeme olasılığı düşmektedir. Dalgıçlar arasında bile doğru bilinen yanlışlardan biri de serbest dalgıçlar vurgun yemez diye bilinendir. Dekompresyon yani vurgun hastalığının etkisi, yaşanılan basıncın şiddeti ve maruz kalınan basıncın süresine bağlı olarak değişmektedir. Serbest dalıcı yaptığı tek bir dalış ile dekompresyon hastalığına yakalanmasa bile yaptığı mükerrer derin dalışlar neticesinde bu hastalığın ortaya çıkma riski ile karşı karşıyadır.

Su altında yapılan dalışlardaki temel kural gün içerisinde 6 dalıştan fazla dalış yapılmamasıdır. Bu her dalışın arasına minimum 5 dk. olacak şekilde dinlenme araları konulması gerekmektedir. Bir diğer yanlış, dalış sonrası sigara içirmektir. Hastanın durumu sigara içirmek gibi yanlış uygulamalar ile çok daha ağır hale gelebilir.

Dekompresyon Hastalığı Nedenleri

Dalgıç hastalığı olarak da bilinmekte olan dekompresyon hastalığının temel nedeni derinlik ve süredir. Dalışlar sırasında dekompresyon tabloları kullanılır ve bunlar, belirli bir dekompresyon teorisi üzerine kurulan algoritma bütünü olarak kabul görse bile dalgıçlar bu tabloları güvenilir bulmaz. Kesinliği bulunmayan tablolar ile zaman içinde derinlik ve sürelerde kısıtlamaya gidilmeye başlanmıştır. Farklı derinlikler için farklı süreler verilen bu tablolara güvenilir bulunmasa bile uyulması, dekompresyon riskini azaltacaktır. Dekompresyon hastalığının bir diğer nedeni su kaybı olarak bilinen sıvı kaybı görülür.

Yaşanacak sıvı kaybı ile dekompresyon riski artacaktır. Dalıştan hemen önce tüketilen alkol, çay ve kahve vb. sıvıların dalışta sıvı kaybına neden olacağı bilinmektedir. Bu yüzden tüketilmemesi gerekmektedir. Dalıştan 24 saat öncesinde alkol alınması tehlikeyi artırır. Dalışta yükselti çıkılması, kan sıvısında oluşan kabarcıkların olumsuz biçimde etkilenmesine neden olur. Dekompresyon sorumlusu olarak bu kabarcıklar, yükseltiyle birlikte azalıp ortam basıncında genleşme gösterip sesli forma geçer. Bu tarz bir vurgun problemi, dalıştan sonra yapılabikecek bir uçak yolculuğuda bile oluşabilecektir. Dekompresyon hastalığı belirtisi ile dalış sonrası uçuşlar için belirli bir yüzey bekleme süresi bulunmaktadır. Araştırmalar bir diğer dekompresyon riski olarak dalış öncesi son 24 saat içinde yapılan ağırlık çalışması olarak görmektedir. Koşma, yüzme gibi etkinliklerinde oluşabilecek dekompresyon hastalığının şiddetini artırabileceği ileri sürülmektedir. Su içindeki artan aktivite miktarı da dekompresyon hastalığının etkeni olan inert gaz değişimini artırır ve bu durum dekompresyon riskinin de artmasına sebep olur.

Gazın Dokularda Kabarcık Hâline Gelmesi

Dalış ya da yükseliş ile oluşan basınç değişimi nedeniyle en fazla dalgıçlar bu tehlike ile karşı karşıyadır. Damarlarda tıkanıklığa kadar gidebilecek boyutta tehlike hastayı bekleyebilir.

Dekompresyon Hastalığı Belirtileri

Dekompresyon hastalığı belirtileri arasında; hastanın aşırı derecede yorgun ve bitkin olması, mide bulantısı, hasta derisinde kaşıntı olması, kol ve bacaklarda eklem veya kas ağrısı görülmesi, baş dönmesi ve vertigo yaşanması, konuşmakta dahi güçlük yaşanma, lokal olarak uyuşma, seğirme ve hissizlik görülmesi, sık nefes alma ve nefes darlığı yaşama gösterilebilir.

Dekompresyon hastalığı belirtilerinin çoğu, ayrı ayrı veya bir kısmı aynı anda oluşabilmektedir. Bu belirtiler genel olarak hastada, 1 saat sonra ortaya çıkmaktadır. Ancak bazen de dalıştan 36-48 saat geçtikten sonra dahi belirtilerin görülebildikleri olmaktadır.

Mide Bulantısı

Dekompresyon hastalığı ilk belirtilerinden biri hastanın mide bulantısının olmasıdır. Hatta bu mide bulantısı şiddetli karın ağrısı biçiminde görülmektedir.

Konuşmada Güçlük

Eğer konuşamama ve bağlı olarak bilinç kaybı görülüyorsa tehlike büyük olabilir. Ağır tip dekompresyon ortaya çıkıyor olabilir ve beyin bu noktada hasar görebilir.

Ağrı

Dekompresyon hastalığı oluşması ile hastalarda mide ağrısı, yanıcı göğüs ağrısı, eklem ağrısı biçiminde ağrılar görülebilir. Eklem ağrıları hafif dekompresyon işareti olabilir. Ancak diğer ağrıların belirmesi ağır dekompresyonu işaret ediyor olabilir ve kesinlikle tedbir alınmasını gerektirir.

Öksürme

Hastada görülen öksürük, gaz kabarcıklarının solunum sistemini etkilediğine işaret eder. Solunum sistemi etkilendiğinde de en tehlikeli dekompresyon formu olduğundan kesin önlem alınması gereklidir. Ağır dekompresyon tehlikesi vardır.

Nefes Darlığı

Nefes darlığı da öksürme belirtisinde olduğu gibi solunum sistemini işaret eder ve yine tehlikesi nedeni ile tedbir alınmasını zorunlu kılar.

İstemsiz Kasılma

İstemsiz kasılma görülen hastaların ağır dekompresyon tehlikesi vardır ve basınç ile oluşan gaz kabarcıkları merkezi sistemde veya beyinde etkisini gösteriyor olabilir.

Dekompresyon Hastalığı Tanı ve Teşhis Yöntemleri

Dekompresyon hastalığı tanısında hastalarda belirgin olarak şu tanılar görülebilir. Hastada kızarmış bir cilt, sürekli olarak bir kolunu veya bacağını ovuşturmak, ara sıra sendeleme, öksürük nöbetleri yaşama, birden kendinden geçme veya yığılıp kalma, tamamen şuur kaybı yaşama en belirginleridir.

İlk Yardım ve Müdahale

Basınç odası kullanımının en etkili tedavi yöntemi olduğu dekompresyon hastalığında, ilk yardımdaki amaç da hastayı bir an evvel bir basınç odasına ulaştırıp tekrar basınç uygulanarak oluşan kabarcıkların çözülmesini sağlamak olmalıdır. Hastalık bulgu ile ilk olarak bir sağlık merkezi, sonrasında da basınç odası olan bir merkeze yönlendirmek önemlidir. İlk yardımın en önemli noktası ise hastaya kesinlikle %100 oksijen solutmak olacaktır. Hastanın transferi aşamasında telefonla basınç odası merkezleri aranıp bağlantı kurulmalıdır. O merkezden alınacak direktifler ilk yardımı da yönlendirecektir. Hasta transferi sırasında alçak uçuş gerçekleştirebilen bir helikopter veya kabin içi basıncı 1600 feet, en fazla 2300 feet tutulacak bir hava aracı ile yapılması gerekiyor. Dekompresyon hastalığı için geç tanı konulsa dahi basınç odası zorunludur.

Dekompresyon Hastalığı Risk Faktörleri

Uzmanlar tarafından yapılan araştırmalarda dekompresyon hastalığı için ana neden sudaki derinlik ve kalınan süreye bağlı olarak oluşan gaz kabarcıkları gösterilse bile bazı risk faktörleri bulunuyor. Bunlar arasında; uzun süre derinlikte kalmayla riskin artması yanında alkol ve sigara kullanımı, cinsiyet, vücuttaki yağ oranı, yorgunluk, dolaşım veya solunum yolu rahatsızlıkları geçişinin bulunması, kullanılan bazı ilaçlar sayılabilmektedir. Dalış sonrasında yapılacak spor, alınacak alkol ve yüksek uçuş ile de riskler artabilir.

Uzun Süre Derinlikte Kalma

Dekompresyon hastalığının oluşmasında suda kalınan süre ve derinlik önem kazanırken, dalgıçların dekompresyon tablolarına uyması gerekiyor. Oluşabilecek sorunu belli aralıklarda dinlemelerle geçirmek gerekiyor. Suda fazla geçirilen süre, yukarı çıkışta dinlenme – bekleme sürelerine uymama ve yapılan aktiviteyle gaz kabarcıkları oluşumu hızlanabilir ve dekompresyon riski artar.

Alkol ve Sigara

Dalış yapacak olanlarda alkol ve sigara tüketimi olanlarda dekompresyon riskinin fazla olduğunu araştırmalar gösteriyor. İçilecek alkol hem dolaşımı hızlandırmakta hem de dehidrasyona yol açmaktadır. Dalış öncesi gecede alkol tüketiminin yapılmaması öneriliyor. Bütün bunların kullanımı dalış sırasında dekompresyon ve azot narkozuna bağlı olarak gaz kabarcıkları oluşum riskini artırıyor.

Cinsiyet

İnsan fizyolojik yapısı ve cinsiyet değişiklerinin de dekompresyon hastalığı için bir risk oluşturduğu yapılan araştırmalarla uzmanlarca ortaya konulmuştur.

Vücuttaki Yağ Oranı

Dekompresyon hastalığının başlangıç noktası basınç değişimi ile oluşan gaz kabarcıkları ve azot idi. Bu azotun vücutta kolay absorbe edilmesini sağlayan ise yağ dokuları oluyor. Yaşa bağlı oluşan yağlara veya aşırı kilo ile oluşan yağlara sahip olan insanların daha çok azot absorbe edebilecekleri ve dekompresyon için risk altında olabilecekleri söylenebilir.

Yorgunluk

Dalış yapacak olanların aşırı spor gibi aktiviteler ile kendilerini yormaması istenir. Özellikle dalış öncesinde yapılan sporun dekompresyon riskini artırdığı bilinmektedir. Dalış öncesi iyi uyumak ve yorgun olmamak gerekiyor. Dalış esnasında veya dalış sonrası yapılacak olan yoğun aktivite ya da spor, dolaşımı arttıracağı için azot absorbsiyonu ve eliminasyonu da etkileyebilmektedir.

Dolaşım veya Solunum Sistemi Rahatsızlıkları

İnsan vücudundaki dolaşım veya solunum sistemindeki her sorun ile dekompresyon riski artacaktır. Bu nedenle dolaşım ya da solunum sisteminde sorun olduğunu düşünenlerin dalış yapmaması önerilir. Örneğin, yaşlı insanların yaşa bağlı olarak dolaşım sisteminin daha az verimli çalışmasına ve haliyle vücuttaki azotun eliminasyonu zorlaşacağından dekompresyon riski fazla olacaktır. Kan dolaşımında da özellikle dekompresyon ile ortaya çıkan azotun atılmasında sıkıntılar yaşatacak rahatsızlıklar varsa tehlikelidir.

Bazı İlaçlar

Özellikle dolaşım, solunum ve sindirim sistemi ile ilgili olarak kullanılan bazı ilaçların dekompresyon için risk oluşturduğu ifade edilir. Uzman kontrolü ile dalışlara yönelmek özellikle ilaç kullanıldığı durumlar için önem taşır.

Dekompresyon Hastalığı Komplikasyonları

Dekompresyon hastalığı komplikasyonları arasında; solunum zorluğu, öksürük, yanıcı göğüs ağrısı ve hava açlığı, bacaklarda his kaybı, güçsüzlük, denge bozukluğu, bilinç bozukluğu, görme bozukluğu, havale geçirme, dolaşım bozukluğu kollaps, dolaşım durması, felç ve son olarak da ölüm söylenebilmektedir.

Felç

Dekompresyon ile ortaya çıkan gaz kabarcıklarının vücutta etkili olduğu bölgeye bağlı olarak felç riski her zaman mevcuttur. Özellikle beyinde, merkezi sinir sisteminde ve omurilikte etkili olacak bir dekompresyon ile hastaların felç kalma riski bulunur.

Dekompresyon Hastalığı Nasıl Önlenir?

Dekompresyon hastalığı önlenmesi noktasında ilk etken, derinlik ve dipte geçirilen zaman diliminin belirli değerlerin altında tutulması ile önleme gerçekleşmiş olur. Bunun için de bu hastalığı karşı hazırlanmış olan dekompresyon tablolarına uymak gereklidir. Buradaki değerlerin aşılması her zaman dekompresyon riskine neden olmaktadır. Dalışta belli sürelerde yukarı çıkma aşamasında bekle yapılması, dokularda çözünmüş olan azot miktarını dengelemek içindir. Yüzeye çıkıldığında tehlikeli miktarda kabarcık oluşturur. Aslında bu beklemeler bir anlamda dekompresyon işlemi olarak görülebilir. Sportif dalışlar, kötü malzemeler ile yapılan dalışlar, sıfır dekompresyon sınırlarını zorlayan dalışlar tehlikelidir ve uzak durulması gerekir. Yaşanabilecek dekompresyon hastalığı konusunda bilinçli olmak ve Deniz ve Sualtı Hekimi tarafından dalışa başlamadan önce yapılacak değerlendirilip sonrasında dalış işlemine başlamak gerekir.

Bilinçli Olma

Dalış yapan kişilerde her zaman dekompresyon tabloları kullanılsa ve dalış kuralları yerine getirilse bile vurgun riski bulunur. Özellikle dekompresyon hastalığına neden olabilecek faktörler konusunda bilinçli olunması gerekiyor. Deniz ve Sualtı Hekimi yardımı ile vücut yapınızı belirleyip onun izni ile dalışa başlamanızda yarar bulunuyor. Burada; yaş, şişmanlık, kalp hastalıkları vb. ilk bakılması gerekenler oluyor. Ayrıca hem dalış sırasında hem de dalış sonrasında dekompresyon riski konusunda belli bir bilgi birikimine sahip olmanızda yarar var. Aşırı efor harcamanın hastalık gelişimini kolaylaştırdığını, akıntılı ve soğuk sularda dalış durumunda dekompresyon hastalığı riskini artıracağını, dalış öncesi alkol alımının, dalış sonrasında da sigara içmenin dekompresyon hastalığı riskini yükselteceğini bilmelisiniz.

Dalışta Kurallara Uyma

Dekompresyon ya da diğer ifadesi ile vurgun sorununu ortadan kaldırmanın ilk yolu dalış kurallarına uymaktır. Hem dalış öncesi risklerini azaltarak hem dalış esnasında verilen kuralları yerine getirerek hem de dalış sonrasında dikkat edilmesi gerekenlere özen göstererek yaşanabilecek olumsuzlukların önüne geçebilirsiniz. Dalış öncesi için hekim aracılığı ile dalışa uygun olup olmadığınız tespit etmek, alkol ve sigara tüketimi için verilen kurallara uymak, aşırı yorgun olmamak, dinlenmek gibi noktalara dikkat etmelisiniz. Dalışta ise öncelikle dekompresyon tablolarına özen göstermek ve yukarı çıkışta gerekli dinlenme sürelerine özen göstermek özellikle önem taşımaktadır. Dalış sonrasında da yaşanabilecek risklere karşı bilinçli olunması gerekiyor. Oluşabilecek riskler karşısında nasıl davranacağınızı öğrenmeli ve panik yapmadan tedbir almalısınız.

Sık Sorulan Sorular

Bu bölümde dekompresyon hastalığı ile ilgili sık sorulan sorulara yanıt vereceğiz.

Dekompresyon hastalığı yalnızca dalgıçlarda mı görülür?

Hayır. Elbette dekompresyon hastalığı görülme sıklığı açısından dalgıçlar büyük çoğunlukta yer alır. Vurgun adının halk tarafından bilinmesi de daha çok hastalığa bu meslek gruplarında rastlanması neden olmuştur. Ama çalışmaları sırasında ani basınç değişikliklerinin görüldüğü meslek gruplarında da dekompresyon hastalığı görülebilmektedir. Pilotlar, maden işçileri, baraj ve tünel işçileri ile su altı işçileri dekompresyon riski altında çalışanlardır.

Hastalık ölüme sebep olabilir mi?

Evet olabilir. Özellikle ağır dekompresyon hastalığı tipi için her zaman ölüm riski mevcuttur. Dolaşım sistemini etkileyecek olan dekompresyon tiplerinde dolaşım durması sonucu ölümler gelebilir.

Hastaya doğru müdahale, hastalığın istenmeyen sonuçlarından kişiyi koruyabilir mi?

Elbette doğru müdahale tüm hastalıkların görüldüğü anda yapılmasından dolayı olumlu etki yaratır. Ancak dekompresyon hastalığında basınç odasının bir zorunluluk olduğu unutulmamalıdır. Yapılan araştırmalar dekompresyon hastalığı etkisinin, ortaya çıktığı zamandan itibaren ilk 3 saatte basınç odalarına girenlerde oldukça az olduğunu göstermektedir. Aynı oran 6 saatte girenlerde %50 olduğunu unutmamak gerekmektedir.

Hastayı hastaneye götürmek şart mıdır?

Evet. Dekompresyon hastalığı şüphesi ile ilk yardım tedavisi uygulanacaktır. Düzelme görülse dahi hastaneye götürülmesi ve basınç odası tedavisi uygulamak zorunludur. Düzelme görüldü diye hastanın basınç odası tedavisine alınmaması yanlıştır. Çünkü dekompresyon etkisi dalış sonrasında da hemen göstermeyebilir ve risk süreci devam ediyor olabilir. Tedavi amacı ile hastaneye gidilmesi ve basınç odasına sokulması dekompresyon hastaları için zorunluluktur.

Hasta evde tedavi edilebilir mi?

Hayır. Basınç odası tedavisine geçilmeden hastalığın etkilerini ortadan kaldırmak mümkün değildir. Risk altındaki hastaların ilk acil yardım tedavi süresi sonunda mutlaka basınç odası bulunan bir sağlık merkezine ulaştırılması gerekmektedir.

Dekompresyon hastası ne kadar sürede iyileşir?

Dekompresyon hastalığı ile karşılaşan hastalar için basınç odası tedavisi genel olarak yeterli görülmektedir. Çok ileri seviyelerde ilk seans sonrası hekim kontrolleri sonrasında düzelme görülmediğinde ve dekompresyon etkisi sürdüğünde seans sayısı artırılabilmektedir.

Her dalgıç bu rahatsızlığı yaşar mı?

Hayır. Defalarca dalış yapıp dekompresyon hastalığı yaşamamış olan dalgıçlar vardır. Burada etken olan dalış kurallarına uygun hareket etmektir. Aynı zamanda kişiden kişiye farklılık gösterebilecek fiziksel etmenler de dekompresyon hastalığı için risk oluşturabilmektedir.

Madendeki işçiler dekompresyon hastalığına yakalanırlar mı?

Evet yakalanabilir. Ani basınç değişimlerine bağlı olarak azotun etkisi ile gaz kabarcıkları sorunu maden işçilerinde de olabilmektedir. Zaten dekompresyon hastalarına yönelik olarak ilk bilimsel araştırmalar maden işçileri ile yapılmıştır.

Hastalığın psikolojik etkileri var mıdır?

Hastalığın etkilerini, daha çok fiziksel etkiler ile görmekteyiz. Ancak dekompresyon tedavisi sonrasında, hastanın kas gücünü ve koordinasyonunu eski normal haline getirebilmesi için rehabilitasyon tedavisi uygulanmalıdır.

Hastalık hangi yaş aralığında görülebilir?

Bu hastalıkta özellikle yaşlı kişilerin dalışı risklidir. Orta yaş üzeri yanıtı verilebilir. Farklı herhangi bir rahatsızlık görülmese bile özellikle yaşa bağlı olarak oluşan vücutta oluşan yağ dekompresyon hastalığı riskini ortaya çıkarır. Basınç değişimi ile ortaya çıkan azot gazını vücutta bulunan yağ dokuları kolay absorbe etmesi ile risk artıyor.

Basınç odasına hasta yakını alınır mı?

Kesinlikle hayır. Basınç odası tedavisi boyunca hastanın yanında, tedavi boyunca seyri izlemek adına Donanma Dalış Okulu'ndan özel olarak eğitilmiş bir asistan yer alabilir. Hasta gerektiği zamanda odaya kilitlenmektedir. Kapılar kapatılarak basınç; hava pompalanarak artırılmakta, 18 metre su basıncına çıkarılmakta, hatta bazen odadaki basınç 50 metreye ayarlanabilmektedir. Hastanın bir maske içinden saf oksijeni soluması sağlanır. Uygun aralıklarda maske çıkarılır ve hastaya olağan havayı soluması oksijen zehirlenmesi önüne geçmek için sağlanır. Kapalı yer korkusu olan hastalar için birden fazla hasta alımı basınç odalarının yapısına göre olabilmektedir.

Basınç odasına girmeden önce açlık durumu nasıl olmalıdır?

Bunun için özel bir durum yok olsa bile özellikle şeker hastalığı olan hastaların basınç odası tedavisine aç karnına girmemesi, insülin düzenlerini aksatmaması gerekiyor.

Basınç odasına içecekle girilebilir mi?

Hayır. Basınç odaları içerisine hasta dışında sadece eğitimli personel girebildiği gibi herhangi bir içecek alınması söz konusu olmaz.

Tedavi kaç seans sürer?

Acil durumlar için günde 4 seans uygulaması yapılsa bile genel olarak toplam seans sayısı için hastaya göre değişkenlik gösterebilir ifadesi doğrudur. Tedavi toplam olarak 2 saatte tamamlanabilir. Oksijen tedavisi uygulanmasında bazı ana kurallar esas alınır. Bu kuralların arasında her oksijen periyodu ve bu periyodların arasında 5 er dakikalık hava molaları yer alır. Normal ve bilinç açık olan hastalarda, tedavi sürerken kitap, gazete okunabileceği gibi müzik dahi dinlenebilmektedir. Bilinci kapalı olan hastaların ise tüm kontrolleri solunum cihazı ve basınç odası monitörüyle takip edilerek tedavi olmaları sağlanmaktadır. Gerektiğinde sağlık personeli tıbbi müdahalelerde bulunabilmektedir. Oksijen odalarının içerisinde hasta ile iletişim kurmak diyafon yardımıyla gerçekleşmektedir. Aynı zamanda da içerideki hastalar an be an kameraların monitöre gönderdikleri görüntülerle izlenmektedirler. Normal basınç odası tedavilerinde tedavi sıklığı genellikle günde 1 veya 2 seans haftada 6 gün biçimindedir ve hastaya göre değişkenlik gösterse de toplamda ortalama 30 gün olarak belirlenir. Dalış ile gelen dekompresyon hastaları için basınç odası tedavisinde seans sayısı tektir ve 5 ile 6 saat sürmektedir. Çok nadir durumlarda ve hastanın durumunda değişim olmaz ise 24 saat sonrasında yapılan kontrolde düzelme görülmezse çoklu tedavi uygulanmaktadır.

Tedaviden sonra hastanın yapması gerekenler nelerdir?

Her şeyden evvel dalış nedeni oluşmuşsa, hekim onayına kadar dalışa kesinlikle ara verilmelidir. Hastanın takibi ile etkisinin ne derece ortadan kalktığı tam olarak tespit edilmelidir. Bu sırada aşırı spor etkinliklerinden, alkol ve sigara tüketiminden vazgeçilmezi gerekmektedir.