Tüp Mide (Küçültme) Ameliyatı


Tüp Mide (Küçültme) Ameliyatı

Tüp mide yani mide küçültme ameliyatları aşırı düzeyde kilo problemi olan bireylere uygulanır. Aşırı kilo ile problemi olan hastalar çok uzun süredir tıp literatüründe obez; aşırı kilo probleminden şikayetçi olanlar ise obezite hastası olarak nitelendiriyor. Tüp mide ameliyatını tüm detaylarıyla anlatmadan önce, tüp mide ameliyatının tüm öncül ve ardıllarıyla ortaya çıkmasına sebep olan obezitenin anlatılması gerekmektedir.

Obezite bir hastalık olarak sınıflanıp istatistiksel verileri tutulmaya başlandığından beri görülen en büyük gerçek, obezitenin gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerle alakalı olması. Az gelişmiş ülkelerde de obeziteyle ilgili problemlere rastlansa da hastalığın ilgilendirdiği kitlenin büyük bir bölümünün yukarıda sayılan gelişmişlik seviyesindeki ülkelerde olduğunu söylemek gerekir. Bu temel tasnifin ortaya çıkmasındaki sebeplerin başında ise beslenme kültürü, iş kültürü ve aile kültürü gelir. Tüm bu sosyolojik bileşkelerin insan vücuduna olan olumsuz etkilerinin başında da obeziteyi saymak mümkündür.

Hastalığın gelişim sürecine sebep olan yiyeceklerin başında fast-food olarak adlandırılan aşırı yağlı gıdalar gelir. Beslenme alışkanlıklarının daha yağlı gıdalara kayması, geçmişe göre aynı miktarda gıdayı daha kısa sürelerde tüketme ve iş kültürünün emek – kas yoğun sektörlerden diğer sektörlere doğru kayması da obezitenin sebepleri arasında gösterilebilir. Vücuttaki yağlı dokunun yağız dokuya göre oransal olarak artmasıyla obezite ortaya çıkar. Kişinin boyunun kısa olması, obezitenin gözlenebilir sonuçlarının ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Vücut kitle endeksi kilo tarafından bozulmaya başlar. Kilo almak yeme isteğini doğrusal olarak artırır. Yemek tüketme isteği de doğrudan doğruya kilo alımını artırır. Yani obeziteye yakalanan hastalarda hastalığın ilerleme süreci bir yerden sonra durdurulamaz bir hâl alır. Modern tıbbi tekniklerin obeziteye çözüm olarak sunduğu yöntemlerin başında da tüp mide ameliyatları gelir.

Tüp Mide Ameliyatı Hakkında

Obezitenin tedavisi cerrahi ve cerrahi olmayan yöntemler ile mümkündür. Cerrahi olmayan yöntemler daha çok katı diyetler etrafında şekillenir. Cerrahi yöntemler ise iki ayrı kol etrafında gelişmelerini sürdürürler. Cerrahi yöntemlerin omurgasını oluşturan yöntemlerden ilki metabolik (malabsorbtif) tekniklerdir. Bu tekniklerde mideye yapılan müdahaleye ek olarak mideden bağırsağa ikinci bir yol açılır. Yani doğrudan doğruya vücut üzerinde fizyolojik bir değişim yapılır. İkinci yol olan tüp mide ameliyatları ise hacim küçültücü (restriktif) ameliyatlar olarak adlandırılır ve yine mide küçültülür ancak metabolik yöntemlerde olduğu gibi mideden bağırsağa giden ikinci bir yol açılmaz. Tıp literatüründe birçok farklı isimle anılabilir. Bilgi kirliliğinin önüne geçmek için bu isimlerin de sıralanmasında fayda vardır: sleeve gastrektomi, gastrik sleeve, mide küçültme ameliyatı ve vertikal gastroplasti…

Obezitenin tedavisi amacıyla geliştirilen cerrahi yöntemlerin tarihini incelemediğimizde tüp mide ameliyatlarının başlı başına bir tedavi yöntemi olarak değil de bir ameliyatlar bütününün başlangıcı, obezitenin yıkıcı sonuçlarını durdurmaya ve ikinci büyük ameliyat gerçekleşene kadar belirli bir oranda geriletmeye yönelik olduğunu görürüz. Bu tarihsel süreç yaklaşık olarak otuz – otuz beş yıl öncesine dayanır. Zaman içerisinde hastalardan toplanan veriler göstermiştir ki tüp mide ameliyatı olan hastaların büyük bir bölümünde ikinci ameliyata gerek kalmamaktır. Bu veriden yola çıkılarak tüp mide ameliyatları obezitenin cerrahi tedavisinde ana yöntem olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Günümüzde tüp mide ameliyatı, obeziteyle mücadele amacıyla geliştirilen cerrahi teknikler arasında en popüler yöntem olarak karşımıza çıkar. Ameliyat ile güdülen ana amaçlar ve yan amaçlar bulunur. İlk amaç ileri düzey obez olarak adlandırılan bireylerde yaklaşık iki litreyi bulan mide hacmini üç yüz ile dört yüz mililitre aralığına düşürmektir. Bu ana amaç yanında birçok faydayı da getirir. Midesi küçülen bireyler, midelerine sığabilecek miktarda yani daha az besin tüketmeye başlar. Bilindiği üzere besin tüketme ihtiyacını yani acıkma hissini beyne gönderen bazı hormonlar bulunur. Bu hormonlar doğrudan doğruya mide tarafından salgılanır. Obezite hastası bireylerde mide boyutu oldukça büyük olduğundan dolayı salgılanan hormonun miktarı da büyük oranda artar. Tüp mide ameliyatlarıyla oransal olarak yüzde sekseni alınan mideden salgılanan hormon miktarı ise öncekine göre oldukça düşüktür. Açlık hissinin ortaya çıkmasını sağlayan ghrelin hormonu aynı zamanda vücuttaki insülin hormonuyla çatışıp onun etkilerini de düşürdüğü için, salgı miktarı azaldığında vücudun insülin dengesi de yerine gelir.

Tüp Mide Ameliyatı Nedir

Tüp mide ameliyatı tarihsel olarak gelişimini sürdüren, obeziteyle mücadele için kullanılan cerrahi yöntemler arasında günümüzün yıldızı olarak adlandırılabilir. Sunduğu avantajlar sayesinde birçok obezite hastasında başarıyla uygulanır. Bu avantajlardan en büyüğü sindirim sisteminin yapısına zarar vermeden müdahale gerçekleştiriyor oluşudur. Ayrıca ameliyatın kapalı teknikler ile yapılıyor olması, yöntemin müdahale ediş şekliyle gelen avantajlar dışında, laparoskopi yönteminin avantajlarını da getirir.

Ameliyat, belirli şartları taşımaları halinde obez olan herkese uygulanabilir. Operasyonun tüm aşamaları, uygulama sıklığının çok büyük sayılara ulaşmasından dolayı tamamen standart hale gelmiş durumdadır. Yani, her hasta için farklı standartlar oluşturulmaz. Örneğin ameliyat icra edilirken hangi bölgeden girileceği, hangi sırayla ilerleneceği, midenin ne kadarının alınıp ne kadarının bırakılacağı gibi soruların cevabı her hasta için aynıdır. Ekstrem durumlar olmadığı sürece midenin yüzde sekseni alınıp, geri kalan kısmı bırakılmaktadır. Fizyolojik değişiklikler yapılmadığı için de gastrik bypass ameliyatlarının taşıdığı tüm dezavantajları, avantaja çevirmektedir.

Tüp Mide Ameliyatı Olabilmek İçin Gereken Şartlar Nelerdir

Öncelikle kişinin obez olup olmadığının değerlendirilmesi gerekir. Kişinin kilo probleminin, diyetisyenler tarafından verilen diyet listeleri ile çözülemiyor olması bu çıkarımı yapmak için büyük bir başlangıç sayılabilir. Kişinin boyu ve kilosu arasındaki denge, yeme alışkanlıklarındaki aşamadığı sınırlar da obezite tespitinin yapılmasında yardımcı araçlardır. Günümüzde kabul edilen sınırlara göre vücut – kitle endeksi otuz beşin üzerinde olup bu vücut – kitle endeksini düşürmekte olan hastalara uygulanabilir. Ancak bu seviyedeki vücut – kitle endeksine sahip hastalara uygulanabilmesi için ek bazı şartlar da aranır. Bu şartlar ise hastada:

Dislipidemi: Bu durum halk arasında kolesterol olarak bilinir. Esasında ise kanda doğal olarak bulunan bazı yağların olması gerekenden daha fazla olması durumunu ifade eder. Dislipideminin vücut üzerinde bazı yıkıcı etkileri bulunabilir. Örneğin uzun süre yüksek oranda damarlarda dolaşan yağ, kan damarlarında birikintilere sebep olur. Bu birikintiler ise damar tıkanıklığına, damar sertleşmesine doğru evrilen bir süreci başlatır. Damar sertliği ve tıkanmasının vücut üzerindeki sonuçları ise kalp krizi, göğüs sıkışması, felç olarak sıralanabilir. Vücut kitle endeksi normalin üzerinde seyreden obezite hastalarında ise bu durumun ortaya çıkması kaçınılmazdır.

Hipertansiyon: Hipertansiyonu kısaca damaların içinden geçen kanın içerdiği yüksek basınç olarak adlandırabiliriz. Sürekli yüksek tansiyonu olan obezite hastalarının damarlarında yırtılmalar, deformasyonlar gözlenir. En bilindik sonuçları ise kan akışının bozulması sonucu organ yetmezliklerinin ortaya çıkmasıdır.

Diyabet: Kısaca kandaki şeker miktarının olması gerekenden daha fazla olması anlamına gelen bu hastalık, insülin hormonunun çeşitli sebeplerden ötürü salgılanamaması ya da salgılansa dahi görevini yerine getirememesi durumunda ortaya çıkar. Obezite hastalarının midelerindeki aşırı büyümeden daha önce bahsetmiştik. Büyüyen mideyle beraber salgılanan ghrelin hormonu miktarı da artar. Bu hormon doğrudan doğruya insülin hormonuyla çatışarak, insülin hormonunun görevini yerine getirememesine sebep olur.

Vücut – kitle endeksi otuz beş ve biraz üzerinde olan hastalarda tüp mide ameliyatına geçilmeden önce bu üç hastalığın teker teker ya da birlikte varlığı araştırılır. Eğer biri veya birkaçı mevcut ise tüp mide ameliyatı seçenekler arasına alınır. Vücut – kitle endeksi kırk ve üzerinde olan hastalar ise doğrudan morbid obez olarak adlandırılırlar. Morbid obez, süper obez anlamında da kullanılır. Bu vücut – kitle endeksine sahip hastalara ise doğrudan tüp mide ameliyatı uygulanabilir.

Ameliyata Uygunluk

Kişinin tüp mide ameliyatına uygunluğu için aranan ilk şart fazla kilolara sahip olmasıdır. Ancak, tüp mide ameliyatı için aranan fazla kiloların göreceli olmaması gerekir. Kişinin başarısız bir diyet geçmişine sahip olması; birçok yolu denemiş olmasına rağmen kilolarından kurtulamıyor olması gerekir. Ayrıca vücut – kitle endeksi, kişinin ameliyata o an için uygun olup olmadığının göstergesidir. Tüp mide ameliyatı yapan doktorlar vücut – kitle endeksi otuz beş ile kırk arasında olan hastalar için doğrudan bu ameliyatı gerçekleştirmek yerine birkaç şart daha arıyorlar. Örneğin dislipidemi, diyabet ve hipertansiyon gibi problemler. Vücut endeksi kırk ve üzeri olan hastalar için ise herhangi bir şart aranmadan ameliyat seçenekler arasına giriyor.

Ayrıca aşırı kilo alımının sebepleri de ameliyata uygun olma noktasında büyük bir etmendir. Kişinin, aldığı kiloları sistemik bir hastalığa bağlı mı yoksa sadece yeme – içme alışkanlıklarıyla mı aldığı da önem kazanıyor. Örneğin hipotiroidizm yani yüksek miktarda tiroit hormonu salgıladığınız bir durumda kilolarınızın sebebi doğrudan sistemik bir hastalık oluyor. Böyle durumlarda tüp mide ameliyatının kilo vermek üzerinden herhangi bir etkisi olmuyor. Sistemik hastalıklar sebebiyle obeziteye sahipseniz tüp mide ameliyatından önce sistemik hastalıktan kurtulmanız ya da etkisini hafifletici tedavilere başlamanız gerekmekte.

Ekstrem bir durum olmadığı müddetçe on sekiz yaşından küçük hastalar tüp mide ameliyatlarına alınmaz. Bunun sebebi ergenlikle beraber gelen metabolizma değişikliklerinin kilo alımında etkili olabileceğinin düşünülmesidir. Böyle bir durumda kişinin vücudunun tam olarak oturması ve kilo alma sebebinin gün yüzüne çıkması beklenir. Altmış yaşından daha büyük hastalarda da çoğu zaman tüp mide ameliyatı uygulanmıyor. Bu yaş sınırlamasının sebebi ise yaşı ileri olan hastalarda kalp ve damar ile doku iyileşmesi konusunda yetersizlikler olması.

Kişinin yüksek kiloya, uygun yaşa ve diğer standart özelliklere sahip olmasına rağmen ameliyata alınmamasına sebep olabilecek bazı durumlar bulunur. İleri derecede kalp yetmezliği, ileri derecede keyif verici madde bağımlılığı, önüne geçilemeyen psikolojik rahatsızlıklar, bağışıklık sistemini zayıflatan hastalıklar gibi. Bu hastalıkların tüp mide ameliyatı üzerinde etkili olmasının başlıca sebebi, ameliyattan sonra hayatınızda yapmanız gereken değişikliklerin mevcudiyetidir. Tüp mide ameliyatını bir mucize olarak görmek, obeziteden şikayetçi hastalar için yapılabilecek en büyük yanlış olacaktır. Operasyondan sonra hayatınızda, beslenme ve spor alışkanlıklarınızda büyük değişiklikler yapmanız; neredeyse dakik hale getirilmiş bir uyku düzeni tutturmanız gerekecektir. Yukarıda sayılan durumlarda olanların ise böyle disiplinli bir sürece adapte olmaları neredeyse imkansızdır. Bu yüzden önce sayılan engelleyici sebeplerin çözülmesi ve sonrasında tüp mide ameliyatına girilmesi gerekir.

Vücut – Kitle Endeksinin Sınırları

Obezite problemiyle uğraşan hastanın belirli bir dizi şartı sağladıktan sonra önüne çıkabilecek en büyük engel vücut – kitle endeksinin uygun olup olmadığıdır. Kilo probleminin, geçici bir sorun olmaktan çıkarılıp obeziteyle ilişkilendirilmesi için vücut – kitle endeksinin belli bir seviyenin üzerinde olması gerekir. Cerrahlar arasında çeşitli farklılıklar olsa da çoğu cerrah vücut – kitle endeksi otuz beşin altında olan hastalara tüp mide ameliyatı yapmamaktadır. Buradan hareketle ameliyata girebilmek için minimum değerin bu olduğunu anlamış bulunuyoruz. Minimum değeri sağlayanlar da doğrudan ameliyata alınmaz. Belirli bir değerlendirme ve hastanın geçmişinin incelenmesiyle; hastalık geçmişinin ortaya çıkarılmasıyla belirli bir yol haritası çizilir. Bu yol haritasında ilk önce ameliyatsız yöntemlerin işe yarayıp yaramayacağının ortaya çıkarılması gelir. Vücut – kitle endeksine ek olarak hipertansiyon, diyabet gibi hastalıklar varsa hasta operasyona alınır. Eğer yoksa ameliyatsız kilo verme yöntemleri üzerinde daha detaylı durulur.

Vücut – kitle endeksi kırk ve üzeri olan hastalarda ise kilo alımının aşırı ve durdurulamaz olduğu düşünüldüğünden hasta tüp mide ameliyatı talebiyle cerraha başvurduğunda genelde operasyon için hazır hale getirilir. Bu değere sahip hastalarda diğer bazı hastalıkların var olup olmadığına bakılmaz.

Diğer Hastalıklarla İlişkisi

Hastanın tüp mide ameliyatına uygun görülüp ameliyata alınmasından sonra geçen süreçte beklenen şey hastanın ideal kilosuna düşmesidir. Hasta ideal kiloya yaklaştıkça daha yavaş kilo vermeye başlar. İdeal kiloya ulaştığında ise kilo vermesi tamamen durur. Buradan hareketle şişman ya da zayıf her insanın ideal bir kilosunun olduğunu söyleyebiliriz. O ya da bu şekilde vücudumuzdaki tüm sistemler bu ideal kilonun oluşturduğu baskı, harcadığı enerji miktarı ve dış etmenlere direnci etrafında şekillenmiş bu bunlara göre çalışmaya planlanmıştır.

Söz gelimi altmış kilo olması gerekirken yaklaşık yüz otuz kilo olan bir bireyin tüm sistemleri yoğun bir baskı altında çalışacaktır. Endokrin sistem, kardiyovasküler sistem, solunum sistemi, cilt, kas ve iskelet sistemi örnek olarak verilebilir. Aşırı derecede kilo alımının bu sistemler üzerinde yarattığı baskı da kişiye çeşitli problemler ve hastalıklar olarak dönecektir. Yapılan araştırmalara göre Avrupa’da her yıl bir milyon insan obezite ve obeziteye bağlı hastalıklar yüzünden yaşamını yitirmektedir. Obezitenin doğrudan ya da dolaylı olarak sebep olduğu birçok hastalık olsa da bunlardan yalnızca önemlileri sayacağız.

  • Obezite insülin direncinin artmasına sebep olarak hiperinsülinemiye sebep olur.
  • İnsülin direncinin artmasından dolayı insülin hormonu görevlerini yerine getiremez ve kandaki şeker miktarı devamlı artar. Yani mide tarafından salgılanan ghrelin hormonu yüzünden kişi TİP 2 diyabet hastası olur ya da etkisini daha fazla hissetmeye başlar.
  • Yüksek kan basıncı yani hipertansiyon.
  • Dislipidemi yüzünden kan damarlarının sertleşmesine, daralmasına ve tıkanmasına sebep olur. Bu tıkanıklıklar ve daralmalar da koroner arter hastalığını ortaya çıkarır.
  • Uyku apnesi, felç, astım, solunum zorluğu gibi hastalıklar ve problemler.

Ayrıca belirtmek gerekir ki obezite, yarattığı fiziksel rahatsızlıkların yanında hastayı psikolojik olarak da etkisi altına almaktadır. Kişinin kiloları yüzünden sosyal hayattan soyutlanması çoğu vakada kaçınılmaz bir son olarak karşımıza çıkar. Kişinin sosyal hayattan da dışlanması beslenme alışkanlıkları üzerinde daha büyük bir soruna sebep olarak hastalığı dönülmez bir noktaya taşıyabilir. Tüp mide ameliyatı gibi cerrahi müdahaleler ile hastalıktan fiziki olarak kurtulmak mümkün olsa da daha öncesinde yarattığı psikolojik yıkım yıllar boyu düzeltilemeyebilmektedir.

Şeker Hastalığı (Diyabet)

Obezitenin insan hayatına girerken yanında birçok farklı sistemi etkileyen hastalığı da yanında getirdiğini belirtmiştik. Şeker hastalığı da obeziteyle hayatınıza giren bir hastalık olabileceği gibi obeziteyle beraber vücudunuz üzerindeki etkisi artan bir hastalık da olabilir. Her ne sebeple olursa olsun obezitenin tedavi edilmesiyle büyük oranda diyabetten kurtulmak ya da etkilerini oldukça düşük seviyelere çekmek mümkündür. Tüp mide ameliyatının diyabeti nasıl etkilediğini anlatmadan önce diyabetin ne olduğunu ve insan vücudunu nasıl etkilediğini kısaca anlatmak faydalı olacaktır.

Diyabetin iki türü bulunur. Bunlardan TİP 1 olarak adlandırılan diyabet türü tamamen konuyla alakasız bir gelişim gösterir. Vücuda insülin pompalamakla görevli pankreas bu görevini yapmaz. Vücutta genelde doğuştan beri süregelen bir insülin eksikliği bulunur. Obeziteyle beraber gelen veya obeziteyle beraber etkisi artan TİP 2 diyabet ise tam olarak bizim konumuzu oluşturur. Genelde orta yaş üstü bireylerde görülür. Pankreas görevini yerine getirerek insülin üretmeye devam eder. Ancak mide tarafından üretilen hormonlar vücutta insülin direncinin oluşmasına sebep olur.

Tam bu noktada ise obezitenin diyabet ile olan ilişkisi ortaya çıkmaktadır. İdeal kilo sahip olan insanlarda bir birim olan mide hacmi karşılığı olarak bir birim ghrelin hormonu üretir. Ancak obeziteye sahip bireylerde mide boyutu dört birime çıktığı için ürettikleri hormon miktarı da dört katına çıkar. Sonuç olarak daha fazla insülin direnci olarak karşımıza çıkan bu hormonlar müdahale edilmedikleri taktirde diyabetin gelişerek vücut üzerinde büyük hasarlar yapmasına sebep olurlar. Tüp mide ameliyatıyla ghrelin üreten midenin yüzde seksenlik kısmı alındığından dolayı insüline karşı direnç oluşturan hormonlar neredeyse hiç üretilmez. Böylece ameliyat sayesine hasta diyabetten de kurtulabilir.

Ameliyat Nasıl Yapılır

Öncelikle belirtilmesi gereken nokta tüp mide ameliyatlarının laparoskopi teknikleri kullanılarak yapıldığıdır. Laparoskopi tekniğinin çevirisi kapalı ameliyat tekniği olarak yapılabilir. Bu teknik ile açık ameliyat yönteminde olduğu gibi büyük kesiler açılmaz. İdeal bölgelerden dört adet delik açılarak karın altı bölgeye girilir. Açılan kesilerin uzunluğu bir santimetreyi geçmez. Laparoskopi ameliyatlarının çok uzun zamandır sadece tüp mide için değil birçok farklı tür ameliyat için yapılıyor olmasından dolayı cerrahların bu konuda kazandığı deneyim oldukça fazladır. Ayrıca tüp mide ameliyatlarının da çok uzun yıllardır yapılıyor olmasından kaynaklı hastanın hastaneye yatışından başlayıp çıkışına kadar olan süreç belli bir standarda bağlanmış durumdadır. Kişinin bünyesine göre ufak oynamalar göstermekle birlikte deliklerin nereden açılacağı, midenin nereden kesileceği gibi durumlar tamamen standarttır. Bu yüzden de ameliyat tekniğinden ve ameliyat yapılan bölgeden kaynaklanan risk miktarı oldukça düşüktür.

Tüp mide ameliyatı genel anestezi altında yapılır. Delikler açılıp karın altı bölgeye girildikten sonra ilk önce kanamaya sebep olabilecek mide üzerindeki kılcal damar yapısı özel aletler yardımıyla mühürlenir ve kesilir. Kesildikten sonra serbest hale gelen damarlar sayesinde midenin kesilmesinde herhangi bir engel kalmaz. Bu aşamada midenin yaklaşık olarak yüzde sekseninin alınması planlanır. Midenin hangi bölgeden ve nasıl kesileceğine kadar tüm planlar daha önceden yapıldığından dolayı stapler adı verilen, titanyum zımba yapan bir cihaz yardımıyla midenin kesilecek bölümü ile kalacak bölümü arasında dikiş atılır. Dikişin atılmasıyla işlevsiz hale gelen mide bölümü kesilerek çıkartılır. Bu noktada zımbanın atılacağı bölgenin belirlenmesi için de yemek borusundan sarkıtılan ve hacmi, midenin bırakılmak istenen hacmiyle aynı olan bir tüp kullanılır. Bunun midede yarattığı kalıba göre dikiş ve kesim işlemi yapılır. Vücut içerisinde kalan mide hacmi herkes için aynı ölçüde olmasına rağmen alınan mide miktarı herkes için değişkenlik gösterebilir. Bunun sebebi bazı kişilerin midesinin daha büyük olmasıdır. Operasyon yaklaşık olarak kırk beş dakika ile bir saat arasında sürer. Operasyon sürerken kanama ihtimali sezilirse dren uygulaması yapılır. Günümüzde bu ihtimal düşük olduğundan dolayı vakaların birçoğuna dren uygulaması yapılmamaktadır. Operasyonun süresi oldukça kısa olduğundan ve operasyondan sonra hasta konforu maksimum seviyede olduğundan dolayı idrar sondası takılmaz. Hasta operasyondan üç saat kadar sonra tuvalet ihtiyacını kendi başına giderebilir.

Ameliyat Ekibinde Hangi Uzmanlar ve Yardımcıları Bulunur

Operasyonu operatör doktorlar gerçekleştirir. Bu operatör doktorlar genel cerrahi ve metabolik cerrahi üzerine uzmanlaşmış kimselerdir. Duruma göre bir veya birkaç uzman olur. Operasyon ekibi genelde anestezi uzmanı, iki – üç hemşire ve bir – iki cerrahtan oluşur. Tüp mide ameliyatlarında operasyon anından daha çok operasyon öncesi dönem önemlidir. Hastanın geçmişinin, içinde bulunduğu durumun ve sonrasının değerlendirilerek operasyona karar verilmesi sürecinde birçok alan ve bu alanda uzman doktor sürece dahil olmaktadır.

Örneğin hastanın psikolojisini değerlendirmek, ruhsal durumunu irdelemek ve operasyon sonrasındaki dikkatli yaşam olarak adlandırabileceğimiz sürece hazırlığını anlayabilmek amacıyla psikolog; o güne kadarki beslenme alışkanlıklarını değerlendirmek, operasyona hazırlık sürecindeki beslenme alışkanlıkları ile operasyon sonrasındaki süreci planlamak için diyetisyen; genel sağlık sorunları ve çözüm yolları ile operasyona olan etkilerini değerlendirmek için dahiliye uzmanı; ameliyat anında hangi ilaçların hangi dozlarda kullanılacağının belirlenmesi ve uyutulma sürecinin sorunsuz geçmesi için anestezi uzmanı sürece dahil olur. Ayrıca hastanın mevcut problemleri ışığında kardiyolog, göğüs hastalıkları ve diğer disiplinler de sürece dahil olabilir.

Tüp mide ameliyatı oldukça basit ve pratik bir süreci ifade etse de karar aşamasının oldukça dikkatli geçilmesi gerekir. Hastanın yapması gereken hayat tarz değişikliklerine uyup uymayacağının değerlendirmesini de yapmak hekimlerin sorumluluğunda olduğundan dolayı süreç, operasyonun aksine çok daha kompleks bir yapı şeklinde ilerler.

Tüp Mide Ameliyatının Riskleri Nelerdir?

Tüp mide ameliyatlarından sonra ortaya herhangi bir komplikasyonun çıkma ihtimali oldukça düşüktür. Hatta herkesin çevresinde en az bir kişinin olduğu safra kesesi ameliyatı ile aynı risk oranlarına sahiptir. Rapor edilen hasta verilerine göre ortaya bir komplikasyon çıkma olasılığı iki binde bir olarak saptanmıştır. Operasyonun risklerinin büyük bir bölümünü, tüm cerrahi operasyonlarda mevcut olan riskler oluşturur. Laparoskopiden ve tüp mide ameliyatından kaynaklı riskler ise oldukça azdır. Örneğin tüp mide ameliyatından sonra, ameliyatı yapmak için açılan deliklerden kanama olabilir. Ayrıca anesteziye bağlı komplikasyonlar da her ameliyatta olduğu kadar ortaya çıkabilir. Tüp mide ameliyatıyla alakalı en büyük risk ise yüzde bir oranında gözlenen kaçak riskidir. Stapler adı verilen titanyum dikiş aletinden, doku iyileşmesi probleminden dolayı bu riskin ortaya çıktığı gözlenir. Böyle bir durumun ortaya çıkması halinde endoskopik müdahale ile sorun ortadan kaldırılabilir.

Operasyon Süresi

Tüp mide ameliyatlarının süresi diyabet ile ilgili operasyonlarla kombine edilmediği müddetçe bir saati geçmez. Ortalama operasyon süresi ise kırk beş dakikadır. Tüp mide ameliyatıyla beraber diyabete yönelik cerrahi müdahaleler de yapılırsa operasyon süresi üç saate kadar çıkabilir.

Başarı Oranı

Başarı oranından kasıt ameliyatın başarı oranı ise eğer oldukça yüksek olduğunu söyleyebiliriz. Operasyonun, bulduğu uygulama fırsatları sayesinde oldukça sık tekrarlanmasına binaen tüm sürecin belirli bir standarda oturduğunu söyleyebiliriz. Bu yüzden operasyonda ekstrem bir durum olmadığı sürece operasyonun başarısını etkileyebilecek herhangi bir risk veya komplikasyon çıkmamaktadır. Ancak başarıdan kasıt operasyondan sonraki iyileşme ve sonuçları gözlemleme sürecini de kapsıyorsa bu noktada cerrahi müdahalenin başarısına ek olarak kişinin kendi iradesinden de söz etmek gereklidir. Eğer kişi operasyondan sonra beslenme, uyku, spor ve yaşama dair alışkanlıklarının tümünde değişiklikler yapıp, bu değişiklikleri sürdürmek konusunda da oldukça ısrarlı olursa ameliyatın da başarılı geçtiğini söyleyebiliriz. Bunun tam tersinde davranan bireylerde ise tüp mide ameliyatından bir ay sonra gözlemlenmeye başlanan kilo verilmesi zamanla yavaşlayarak duracak ve eğer müdahale edilmezse tekrar kilo alımına dönecektir.

Tüm bunların sonucu olarak şunu söylemek gerekir ki tüp mide ameliyatlarının başarısı cerrahi müdahalenin sonucu ile değil; büyük oranda hastanın elinde olan bir buçuk – iki yıllık bir süreçten sonra ideal kiloya ulaşılıp ulaşılmadığıyla ölçülür.

Ameliyatın Yapıldığı Hastane Şartları

Operasyonun gerçekleştirileceği hastanenin doktor kadrosu ve içerdiği klinikler bakımından oldukça zengin olması beklenir. Obeziteden şikayetçi hastaların operasyondan önce birçok yönden değerlendirilmeleri gerekir. Bu değerlendirmelerin içerisine psikoloji, kardiyoloji ve göğüs hastalıkları gibi klinikler doğrudan dahil olur. Yani sadece operasyonu gerçekleştirecek hekimin uzmanlık derecesiyle durum değerlendirilemez. Ayrıca hekim kadrosu kadar yardımcı kadrosunun da oldukça deneyimli olması gerekir. Operasyonda herhangi bir komplikasyon çıkma ihtimaline karşı yoğun bakım ünitesinin yeterli olması da beklenen şartlar arasındadır. Maksimum hijyen koşullarının sağlanması, ilgili ameliyat konusunda uzman ekip barındırması gibi detaylar da arzu edilen hastane şartları arasına yerleştirilebilir.

Tüp Mide Ameliyatı Öncesi

Tüp mide ameliyatı öncesinde ve henüz operasyon kararının alınmadığı süreçte hastanın bazı zayıflama yöntemlerine başvurmuş olması gerekmekte. Kilonun, başvurulan bu yöntemler ile çözülemeyen bir problem olduğunun anlaşıldığı ve hastanın bazı spesifik şartları sağladığı durumlarda ise tüp mide ameliyatına başvurulur. Hastanın operasyon öncesi süreçte başvurabileceği yöntemlerin eksenini sıkı diyet programları ile spor egzersizleri oluşturur. Hasta uzun süreli sıkı diyet uygulamalarına rağmen kilolarından kurtulamıyor ve vücut – kitle endeksi gibi şartları sağlıyorsa ameliyata uygunluğun denetlenmesi amacıyla çeşitli tetkiklere tâbi tutulur.

Tüp mide ameliyatları oldukça fazla uygulanıyor ve oldukça fazla uzman bu konuda kendini geliştiriyor olsa da bazen şehir dışından veya yurt dışından da hastalar gelebilmektedir. Böyle bir durumun varlığı halinde operasyonun zamansal kısmının çok daha iyi planlanması gerekir. Tetkiklerin ve zamansal problemlerin ortadan kaldırılmasıyla, tetkiklerden alınan ve doktor tarafından yapılan muayeneye göre obezite tedavisinin nasıl olacağına karar verilir. Tüp mide ameliyatının yetip yetmeyeceği; eğer yetecekse hangi koşullar altında yapılacağı, hastanın ameliyat sonrasındaki sıkı kurallara uyup uyumayacağı gibi etmenler de göz önüne alınarak değerlendirilir.

Hastanın değerlendirilmesi sürecine birçok farklı faktör katılır. Vücut – kitle endeksinin ve bu endeksin beraberinde getirdiği şartların sağlanması ameliyata girmek için yeterli değildir. Ameliyata uygun olabilmeniz için genel sağlık durumunuz, yaşınız ve geçirdiğiniz hastalıklar ile bunların tedavi edilmesi amacıyla kullandığınız ilaçlar da önemlidir. Eğer hastanın ameliyata uygunluğu kesinleşirse ameliyat öncesi yakın dönem hazırlıklarına başlanır. Bu süreçte hastanın metabolizmasının çeşitli etmenlerden yoksun bırakılması, kullanılan ilaçların dozlarının ayarlanarak bünyenin uyum göstermesinin beklenmesi gibi işlemler gerçekleştirilir.

Şehir Dışı veya Yurt Dışından Gelenler İçin Hazırlık Süreci

Tüp mide ameliyatları bulduğu uygulama sıklığı sayesinde cerrahların oldukça fazla deneyim kazandığı bir alandır. Tarihsel olarak da uzun sürelerdir uygulanıyor olmasından dolayı ameliyata hazırlık sürecinden başlayıp, ameliyatın sonuçlarının gözleneceği uzun aylar dahi tamamen standart hale gelmiş durumdadır. Bu yüzden hastaların bulundukları şehir ya da ülkede bu ameliyatı gerçekleştirebilecek doktorun varlığı, ekstra bir beklentiye gerek kalmadan ameliyatın başarıyla gerçekleştirilebilmesi için yeterlidir. Ancak bazı durumlar, hastanın bulunduğu şehirde veya ülkede ameliyat olmasının önüne geçebilir. Örneğin ameliyattan sonra kendisine bakabilecek insanların başka şehirde olması, yaşadığı yerde bulunan doktora olan güvenini bir şekilde kaybetmiş olması ve yurt dışından gelen hastalar için ise en önemli sebep olan ameliyat fiyatlarının yüksek olması gibi.

Şehir dışı ya da yurt dışından gelen hastaların ilk yapması gereken şey yatış anından itibaren en az on günlük süreçte kalacağı yeri ayarlamış olması gerekliliğidir. Ameliyat yaklaşık bir saat sürmesine ve hemen sonrasında taburcu olunabilmesine rağmen hastalar dokuzuncu ya da onuncu günde genel kontrol için hastaneye davet edilmektedir. İlk haftadan sonra araç ve uçak yolculuğunda sıkıntı olmamasına rağmen ameliyat ile sonraki on gün boyunca operasyonun yapıldığı şehirden ayrılmamak en doğrusu olacaktır. Örneğin tüp mide ameliyatlarında küçük bir ihtimal de olsa gözlenen kaçak riskinin ortaya çıkması halinde hızlı müdahale imkânı ancak kişinin aynı şehirde bulunmasıyla mümkündür.

Tedavi Yöntemine Karar Verilmesi

Obeziteyle mücadele etmek için birden fazla ameliyat türü bulunur. Örneğin fizyolojik yapıya da müdahale eden ve uygunluk için farklı şartlar aranan gastrik bypass ameliyatı gibi. Ayrıca kişinin hangi tedavi yöntemine uygun olduğu seçilmeden önce aldığı kiloları diyet ve spor egzersizi gibi yollarla verip veremediğine bakılır. Eğer kilolar kalıcı olarak görülüyorsa vücut – kitle endeksinin oranına göre değişen şartlarda bazı spesifik durumlar aranır. Tüm bunların mevcudiyetiyle birlikte tüp mide ameliyatı seçenekler arasına girer. Hastanın bu aşamada diyetisyen ve psikolog tarafından değerlendirilmesi; ameliyattan sonra ortaya çıkacak şartlara uyum gösterip gösteremeyeceğinin değerlendirilmesi gerekir. Hastanın tüm şartları sağlaması ve ameliyat sonrasındaki sıkı diyet programı ile sıkı egzersiz programına uyabileceğinin anlaşılması durumunda tedavi yöntemi olarak tüp mide ameliyatı seçilir. İlk ortaya çıktığı dönemlerde obeziteyle müdahale için yardımcı tedavi olarak kullanılan tüp mide ameliyatı günümüzde sunduğu avantajlardan dolayı ilk tercih olarak hastalara sunulmakta. Bu avantajların başında ise fizyolojik durumuna müdahale etmeden yani mide ile bağırsak arasına yeni bir yol oluşturmadan operasyonu gerçekleştiriyor olmasıdır. Bunun avantajı ise hastaya daha sonraki ameliyatlarında endoskopik yöntemlerin kolayca kullanılabilmesi olarak dönmektedir.

Tahlil ve Tetkikler

Tüp mide ameliyatının uygulandığı hastalar kalıcı aşırı kilo problemiyle uğraşır. Bu aşırı kilo vücudun neredeyse tüm sistemleri üzerinde aşırı baskı yaratarak kendisine bağlı sorunların ortaya çıkmasını sağlar. Tüp mide ameliyatına uygun olup olmadığı değerlendirilen hastalarda da doğrudan obeziteye yönelik tahlillere ek olarak obeziteye bağlı hastalıklar için de testler uygulanabilir. Ameliyata karar verme sürecinde oldukça fazla kliniğin onayı alındığından dolayı, onay alma sürecinin daha sağlıklı işleyebilmesi için bu kliniklerin istediği testlerin de uygulaması yapılır. Amaç operasyon öncesi hazırlık süreci ve operasyon sürecini doğru planlayıp, operasyon sonrasındaki süreçte hastanın rahat etmesini sağlamaktır. Ayrıca tüm testlerin tüm hastalara uygulanması gibi bir durum söz konusu değildir. Hastanın tıbbi geçmişine göre bazı testler çıkarılıp, sayılmayan bazı testler pakete eklenebilir.

Tüp mide ameliyatıyla uygulanan tahlilleri sıralamak gerekirse:

  • Hekim veya Hekimler ile Yapılan Görüşmeler: Bu görüşme sürecinin amacı sizin o güne kadar olan beslenme yöntemlerinizin değerlendirilmesi; spor egzersizleri ile olan bağınızın anlaşılabilmesidir. Eğer denediyseniz başka kilo verme yöntemlerinden aldığınız sonucu değerlendirmek şeklinde geçen bu görüşmeler sayesinde tüp mide ameliyatına uygun olup olmadığınız kabaca belirlenebilir. Ayrıca ameliyata hazırlık sürecinde nasıl beslenmeniz gerektiği de bu görüşme neticesinde kesinleşir.

  • Ruhsal Durum ile İlgili Görüşme: Diyetisyen görüşmesinden sonra uğrayacağınız ikinci durak psikolog görüşmesi olacaktır. Obezite fizyolojik olarak verdiği hasarlara ek olarak psikolojik hasarlar da verebilir. Bunların değerlendirilmesi ve kişiliğinizin çözülmesi için bu görüşmenin yapılması mecburidir. Belki hiçbir ameliyatta olmadığı kadar önemli olan bir husus, tüp mide ameliyatının başarısının cerrahi yöntemin başarısı ile değil, operasyon sonrası süreçte sizin sıkı diyet ve spor egzersizlerine olan bağlılığınız ile ölçülmesidir. Tam da bu yüzden operasyon öncesinde sizin psikolojik durumunuz tahlil edilerek, operasyon sonrasındaki sürece adapte olup olmayacağınız ortaya konmaktadır.

  • Kanınızın Tahlil Edilmesi: Obezitenin hastanın tüm sistemleri üzerinde büyük bir baskı oluşturduğunu söylemiştik. Özellikle kan yollarında yani damarlarda meydana gelen tıkanmalar ve sertleşmeler yüzünden organların fonksiyonları üzerinde ciddi değişiklikler gözlenebilmektedir. Tüm organların fonksiyonlarının anlaşılabilmesi amacıyla operasyondan önce bir veya birkaç kez kan testi uygulaması yapılabilmektedir.

  • Tüm Batın USG: Tüp mide ameliyatı karın bölgesinin altında icra edilir. Bu bölgede icra edilecek bir operasyondan önce bölgedeki safra gibi diğer organların fonksiyonları ve operasyon anında veya sonrasında komplikasyon ortaya çıkarıp çıkarmayacaklarının değerlendirilmesi gerekmektedir. Tüm Batın USG sayesinde bu değerlendirmeler kolayca yapılabilir. Ayrıca bu test yöntemi, görüntüleme teknikleri içerisinde kategorize edilmektedir.

  • Mideye Endoskopi Yapılması: Tüp mide ameliyatı öncesinde tüm sindirim sisteminin detaylıca görüntülenerek riskler açısından değerlendirilmesi gerekir. Hastaya anestezi eşliğinde uygulanan endoskopi sayesinde yemek borusu ve midenin iç yüzeyi detaylıca incelenir ve riskler açısından değerlendirilir. Herhangi bir sorunun mevcudiyeti halinde soruna yönelik önlemler alınır.

  • Bağırsaklara Kolonoskopi Yapılması: Bilindiği üzere bağırsaklarda sindirim sisteminin elemanıdır. Obezitenin en çok etkilediği organların başında da bağırsaklar gelir. Aşırı kiloya bağlı deformitelerin incelenmesi ve risk analizi açısından değerlendirilmesi için bazı hastalara anestezi altında kolonoskopi uygulaması yapılabilir.

  • Endokrinolojik Testlerin Uygulanması: Hormon dengenizin anlaşılabilmesi için neredeyse tüm hastalara uygulanan testlerin başında gelir. Obezite ile diyabet birlikte geliştiği ve diyabet doğrudan hormonlarla alakalı bir hastalık olduğu için, obezite cerrahisiyle beraber diyabet sorununu da ortadan kaldırmak için bu testlerin uygulanması gerekir.

  • Kardiyoloji Değerlendirmeleri: Dolaşım ve solunum sisteminizde bir problem olup olmadığının anlaşılması amacıyla uygulanan testler bütünüdür. Operasyonun başarılı geçmesi ve obezitenin vücutta yarattığı tahribatın anlaşılabilmesi noktasında önem arz eden testlerdir.

Hastanın Değerlendirilmesi

Hastanın, operasyon için başvurana kadar geçen süreçte yaşadığı hayatın detaylıca incelenmesi ve sonrasında ameliyatsız çözümler üzerinde durulmasıyla süreç başlar. Ardından gelen tahlillerin ve doktor tavsiyelerinin durumuna göre hastanın hayatını düzene koyması istenir. Bu düzenin metabolizma üzerindeki etkileri de değerlendirilerek hasta tüp mide ameliyatına alınır. Ameliyata alınana kadar geçen süreçte birçok farklı tıp disiplini beraber çalışır. Ayrıca hastanın psikolojik durumu da operasyonun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği üzerinde önemi oranda etkilidir.

Hastanın Yaşı

Genel bir prensip olarak hastaların on sekiz ile altmış yaş aralığında olması beklenir. Obezitenin, vücudu oluşan sistemler üzerindeki baskısı ve bu baskı sonucu verdiği zarar düşünüldüğünde henüz her ihtimali tüketmemiş olan on sekiz yaşından küçükler ile yaşın getirdiği ekstra baskıya ve yıkıma maruz kalmış altmış yaş üstü kişiler ameliyata alınmaz. Ancak her doktorun kendi prensipleri olduğundan dolayı uygun görülmesi halinde dışarıda bırakılan bu iki yaş grubunun da ameliyata alınması söz konusu olabilir.

İstatistiksel veriler incelendiğinde obezite ile uğraşan hastaların genelde otuzlu yaşlar ile kırklı yaşlar arasına sıkıştığı gözlemlenmektedir. Bunun birinci sebebi hastaların daha öncesinde obeziteyle uğraşmıyor oluşları değil, psikolojik yönden hep kiloyu diyet ile verebileceğine inanıyor olmalarıdır. Ayrıca bu yaşlardan itibaren TİP 2 diyabetin etkisini ciddi oranda gösteriyor olması da tüp mide ameliyatı olmak isteyen hastaların bu yaş grubuna sıkışmasını sağlamaktadır.

Hastanın Genel Sağlık Durumu

Obeziteyle mücadele için yapılan tüp mide ameliyatı öncesinde hastanın sağlık durumunun dört dörtlük olması beklenmez. Hatta ameliyatın ön koşulu olarak vücut – kitle endeksi otuz beş ve civarı olan hastalarda bazı hastalıklar da aranır. Ek şartlar ancak obezitenin morbid obezite noktasına geldiği ve vücut – kitle endeksinin kırkın üzerine tırmandığı durumlarda aranmaz.

Ayrıca obezitenin ortaya çıktığı yaşlardan başlayarak ameliyatın olacağı güne kadar vücudu oluşturan tüm sistemler üzerinde hasar bıraktığı bilinen bir gerçektir. Bu hasar yalnızca sistemlerde oluşan deformiteler olarak değil, bu deformitelerin sonucu olan hastalıklar olarak kişinin vücuduna dönmektedir. Yani buradan hareketle tüp mide ameliyatı olacak hastaların, vücutlarını oluşturan değişik sistemlerde, değişik hastalıklarla mücadele ettiğini söyleyebiliriz.

Düzenli Kullanılan İlaçlar

Her tıbbi operasyondan önce olduğu gibi tüp mide ameliyatından önce de hastanın, kullandığı ilaçları ve kullandığı dozları doktoruna bildirmesi gerekir. Diğer ameliyatlara ek olarak tüp mide ameliyatında daha önceden kullanılmış ve bırakılmış ilaçların da kullanım süreleri ve dozlarıyla birlikte doktor ile paylaşılması hastanın yararına olacaktır. Obeziteyi ortaya çıkaran fizyolojik ve psikolojik faktörlerin tam olarak değerlendirilmesi noktasında bu paylaşımın oldukça büyük önemi bulunur. Hastanın ameliyata uygunluğu belirleyenlerden birinin de ilaç geçmişi olduğunu söylemek yanlış olmaz.

Kullanılan ilaçların doktor ile paylaşılmasından sonra operasyona hazırlık sürecinde ilaçların bırakılması, dozlarının değiştirilmesi veya etkisini tersine çevirecek ilaçların kullanılması gerekebilir. Ayrıca hipertiroidi gibi hastalıkların varlığı için özel çözümler üretilmesi gerekmektedir.

Ameliyat Öncesi Hazırlıklar

Operasyona karar verilmesinden sonra hastanın önünde kullandığı ilaçların düzenlenmesi, kötü alışkanlıkların ortadan kaldırılması, beslenme düzenin oturtulması ve spor faaliyetleri ile olan bağının tekrar kurulması gibi bir süreç bulunur. Bu süreç obezitenin açtığı ve açmaya devam ettiği hasarların yavaşlatılması, hastanın, yapılan tetkikler ışığında değerlendirildikten sonra metabolizmasının düzene koyulması şeklinde ilerler. Ayrıca psikolojik ve fizyolojik sürecin ardından hastanın hastaneye yatırılması da ameliyat öncesi hazırlık sürecini kapsar.

Yeme İçmenin Kesilmesi

Ameliyattan önceki uzun hazırlık sürecinde hastanın, diyetisyen tarafından verilen listelere azami derecede uyum göstererek verebildiği kadar kilo vermesi gerekir. Hastanın ameliyata girdiği kilo, ameliyatın başarı oranında ufak yüzdelerle etkili olabilmektedir. Operasyondan önceki diyet dönemi aynı zamanda hastanın operasyon sonrasındaki diyet sürecine hazırlık olarak kabul edilir. Unutulmaması gereken nokta tüp mide ameliyatının tek başına hiçbir anlam ifade etmediğidir. Ancak kökten bir hayat değişikliği, sıkı bir diyet ve sıkı bir spor programıyla ideal kiloya ulaşmak mümkündür.

Operasyonun gerçekleşeceği günden bir gün önce hastanın katı bir şey tüketmemesi gerekir. Ayrıca sıvı alımını da gün içinde minimumda tutmak hem hastanın kendisi için hem de cerrahlar için faydalı olacaktır. Genelde mide tüpü operasyonları gündüz yapılır. Bu yüzden hastanın önceki gece sekizden itibaren sıvı alımını da tamamen durdurması gerekir.

Alkol ve Sigaranın Bırakılması

Sigaranın doku iyileşmesi üzerinde ciddi derecede olumsuz etkileri bulunur. Uzun süre tiryakilik seviyesinde sigara kullananların vücutlarında açılan yaraların, içmeyen birine göre daha zor iyileştiği saptanmıştır. Her ameliyattan önce olduğu gibi tüp mide ameliyatından önce de hastanın sigarayı bırakması ve mümkünse operasyondan sonra da başlamaması gerekir.

Alkol içerdiği yüksek kalorilerden dolayı diyet yapan hastaların baş düşmanlarından sayılabilir. Hayat tarzı değişikliğinin, ameliyattan daha önemli olduğu durumların başında gelen tüp mide ameliyatından önce de ve hatta sonra da hastanın alkol tüketimini tamamen kesmesi gerekir. Süre olarak söylemek gerekirse alkol tüketiminin diyetisyen muayenesinden sonra, sigara tüketiminin ise en geç ameliyattan on beş gün önce bırakılması gerekir.

Düzenli Kullanılan İlaçların Kesilmesi

Hastanın, obeziteye veya obezitenin sebep olduğu hastalıklarla mücadele için içtiği ilaçların operasyondan önceki hazırlık sürecinde doktor ile paylaşılması gerekir. Hastanın tüm medikal geçmişinin değerlendirilmesi ve vücuduna dair yapılan tahlillerin sonuçlarının alınmasıyla ilaçların tamamen kesilmesi, dozlarının tekrar ayarlanması veya etkilerini tersine çevirecek başka ilaçların kullanıma alınması söz konusu olabilmektedir. Bu süreç tamamen cerrah tavsiye ile ilerler. Hastaların keyiflerine göre ilaç alma veya bırakma gibi bir lüksü başarılı geçmesi umulan bir operasyondan önce yoktur. Ayrıca genel bir kural olarak kanı akışkan hale getiren aspirin gibi ilaçların operasyondan bir hafta önceden itibaren kesinlikle içilmemesi gerekir.

Yatış İçin Gerekli Hazırlıkların Yapılması

Obezite hastalarının her ne kadar vücutlarında hareket etmelerini engelleyen genel bir problem olmasa da hastaneye yatış sürecinde mutlaka bir refakatçi bulundurmaları gerekir. Hastanın özel odasının hazırlanması, ihtiyaçlarının giderilmesi ve sürecin organize edilmesi kısmında refakatçilerin oldukça büyük faydası gözlenir. Ayrıca hastaya moral desteği açısından da bu durumun oldukça etkili olduğunu söyleyebiliriz. Tüp mide ameliyatına alınacak hastaların yatışı eğer ekstrem bir durum yok ise aynı gün yapılmaktadır. Yatışın yapılmasının ardından hasta ameliyata alınmakta ve yine ekstrem bir durum yoksa ameliyattan bir gün sonra taburcu edilmektedir.

Ameliyat Sırasında ve Sonrasında Ortaya Çıkabilecek Komplikasyonlar

Tüp mide ameliyatı sırasında oluşması muhtemel komplikasyonların sıralanmasından önce, tüp mide ameliyatlarının oldukça standart hale getirilmiş ve başarılı olarak kabul edilen ameliyatlar olduğunu belirtmek faydalı olacaktır. Operasyon tüm şeması önceden planlanır ve çok küçük nüans farklılıkları dışında herhangi ekstrem bir fark içermez. Tüp mide ameliyatlarının uzun süredir yapılıyor olmasından kaynaklı hem cerrah hem de operasyonunun gerçekleştiği merkezin tecrübesi oldukça yüksektir. Tüm bu olumlu havaya rağmen komplikasyon riski sıfır olarak kabul edilemez. Ayrıca ameliyatın laparoskopi yöntemiyle yapılıyor olmasından kaynaklı olarak tüp mide ameliyatının komplikasyon oluşma istatistiklerine laparoskopik cerrahinin istatistikleri de katılır. Aşağıda sayılacak olan komplikasyonların gerçekleşme olasılığı oldukça düşük olsa da olasılık sıfır olmadığından dolayı sıralanmasında fayda vardır.

Tüp mide ameliyatının kendisinden kaynaklı olarak oluşması muhtemel komplikasyonlar:

  • Kaçak: Bilindiği üzere tüp mide ameliyatının gerçekleştirilme sürecinde midenin yaklaşık yüzde seksenlik kısmı alınır. Midenin içeride kalacak kısmıyla alınacak kısmının ayrılması sürecinde stapler adı verilen ve titanyum zımba basan otomatik bir cihaz kullanılır. Bu cihaz kalacak ve alınacak mide hattına, kalacak mide parçasından kaçak olmasını engelleyecek bir şerit çeker. Operasyondan sonra bu bölgeden kaçak olma ihtimali yüzde bir olarak belirtilir. Kaçak riskinin ortaya çıkması halinde üç yöntemle tedavi edilmesi söz konusu olabilir. İlk yöntemde hastanın ağız yoluyla beslenmesi kesilir, damar beslenmesine geçilir. Bu yöntem uygulandığında kaçağın kendiliğinden sonlanması umulur. İşe yaramadığı durumlarda kaçağın olduğu bölgeye dren yerleştirilebilir. Drene gelen sıvı miktarının düşmediği durumlarda ise hasta tekrar ameliyat edilerek kaçağın önüne geçilir. İlk iki yöntem hasta açısından oldukça uzun süren ve sabır gerektiren çözümlerdir. Ancak ilk iki yöntem denenmeden ameliyatlı çözüme geçilmez.

  • Reflü: Midenin büyük bölümünün alınması ve salgılanan hormonların büyük oranda kesilmesiyle mide tarafından üretilen asit ve diğer salgılar yemek borusunun yanmasına sebep olabilir. Böyle bir durumun ortaya çıkması halinde ilaçlı tedavi çözüm için yeterlidir.

  • Gastrik Fistül: Midenin büyük oranda alınmasıyla birlikte ciddi şekil bozukluğunun ortaya çıkmasından kaynaklı olarak mide duvarına sıvı sızıntısı olabilir. Hasta açısından yanma olarak hissedilen bu sızıntının sürekli olması halinde ilaç tedavisine; ilaç tedavisinin işe yaramadığı durumlarda ise cerrahi müdahaleye başvurulur.

  • Stomanın Darlaşması: Midede enzimler sayesinde parçalanan besinlerin bağırsağa geçerken kullandığı yola stoma adı verilir. Tüp mide ameliyatında doğrudan bağırsağa bir müdahale olmasa da mideye yapılan müdahaleden kaynaklı olarak stomanın darlaşması söz konusu olabilir. Bu durumun ortaya çıkması halinde ilk olarak endoskopik tedavi, işe yaramadığı takdirde ise yine cerrahi yönteme başvurulur.

  • Fıtık: Obez bireylerde iç organların boyutlarında da büyüme olduğundan dolayı operasyonla birlikte açılan deliklerden organ sarkması durumu söz konusu olabilir. İstatistiksel olarak vakaların yaklaşık yüzde onunda bu durumla karşılaşılır. Eğer tüp mide ameliyatından sonra fıtık oluşumu gözlenmiş ise cerrahi müdahale gerçekleştirilir.

  • Emilim Bozuklukları: Gastrik bypass ameliyatlarına göre daha az olsa da tüp mide ameliyatlarından sonra da hastanın vitamin ve mineral alımında azalmalar olabilir. Böyle bir durumun ortaya çıkması halinde hastaya vitamin, mineral, demir, B12, D vitamini ve çinko takviyesi yapılır.

  • Ayrıca belirtmek gerekir ki tüp mide ameliyatından sonra enfeksiyon, geçici saç dökülmesi, saç tellerinden yıpranma ve incelme, hormon değişikliklerine bağlı olarak psikolojik sorunlar, insülinle bağlantılı olarak halsizlik durumu, deride kuruma gözlenebilir.

Ayrıca operasyon anında kullanılan laparoskopi yöntemine bağlı olarak gelişmesi muhtemel komplikasyonlar da bulunmaktadır. Bunların da ortaya çıkma ihtimalinin oldukça düşük olduğunu söylemek mümkündür. Laparoskopiden kaynaklı tüm komplikasyonlar istatistiklere dahil ediğinde dahi oran binde dört olarak saptanır. Yapılan başka çalışmalarda da bu oran binde altıyı geçmemektedir. Ayrıca ortaya çıkan komplikasyonların yıllara göre dağılımı incelendiğinde, yıldan yıla azalma saptanmıştır. Bunun sebebi olarak da cerrahların tecrübe kazanması ve tıp teknolojisinin devamlı kendini yenilemesi gösterilebilir. Şimdi tüp mide ameliyatında laparoskopiden kaynaklı ortaya çıkması muhtemel komplikasyonları sıralar isek:

  • Verilen CO2 gazı deri altı bölgede birikerek şişliklere sebep olabilir.
  • Deliklerin açılması ve CO2 gazının verilmesi kısmında cerrah kör şekilde davranacağından ötürü damar yaralanmaları gözlenebilir.
  • Operasyonda kullanılan aletler dolayısıyla ana damarlarda yırtılma meydana gelebilir. Bu durum acil müdahale gereksinimi duyar. Operasyon sonlandırılmadan mutlaka damar cerrahı tarafından onarılmalıdır.
  • Operasyon ekipmanlarından olan verres iğnesinin mide bölgesine yapılan laparoskopik operasyonlarda mideyi delmesi şeklinde de komplikasyon ortaya çıkabilir. Herhangi bir müdahaleye gerek kalmadan kendiliğinden iyileşir.

Tüp Mide Ameliyatı Sonrası

Tüp mide ameliyatı, sadece operasyonu kapsayan bir saatlik süreyi değil; operasyondan öncesini ve sonrasını da içerisine alabilen büyük bir süreçtir. Operasyon öncesindeki durumun ameliyata olan ihtiyacı ve bu ihtiyaçlar kapsamında operasyonun icra edilmesinin ardından belki de en önemli aşamaya geçilir. Operasyondan sonraki dönem yaklaşık iki yıla varan bir süreyi kapsar. Bu süreç içerisinde hastanın tüm hayatını baştan kurgulaması, doktor heyetinin verdiği tavsiyeler üzerinden hayata yeniden başlaması gerekir.

Beslenme Düzeni

Tüp mide operasyonundan sonra hastanın midesinin yaklaşık yüzde seksenlik kısmı alınır. Ameliyat öncesinde yaklaşık iki litreyi bulan mide hacmi böylece yaklaşık olarak üç yüz ile dört yüz mililitre arasına sıkıştırılır. Mide hacminin küçülmesi, tüketilen besinlerin depolama miktarına doğrudan etki ederken aynı zamanda ghrelin hormonunun salgılanmasını da azaltır. Bilindiği üzere bu hormon midenin iç yüzeyinden salgılanarak acıkma hissinin oluşumunu sağlar. Ayrıca ghrelin hormonunun az salgılanması kandaki insülin oranın artmasına; insülin oranının artması da kandaki şeker miktarının azalmasına sebep olur. Sonuç olarak cerrahi bir operasyonla hem hormonlara hem de midenin fizyolojik yapısına müdahale edilir.

Bu iki kazanımdan hareketle ameliyat sonrasındaki beslenmenin, ameliyat öncesi döneme göre oldukça az olacağını söylemek mümkündür. Ayrıca hormonal değişimler, kiloda azalma ve adaptasyon sürecinden dolayı hasta, daha önce çok tükettiği bazı besinlere karşı hassasiyet kazanabilir. Örneğin çok fazla çikolata tüketen birisi değişken dönemler şeklinde çikolatadan nefret edebilir.

Tüp mide ameliyatıyla mide ile bağırsak arasına ikinci bir yol açılmıyor olmasından dolayı alınan besinlerdeki vitamin ve minerallerin kaybolması, değerlendirilememesi gibi bir durum söz konusu değildir. Ancak ameliyat sonrasında yapılan ölçümlerde vücudun bu vitamin ve minerallere ihtiyacının olduğunun saptanması durumunda takviye yapılabilir.

Hastaların ameliyattan sonra ilk iki hafta tamamen sıvı beslenmesi; ikinciyle yedinci hafta arasında püre haline getirilmiş yiyecekleri; yedinci haftadan sonra ise yumuşak besin ağırlıklı olmak üzere katı besinleri tüketmesi gerekir. Yağ ve karbonhidrat ağırlıklı beslenmeden olabildiğince uzak durulmalıdır. Ayrıca gazlı içecekler ile alkol tüketimi uzun bir süre tamamen kesilmelidir.

Kilo Verme

Bilindiği üzere her insanın ideal bir kilosu vardır. Bu kilo kişinin boyuyla ve metabolizmasıyla değişkenlik gösterebilir. Tüp mide ameliyatı olan hastaların bu ideal kilodan bir hayli uzaklaştığını söylemek mümkündür. Tüp mide ameliyatı olan hastaların amacı ideal kilolarına kavuşmak olduğundan dolayı ameliyata girerken sahip oldukları ile ideal kiloları arasındaki farkı vermeleri gerektiğini söyleyebiliriz. Dengeli beslenme, spor egzersizleri ve psikolojik olumla sayesinde hastaların iki yıla yakın bir sürede tüm kilolarından kurtulacaklarını söyleyebiliriz. Unutulmaması gereken nokta dengeli beslenme, spor egzersizleri ve psikolojik durumda meydana gelen bozulmaların kilo verme hızını düşürebileceği ve hatta tersine döndürebileceğidir.

Tüp mide ameliyatı olan hastaların ilk ayın sonunda vermeleri gereken kilo miktarının yüzde onunu; üçüncü ayında yüzde kırkını ve birinci yılında yüzde yetmişini vermesi gerekir. Ancak hava koşulları da dahil birçok durum dolaylı da olsa bu oranları etkileyebilir.

Cinsel İlişki

Tüp mide ameliyatı ile alınan midenin cinsel hayat üzerinde herhangi bir etkisi bulunmaz. Ameliyat yaklaşık bir saat sürer ve laparoskopi tekniği ile icra edilir. Hastanın, hastaneden taburcu olması genelde bir günü geçmez. İleri derecede kalp rahatsızlığı gibi hastalıkları bulunan hastalar ise bir gün daha müşade altında tutulabilir. Cinsel ilişkinin ne zaman gerçekleşeceği hastanın kendini nasıl hissettiğiyle alakalıdır. Eğer laparoskopi yaparken açılan ameliyat deliklerinde ağrı ve sızlama mevcut ise kişinin kendini pek fazla yormaması, atılan iç dikişlere zarar vermemesi gerekir. Ancak hasta kendini iyi hissediyorsa üçüncü günden sonra cinsel ilişkiye girmesinde herhangi bir problem yoktur.

Sigara Kullanımı

Sigaranın en çok zarar verdiği sistem solunum sistemidir. Solunum sistemiyle beraber içerdiği maddelerden dolayı iştah üzerinde de çeşitli etkileri vardır. Ayrıca ameliyat geçiren hastalarda hasarlı hale gelen dokuların iyileşmesi sürecine de oldukça olumsuz katkılar sunar. Tüm bu sebeplerden dolayı tüp mide ameliyatı geçiren hastaların sigarayı tamamen bırakmaları gerekmektedir. Eğer operasyondan bir süre sonra tekrar başlayıp, kilolarınızdan kurtulduktan sonra bırakırsanız kilo verme faaliyeti tamamen tersine dönebilecektir.

Halsizlik

Ameliyatı takip eden birkaç haftalık süreçte metabolizmada ve hormonlarda meydana gelen değişikliklerden dolayı halsizlik hissedilmesi gibi bir durum söz konusu olabilir. Midenin, hacminin yaklaşık yüzde seksenini kaybetmesinden dolayı belirli bir uyum süreci geçirdiği söylemek yanlış olmaz. Ayrıca ghrelin hormonunun azalmasından dolayı, obezite hastalarının birçoğunda bulunan diyabetin de gerilemeye başlaması, bu halsizliğin başlıca sebeplerindendir. Oldukça geçici bir problem olan bu durum, ilk iki haftadan sonra tamamen ortadan kalkacaktır. Morbid obez olarak adlandırılan ileri düzey obez hastalarında ise bu süre biraz daha uzayabilir.

Kaçak Belirtileri

Tüp mide ameliyatlarından sonra çok düşük yüzdelere sahip olmakla birlikte karşılaşılma ihtimali en yüksek olan komplikasyonlardan birisi kaçak riskidir. Bu risk tüm mide ameliyatlarının yaklaşık olarak yüzde birinde değişen oranlarda ortaya çıkar. Daha önce de bahsettiğimiz üzere kaçak tespitinin yapılması sonrasında üç adet çözüm yolu bulunur. Ancak kaçak tespitinin yapılabilmesi için hastada bazı belirtilerin olması gerekir. Ameliyat gerçekleştirilirken bu riski ortadan kaldırmak üzere doktor tarafından çeşitli testler uygulanır. Ancak ameliyat sırasında uygulanan bu testin başarılı geçmesi, ameliyattan sonra kaçak riskinin sıfıra indirildiği anlamına gelmez. Operasyonu takip eden günlerde

  • Karın bölgesinde şiddetli ve geçmeyen ağrı bulunması ve bu ağrının ufak dokunuşlarda dahi büyük oranda artması,
  • Sürekli mide bulantısı ve kusma,
  • Olması gerekenden daha fazla halsizlik ve göz kararmaları,
  • Müdahalelere rağmen normal seviyelere düşmeyen vücut ısısı olması.

Hastanın vücudu tarafından verilen bu şikayetler yapılan kan testleriyle doğrulanır. Yapılan kan testlerinde enfeksiyon riskinin arttığı gözlemlenirse doğrudan kaçağın olduğu sonucuna varılır. Kaçak tespitinde görüntüleme tekniklerinden de yararlanılabilir.

Daha önce de anlattığımız üzere kaçağın üç farklı tedavisi bulunur. Bunlardan birincisi kişinin ağız yoluyla beslenmesinin kesilmesi ve damar yoluyla beslenmeye başlamasıdır. Bu şikayetleri azaltabilecek bir yöntem olmasına rağmen sonuçların alınması uzun vakitler alabilir. İkinci yöntemde karın bölgesine mideden akan sıvıyı ve kanı toplayarak tahliye edecek bir dren yerleştirilebilir. Bu yöntemde de gelen sıvının zaman içerisinde azalması beklenir. Eğer dren ile gelen sıvıda azalma olmaz ise hastaya ikinci cerrahi müdahale yapılarak kaçağın önüne geçilir. Cerrahi yöntem, ilk iki yöntemin işe yaramaması durumunda son çare olarak uygulanır.

Üşüme

Ameliyattan sonra metabolizmada, mide boyutunda ve hormonlarda ciddi değişiklikler olur. Bu değişikliklere vücudun alışması için belirli bir sürenin geçmesi gerekir. Bu süreç boyunca vücut beklenmedik tepkiler verebilir. Bu tepkilerden en sık rastlanılan ise yüksek ateş problemidir. Hastaların vücut ısıları sürekli olarak belli bir derecenin üzerinde seyreder. Vücut ısısının belli bir derecenin üzerinde seyretmesi ise hasta tarafından üşüme hissi olarak algılanır. Bu noktada yüksek ateşe neyin sebep olduğunun bulunarak tedavi edilmesi gerekir. Enfeksiyon, kaçak gibi durumlar bu sebepler arasında sayılabilir.

Spor Faaliyetleri

Tüp mide ameliyatından sonraki dönemde hastanın hayatındaki en önemli olgulardan bir tanesini spor faaliyetleri oluşturur. Kilo vermenin istenilen seviyelerde sağlanabilmesi için kişinin psikolojisinin iyi olması, sıkı diyet listelerine uyması ve sürekli olarak spor yapması gerekir. Operasyon laparoskopi tekniğiyle yapıldığı için hastanın ameliyat sonrasındaki konforu oldukça yüksektir. Operasyona giren hastalara ilk haftadan sonra hafif yürüyüşler yapması; ikinci haftadan sonra hafif egzersizlere, birinci aydan sonra hafif fitness egzersizlerine ve üçüncü aydan sonra ağır spor egzersizlerine başlaması tavsiye edilir. İlk hafta ve aylarda hastanın karın bölgesine zarar vermemek için çok ağır yükleri kaldırmaktan kaçınması gerekmektedir.

Alkol Kullanımı

Ameliyata girmeden önce hastalardan alkolü bırakmaları istenir. Bunun sebebi alkolün metabolizma üzerindeki olumsuz etkileri ve içerdiği yüksek kaloriler olarak gösterilebilir. Operasyondan önceki hazırlık döneminin, operasyondan sonraki yaşam tarzına hazırlık olduğunu daha önce belirtmiştik. Operasyondan sonraki dönemde hastanın, aldığı tüm kalorileri kontrol etmesi ve belli bir kalori sınırında beslenmesi gerekir. Alkol ise içerdiği kalori miktarına eşdeğer olmayan beslenme oranıyla tüp mide ameliyatı sonrası hayattan çıkarılması gerekenler listesinde başı alır. Ayrıca hormonal olarak da uyum sürecinin yaşandığı ameliyat sonrası dönem de alkol bu durumu geciktirici ve ya bozucu etki gösterebilir.

Kabızlık

Tüp mide ameliyatından sonra obez olan hastalarda yaklaşık iki litreyi bulan mide hacminin yüzde sekseni alınır. Midenin salgıladığı hormonlar da bu orana bağlı olarak düşer. Hormonların düşmesi ve beslenme alışkanlıklarının değişmesi kişinin metabolizmasını derinden etkiler. Operasyondan sonraki adaptasyon süresinin orta vadeli kısmında hastanın kabızlık problemi yaşaması muhtemeldir. Alınan yardımcı ilaçlar sayesinde bu problemin üstesinden rahatça gelinebilir. Ayrıca kabızlığın başlıca sebeplerinden bir tanesi de az su tüketimidir. Hastanın, kabız olduğunu fark ettiği andan itibaren su tüketimini artırması ve lifli gıdalarla beslenmesi gerekir.

Depresyon

Depresyon, alışıldık hayat tarzının beklenmedik derecede değişmesi sonucu ortaya çıkabilecek muhtemel problemlerden bir tanesidir. Depresyonun medikal olarak tedavi edilmesi yerine, hayat tarzı değişikliğinin sağladığı faydalar üzerine düşünülerek atlatılması, operasyonunun sonuçlarının kalıcı hale getirilmesi noktasında oldukça olumlu bir adım olacaktır. Kişinin obez halinden uzaklaşarak ideal kilosuna yaklaşması bu sürecin atlatılması aşamasında oldukça büyük bir moral desteği olarak hastaya dönecektir.

Kahve Tüketimi

Kahve içerdiği yüksek kafein miktarından dolayı, obez olmayan bireyler için dahi aşırı tüketimi halinde problemler yaratabilecek bir besindir. Ayrıca kahvenin bağırsak hareketleri üzerinde oldukça etkili olduğunu da düşünürsek, metabolizmanın uyum sağlama sürecinde olumsuz bir etmen olacağını düşünebiliriz. Operasyondan sonraki yaklaşık iki aylık süreçte ya kahvenin tamamen bırakılması ya da çok az miktarda olabildiğince uzun aralar verilerek tüketilmesi tavsiye edilir.

Mide Bulantısı

Operasyon için hastaya verilen anestezi ilaçlarının da etkisiyle operasyondan hemen sonra mide bulantısı ve kusmanın olması normal olarak karşılanır. Ayrıca metabolizmadaki değişiklikler ve ghrelin hormonu salgılanmasının ölçülebilir miktarda azalması sonucu hasta bazı kokulara ve tatlara hassasiyet kazanabilir. Bu hassasiyet de kusma olarak dönebilir. Mide bulantısı geçmeyen bir hâl almış ise sebebinin kaçak veya darlık olarak adlandırılan teknik durumlar olduğu şüphesi doğar. Bu noktada hastanın doktoruna başvurması ve eğer ilgili teknik problemlerden birisi var ise endoskopik yolla müdahale edilmesi gerekebilir. Ancak bu problemler yok ve bulantı geçici ise bunun anesteziden kaynaklandığını söyleyebiliriz.

Adet Gecikmesi

Ameliyatla birlikte büyük bölümü alınan mideden salgılanan hormonların düşmesi, insülin miktarının artması ve metabolizmadaki diğer değişiklikler ile kilo kaybına bağlı olarak adet döngüsünde gecikmeler olabilir. Bilindiği üzere regl, tamamen hormonlarla alakalı bir durumdur. Vücudun toptan dönüşüp tekrar şekillendiği bir dönemde adet döngüsündeki gecikmelerin gayet olağan olduğunu söyleyebiliriz. Reglin iki – üç aylık bir sürenin sonunda tekrar bir düzene oturacağını söyleyebiliriz.

Acıkma Hissi

Vücutta acıkma hissinin oluşmasını kan şekerindeki artış ve mide tarafından salgılanan ghrelin hormonu sağlar. Tüp mide ameliyatıyla yapılan basit müdahale sayesinde bu iki duruma da dolaylı ama kesin olarak müdahale edilir. Ghrelin hormonu salgı miktarı midenin büyüklüğüyle doğru orantılıdır. Yani mide ne kadar büyük ise açlık hissinin oluşmasını sağlayan hormonun salgı miktarı da o kadar fazladır. Obezite hastalarının kendilerini devamlı aç hissetmelerinin başında da bu hormonun yüksek salgı miktarı gelir. Ayrıca kana karışan ghrelin hormonu, pankreas tarafından salgılanan insülin hormonuyla çatışarak insülin direncinin oluşmasına sebep olur. İnsülin direncinin fazla olması kandaki şeker miktarının kontrolsüzce artmasına, bu durum da kişinin devamlı aç hissetmesine sebep olur. Ghrelin hormonunun salgı miktarının midenin büyük bölümünün alınmasıyla azalması hem açlık hissinin doğrudan oluşmasını hem de insülin ile dolaylı olarak oluşmasını engeller. Ayrıca mide hacminin de büyük oranda düşmüş olması kişinin yiyebileceği miktarı sınırlandığından ötürü tüp mide ameliyatlarından sonra acıkma hissinin oldukça düşük olduğunu söyleyebiliriz.

Askerlik

Kişiye yoklama kağıdı geldikten sonra ameliyat olduklarına dair raporları ile askeri hastanelere başvuranlar genelde askerlikten muaf sayılmaktadır. Özellikle bypass gastrik ameliyatı olanların neredeyse tamamı muaf sayılırken tüp mide ameliyatında bu oran biraz daha düşüktür. Hastalar ameliyat olduklarına dair epikriz raporlarını ameliyat oldukları hastaneden alıp başvurularını yaparlar ise her hasta bazında ayrı ayrı değerlendirilmek suretiyle karar verilmektedir.

Saç Dökülmesi

Sadece tüp mide ameliyatında değil, obezitenin tedavisi amacıyla uygulanan tüm cerrahi yöntemlerden sonra hastalarda saç dökülmesi gözlenir. Bu saç dökülmesi erkeklerin belirli bir yaştan sonra geçirdikleri kalıcı saç dökülmesiyle benzemez. Hastaların saçları metabolizmanın değişmesi, hormon salgılarının farklılaşması ve kilo kaybına bağlı olarak geçici dökülmeye maruz kalır. Bu dökülme ameliyattan sonraki üçüncü aydan itibaren başlar. Beslenme alışkanlıklarının oturmasıyla birlikte dökülen saçlar yedinci – sekizinci aydan itibaren tekrar çıkmaya başlar. Dökülmenin önüne çeşitli şampuan ve ilaçlarla geçmek mümkün değildir. Hastanın bu süreci kabullenmesi gerekir. Saçların döküldüğü dönemde protein ağırlıklı beslenmek ve çinko desteği almak faydalı olacaktır.

Ortaya Çıkabilecek Riskler

Tüp mide ameliyatlarından sonra ortaya çıkabilecek en büyük risklerden birisi kaçak riskidir. Mide alınırken atılan dikişlerden veya iç basınçtan kaynaklanan sebeplerden dolayı mide sıvısının ve bir miktar kanın iç karın bölgesine sızması söz konusu olabilir. Bu sızıntının olması hastaya çeşitli belirtiler verir. Geçmeyen bulantı, halsizlik, baş dönmesi, yüksek ateş gibi. Yapılan tetkiklerle kaçağın varlığı ortaya çıkarılırsa üç yöntemle müdahale edilir. Ağız yoluyla beslenmenin kesilip damar beslenmesine geçilmesi; dren takılması ve bu iki yöntem işe yaramazsa cerrahi müdahale şeklinde.

Tüp mide ameliyatlarının oldukça basit ve standart hale getirilmiş olmasından dolayı ne operasyon sırasında ne de sonrasında komplikasyon oluşma riski bulunmaz. En büyük risk, hastanın uyması gereken diyet ve spor kurallarına uymaması sonucu kilo verme hızının yavaşlaması ve sonrasında tamamen tersine dönmesi şeklindedir.

Ayrıca hızlı kilo vermenin de bilinç seviyesi ve cilt üzerinde olumsuz etkileri bulunabilir. Eğer dengesiz beslenerek ve spor yapmayarak hızlı kilo veriliyorsa bu durumda hastanın ufak bilinç kayıpları, göz kararması, baş dönmesi gibi sorunlarla uğraşması gerekebilir. Ayrıca obez iken aşırı derecede gerilmiş olan deri, kilonun verilmesiyle sarkar. Bu noktada hastanın bir seçim yapması gerekir. Ya kilolarını yavaş ve derisini toplayarak ya da hızlı ama estetik ameliyata başvurarak vermesi gerekir.

Yüzme

Yüzme vücudun neredeyse tüm kaslarını çalıştıran ve oldukça yorucu bir spor faaliyetidir. Tüp mide ameliyatı olan hastaların, ameliyattan sonraki ilk günlerde bu kadar yorucu ve ağır bir spor faaliyeti yapmaları söz konusu değildir. Daha çok kısa yürüyüşler gibi vücudu toparlayan ve ağır spor egzersizlerine hazırlayan faaliyetler söz konusudur. Ameliyattan sonraki üçüncü aydan itibaren hasta daha hızlı kilo vermek ve kondisyonunu sağlamak için çok yorucu olmamak kaydıyla yüzmeye başlayabilir. İlerleyen süreçte ise bu faaliyeti ilerleterek kalori yakma konusunda üst seviyelere çıkabilir.

Oruç

Tüp mide ameliyatından sonraki bir yıllık süreçte hormonların, vücut fizyolojisinin ve metabolizmanın yeni düzene ayak uydurmaya çalıştığı dönemdir. Bu dönemde vücuttaki kiloların çok büyük bölümü kaybolur. Beslenme düzeni tamamen değişir. Çok daha az yiyecek tüketilir. Ancak bu aşamada vücudu uzun süreler aç bırakmak vücudu daha farklı bir yöne çekeceğinden ötürü ameliyatın sonuçları kesinleşene kadar yani on sekiz aylık süreçte oruç tutulması tavsiye edilmez. Eğer hastalar oruç tutmak konusunda ısrarcı ise mutlaka diyetisyenleriyle görüşmelidir.

Püre Dönemi

Operasyondan sonraki ilk hafta hasta yalnızca sıvı gıdalar tüketebilir. Mide hacmi oldukça küçüldüğü ve katı gıdaların kaçak gibi risklere sebep olma ihtimali olduğundan dolayı bu yol seçilir. İlk haftadan sonra katı gıdaların tüketimi hala yasaktır ancak püre haline getirilmiş gıdalar bolca tüketilebilir. Sıvı – püre geçişi ve sekizinci haftadan sonra püre – katı geçişi oldukça dikkatli yapılmalıdır. Vücudun sekiz haftalık süreçte katı gıda tüketmediği de göz önüne alınarak geçiş döneminde yumuşak katı gıdalarla başlayıp çok da sert olmayan gıdalara doğru bir grafik izlenmelidir.

Gebelik

Tüp mide ameliyatından sonra gebe kalmak oldukça önemli bir karardır. Bebeğin de anne vücuduna alınan besinlerle beslendiğini düşünürsek operasyonu takip eden bir yıllık süreçte gebelik kesinlikle önerilmez. Annenin metabolizması, hormonları ve yaşam şekli tamamen değiştiği için ameliyattan sonraki erken gebelik bebek üzerinde de oldukça olumsuz etkiler doğurabilir. Uzuv problemleri, zekâ problemleri gibi beslenmeyle alakalı sorunlarla sıkça karşılaşılabilir. Tüp mide ameliyatı olan hastaların operasyondan sonra en az bir yıl beklemeleri ve bu sürenin sonunda konuyu uzmanlarına danışarak gebe kalmaları gerekir.

Sık Sorulan Sorular

Konunun oldukça detaylı anlatımından sonra hastalardan ve meraklılardan gelebilecek soruların da cevaplandırılması konunun tam olarak kavranabilmesi ve hasta hayatı üzerinde olumlu etkiler oluşturabilmesi açısından oldukça önemlidir. Hastalar tarafından sosyal platformlarda ve bizzat doktorlara sorulan soruların bazılarını makaleden hareketle cevaplayalım.

Cerrahi Yönteme Gerçekten Gerek Var Mı?

Her hastalıkta olduğu gibi obezitede de cerrahi yöntem en son çare olarak uygulanır. Bir hasta tüp mide talebiyle doktora başvurduğun ilk önce hikayesi alınarak cerrahi olmayan yöntemleri tüketip tüketmediği araştırılır. Eğer tüketmemiş ise diyetisyen yardımıyla bu sürecin tamamlanması sağlanır. Eğer hasta kilolarını hala veremiyor ve bundan psikolojik ve fiziksel olarak oldukça olumsuz etkileniyorsa cerrahi yöntem seçenek olarak sunulur. Hastanın durumuna uygun yöntem seçildikten sonra ameliyat gerçekleştirilir. Ameliyat gerçekleşmeden önce birçok farklı klinikten alınan tavsiyeler ile hareket edildiğinden dolayı, tüp mide ameliyatı olan bir hastanın bunu keyif için değil zorunluluktan olduğunu söyleyebiliriz.

Ameliyat Kaç Saat Sürer?

Tüp mide ameliyatı uzun yıllardır yapılıyor olmasının da getirdiği avantajla oldukça basit ve tüm işlemleri standart hale getirilmiş bir ameliyattır. Uzmanlık alanı mide ameliyatları olan doktorların en çok yaptıkları ameliyatların başında gelen bu ameliyat eğer sadece tüp mide şeklinde uygulanıyorsa yaklaşık yarım saat ile bir saat; diyabetin tedavisi için diğer ameliyatlarla kombine ediliyorsa bir saat ile üç saat arasında sürer.

Ameliyat ile Kaç Kilo Verilir?

Tüp mide ameliyatı ile amaçlanan kişinin ideal kilosuna sağlıklı bir şekilde dönmesidir. Bu amaçtan hareketle anlayabileceğimiz nokta insanların ideal bir kilolarının olduğudur. Bu kilo kişinin boyuna ve metabolizmasına göre değişebilir. Obezite hastaları bu ideal kilonun oldukça üzerinde seyrederler. Tüp mide ameliyatına başlamadan önce kişinin ne kadar kilo vermesi gerektiği planlanırken çok basit bir formül kullanılır: kişinin o anki kilosu eksi ideal kilosu şeklinde. Bu sayı kişiden kişiye göre değişir. Ancak vermesi gereken kiloların yaklaşık yüzde onunu ilk ay sonunda; yüzde kırkını üçüncü ay sonunda ve yüzde yetmişini birinci yılın sonunda vermesi beklenir. Eğer verilen diyetlere tam uyup spor faaliyetlerini aksatmaz ise ikinci yılın sonunda tüm kilolarından kurtulması beklenir.

Yaş Sınırı Kaçtır?

On sekiz yaş altı hastaların vücutları tam olarak oturmadığı ve ameliyatsız yöntemlerin sonuçlarının tam olarak gözlenemediği düşünüldüğünden dolayı genelde doğrudan ameliyata alınmazlar. Aynı şekilde altmış yaş üstü bireylerin de obeziteye ek olarak yaşla birlikte gelen çeşitli problemleri olduğundan ameliyat için uygun olmayabilirler. Günümüzdeki birçok cerrah yaş sınırını on sekiz ile altmış yaş arasına çizmekle birlikte bu sınırlarda istisnalar olabilmektedir. Ayrıca bazı diğer doktorlar ise bu sınırları daha farklı yaşlardan çizmektedir.

Tüp Mide Ameliyatı Zor Bir Ameliyat Mıdır?

1950’li yılların başından beri uygulanan bu ameliyat günümüzde oldukça basit ve kolay bir ameliyat olarak sınıflandırılır. Ameliyatın riskleri, safra kesesi ameliyatının riskleriyle neredeyse aynıdır. Cerrahların çok sık uygulama imkânı bulmalarından dolayı uzmanlık dereceleri oldukça yüksektir.

Tüp Mide Ameliyatının Avantajları Nelerdir?

Obezite tedavisi için cerrahi ve cerrahi olmayan yöntemler uygulanır. Genelde cerrahi olmayan yöntemlerin yetersiz kaldığı durumlarda cerrahi yöntemlere başvurulur. Cerrahi yöntemler de kendi içerisinde ikiye ayrılır. Gastrik bypass bu ayrımın bir noktasını; tüp mide ameliyatı ise ikinci noktasını oluşturur. Hangi ameliyatın yapılacağı tamamen hastanın durumuyla alakalıdır. Tüp mide ameliyatının gastrik bypass ameliyatına göre çeşitli avantajları ve dezavantajları bulunur. Tüp mide ameliyatında mide hacminin doğudan müdahale ile küçültülmesi yeme isteğinin büyük oranda ortadan kalkmasını sağlar. Müdahale esnasında pylor kapağı mekanizmasına dokunulmadığı için gastrik bypass ameliyatlarında görülen dumping sendromu gözlenmez. Bu sendromun belirtileri şunlardır: sürekli çarpıntı, aşırı terleme ve tansiyon düşüklüğü. Tüp mide ameliyatı icra edilirken bağırsağa müdahale edilmez Gastrik bypass ameliyatında olduğu gibi anastomoz yapılmaz. Yani mide ile bağırsak arasına ikinci bir yol açılmaz. Bu işlem yapılmadığından dolayı anastomoza bağlı riskler tamamen ortadan kalkar. Bu riskler kanama, kaçak, tıkanıklık, marjinal ülser olarak sıralayabiliriz. Ayrıca operasyon laparoskopi ile yapıldığından dolayı kapalı ameliyatın tüm avantajlarını da içerisine alır. Gastrik bypass ameliyatında açılan ikinci mide – bağırsak yolu tüp mide ameliyatında yapılmadığı için besinlerin sindirilmesi sürecinde vitamin ve mineral açısından neredeyse hiç kayıp olmaz. Mevcut kayıplar ise ufak takviyelerle kolayca telafi edilebilir.

Ameliyat Sonrası Dönem Kişiden Kişiye Farklılık Gösterir Mi?

Operasyon çok uzun sürelerdir uygulandığı için tüm operasyon süreci başlangıcından bitişine kadar tamamen planlı şekilde ilerler. Ekstrem bir durum olmadığı için operasyon sonrasındaki dönem üç aşağı beş yukarı tüm hastalar için aynıdır.

Ameliyattan Sonra Kilo Verememe Sorunu Yaşanır Mı?

Tüp mide ameliyatının başarısı operasyonun cerrahi kısmında değil, hastanın operasyondan sonra hayatında yaptığı tarz değişikliğindedir. Bu dönemde hastaların verilen diyet listelerine tam bağlılıkla uymaları; spor egzersizlerini aksatmamaları, uykularını düzene sokmaları ve gereksiz stresten kaçınmaları beklenir. Bunlara uymayan hastalarda ise kilo verme süreci yavaşlar, durur ve hatta tersine dönebilir.

Ameliyat Sonrası Ağrı Olur Mu? Kaç Günde İyileşilir?

Operasyon güçlü anestezi ilaçları eşliğinde laparoskopik yöntemle yapılır. Kapalı ameliyat yönteminin kullanılması ameliyat sonrası hasta konforunu büyük oranda artırır. Ayrıca verilen güçlü ağrı kesiciler de ağrı hissini ortadan kaldırır. İkinci günden sonra ağrı kesici olmasa dahi hasta ağrı hissetmez. Operasyonun tam sonuçlarının alınması iki yılı bulsa da kişinin ağır işine dönmesi maksimum bir ayı bulur. Masa başı iş yapanların ise ilk haftadan sonra işlerine dönmelerinde herhangi bir problem yoktur.

Ameliyattan Sonra İz Kalır Mı?

Operasyon karın bölgesine açılan dört adet çapı bir santimetreyi geçmeyen delikten yapılır. Olabilecek en sağlıklı şekilde kapatılan bu deliklerde belli belirsiz iz olabilir. Ancak çok rahatsız etmesi durumunda uygulanan estetik cerrahi ile kolayca bu problem ortadan kalkabilir.

Ameliyattan Sonra İstirahat Raporu Alabilir Miyim?

Ameliyattan sonra hastalara bir hafta ile iki hafta arasında değişen sürelerde istirahat raporu verilir. Ağır işte çalışan hastalarda ise bu süre bir ayı bulabilir. Bu sürelerin dışına çok ekstrem bir durum olmadığı müddetçe çıkılmaz.

Kaç Gün Sonra İşe Dönülebilir?

Hasta bir gün hastanede yattıktan sonra taburcu edilir. İlk haftanın sonunda masa başı işine; ikinci haftadan sonra hafif tempolu işine, ilk ayın sonunda ise ağır işine dönebilir.

Ameliyattan Sonra Doktor Kontrolleri Ne Zaman Yapılır?

Operasyondan sonraki iki yıllık süreç devamlı iletişim halinde geçer. Cerrahi müdahalenin sonuçlarını tam olarak saptayabilmek için üçüncü ve onuncu günde standart kontroller yapılır. Bundan sonraki kontroller ise düzensiz şekilde ilerler.

Ameliyattan Sonra Kilo Verme Ne Zaman Durur?

Kişinin ideal kiloya ulaşmasıyla kilo verme durur. Ancak bu zamana kadar standart bir hızda devam etmez. İdeal kiloya yaklaşıldıkça kişinin kilo verme hızı azalır. Ancak ideal kiloya ulaştıktan sonra da kişinin diyet listelerine ve spor egzersizlerine önem vermesi gerekir.

Ameliyattan Sonra Mide Tekrar Büyür Mü?

Mide ruga adı verilen duvarlardan oluşur. Birbiri üzerine katlanan bu yapılar gerektiğinde açılarak mide hacminin büyümesini sağlar. Tüp mide ameliyatıyla midenin yüzde sekseni alınmış olsa da midenin esneme kabiliyeti muhafaza edilecektir. Operasyondan sonraki yeme alışkanlıklarının düzene sokulmaması halinde midenin tekrar büyümesi söz konusu olabilir.

Ameliyattan Sonra İdeal Kiloya Ulaşınca Estetik Gerekli Mi?

Kilo vermenin uzun bir sürece yayılması ve bu sürecin ciddi spor egzersizleriyle desteklenmesi halinde estetiğe gerek kalmayabiliyor. Ancak kilo vermenin çok hızlı olması durumunda deride sarkmalar kaçınılmaz bir hal alıyor. Bu yüzden hasta bazında değişken bir konu olduğunu söylemek mümkündür.

Tüp Mide Ameliyatında En İyi Doktor Diye Bir Şey Var Mı?

Obeziteyle mücadele için uygulanan cerrahi yöntemlerin çok uzun sürelerdir yapılıyor olması en deneyimsiz doktorun dahi bu operasyonu gerçekleştirebilmek için oldukça deneyimli olmasını sağladığından dolayı ekstrem vakalar haricinde doktor seçmek pek anlamlı olmamaktadır.

Tüp Mide Ameliyatından Sonra Ne Zaman Hamile Kalınabilir?

Ameliyattan sonra hastanın hormonlarında, metabolizmasında ve hayat tarzında büyük değişiklikler olacağından ve ilk bir yıllık sürede şok kilo kaybı yaşayacağından dolayı bu süreç içerisinde hamilelik bebeğe zarar vereceğinden dolayı tavsiye edilmez. Bir yıllık sürenin ardından ise doktor tavsiyesiyle gebe kalınabilir.

Emziren Kadınlar Tüp Mide Ameliyatı Olabilir Mi?

Tüp mide ameliyatının kişinin hormonları, metabolizması ve psikolojik durumu üzerinde oldukça etkili olacağı da düşünülürse annelerin emzirme dönemi bittikten üç ay kadar sonra ameliyat olmaları tavsiye edilir.

Fiyatları Neye Göre Belirlenmektedir?

Ameliyatların fiyatları kullanılan cihazlara, hastanın durumuna ve doktorun uzmanlık seviyesine göre belirlenmektedir. Operasyonun oldukça sık uygulanıyor olmasından dolayı fiyatlarının oldukça makul düzeylere geldiğini söyleyebiliriz.

Ameliyat Olanların Yorumları Neden Önemli?

Operasyonu olan hastalar öncesiyle, ameliyat anıyla ve sonrasıyla tüm süreci yaşadıkları için yaptıkları yorumlar yaşanmışlık içerir. Bu yüzden yorumların önemli olduğunu söyleyebiliriz.

Ameliyattan Sonra Pişman Olan Var Mı?

Ameliyat olan hastaların ameliyattan sonra hayat tarzlarında büyük değişiklikler yapması gerekir. Bu değişiklikleri yapamayan hastaların kilo vermeleri ve eğer vermişler ise verdikleri kiloları korumaları mümkün değildir. Bu yüzden bu hayat tarzı değişikliğini yapamayan hastaların pişman olduğunu söyleyebiliriz.

Ameliyat Hangi Nedenlerden Dolayı İptal Edilir?

Ameliyatın iptal edilebilmesi için hastadan talep gelmesi yeterlidir. Böyle bir talebin olmadığı durumlarda ise hastanın hayatını tehlikeye atabilecek durumların varlığı aranır.

Tüp Mide Ameliyatı Caiz Midir?

Obezitenin vücut üzerinde açtığı hasarlar düşünüldüğünde tüp mide ameliyatının caiz olduğunu söyleyebiliriz. Kişiler estetik kaygılarından çok sağlıkları konusunda kaygıya düştükleri için bu ameliyata başvurmaktadırlar.

İlgili Bölümİlgili Hastalıklar
ObeziteTip 2 Diyabet
İlgili Tedaviler
Obezite TedavisiTip 2 Diyabet TedavisiMide Balonu Tedavisi