Reflü Ameliyatı

İnceleyen ve onaylayan: Op. Dr. Mehmet Toprak
Ameliyat Özeti
Ameliyat Süresi30 Dk.

Ameliyat ve tedavi süreçleri, kişiden kişiye farklılık arz edebilir. Ameliyat.com tedavi ve ameliyat özetlerinde, ortalama değer niteliği taşıyabilecek örnek tablolardan yararlanılmıştır.

Reflü Ameliyatı
Reflü Ameliyatı

Cerrahi girişimler arasında reflü ameliyatı en sık uygulananlar arasındadır. Ameliyat laparoskopik teknikler yardımıyla uygulandığından günübirlik yapılan cerrahi girişimler arasındadır. Ameliyatın ağrı etkisi oldukça az olup, hastalar tarafından tolere edilmesi kolaydır. Laparoskopik tekniklerin uygulanması açısından hastalarda bir engel bulunmuyorsa reflü tedavisinde açık cerrahi teknikleri tercih edilmez.

Reflü ameliyatı için en fazla tercih edilen teknik Nissen Fundoplikasyon ameliyatıdır. İlk defa Rudolph Nissen tarafından öncü olarak uygulanan ameliyat oldukça başarılı sonuçlar vermiştir. Nissen bu ameliyatı Türkiye’de Cerrahpaşa’da yapmıştır. Laparoskopik Nissen Fundoplikasyon ameliyatını ise ilk defa 1991 yılında Dallemagne yaparak teknik olarak tarif etmiştir. Daha sonra teknik geliştirilerek süresi, etkinliği ve güvenliği arttırılmıştır. Laparoskopik cerrahi reflü tedavisinde %90 ve üzerinde başarıyla uygulanmaktadır. Hastalarda beş yıllık süreçte iyileşme oranı ise %87 ve üzerindedir.

Reflü hastalığı (GÖRH) toplumda sık görülen ve çoğu zaman medikal tedaviye olumlu yanıt vermeyen bir rahatsızlıktır. Bu rahatsızlık uzun süredir cerrahi yöntemlerle başarıyla tedavi edilmektedir. Laparoskopik cerrahinin hızlandığı yıllardan itibaren Nissen Fundoplikasyon ameliyatı bu teknikle yapılmaya başlanmıştır.

Laparoskopik tekniğin açık cerrahiyle kıyaslanmasında ameliyat sonrası daha az oranda ağrıya neden olması, daha hızlı iyileşme sağlaması, yara izinin daha az olması gibi çeşitli avantajları bulunmaktadır. Her geçen reflü tedavisinde popülaritesi artan bu cerrahi uygulama rutin uygulanan bir ameliyat tekniği haline gelmiştir. Hastaların uzun süreli takiplerinde açık cerrahiye benzer olumlu sonuçların alınması nedeniyle, ayrıca hasta memnuniyetinin de yüksek olması yüzünden cerrahların da reflü tedavisinde en fazla tercih ettiği yöntemdir. Cerrahın bu alandaki tecrübesi de ameliyatın başarısına yansımaktadır.

Nissen Fundoplikasyon ameliyatı yani reflü ameliyatı sırasında hastanın tüm hazırlıkları yapıldıktan sonra yemek borusu ortaya çıkarılır. Mide ve yemek borusu birleşim noktası üzerinde çalışılır. Bu esnada elektrik akımı yardımıyla kanamayı durduran bir makas kullanılır. Bundan sonraki aşamada özel bir alet yardımıyla yemek borusunun arkasına geçilir ve yemek borusu havaya kaldırılır.

Yemek borusunun diyaframın içinden geçtiği boşluk ise yama ya da dikiş yapılarak daraltılır. Daha sonra midenin üst kısmından yemek borusunun arkasına geçilir. Mide en uygun şekilde yemek borusunun arkasına geçirilir. Ardından midenin iki tarafıyla yemek borusunun arasında dikiş yapılarak reflü ameliyatı sonlandırılır.

Reflü hastalığı tedavisinde öncelik her zaman medikal yöntemle yapılır. Yaşam tarzı değişimleri ve ilaçlar reflü tedavisinde kullanılır. Hastaların çoğunluğu bu yöntemlerle rahatsızlığın etkisinden kurtulur, semptomlar ortadan kalkar. Ancak hastaların bir kısmında öncelikli tedavi seçeneği olarak cerrahi kullanılmalıdır. Hangi hastalarda cerrahi tedavi gereksinimin olduğunu tespit etmek için bazı tetkiklerin yapılması gerekir. Reflü cerrahisinde temel hedef mide ve yemek borusu bileşke yerinde yeni bir valf mekanizması oluşturmak, bozukluğu tekrar yapılandırmak, diyaframdaki olası fıtığının tamir edilmesini sağlamaktır.

Nissen yöntemiyle uygulanan reflü ameliyatı sırasında midenin üst bölümü olan fundus yemek borusunun çevresine sarılarak dikilmektedir. Bunun sonucunda mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması da önlenmiş olur. Ameliyat sırasında yemek borusunun diyaframın içinden geçtiği oluk ta daraltılır. Bu işlemler için yapılan reflü ameliyatı geçmişte açık cerrahi ile yapılmış olsa da günümüzde sağladığı kolaylıklar nedeniyle kapalı yöntem tercih edilmektedir. Reflü ameliyatı bu şekilde yaklaşık 1 saat sürer. Hastalar genellikle bir gün hastanede kalarak taburcu edilirler. Hastaların duyduğu acı ve ağrı az olduğu kadar kozmetik açıdan da görünürde bir bozulma, yara izi kalmaz. Bu ameliyat olmayı düşünen hastalar açısından önemli bir avantajdır.

Reflü ameliyatı olacak hastalara mutlaka manometri testi yapılarak yemek borusunda herhangi bir hareket bozukluğunun olup olmadığı tespit edilmelidir. Bu hasta grubunda bozukluk tespit edilirse midenin yemek borusu çevresine 360 derece sarılması halinde yutma güçlüğü (disfaji) gibi önemli sorunları da gündeme getirebilir. Yapılan manometri testi sonucunda yemek borusunda hareket bozukluğu tespit edilen hastalarda Dor ya da Tuopet yöntemlerinin uygulanması tercih edilebilir. Bu yöntemlerin Nissen Fundoplikasyon arasındaki fark yemek borusunun tam değil kısmı olarak sarılmasıdır.

Reflü Ameliyatı Hakkında

Reflü hastalığı (Gastroözofageal reflü) intestinal sistemde en sık görülen hastalıklar arasındadır. Bu rahatsızlık asidik mide içeriğinin yukarıya yemek borusuna geri gelmesiyle yemek borusu mukozasında zedelenmeye ve irritasyona neden olur. Reflü tedavisi her geçen gün değişmektedir. Nissen tarafından cerrahi tedavinin ilk defa uygulanmasının ardından yeni ilaçların bulunmasıyla medikal tedavide de başarılı sonuçlar alınmaya başlanmıştır. Bu reflünün cerrahi tedavi sayısını azaltsa da bazı hastalarda reflü ameliyatı yapılması gerekliliği de bulunmaktadır. Son yıllarda laparoskopik ameliyatlardan alınan başarılı sonuçlar reflünün cerrahi tedavisinin yeniden gündem olmasına neden olmuştur.

Reflü hastalığının cerrahi tedavisinde hedef yemek borusunun alt sfinkter basıncının artırılması, pozitif basıncın etkisinde olan abdominal özofagusu uzatmak ve his açısının düzeltilmesidir. Hastaların sosyo ekonomik durumu medikal tedaviyi karşılayamayacak düzeyde olursa ya da tedavi disiplinine uyum sağlayacak ise cerrahi tedavi düşünülebilir. Hastaların tedavide kullanılacak ilaçlara ulaşması zor olursa yine cerrahi tedavi uygulanabilir. Ayrıca çoğunlukla obez olmayan genç yaştaki reflü hastalarının yaşam boyu ilaç kullanmak yerine cerrahi tedaviyi tercih etmeleri de bir etkendir.

Reflü ameliyatı için medikal tedaviye olumlu yanıt vermeyen hastalar, tedaviden sonra bir yıl içinde yeniden hastalığın tekrar etmesi durumunda, PH metre testinin sonucunda ameliyat olması zorunlu görülen hastalar da uygundur.

Reflü ameliyatı için farklı yöntemler kullanılabilir. Bunlardan biri Belsey Mark IV Fundoplikasyon ameliyatıdır. Bu ameliyat özellikle obez olan hastalarda batın içinde olan organların görünümünü sınırlandıran mide fıtığının onarımı için kullanılabilir. Ayrıca yemek borusu mukozası bozulmuş olan hastalarda Nissen Fundoplikasyon ameliyatına göre çepeçevre yerine parsiyel fundoplikasyon ile yemek borusunun boşalması rahatlatılabilir. Bunun dışında kanamanın önlenmesi gibi acilen ameliyat yapılması gerektiğinde Belsey ameliyatı yapılması yeterli olur. Uzun araştırmaların sonucunda Dr. Belsey tarafından geliştirilen bu ameliyat hastalarda %85 başarı oranına sahiptir. Ancak reflü tedavisinde etkin bir çözüm olsa da büyük torakotomi gerektirmesi nedeniyle bu ameliyat nadiren özel durumlarda kullanılır.

Nissen ameliyatı ise yıllar içinde geliştirilmiş ve laparoskopinin kullanılmaya başlanmasıyla reflü tedavisinde yeni bir çığır açmıştır. Tüm uzmanlar ve cerrahlar tarafından benimsenmiş ve geliştirilmiştir. Manometre teknolojisinin yaygınlaşmasıyla hastalarda yarım sargı, tam sargı yapılması da netleşmiştir. Yarım sargı ameliyatları ise Tuopet ve Dor girişimleridir. Tuopet girişimi başlangıçta olmasa da laparoskopinin yaygınlaşmasıyla daha fazla kullanılır olmuştur. Bu gelişmelerin ışığında açık reflü cerrahisi terk edilmeye başlanmıştır.

Reflü ameliyatı için hasta seçimi için öncelikle yakınmalarının nedeninin reflü olduğu kanıtlanan, proton pompası baskılayıcılarından fayda gören genç ve fit görünümlü hastalar uygun tercihtir. Reflü ameliyatı için genellikle medikal tedavinin yeterli olmaması durumunda ameliyatın tercih edilmesi yorumu yapılsa da hastaların yaşam boyu ilaçlara mahkûm olması göz önüne alındığında ameliyatın yapılabileceği görüşleri ağır basmaktadır.

Reflü tanısının kesinleştirilmesi ve ameliyat kararının alınması için altın standart olarak endoskopi tetkikinde yemek borusu iltihabı tespit edilmesidir. Hastalar yaşamları boyunca ilaç almak, diyet yapmak istemedikleri takdirde ve genel sağlık sorunu bulunmuyorsa reflü ameliyatı olabilir.

Hastaların endoskopide yemek borusu iltihabı belirlenmediyse 24 saatlik PH metre testinde bariz asit reflü tespiti ile ameliyat önerilebilir. Bu test bir asidite monitorizasyonu olup ucunda bulunan PH algılayıcısı ince kateterin burundan girilerek 24 saat kayıt yapılması esasına göre uygulanır. Test sonucunda skor 14,7 ve üzerinde çıkarda patolojik seviyede asit reflüye işarete ederek, non eroziv reflü tanısı konulabilir. Günümüzde 48 saat boyunca wireless PH metreler ile bu test yapılmaya başlanmıştır. Ancak wireless sistemlerinin de komplikasyonu olduğunu ve ölçümde %10 oranında başarısızlık olabileceğini de belirtmeliyiz.

Laparoskopik reflü ameliyatı deneyimli ellerde kolay gibi görünse de genel anestezi gerektirdiğinden hastanın genel sağlık durumu iyi olmalıdır. Hastalarının yaşam kalitesini yükseltmeyi amaçlayan bu ameliyatın uygulanması için hastanın başka bir hastalığı olmamalıdır.

Hastaların obezite sorunu olması reflü ameliyatını zorlaştırsa da ameliyatın yapılmasına engel olmaz. Ayrıca hastaların ameliyat olması için bir yaş sınırı olmasa da 60 yaşını geçen hastaların ameliyata daha dikkatli hazırlanması, gerekirse ameliyattan kaçınmak en doğrusudur.

Reflü hastalığında bazı faktörlerin varlığı da laparoskopik reflü ameliyatının yapılması gerektiğini destekleyebilir. Bu faktörlerden biri manometrede LES basıncının düşük belirlenmesidir. LES bozulduğunda reflü hastalığında medikal tedavi kesin olarak başarısız olur. Bu hastalarda yemek borusu iltihabı olmasa bile reflü ameliyatı yapılması önerilebilir. LES bozukluğu olan, genç ve kesin tanısı konulan reflü hastaları reflü ameliyatı için uygun adaydır. Ayrıca yaşı 49 ve altında olan hastalar içinde reflü ameliyatı daha ekonomik çözüm yoludur.

Reflü ameliyatının başarısında en önemli unsur doğru hasta seçimidir. Hasta kesinlikle reflü hastası olmalı, ameliyat olmak için gereken kriterleri taşımalı, psikolojik olarak stabil olmalı, ameliyata motive olmalıdır. Ayrıca ameliyatın yan etkilerinin bilgisi olmalı, karakteri uyumlu olmalıdır. Ameliyatın ardından hastaların bir süre bol su içemeyeceklerini, aşırı yemek yiyemeyeceklerini, bu durumu geçici de olsa yaşayacaklarını kabul etmeleri gerekir. Hastaların manometre testinde rahat olmaları uzmanlar tarafından olumlu karşılanmaktadır. Bu teste tahammülü olmayan hastaların reflü ameliyatı olmalarını uygun görülmemektedir. Bu hastalara gerekirse Nissen ameliyatı yapmak yerine Tuopet ameliyatı yani parsiyel fundoplikasyon yapılması tercih edilir.

Reflü ameliyatı öncesinde yapılan değerlendirmede hastalara rutin testler dışında manometre, üst batın grafisi, özofagus sineradyografisi uygulanır. Manometre hem ameliyatı şekline karar verilmesini sağlar hem de önemli bilgiler verir. Bazı durumlarda hastaların gereksiz yere ameliyat edilmesine engel olur. Manometre sonucunda LES basıncı, uzunluğu, gevşeme yüzdesi, yemek borusunun ortalama peristaltik basıncı gibi çeşitli fonksiyonel bilgiler alınır. Hastalarda uzun süren reflü rahatsızlığı varsa genellikle LES basıncı düşük olur. Fundoplikasyon çeşitli amaçları olsa da özellikle LES basıncının yükseltilmesini hedefler.

Hastalarda LES basıncı yüksek ya da LES açılma yüzdesi düşük olursa mutlaka akalazya olduğu düşünülmelidir. Bu durumda sadece reflü ameliyatı yapılması yeterli olmaz. Özofagus peristaltik basıncı 20 mmHg ve altında olursa hastalarda kalıcı yutma sorununa neden olabileceğinden Nissen ameliyatı yerine Tuopet ameliyatı yapılması daha uygun görülür.

Reflü ameliyatı sırasında hastaya doğru pozisyon verilmesi oldukça önemlidir. Genellikle hastanın bacakları açık şekilde supin pozisyonda yatması, başın 20-30 derece yukarıda olması tercih edilir. Bu durumda hastanın bacakları açık ve vücut hizasında olur. Cerrahın rahat çalışması açısından bacak ve dizlerin yukarıya kalkık olmaması gerekir. Trokar sayısı ve yerleşimleri de uygun şekilde yapılır.

İlk trokar 10 mm olur ve açık teknikle göbekten sokulur. Yerleşim yapıldığında trokar içinden 30 derecelik kamera yerleşimi yapılır. Kamera yerleşimini hastanın solundaki asistan gerçekleştirir. Daha sonra görüntü alında diğer trokarlar yerleştirilir. Laparoskopik ameliyatın başarıyla yapılması için bu işlemler özenle yapılmalıdır.

Reflü ameliyatında ikinci aşama yemek borusu alt ucunun diseksiyonunun yapılmasıdır. Mide içeriği ve gaz nazogastrik sonda yardımıyla boşaltıldıktan sonra porttan sokulan makas ve grasper ile içeriden kesi yapılır. Burada gereken işlemler yapılır, hastanın mide fıtığı varsa onarılır. Laparoskopik reflü ameliyatında rutin dren koyma uygulaması yoktur. Hastalar ağızdan sulu gıda alımına 3-4 saat içinde başlayabilir. Hastaneden ertesi gün taburcu edilen hastalar bir süre uygun bir diyet programı uygularlar.

Reflü ameliyatı diğer cerrahi girişimler gibi bazı komplikasyonlara sahiptir. Çoğu laparoskopik girişimlerden farklı şekilde laparoskopik reflü ameliyatının açık cerrahiye dönmesi de komplikasyon olarak değerlendirilmelidir. Normalde bu ameliyatın açık tekniğe dönmemesi gerekir. Ancak deneyimsiz bir ekiple gerçekleştirilen ameliyatlarda ne yazık ki bu risk bulunmaktadır. Bu operasyonun deneyimli ve eğitimli bir reflü cerrahı tarafından yapılması gerekir. Ameliyat sırasında teknolojinin ve aletlerin mutlaka gerektiği gibi kullanılması da önemlidir. Bu faktörler bir arada olduğu takdirde de bazı komplikasyonlar göz önüne alınmalıdır. Reflünün nüksetmesi ile erken ve geç dönemde oluşabilecek komplikasyonlar olarak bunların değerlendirilmesi gerekir.

Reflü ameliyatı sonrasında reflünün nüks etmesi girişimin türüne göre değişir. Hastalarda 5 yıldan sonra nüks etme riski Nissen girişiminde %5-10, Tuopet girişiminde ise %10 düzeyindedir. Açık reflü ameliyatları dikkate alındığında 30 yıllık takiplerde nüks etme oranı %25 seviyelerindedir.

Reflünün yeniden nüks etmesinin temel nedenleri içinde fundoplikasyonun açılması ve fundoplikasyonun mideye kaçması bulunmaktadır. Bazı durumlarda reflünün nüks etmesinin bir nedeni bulunamaz. Reflünün yeniden tekrarlaması halinde bunun manometre, PH metre, endoskopi ile teşhis edilmesi gerekir. Tanı konulduktan sonra hasta yeniden deneyimli ellerde laparoskopik teknikle ameliyat edilebilir.

Reflü ameliyatının erken komplikasyonları ameliyattan kaynaklanan problemler dışında kusma, öğürme, ağır kaldırma gibi nedenlere dayalı mide fıtığı ortaya çıkabilir. Hastaların ameliyattan sonra bir ay kadar yoğun fiziksel aktiviteden kaçınması komplikasyonların önlenmesi açısından etkili olacaktır.

Nissen Fundoplikasyon sonrası hastalarda yutma sorunu gelişebilir. Ameliyattan sonraki gün hafif ve orta şiddette gelişen yutma güçlüğü birkaç hafta içinde gerileyerek düzelir. Az sayıda hastada ameliyattan saatler sonra akut ve ciddi bir yutma güçlüğü gelişebilir. Bunun ortaya çıkması genellikle teknik hataya bağlı olur. Yapılan değerlendirmelere göre bu komplikasyonun ortaya çıkışı %1 düzeyindedir.

Bu sorun Nissen’in gevşekliği ve yemek borusunun diyaframdan geçtiği boşluğun aşırı daraltılmaması ile azaltılabilir. Fakat tamamen ortadan kaldırılamaz. Bu ameliyat sonrası ortaya çıkan yutma güçlüğü ile aynı değildir. Akut yutma güçlüğü geliştiğinde hasta tükürüğünü dahi yutamaz ve endişeli bir halde olur. Bu durumda özellikle mideye geçiş yoksa hastalara acil müdahale edilmelidir. Mideye geçiş yavaş ise konservatif yöntemler uygulanabilir. Bu durumdaki hastalarda yutma güçlüğü ilerleyen günlerde düzelebilir.

Reflü ameliyatının erken komplikasyonları arasında teknik hata nedeniyle Nissen Fundoplikasyonunun midenin üst kısmı yerine midenin korpusunun kullanılmasıyla midenin kum saati şekline gelmesidir. Genellikle asemptomatik olan bu sorun nadir olarak ağrıya neden olur. Bu durumda laparoskopik teknikle hastaya revizyon yapılması gerekebilir.

Reflü ameliyatının geç komplikasyonları arasında ise kalıcı yutma güçlüğü gelişmesi olabilir. Erken dönemde hemen her hastada bu sorun görülebilir. Bazı hastalarda %20 oranında üçüncü ayın sonunda orta hafif derecede yutma güçlüğü görülebilir. Birinci yılın sonunda ise %5 seviyesinde hastalarda diyet değişimlerine ihtiyaç duyulabilir.

Parsiyel fundoplikasyon yapılan hastalarda ise bir yılın sonunda bu oran %1 düzeyinde görülebilir. Yutmanın zamanla düzelmesi için hastanın ve cerrahın buna sabırla yaklaşması gerekir. Hastalara kalıcı yutma güçlüğü için revizyon yapılacaksa en az 1 yıl beklenmelidir. Ancak bazı özel durumlar dahilinde hastanın bir an önce ameliyata alınması gerekebilir. Hastaların ameliyattan sonra yutma güçlüğü nedeniyle 6-8 haftada kilo kaybının devam etmesi durumunda acil revizyon yapılabilir.

Geç dönemde ortaya çıkan komplikasyonların içinde mide fıtığı ve gaz problemleri de sayılabilir. Hastalarda geğirmenin azalması, anüsten daha fazla gaz çıkması, midede gaz oluşumunun artması ve şişkinliğin oluşması yaklaşık %30 düzeyinde görülebilir. Parsiyel onarımlarda gaz problemleri nadir görülür. Hastaların gazlı içeceklerden kaçınması ve sabırlı olması geğirme sorunlarının aşılmasına yardımcı olacaktır.

Reflü Nedir?

Mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçması reflü (gastroözofageal reflü) olarak tanımlanır. Hastaların tamamında gün boyu özellikle yemeklerin ardından reflü bulguları ortaya çıkmaktadır. Normal şartlarda yemek borusu ile midenin birleşim noktasındaki kapağın düzgün çalışmasıyla herhangi bir komplikasyon oluşmaz. Ancak bu durum klinik belirtiye ya da komplikasyona neden olduğunda reflü hastalığından bahsedilebilir.

Bu rahatsızlık son yıllarda yani reflü gastroözofageal reflü GÖRH olarak tanımlanmaya başlanmıştır. 2005 yılında yapılan bir tanımlamada bu gastrik içeriğin yemek borusuna anormal reflüsü nedeniyle oluşan bütün belirtiler ve komplikasyonlar olarak açıklanmıştır. 2006 yılında Montreal tanımlanmasında ise mide içeriğinin reflüsü nedeniyle ortaya çıkan sıkıntı veren belirti ya da komplikasyonlar şeklinde bir tanımlama yapılmıştır. Bu tanımlamada kullanılan sıkıntı verici olgusu tıpta şu şekilde kabul edilir. Hastaların belirtiler nedeniyle tedavi olmayı istemesi halinde hastanın reflü hastası olduğunu gösterir.

Tıbbi olarak hastaların haftada iki ya da daha çok sayıda hafif belirtileri olanlar veya haftada bir ya da daha çok sayıda orta ağır şiddette belirtileri varsa reflü hastası olarak görülebilirler. Reflü hastalarındaki tipik belirtiler pirozis ve regürjitasyon olarak kabul edilir. Göğüste iman tahtası dediğimiz bölgede ve midenin üst kısmında hissedilen yanma hissi pirozis hastaların hemen hepsini etkiler. Bu genellikle yemekten sonra, yatar pozisyonda iken ve öne eğilirken artma eğilimi gösterir. Hasta mide ilaçları aldığı zaman yanma hissi hafifler. Yağlı besinler, baharatlı gıdalar, çikolata, alkol, sigara, meyve suları gibi yiyecekler yanma hissini şiddetlendirir. Boğaza acı su gelmesi ya da boğazda hissedilen yanma ise regürjitasyon olarak tanımlanır. Reflü hastalığının tipik yakınmaları dışında hastalarda bulantı, geğirme, yutma güçlüğü, kanama, karın ağrısı gibi başka belirtiler de görülebilir.

Hastaların bir kısmında reflü hastalığını düşündüren bir belirti olmadan yemek borusunun alt kısmında mukozanın anormal değişimi (Barrett özofagusu) gibi komplikasyonlar gelişebilir. Toplumda yaygın şekilde doktora başvurmasını ya da düzenli olarak ilaç kullanılmasını gerektirmeyen, hastaların yaşam kalitesini çok bozmayan belirtiler seyrek görülebilir. Alınan önlemlerle geçen durumlar hasta için fazla sorun olmaz.

Reflü hastalığı toplumda yaygın olarak görülen ciddi bir sağlık sorunu olarak kabul edilmektedir. Aile doktorlarının, pratisyen hekimlerin, dâhiliye doktorlarının, gastroenterologların hastalarının önemli bir kısmı reflü hastalığından yakınırlar. Bu rahatsızlığın toplumda görülme sıklığı üzerine yapılan araştırmalar semptom sıklığı ile ilgilidir. Bu yüzden toplumda reflü hastalığı görülme sıklığı ile verilen rakamlarda reflü komplikasyonları olan özellikle asemptomatik hastalar yer almaz. Fakat belirtisiz komplikasyonlu olguların sayısı düşük olduğundan yapılan araştırmalar reflünün toplumda görülme sıklığı olarak kabul edilebilir.

Haftada en az bir defa yanma hissi ve boğazda ağrısı olan hastalar dikkate alındığında batı ülkelerinde reflü görülme sıklığı %10-20 düzeyinde iken Asya ülkelerinde ise %5 düzeyinin altında olduğu belirlenmiştir. Bu oran Kuzey Amerika bölgesinde Avrupa ülkelerine göre daha yüksektir. Aynı şekilde kuzey ülkelerinde de güney ülkelerine nazaran yüksek oranda reflü görülme sıklığı olduğu belirlenmiştir. Ülkemizde reflü görülme sıklığı ise Avrupa ülkelerindeki gibidir.

Yapılan araştırmalar reflü hastalığı bakımından belirlenen risk faktörleri arasında ileri yaş ve obezite ön plana çıkmaktadır. Ayrıca genetik faktörlerin de reflü görülme sıklığını arttığı üzerine çalışmalar bulunmaktadır. Özellikle tek yumurta ikizlerinde çift yumurta ikizlerine göre reflü görülme oranlarının yüksek olması genetik faktörlerin bu hastalık üzerindeki etkisini desteklemektedir.

Belirtilere dayalı yapılan reflü tanısı bulgusuz ya da atipik bulguları olan hastaların gözden kaçmasına neden olabilir. Bunun önüne geçmek amacıyla PH metre yapılacak çalışmada reflü bulgusu oranı %34,5, endoskopi ile yapılan çalışmada da yemek borusuna yönelik bulguların oranı %12,5 olarak tespit edilmiştir. Endoskopik çalışmalarda bulgusuz hastalar üzerinde yapılan araştırmada %8 oranında yemek borusu iltihabı (özofajit) tespit edilmiştir. Yine yapılan araştırmalar son 20 yılda reflü hastalığının görülme sıklığının arttığını da göstermiştir.

Toplumda yaşlı nüfusun artması, obezitenin yaygınlaşması, yaşam tarzı değişimlerinin, diyet alışkanlıklarının, H. Pylori sıklığının azalması ile reflü hastalığının belirtileri de artmaya başlamıştır. Ayrıca doktora başvuran hastalarda Barret özofagusu görülme sıklığının artması da endişe vericidir. Ülkemizde ise Barret özofagusu görülme sıklığı çok yüksek oranda değildir.

Reflü hastalığının en önemli iki belirtisi yanma hissi yani pirozis ile regürjitasyon denilen boğazda ağrıdır. Hastalarda bu tipik belirtiler varsa klinik olarak reflü tanısı konulması kolay olur. Detaylı tetkiklerin yapılmasına gerek kalmayabilir. Hastaların çoğunluğu tipik reflü belirtileri ile doktora başvurduğundan birinci basamak sağlık hizmetlerin hastalığın tanı ve tedavisi yapılabilir. Fakat yanma hissinin (pirozis) halk arasında tam karşılığının olmaması nedeniyle tanı aşamasında zorluk çekilebilir.

Doktorun bu belirti için farklı ifadelere başvurarak sorgulama yapması gerekir. Pirozis midenin üzerinden göğüs kemiğinin altındaki çıkıntıda (ksifoid) başlayarak göğüs kemiğinin arkasından yukarıya yayılan yanma hissi olarak hissedilen bir belirtidir. Yayılımı boğaza ve sırta doğru olabilir. Çoğu zaman yemekten sonra başlar. Tanı için pirozis bulgusu önemli olsa da bunun şiddeti özofajit varlığı ve derecesiyle orantılı olmaz.

Mide içeriğinin kendiliğinden herhangi bir şekilde bulantı ve kusma olmadan boğaza, ağza gelmesi ise regürjitasyon bulgusudur. Bu belirti çoğu zaman ruminasyon ile karışabilir. Ruminasyon bulantı ve kusma olmadan daha önce tüketilmiş olan besinlerin ağza gelmesi ve yeniden yutulmasıdır. Reflü nedeniyle gelişen regürjitasyon ile akalazya gibi yemek borusunu etkileyen hallerde gelişen regürjitasyon ise dikkatli bir anamnez yardımıyla ayırt edilebilir. Akalazya sırasında mide içeriği gibi ekşi, acı bir tat hissedilmez.

Reflü hastalığında regürjitasyon bulgusu belirgin olan ve aşağıya eğilme gibi pozisyon değişimi durumlarında etkisini hissettiren hastaların alt yemek borusu sfinkter basıncı düşük, reflü daha şiddetli bir seyir izleyebilir. Durum böyle olunca hastalar adına yapılan tedavilerde bi o kadar zor olmaktadır. Hastalarda bu belirtilerin dışında göğüs ağrısı, disfaji, geğirme, öksürük gibi başka belirtiler de görülebilir. Özellikle disfaji yani yutma güçlüğü reflü hastalığının önemli bir komplikasyonu olarak kabul edilir. Reflü hastalığı uzun süren hastalarda yemek borusu iltihabı da bulunuyorsa disfaji olma riski yüksektir. Tıbbi tedavi bu sorunların düzelmesini sağlayabilir. Tedavi yetersiz kalırsa, disfaji şiddetlenirse bu yemek borusundaki daralmanın habercisidir.

Disfaji hastalarının endoskopik olarak incelenmesi mutlaka önerilir. Reflü nedeniyle ülser gelişmiş ise hastalarda ağrılı yutma sorunu da görülebilir. Reflü hastalarında boyun, çene ve sol kola yayılan baskı tarzında göğüs ağrısı da olabilir. Hastalarda göğüs ağrısı eşliğinde tipik reflü belirtileri de varsa hastalığın tanısını koymak kolay olur. Ayrıca göğüs ağrısının antiasitlerle rahatlaması da ayırıcı tanı için önemlidir.

Reflü hastalarında ayrıca bulantı gibi başka belirtilerde görülebilir. Klinik reflü belirtileri Montreal sınıflamasında iki şekilde değerlendirilmiştir. Özofageal sendromlar ve ekstra özofageal sendromlar şeklinde ayrılmıştır. Reflü nedeniyle yemek borusu kaynaklı bulguları olan ancak endoskopi sırasında mukozal lezyon tespit edilemeyen hastalar semptomatik bulgular, endoskopide lezyon belirlenen olgular ise yemek borusu hasarlı bulgu olarak tanımlanır.

Yemek borusu semptomatik sendromlularla regürjitasyon ve pirozis olan hastalar tipik semptomatik sendrom olarak, göğüs ağrısı olanlar da reflü göğüs ağrısı olarak tanımlanır. Yemek borusunda hasara neden olan durumlar ise reflü nedeniyle gelişen yemek borusu iltihabı ve yemek borusu darlığıdır. Reflü yemek borusu dışında semptomlara neden olduğunda bu ekstra özofageal sendromlar olarak tanımlanır. Bu sendromlar arasında öksürük, reflü kaynaklı larenjit, astım, diş erozyonu sayılabilir.

Reflü tedavisinde öncelik ilaç kullanımı ve yaşam tarzında yapılacak diyet uygulamalarının düzenli olarak yapılmasıdır. Hastalar bu yöntemlerle reflü şikâyetlerinden kurtulamadıkları zaman ya da ilaç kullanmak istemediklerinde cerrahi tedavi uygulanabilir. Reflü ameliyatı genellikle laparoskopik yöntemle yapılmaktadır. Bu yöntem reflü hastalığını kalıcı şekilde kesin olarak tedavi edebiliyor. Ameliyatta yemek borusu mide bileşkesine müdahale edilerek mide içeriğinin yukarıya kaçmasına engel olacak girişim yapılmaktadır. Bu sayede hastalar reflü rahatsızlığından kurtulabilir.

Günümüzde reflü tedavisinde kullanılmaya başlanan stretta yöntemi denilen radyo frekans ile uygulanan bir tedavi yöntemi de bulunmaktadır. Hastalar genel anestezi olmadan, kesi yapılmadan endoskopik olarak tedavi edilebiliyor. Operasyondan önce sedasyon yöntemi uygulanan hastalar ağrı ve acı hissetmiyorlar. Endoskopi ile hastanın ağzından kateter ile midenin geniş kısmına kadar girilir. Kateterin uç kısmında dışarıdan şişirilebilen balon ve dört tane de iğne bulunmaktadır. Mideye inen kateter ucundaki balon şişirilerek iğnelerin yardımıyla mide kaslarına gönderilen radyo frekans dalgaları reflüye neden olan gevşekliği ortadan kaldırıyor. İşlem yapılırken hastanın ağrı sorunu olmuyor. Dikiş yapılmasına da gerek olmadığından kateterin ucundaki balon söndürülerek mideden çıkarılıyor. Hastalar bu tedavi sonunda yaşam boyu ilaç kullanmadan, reflü yakınmaları olmadan tedavi edilmiş oluyor.

Reflü Belirtileri Nelerdir?

Reflü belirtileri erken aşamadaki belirtiler ile tipik ve atipik belirtiler olarak sınıflandırılarak değerlendirilir. Erken dönemde görülen belirtiler arasında reflü nedeniyle oluşan yemek borusu iltihabında elektron mikroskobu ile tespit edilebilen yemek borusu epitelindeki hücre dokusu aralıklarının (interselüler) genişlemesi bulunmaktadır. Bu durum yemek borusu epitelinde geçirgenliği arttırmaktadır. Işık mikroskobu ile yemek borusu epitelinde bazal tabakada hiperplazi, papillaların uzaması erken dönem bulgularıdır. Yemek borusu iltihabının şiddeti arttıkça iltihabın yanında ödem, epitel kaybı, epitel nekrozu, ülser gibi belirtilerde görülmeye başlar.

Tipik reflü hastalığında görülen belirtiler uzun süredir olan çoğu zaman aralıklı bir seyir izleyen türdendir. Reflü hastalığının klasik belirtileri pirozis denilen ve göğüs kemiği arkasında hissedilen yanma hissi ile regürjitasyon denilen daha seyrek görülebilen belirtidir. Pirozis çoğu zaman yemekten sonra görülen, sırt üstü yatarken, öne eğilirken artan ve antiasitlerle şiddetini azaltan bir reflü belirtisidir. Yemekten sonra besinlerin mide asidini nötralize etmesiyle mide içi pH değerinin yükselmesi, ancak yanma hissinin artması ile seyreden düşündürücü bir durumdur. Bazı kadın reflü hastalarında cinsel birleşme sırasında da pirozis belirtisi görülebilir.

Diğer reflü belirtisi olan regürjitasyon sindirilen besinlerin ve mide asidinden meydana gelen ekşi acı tatta olan mide içeriğinin boğaza doğru çıkmasıyla oluşur. Hastaların bir kısmında pirozis eşliğinde ağza berrak ve tuzlu bir salgı gelebilir. Bunun yemek borusuna reflü sırasında vücudun bir tepkisi olarak tükürük salgısını artırmasından kaynaklandığını kabul edilir.

Ağrılı yutma daha çok şiddetli yemek borusu iltihabı olan hastalarda etkili olsa da enfeksiyon ve ilaç kaynaklı olan yemek borusu iltihabında da sıkça görülebilir. Reflü hastalarında disfaji yani yutma güçlüğü daha nadir görülen bir belirtidir. Bazı reflü hastalarında yemek borusunun motor fonksiyon bozuklukları da görülebilir. Bu hasta grubunda ise disfaji genellikle reflünün ilk aşamasından itibaren görülebilir. Uzun süredir reflü yakınmaları olan hastaların disfaji yakınmasının ortaya çıkması yemek borusunda daralma ya da yemek borusu kanserini düşündürmelidir. Bu nedenden dolayı hastalar olabildiğince dikkatli olmalıdır. Reflü hastalığında kanama ilk bulgu olarak etkili olsa da genellikle kronik gizli kan kaybı şeklinde etkili olur. Bu yaşlı hastalarda demir eksikliğinden kaynaklanan anemi sorununun yaşanmasına neden olabilir. Bunlar reflü hastalığının tipik belirtileri arasında görülebilir. Bunların dışında görülebilecek atipik belirtiler de olabilir.

Reflünün atipik belirtileri içinde üst solunum yollarına ait olan, özellikle astım ve öksürük belirtileri çok yaygın görülebilir. Solunum yollarına ait belirtileri pediatrik yaş grubunda daha yaygın görülebilir. Astımı olan hastalarda reflü belirtileri bulunuyorsa, astımın alerjik bir nedeni bulunamıyorsa, hastanın geceleri etkili olan astım krizleri fazla ise ve klasik astım tedavisinden olumlu yanıt alınamıyorsa reflü hastalığı akla gelmelidir.

Reflü hastalığının astıma neden olmasının altında iki farklı mekanizma etkili olur. Bunlardan biri yemek borusuna kaçan reflü materyalinin aspirasyonu ile meydana gelen irritasyon astım krizlerine yol açar. Diğeri ise reflü meydana geldiğinde bronşlarda spazm ve sekresyon artışının olması astım krizine neden olabilir. Reflü hastalığının atipik belirtileri arasında göğüs ağrısı da bulunmaktadır. Hastalar bu belirtilerle doktora başvurduğunda reflü için de bir değerlendirme yapılmalıdır.

Reflü Nedenleri Nelerdir?

Tıp alanındaki bilgilere göre reflü nedenleri arasında birden fazla faktör bulunmaktadır. Patolojik reflünün oluşmasında reflüyü kolaylaştıran ve reflüye karşı koruyucu mekanizmaları arasındaki dengenin bozulması sorumludur. Mideden yemek borusuna kaçan mide içeriğinde en zararlı olan mide asididir. Fakat mide asidi eşliğinde içerikte pankreas ve safra enzimleri de varsa yemek borusundaki hasar artmaktadır.

Tükürük bezlerinden salgılanan tükürük ise bilinen aksine içeriğindeki bikarbonat ve büyüme faktörlerinin etkisiyle yemek borusu mukozasını reflünün zararlı olabilecek etkilerinden korumaktadır. Yemek borusu mukozasındaki aside duyarlılık herkeste farklı olduğundan aynı derecede aside maruz kalınması halinde yemek borusundaki hasar derecesi ve belirtiler de farklı olabilir.

Yemek borusunun alt sfinkteri normalde 15-40 mmHg arasında değişken bir istirahat basıncında olur. Yutkunmayla besinlerin yemek borusundan mideye geçişini sağlayabilmek için bu basınç düşer. Normalde 3-6 saniye düşük basınçta kalır ve istirahat halindeki basınca geri döner. Yemek borusu alt sfinkteri basıncını kontrol eden miyojenik, humoral ve nörojenik mekanizmalar bulunmaktadır. Sigara, yağlı besinler, kalsiyum kanal blokerleri gibi bazı ilaçlar sfinkter basıncının düşmesine neden olabilir.

Yemek borusu alt sfinkteri istirahat basıncının düşüklüğü ile yemek borusu iltihabının şiddeti doğru orantılıdır. Basıncın 10 mmHg altında olması reflü görülme sıklığını artırır. Basıncın 5 mmHg altında olması ise her zaman reflü hastalığının varlığına işaret eder. Sfinkter basıncı düşük olursa yemek borusu iltihabı görülme sıklığı da artar. Geceleri normalde sfinkter basıncı belli bir ritim halindedir. Uykuda basınç yüksek, yemek sonrası daha düşük olur.

Yutkunma olmadan uykunun REM fazında ve yemek sonrasında sfinkter genellikle 5 dakika gibi kısa süreli gevşeyebilir. Normalde günde saatte 1-4 defa gerçekleşen bu olay yemek borusu alt sfinkteri geçici gevşemeleri olarak kabul edilir. Normal insanlarda görülen fizyolojik reflünün sorumlusu olarak görülür. Diğer zamanlarda sfinkterde olan gevşemeler ise uygun olmayan geçici gevşemeler olarak kabul edilir. Bu mekanizmanın reflü nedenleri arasında olduğu belirtilir.

Normal insanlarda reflü oluşma nedenleri üç mekanizmanın etkisiyle olur. Bunlardan ilki alt sfinkterin geçici gevşemesiyle olan spontan reflü, diğeri karın içi ya da mide içi basıncının artmasıyla oluşan reflü, sonuncusu ise sürekli sfinkter basıncının düşük olması nedeniyle meydana gelen serbest reflü gösterilebilir.

Reflü rahatsızlığında yemek borusu mukozasının hasar şiddeti reflü materyali içeriği ile içeriğin yemek borusu ile temas etme süresine bağlı gelişir. Yemek borusundaki temizleme mekanizmaları reflü materyalinin mukozada kalma süresini kısaltır. Sağlıklı kişilerdeki reflü atağından sonra bu mekanizma temizlemeyi 3-5 dakika içinde tamamlar. Bu özellikle gece uykusunda önemli bir durumdur. Tükürük mekanizması da içerdiği yüksek oranda bikarbonat ile yemek borusuna kaçan asidi nötralize eder ve büyüme faktörleri ile mukozanın temizlenmesini hızlandırır.

Yemek borusu mukozası yapısı ve fonksiyonel özellikleri ile reflünün meydana getirdiği hasara karşı direnç oluşturur. Direnç mekanizmaları üç grupta etkilidir. Ancak reflü hastalarında alkol, sigara, sıcak içecekler, aşırı tuz ve baharat, C vitamini ile bazı ilaçlar yemek borusu mukozasının mide asidine karşı direncini olumsuz yönde azaltabilir. Bu etken reflü nedenleri arasında yer almaktadır.

Mide boşaltım hızının yavaşlaması da reflüyü artıran bir etkendir. Hastaların önemli bir kısmında katı maddelerin mideden boşalımında gecikme olduğu belirlenmiştir. Ancak bu konu üzerinde araştırmalar devam etmektedir. Bu hasta grubu tıbbi ya da cerrahi reflü tedavisine yetersiz yanıt verebilir. Mide ve onikiparmak bağırsağı tümörleri, dışarıdan on iki parmak bağırsağına baskı yapan tümörler, ülser hastalarında da tedaviye dirençli olan reflü rahatsızlığı olabilir.

Yemek borusuna kaçan mide içeriğinde pek çok zararlı madde bulunmaktadır. Bunların arasında pepsin, HCL, safra tuzları, pankreas enzimleri bulunur. Bunların arasında en zararlı olanı ve önemli görüleni ise HCL olarak gösterilmektedir. Reflü hastalığında yemek borusu iltihabının şiddeti ise yemek borusunun aside maruz kalma süresi birbiriyle bağlantılıdır. Fakat hastaların sadece bir bölümünde mide asit sekresyonu artmış olur. Bu durumda reflü sıkça görülebilir. Pepsin reflü hastalarında HCL yemek borusu mukozasındaki hasarı arttıran bir etki yapar. Asit baskılayan ilaçların kullanımı pepsin aktivitesini belli oranda azaltabilir. Mide içeriğindeki safra asidi oranı da yemek borusu iltihabının şiddetini arttırabilir. Yapılan araştırmalar midedeki helicobacter pylori enfeksiyonunun reflüye karşı koruyucu bir etki yaptığını da göstermiştir. Ne yazık ki bu konuda net bir görüş ortaya konulamamıştır. Bunun hakkında devam eden klinik araştırmalar bulunmaktadır.

Ameliyat Nasıl Yapılıyor?

Reflü hastalığının semptomları ilaçlar ile ortadan kaldırılamazsa hastanın ameliyat edilmesi gündeme gelebilir. Reflü semptomlarının giderilmesi için tercih edilen iki farklı cerrahi seçeneği bulunmaktadır. Bu cerrahi yöntemlerden biri LİNX cihazı denilen bir halkanın yemek borusuna dıştan alt ucuna yerleştirilmesiyle gerçekleştirilir. Bu şekilde mide içeriğinin yemek borusuna geri dönüşü engellenir. Bölgeye yerleştirilen halka titanyum boncuklar ve boncukları bir arada tutam titanyum tellerden meydan gelmektedir. Ancak LİNX cihazı yerleştirilmiş olan hastalara daha sonra herhangi bir sebepten dolayı MR tetkiki yapılamaz.

Reflü tedavisi için uygulanan ameliyat seçeneklerinden diğer ise fundoplikasyon operasyonudur. Bu ameliyat sırasında midenin üst kısmı yemek borusunun an altına 360 derece ya da parsiyel olarak sarılabilir. Bu cerrahi girişimle reflü yanında mide fıtığı da iyileştirilebilir. Reflü ameliyatının hangi şekilde yapılacağına hastanın değerlendirilmesinden sonra karar verilir. Reflü rahatsızlığını en iyi şekilde tedavi edebilecek cerrahi girişim tercih edilir. Bazı vakalarda laparoskopik yöntemle yapılan ameliyatlar açık tekniğe dönebilir. Bu risk %5 oranındadır.

Robotik Cerrahi

Reflü tedavisinde robot yardımlı minimal invaziv cerrahi olarak tanımlanan robotik cerrahi sırasında cerrah hastaya yakın bir konsola oturur. Eğilerek dönebilen cihazları kontrol eder. Üç boyutlu, yüksek çözünürlüğe sahip olan kamera hastanın içini büyüterek görüntüsünü verir. Sistem sayesinde cerrahın her el hareketi hastanın içinde olan enstrümanlara daha kesin, küçük ve hassas hareketlerle iletilmesi sağlanır. Ameliyat hastanın karın bölgesine açılan birkaç tane küçük kesiden yapılır. Küçük kesiler açıldığından hastalar ameliyattan sonra normal yaşamına daha hızlı adapte olurlar.

Açık Cerrahi

Günümüzde reflü ameliyatının açık cerrahi ile yapılması pek tercih edilmez. Ancak bazı vakalarda açık cerrahi gerekli olabilir. Ameliyat sırasında hastanın karın bölgesine büyük bir kesi açılarak işlemler buradan gerçekleştirilir. Açılan kesinin büyüklüğü yapılacak işlemlere göre değişebilir. Açık cerrahi laparotomi olarak da tanımlanır. Açık cerrahinin en önemli faydası ameliyatta cerrahın organlara dokunmasının ve hissetmesinin mümkün olmasıdır. Kesi yeri büyük olduğundan hastalar ameliyattan sonra daha uzun bir iyileşme sürecine ihtiyaç duyar.

Laparoskopik Cerrahi

Minimal invaziv cerrahi olarak tanımlanan laparoskopik cerrahi reflü ameliyatı sırasında en fazla tercih edilen tekniktir. Küçük kesiler açılarak cerrah düz ve uzun enstrümanlar ile ufak bir kamera yardımıyla ameliyatı gerçekleştirir. Ameliyathane olan monitöre iki boyutlu görüntüler yansır ve cerrahın işlemleri yapmasına rehberlik eder. Bu teknikte ameliyat küçük kesilerden yapıldığı için hastaların iyileşme süreci kısadır.

Hangi Durumlarda Ameliyata İhtiyaç Duyulur?

Reflü hastalarının tedavisinde ilk etapta ilaç ve yaşam tarzı değişimleri gibi yöntemlere başvurulur. Ancak ilaç tedavisinin yaşam boyu devam etmesi nedeniyle hastaların bu tedaviye uyum sağlayamaması, tedaviden olumlu sonuçların alınamaması, tedavinin daha pahalı olması gibi nedenlerle hastanın ameliyat edilmesi gerekebilir. Ayrıca hastanın ilaç kullanmak istememesi, beslenmesinin düzensiz olması, yaşam tarzı değişikliklerine uyum sağlayamaması gibi nedenler de hastanın ameliyat edilmesi için yeterli olabilir. Hastaların ameliyat edilmesi için kesin olarak reflü tanısının konması gerekir. Sadece temel semptomların olması ameliyat kararının alınması için yeterli değildir. Manometre, PH metre, endoskopi gibi tetkiklerin yapılarak hastanın kesin olarak reflü hastalığının olduğu belirlenmelidir.

Reflü Ameliyatı Öncesi

Reflü ameliyatı öncesi hastaların detaylı şekilde değerlendirilmesi gerekir. Normalde reflü tedavisinde ilk aşamada ilaç tedavisi ve yaşam tarzında yapılan değişimler tercih edilir. Diyet ve beslenme düzeni reflü yakınmalarını azaltacak şekilde düzenlenir. Ancak hastanın reflü ameliyatı olması gerekiyorsa fiziki muayene ve hastanın tipik reflü belirtilerinin olması tanı için yeterli olmaz. Hastanın tıbbi değerlendirmesi sonrası bazı tetkiklerin yapılması gerekir. Endoskopik tetkik, PH metre, özefagus manometresi, gastroskopi, baryum özefagus mide duodenum grafisi gibi detaylı tetkiklerin yapılmasından sonra sonuçlar değerlendirilerek hastanın ameliyat kararı alınabilir.

Hastanın Tıbbi Değerlendirmesi

Reflü yakınmaları ile doktora başvuran hastaların tıbbi değerlendirmesi sırasında dikkatlice alınan anamnez tipik reflü semptomlarını açığa çıkarabilir. Bu şekilde reflü tanısı rahatlıkla konulabilir. Hastadaki tipik reflü belirtileri uygun bir tedavi ile kısa sürede düzeltilebilir. Bu hasta grubunda detaylı tetkiklerin yapılmasına ihtiyaç duyulmaz. Hastalarda atipik bulgular varsa, disfaji, anemi, kanama, kilo kaybı gibi alarm bulguları bulunuyorsa ya da tedaviye olumlu yanıt vermeyen hastalarda ilave tetkiklerin yapılmasına gerek duyulur.

Hastanın Yaşı

Reflü ameliyatı öncesinde hastanın yaşı sorgulanır. Bu ameliyatın yapılması için belirlenmiş bir yaş sınırı bulunmamaktadır. Fakat 60 yaşın üzerindeki reflü hastalarında ameliyat daha dikkatli yapılmalıdır. Bu yaştan itibaren hastaların ameliyat kararı daha dikkatli alınır. Gerek duyulursa hastalar ameliyat edilmeyebilir.

Genel Sağlık Durumu

Reflü ameliyatından önce hastaların genel sağlık durumu da değerlendirilir. Başka bir hastalığı olan hastaların reflü ameliyatı olması sakıncalı olabilir. Özellikle gastrointestinal sistem hastalıkların olması, sistemik hastalıklarının olması halinde hasta ameliyat edilmeyebilir.

Tedavi Yöntemine Karar Verilmesi

Reflü ameliyatı öncesi değerlendirilen hastalarda tedavi yöntemine karar verilmesi gerekir. Hastanın ameliyata uygunluğu belirlendikten sonra bunun fundoplikasyon ya da parsiyel olarak yapılıp yapılmaması belirlenmelidir. Ayrıca reflü ameliyatın hangi teknikle yapılmasının uygun olacağı tespit edilir. Son yıllarda genellikle laparoskopik tekniğin kullanıldığı ameliyatlarda başarılı sonuçlar alınmaktadır.

Tetkikler

Reflü ameliyatı öncesi yapılacak tetkikler arasında endoskopi önemli bir yer tutmaktadır. Endoskopi sayesinde yemek borusu mukozası direkt görülebilir. Aynı zamanda histopatolojik tetkik için doku örneği alınmasını da sağlar. Bu nedenle reflü tanısında en fazla kullanılan yöntem budur. Semptomatik reflü hastalarında endoskopi tetkikinde yemek borusu iltihabi bulguları %60-70 oranında olmayabilir. Bu durumda biyopsi örneği alınarak yemek borusu mukozasında reflünün erken bulgularını değerlendirmek için mikroskobik tetkik yapılabilir. Bu reflü tanısına yardımcı olacak bulgular verir.

Reflü yakınmaları ile doktora başvuran hastalarda anamnez yeterli olursa tanı amacıyla endoskopi tetkikinin yapılmasına genellikle ihtiyaç duyulmaz. Fakat yakınmaları en az 5 yıldır devam eden, yaşı 40 ve üzeri olan, aile geçmişinde yemek borusu ve mide kanseri olanlarda ve semptomların varlığında endoskopi tetkiki yapılmalıdır. Endoskopi sonucunda belirlenen yemek borusu iltihabının şiddetine göre değerlendirilmesi için bazı sistemler geliştirilmiştir. Savary Miller sistemi bunlar arasında en fazla kullanılan yöntemdir. Derecelendirme birden beşinci evreye kadar yapılır. Beşinci evre Barrett özofagusu olduğunda söz konusu olur.

Baryum özefagus mide duodenum grafisi

Baryum özefagus mide duodenum grafisi yemek borusunun (özofagus) değerlendirilmesi için yaygın olarak kullanılan testlerdir. Reflü hastalarının göğüs ağrısı, boğazda yanma, ağrılı yutma, yutma güçlüğü gibi bulguları varsa bu tetkikin yapılması gündeme gelir. Tetkik sırasında mide ve onikiparmak bağırsağı detaylı olarak değerlendirilir. Bu mide filminin çekilmesi için hastaların en az 8 saat açlığı olmalıdır. Bunun yanı sıra hastaların su içmesi ve sigara içmesi de kısıtlanır. Boş mideye ağızdan baryum sıvısı verilerek tetkik başlatılır. Bu esnada hasta yutma refleksini yaptığı sırada görüntüleme yardımıyla değerlendirme yapılır. Baryum mideyi doldurduğunda hastanın pozisyonu baş aşağıya çevrilerek grafi çekimi devam ettirilir. Böylece midenin üst fundus kısmının konturları değerlendirilir. Yemek borusuna kaçaklar varsa yani. Hastanın reflü rahatsızlığı varsa bu tetkik sırasında tespit edilebilir.

Gastroskopi

Reflü hastalarında tanı aşamasında en sık kullanılan tetkik gastroskopi uygulamasıdır. Tetkik sırasında hastanın boğazında ağrıya neden olmaması, rahatsızlık hissi olmaması için jel, sprey tarzında malzemelerle uyuşturma yapılır. Hastaların rahat etmesi için sakinleştirici ilaçlara da başvurulabilir. Bu aşamadan sonra tetkik rahatlıkla yapılabilir, hastalarda reflü rahatsızlığı varsa kısa sürede tanı konulabilir.

Özefagus manometresi ve PH metre

Reflü tanısı için kullanılan özefagus manometresi ve PH metre ayırıcı tanı için önemli bulgular verir. Besinlerin sindirimi için mide asit üretimi yapmaktadır. Mide asidinin yemek borusuna geri kaçıp kaçmadığını tespit etmek için PH metre testi yapılmaktadır. Bu testi yapmak için ince bir tüp yemek borusuna yerleştirilir. 24 saat yemek borusunda kalan tüp sürenin sonunda çıkarılır. Hasta tüp olduğu halde yemek yiyebilir, su içebilir. Bu konuda herhangi bir kısıtlama bulunmamaktadır. Test hastalar tarafından iyi tolere edildiğinden reflü tanısında en fazla başvurulan önemli tetkiklerin arasında yer alır.

Reflü tanısının muayene ve endoskopi ile yapılması doğru bir yaklaşım değildir. Hastalara asit kaçağı testi yapılması tanının bilimsel olarak kesinleşmesini sağlar. Bu tetkikler yapılmadan reflü ameliyatı yapılması hasta için sakıncalı olabilir. Asit kaçağı testi PH metre gereksiz ameliyatları önlemektedir. Test yemek borusuna asit kaçışının olup olmadığını ve sıklığını belirlemede kullanılır. PH değerinin düşük olması asit gücünün yükseldiğini gösterir. PH değeri asitlerin gücünü ölçer. Yemek borusuna yerleştirilen 1 mm kadar olan kateter ucuna PH değerinin ölçülmesini sağlayan alan sayesinde net bir şekilde yemek borusuna asit kaçışını takip eder.

Test süresi 24 saat boyunca devam eder. Her hasta için PH metre testinin yapılması gerekli değildir. Reflü tanısı konulurken zorluk çekilen ve ameliyat olması gereken hastalara bu test yapılmalıdır. Fakat endoskopi yapılan hastalarda bu testin yapılması gerekmeyebilir. Ancak testin sonucu pozitif olsa da hastada reflü rahatsızlığı olmayabilir. Aynı şekilde test sonucu normal olsa da hastada reflü rahatsızlığı olabilir. Bunlar dikkate alınırsa reflü tanısı koymak için tek başına PH metre testinin yeterli olmadığı söylenebilir.

Reflünün başlıca nedeni mide ve yemek borusu birleşimde bulunan alt sfinkterin zayıflığıdır. Özefagus manometresi alt sfinkterin basıncını ölçer. Testin süresi ortalama 30 dakika sürer. Ayrıca sonuçları da hemen alınabilir. Hasta test sırasında belli aralıklarla yutkunur ve su içer. Ölçümler bilgisayar tarafından analiz edilerek sonuç alınır. Manometre testi aynı zamanda yemek borusunun çalışmasını da değerlendirmeye yardımcı olur. Özefagus kasılmalarında sorun varsa yapılan ölçümler ile tespit edilebilir. Hastalar tarafından iyi tolere edilen ve kısa süren bu test gerektiği takdirde reflü ameliyatı öncesinde tetkik amaçlı uygulanabilir.

Özefagus manometresi testiyle yemek borusu alt sfinkteri kasılması ve kasılma sorunları değerlendirilir. Hastanın burun deliğinden sokulan ince bir kateter yardımıyla yutma refleksi ve istirahat anında kapağın basıncı ölçülür. Manometri testinin amacı sfinkter gevşekliğinin neden olduğunu, yemek borusu kapağındaki kasılma sorununa neden olan rahatsızlıkları belirlemektir. Manometre testi reflü tanısı için kullanılan rutin bir tetkik olmadığı gibi tek başına tanı koymaya da yeterli değildir. Ancak reflü ameliyatı olması düşünülen her hastaya ameliyattan önce bu test uygulanmalıdır. Yemek borusunda sorun tespit edilen hastalara farklı tedavi yaklaşımlarının uygulanması gerekir. Bu konuda hatalı bir yaklaşımın uygulanması hastalarda kalıcı yutma güçlüğüne neden olabilir.

Ameliyat Öncesi Hazırlık

Reflü hastalığının ciddi boyutlara ulaşması, hastanın ilaç tedavisine devam etmek istememesi, bu tedaviden fayda görmemesi gibi nedenlerle hasta reflü ameliyatına alınabilir. Hastaların ameliyat öncesi hazırlık sürecinde bazı değerlendirmeler yapılır. Öncelikle hastanın reflü rahatsızlığı olduğu teyit edilir. Ameliyat için doğru hasta seçimi ve doğru ameliyat tekniğinin belirlenmesi reflü ameliyatının başarısı için gereklidir. Daha sonra hastaların ameliyata hazırlanması için yapması gerekenler bildirilir.

Yeme İçmenin Kesilmesi

Reflü ameliyatı öncesi hastaların katı, sıvı gıdaları en az 6 saat öncesinden kesmeleri önerilir. Ayrıca anestezi öncesinde en az 2 saat kadar su içmemeleri gerektiği de belirtilir. Bu önlemler ameliyatın başarıyla yapılması için alınmalıdır. Hastalarda anestezi kaynaklı kusma gibi sorunların yaşanmaması için buna dikkat edilmelidir.

İlaç Kullanımı

Reflü ameliyatı öncesi hastaların kullanmakta olduğu ilaçlar hakkında doktoruna bilgi vermesi gerekir. Doktor tarafından önerilmeyen ilaçlar ameliyat öncesi alınmamalıdır. Ayrıca aspirin tarzında kan sulandırıcı ilaç kullanan hastaların bunları en az iki hafta öncesinden kesmesi hakkında bilgilendirme de yapılır.

Hastane Yatışı İçin Hazırlıkların Tamamlanması

Hastaların reflü ameliyatı öncesindeki değerlendirmesi tamamlandıktan sonra ameliyat günü belirlenir. Ameliyat öncesinde hastaların hastane yatışı için hazırlıkların tamamlanması gerekmektedir. Bu hazırlıklar bitince hastalar ameliyata alınabilir.

Reflü Ameliyatı Sonrası

Hastaların reflü ameliyatı sonrası ciddi sağlık sorunları olmaz. Ameliyattan sonra ağrı hissi daha çok boyun ve sırt bölgesinde 1-2 süreyle hissedilebilir. Ağrıların etkisi doktorun önerdiği ağrı kesici ilaçlarla kontrol altına alınabilir. Hastalara ameliyatın sonunda buruna sonda takılır. Sondanın çıkarılması ameliyattan sonraki günde olur.

Hastalar ameliyattan sonraki gün sıvı besinleri tüketmeye başlayabilir. Sıvı besinler yeterince alındığı takdirde hastalar bir gün sonra hastaneden taburcu edilebilir. Hastalarda bu dönem yutma güçlüğü sorunu yaşanabilir. Bu genellikle reflü ameliyatı sonrası beklenen sonuçtur. Gevşeyen kasların ameliyatta gerilmesiyle ortaya çıkar. Bu yüzden ilk 2-3 hafta boyunca hastaların sıvı besinlerle beslenmesi uygun görülür. Daha sonra katı gıdalara kademeli geçiş yapılır. Ancak katı besinleri çok iyi şekilde çiğnemeleri gerekir. Ameliyatın ardından hastalarda kusamama, geğirememe, midede gaz ve şişkinlik gibi sorunlarla karşılaşılabilir. Bu etkiler reflü ameliyatının beklenen sonuçları arasındadır. Hastaların tedirgin olmasına gerek yoktur.

Ameliyat Günü

Hastalar ameliyat günü burnuna takılan sonda ile odasına alınır. Reflü ameliyatı sonrası hastaları rahatsız edecek ağrı gibi etkiler oldukça azdır. Bugünü dinlenme ile geçiren hastalar ertesi gün sıvı gıdalar almaya başlayabilir. Ayrıca sonda da bugün çıkarılır. Hastaların durumunda herhangi bir sorun belirlenmez ise ertesi gün taburcu işlemleri yapılabilir.

Ağrı

Reflü ameliyatı hastalarda ciddi ağrılara neden olmaz. Ancak hastaların ciddi ağrılarla karşılaşması durumunda bunu doktoruna bildirmesi gerekir. Ameliyattan sonra hastalarda hafif derecede sırt ve boyun bölgesinde ağrı hissedilebilir. Bunlar beklenen bir tepki olduğundan hastaya reçete edilen ağrı kesiciler kullanılabilir.

Yeme İçmenin Başlaması

Reflü ameliyatından çıkan hastalarda yeme içmenin başlaması ilk olarak sıvı besinlerle olur. Hastaların ameliyattan sonra 3 hafta kadar katı besinleri almaması gerekir. Katı besinler için 3 haftadan sonra kademeli geçiş uygulanmalıdır. Tüketilen gıdaların iyi çiğnenmesi de gerekir. Bu şekilde ilk etapta sindirime yardımcı olunmalıdır.

Ayağa Kalkma

Reflü ameliyatı olan hastalar ameliyatta laparoskopi yöntemi kullanıldığı için ayağa kalkma açısından sorun yaşamazlar. Ameliyat küçük kesilerden gerçekleştirildiği için hastalar hemen ayağa kalkabilir. Ancak bu süreçte ağır işlerden uzak durmaları önerilir.

Hastaneden Çıkış Süreci

Reflü ameliyatı olan hastaların hastaneden çıkış süreci uzun sürmez. Laparoskopik olarak yapılan ameliyattan sonra ertesi gün hastaların sıvı gıdaları yeterince tüketmeye başlaması halinde hastaneden taburcu edilebilirler. Hastalar en geç 24 saatin içinde taburcu olacak kadar kendilerini iyi hissederler.

Riskler Yan Etkiler Komplikasyonlar

Reflü ameliyatını riskleri, yan etkileri ve komplikasyonları bulunmaktadır. Laparoskopik yöntemle yapılan ameliyatın bu etkilerini erken dönemdeki yan etkiler ve uzak dönemdeki yan etkiler olarak değerlendirmek gerekir. Erken dönemde ameliyatın deneyimsiz bir cerrah ekibi tarafından yapılması durumunda açık cerrahiye dönmesi, ameliyatın ardından hastaların yutma güçlüğü yaşaması sayılabilir. Laparoskopik ameliyatların yaklaşık %95 kadarı kapalı şekilde, %5 kadarı ise açık cerrahiye dönüş şeklinde tamamlanır.

Bunun dışında ameliyatta teknik bir hatadan kaynaklanan midenin kum saati şekline gelmesi, mide ve vagus sinirinde yaralanma, karaciğer hematomu gibi komplikasyonlar oluşabilir. Uzun dönemdeki yan etkiler, komplikasyonlar arasında ise kalıcı yutma güçlüğü, gaz ve hazımsızlık sorunları, bulantı, geğirme, mide fıtığı oluşumu sayılabilir.

Beslenme Düzeni

Hastalar reflü ameliyatı sonrası beslenme düzeni konusunda doktorunun önerilerine uymalıdır. Ameliyattan bir gün sonra sıvı beslenmeye başlayan hastalar, birkaç gün sonra katı besinlere kademeli olarak geçmeye başlarlar. Bu süreç yaklaşık 3 haftayı bulur. Katı besinleri iyice çiğneyerek yemeleri de gerekir. Bu sürede ağızda sindirime önem verilmeli, öğünlere yeterince zaman ayrılmalıdır.

Cinsel Aktivite

Reflü ameliyatı olan hastaların cinsel aktivite hakkında doktoruna danışmalarında yarar bulunmaktadır. Cinsel aktivitede bulunma konusunda çok kısıtlama olmasa da iyileşme sürecinde buna dikkat etmek gerekir. Bu reflü ameliyatının komplikasyonlarından korunmak için de önemlidir.

Spor Aktiviteleri

Hastalar reflü ameliyatından sonra normal yaşamlarına çok kısa sürede geri dönseler de bazı konular dikkat etmeleri gerekir. Bunların içinde spor aktiviteleri de bulunmaktadır. Hastalar en az bir ay boyunca böyle yorucu aktivitelerden uzak durmalıdır. Cerrahinin olası risklerinden korunmak için hastaların bir ay yaşamlarına dikkat etmelidir.

Sigara ve Alkol Kullanımı

Sigara ve alkol kullanımı mideye zararlı alışkanlıklardır. Herkes normalde bunlardan uzak durmalıdır. Reflü nedeniyle ameliyat olan kişilerin sigara ve alkolü yaşamlarından çıkarması en doğru yaklaşımdır. En azından bu alışkanlıklarını mümkün olduğu kadar azaltmaları gerekir.

Sık Sorulan Sorular

Reflü ameliyatı ve reflü rahatsızlığı hakkında makalemizde detaylı bilgilere ulaşabilirsiniz. Reflü ameliyatı kimlere yapılır, ameliyat nasıl yapılır, hastalığı tedavi eder mi gibi çok sayıda bilgiye ulaşma olanağınız var. Aşağıda aklınıza takılan tüm reflü ameliyatı ile ilgili soruları ve cevaplarını vereceğiz.

Reflü Ameliyatı Kaç Saat Sürer?

Reflü ameliyatı için günümüzde laparoskopik cerrahi alanından yararlanılmaktadır. Laparoskopik reflü ameliyatında karında kesi yapılmaz. Karına 5-6 tane çok küçük delik açılarak operasyon yapılır. Bu yüzden dikiş yapmaya da gerek duyulmaz. Reflü ameliyatı yaklaşık 30 dakika içinde tamamlanır. Hastalar bir gün içinde hastaneden de taburcu edilebilir.

Reflü Ameliyatında Yaş Sınırı Var Mı?

Reflü ameliyatı göğüs kemiği arkasında yanma hissi, ağza acı su gelmesi gibi belirtileri olan ve bunlar bazı sosyal yaşamı düzenleme kuralları, ilaç tedavisi ve diyet önlemleriyle geçmeyen hastalara önerilmektedir. Ameliyat olması gereken aday grubu tedaviye rağmen belirtileri rahatlamayan, reflünün istenmeyen komplikasyonu olan Barrett gelişen hastalar, yaşı genç olup yaşam boyu ilaç tedavisine ve önlemlere devam etmesi gereken hastalardan oluşur. Bu hastalar her yaşta ameliyat olabilir. Reflü ameliyatı için belirlemiş bir yaş sınırı bulunmamaktadır. Ancak 60 yaşın üzerindeki hastalarda gerektiği takdirde bu etkenler olsa da ameliyat kararı alınmayabilir. Bu yaş grubunda ameliyat kararı almak için iyi bir değerlendirme yapılmalıdır.

Reflü Ameliyatı Riskli Bir Ameliyat Mı?

Reflü ameliyatı bu rahatsızlığın tedavisinde önemli bir seçenektir. Laparoskopik yöntemle yapılan ameliyatta hastanın karın bölgesini kesmeden 5-6 tane milimetrik boyuttaki delikten girilerek operasyon yapılıyor. Ameliyatta kesi olmadığı gibi hasta yaklaşık 24 saatin içinde taburcu edilebiliyor. Hastaların işine dönmesi de bir hafta sonunda gerçekleşebiliyor. Mide fıtığı olan hastaların ameliyatta fıtık onarımı da yapılabiliyor. Yemek borusu ve mide bileşkesine müdahale edilerek mideden kaçak önlenmiş oluyor.

İlaç yardımıyla mide asiditesi düşürülüyor ve yemek borusuna kaçan sıvıda tahriş edici özellik azaltılıyor. Fakat ilaç tedavisinin sürekli yapılması gerekiyor. Reflü ameliyatı hastalığın tamamen tedavi edilmesini sağlıyor. Reflü ameliyatının riskleri ise faydalarının yanında çok önemli değildir. Laparoskopik yöntemle yapıldığından komplikasyonları oldukça azdır. Ameliyattan sonra beklenen risklerden biri hastaların yutma güçlüğü yaşamasıdır. Bu sorun nadiren kalıcı hale gelebiliyor. Ayrıca teknik hata nedeniyle müdahale edilen bölgede açılma olabiliyor. Bu tür riskler revizyon ile düzeltilme olanağına sahiptir.

Reflü Ameliyat Edilmezse Ne Olur?

Yaşam tarzı değişimleri ve ilaç tedavisine rağmen düzelmeyen reflü ameliyat edilerek ortadan kaldırılmalıdır. Tedavi edilmeyen ve uzun yıllardır devam eden reflü nedeniyle yemek borusunun alt ucunda kronikleşmiş bir tahriş meydana gelebilir. Uzun süren bu olumsuz etki sonucunda Barrett denilen doku farklılaşmasına neden olabilir. Reflü hastalarının %10 kadarında bu sorun tespit edilebiliyor. Yemek borusunun alt ucunda kanser gelişimi bu hastalarda sağlıklı kişilere göre yüz kat fazla risk içermektedir. Barrett gelişimi üç evrede meydana gelmektedir.

Erken aşamada laparoskopik reflü ameliyatının yapılması gerekir. Reflü ameliyatı bölgedeki yaralanmanın kronikleşmesine engel olmaktadır. Ayrıca bölgedeki hasarın gerilemesine de yardımcı olur. Barrett gelişen hastaların yaşam boyunca takip altında olması gerekir. Bu hastalar reflü ameliyatı olsalar bile kanser gelişme riski bulunmaktadır. Bu nedenle ilaç tedavisi, diyet uygulamaları gibi tedavilerden netice alınamamış reflü hastalarının ameliyat edilmesi gerekir. Uzun süren ve doğru tedavi edilmeyen reflü kanser gelişimi bakımından risk kabul edilmektedir. Ancak her reflü hastasının kanser olacağı da söylenemez.

Ameliyat Sonrası İyileşme Süreci Ne Kadar?

Reflü ameliyatı olan hastalarda iyileşme süreci kısadır. Laparoskopik cerrahi alanındaki gelişmeler reflü tedavisinde önemli bir dönem açmıştır. Laparoskopik ameliyat reflü tedavisinde altın standart gibi görülmektedir. Laparoskopik reflü ameliyatı olan hastaların hastaneden taburcu edilmeleri yaklaşık 24 saat içinde gerçekleşmektedir. Hastalar konforlu bir şekilde ameliyat edilebilmektedir. Bunun başlıca nedeni hastaların iyileşme sürecinin kısa olması ve günlük yaşamına bir gün içinde dönmesidir. Çalışan hastaların işlerine dönmesi de bir hafta en fazla on gün içinde gerçekleşmektedir. Hastalar üç haftalık bir diyet sonucunda normal beslenmesine de geçebiliyor.

Reflü Ameliyatı Fiyatları Nelerdir?

Reflü ameliyatı fiyatları kullanılan tekniğe, ameliyatın yapılacağı kliniğin sunduğu koşullara, ameliyatı gerçekleştirecek cerrah ve ekibinin deneyimine ve uzmanlığına göre değişebilir. Bu yüzden hastaların öncelikle muayene edilmesi, gereken tetkiklerin yapılarak reflü tanısının kesin olarak konması ve ameliyatın nasıl yapılacağına karar verilmesi gerekir.

Reflü Ameliyatlarında Klinik Ve Hekim Tercihi Nasıl Yapılır?

Reflü ameliyatlarında klinik ve cerrah tercihinde reflü alanında uzmanlaşmış olmalarına bakılmalıdır. Ayrıca reflü ameliyatı genellikle laparoskopik yöntemle yapıldığından cerrahın bu alanda deneyimli olmasına da dikkat edilmelidir.

Reflü Ameliyatlarında Başarı Oranı Nedir?

Reflü ameliyatının başarı oranı oldukça yüksektir. Karın bölgesi kesilmeden reflü ameliyatının yapılması mümkün olmaktadır. Bu cerrahi yönteminin yaklaşık 50 yıl gibi uzun dönemdeki sonuçları da bilinmektedir. Laparoskopik reflü ameliyatında yüksek teknolojinin kullanılması halinde karın kesilmeden, uzman cerrahlar tarafından ortalama yarım saat içinde operasyon tamamlanıyor. Bu cerrahi reflü hastalığının kesin ve kalıcı tedavisi olarak görülmekle birlikte uzun dönemdeki sonuçları bilinen bir tedavi yöntemidir. Uzun dönemdeki başarı oranı bile %95 seviyesindedir.

Hastalar bundan sonraki yaşamlarına ilaç kullanmadan, diyet yapmadan reflünün etkisinde kalmadan devam edebiliyor. Ameliyatta yapılan müdahale ile mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasına engel olunur. Ancak bu başarının yakalanması için hastaların erken dönemde ameliyat edilmesi gerekmektedir.

Ameliyattan sonra hastaların taburcu olması aynı günde ya da bir gün sonra mümkün oluyor. Kesi yapılmadığı için hastaların yaşama uyum sağlaması, işlerine geri dönmesi birkaç günde mümkün oluyor. Ayrıca reflü nedeniyle yemek borusu tahrişinin de önüne geçildiğinden hastalarda uzun dönemde yemek borusu kanseri oluşma riski de azalıyor. Ameliyat olan hastaların yakınmaları birkaç günde ortadan kalkmaktadır. Hasta reflü çok ilerlemeden ameliyat olursa hem yemek borusu fonksiyonları bozulmaz hem de ameliyatın başarı oranı oldukça yükselir.

Ameliyat Sonrası Özel Diyetler Uygulanır Mı?

Ameliyatın sonunda hastalara genellikle dren yerleştirilmez. Sonda ise ameliyattan sonraki gün çıkarılır. Hastalar bu aşamadan itibaren sıvı yiyeceklere başlayabilir. Hastaların katı yiyeceklere başlaması ise üç hafta içinde kademeli olarak gerçekleşir. Hastalara taburcu olurken uygulaması gereken özel diyet menüsü de verilmektedir. Diyet menüsü mideyi zorlamayacak ve ağır besinlerden, aşırı yemekten korunacak şekilde düzenlenir.

Ameliyatın Tekrarlanması Gerekir Mi?

Reflü ameliyatında kullanılan tekniğe göre bazı vakalarda yeniden revizyon ameliyatı yapılması gerekebilir. Bu risk daha çok tam sarma işleminin yapıldığı Nissen Fundoplikasyon sonrası söz konusu olur. Parsiyel sarma yapılan ameliyatlarda revizyon yapma riski oldukça azdır.

Ameliyat Sonrası Ne zaman İşe Dönebilirim?

Laparoskopik reflü ameliyatı sayesinde hastaların çoğunluğu reflü yakınmalarından kurtulabilir. Hastaların çoğu ameliyat olduktan sonra ilaç kullanmaktan kurtulur. Ameliyatın temel hedefi mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasına engel olmak ve mide fıtığı varsa bunun önlenmesidir. Bu yüzden ameliyatın laparoskopik yöntemle yapılması tercih edilir. Hastalar ameliyat olduktan sonra bir gün hastanede kalır. Operasyondan bir gün sonra hastalar sıvı beslenmeye başlayabilir. Ameliyatın ağrı etkisi de oldukça azdır. Ameliyat sonrası hastaların işe geri dönmesi ise 7-10 içinde gerçekleşir. Hastaların reflü yakınmalarından kurtulması nedeniyle yaşamlarına sorunsuzca devam etmesi mümkün oluyor.

Reflü İlaçsız Veya Ameliyatsız Tedavi Edilebilir Mi?

Reflü tedavisi üzerine sürekli yeni araştırmalar yapılmaktadır. Yeni bulunan radyo frekans yardımıyla stretta yöntemi denilen tedavi yöntemiyle reflü ilaçsız veya ameliyatsız tedavi edilmeye başlanmıştır. Ülkemizde de uygulanan stretta endoskopik bir yöntemdir. Yemek borusunun alt ucundaki gevşeklik radyo frekans dalgası yardımıyla yarım saat gibi bir sürede giderilebiliyor. Bu şekilde hastalarda reflü tedavisi ameliyatsız ve ilaçsız şekilde yapılabiliyor.

Günümüzde toplumda her beş kişiden birini etkileyen reflü mide asidinin yemek borusuna kaçarak tahribata neden olmaktadır. Bu rahatsızlık genellikle göğüs kemiğinin arka kısmında, bazı hastalarda sırtta ve mide bölgesinde yanmaya neden olur. Reflü aynı zamanda ağza acı su gelmesi, mide ekşimesi, ağza besinlerin gelmesi gibi şikâyetlere neden olur. Ses kısıklığı, uzun süren boğazda enfeksiyon, geceleri etkili olan astım ve aşırı horlama gibi sorunlarda yaşanır. Hastaların yaşam kalitesi bu nedenle bozulur. Reflü tedavisinde günümüze kadar ilaç ve cerrahi tedavi kullanılıyordu. Stretta yöntemi reflü ameliyatının yakaladığı başarı oranını yakalamaktadır. Tedavi endoskopi kullanıldığında dikişe genel anesteziye gerek kalmadan tamamlanıyor. Ayrıca hastalar birkaç saatte günlük yaşamına dönebiliyor.

Reflü Psikolojik Olabilir Mi?

Reflü mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasıyla ortaya çıkan klinik belirtileri kapsayan bir rahatsızlıktır. Psikiyatri alanında sık rastlandığı gibi reflü rahatsızlığında da ayrım belirtilerin şiddetine, yaşama yaptığı etkilerle yapılmaktadır. Sağlıklı kişilerde de gün içinde bir saati bulan mide yanması ve fizyolojik reflü yakınması olabilir. Ancak reflünün tipik belirtileri olan pirozis ve regürjitasyon belirtileri içinden birinin bile haftada bir ve birden sık görülmesi ya da yemek borusu hasarının gelişmesi halinde reflü tanısı konulabilir.

Reflü rahatsızlığının psişik gerilimlerle ilişkisi olduğu düşünülebilir. Araştırmalar reflü hastalarının %60 kadarında stresle birlikte belirtilerin arttığını göstermiştir. Hastalar üzerinde yapılan araştırmada yaşam biçimi ve psikososyal etkenler ile reflü ilişkisi incelenmiş ve rahatsızlığın temel riski olarak psikiyatrik hastalık ve psikolojik stres tespiti yapılmıştır. Reflü olanların daha fazla psikolojik distres altında olduğu belirlenmiştir. İncelemede iki grup hastanın içinde yoğun psişik stres altında olanların ve reflü hastalarının %30 kadarında tespitlere göre belirlenecek tedavi girişimlerinin de daha faydalı olacağı kabul edilmiştir.

Yemek borusu mukozasında hasar olanlarda yaygın olarak duygu durumu bozuklukları ve anksiyete bozukluğu görülmektedir. Stres ve reflü arasındaki bağlantının yemek borusundaki hasarın etkili olduğu düşünülmektedir. Stres altındaki hastalarda alt sfinkter basıncının kısa süreli arttığı ve bunun da reflüye zemin hazırladığı yönünde tespitler yapılmıştır. Dolayısıyla reflü psikolojik olarak hastaları etkileyebilir şeklinde bir yorum yapılabilir.

Reflü Ameliyatını Hangi Doktor Yapar?

Reflü yemek borusunu ve mideyi ilgilendiren bir hastalıktır. Tedavi edilmesi oldukça güçtür. Çoğu zaman cerrahi uygulamadan sonra dahi tekrarlaması mümkündür. Operasyonu yapacak doktorun bu konudaki uzmanlık seviyesi tekrar riskini azaltan faktörlerin başında gelmektedir. Reflü ameliyatı olmak isteyen hastaların dahiliye kliniğine başvurmaları gerekir. Muayenenin ardından ameliyata karar verilmesi durumunda operasyon genel cerrahi uzmanları tarafından yapılır.

Reflü Ameliyatı Hangi Durumlarda Yapılır?

Reflünün tedavisinde ilk metot olarak cerrahi düşünülmez. Ameliyatsız yöntemler başlıca kontrol altında tutma ve tedavi yöntemleridir. Ameliyatsız yöntemlerle reflünün kontrol altına alınamadığı durumlarda cerrahi müdahalenin yapılması gerekmektedir. Yanma şikayetinin sürekli hale gelmesi, yatınca daha da artması; solunum yolu üzerinde de tahribatlara başlaması başlıca ameliyat sebepleridir.

DMCA.com Protection Status