ameliyat.com

Rahim Kanseri Ameliyatı


Resim Yükleniyor...

İlk evre rahim kanserinden üçüncü evreye kadar olan rahim kanserlerinde rutin olarak uygulanan tedavi ameliyattır. Bu ameliyat, birçok farklı operasyonun aynı anda yapıldığı detaylı bir ameliyattır. Rahim kanseri ameliyatında, pelvik ile paraaortik bölgede bulunan lenf bezleri, yumurtalıklar ve fallop tüpleri alınır. Bu işleme “bilateral salpingooferektomi” adı verilir. Aynı ameliyatın devamında rahim tamamen alınır. Bu işleme de “total histerektomi” adı verilir. Ameliyatın histerektomi uygulanan bölümünde rahim bağ dokuları ve damarları da kesmek gerekir, daha sonrasında bu yapılar özel olarak üretilmiş süturlar ile dikilir.

Birçok insan hastalık belirtisi gördüğünde doktora gitmekten çekinir. Bu durum kanserin ilerlemesine ve diğer organlara yayılmasına sebep olur. Eğer kanser hücreleri rahmin dışını da kaplamışlarsa histerektomi işlemi etkili ve yeterli olur. Fakat kanser hücreleri pelvik ve paraaortik bölgede bulunan lenf bezlerine yayılmışlarsa, bu bölgelerde bulunan ve kanser hücresi taşıdığından şüphelenilen lenf bezlerinin de alınması şarttır. Daha sonrasında alınan parçalar özel bir solüsyon içerisine koyularak incelenmesi için patoloji laboratuvarına gönderilir. Ameliyattan sonra kemoterapi ve radyoterapi gibi tedavilerin uygulanıp uygulanmaması, kanserin evresine göre değişim gösterir.

Kanser hücrelerinin radyolojik testlerle teşhis edilebilmesi için, kanser hücrelerinin belirli bir büyüklüğe gelmiş olmaları gerekir. Bazen kanser hücreleri diğer organlara yayılır ancak fark edilemeyecek kadar küçük oldukları için ameliyat sırasında alınamazlar. Bunun sonucunda ameliyattan sonra hastalık tekrar eder. Doktorlar, kanserin evresine göre kanser hücrelerinin yayılıp yayılmadıklarını tahmin eder ve ona göre bir tedavi yolu seçerler. İlerleyen dönemlerde hastalığının tekrar edeceği öngörülen hastalara önlem amacı ile kemoterapi ve radyoterapi tedavisi uygulanır.

Rahim Kanseri Ameliyatı Hakkında

Rahim kanseri teşhisinin ardından kanserin kaçıncı evrede olduğuna bakılır. İlk üç evrede ameliyat uygulanırken, son evrede genellikle ameliyat tercih edilmez. Rahim kanseri ameliyatı, birkaç ameliyatın birleşmesi ile oluşur. Bu ameliyat sırasında bilateral salpingooferektomi ve total histerektomi ameliyatı aynı anda yapılır.

Bilateral salpingooferektomi ameliyatında yumurtalıklar ve fallop tüpleri alınır, bazen ek olarak alt karın bölgesinde yer alan lenf bezleri de alınır. Lenf bezlerinin alınması işlemi hala tartışılan bir konudur. Eğer lenf bezlerinde kanser yayılması tespit edilmişse lenf bezlerinin alınması yaşam süresini uzatır ancak yapılan ameliyatın sonucunda görülen yan etkilerde artış yaşanır. Bu yüzden uzmanlar, lenf bezlerinin çok gerekli durumlar haricinde alınmasını önermezler.

Kanser hücreleri ilk aşamalarda BT ya da PET gibi tetkiklerde görülemezler. İlerleyen evrelerdeki kanserler tespit edildiklerinde çevre dokulara yayılmış olma ihtimalleri vardır ancak hücreler henüz çok küçük oldukları için görülemeyebilirler. Bu duruma mikrometastaz denir. Ameliyat planlaması yapılırken mikrometastaz olasılığının da göz önünde bulundurulması gerekmektedir. Ameliyat öncesinde varlığı tespit edilemeyen bu hücreler, ameliyat sonrası dönemde kanserin tekrar etmesine sebep olurlar. Kişilerin sahip olduğu kanser evresine göre tahmin yürütülebilir. Eğer kanserin lenf bezlerine yayılmış olma ihtimali söz konusuysa ameliyat sırasında lenf bezleri de alınmalıdır. Alınan bu parçalar özel solüsyonlu kaplarda muhafaza edilir ve detaylı bir şekilde incelenmesi için patoloji laboratuvarına gönderilir. Daha sonrasında önlem amacı ile kemoterapi ve radyoterapiye başlanır.

Rahim Kanseri Risk Faktörleri

Risk faktörleri; bir hastalığın ortaya çıkma ihtimalini etkileyen unsurlardır. Her hastalıkta olduğu gibi kanserde de değiştirilebilen ve değiştirilmesi mümkün olmayan faktörler vardır. Alkol kullanımı gibi kişiye bağlı olan durumlar değiştirilebilir risk faktörleri arasında yer alırken, genetik ve yaş gibi durumlar ise değiştirilmesi mümkün olmayan risk faktörleri arasında yer alır. Her bir faktörün hastalığın ortaya çıkışında ayrı bir oranda etkisi vardır.

Risk faktörlerine sahip olan her kadının rahim kanseri olması gibi bir durum söz konusu değildir. Bazı faktörler hastalığın ortaya çıkması riskini arttırır ancak direkt olarak hastalığa sebep olmaz. Rahim kanseri teşhisi koyulan bazı kadınların risk faktörlerinden hiçbirine sahip olmadıkları da görülmüştür ya da birden fazla risk faktörü mevcutsa hangisinin hastalığı başlattığını tespit etmek mümkün olmaz.

Rahim kanseri risk faktörleri arasında menstrüasyonun erken başlayıp menopozun geç başlaması vardır. Bunun haricinde hiç hamilelik geçirmemiş olmak, menstrüasyon düzensizliği, obezite, yanlış beslenme, diyabet, over tümörüne sahip olmak, ileri yaş, cinsel ilişkiye erken başlama, çok eşli ve korunmasız cinsel hayat, sigara ve alkol kullanımı, bağışıklık sisteminin zayıf olması, ailede kanser öyküsünün olması, HPV, genital organ enfeksiyonlarının sık görülmesi de risk faktörleri arasında yer alır. Bu faktörlerden bir ya da birkaçı mevcut olabilir. Eğer aile geçmişinde kanser öyküsü varsa daha dikkatli olunmalı ve hayat tarzında küçük değişiklikler yaparak en azından değiştirilebilir risk faktörleri ortadan kaldırılmalı.

Rahim kanseri, tarama testlerinin düzenli olarak yaptırılması ile ortadan kaldırılabilecek bir hastalıktır. Özellikle birinci derece yakınlarında meme kanseri ya da yumurtalık kanseri olan kişiler varsa rahim kanseri riski oldukça yükselir. Bu yüzden düzenli olarak tarama testleri yaptırmalı ve hiçbir belirtiyi görmezden gelmemelilerdir.

Cinsel İlişkiye Erken Yaşta Başlama

Cinsel ilişkiye erken yaşta başlamak, rahim ağzı kanserini arttırmaktadır. Çünkü bu kişiler, sayı olarak daha fazla cinsel ilişki yaşarlar ve her cinsel ilişki bir risktir. Cinsel ilişkiye erken yaşta başlayan kişilerin HPV ile karşılaşma ihtimalleri, Cinsel ilişkiye erken yaşta başlamayan kişilerin HPV ile karşılaşma ihtimallerinden daha yüksektir.

Çok Eşli ve Korunmasız Cinsel Hayat

Rahim kanserine yol açan Human Papilloma Virus cinsel yolla ya da direkt temas ile bulaşır. Prezervatif kullanımı riski azaltsa da bulaşmayı tam olarak engellemez. Türkiye’de yapılan HPV testinde 25 yaş altı kişilerde %32 - 64 oranında pozitif sonuç elde edilmiştir. Bu yüzden çok eşli ve korunmasız cinsel hayatı olan kişiler çok daha büyük bir risk altındadır. HPV bulaştıktan sonra yaklaşık olarak 10 yıl içinde kansere sebep olabilmektedir. Birçok insana virüs bulaştıktan sonra bağışıklık sistemi devreye girerek virüsün etkisini yok eder ve kişi herhangi bir sorun yaşamaz. Ancak, bağışıklık sistemi zayıf olan ve risk faktörlerinden birçoğuna sahip olan kişiler dikkatli olmalı ve düzenli kontrollerini yaptırmalılardır. Tek eşlilik ve prezervatif kullanımı ile bu virüsün bulaşma riski en aza indirgenebilmektedir.

Sigara içmek

Sigaranın tütününde bulunan birçok madde kanserin tetiklenmesinde rol oynar. İnsanlarda, hücrelerin yenilenip yenilenmeyeceğinin kararı vücut tarafından verilir. Sigaranın içinde bulunan bu maddeler, vücudun hücre yenilenmesindeki etkisini bozarak DNA yapısında değişikliklere sebep olup hücre yenilenmesinin kontrolünü devralıyorlar. Böylelikle ortaya kanser hücreleri çıkıyor ve giderek çoğalıyorlar. Normalde insan vücudu DNA’da meydana gelen hasarları tamir edecek şekilde çalışır. Ancak, sigaranın içinde bulunan zehirleyici maddeler, vücudun bu görevini yerine getirmesine engel oluyor ve bunun sonucunda ortaya kanser çıkıyor.

Sigara bırakıldıktan sonraki ilk 5 yıl içinde birçok kanser türünün ortaya çıkma riski düşer. Sigarayı bıraktıktan 10 yıl sonra, sigara içen birine göre kanser olma riski %50 oranında azalır. Daha önce hiç sigara kullanmamış bir insan ile aynı yüzdeye sahip olabilmek için ise aradan en az 20 ile 30 yıl geçmiş olması gerekir.

Sigara kullanmasa da sigara dumanına maruz kalan birçok kişi bulunmaktadır. Bu kişiler de sigara dumanında bulunan zehirli maddeleri soludukları için ciddi bir risk altındalardır. Kişilerin pasif içicilikten kaçınması da oldukça önemli bir konudur.

Bağışıklık sisteminin zayıf olması

Birçok hastalığın ortaya çıkmasının sebebi zayıf bağışıklık sistemdir. Yetersiz beslenme, uykusuzluk ve stres gibi faktörler bağışıklık sisteminin giderek zayıflamasına yol açarlar. Normalde HPV gibi kansere yol açan virüsler bağışıklık sistemi tarafından yok edilseler de, bağışıklık sistemi zayıflamış kişilerin durumu aynı olmuyor. Vücudun bağışıklık sistemine üstün gelen virüs, ilk olarak genital siğil ve uçuk gibi hastalıklara sebep olurken, ilerleyen zamanlarda rahim kanserinin ortaya çıkmasına sebep oluyor. Bu yüzden yıl içinde sık sık hasta olan kişiler, bağışıklık sistemlerinin zayıf olduğunun bilincine varmalı ve hayat tarzlarında bazı değişiklikler yapmalılardır. Omega 3 ve D vitamininden zengin beslenilmeli, düzenli uyunmalı ve stresle başa çıkma yöntemleri öğrenilmelidir.

Sık Görülen Genital Organ Enfeksiyonu

Genital organlarda sık sık enfeksiyon görülmesi, rahim kanseri riskini arttırmaktadır. Özellikle tedavi edilmemiş enfeksiyonlar ciddi tehlike oluşturur. Bu yüzden kişiler, enfeksiyon belirtilerini fark eder etmez hastaneye başvurup tedavi olmalı ve düzenli olarak pap smear testi yaptırmalılardır.

Çok Sayıda Doğum Kontrolü

Doğum kontrol hapı kullanımı tek eşli kişilerde daha fazla önerilse de, en sağlıklı yöntem prezervatif kullanımıdır. Doğum kontrol hapları, hormon seviyelerinde değişiklikler sağlayarak gebeliği önleyen ilaçlardır ve doktor kontrolü olmadan kullanılmamalıdır.

Doğum kontrol haplarının 5 yıl süreyle kullanılması, rahim kanseri riskini 2 kat arttırır. 10 yıl süreyle kullanan kişilerde ise bu oran 4 kat olarak belirlenmiştir. Cinsel ilişki sırasında prezervatif kullanılmadığı için arada koruyucu bir bariyer olmaz, gebelik önlense de cinsel yolla bulaşan hastalıklar önlenemez. Bu yüzden doğun kontrol hapı kullanan ve çok eşli cinsel yaşamı olan kişiler HPV’nin bulaşması açısından yoğun risk altındalardır. Ayrıca, doğum kontrol hapları, rahim ağzında değişikliklere sebep olarak HPV’nin bulaşma riskini arttırabilir. Yine de bu konuda net ve kanıtlanmış bilimsel açıklamalar yok. Tartışmalar ve araştırmalar hala devam etmekte.

Düşük Sosyoekonomik Düzey

Güçlü bir bağışıklık sistemi birçok hastalığın ortaya çıkmasına engel olur. Kişiler bağışıklık sistemlerini güçlendirmek için düzenli uyku, stressiz bir yaşam ve dengeli beslenmeye ihtiyaç duyarlar. Bol bol sebze ve meyve tüketilmeli, omega 3 ve vitaminler alınmalıdır. Böylelikle kişilerin bağışıklık sistemleri çok daha güçlü olur. Sosyoekonomik düzeyi düşük olan kişilerde çoğunlukla yetersiz beslenme gözlemlenir. Bu kişiler her gün olmasa da belirli zaman aralıklarıyla gereken vitamin ve mineralleri almalılardır.

Rahim kanseri aşı ile önlenebilen bir kanser türüdür. Bazı ülkelerde bu aşı rutin olarak uygulansa da Türkiye’de ücretli ve isteğe bağlı olarak uygulanır. Toplamda 3 doz yapılması gereken bu aşının doz fiyatı 130 TL’dir. Sosyoekonomik düzeyi yetersiz olan kişilerin aşı yaptırmaları mümkün olmadığı için rahim kanserleri hala görülmektedir.

Gelişmiş ülkelerdeki gelir düzeylerinin dengeli olması ve eğitim seviyesinin yüksek olması sebebi ile rahim kanseri yaygın olarak görülmemektedir. Birçok kanser başlangıcı rutin kontroller sırasında tespit edilerek tedavi edilir ya da aşı ile engellenir. Ancak, gelişmekte olan ülkelerde bilinçsizlik seviyesi biraz daha yüksektir ve gelir dağılımları yeterince dengeli değildir. Bunun sonucunda rahim kanserleri daha yüksek oranlarda görülür.

C ve A Vitamini Eksikliği

C vitamini, suda kolaylıkla çözülen bir vitamin türüdür ve vücutta depolanamaz. Ter ve idrar yolu ile atılır. Bu yüzden her gün belirli bir miktarda alınmalıdır. Yetişkin kadınlarda günlük 75mg C vitamini yeterli olan miktardır. Biber, maydanoz, turunçgiller, karalahana ve brokoli gibi besinler C vitamini açısından zengindir.

Yetişkin kadınların günlük A vitamini ihtiyacı 0,8 mg’dır. Peynir, yoğurt, yumurta, balık yağı, mercimek, ıspanak ve maydanoz gibi gıdalar A vitamini yönünden zengindir.

Kanser oluşumlarında etkisi olduğu düşünülen faktörlerden biri de A ve C vitamini eksikliğidir. A ve C vitamininin kanseri önlediğine dair düşünceler bulunmaktadır. Bu kanıtlanmış bir düşünce olmasa da, bağışıklık sistemine etki ederek kanser hücresinin yok edilmesini dolaylı olarak etkilediği savunulmaktadır.

Güçlü bir bağışıklık sistemi vücudu birçok hastalıktan korur. Bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini oluşum evresinde yok ettiği de bilinmektedir. Bağışıklık sistemi güçsüzleştikçe kontrolsüz çoğalan bu hücreler bağışıklık sistemine üstün gelir ya da saklanmayı başararak gelişimini tamamlayabilir. Bunun sonucunda ortaya kanser çıkar. Yeterli ve dengeli beslenme ile bağışıklık sistemi güçlendirilmeli. Tüm vitamin ve mineraller eksiksiz bir şekilde tüketilmelidir. Sık sık hasta olan kişiler gerekli kan testlerini yaptırarak vücutlarında hangi maddelerin yetersiz olduğunu öğrenebilir ve beslenmesini düzenleyerek bağışıklık sistemini güçlendirebilir.

HPV

Her insan hayatının birçok bölümünde HPV’ye maruz kalabilir. Bağışıklık sistemi güçlü olan kişilerde bu virüs kolaylıkla devre dışı bırakılır ve HPV’nin kansere yol açması engellenmiş olur. Düzenli olarak doktor kontrolüne gidip pap smear testi yaptıran kadınların birçoğu rahim ağzı kanseri olmaz. Bağışıklık sistemi yetersiz çalışan kişilerde HPV virüsü üstün gelir ve rahim ağzında bazı değişikliklere sebep olur. Hücrelerde meydana gelen bu değişim, rutin doktor kontrolleri sırasında fark edilir ve takip altına alınır. Böylelikle kanser daha oluşmadan önlenir. Eğer kontrol altına alınmazsa yaklaşık olarak 10 yıl sonrasında kansere sebep olabilir.

Çok eşli cinsel hayat HPV’nin bulaşma riskini arttırır. Ancak tek eşli bir kadına da HPV bulaşması ihtimali bulunmaktadır. HPV tipleri arasında yaklaşık olarak 13’ü rahim kanserine sebep olur. Türkiye’de kansere en çok sebep olan HPV türleri, HPV 16 ve 18’dir.

Pap Smear testi, rahim kanserinin ortaya çıkma ihtimalini azaltır. Pap smear testi sırasında rahim hücrelerinden örnek alınarak incelenir ve herhangi bir kanser belirtisi olup olmadığına bakılır. Eğer test sonucunda şüpheli bir durum varsa, rahimden biyopsi örneği almak gibi ikinci aşama tetkikler yapılır. Rahim kanseri vakalarının çoğundaki ortak nokta, daha önce hiç pap smear testi yaptırmamış olan kadınlarda ortaya çıkmasıdır. Eğer düzenli olarak pap smear testi yapılırsa kanser oluşumu engellenebilir çünkü kanserin oluşma süresi yaklaşık olarak 10 yıldır.

Belirtileri

Rahim kanseri oluşum göstermeye başladığı ilk zamanlarda belirti vermeyebilir. Rutin kontrol sırasında ya da dışarıdan bakıldığında görülecek sorunlar oluşmayabilir. Rahim kanserinin erken dönemde teşhis edilebilmesi için pap smear testi ya da kolposkopi işlemi yapılması gerekir. Pap smear testi yapılırken hastanın rahim ağzından görüntü alınır. Kolposkopi ise rahim ağzının kolposkop adı verilen bir cihazla daha yakından incelenmesi işlemidir. Bu testler sonucunda hastanın rahminde bir anormallik olduğu tespit edilirse, biyopsi işlemi yapılır ve kesin tanı koyulur. Rahim kanseri ilerledikçe belirtiler de görülmeye başlar. Kanlı vajinal akıntı, cinsel ilişkiden sonra kan gelmesi, adet döneminde düzensizlikler gibi belirtiler görülür. Çok ilerleyen hastalıklarda tümör, muayene sırasında kolaylıkla görülebilir. Kanserin ileri aşamalarında idrar yaparken sıkıntı yaşama, dışkı yaparken zorlanma ve bacak ağrıları meydana gelir.

Cinsel İlişki Sonrası Kanama

Adet dönemi haricinde kanama olması kanser belirtileri arasında yer alır. Özellikle cinsel ilişki sonrasında postkoital kanama olarak adlandıran bir kanamanın olması riskli bir durumdur. Böyle bir durum fark edildiğinde en kısa süre içinde bir kadın doğum doktoruna muayene olmak gerekir.

Vajinadan Gelen Çok Az kanlı, Sulu ve Kokulu Akıntı

Vajinal akıntılar, mestural siklusun doğal oluşumlarıdır. Bu akıntılar renksiz ve kokusuz olurlar. Bazı kişilerde miktar olarak fazla olsa da sağlık açısından tehdit oluşturmaz. Eğer bu akıntılar sarı yeşil renkli, kötü kokulu, süt kesiğine benzer tarzdaysa ve kaşıntı, yanma gibi belirtiler ile seyrediyorsa enfeksiyon varlığını işaret eder. Akıntıda ince çizgiler halinde kan oluyorsa, sulu ve kötü kokulu bir akıntı varsa rahim kanseri şüphesi oluşur. Vajinal akıntılardaki anormallikler göz ardı edilmemeli ve bir hekime başvurulmalıdır.

Pelvik Ağrı

İlerlemiş rahim kanserlerinde şiddetli pelvik ağrılar görülür. Kasık bölgesinde ya da karnın alt bölgesinde oluşan ağrılara, pelvik ağrı denir. Bu ağrı bazen sırt bölgesine ya da kalçaya yayılma gösterebilir. Pelvik ağrının ortaya çıkmasına sebep olabilecek birçok sistemik hastalık vardır. Pelvik ağrıları genellikle önemsenmez ve ilaçların yardımı ile görmezden gelinir. Eğer 6 ay boyunca sürekli olarak gidip gelen ağrılar yaşıyorsanız “kronik ağrı” yaşıyorsunuz demektir. Böyle durumlarda altta yatan sebep mutlaka araştırılmalıdır.

Menopoz Döneminde Olan Kadınlarda İnce Berrak ve Beyazımsı Akıntı

Menopoz dönemindeki kadınlarda yumurta hücresi üretimi durduğu için adet kanaması da olmaz. Menopoza giren kadınlarda vajinal akıntı olması bazı durumlarda normal olarak kabul edilebilir. Ancak bu akıntının özellikleri çok önemlidir. Kötü kokulu, süt kesiği gibi ya da yanma ve kaşıntıya sebep olan anormal akıntılar fark edildiğinde bir jinekoloğa başvurulmalıdır. Bu akıntıların sebebi bazen enfeksiyonken bazen de rahim kanseri gibi ciddi bir hastalık olabilir. Muayene sırasında kanser riski göz önüne alınarak gerekli testler uygulanır.

Alt Karında Meydana Gelen Çeşitli Ağrılar

Alt karın ağrıları, kadınların sık karşılaştıkları sorunlardandır. Bu ağrıların dış gebelik, adet öncesi ağrılar, yumurtlama ağrıları, myomlar ve yumurtalık kistleri gibi birçok sebebi olabilir. Süreklilik gösteren ağrılar görmezden gelinmemeli ve bir jinekolog ile görüşülmelidir. Bazen normal kabul edilebilecek sebepler ağrı oluştururken, bazen de rahim kanseri gibi ciddi durumlarla karşılaşılabilir. Detaylı bir muayene yapılmalı ve kesin teşhis koyulmalıdır.

Histerektomi Ameliyatı Hangi Durumlarda Yapılır?

Histerektomi ameliyatı, rahmin tamamen alınması işlemidir. Rahim myomları, kadınlarda en fazla görülen iyi huylu tümörler arasında oldukları için, histerektomi ameliyatları da en çok rahim myomu teşhisi koyulmuş kadınlara yapılmaktadır. Ameliyat kararının verilmesinde hastanın yaşı büyük rol oynar. Rahimde ortaya çıkmış olan bu myomların ameliyat ile alınması için aşırı adet kanaması, alt karın ağrısı ve bel ağrısı gibi sorunlara yol açmaları gerekmektedir. Küçük ve zararsız myomlarda histerektomi ameliyatı yapılmaz. Bazen de myom ya da polip benzeri sorunlar olmamasına rağmen düzensiz ve fazla miktarda adet kanaması görülür. Böyle durumlarda ilaç tedavileri sorunu çözmezse histerektomiye başvurulur.

Rahim ağzında meydana gelen bazı değişiklikler fark edildiklerinde kansere sebep olma ihtimalleri göz önüne alınarak önlem amacı ile histerektomi yapılabilir. Özellikle ileri yaştaki kadınlarda zaman içinde rahmi tutan bağlar zayıflar ve rahim dışarı doğru sarkar. Bu durumda da rahmin alınması gerekir.

Doğum sırasında beklenenden çok daha fazla kanama olabilir ve bu kanama kontrol altına alınamayabilir ya da rahimde yırtık oluşabilir. Böyle durumlar hastanın hayatını tehlikeye atar. Bu yüzden acil histerektomi yapılır ve hasta kurtarılır. Tüm bu sebeplerin haricinde rahim kanseri, yumurtalık kisti gibi hastalıklarda da histerektomi ameliyatı yapılmaktadır.

Uterus Myomları

Uterus (rahim) myomları, rahmin düz kaslarında oluşan iyi huylu tümörlerdir. Myomların boyutları çeşitlilik gösterir. Bir nohut tanesi boyutunda olan myomlar da vardır futbol topu büyüklüğüne ulaşan myomlar da vardır. Myomlar en sık 35 ile 45 yaş arasındaki kadınlarda ortaya çıkar. Ergenlik döneminde yok denecek kadar az görülür. 35 yaşından büyük olan kadınların yaklaşık olarak %40’ında uterus myomu saptanmıştır.

Uterus myomları çoğunlukla küçük boyutlarda sınırlı kalırlar ve herhangi bir şikâyete yol açmazlar. Bu yüzden tedavi gerektirmezler. Ancak bazı myomlar kanama gibi şikayetlere sebep olur, aşırı büyüyerek fallop tüplerine baskı oluşturur ve kısırlığa sebep olabilir ya da kötü huylu tümör belirtileri gösterebilirler. Böyle durumlarda tedavi şart olur. Genellikle tüm tedaviler cerrahi yöntem kullanılarak yapılır. Rahim, myom ile birlikte çıkarılır.

Endometrial Polip

Endometrial polipler, endometriumda (rahmin iç zar dokusu) oluşum gösterirler. Endometrium üzerindeki bazı noktalarda büyüme meydana gelir ve rahim boşluğunun iç kısmına doğru itilir. Bunun sonucunda ortaya polip çıkar. Polipler endometriuma yapışık haldelerdir. Endometrial polipler, çoğunlukla rahmin tepe noktalarında yerleşim gösterirler. Bir kişide tek bir polip olabileceği gibi birden fazla da polip olabilmektedir.

Endometrial poliplerin görülme sıklıkları hakkında farklı araştırmalar vardır. Bazı kaynaklar %50 gibi bir oran verirken, bazı kaynaklar ise %10 gibi bir oran vermektedir. Polipler her yaşta ortaya çıkabilir. Genellikle 40 ile 50 yaş arasında görülürler. Belirti verme oranları düşüktür. Birçoğu farklı amaçlarla uygulanan tetkikler sonucunda fark edilir. Bazı polipler adet düzensizliği ve ara kanamalara sebep olabilir. Teşhis edilen polip alındıktan sonra patoloji laboratuvarına gönderilir ve kansere yol açıp açmayacağına bakılır. Riskli durumlarda rahim tümüyle alınır.

Endometrial Hiperplazi

Endometrial hiperplazi, endometrium tabakasının olması gerekenden çok daha fazla kalınlaşması olarak tanımlanabilir. Her endometrial hiperplazi kanser oluşumu olduğunu göstermez. Ancak, tedavi geciktikçe kansere dönüşme riski de artar. Endometrial hiperplazinin en çok görülen belirtisi anormal kanamalardır.

Rahim duvarı (endometrium), östrojen ve progesteron hormonlarının etkisi ile kalınlaşarak rahmi gebeliğe hazırlar ve gebelik oluşmadığında adet kanaması gerçekleşir. Artan östrojen rahim duvarını kalınlaştırırken, döllenme olmadığı halde progesteron hormonu devreye girmezse rahim duvarı giderek daha kalın bir hale gelir. Aşırı kalın hale gelen endometrium tabakası dökülmeye başlar ve ortaya anormal kanamalar çıkar.

Endometrial hiperplazilerde, endometrium hücreleri biyopsi ile incelenir ve herhangi bir anormallik olup olmadığına bakılır. Eğer hücrelerde bir değişim yoksa ilaç tedavisi ile başarı sağlanır. Ancak hücrelerde kanser oluşumunu işaret eden herhangi bir bulgu varsa histerektomi ameliyatı yapılır.

Tedavi Edilemeyen Adet Düzensizlikleri

Aşırı miktarda kanama olması, kanamanın 7 günden uzun sürmesi, iki adet dönemi arasında küçük kanamalar yaşanması gibi adet düzensizlikleri tedavi gerektirirler. İlk olarak ilaç tedavisi uygulanır. Uygulanan ilaç tedavisine rağmen düzelme sağlanamazsa histerektomiye başvurulur. Yapılan histerektomi ameliyatlarının %20’lik kısmı, hormonal bozukluklara bağlı olarak gelişen düzensiz adet kanamalarının tedavisi içindir.

Rahmin Dışarı Sarkması

Rahim, pelvis adı verilen çatı kemiklerine bağ dokular ile bağlanmıştır. Bu bağlar doğum, hamilelik, genetik yatkınlık gibi sebeplerle zayıflama gösterebilir. Bağlar zayıfladıkça rahim aşağı doğru inmeye başlar. Önce vajinaya doğru iner, daha sonra ise vajinadan dışarı çıkmaya başlar. Bazen dışarı çıkan rahim, önünde ve arkasında bulunan mesane ve rektumu da dışarı doğru çekebilir. Rahim sarkmasının belirtileri vajinanın içinden gözüken rahim, alt karın bölgesinde ağırlık hissi oluşması, idrar kaçırma, bel ağrısı ve cinsel ilişki sırasında ağrı yaşanmasıdır. Erken dönemlerde bağlarda onarım yapılması tercih edilse de ilerleyen vakalarda histerektomi yapılır.

Doğum Komplikasyonları

Doğumdan sonra rahimde başlayan kanamanın durdurulamaması ya da rahimde tamir edilmesi mümkün olmayan yırtıkların oluşması ya da plasentanın olması gerekenden daha derine tutunması sonucunda içeride kalması gibi durumlar hayati tehlike yaratırlar ve acil histerektomi gerektirirler.

Rahim Kanseri Teşhisi

Rahim kanseri, kadınlarda en fazla görülen kanserler arasındadır. Rahimde bulunan hücrelerde kimyasal değişim başlar ve hücreler kontrolsüz bir şekilde üremeye başlar. Oluşturdukları kitleye tümör denir ve kanser başlamış olur.

Rahim kanserinin teşhisi için temel tetkikler, biyopsi, kolposkopi ve rektovajinal muayenedir. Bunların haricinde pap smear testi, bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntüleme, pozitrom emisyon tomografisi, kan sayımı, sistoskopi, protoskopi ve anestezi altında muayene ile de kanser teşhisi yapılabilir. Ayrıca kanserin yayılıp yayılmadığı da anlaşılabilir.

Smear Testi

Pap smear testi, rahim ağzındaki hücrelerin fizyolojilerinin yakından incelenebilmesi için sürüntü alınması işlemidir. Pap smear testi rahim kanseri için teşhis değil tarama testidir. Amacı, kanser başlamadan önce rahim ağzında meydana gelen hücre değişimlerini erkenden tespit etmek ve kanser oluşmadan önce müdahale yapılmasını sağlamaktır. Düzenli olarak pap smear testi yaptırmayan kadınlarda kanserin daha başlamadan tespit edilmesi mümkün olmaz ve başlayan hücresel değişimler kansere dönüşür.

Pap smear testi yapılacak hasta jinekolojik muayene masasına yatırılır ve jinekolojik pozisyon alması sağlanır. Spekulum yardımı ile rahim görülür. Daha sonra özel bir test çubuğu rahim ağzına sürülerek örnek alınır. Bu işlem sırasında parça alınmaz. Parça alınmadığı için hastanın canı yanmaz. Pap smear testi yaklaşık olarak 2 dakika sürmektedir. Çubuk ile alınan sürüntü örneği lam üzerine sürülür. Daha sonra özel bir sprey yardımı ile lama sabitlenir ve patoloji laboratuvarına yollanır. Bir diğer yöntemde ise alınan sürüntü örneği, laboratuvara içinde sıvı bulunan bir kaba koyularak patoloji laboratuvarına gönderilir.

Daha önce hiç cinsel ilişkiye girmemiş kadınların pap smear testi yaptırmaları gerekmez. Çünkü rahim kanserlerinin %99’u rahim ağzına HPV bulaşması ile ortaya çıkar ve HPV rahim ağzına sadece cinsel yol ile bulaşır. Bu yüzden hiç cinsel ilişki yaşamamış kadınların rahim kanseri olma riski yok denecek kadar azdır.

Pap smear testi yapılmadan önceki 2 gün cinsel ilişkiye girilmemelidir. Ayrıca vajinal yoldan hiçbir ilaç alınmamalı ve tampon kullanımından uzak durulmalıdır. Vajina içi suyla ya da özel solüsyonlar ile yıkanmamalıdır. Pap smear testi, adet dönemi sırasında uygulanmaz. Tüm bu konulara dikkat edilmelidir, aksi halde testin sonucu doğru olmaz.

Pap smear uygulaması sonrasındaki birkaç saat içinde nadir de olsa lekeleme tarzında kanama görülebilir. Ayrıca test yaptıran kişilerin aynı gün içinde cinsel ilişkiye girmelerinin bir sakıncası yoktur. İşlem herhangi bir ağrıya sebep olmadığı için kişi hastaneden çıkar çıkmaz günlük hayatına kaldığı yerden devam edebilir.

Pap smear testi en erken 21 yaşında yapılmalıdır. 21 yaşını geçmesine rağmen cinsel ilişki yaşamamış kadınların tahlilleri cinsel ilişkiye girmeye başladıktan sonra yapılır. Eğer kişi 21 yaşından önce cinsel ilişkiye girmişse test uygulamasına yine de 21 yaşına geldiğinde başlanır. 21 ile 30 yaş arasındaki kadınlar 3 yılda bir, 30 ile 65 yaş arasındaki kadınlar HPV testiyle birlikte 5 yılda bir pap smear testi yaptırmalıdır. Eğer HPV testi yapılamıyorsa sadece pap smear testi 3 yılda bir yaptırılmaya devam edilmelidir.

Pelvik Muayene

Pelvik muayenede üreme organlarının görünüşleri kontrol edildikten sonra palpasyon ile son kontroller gerçekleştirilir. Pelvik muayene rutin kontroller arasında yer alır ve her muayenede yapılır. Bunun haricinde anormal vajinal akıntılarda ve pelvik ağrılarının yaşanması gibi durumlarda uygulanır. Kısa süren bir muayenedir. Pelvik muayene esnasında iç ve dış üreme organları her yönleriyle kontrol edilirler. Bu muayene sırasında pap smear testi de yapılabilir.

Pelvik muayene genellikle yılda bir kez önerilmektedir. Pelvik muayene sırasında yumurtalık kisti, cinsel yol ile bulaşan hastalıklar ya da rahim kanseri başlangıcına benzer birçok hastalığın belirtileri saptanabilir. Pelvik muayene 3 aşamadan oluşur. İlk aşama dış genital organların göz ile muayenesidir. Bu aşama sırasında dış üreme organlarında kızarıklık, şişlik benzeri problemler olup olmadığına bakılır. İkinci aşamada iç üreme organlarının göz ile muayenesidir. Jinekolojik muayene pozisyonunda yatan hastanın vajinası ve rahmi spekulum yardımı ile görünür hale getirilerek incelenir. Bu aşamada sürüntü örneği de alınabilir. Son aşama ise el ile muayenedir. Bu aşamada yumurtalık gibi organlar el ile muayene edilir. Doktor, iki parmağını vajinada ilerletirken aynı anda dışarıdan alt karna hafifçe baskı uygular ve rahim ile yumurtalıkların boyutlarını kontrol eder.

Rektal Muayene

Vajinal muayene yapılırken en son yapılan işlem rektumun tuşe (el) ile muayene edilmesidir. Tümör varlığı ve yayılıp yayılmadığı gibi bulgular rektal tuşe sırasında daha kolay fark edilebilir.

Kolposkopi

Kolposkopi, rahim ağzının ve vulvanın detaylı bir şekilde incelenebilmesini sağlar. Kolposkop adı verilen bir cihaz, dokuların boyutlarını büyüterek gösterir, böylelikle doktorun kişiyi daha yakından ve daha detaylı bir şekilde muayene etmesi sağlanmış olur.

Kolposkopi işlemi jinekolojik muayene pozisyonunda yapılır. Kolposkopun ilgili kısmı vajene yerleştirilir ve muayene başlar. Serum fizyolojik ile yıkanan rahim ağzı ve vajen akıntılardan arındırılır. Daha sonrasında özel olarak hazırlanmış bir solüsyon rahim ağzına sürülür. Rahim ağzında herhangi bir problem varsa, problemin olduğu yerler beyaz renk alır. Böylelikle doktor hangi bölgeye daha dikkatli bakması gerektiğini görür ve biyopsi gibi gerekli işlemleri yapar. Kolposkopi muayenesi yaklaşık olarak 20 ile 30 dakika arasında tamamlanır.

Kolposkopinin amacı hücrelerdeki anormalliklerin sebeplerini anlamaktır. Kolposkopi ile rahim kanserleri oluşum evrelerinde tespit edilebilir. Erken teşhis, tedavinin başarısı için çok önemlidir. Kolposkopi sırasında biyopsi de alınacaksa, işlem sırasında biraz ağrı hissedilmesi normaldir. Bazı hastalara sedasyon uygulaması yapılabilir.

Kolposkopi işleminden önce tuvalete gidilmeli, bağırsakların ve mesanenin boş olduğundan emin olunmalıdır. Böylelikle işlem sırasında daha rahat olunur. İşlemden önceki gün banyo yapılmamalı, vajinal yoldan ilaç alınmamalı, cinsel ilişkiye girilmemeli ve tampon kullanılmamalıdır.

Kolposkopi işleminden sonra birkaç gün lekelenme tarzında kanama ve koyu renkte akıntı olması normaldir. Ayrıca işlem sonrasında bir hafta boyunca vajinal yoldan ilaç alınmamalı, tampon kullanılmamalı ve cinsel ilişkiye girilmemelidir.

Rahim Kanseri Evreleri

Rahim kanserinin evreler halinde incelenmesi, tedavi şeklini belirlenmesi için yol gösterir. Bu evreler kanserin ne kadar yayılım gösterdiğine göre belirlenir. Rahim kanserinin evrelere ayrılması için iki farklı sistem vardır. Bunlar FIGO ve TNM sistemleridir. İkisinin de temeli aynıdır, kanserin 3 faktörü göz önüne alınarak evreleme yapılır. İlk faktör tümör alanı genişliğidir. İkinci faktör kanser hücrelerinin lenf bezlerine yayılıp yayılmadığıdır. Üçüncü faktör ise kanserin metastaz yaparak uzak organlara yayılıp yayılmamış olmasıdır.

Evre 0

Evre 0, karsinom in situ olarak da adlandırılır. Bu evrede kanserli hücreler yalnızca endometrium tabakasının yüzeyinde oluşum gösterir. Tedavi için histerektomi yeterlidir. Kanser, hiçbir yere yayılmamıştır. FIGO evrelendirme sistemi, bu evreyi kapsamamaktadır. İyileşme oranı %100’dür.

Evre 1

Evre 1’de kanser, serviks (rahim) dışına çıkmamıştır. Lenf bezleri ve uzak organlara yayılım söz konusu değildir. İkiye ayrılarak incelenir.

Evre 1 A, ilk evrenin erken dönemidir. Kanser, endometrium ve kas dokusunun başlangıç kısımlarına kadar ilerler. Lenf bezleri ve uzak organlara yayılım yoktur. Yalnızca biyopsi ile teşhis edilebilir.

Evre 1 B, ilk evrenin ileri dönemidir. Kanser, endometrium ve kas dokusunun ortalarına kadar ilerler. Bu evrede kanser, rahim gövdesinden dışarı yayılım göstermemiştir. Muayene esnasında çıplak göz ile görülebilir bir haldedir.

Evre 2A

Kanser serviksin dışına doğru ilerler ve yakında bulunan yumuşak dokulara yayılım gösterir. Radikal histerektomi gerektirir.

Evre 2B

Bu evredeki kanserler, rahim gövdesini geçerek rahim ağzına ve bağ dokulara kadar ilerler. Yine de rahim dışına çıkmaz ve lenf bezleri ile uzak organlara yayılım göstermez. Tedavi için radyoterapi gerekir.

Evre 3A

Üçüncü evre rahim kanseri, rahmin dışına yayılım göstermiştir. Ayrıca fallop tüpleri ve yumurtalıklara kadar ilerlemiştir. Ancak lenf bezleri ve uzak organlara yayılmamıştır.

Evre 3B

Bu evredeki bir kanser, vajinaya ya da rahmin çevresinde bulunan dokulara yayılır. Lenf bezleri ve uzak organlara yayılım gözlenmez.

Evre 4

  1. evre son evredir. Kanser mesane, rektumun iç yüzeyleri, kasık bölgesinde bulunan lenf bezleri, bağırsak iç zarı, kemikler ve akciğerler gibi komşu olmayan organ ve dokulara yayılım göstermiştir.

Tedavi Yöntemleri

Serviks kanserinin tedavisi, hastalığın hangi evrede olduğuna bağlı olarak değişiklik gösterir. Bazen sadece cerrahi müdahale yeterli olurken, bazen de ek olarak radyoterapi ya da kemoterapi uygulanabilir. Bazı hastalara sadece radyoterapi ya da kemoterapi uygulandığı da olmuştur.

Cerrahi Müdahale

Rahim kanseri teşhisi koyulduktan sonra bazı tetkiklerin yardımıyla hastanın ameliyat için uygun olup olmadığının tespiti yapılır. Hastaların %90’ı ameliyat için uygundur. Ameliyat sırasında alınacak bölgeler kanserin evresine göre değişiklik gösterir. Genellikle rahimle beraber yumurtalıklar, fallop tüpleri ve çevrede bulunan lenf bezleri de alınır.

Hormon Tedavisi

Rahim kanserinde hormonların da etkisi olduğu düşünülmektedir. Bu yüzden kanserle mücadele etmesi için hormonları baskılayan bazı ilaçlar kullanılır. Bu tedavi, hormon düzensizliği yaşan kişilere uygulanan tedaviden daha farklıdır. Son evrelere yaklaşmış kanserlerde ya da çok yavaş ilerleyen kanserlerde kullanılır. 3 çeşit ilaç vardır. Bunlar; tamoksifen, progestin ve aromataz’dır.

Tamoksifen tedavisinin uygulanmasındaki amaç, kanser hücrelerinin çoğalmasına ve gelişmesine katkı sağlayan östrojen hormonunun vücutta dolaşmasını engellemektir. Vücuttaki tüm östrojen kesilmez, az da olsa salgılanır ve vücutta dolaşım sağlar. Yan etki olarak ateş basması, vajinal kuruluk ve bacakta tromboz oluşumu görülebilir.

Rahim kanserlerinde temel ilaç progestinlerdir. Progestinler, kanser hücrelerinin üremelerinin ve gelişmelerinin yavaşlamasını sağlar. Yan etkileri arasında ateş basması, gece terlemeleri ve kilo artışı vardır. Ayrıca diyabet hastalarının kan şekerlerinde yükselmeye sebep olabilir.

Overleri alınan bir hastanın vücudunda östrojen üretimi devam eder. Aromataz ilaçlar, östrojen üretimini durdurarak vücuttaki östrojen seviyesinin azalmasını sağlar.

Kemoterapi

Kanser tedavisi dendiğinde akla ilk olarak kemoterapi tedavisi gelmektedir. Bunun sebebi kemoterapi kullanımının yaygın olmasıdır. Kemoterapide amaç, kötü huylu tümörlerin büyümelerini ve çoğalmalarını engellemek ve kanserli hücrelere hasar vermektir. Bu durum ilaçlar yardımı ile sağlanır. Tıp ilerledikçe kemoterapi ilaçları da yenilenmiştir. Bir kemoterapi sırasında birden fazla ilaç kullanılabilir. Eski ilaçlar ile yeni üretilen ilaçlar belirli oranlarda karıştırılarak kullanılır ve kanserli hücrelere daha fazla zarar verir.

Kemoterapi yöntemi, ameliyatlardan önce tümörlerin küçülmesini sağlamak için kullanılırken, ameliyatlardan sonra kanserli hücrelerin yayılmasını engellemek için kullanılır. Birçok türde kemoterapi ilacı vardır. Bazıları direkt olarak tümörlere etki ederken, bazıları da hormonlara etki etmeye yöneliktir. Bağışıklık sisteminin güçlenmesi için de özel ilaçlar kullanılır. Hastalarda kullanılacak kemoterapi ilacının seçimi; kanserin türü, hangi evrede olduğu, hastanın genel sağlık durumu, yaşı ve kronik hastalığının olup olmaması gibi bilgiler göz önüne alınarak yapılır. Bu seçimi onkoloji uzmanları yapar. Aynı şekilde tedavinin dozu ve sıklığı da uzman onkolog tarafından belirlenir.

Kemoterapinin ne kadar süreyle uygulanacağı ve haftada kaç kez uygulanacağı, hastalığın hangi evrede olduğuna ve hastanın genel sağlık durumuna bağlıdır. Yan etki görülmesi gibi ya da hastanın iyileşme göstermeye başlaması gibi durum değişikliklerinde tedaviler tekrar planlanır.

Kemoterapi çoğunlukla 3 haftada bir ya da 4 haftada bir uygulanır. Bazı hastalarda haftada bir ya da iki haftada bir uygulandığı da olur. Kemoterapi, düzenli ve gereken zamanda uygulanmalıdır. Ağır yan etki yaşayan hastalarda tedavi ertelenebilmektedir. İki tedavi arasındaki süre uzadıkça kanser hücreleri iyileşme gösterir ve ilaçlara karşı bağışıklık kazanmaya başlar. Böylelikle kanser giderek ilerler ve tedavi zorlaşır.

Kemoterapinin en sık görülen yan etkisi bulantı ve kusmadır. Verilen kemoterapi ilaçlar beynin kusma merkezine ve mideye etki ederek, kişide bulantı ve kusma olmasına sebep olur.

Kemoterapi dendiğinde akla ilk gelen komplikasyonlardan biri de şüphesiz ki saç dökülmesidir. Kıl köklerini etkileyen bu ilaçlar, vücuttaki diğer bölgelerde bulunan tüylerin de dökülmesine sebep olabilir. Her kemoterapi ilacı saç dökülmesi yapmaz. Uygulanan ilk kemoterapinin üzerinden geçen 2- 3 haftanın sonunda saçlar dökülmeye başlayabilir ya da bu süre daha uzun olabilir. Saç dökülmesi, hastaların psikolojilerini ciddi ölçüde etkileyen bir yan etkidir. Saçları dökülmeye başlayan kişi giderek depresif bir hal alabilir. Bu yüzden kemoterapi alan kişilere psikolojik destek almaları önerilir. Saç dökülmesi kalıcı bir durum değildir. Tedavi sonlandığında dökülen saçlar yeniden çıkar.

Kemoterapi ilaçları mukozit adı verilen, ağız içinde yara ve kızarıklıkların oluşmasına sebep olan bir rahatsızlığa sebep olabilir. Bu yüzden yüksek dozda kemoterapi tedavisi görecek kişiler, diş hekimlerine giderek mevcut problemleri tedavi ettirmelilerdir.

Kemoterapi ilaçları kullanılırken kişinin bağışıklık sistemi gücünde azalma görülür ve vücut enfeksiyonlara açık hale gelir. Bu yüzden kemoterapi alan hastalar kalabalık yerlere mümkün olduğunca gitmemeli, evde evcil hayvan varsa kişinin bulunduğu odaya alınmamalı, vücut ateşi gözlenmeli ve yükselirse hekime bilgi verilmeli, küçük de olsa yaralanmalardan mümkün olduğunca korunmalı, eğer herhangi bir yaralanma olmuşsa enfeksiyon belirtileri gözlenmelidir. Tedavi süresince canlı aşı yaptırılmamalı, sivilce ve siyah noktalar sıkılmamalıdır. Balgam artışı, üriner sistem enfeksiyonu belirtisi, vücutta ağrı ve kızarıklık olması gibi durumlar doktora iletilmelidir.

Kanser sırasında uygulanan kemoterapi, kanama pıhtılaşma zamanını etkileyebilir. Fazla dozda verilen kemoterapi, kanın pıhtılaşmasını sağlayan PLT’nin sayısında azalmalara yol açabilir. Bu çok sık görülen bir durum değildir. Yine de kanama riski göz önünde bulundurulmalıdır.

Kemoterapi sırasında kullanılan ilaçlar, kişilerin sinir sistemlerinde de etki gösterebilir. Bunun sonucunda el ve ayaklarda uyuşukluk, yanma, karıncalanma hissi, güç kaybı gibi sorunlar yaşanabilir. Bu etkilerin haricinde çok nadir görülen denge kurmakta zorluk, cisimleri kavramada zorluk, eklemlerde ağrı, duymada kayıplar ve kabızlık gibi sorunlar da vardır. Kişiler korkmamalı ve tedavi sonlandığında tüm bu etkilerin de geçeceğini unutmamalı. Bazı ilaçların etkisi tedavi bittikten sonra yaklaşık olarak 6 ay daha devam etmektedir. Ancak yine de kalıcı olmaz.

Sağlıklı beslenmek, her insan için gereklidir. Ancak kemoterapi tedavisi gören kişilerde biraz daha büyük önem taşımaktadır. Çünkü bu kişilerin kilo kaybı yaşamamaları ve bağışıklık sistemlerinin güçlü olması gerekir. Kemoterapi ilaçlarının etkilediği sağlıklı hücrelerin iyileşmesini sağlamak ve yan etkilerle başa çıkabilmek için iyi bir beslenme şarttır. Dokulardaki hücre yıkımlarının önüne geçebilmek için bol protein tüketilmelidir.

Radyoterapi

Radyoterapi, ışın tedavisi adıyla da bilinir. Tedavi için iyonize radyasyon kullanılır. İyonize Radyasyon, iyonlaşma özelliği bulunan moleküllerden elektron alıp değişikliğe sebep olan, yüksek frekansa sahip x ışınlarıdır. Kanser tedavisi sırasında kullanılan radyoterapi, kanser hücrelerini öldürür, aynı zamanda üremelerine de engel olur. Hızlı ilerleyen kanserlerde çok etkilidir.

Kanser tedavilerinin %60’ında radyoterapi tercih edilir. Tümörün bulunduğu alan tespit edilir ve direkt olarak kanserli alan üzerine uygulanır. Bu sayede sağlam hücreler hasar almaz. Uygulama süresi günde 15 ile 20 dakika arasındadır. Çoğunlukla eksternal (dışarıdan) uygulanmaktadır. Bazen hem içten hem de dıştan olmak üzere sırayla uygulanır. Radyoterapi tedavisi planlanırken doktor ve hasta ortak karar almalılardır. Kanserin evresi ve boyutu, hastanın genel sağlık durumu ve düşünceleri göz önüne alınarak bir tedavi planı oluşturulur. Radyoterapi uygulamasından sonra hastalar çevreye radyasyon yaymazlar. Bu yüzden herhangi bir izolasyona gerek yoktur. Radyoterapi tedavisi alan hastalar, sağlıklı ve düzenli beslenmelilerdir. Günlük 2,5 litre su içilmesi de çok önemlidir. Hastalarda kilo kaybı ve bağışıklık sistemlerinin zayıflaması gibi durumlar tehlike yaratacağı için tavsiye edilen şekilde beslenmelilerdir. Hasta ne kadar pozitif olursa tedavi süresi de o kadar kolay geçer. Bu yüzden radyoterapi alan kişiler eve kapanmamalı, günlük egzersiz yapmak, bir hobi edinmek gibi sosyallik sağlayan aktiviteler yapmalılardır. Radyoterapi tedavisi, kanda bulunan alyuvarlarda etki gösterir ve bunun sonucunda hasta kendini bitkin ve yorgun hisseder. Bazen bu duruma iştahsızlık da eklenir. Ayrıca radyoterapi sırasında kişinin lökosit sayısı da giderek düşer ve hastanın enfeksiyonlara açık bir hale gelmesine sebep olur. Bazen hastaların trombositlerinde azalma görülebilir. Trombositler, kanın pıhtılaşmasında rol alırlar. Azalan trombosit sayısıyla birlikte kanama ve morluklar görülebilir. Radyoterapinin verildiği bölgelerde yan etki görülebilir. Genellikle küçük kızarıklıklarla başlar, ilerleyen evrelerde açık yaraya dönüşebilir. Radyoterapi tedavisi gören kişilerde diş çürükleri ve ağız içi yaraların görülmesi de muhtemeldir. Uygulama bölgesinde bulunan tüyler zaman içinde dökülebilir ancak tedavi sonlandıktan sonra tekrar çıkarlar. Bazı kişiler, radyoterapi uygulaması sırasında ya da sonrasında göğüs kafeslerinde bir baskı hissi olduğunu ifade ederler. Böyle zamanlarda yutmada güçlük yaşanması beklenir ve hastanın çok katı beslenmesi istenmez. Bazı hastalarda diyare, mide bulantısı ve kusma görülebilir. Radyoterapi tedavisi çoğunlukla haftanın 5 günü, 3 ile 7 hafta arasında devam eder. Bu süreler hastanın ve kanserin durumuna göre değişiklik gösterir.

Ameliyat Fiyatları

Rahim kanseri ameliyatı SGK tarafından karşılanmaktadır. Ancak tedavi özel bir hastanede yapılacaksa fark ücreti alınır. Ameliyat fiyatları doktorun sahip olduğu üne, hastanenin bulunduğu şehre, ameliyatın ne kadar komplike olduğuna göre değişir. Rahim kanseri ameliyatlarının fiyatları ortalama olarak 1500 TL ile 4000 TL arasında değişmektedir.

Rahim Kanseri Ameliyatı Öncesi

Rahim kanseri ameliyatından önce yapılması gereken bazı testler ve muayeneler vardır. Tüm bu işlemler tamamlanmadan ameliyatı yapmak mümkün değildir. Detaylı radyolojik ve laboratuvar testleri yapılmalı, hastanın tıbbi geçmişi öğrenilmeli ve anestezi muayenesi yapılmalıdır. Ameliyat öncesinde yapılan plan ne kadar detaylı ve üzerinde düşünülmüş olursa, başarı şansı da bir o kadar artar.

Tetkikler

Rahim kanseri ameliyatı planlanırken yapılması gereken tetkikler vardır. Bu tetkikler yapılmadan ameliyat planlaması da yapılamaz. Tümörün yeri, evresi ve boyutları net olarak belirlenmeli, kişilerin genel sağlık durumu değerlendirilerek ameliyat ve anestezi için uygun olup olmadığına karar verilmelidir.

BT ve BAT Taraması

Bilgisayarlı tomografi, x ışınları yardımıyla çekim bölgesinin 3 boyutlu görüntüsünü oluşturur. Parça parça çekilen görüntüler, radyoloji uzmanı tarafından birleştirilir ve tümörlü bölgenin ayrıntılı bir görüntüsü elde edilmiş olur. Eğer daha da detaylı bir görüntü isteniyorsa intravenöz yoldan kontrast madde verilir. Bu boyalı bir maddedir, böylelikle görüntü çok daha net olur.

Bilgisayarlı tomografi, kanserin hangi evrede olduğunun tespit edilebilmesini sağlar. Bilgisayarlı tomografi uygulamasından bir önceki gece, saat 12’den sonra sudan başka bir şey içilmemelidir. İşleme 4 saat kala yemek yenmemelidir. İşlem yaklaşık olarak 10 ile 15 dakika arasında sürer.

PET

Pozitron emisyon tomografisi (PET), kanserin teşhis edilmesinde oldukça etkili bir tarama yöntemidir. PET taraması öncesinde işleme 6 saat kala yeme ve içme kesilmelidir. İşlem sırasında yapılması gereken ilk işlem hastanın kan şekerinin ölçülmesidir. Çünkü bu işlem sırasında F-18 Florodeoksiglikoz adı verilen şekerli bir radyoaktif madde kullanılır. Eğer hastanın kan şekeri normal düzeydeyse hastaya F-18 Florodeoksiglikoz enjekte edilir ve bir saat beklenir. Bir saatlik bekleme süresi dolduktan sonra çekim işlemi başlar.

PET, teşhis aşamasından tedavi aşamasına kadar birçok alanda fayda sağlar. PET sayesinde kanserle mücadelede başarı oranı artmıştır. Kanserli hücreler, normal hücrelere göre çok daha hızlı üredikleri için daha fazla enerjiye ihtiyaç duyarlar. Kanser hücreleri radyoaktif maddedeki şekeri kullandıklarında işaretlenirler. Böylelikle çekim sonucunda kanserli bölge net bir şekilde öğrenilmiş olur.

Biyopsi

Rahim biyopsisi, rahimden çok küçük bir parça alınması işlemidir. Rahimde meydana gelen birçok hastalığın teşhisinde kullanılabilir. Genel olarak kanser şüphesinde uygulanır. Anormal kanama gibi hasta şikayetlerinin sebebini öğrenmek için de kullanılabilir. Alınan parça, patoloji laboratuvarında mikroskop ile incelenir ve hücrelerde herhangi bir anormallik olup olmadığına bakılır. Biyopsi işleminin sonunda kasıkta ağrı ve lekelenme tarzında kanamalar görülebilir. Hasta işlem bittikten sonra günlük yaşamına kaldığı yerden devam edebilir.

MRG

Manyetik rezonans görüntüleme, çok büyük boyuttaki mıknatısların bir araya getirilmesi sonucunda ortaya çıkan manyetik enerji içinde bulunan radyo dalgalarıyla, hastalıklı dokuların ayırt edilebilmesini sağlar. Radyasyon içermez, BT gibi görüntüleme tekniklerinde kullanılan radyoaktif maddeler kullanılmayacağı için alerji riski bulunmaz Ayrıca hastada herhangi bir ağrıya sebep olmaz.

MR çekimi yaptıracak bir kişi, MR odasına girmeden önce üzerindeki metal eşyaları, kredi kartlarını ve cep telefonunu soyunma odasına bırakmalıdır. MR cihazında bulunan mıknatıslar kredi kartı gibi eşyalara zarar verebilir. MR öncesinde aç kalmak ya da idrar tutmak gibi hazırlıklara ihtiyaç yoktur. Eğer kişide klostrofobi benzeri bir problem varsa ve çekim esnasında anestezi uygulanacaksa, anestezi için aç kalması istenebilir. MR çekimi yaklaşık olarak 15 ile 45 dakika sürer. Hastaların çekim boyunca hareketsiz durmaları çok önemlidir. En ufak bir hareket bile görüntüyü bulanıklaştırabilmektedir.

Rektovajinal Muayene

Rektovajinal muayenede hekim bir parmağını vajinanın içine, ikinci parmağını ise rektumun içine ilerletir ve palpe ederek muayeneyi gerçekleştirir. Bu muayene yöntemi önemli enfeksiyonlarda, endometriozis şüphesinde ve rahim kanseri şüphesinde tercih edilir. Rektovajinal muayene sırasında rektumda bulunan kasların tonüsü, rahmin çevresinde bir anormallik olup olmaması ve yakın dokuların bulundukları yerler kontrol edilir.

Akciğer Filmi

Ameliyat öncesinde yapılan tetkiklerin amacı, hastanın vücudunun ameliyatı ve anesteziyi tolere edip edemeyeceğini anlamaktır. Ameliyatlar, vücuttaki kontrollü travmalardır. Vücut bunu da diğer travmaları algıladığı şekilde anormal olarak algılar ve düzeltmek için çabalar. Bu yüzden ameliyat öncesinde tüm riskler değerlendirilmeli ve gereken önlemler alınmalıdır.

Akciğer filmleri, hastaların akciğerlerinin genel olarak değerlendirilebilmesi için gereklidir. Anestezi işlemi akciğerleri direkt olarak etkileyen bir uygulama olduğu için bu testin yapılması şarttır. Ayrıca kanser vakalarında, kanser hücrelerinin akciğer dokusuna yayılıp yayılmadığına da bakılması gerekmektedir. Böyle bir durumda tedavi tekrar planlanacaktır.

Kan Sayımı

Şeker, tansiyon gibi kronik hastalıklara sahip olmayan kişilere, rutin kan testlerinin yapılması yeterlidir. Rutin kan testleri arasında tam kan sayımı, koagülasyon testi ve detaylı biyokimya testi yeterli olur. Eğer kişilerde ek hastalık öyküsü varsa ilave testler de yapılabilir. Eğer ameliyat sırasında ya da sonrasında kan nakline ihtiyaç duyulacaksa kan bildirimi de ameliyat öncesinde yapılır.

İdrar Tahlili

Ameliyatlardan önce idrar tetkiki yapılması gerekir. Bu testte hastanın böbrek fonksiyonları, idrarında kan olup olmaması, herhangi bir enfeksiyon olup olmadığı gibi durumlar araştırılır.

Genel Kontroller

Cerrahi operasyonlardan önce genel muayenenin yapılması oldukça önemlidir. Ameliyat sırasında herhangi bir sürpriz ile karşılaşılmaması için hastanın, jinekolojik muayenesi detaylı bir şekilde yapılmalıdır. Anamnezi alınmalıdır. Hastanın sahip olduğu kronik hastalıklar, daha önce geçirmiş olduğu ameliyatlar, sürekli kullanması gereken ilaçların isimleri ve dozları mutlaka bilinmelidir.

Jinekolojik Muayene

Jinekolojik muayene, yıllık olarak yapılması gereken bir muayenedir. Rutin muayene sırasında birçok hastalık erkenden teşhis edilebilir. Jinekolojik muayene kadın hastalıkları ve doğum uzmanı tarafından gerçekleştirilir. İşlem süresi bir kaç dakikadır ve ağrı hissedilmez. Bu işlem sırasında hasta, Jinekolojik muayene masasına yatar ve Litotomi pozisyonunu alır. Muayene sırasında ilk olarak dış üreme organları incelenir, anatomik olarak herhangi bir sorun olup olmadığına bakılır. Daha sonrasında spekulum ile muayene yapılır. Spekulum ile açılan vajina dudakları içerisinden rahim ağzı kontrol edilir, gerekli ise pap smear testi yapılır.

Hasta Öyküsü

Ameliyatlardan önce hastaların anamnez alınmalıdır. Hastanın tıbbi geçmişi hakkında bilgi sahibi olmak, ameliyat sırasında karşılaşılabilecek sorunların öngörülmesini sağlar ve gereken önlemler alınır. Hasta öyküsü alınırken, daha önce geçirmiş olduğu ameliyatlar, sahip olduğu kronik hastalıklar, daha önce geçirmiş olduğu önemli hastalıklar, sürekli kullanması gereken ilaçlar, daha önce doğum yapmış olup olmaması gibi bilgiler sorulur ve kayıt edilir. Hastalar bu sorulara doğru cevaplar vermeli ve çekinmemelilerdir.

Hastanın Sistemik Hastalıkları

Ameliyat öncesinde mevcut hastalığa ek olarak farklı hastalıkların olup olmadığı bilinmelidir. Kanama pıhtılaşma bozukluğu, şeker, tansiyon gibi sistemik hastalıklar ameliyat sırasında ciddi sorunlara sebep olabilir. Bu yüzden kişilerin sahip olduğu sistemik hastalıklar bilinmeli ve önlem alınmalıdır.

Düzenli Kullanılan İlaçlar

Kronik hastalıklara sahip olan kişiler, hastalıklarını kontrol altında tutabilmeleri için düzenli olarak ilaç kullanmalılardır. Kullanılan bu ilaçlar ameliyat sırasında kanama gibi komplikasyonların görülmesine sebep olabilir. Kişiler, kullandıkları tüm ilaçları doktorlarına bildirmelilerdir. Böylelikle tedavi buna göre şekillenir. Ameliyata 10 gün kala kan sulandırıcı ilaçların bırakılması gerekir.

Gebelik Öyküsü

Muayene için başvuran hastalardan bazı bilgiler istenmektedir. Bu bilgiler arasında gebelik öyküsü de yer alır. Kişinin yaptığı doğum sayısı, geçirdiği gebelik sayısı, ektopik gebelik olup olmadığı, küretaj ya da düşük olup olmadığı gibi bilgiler detaylıca sorgulanır. Bazı araştırmalara göre fazla sayıda doğum yapan kişiler ve ektopik gebelik öyküsü olan kişiler risk altındadır.

Anesteziye Uygunluk

Hastaların anesteziye uygun olup olmadıkları, anestezi ve reanimasyon uzmanları tarafından kontrol edilir. Hastanın herhangi bir ilaca karşı alerjisi olup olmadığı, daha önce ameliyat olup olmadığı, eğer olmuşsa herhangi bir sorunla karşılaşıp karşılaşmadığı sorgulanır. Hastanın ağız ve boğaz yapısı değerlendirilir, tansiyon ölçümü yapılır. Akciğer filmi, EKG ve bazı kan testleri istenilir. Bunların sonucuna bakılarak hastanın anestezi için uygun olup olmadığına karar verilir.

Ameliyata Hazırlık

Rahim kanseri teşhisi konulan bireylere, ameliyat öncesi hazırlık evresinde rutin olarak yapılması gereken tetkikler vardır. Bunlar; hazırlık için biyokimya sonucuna ve tam kan sayımı sonucuna bakılır. Ayrıca akciğer filmi, kalp elektrosu ve gerektiği durumlarda idrar tahlili yapılır. Bu tahliller genellikle ameliyat için hastaneye yatılan gün ya da ameliyatın bir kaç gün öncesinden yapılabilir. Ek olarak operasyon öncesi anestezi uzmanı tarafından hastaların yaşamsal işlevleri kontrol edilmeli.

Hastaların daha önce geçirmiş oldukları ameliyatlar ve düzenli olarak kullandıkları ilaçlar göz önünde bulundurularak, gerekli ise solunum ya da kalp hastalıkları ile ilgili uzmanlar tarafından muayene edilmelilerdir. Bu işlemlerden sonra anestezi uzmanı, ameliyatı yapacak olan cerrahla görüşerek hastalar için en uygun ve güvenli olan anestezi yöntemini belirler.

Ameliyat yapılacak günden bir önceki gece hastaların yapmaması gereken bazı davranışlar vardır. Bunlardan biri de gece yarısından itibaren hastaların hiç bir şey yiyip içmemesidir. Çünkü hastalar, anestezi etkisi altındayken yediklerini kusabilir ve bunlar soluk borusuna kaçabilir. Ameliyattan önceki gece erken uyunması tavsiye edilir.

Hastalar düzenli olarak kullandıkları ilaçları az miktarda su ile içebilirler. Kan sulandırıcı ilaçlar kullanılıyor ise ameliyattan en az bir hafta öncesinden bırakılması gerekir. Ameliyat bölgesindeki kıllar hasta tarafından tıraş edilmemelidir. Çünkü işlem sırasında oluşabilecek küçük sıyrıklar bile ciddi enfeksiyonlara sebep olabilir. Bu kıllar, hastaneye yatış yapıldıktan sonra sağlık personelleri tarafından dikkatlice temizlenir.

Yeme İçmenin Kesilmesi

Rahim kanseri ameliyatı genel anestezi ile yapılır. Genel anestezi sırasında aç olmaması gerekir. Ameliyata en az 8 saat kala yeme içmenin kesilmesi gerekmektedir. Çünkü genel anestezi için kullanılan ilaçlar, hastanın reflekslerini ortadan kaldırır. Kusma durumunda hasta öksüremeyeceği için mide içeriği akciğerlere kaçabilir ve enfeksiyona sebep olabilir. Eğer hasta bu uyarıyı dikkate almayıp bir şeyler yiyip içmiş ise ameliyat ertelenir.

Genital Bölgenin Temizlenmesi

Rahim kanseri ameliyatı, karın bölgesinden ya da vajinal yoldan yapılabilir. Her iki durumda da ameliyat bölgesindeki kılların temizlenmiş olması gerekir. Tıraş etme işlemini hasta kendisi yapmamalıdır. Çünkü oluşabilecek kesikler enfeksiyon oluşmasına sebebiyet verebilir. Hasta, hastaneye yatırıldıktan sonra ameliyat bölgesi, görevli personel tarafından tıraş edilir.

Düzenli İlaçların Bırakılması

Ameliyatlardan önce kullanılan ilaçların doktora bildirilmesi gerekir. Bazı ilaçlar ameliyattan önce bırakılmalıdır. Aspirin türevinde olan ilaçlar, kan sulandırıcı etki yaparak ameliyat sırasında kanama komplikasyonunun oluşmasına sebep olur. Bu durum hastanın hayatını tehlikeye atar. Doktor kontrolünde bırakılan ilaçlara ameliyat sonrasında devam edilebilir.

Sigara ve Alkolün Bırakılması

Ameliyat kararı alındıktan sonra sigara ve alkol bırakılmalıdır. Sigara içen kişiler anesteziden uyanırken yoğun sekresyon sonucunda nefes darlığı yaşarlar. Ayrıca sigara, kan dolaşımını bozarak ameliyat yaralarının iyileşmesine engel olur. Alkol ise kanı sulandırır ve bazı ilaçların etkisini azaltır. Bunun sonucunda ortaya ciddi komplikasyonlar çıkar. Ameliyata en az 10 gün kala sigara ve alkolün bırakılmış olması gerekir. Eğer mümkünse daha önceden bırakılması olumlu sonuçlar doğurur.

Cinsel İlişkiye Ara Verilmesi

Ameliyat tarihi yaklaştığında cinsel ilişki önerilmez. Yine de kişi, jinekoloğuna danışabilir ve detaylı bu konu hakkında detaylı bir bilgi alabilir.

Rahim Kanseri Ameliyatı Sonrası

Rahim kanseri, rahmin iç tabakasında meydana gelir. Tedavisi cerrahi yolla yapılır. Rahim kanseri ameliyatı sırasında rahim, overler ve fallop tüpleri tamamen alınabilir. Eğer kanser başlangıç evresindeyse sadece rahmin alınması yeterli olur. Alınan parçalar incelenmesi üzerine patoloji laboratuvarına gönderilir. Gelen sonuca göre uygulanacak ilaç tedavisine karar verilir.

Rahim kanseri ameliyatından sonra, kanserli hücrelerin tekrar ürememesi için radyoterapi tedavisine başlanır. Canlı kalmış olabilecek kanser hücreleri olduğu için hastaya kemoterapi ilaçları uygulanılır.

Rahim kanseri ameliyatı olan hasta bir kaç gün içinde taburcu edilir. Taburcu olma süresi hastanın iyileşme durumuna ve yapılan ameliyatın ciddiyetine göre değişir. Ameliyat sonrası dönemde, tromboz riski olduğu için hastaların yürümesi gerekir. Yaralar tamamen iyileşene kadar ağrı yaşanması normaldir. Bu durum, reçete edilen ağrı kesiciler kullanılarak ortadan kaldırılabilir. Ameliyat sonrasında 30 gün boyunca cinsel ilişkiye girilmemeli ve tampon kullanılmamalıdır. Hasta tam olarak iyileşinceye kadar ağır işlerden uzak durmalıdır.

Taburcu olan hasta kontrollerini aksatmamalıdır. Çünkü kişi ameliyat olmuş olsa da hastalık 3 yıl içinde tekrar edebilir. Rahim kanseri ameliyatı olan hastalara 3 aylık periyotlarla pap smear testi yapılır. Çıkan sonuca göre ek testler de istenebilir. İyileşme döneminin üstünden 5 yıl geçtiğinde kanser tedavisi sonlanmış olarak kabul edilebilir.

Rahim kanseri ameliyatı sonrasında uygulanan radyoterapinin yan etkisi olarak vajina darlığı ve vajinada kuruluk gibi problemler ortaya çıkabilir. Hasta isterse kayganlaştırıcı ürünler kullanabilir.

Risk/Komplikasyonlar

Rahim kanseri ameliyatı ciddi bir ameliyattır. Ameliyat sırasında oluşabilecek ciddi komplikasyonlar vardır. Bu komplikasyonlar için önlem alınmazsa hastanın hayatı tehlikeye girebilir. Kanama en çok korkulan komplikasyonlar arasındadır. Anestezinin yan etkisi olarak akciğerde sönme meydana gelebilir. Bu durum tıp dilinde atelektazi olarak adlandırılır. Ameliyat sonrası dönemde bir sürü vajinal kanama görülebilir. Eğer kanamanın miktarı fazla ise hekime bilgi verilmelidir. Hastalar uzun süre hareketsiz kalmamalıdır. Çünkü bu durum tromboz oluşmasına sebep olur.

Ameliyat sonrasında kanserin tekrarlanması olasılığı vardır. İlk 3 yıl riskli kabul edilir ve hasta yakından takip edilir. Radyoterapi ve kemoterapinin yan etkileri gözlemlenir. Hastada damar tıkanıklığı olması riski vardır. Yara bölgesinin bakımı iyi yapılmadığında ve ameliyat sırasında sterilizasyona dikkat edilmediğinde ciddi enfeksiyonlar oluşabilir. Kemoterapi ilaçlarından dolayı bağışıklık sistemi zayıflayan hasta ciddi problemler ile karşılaşabilir bu yüzden çok dikkatli olmalıdır.

Kanserin Tekrarlanması

Rahim kanseri tedavisinden sonra hastalığın nüks etme riski vardır. İlk 3 yıl tehlikeli dönem olarak kabul edilir. 5 yılın sonunda kanserin iyileştiğine karar verilir. Bazen tam iyileşme sağlanmış kanserlerde, uzun yıllar sonra hastalığın tekrarlanması söz konusu olur. Bunun sebebi tümör uykusu olarak bilinen, kanserli hücrelerin teşhis edilemeyecek boyutlarda kalıp ilerleyen yıllarda ortaya çıkmasıdır. Hastalar kontrollerini aksatmamalı ve en ufak bir problem görüldüğünde kontrol tarihi beklenilmeden doktora gidilmelidir.

Damar Tıkanıklığı

Rahim kanseri tedavisinde kullanılan hormon ilaçları kişilerde damar tıkanıklığına sebep olabilir. Özellikle kişi sigara kullanıyorsa damar tıkanıklığı riski 4 kat artar. Hafif egzersizler yapılmalı, sigara kullanılmamalıdır ve gerekli durumlarda kardiyolojiye başvurulmalıdır.

Enfeksiyon

Ameliyat sırasında sterilizasyona dikkat edilmemesi sonucunda hastada ciddi enfeksiyonlar oluşabilir. Ameliyat öncesinde önlem olarak antibiyotik tedavisine başlanır, ameliyattan sonra da devam edilir. Kemoterapi ve radyoterapinin etkisiyle bağışıklık sistemi zayıflar, zayıfladığı için bu hastalar diğerlerine göre çok daha büyük risk altındadırlar.

Ameliyat sonrasında yara bakımına dikkat edilmesi çok önemlidir. Pansuman yaparken sterilizasyona dikkat edilmelidir. Eldiven takılmadan yara yerine dokunulmamalıdır. Reçete ile verilen antibiyotikler önerilen dozda ve saatlerde kullanılmalıdır.

Kanser tedavisi gören hastalar çok kalabalık ortamlarda bulunmamalıdırlar. Bir süreliğine hayvanlardan temaslarda kaçınmalıdırlar. Beslenmelerine dikkat etmeli ve bağışıklık sistemlerini mümkün olduğu kadar güçlendirmelilerdir.

Pıhtı Oluşumu

Ameliyat sırasında ve sonrasında uzun süre yatmak damarlarda pıhtı oluşmasına sebep olur. Özellikle sigara içen kişilerde bu risk daha da yüksektir. Bu yüzden hastalar kendilerini çok zorlamadan kısa yürüyüşler yapmalıdırlar. Damar içinde oluşan pıhtı hareket ile koparak emboliye sebep olur. Bu durum kişinin hayatını tehlikeye atabilir.

Atelektazi

Atelektazi, akciğerlerin sönmesi durumudur. Bazen akciğerin küçük bir bölgesi sönerken bazen de büyük bölgeler sönebilir. Böyle bir durumda vücut yeterince oksijenlenemeyeceği için nefes darlığı görülür. Belirtileri fark eden hastanın en kısa süre içerisinde göğüs hastalıkları uzmanına başvurması gerekmektedir.

Vajinal Kanama

Rahim kanseri ameliyatı sonrasında ciddi komplikasyonlar görülebilir. Bu komplikasyonlardan biri de vajinal kanamadır. Lekelenme tarzında olan kanamalar normal kabul edilirken, aşırı miktardaki kanamalar tedavi gerektirir.

Yan Etkiler

Ameliyat sonrası ortaya çıkan yan etkiler, doktorlar tarafından beklenilen etkilerdir. İyileşme sağlandıkça bu etkiler de zamanla yok olacaktır. Kişilerde kabızlık, katı gıda tüketememe, ağrı ve akıntı meydana gelebilir. Bu durumlar doktorla paylaşılmalı ve gerekli tedavi uygulanmalıdır.

Tuvalete Çıkamama

Rahim kanseri ameliyatından sonra kabızlık yaşanabilir. Bu durum anestezinin bir etkisidir. Hastalar beslenmelerine dikkat etmeli ve katı gıdalar uzak durulmalıdırlar. Kabızlığın geçmemesi halinde doktora bilgi verilir ve ilaçla müdahale yapılır. Tuvalette ıkınmak doğru bir davranış olmaz, dikişlere zarar verebilir.

Katı Gıda ile Beslenememe

Ameliyattan sonra ki erken dönemde sıvı gıdalar yenmelidir. İyileşme sağlandıkça hastanın iştahı da artacaktır. Daha sonrasında hasta sağlıksız beslenmemeli, sebze ve meyve tüketmelidir. Protein alımı yaranın iyileşmesinde katkıda bulunur. Haşlanmış tavuk gibi yiyecekler tüketilebilir. Kırmızı et tüketilmesi kabızlığa sebep olacağı için önerilmez. Ayrıca gaz yapıcı gıdalar da tüketilmemelidir.

Ağrı

Ameliyattan sonra ağrı yaşamak kaçınılmazdır. Ancak bu ağrılar, ağrı kesici ilaçlar ile kontrol altına alınabilir. Ağrı yaşandığında hareket etmekten kaçınılmamalıdır. Kısa yürüyüşler iyileşmeye katkıda bulunur. İyileşme tamamlandıktan sonra ağrı da ortadan kalkar.

Akıntı

Rahim kanseri ameliyatından sonra akıntı yaşanabilmektedir. Akıntının rengi ve kokusuna dikkat edilmeli, muayene sırasında doktora söylenmelidir.

Dikkat Edilmesi Gerekenler

Rahim kanseri ameliyatından sonra dikkat edilmesi gereken bazı hususlar vardır. Ameliyatın tam olarak etkisini gösterebilmesi için sağlık çalışanları tarafından verilen tavsiyelere uyulmalıdır. Taburcu olduktan sonraki 6 hafta içerisinde ağır işler yapılmamalıdır. Eski yaşama tamamen geri dönmek için acele edilmemeli ve vücudun kendini toparlayabilmesi için zaman tanınmalıdır. İyileşme sürecinde kabızlık ve gaz yapacak yiyecekler tüketilmemeli, sulu-yumuşak gıdalar tüketilmelidir. Tuvalette ıkınmak yanlış bir davranıştır.

Cinsel ilişkiye girmek için en az 1 ay süre ile beklenmeli, bu süre içerisinde tampon da kullanılmamalıdır. Duşta uzun süre kalınmamalı, ameliyat bölgesi sabunlanmamalı ve keselenmemelidir. Deniz ve havuza girmek için acele edilmemeli, hekimin onayı belenmelidir. Reçete edilen ilaçlar düzenli bir şekilde kullanılmalı, doktor kontrolleri aksatılmamalıdır. Kalabalık ve havasız ortamlardan kaçınılmalı, bol bol temiz hava alınmalıdır.

Cinsel İlişkiye Ara Verme

Rahim kanseri ameliyatı sonrasında cinsel ilişkiye girmek için en az 30 gün süre ile beklenmesi gerekmektedir. Daha sonrasında doktorun onayı alınmalıdır. Bu süre ameliyatın boyutuna ve iyileşme sürecinin tamamlanıp tamamlanmamasına göre değişebilir. Cinsel ilişki yara bölgesini zorlayacağı için dokulara hasar verip dikişlerin açılmasına sebep olabilir. Bunun sonucunda ciddi kanamalar görülebilir.

Sıvı Gıda ile Beslenme

Rahim kanseri ameliyatı olan bir kişi, iyileşinceye kadar sulu ve yumuşak gıdalarla beslenmelidir. Kişiler, sindirim sistemlerini yormamalı ve kabızlık yapacak yiyeceklerden uzak durmalılardır. Kabız olan bir kişi ıkınarak dikiş yerlerine zarar verebilir. Kanama gibi belirtiler görüldüğünde doktora başvurulmalıdır.

Ağırlık Kaldırmama

Ameliyat sonrasında olumlu sonuçların alınabilmesi için iyileşme döneminde vücudu zorlamamak ve yanlış uygulamalardan kaçınmak gerekir. Ağır kaldırmak gibi işler, en erken 6. haftada yapılabilmektedir. Kişiler kendilerini zorlamamalılardır. Ağır yük taşımak yara bölgesine zarar vererek kanamaya sebep olabilir.

Tamamen İyileşene Kadar Araç Kullanmama

Uzun süre oturmak, karın kaslarını zorlayıcı hareketler yapmak dikişlere zarar vermektedir. Kişiler tamamen iyileşene kadar kendilerini yormamalılardır. Tamamen hareketsiz kalmak da yanlış bir davranış olacağı için kısa yürüyüşler önerilir.

Yeterli İstirahat

Bir ameliyatın başarılı geçmiş olması, tam iyileşme sağlanacağı anlamına gelmemektedir. Ameliyatın başarılı geçmesi kadar, iyileşme süresinin sağlıklı bir şekilde atlatılması da önemlidir. Taburcu olan hastalar, eski yaşamlarına kaldıkları yerden devam etmek isteyebilirler ancak acele etmek yarar sağlamak yerine zarar verecektir. Fazla hareketsiz kalmadan istirahat edilmelidir. Günlük ihtiyaçları karşılamak için kalkmak ve belirli aralıklarla kısa yürüyüşler yapmak yeterli olacaktır. 6.haftadan sonra daha özgür şekilde hareket edilebilir.

Önlemler

Rahim kanseri ameliyatından sonra kanserin tekrarlaması riski vardır. Bu yüzden doktor kontrollerine düzenli bir şekilde gidilmeli, 3 aylık aralıklarla pap smear testi yaptırılmalı ve korunmasız cinsel ilişki yaşanmamalıdır. Belirtiler gözlenmeli ve anormal bir şey fark edildiğinde doktora danışılmalıdır.

Periyodik Doktor Kontrolü

Düzenli olarak doktor kontrolüne gidilmeli ve jinekolojik muayene yaptırılmalıdır. Böylelikle kanser hücreleri erken teşhis edilir ve basit bir tedavi ile başarı sağlanır.

Smear Testinin Yapılması

Pap smear testi, kanser hücrelerini oluşum evresindeyken tespit eder. Böylelikle hastalığın tekrar etme olasılığı oldukça azalır.

Korunmalı Cinsel Hayat

Rahim kanserlerinin çok büyük bir kısmı HPV bulaşması sonucunda oluşuyor. Korunmadan cinsel ilişkiye giren kişiler çok büyük bir risk altındadır. Prezervatif kullanımına dikkat edilmeli ve çok eşli cinsel yaşamdan uzak durulmalıdır.

Rahim Kanseri Ameliyatı Sık Sorulan Sorular

Tıp alanındaki gelişmeler sayesinde birçok ameliyat sorunsuz bir şekilde yapılır. Yine de her ameliyat bazı riskler taşır. Bu riskler ameliyatlardan önce hastalara detaylı bir şekilde anlatılır ve hastanın onam formunu imzalaması istenir. Hastalar bu formu imzalamadan önce akıllarındaki tüm soruları sormalı ve cevap almalıdır. Daha sonrasında hala ameliyat olmak istiyorsa, tüm riskleri kabul etmişse onam formunu imzalayabilir.

Rahim Kanseri Ameliyatı Kaç Saat Sürer?

Rahim kanseri ameliyatı genellikle 1 ya da 2 saat sürer ancak bu süre ameliyatın ne kadar komplike olduğuna göre değişmektedir. Ameliyat süresinin uzaması, ameliyatın kötü gittiğinin bir göstergesi değildir.

Rahim Kanseri Belirtileri Nelerdir?

Uterus (Rahim) kanseri, erken dönemde belirtiye sebep olmayabilir. Kanserin oluşum evresinde bazı testler yapılsa da kanser hücreleri tespit edilemeyebilir. Kanserleşmeye başlayan hücreler pap smear tetkiki ile ya da kolposkopi sırasında görülebilir. Hastalık ilerledikçe bazı belirtiler fark edilebilir. Bunlar; az miktarda kan ile gelen akıntılar, cinsel ilişki sonrasında kanama olması, adet düzensizlikleridir. Çok ilerleyen kanserlerde kabızlık, bacak ve karın ağrıları, idrar yapma sorunları gibi belirtiler de görülür.

Ameliyat Sonrası Nelere Dikkat Edilmeli?

Rahim kanseri ameliyatından sonra taburculuk süresi 2 - 3 gündür. Taburcu olan hastaların yapması gereken şeyler vardır. Dinlenmeye zaman ayrılmalı ancak yataktan çıkmamak pıhtı oluşma riskini arttıracağı için gün içinde kısa yürüyüşler yapılmalıdır. En az 6 hafta boyunca ağır işlerden kaçınılmalı ve kalabalık ortamlara, kirli ortamlara girilmemelidir. Doktor tarafından reçete edilen ilaçlar düzgün bir şekilde kullanılmalıdır. Ameliyattan sonraki 1 ay içinde tampon kullanmak, cinsel ilişkiye girmek gibi vajinayı zorlayıcı hareketlerden kaçınılmalıdır. Hastanın beslenmesi çok düzgün olmalıdır ve kesinlikle sigara - alkol tüketmemelidir.

Doktor kontrolleri aksatılmamalıdır. Rahim kanseri tedavi edildikten sonraki ilk 3 yıl içinde nüks edebilmektedir. Bu yüzden sık sık kontrole gidilmeli ve 3 ayda bir pap smear testi yaptırılmalıdır. Ameliyat üzerinden 5 yıl geçtikten sonra hasta tamamen iyileşmiş olarak kabul edilir.

Rahim Kanseri Ameliyatı Yapan Hastaneler?

Rahim kanseri ameliyatı, ilgili bölüme ve ameliyathaneye sahip olan her hastanede yapılabilir. Devlet hastaneleri ya da özel hastaneler tercih edilebilir. Ameliyat sonrasında ışın tedavisi gibi uygulamalar da yapılacaksa onkoloji bölümü olan bir hastane tercih edilmesi gerekir.

Rahim Kanseri Ameliyatı Riskleri Nelerdir?

Her ameliyatta olduğu gibi rahim kanseri ameliyatında da bazı riskler vardır. Bu riskler arasında en korkulanları enfeksiyon ve kanamadır. Ayrıca kişide atelektazi de oluşabilir. Atelektazi, akciğerin sönmesine verilen addır. Ameliyattan sonra pıhtı oluşma ihtimali de vardır. Tüm bu riskler ameliyat öncesinde değerlendirilir, hasta bilgilendirilir ve gerekli önlemler alınarak en aza indirgenmeye çalışılır.

Ameliyatta Rahim Alınır Mı?

Rahim kanseri ameliyatı sırasında rahim alınır. Çünkü rahim kanseri, rahmin iç tabakasını tutan bir hastalıktır ve kürete edilemez. Bu yüzden rahmin alınması zorunluluktur. Eğer kanser ilerlemişse ve yayılmışsa, yumurtalıklar ve fallop tüpleri de alınabilir.

Rahim Kanseri Ameliyatından Sonra İyileşme Süreci Nasıl Olur?

Rahim kanseri ameliyatı olan kişiler hafif egzersizler yapmalı, ilaçlarını düzenli kullanmalı ve sık sık kontrole gitmelilerdir. Çok ağrılı bir süreç değildir. Ağrılar, ağrı kesiciler ile kontrol altına alınabilir. Çoğunlukla ameliyata ek olarak radyoterapi ya da kemoterapi uygulanır. Hastalar belirlenen seanslara giderler ve tedavi sonlandırılır. Bu aşamada kemoterapi ya da radyoterapinin yan etkileri yaşanabilir.

Rahim Kanseri Ameliyatı Olan Kadınlar Bebek Sahibi Olabilir Mi?

Rahim kanseri ameliyatı olan kadınların çocuk sahibi olmaları ne yazık ki mümkün değildir. Çünkü bu ameliyat sırasında rahim alınmaktadır. Bunun sonucunda bebeğin gelişeceği bir alan kalmamaktadır. Ancak bazı hastalar ameliyat olmayı reddederek ilaçla tedavi olmayı seçer ve sonuç başarılı olursa çocuk sahibi olabilirler.

Rahim Kanseri Nedir?

Rahim kanseri, kadınlarda en fazla görülen kanserler arasındadır. Rahim kanseri aynı zamanda endometrium kanseri, uterus kanseri ve endometrial kanser olarak da bilinmektedir. Rahim kanseri, rahmin içinde bulunan endometrium tabakasında bulunan hücrelerin yapılarında değişiklik olması sonucunda kontrolsüzce çoğalmaya başlamaları ile ortaya çıkar.

Normalde her hücre belirli bir döngü içinde büyür, bölünür ve ölür. Ama bazı durumlarda bu hücrelerde değişiklikler yaşanıyor ve kontrolsüz bir şekilde üremeye başlıyorlar. Aşırı derecedeki üreme sonucunda yakındaki dokular tahrip olmaya başlar. Bu hücreler, giderek uzak organlara da yayılım gösterme eğilimindelerdir. Rahim içinde başlayan bu kontrolsüz çoğalma, erken fark edilmezse birçok organa yayılabilmektedir.

Rahim Kanseri Nasıl Teşhis Edilir?

Rahim kanseri erken dönemde belirti vermez. Bu yüzden pap smear testi ile erken teşhis yapılabilir. Pap smear testi, rahim ağzından sürüntü alınması işlemidir. Alınan bu sürüntü örneği, patoloji laboratuvarında incelenir ve kanser hücresi olmaya eğilimli bir hücre bulunursa basit bir tedavi ile kanser engellenir.

Rahim kanseri teşhisi koyulduktan sonra rektovajinal muayene yapılır. Bu muayenede, rektum ve vajina aynı anda el ile muayene edilir. Rahim kanserinin komşu dokulara yayılıp yayılmadığı anlaşılır.

Rahim kanserinin teşhisinde bilgisayarlı tomografi de kullanılabilmektedir. Bu işlemden önce kişilere radyoopak özellik taşıyan bir sıvı içirilir ya da damar içine verilir. Radyoopak madde, tomografinin daha net bir görüntü vermesini sağlar. Bir diğer yöntem ise manyetik rezonans görüntülemedir. Bu tarama, radyasyon içermez. Mıknatıslar yardımı ile manyetik bir alan oluşturur ve radyo dalgaları ile görüntü elde eder. Bu açıdan güvenli bir yöntem olarak kabul edilir.

Pozitrom emisyon tomografisi, kanser teşhisinde çok yardımcı olmaktadır. Bu tarama testinde kişilere damaryolundan radyoaktif glukoz verilir. Üremek için fazla miktarda enerjiye ihtiyaç duyan kanser hücreleri, bu maddedeki glukozu kullanırlar. Bunun sonucunda kanserli alanlar daha parlak şekilde belli olur ve kanserin yeri detaylı bir şekilde saptanır. Bunların haricinde kanserin başka organlara yayılıp yayılmadığını görebilmek amacı ile sistoskopi, akciğer filmi ve kan testleri gibi tetkikler yapılır.

Rahim Kanseri Ne Sıklıkla Görülür?

Rahim kanseri, eski tarihlerde yaygın ve öldürücü bir kanser türü olarak kabul edilirdi. 2008 yılında yapılan bir araştırma sonucunda Türkiye’de rahim kanseri görülme sıklığı 100000’de 4.1’dir. Aşısı çıkan bu hastalık, eskisi kadar yaygınlık göstermemektedir. Ayrıca pap smear testi kanser oluşumu olmadan önce sonuç verdiği için, düzenli olarak pap smear testi yaptıran bir kişi rahim kanseri olmaz.

Rahim Kanseri Ameliyatı Fiyatı?

SGK, rahim kanseri ameliyatını karşılar. Ama sigortalı olunmasına rağmen tedavi özel bir hastanede yapılacaksa, kurum fark ücreti alma hakkına sahiptir. Ameliyatların fiyatları doktorların unvanına ve tecrübesine, tedavinin yapılacağı şehre, ameliyat sırasında yapılacak işlemlerin ne kadar karmaşık olduğuna göre değişiklik gösterir. Bir rahim kanseri ameliyatı ortalama olarak 1500 - 4000 TL arasındadır.

Ameliyatta Uygulanan Anestezi Türü Nedir?

Rahim kanseri ameliyatı, komplike bir ameliyattır. Bu yüzden genel anestezi altında yapılmaktadır. Eğer kanser erken evredeyse ve sadece rahmin alınması yeterli olacaksa vajinal histerektomi yapılabilir. Bu işlem spinal anestezi ile de yapılabilmektedir.

Rahim Kanseri Bulaşıcı Mıdır?

Rahim kanseri bulaşıcı bir hastalık değildir. Ancak ortaya çıkan rahim kanserlerinin %90’ı HPV kaynaklıdır. HPV cinsel yolla bulaşabilir ve erken dönemde siğillere sebep olabilir. Böyle bir riskle karşılaşıldığında pap smear testi aksatılmadan yaptırılmalı ve hücreler kanserleşmeden önce tedavi edilmelidir.

Doğum Kontrol Hapı Kullanımı Kanser Oluşumunu Nasıl Etkiler?

Doğum kontrol haplarının, rahim kanseri üzerine olan etkileri hala tartışılmaktadır ve birbirine çok zıt görüşler vardır. Bazı uzmanlara göre, uzun süre doğum kontrol hapı kullanan kişilerin rahim kanseri olma riski neredeyse yarı yarıya azalmaktadır. Hiç doğum kontrol hapı içmemiş bir kişinin rahim kanseri olma riski %3 iken, 5 yıl boyunca düzenli olarak kullanmış bir kişinin rahim kanseri olma riski %1,7, doğum kontrol hapını 10 yılın üzerinde kullanan kişilerin rahim kanseri olma riski ise %1 olmaktadır. Diğer uzmanlara göre ise, 5 yıl süreyle doğum kontrol hapı kullanan kişilerin rahim kanseri olma riski 2 kat artarken, 10 yıl süreyle kullanan kişilerin rahim kanseri olma riski 4 kat artmaktadır.

Kolposkopi Nedir?

Kolposkopi, özel bir cihaz yardımı ile dokuların büyütülerek detaylıca incelenmesidir. Muayene sırasında rahim ağzına özel hazırlanmış olan bir solüsyon sürülür. Eğer hücrelerde tehlikeli bir değişim varsa o bölge beyaz renk alır. Uygulama sırasında incelenmesi için parça alınacaksa hafif bir ağrı hissedilebilmektedir, parça alınmayacaksa hasta hiçbir ağrı hissetmeden işlem sonlanır. Genellikle 20 - 30 dakika sürer. Bu yöntem ile kanser daha başlamadan belirlenir ve önleyici tedaviye başlanır.

Rahim Kanseri Nedeniyle Tedavi Edilen Hastalar Nasıl Ve Ne Sıklıkla Kontrole Gitmelidir?

Rahim kanseri ameliyatı olan bir hasta, tedaviden sonraki 3 yıl içinde kanserin nüks etmesine karşı risk altındadır. Bu yüzden 3 yıl boyunca 3 aylık aralıklarla pap smear testi yaptırmaları gerekir. 5 yılın sonunda ise kanser tamamen yok edilmiş olarak kabul edilmektedir, böylelikle kontrol aralıkları biraz daha uzayabilir.

İlgili Organİlgili Bölüm