Lepra (Cüzzam) Tedavisi

İnceleyen ve onaylayan: Prof. Dr. Binnur Üstün
Lepra (Cüzzam) Tedavisi
Lepra (Cüzzam) Tedavisi

Lepra, bir zamanların ‘miskin hastalığı’ olarak tanımlanmış, oldukça zor olan; deri ve vücudun belirli bölgelerinde çeşitli lezyon ve eskarların görüldüğü hastalıklardan birisi olarak bilinir. Hastanın hayatını olumsuz etkileyen, yaşam standardını çok ciddi şekilde düşüren bu hastalığa sebep olan bakteri ‘mycobacterium’ olarak bilinmektedir. Cüzzam tedavisi, aşamaları oldukça fazla olan, her hastada farklı şekilde uygulama yapılabilecek bir süreci ifade eder. Hastalığın tedavisi için yoğun ilaç kullanımı gerekmektedir. Tedavi edilmez ise hastada sakatlığa ve hatta ölüme dahi neden olabilecek bu hastalık, iklim şartlarına bağlı olarak oluşabilir. Ülkemizde de sıklıkla görülen, bir zamanlar pek çok kişinin maruz kaldığı bir hastalık olan cüzzam, hastanın mutlaka doktor kontrolü altında tutulması gereken bir hastalıktır. Çünkü hastalık kroniktir, kişiden kişiye bulaşabilir. Hala üzerinde derin çalışmaların yapıldığı lepranın, insandan insana bulaşması ile ilgili kesin kanıtlar bulunmaz. Ancak hava yolu (solunum) araştırmalara göre, bulaşma şekli kesin olarak kanıtlamış yollardan birisi.

Lepra Tedavisi Hakkında

Lepra tedavisini pek çok uzmanın farklı şekillerde uyguladığı bilinir. Bu durumun en büyük sebebi, hastanın lepranın hangi evresinde olduğunun belirlenmesi, buna bağlı olarak hastaya uygun tedavi biçiminin belirlenmesidir. Zira lepra kronik bir hastalık olduğundan kendi başına yok olması mümkün değildir. Sürekli olarak hastayı yıkıcı şekilde ilerler. Zaman içerisinde hasta organlarını kaybedebilir, hatta hastalık nadir de olsa ölümle sonuçlanmaya dahi varabilir. Tedavi sırasında ilaç ve aşı aktif olarak rol oynar. İlerleyen teknoloji sayesinde, cüzzam günümüzde tedavi edilen bir hastalık konumuna gelmiştir. İlerleyen bölümlerde lepranın türlerine, belirti ve tedavi aşamalarını daha detaylı bir şekilde bulabilirsiniz.

Lepra (Cüzzam) Nedir?

Lepra ya da halk arasındaki adı ile ifade edilebilecek olursa ‘cüzzam’ Orta Çağ’da insanların birbirlerini doğrudan katletmesine yol açmış bir hastalıktır. Lanetli hastalığı olarak adlandırılmış, bu hastalığa yakalanan kişilerin doğrudan toplumdan uzaklaştırılması ile sonuçlanmıştır. Hatta bazı toplumlarda bu hastalıktan mustarip olduğu bilinen kişilerin daha fazla acı çekmemesi ve çevresindekilere de acı çektirmemesi düşüncesi ile öldürüldüğü bilgisi dahi bulunmaktadır. Lepra hastalığının tarih sahnesine çıkışı milattan önce 800’lü yıllara kadar dayanır. Antik Mısır’da lepra hastalığının tespit edilmiş olduğu ve bu hastalık üzerinde çalışmaların yürütüldüğüne dair hiyeroglifler de görebilmek mümkündür.

Bulaşıcı olma niteliği taşıyan lepra, deriyi hedef alan bir hastalıktır. Tüm vücutta derinin üzerinde çeşitli lezyonlar görülmesine neden olur. Eller, yüz ve vücudun çeşitli bölgelerinde korkunç görünen kabarcıklar şeklinde özetlenebilir. Hastalık bir virüse bağlı olarak gerçekleştiğinden artık kronikleşmiş ve bir enfeksiyon niteliği taşımaktadır. Binlerce yıldır hayatımızda olan bir hastalık olsa da teşhis ilk defa Norveçli bilim insanı Armauer Hansen tarafından yapılmıştır. Hastalığa sebep olan virüsün halk adındaki ismi lepra basili olarak bilinmektedir. Son derece ciddi sonuçlar doğurabilen ve hastanın vücudunda deformasyona sebep olan lepra, günümüzde tedavi edilebilen bir hastalık niteliğini almıştır.

Hastalık ile ilgili tüm dünya üzerinde yaygın olarak çalışmalar yapılsa da kuluçka süresi ve hastalığın yayılış biçimi tam olarak adlandırılamamaktadır. Bununla beraber solunum yolu ile insandan insana bulaşabileceği, emziren anneden doğrudan çocuğuna geçebileceği bilgisi bulunmaktadır. Ayrıca yaygın inanışın aksine, lepra hayvandan insana geçen bir hastalık değildir. Lepra basili yalnızca insan vücudunda hayatta kalabilir ve insandan insana geçen bir hastalıktır. İlerlemesi yıllar sürebilir. Kuluçka süresinin ardından kişi hiç beklemediği bir anda lepra ile karşı karşıya kalabilir. Son zamanlarda hastalığın kalıtsal olabileceğine dair de birçok araştırmanın söz konusu olduğunu biliyoruz.

Hastalık yalnızca doğrudan deri üzerinde değil, sinirler üzerinde de oldukça etkilidir. Hatta yapılan araştırmalarda kişinin önce sinir uçları, daha sonra derisi üzerinde bu hastalığın belirtileri görüldüğü ortaya çıkmıştır. Lepra, dirence bağlı olarak insandan insana geçebilen bir hastalıktır. Bu hastalığa sahip olan hastaların bir kısmında lepra basili virüsü bulunurken, bir kısımda bu basilin olmadığı, ancak yine de hastanın söz konusu hastalık ile mücadele halinde olduğunu biliyoruz. Ülkemizde de görülebilen bu hastalık, genelde şehir hayatı içerisinde yayılım göstermez. 55-60 yaş arası bireylerin ülkemizde bu hastalığa daha fazla yakalandıkları ve genelde kırsal kesimdeki kimselerde cüzzamın görüldüğünü söyleyebiliriz. Yani, hastalık üzerinde iklimin inkâr edilemez bir etkisi bulunmaktadır. Tropikal bölgeler, lepra basilinin en çok yayılım alanı gösterdiği ülkeler arasındadır. Afrika ve Güney Amerika, bu hastalığın en çok görüldüğü ülkelerdendir.

Cüzzam hastalığına sahip olan kimselerin genelde şehir hayatında yaşamadığı kırsal kesimde yaşadığı ve hatta bireylerin doğrudan çok çocuklu ve ataerkil sistemde bir arada yaşayan kişiler olduğunu söylemek mümkündür. Bu hastalığa yakalanma konusunda bir yaş aralığı bulunmamaktadır. Lepra hastalığı kuluçka süresinde de olsa, kişi belirtileri her an vücudunda görebilmektedir. Oldukça tehlikeli bir hastalık olan lepra, tedavi edilmezse kişinin organlarını yitirmesine sebep olur. Genelde el ve ayak parmaklarını kaybettiklerine dair birçok rapor bulunur. Tedavi süresi oldukça uzun olan hastalığın, vücutta yayılım göstermesi de yine uzun bir zaman almaktadır. Hastalığın belirli tipleri bulunmaktadır. Zaten lepra olan bir bireyin hastalığı yaşadığı tip ile lepra hastalığını bulaştırdığı kişinin hastalık tipleri aynı olmayabilir. Bu da virüsün evrimleşebileceği anlamına gelmektedir.

Lepranın hiç kuşkusuz ki insan hayatında en çok konuşulduğu zaman aralığı Haçlı Seferleri sırasında meydana gelmiştir. Seferler süresinde Haçlı Ordusu’ndaki birçok askerin bu hastalığa yakalandığı ve hastalığı Avrupa’ya götürdüğü bilinir. Bu da Avrupa genelinde bir lepra hastalığı krizinin yaşanmasına neden olmuştur. Hastalığa yakalanan kişilerin tanrı tarafından lanete uğradığına inanılmış, bu kişiler toplumdan atılmıştır. Lepra, bu sebepten ötürü hem sosyal hayattan ve toplumdan kişiyi ayıran bir hastalıktır.

Lepra deri üzerinde yayılım gösterdiğinden ötürü, sınırsız şekilde üreyebilir. Ancak lepra hastalığının vücutta ilerlemesi, bilinenin aksine oldukça yavaştır. Tek bir virüs olarak görülür ve yenilenme süresi de yaklaşık 20 günü bulabilmektedir. Ülkemizde de bu hastalık üzerinde çok fazla çalışmalar yapılmıştır. Lepra ve lepra tedavisi denildiğinde akla ilk gelen isimlerden birisi de Türkan Saylan’dır. Lepra, duyu organlarına yayılabilir ve bu organları kaybetmemize neden olabilir. Cüzzam hastalığı ile mücadele eden ve genellikle ilerlemiş yaşlarda olan kişilerin hastalık dolayısı ile görme organlarını kaybettiğini söyleyebiliriz. Hastalık belli başlı 4 tipte incelenecek şekilde karşımıza çıkmaktadır. Bunlardan ikisi ana form olarak sınıflandırılmakla beraber, iki tanesi de ana formların meydana getirebileceği ara formlardır.

Cüzzam hastalığı çeşitli mutasyonlara bağlı olarak bir diğer tipe değişebilir. Tedavisi eski yıllara göre çok daha kolay olmakla beraber, Akdeniz ülkelerinde bu hastalığın görülebildiği bilinmektedir. İklimin bu konuda etkisi olduğu bilinmektedir. Ayrıca bazı tip lepralar zaman içerisinde etkisini yitirebilir ve herhangi bir tedavi söz konusu olmaksızın bir bölgeden temizlenebilir. Bazı durumlarda da lepranın kendi kendine yok olduğu gözlemlenmiş, hastada birtakım deformeler bıraktığı gözlemlenmiştir. Günümüzde halen üstünde çalışılan ve çeşitli yollar ile önlem alınmaya çalışılan lepra, etkisini büyük ölçüde yitirmiş, çocukluk çağında yapılan aşılarla da karşılaşma sıklığı büyük ölçüde azalan hastalıklar arasında yer almıştır.

Tüberküloz Tip Lepra

Tüberküloz tip lepra, mikobakterium tüberkülozis ana etken maddesinin vücutta yarattığı lepra tipidir. Lepra türleri içerisinde en çok karşımıza çıkan tip bu tip olarak bilinir. Tüberküloid lepra olarak da bilinen bu tipte, enfeksiyon hastanın doğrudan derisini hedef almaktadır. Humoral bağışıklığı zayıf olan kişilerin yakalanabileceği bu tip, ateşli bir hastalık olarak karşımıza çıkar. Bu tipte hastalık yalnızca bir ya da iki bölgede görülmektedir. Deri yayılımı genellikle görülmemekle beraber, lepranın diğer türlerine göre nispeten daha az tehlikeli olduğunu söyleyebilmek mümkündür. Hastalıkta sinir hasarı görülebilmektedir.

Ancak yine diğer türlere göre sinir uçlarında yayılım oranı oldukça düşüktür. Tüberküloid lepra tipi dünya üzerinde en çok Afrika’da görülmektedir. Lepra tipleri, klimatolojik etkenlere bağlı olarak evrilebilir, niteliği ülkeden ülkeye değişiklik gösterebilir.

Bu lepra türünde deriden çok sinir uçları etkilenir. Eklemler ya da vücudun sinir ağı gelişmemiş olan bölgelerinde yayılım gösterdiği bilinen hastalık tedavi edilmezse hastada deformasyonlara ve şekil bozukluklarına yol açabilir. Ağrı kemik erimesi gibi etkenler tüberküloid leprada görülebilecek sorunlar arasında yer almaktadır. Yalnızca bu tipte, zaman zaman lepra virüsünün yok olduğu, hastalığın iyileşebildiği görülmektedir. Ancak bu durum hastada ciddi bir deformasyon bırakabilir. Hastalıkta sinirlerde kalınlaşma görülebileceğinden ötürü, hastanın özellikle parmaklarındaki hissi kaybetmesi, organının işlevini büyük ölçüde kaybedebileceği gözlemlenebilmektedir. Tüberküloid tipte hastalığın bulaşıcılığı oldukça düşüktür. Ancak yine de hastanın estetik görüntüsünden dolayı bunalıma girebileceği ve toplumdan bağımsız ve yalnız olarak yaşama isteği baskın bir şekilde öne çıkar.

Periferik sinir sistemini hedef alabilen bu tipte, hasta genelde sinir problemleri yaşamaktadır. Ayrıca bu tür, bazı lepra tipleri ile bir arada görülebilir, bu da virüsün bir ara form geliştirmesine neden olabilir. Borderlein tipi cüzzam ile bir arada görülebilen tüberküloid cüzzam, tüberküloz ile sıklıkla karıştırılmaktadır. Bu tipte bakterinin hücre içi bağışıklığı oldukça yüksektir. Vücutta uzun süre kuluçka halinde de kalabilir. Belirtiler görüldüğünde, doktora danışılırsa ilaç tedavisi ile bu tip kolay bir şekilde yok edilebilmektedir. Bu hastalık tipinde, pençe el adı verilen bir sorun ile karşı karşıya kalınabilir. Bu sorun hastanın sinir sistemini etkilediğinden dolayı, artık ellerini kullanamaz bir duruma gelmesi ile açıklanabilir. Deride solma ve kurumalar baş gösterir, organlar işlevini kaybedebilir. Hastanın sinir uçlarında geçici ya da kalıcı nitelikte olmak üzere felç görülebilmektedir. Tüberküloid tip cüzzam, cüzzamın ana tiplerinden birisi olsa da etkileri bakımından ağır değildir. Tedavi bu tipte esastır, doğru bir tedavi ile hastalık yok edilebilir.

Lepramatöz Tip Cüzzam

Lepramatöz tipi lepra, hastalığın en şiddetli şekilde seyrettiği, çoğu zaman ara formlar oluşturulabilen tehlikeli olabilen ve insandan insana yayılım alanı bulabilen bir hastalıktır. Hastalık cildin tamamında yayılış gösterebilir, kendini ilk olarak ciltte görülen kırmızı lekeler ile belli eder. Doğrudan bir yayılıma sahip değildir. Cildin bir yerinden bir yerine doğrudan atlayabilir.

Yüz, meme uçları, göğüs arası, kasıklar ve ense lepramatöz tipte belirtilerin ilk olarak görüldüğü yerler arasında yer almaktadır. Lepramatöz lepra, ana tip bir hastalıktır. Bununla beraber yeni formlar ile bir araya gelerek, tüberküloid lepra gibi ara formalar oluşturabilmektedir. Hastalığın bu tipinde, genelde hastanın dış ve duyu organları değil, iç organları da ciddi şekilde etkilenmektedir. İlk tip olarak belirlenen tüberküloid lepra gibi belirli yayılım alanı göstermediğinden kontrol altında tutulması olanaksızdır. Bu sebepten ötürü kesinlikle bir tedavi uygulanması gerekmektedir. Vücudun belirli bölgelerinde lepromlar görülebilir. Bu lepromlar açık ve kahverengi lekeler olarak açıklanır ve tedavi edilmezse vücudun tamamını kaplayabilir, bu lekeler genellikle Vitiligo ile karıştırılmaktadır.

Lepramatöz tip, hekimlerin de fikir birliğine vardığı en kötü cüzzam tipi olarak görülebilmektedir. Zaman içerisinde hastanın vücudunda kontrol altına alınmayacak şekilde tahribat gösterebilir, hatta bu tip cüzzam hastası olan kişiler yüzlerindeki tahribatın büyüklüğü sebebi ile ‘aslan yüz’ olarak dahi alınabilir. Yine iç organlara sıçrayabilen, karaciğerde hasara sebep olabilen kemik erimesi ve cildin belirli bölgelerinde kurumaya yol açabilen hastalık sinirleri organlara göre çok daha az etkiler.

Bu tip cüzzamın kadınlardan ziyade erkekleri daha fazla etkilediği bilinmektedir. Bunun en büyük sebebi lepramozun testislerde de yayılım gösterebilmesidir. Burada da enfeksiyona yol açabilir, bu durum kısırlığa sebep olabilir. Bu hastalığın vücutta meydana getirdiği tahribatlar oldukça fazladır. Korkunç olarak nitelendirilmesinin en önemli sebepleri arasında hastalığın ilerleyen dönemlerinde vücut parçaların kendi kendine kopması yer almaktadır. Burunda çöküntüler oluşabilir ve hastanın yüzü kontrolsüz bir şekilde lezyonlar ile kaplanabilir. Hastalığın ilerlemesi durumunda hastanın sesinin kısılması, kulağın işlevini yitirmesi, göz kapaklarının düşmesi ve buna bağlı olarak da körlük probleminin ortaya çıkması gibi sorunlar yaşanabilir. Asya, Güney Amerika gibi yerlerde görülebilen bu cüzzam tipi, subtropikal iklimin bulunduğu yerlerde yaygındır.

Leptatöz tip leprada Hansen virüsü bir başka şekilde evrimleşmiş, hastanın vücudunda asimetrik şekilde yayılma alanı bulmuştur. Hastalık tipleri arasında yayılma oranı en fazla olan, ağız ve burun yolu ile bir insandan diğerine geçebilen bir virüs olarak şekillenmiştir. Hücre bağımlılığı düşük olan kişilerde görülen bu tip bir basilin yayılım alanı bulması ve buna bağlı olarak hızlı şekilde üremesi sonucunda gelişmiştir. Ülkemizde de görülmekle beraber, Doğu Anadolu’nun kırsal kesimlerinde lepratöz tip cüzzam hastası olan kişilerin olduğunu biliyoruz.

Bu hastalık tipinde, basilin kan yolu ile hastanın iç organlarına yayılım gösterdiğini söylemek mümkündür. Mikroskop altında incelenen hücrenin üreyip deri altına ve iç organlara geçtiği gözlemlenirse, bu tip cüzzam artık lepramatöz olarak adlandırılmaktadır. Bu tip cüzzamda hastanın aşırı terlemesi ya da aşırı tüylenmesi problemi görülebilir, başlangıç esnasında lezyonlar küçükken, ilerleyen dönemlerde artabilir, durum fark edilir edilmez hastanın bir hekime danışması gerekmektedir. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde tüyler dökülmeye başlar ve yüz bölgesindeki kaşlar ve kirpikler bu durumdan etkilenir.

Ancak saç derisinde genellikle dökülme gözlemlenmez. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde hastada simetrik bazı kusurlar oluşabilir. Lepramatöz tipi cüzzamın kendi kendine iyileşmesi mümkün değildir. Hekimler tarafından bu hastalık cüzzamın en korkunç ve en acılı olanı olarak ifade edilir. Hastada çok ciddi şekil bozukluklarının ve hatta nadiren de olsa ölümün görülebileceği lezyon tipi lepramatöz cüzzam olarak adlandırılmaktadır. Mutlaka tedavi edilmesi gereken, hatanın sağlıklı kişilerden izole olarak tutulması ve hastaya gerekli görülmesi halinde ameliyatın yapılması gereken bu tip, hasta yaşlandıkça daha korkunç bir hal alır. Vücudundaki kabarcıklar artık kontrol edilemez bir şekilde açık yaraya dönüşmüş ve hastanın yüzünde şekil bozuklukları yaşanmış olabilir. Hasta organlarını kaybedebilir ve yatağa mahkûm hale gelebilir.

Borderlein Tipi Cüzzam

Borderlein ya da halk arasında daha fazla kullanılan tabir ile borderline lepra, bir ara formdur. Hastanın bağışıklığının zayıf olmadığı, basile karşı direnç gösterebildiği durumlarda bu lepra tipi ile karşı karşıya kalınabilir. Hasta iki ana tip lepradan herhangi bir tanesine karşı direnç gösterdiğinde, sınırda lepra tipi açığa çıkar. Hastalık ana formu ifade etmediğinden dolayı tanı sırasında hangi ana tip lepraya yakın yanıt verirse onunla birleşerek adı anılmaktadır. Örneğin basilin tüberküloid lepraya yakın olması durumunda hastalık borderlein tüberküloid lepra olarak anılırken, lepratöz lepra tipine daha yakın olması durumunda da borderlein lepratöz lepra ismi ile isimlendirilmektedir. Kolayca tip değiştirebilen ve çevresel faktörlerden de etkilenen bu tip cüzzamda hasta yine benzer özellikle gösterir.

Bu hastalık teşhis edilip tedavi aşamasına geçildiğinde, hastalığın tüberküloid tipe, ancak tedavi edilmediği takdirde evrilerek belirtileri çok daha ağır olan lepramatöz lepraya kaydığı gözlemlenebilir. Mikroskop altında incelendiğinde, basilin plakları olduğu gözlemlenebilir, ancak yine de tek bir rezervuarı bulunmaktadır. Yine ağrı şeklinde kendini belli edebilir, zaman içerisinde tipi değiştikçe hastalığın belirtileri de değişir. Koyu renk lekeler, kaşınma, vücudun çeşitli bölgelerinde görülen ağrılar lepra hastalığı konusunda kişiye fikir verebilmektedir. Bununla beraber net bir fikir sahibi olmak için yapılması gereken doğrudan bir hekime gitmek olacaktır. Kişiye lepromin testi yapıldığı zaman sonucun negatif çıkması beklenir. Sinirlerin hepsinde uyuşma ve hissizlik gözlemlenebilir, ancak sinirlerde keskin bir ağrı söz konusu değildir.

İndetermine Tip Cüzzam

İndetermine tip cüzzam diğer tiplere göre çok daha az belirti veren, bu sebepten ötürü de teşhisi son derece güç olan cüzzam tipidir. Hastanın vücudunda genelde tek bir tip leke meydana gelmekte ve kontrollü olarak vücut boyunca ilerleyebilmektedir. Bazı durumlarda lezyonun ortasının kendi kendine dahi iyileşebildiği gözlenir. Bununla beraber, hastalık ana form değil, yine bir ara form olarak karşımıza çıkar. His bozukluğu, sinirlerin gerilmesi ve sinirlerde tutulma yaşanması, hastalığın ilk belirtileri arasında yer alır. Bir ara form olduğu için indetermine tip de zaman içerisinde ana formlara evrilebilir, bunun dışında lepra hastalığının diğer tiplerine göre daha hafif bir tipi olduğunu söylemek mümkündür.

Hastalık birkaç makül ile kendini belli etmekte, uzun bir süre zarfı sonrasında, hastalığın ilerlediği görülebilmektedir. Periferik sistemi de etkisi altına alan bu tip, tedavi ile iyileşebilir niteliktedir. Yerleşim genelde asimetrik olarak ilerler, bunun yanı sıra borderlein tiptekine benzer olarak lepromin testi olumsuz sonuç verir. Bu tipteki lepranın kendi kendine kaybolabileceği bilinmektedir. Ancak hastada doku kaybına ya da şekil bozukluğuna neden olabilir.

Cüzzam Hastalığının Belirtileri

Cüzzam hastalığının belirtileri, bütün tiplerde genel benzer şekillerde karşımıza çıkmaktadır. Hastalık uzun bir süre kuluçka süresine sahip olduğundan, hastalığın yayılımı uzun bir süre içerisinde gerçekleştiğinden başlarda küçük lezyonlar halinde kendini gösterir. Kabarık olmayan, hatta çoğu zaman hasta tarafından böcek ısırığı ile dahi karıştırılabilecek nitelikli olan bu lezyonlar zaman içerisinde büyümektedir. Hastanın vücudunun herhangi bir bölümünde, nedensizce ortaya çıkan beyaz ve kahverengi olarak kendini gösteren lekelerin ortaya çıkması, cüzzamın ilk belirtileri arasında yer almaktadır. Bu hastalığı erkenden teşhis etmek gerçekten zor olmakla beraber, hastalık konusunda bilgili olan ve düzenli olarak doktor kontrolüne giden kişilerde erken teşhisin çok daha önceden yapıldığını söylemek mümkündür. Hasta zaman içerisinde sinir uçları ile ilgili sıkıntı yaşayabilir, lezyonları vücutta büyüyebilir ve kaşınabilir. Tüylerde zaman içerisinde uçlardan başlayan azalma, sinir sisteminin görülmesi gibi pek çok sorunla karşılaşılabilir. Hasta zaman içerisinde burnunun kanadığını gözlemleyebilir, vücudunda nedeni belirsiz ağrılar başlayabilir. Hastalık ilerledikçe birçok belirti de hastalıkla beraber kendisini gösterebilir.

Hastalık ilerledikçe belirtilerdeki şiddet artar. İç organları ile ilgili şikayetler artar, damaklarda yanık ve çeşitli yaralar gözlemlenebilir. Bununla beraber genellikle üst kesici dişlerde görülen dökülmeler, hastanın yüzündeki bütün tüylerin dökülmesi, daha da ilerleyen dönemlerde arslan yüz, pençe el ve ayak gibi sorunlar da doğrudan cüzzamın belirtileri arasında yer almaktadır. Kol ve bacaklarda meydana gelen kalınlaşmalar, yüzün ya da vücudun belirli bölgelerinde meydana gelen derinin alt kısmındaki nodüller de hastalığın belirtileri arasında yer almaktadır. Cüzzam hastalığının belirtileri, hastalık ilerledikçe artmaktadır. Hastalığın erkenden tedavi edilebilmesi için hastanın vücudunda meydana gelen değişiklikleri fark edebilmesi ve doktora gitmesi esastır. Hastalığın ilerleyen belirtileri, bu hastalığın ‘korkunç’ olarak nitelendirilmesine neden olan durumlardır. Belirli organların artık işlevini yitirmesi ve kuruması süreci; bu kurumanın organların kendi kendine kopmasına neden olabilir. Hastanın göz kapakları kapanabilir, el ve ayakları pençe adı verilen bir durumun oluşmasına yol açabilir. Dişlerin kendi kendine döküldüğü ve damakta çıkan yaralar sebebi ile yemek yemenin imkânsız hale geldiği bir durum oluşabilir. Kemik erimesi söz konusu olduğundan hastalığın ilerleyen dönemlerinde kişinin dik durmasının hatta yürümesinin dahi imkânsız bir hale gelebileceği durumlar da yaşanabilir.

Hastalığın belirli tiplerindeki belirtiler, ana tiplere kıyasla daha hafif geçmektedir. Ancak belirtiler gözlemlendiğinde hastalık oldukça ilerlemiş olabilir. Kişi sürekli olarak ağrılar çekebilir, kaşıntı ve açık yaralar ile karşı karşıya kalabilir. Yaralar enfeksiyon kapmış olabileceğinden, herhangi bir virüsün bu esnada kapılması da söz konusudur.

Ciltte Zamansız Oluşan Kepeksiz Lekeler

Ciltte aniden oluşan ve neden kaynaklandığı bilinmeyen lekeler, cüzzamın başlıca belirtileri arasında yer almaktadır. Her tip cüzzamda hasta vücudunda nedeni belli olmayan ve zaman içerisinde yayılan lekelerin bulunduğunu söyleyebilmek mümkündür. Çoğu zaman basit bir alerji sanılan ve zaman içerisinde geçmesi beklenen bu lekeler, çok uzun yıllar vücutta kalabilir. Cüzzam kuluçka süresi gerçekten uzun olan ve belirtilerin birkaç yıl içerisinde ortaya çıkmaya başladığı hastalıklardan birisi olarak, beyaz ve açık kahverengi lekelerle kendini göstermektedir. Hastalık tedavi edilmezse, cüzzamın tipine göre lekelerde ilerleme görülebilir. Önceleri kepeksiz görülen bu lekeler, daha sonra kabarık ve kabuklu bir görünüm alabilir, cüzzam tipine göre vücutta ilerleme gösterebilir.

İlk belirtiler genelde yüz, göğüs, el bilekleri ve ensede meydana gelebilir. Hasta tarafından genelde önemsenmeyen bu lekeler, zaman içerisinde, ağrı kızarıklık ve enfeksiyon görünümlü kötü kokulu bir yaraya dönüşebilir. Cüzzamın özellikle indetermine ismi verilen ara formunda, hastada görülen bu lezyonlar zaman içerisinde iyileşebilir. Bu hastalık tipi, lepranın kendi başına iyileşebileceğini kanıtlamaktadır. Bununla beraber hastalık iyileşse dahi hastada kalıcı yara izleri görülebilmektedir.

Burun Kanamaları ve Burun Tıkanıklığı

Burun kanamaları ve burun tıkanıklığı cüzzamın her tipinde görülebilen genel bir sorundur. İnsandan insana solunum yolu ile geçen cüzzam oral yolla ve burun aracılığı ile aktarıldığından, Hansen virüsü doğrudan oral yolda ve burunda yer alan mukozaya yapışabilir ve burada gelişim gösterebilir. Burun ya da ağız içinden çoğalmaya başladığı için enfeksiyon kendini bu bölgelere zarar vererek göstermektedir. Burun tıkanıklığı, burnun kaşınması, hatta burunda zaman zaman meydana gelen kanamalar, cüzzamın belirtileri arasında yer almaktadır. Ancak birçok hastalık, hatta basit bir nezle ile benzer özellik gösterdiğinden, erken belirtiler arasında yer alan burun kanamaları, kişi tarafından algılanmaz. Cüzzamın özellikle çocuklarda görülen tiplerinde, burun kanamaları belirtilerinin sıklıkla yaşandığı gözlemlenebilir. Burun içerisinde telafisi olmayacak sorunlara dahi yol açabilen cüzzam, burnun çökmesine, kokunun artık burun tarafından algılanamamasına da neden olmaktadır. Sık sık görülen burun kanamaları ya da tıkanıklık probleminiz varsa, bu cüzzamın ilk belirtileri arasında yer alır.

Kol ve Bacaklarda Ağrı

Cüzzamın ilerleyen dönemlerinde vücudun çeşitli bölgelerinde yoğun ağrılar ve nedeni belirsiz kasılmalar gözlemlenebilir. Bu cüzzam basilinin artık vücut içerisinde doğrudan doğruya ilerlediğine, hastayı deforme ettiği anlamını taşımaktadır. Vücut üzerinde oluşan nedeni belirsiz lekeler ve kol bacak ağrısı bir arada görüldüğünde, derhal bir doktora danışmakta fayda bulunmaktadır. Bunun dışında cüzzam kol ve bacaklarda ağrı gösterdiği durumlarda enfeksiyonun genelde iç organlara sıçradığı, kemiklerde de çeşitli deformelerin yaşanabildiğini gözlemlemek mümkündür. Nadir de olsa cüzzam orteoporoza ve çeşitli kemik erimelerine, kemik dokusunun bozulmasına neden olabilir. Kol ve bacaklarda meydana gelen şekil bozuklukları, ağrının tedavi edilemediği zamanlarda yaşanabilecekler arasında yer alır.

Göz Kapaklarının Hareketsizliği

Cüzzam vücut içerisinde gerçekten yavaş ve sinsice ilerlediği kabul edilen bir hastalıktır. Pek çok belirti gösterebilir. Cüzzamın neden olabileceği en büyük sorunların başında da organ eksikliği gelmektedir. Bu organlar duyu organlarımızdan herhangi birisi olabileceği gibi doğrudan ekstremite ya da parmaklarımızdan da birisi olabilir. Göz kapaklarının hareketsizliği, cüzzamın belirtileri arasındadır. Genelde bu belirti, hastanın lepramatöz lepra hastalığından mustarip olması durumunda gözlemlenir. Yüz bölgesinde ve vücudun belirli bölgelerinde çoğalan, teşhis ve tedavi gerçekleşmediği durumlarda duyu organlarına da ilerleyen lepra hastalığı göz kapaklarının hareketsiz kalmasına neden olabilir. Bu sorunun ilerlemesi durumunda, hastanın gözleri kendiliğinden kapanabilir, gözlerde görme bozukluğu yaşanabilir. Hatta cüzzamın tedavi edilmemesi durumunda hastanın görme yetisini tamamı ile kaybedebilmesi de söz konusu olabilir. Duyu organlarında meydana gelen hasar, cüzzamın başlıca belirtileri arasında yer almaktadır. Cüzzam sinirleri tahrip ettiğinden ötürü, birkaç ön belirtinin bir arada görülmesi durumunda derhal bir doktora danışılması hastalığın ilerleyen dönemleri açısından son derece büyük bir önem taşımaktadır.

Dizlerde ve Dirseklerde Yara İzi

Dizlerde ya da dirseklerde meydana gelen ve iyileşmeyen yara izleri, cüzzam hastalığının belirtileri arasında yer almaktadır. Kronikleşen ve artık ciddi bir enfeksiyon niteliği kazanmış olan cüzzam, el ve ayak bilekleri, dizler ve dirsekler gibi eklemlerin bulunduğu yerlerde lezyonlar olarak ilerleyebilir. Yara izleri şeklinde ortaya çıkan, ancak daha sonra iyileşme göstererek başka bir bölgeye sıçrayan yaralar, vücutta bir eskar sorununun ortaya çıktığına, cüzzam hastalığının ilerlediğine işaret etmektedir. Diz ve dirseklerde görülen açık yaralar zaman içerisinde iyileşebilir, ancak burada kalıcı yaralar gözlemlenir. Diz ve dirseklerde doğrudan doğruya bir açık yaranın bulunması, bölgedeki kemiğe de sıçrayabilir, bu da kemik deformasyonunu meydana getirebilir. Dizlerde ve dirseklerde görülen yara izi, aslında pek çok hastalığın belirtileri arasında yer alabilir. Ancak lepra hastalığında görülen belirtilerden en az ikisi ile beraber görüldüğünde, bu konu ile ilgili bir önlem almalı ve en yakın hastaneden randevu alınmalıdır. Hastalık bu aşamada ortaya çıkarsa, erken teşhis prosedürleri ile çok kolay bir şekilde tedavi söz konusu olabilmektedir.

Yüz Bölgesinde Oluşan Ödem ve Nodüller

Hastalığın tespit edilmesi hususundaki en önemli belirti, hastanın hem vücudunda hem de yüzünde belirli lezyonların meydana gelmesidir. Nedeni belirsiz yaralar ve bir türlü iyileşemeyen dokular, deri tabakasının altında nodül meydana gelmesi, cüzzam hastalığının belirtisi olabilir. Yüz bölgesinde, kabuklu ve çirkin görünen yaralar, alnın kahverengi ve enfeksiyon görüntüsü içeren mor nodüllere yer vermesi, bu hastalığın belirtileri arasında yer almaktadır. Yüzde oluşan nodüller zaman içerisinde duyu organlarına sıçrayabilir ve duyu organlarının kaybına neden olabilir. Aynı zamanda yüzde görülen nodüller, hastalığın ilerleyen evrelerde olduğuna işaret etmektedir. Yüz bölgesinde bulunan nodüller bu hastalığın teşhis edilmesi hususundaki en önemli işaretlerdendir. Zaman içerisinde ilerleyen lezyonlar hastanın yüzünde derin yaralar açabilir, hatta bu yaraların bir kısmı açık yara niteliği taşıyabilir. Enfeksiyon tüm yüze yayıldığı için kişinin yüzü korkunç bir görüntü oluşmasına sebebiyet verebilir. Yüz bölgesinde görülen ödemler de cüzzamın belli başlı belirtileri arasında yer almaktadır. Yüzün şişmesi, yüz bölgesinde nodüllerin oluşması, son derece ilerleyen problemler olduğuna işarettir. Zaman içerisinde yüzde yer alan organlar lezyonlar ile kapanabilir. Özellikle lepramatöz tip cüzzam hastalığında kişinin duyma yetisini ve göz yetisini kaybedebileceği bilinir. Hastalık artık tüm yüz bölgesine ve göz üstüne yayılmış kişinin göz kapakları kapanır duruma gelmiştir. Yüz bölgesinde pütürlü ve kabuk kabuk bir görüntü vardır.

Lepra Tedavi Türleri

Lepra teşhis edildikten sonra derhal tedaviye başlanması gereken, vücutta geriye dönüşü olmayan zararlar meydana getirebilecek hastalıklar arasında yer almaktadır. İlaç ve aşı tedavisi, lepranın tedavi sürecini kapsamaktadır. Bunun dışında hastanın iyileşene kadar izole yaşaması ve ciltte meydana gelen sorunların da cildiye uzmanı tarafından kontrol altına alınması, tedavide yapılması gereken uygulamalar arasında yer almaktadır. Tedavi, hastalığın ne zaman teşhis edildiğine bağlı olarak değişiklik gösterebilir. Erken teşhisin söz konusu olması durumunda, hasta daha basit ve daha kısa sürecek yöntemler ile bu hastalıktan kurtulabilir. Ancak teşhisin geç yapılması ve hastalığın da vücutta ilerleme gösterdiği durumlarda, cüzzam tedavisi oldukça uzun sürebilir, hatta tedavi edildikten sonra dahi hastanın çeşitli doku kayıpları yaşamasına ve vücudunda birtakım yara izleri kalmasına neden olabilir. Hastalığın tedavisinin mutlaka deneyimli bir uzman tarafından yapılması gerekmektedir.

Ülkemizde lepra dalında çalışmalar yürüten hastaneler bulunmaktadır. En az 3 antibiyotik içeren bir tedavi ve BCG aşısı ile cüzzamın etkileri ortadan kaldırılabilir. Bunun dışında bakterinin vücuttan yok olması durumunda, geride bıraktığı yara izlerinin ortadan kalkması için mutlaka çeşitli merhemler ve solüsyonlar kullanılması da esastır. Çünkü bu durum açık yaralar üzerinde başka enfeksiyonların gelişmesine, bu da hastada başka hastalıkların görülmesine sebebiyet verebilmektedir.

Hastalığın tedavi edilebilmesi için Türkiye’de 3 hastane aktif olarak görev oynamaktadır. Bu hastaneler İstanbul, Ankara ve Elâzığ illerinde bulunmakta, halen aktif olarak cüzzam hastaları üzerinde klinik çalışmalar sürmektedir. Hastalık ortalama iki yıl içerisinde ortadan kaldırabilir bir hastalıktır. Eski çağlarda lepra hastalığının tedavisi için binlerce yöntem uygulanmış, sonuç alınamayınca hastaların toplumdan sürgün edilmeleri gözlemlenmiştir. Ancak teknolojinin ilerlemesi ile beraber, günümüzde lepra kolay tedavi edilen hastalıklar arasında yer almaktadır. Tedavinin başarılı olabilmesi için teşhisin kesin ve doğru konulmasının da önemi büyüktür. Dolayısı ile tedaviyi uygulayacak hekimin donanımı, bu konuda önemli faktörler arasında yer almaktadır. Lepra tedavisinin olmazsa olmazları arasında ilaçlar yer almaktadır. Bu esnada kişinin lepra testlerinden alınan sonuçlara uygun bir tedavinin uygulanması esastır. Kişiden alınan örnekte basil virüsüne az miktarda rastlanırsa uygulanacak antibiyotiklerin miktarı çok çıkmasına kıyasla daha düşük olabilir. Clofazimine bu esnada kullanılabilecek, bakteri oranı az olan bünyelerde kullanılabilecek antibiyotikler arasında bulunur. Ofloksasin ise hastanın lepra hastalığının artık ciddi derecede ilerlediği, buna bağlı olarak da güçlü bir etmene ihtiyaç olduğu durumlarda kullanılabilecek ilaçlar arasında yer almaktadır.

Lepra Hastalığı Bulaşma Özellikleri

Lepra hastalığı, keşfedildiği günden beri üzerinde sürekli çalışmaların yürütüldüğü, özellikle ara formları ile oldukça komplike bir hastalık olarak karşımıza çıkmaktadır. Lepranın bulaşıcı bir hastalık olduğu herkesçe bilinse de hastalığın hangi şartlar altında ve ne oranda bulaşabileceği konusunda kesin bilgiler edinebilmiş değiliz. Bununla beraber, lepra hakkında her geçen gün yeni bilgiler öğrenilmekte, hastalığın evrimleşmiş türleri ile ilgili çalışmalar yapılmaktadır.

Lepranın ortaya çıkış nedeni ve hastalığın ilk olarak nerede görüldüğü ile ilgili kesin bir bilgi yok. Bununla beraber, lepra basilinin tropikal bölgelerde daha fazla görüldüğü, bu bölgedeki kişiler aracılığı ile de diğer insanlara aktarıldığı düşünülmektedir. Lepra hastalığı hayvandan insana geçen bir hastalık değildir. Basilin üreme optimum sıcaklığının 27 ila 30 derece arasında olması, bu basili insan vücudunda üremeye elverişli hale getirmiştir. Bunun dışında basilin çeşitli mutasyonlar ile evrildiği, buna bağlı olarak da çeşitli tiplerin ortaya çıktığı düşünülmektedir. İnsandan insana bulaşma şeklinin ise solunum yolu ile olduğu düşünülmektedir. Oral ve burun yolu ile lepra virüsünün aktarıldığı kesin bilgiler arasında yer alıyor. Bunun yanı sıra basilin cinsel organlar etrafında bulunabildiği, ancak cinsel ilişki yolu ile insandan insana geçmediği bilinmektedir. Hamile anneden çocuğuna kalıtım yolu ile geçmediği bilinen lepra, emzirme ile anneden çocuğuna geçebilmektedir.

Genelde kırsal bölgelerde görülen bu hastalık, kişiden kişiye doğrudan temas yolu ile geçmez. Cüzzamlı bir hasta ile el ele sıkışmanız, aynı ortamda bulunmanız ya da aynı yemek masası etrafında yemek yemeniz, o hastalığı kapacağınız anlamına gelmemektedir. Bununla beraber, cüzzamın insanlara yayılma oranı oldukça düşüktür. Genelde yoksulluk seviyesinin yüksek olduğu, yeterli beslenmenin söz konusu olmadığı iç içe ve aynı odada yaşamın sık görüldüğü yerlerde Hansen basiline rastlanmaktadır. Bununla beraber, vücuduna lepra basili bulaşan herkesin cüzzam hastalığına yakalanmadığını bilmekteyiz.

Bunun en büyük nedeni, kişinin cüzzam hastalığına yakalanabilmesi için mutlaka iki şartın bulunmasının gerekliliğidir. Bunlardan ilki, vücut direncinin düşük olması ikincisi de hastalığın kendine üreme alanı bulabilmesidir.

Lepra bulaşıcı bir hastalık niteliği gösterse de yeterli beslenmenin olduğu ve kişinin kendine iyi bakabildiği toplumlarda kendiliğinden kaybolabilir. 19. Yüzyılın ortalarına doğru Avrupa’da geniş bir yayılım alanı gösteren cüzzamın, bir süre sonra kendiliğinden kaybolduğu gözlemlenmiştir. Bunun en büyük sebebi, sosyo ekonomik durum olarak açıklanmıştır. Hastalığın oluşması için genetik yatkınlığın bulunması gerekmektedir. Bazı bünyelerin cüzzam hastalığına yakalanma olasılığının diğer bünyelere göre fazla olduğu bilinmektedir. Bu durum vücut direncinin düşük olması ile açıklanabilir.

Anneden çocuğa plasenta yolu ile basil geçmediği gibi, genelde cüzzam hastası annelerin çocuklarının hasta ve zayıf olduğu, bu basil ile karşılaştıklarında hastalığı dış etkenlerden dolayı kapabildikleri bilinmektedir. Hastalığın yayılması sırasında, belirli bölgelerde farklı tiplerin yoğun olarak görüldüğü bilinmektedir. Afrika’da tüberküloid tipin yaygın olarak görülmesi söz konusu iken, Asya ve Güney Amerika gibi ülkelerde lepramatöz tip daha yaygındır. Türkiye klimatolojik durumu zengin bir ülke olduğundan her tip cüzzam ülkemizde görülebilir. Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde cüzzam hastalığının daha fazla olduğu gözlemlenebilir.

Lepra hastalığında taşıyıcı konumda olan canlı insandır. Yapılan araştırmalar ile bu hastalığa yakalanan ya da doğrudan bu hastalığın taşıyıcısı konumda olan bir başka canlı yoktur. Hastalık çeşitli yollar ile yine insandan insana taşınmaktadır. Özellikle çocuklar yetişkinlere kıyasla bu hastalığa daha çabuk yakalanabilir çünkü dirençleri yetişkinlere kıyasla çok daha düşüktür. Kişinin aile geçmişinde cüzzam hastalığının olması da kişinin bu hastalığa yakalanması hususunda bir yatkınlık doğurabilmektedir. Bu konuda bir önlem almak, bebeklik çağında yapılan BCG aşısının önemi büyüktür. TÜİK tarafından açıklanan verilere göre, ülkemizde 3000 civarında cüzzam hastası bulunmaktadır ve bu kişilerin 60 yaş ve civarı olduğu bilgisi bulunmaktadır.

Erken Teşhis

Cüzzam, yavaş olarak ilerleyen bir hastalık olduğundan ötürü, hastalığın erken olarak teşhis edilmesi oldukça zordur. Birçok kişi vücudunda meydana gelen ve nedenini bilemediği lezyonlardan dolayı doktora gitmekte ve burada yapılan testlerin sonucunda cüzzam olduğunu öğrenmektedir. Ancak cüzzamın tam olarak bu aşamada tespit edilmesi, hastalığın uzun süredir vücutta olduğuna ve ciddi şekilde ilerlediğine işaret eder. Erken teşhisin yapılması durumunda hastanın vücudunun deforme olmadan hızlı bir şekilde tedavi edilebildiği bilinir. Bu konuda uzman ve lepra alanında tecrübeli hekimler ile çalışılması durumunda, hastalık kolayca tedavi edilebilir. Ancak bu konuda bilinçli olmak ve hastalığın belirtilerini iyi analiz edebilmek önem taşımaktadır.

Yukarıda da belirtmiş olduğumuz gibi lepranın erken teşhis edilebilmesi için, aslında birçok hastalık ile benzer özellik gösteren belirtilerinin hekim tarafından iyi analiz edilebiliyor olması esastır. Hekimin bu konuda tecrübeli olması ve lepra hastalığını teşhis edebilmesi, hastalığın evreleri ve hastanın da tedavi sürecini olumlu etkilemektedir. Erken teşhis söz konusu olduğunda, ilaç tedavisine başlanmaktadır. İlaç tedavisinin 2. ya da 3. haftasında artık hastanın vücudunda lepra basili kalmaz, kişi hastalığı bulaştırmaz bu sebepten ötürü yaşantısına ve işine geri dönebilir. Erken teşhis durumlarında yalnızca hastanın cildiyeye uğraması ve vücudunda oluşan yara izleri için cildiye desteği alması gerekmektedir. Hastalık ilerleyen dönemlerde teşhis edilirse, bu durumda tedavi uzayacak hasta açısından sıkıntılı bir döneme girilecektir. İlerleyen süreçlerde lepra tedavisi ortalama olarak 2 yılı bulabilir. Bu da hasta için hem zaman hem de sağlık kaybı anlamına gelir.

Üstelik ilerleyen tedavi sonrasında hastanın vücudunda birtakım izler kalmış olabilir ya da uzmanlar tarafından doku kaybının önüne geçilemeyebilir.

Antibiyotik İlaç Tedavisi

Cüzzam hastalığının tedavisinde uzun süreli ilaç tedavisi kullanılması ön görülür. Hastalık ilerlemişse ilaç kullanma süresi aylara ve hatta yıllara dahi uzayabilir. İlerlemiş ve ara form oluşturmuş bir lepra hastasında meydana gelen enfeksiyonun iyileşebilmesi için 6 ay ile 12 ay süre arasında antibiyotik tedavisi uygulanması gereklidir. Ayrıca uzman görüşlerine göre enfeksiyonun yok olabilmesi için yalnızca tek bir antibiyotiğin kullanılması yetmez. Çünkü hastanın vücudu tek bir antibiyotiği reddedebilir, hatta bu durum hastanın vücudunda lepra lehine sonuçlar doğurabilir. Sürekli ve hastanın hastalığına uygun olan ilaçların belirlenmesi hekimin sorumluluğundadır. Lepra tedavisi sırasında kullanılan belirli başlı ilaçlar olsa da hekim, kullanılacak ilaçlara kendisi karar verebilir. Antibiyotik tedavisi sırasında en az 3 ilacın bir arada kullanılması uygun görülür.

İlaç tedavisi sırasında kullanılabilecek antibiyotikler Minoclin, Flocin ve Rifampsin olabilir. Bu ilaçlar enfeksiyonu yok etmek amacı ile kullanılabilir. Hastanın tedaviye cevap vermesine bağlı olarak antibiyotiklerin kullanma süresi artabilir ya da düşebilir.

Oluşan Yaralar İçin Cildiye Tedavisi

Cüzzam hastalığı ciddi bir enfeksiyon şeklinde vücuda girmekte ve yavaş ve korkunç bir yöntem ile ilerlemektedir. Hastaya teşhis konulduktan sonra derhal tedavi aşamasına geçilmeli, hasta hekimin uygun gördüğü bir yöntem ile tedaviye başlamalıdır. İlaç tedavisi genelde bütün hastalarda olumlu ve hızlı sonuç veren bir yöntemdir. Özellikle erken teşhis edildiğinde, 3. hafta itibari ile hasta hayatına kaldığı yerden devam edebilir. Bununla beraber hastalığın ilerlediği ve artık ilaç tedavisinin çoklu olarak yapıldığı devrede hastanın vücudunda gözle görülür deformasyonlar görülmesi oldukça doğaldır.

Hastanın özellikle yüz ve çevresinde meydana gelen leke ve nodüller, hastayı çoğu zaman hayata küstüren ve bağımsız bir yaşam izlemesine neden olacak faktörler arasında yer almaktadır.

İlaç tedavisi ile çoğu zaman sorun çözülürken, nadir de olsa hastanın ameliyat olmasına karar verilebilir. Bunun dışında lepra hastalığı sırasında kişinin vücudunda görülen onlarca yara olabilir, hatta bu yaralar hastada ciddi deformelere ya da vücudun belirli bölgelerinde şekil bozukluklarına dahi neden olmuş olabilir. Enfeksiyon tedavisi ile beraber hastanın cildiye tedavisi de görmesi gerekmektedir. Antibiyotik kullanımının yanı sıra cildinde meydana gelen enfeksiyonlu yaraların kapanabilmesi ve hastada yara izi kalmamasını sağlamak adına çeşitli merhemler kullanılması gerekir. Cildiye tedavisinde hastanın hastaneye yatması gerekmez. Tedavi doğrudan randevu usulünde ayakta yapılmaktadır. Doktorun yaralar için vermiş olduğu ilaçları kullanan hastanın yaralarında iyileşme meydana gelir.

BCG Aşısı

BCG aşısı, cüzzam tedavisi sırasında kullanılan, cüzzamı kesin olarak yok ettiği bilinen bir yöntemdir. Aslında tüberküloz yani verem hastalığının tedavisinde kullanılan ve kesin olarak çözüm verdiği bilinen BCG aşısının cüzzam hastaları için de uzun zamandır kullanıldığını bilmekteyiz. Bu aşının bebeklik çağında insanlara yapılması, kişide lepra basiline karşı bir direnç oluşmasına yardımcı olur. Lepra hastalığı vücudun direnç göstermediği durumlarda vücuda girdiğinden ötürü, BCG aşısının lepradan korunmak için önemi oldukça büyüktür. Verem hastalığı ve lepra hastalığının yayılım şekilleri benzemekle beraber, BCG aşısının iki hastalıkta da olumlu sonuç verdiği, hastaların hastalığa karşı direnç kazandığı bilinmektedir. Verem hastalığı da en az lepra kadar tehlikeli bir hastalık olmakla beraber, etkileri göz önünde bulundurulduğunda ölümcül olduğundan, BCG aşısı bu hastalığın önlenmesi için kullanılmaktadır. Yapılan araştırmalar, BCG’nin verem dahil birçok hastalığın tedavisi için olumlu sonuç verdiğini bilmekteyiz. Lepra bu hastalıklar arasında yer almaktadır.

Lepra Tedavi Öncesi

Lepra tedavisinde izlenecek adımların belirlenmesi, söz konusu hasta ile ilgilenen uzmanın denetimi altında yapılmaktadır. Hastalık için teşhisin konulması, hastalığın iyileşmesi için atılacak adımlar ve tedavi sürecinde yapılması gerekenlerin hepsi, tedavi öncesine belirlenmeli ve hastaya net bir şekilde bildirilmektedir. Lepra tedavisi öncesinde, çeşitli şikayetler ile hastaneye gelen hastanın vücudunda meydana gelen değişikliklerin incelenmesi ve belirtilerin gözetilmesi gerekmektedir.

Kişinin kendisinde meydana gelen değişiklikleri gözlemleyebilmesi ve aslında bir şeylerin yolunda gitmediğini idrak edebilmesi bu süreçte önemlidir. Cüzzam hastalarının tedavi almak amacı ile hastaneye gittiğinde, genelde ileri evrelerde oldukları gözlemlenmiştir. Cüzzam tedavisi sırasında erken teşhis koyabilmek gerçekten önemlidir. Ancak kişinin vücudunu iyi tanıması, hastalıklar konusunda bilgi sahibi olması gerekmektedir. Lepra tedavisi öncesinde, kişinin doktora gidebilmesi için vücudundaki değişiklikleri analiz etmesi ve cüzzam olabileceğinden kaygı duyması gerekmektedir. Aile geçmişinde bulunan bir cüzzam vakası, kişinin belirtileri tanımasına ve kendisinde de olduğunu düşünmesine yardımcı olabilir. Böyle bir durumda doktora giden hasta doktor ile iş birliği içerisinde bulunması ve erken belirtilerden hastaya teşhis konulabilmelidir.

Hastalığa yakalanmamak için sağlıklı ve dengeli beslenmelidir. Çünkü hastalık genelde yaşam şartlarının zor olduğu, sosyo-ekonomik düzeyin düşük olduğu ülkelerde ortaya çıkmaktadır.

Cüzzam Hastalığında Tanı

Cüzzam hastalığında tanı, bu alanda uzmanlaşmış hekimler tarafından konulmaktadır. Tanıyı koyabilmek için hastanın vücudu dikkatle incelenmeli, şikayetleri de yine detayları ile analiz edilmelidir. Cüzzam hastalığı sık görülen bir hastalık olmadığından, bulaşma riski de düşük olduğundan ötürü, hastalığın teşhisi genelde ilerleyen evrelerde yapılmaktadır. Erken teşhis, her hastalıkta olduğu gibi cüzzamda da son derece etkilidir. Ancak erken teşhis yapılabilmesi için önce hastanın, daha sonra da hekimin cüzzamın belirtilerini gözlemleyebilmesi ve analiz edebilmesi gerekmektedir. Hastanın aile geçmişinde bir cüzzam vakası varsa ve bu kişi ile yakın zaman içerisinde herhangi bir temas söz konusu ise, belirtilerin uyuşması durumunda hastada cüzzam olduğu düşüncesi söz konusu olabilir.

Cüzzam hastalığı, uzun zamandır hayatımızda olan bir hastalık olmakla beraber, tanı konulduktan sonra çeşitli tetkikler yapılmalı ve teşhis aşamasına geçilmelidir. Hastalığın tanısının koyulması genelde ilerleyen evrelerde söz konusu olmaktadır. Erken teşhisin yapılabilmesi ve hastanın cüzzamının ilerlememesi için hem hekimlerin hem de bu alanda çalışan sağlık personellerinin cüzzam konusunda bilgilendirilmesi esastır.

Cüzzam Hastalarının Kuluçka Dönemi

Cüzzam, halk arasındaki adı ile lepra hastaya bulaştıktan sonra uzun yıllar dahi belirti vermeyebilen, hastayı içten içe sömüren ve deforme eden bir hastalıktır. Hastalığın temeli Hansen basiline dayanmaktadır. Kişi bu bakteriyi vücuduna aldıktan sonra çok uzun bir süre belirti almayabilir. Genelde çocukluk çağında vücuda alınan virüs, ancak erişkinlik çağında tespit edilebilmektedir. Bunun en büyük sebebi, hastalığın kuluçka süresinin oldukça uzun olmasıdır. Yapılan araştırmalara göre bu kuluçka süresi 3 ile 24 yıl arasında olabilir. Hatta hiç belirti göstermeyen bir hasta belirti göstermeye başladığında bu virüsü vücuduna 25 yıl önce dahi almış olabilir. Lepra, genelde erişkinlik çağında başlamaz. Bunun en büyük nedeninin yetişkinlerin vücudunun lepra basiline karşı direnç göstermesidir. Ancak çocuklar için böyle bir direnç söz konusu olmadığından ötürü, çocuklar bu yaşta lepra basili ile karşı karşıya kalabilirler. Bakterinin vücuda alındıktan sonra bir başkasına geçmesi neredeyse imkansıza yakındır. Eşler arasında yapılan incelemeler göz önünde bulundurulduğunda, uzun süredir cüzzam hastası olan bir bireyin sürekli yakın temasta bulunduğu eşine hastalığı taşıması oranı %5 olarak açıklanmıştır. Bu durum hastalığın aslında son derece nadir bulaşan hastalıklardan birisi olduğu anlamına gelmektedir.

Lepra Tedavi Sonrası

Lepra tedavi sonrasında genelde tekrarlamayan bir hastalıktır. Ancak hem tedavi sürecinde hem de tedavi sürecinin sonrasında hastanın iyi şekilde takip edilmesi, yaşam şartlarının iyileştiğinden ve vücudunda lepra belirtilerinin kalmadığından emin olunması gerekmektedir. Tedavi süreci hastaya bağlı olduğu gibi, tedavinin ne zaman biteceği de yine hastaya bağlı olarak ilerlemektedir. Hastalık sonrasında hastanın vücudunda kalan yara izlerinin tedavisini sağlamak amacı ile cildiye tedavisine devam edilmektedir. Tedavi bitmiş olmasına karşın, hastanın vücudunda iyileşmeyen yaralar ya da kötü görünen kalıcı yara izleri bulunabilir. Hasta bunların tedavisi için cildiyeden destek görebilir, aynı zamanda bu hastalık pek çok kişinin psikolojisini de kötü etkilediğinden tedavi sonrasında hasta psikoterapi görebilmektedir. Tedavi sonrasında da hasta takip edilmelidir.

Tedavi Sonrası Hastanın Takibi

Tedavi sonrası hastanın takibi, hastanın tedavi gördüğü hastane ve hekim tarafından yapılmalıdır. Cüzzam bulaşıcı bir hastalık olduğundan dolayı, cüzzam hastaları kontrol altında tutulmakta ve zaten kayıtlı şekilde sağlık kurumlarından yardım almalıdır. Cüzzam tedavi edildikten sonra yeniden tekrarlamaz. Çünkü hastaya lepra basiline direnç gösterebilecek bir tedavi süreci uygulanır. Bununla beraber, hastalık zaten ilaç enjeksiyonunun yapıldığı ilk haftalarda yok olur ve kişi bu süreçten sonra hayatına geri dönebilecek duruma gelir.

Cüzzam kişinin hem bedenini yıpratan hem de kişiyi psikolojik açıdan oldukça zor bir duruma sokan bir süreçtir. Kişi bulaşıcı bir hastalık taşıdığından dolayı toplum hayatından dışlanmış hisseder. İzole bir hayat yaşaması gerektiğinden bu durum kişide bir depresyonun oluşmasına neden olabilmektedir. Eski dönemlerde lanetlendiği iddia edilen bu sebepten ötürü yakılarak öldürülen birçok cüzzam hastası bulunuyorken, günümüzde hastalığın tedavi edilebilir olduğunun kanıtlanmış olması, cüzzam hastaları açısından olumlu bir durum yaratmaktadır. Tedavi sonrasında hastanın hayatına kaldığı yerden başlayabilmesi, hastalık ile ilgili problemlerin aşılmış olduğundan emin olunması için takip edilmesi gerekmektedir. Bu durum son derece önemlidir. Çünkü kişi hasta olduğu süre boyunca herhangi birine hastalığı taşımış olabilir. İkinci bir hastalığın tespit edilebilmesi için hastalık bulaşmış olan kişinin yakın zamanda temasa geçtiğinin öğrenilmesi amacı ile kayıtlar tutulmaktadır. Hastalığın oldukça düşük bir ihtimalle tekrar nüksedebilmesi açısından hastanın takibini tutmak son derece önemlidir.

Lepra Tedavisi Sık Sorulan Sorular

Aşağıda lepra tedavisi ile ilgili bilgi almak isteyen kişiler için hastalık hakkında sık sorulan sorular bölümü yer almaktadır. Bu bölümden aradığınız birçok soru ve cevabına ulaşabilirsiniz.

Lepra Hastalığı Hangi Yollarla Bulaşır?

Lepra hastalığı, kişiden kişiye birçok yol ile bulaşabilir. Henüz kesin bir bilgi bulunmuyor olsa da solunumun hastalığın yayılması konusunda en önemli yol olduğu düşünülmektedir. Bunun yanı sıra lepra anneden çocuğa dahi bulaşabilen bir hastalıktır. Ağız ve burun yolu ile düşünüldüğü bilinen lepra, bazen hastada uzun yıllar belirti göstermeyebilir.

Lepra Hastalığı Tedavi Edilmezse Ne Olur?

Lepra hastalığı oldukça tehlikeli bir hastalıktır. Hastalık konusunda önlem alınmaz ise hasta ortalama 15 ile 20 yıl içerisinde organlarını kaybedebilir. Hastada zaman içerisinde çeşitli şekil bozuklukları görülebilir. Bunun dışında korkunç deri döküntüleri yaşayan hasta, lepra sürecinde geçirmiş olduğu enfeksiyonlardan dolayı hayatını bile kaybedebilir.

Lepra Hastalığı Ölümcül Mü?

Hayır, lepra hastalığının doğrudan ölümcül olduğu söylenemez. Ancak zaman içerisinde önlem alınmazsa hasta enfeksiyon kaparak ölebilir.

Lepra Hastalığı Hangi Bakteriden Kaynaklanır?

Lepra hastalığına yol açan bakteri tıp dilinde ‘microbacterium leprae’ olarak adlandırılır. Bunun yanı sıra Norveçli doktor Armauer Hansen tarafından keşfedildiği için hansel basili ya da lepra basili olarak da isimlendirilebilir.

Lepra Hastalığı Başka Hastalıklara Yol Açar Mı?

Lepra hastalığı doğrudan başka hastalıklara yol açmaz. Ancak kronik kökenli bir hastalık olduğundan dolayı, tedavi edilmezse enfeksiyonlu bölgelere bulaşan virüsler ile başka bir hastalığa evrilebilir.

Lepra Hastalığı Körlüğe Sebep Olur Mu?

Evet, tedavi edilmezse hastada kemik erimeleri başta olmak üzere birçok sorun yaşanabilir, hasta göz ve benzeri duyu organlarını lezyonlar sebebi ile kaybedebilir.

Lepra Hastalığında Hangi İlaçlar Kullanılır?

Lepra hastalığında uzmanın hastanın tedavi sürecine uygun ilaçlar tercih etmesi beklenir. Bununla beraber, lepra hastalığında kullanılan belirli başlı bazı ilaçlar bulunmaktadır. Bu ilaçlardan birkaçı Etionamid, Diaphenysulfone ve Solusülfon olarak bilinmektedir.

Lepra Hastalığından Nasıl Korunulur?

Lepradan korunmanın başlıca yolu, enfeksiyon kapmış olan hastadan uzaklaşmaktır. Bununla beraber ilaç kullanımı ve aşı da lepradan korunma yolları arasında yer alır. BCG aşısı, lepradan korunmak için uygulanan aşılar arasında yer almaktadır.

Lepra Hastalığı Sosyal Yaşantıyı Nasıl Etkiler?

Enfeksiyon ile beraber vücuda yerleşen cüzzam, doğrudan deriyi ve sinirleri ele alır. Zaman içerisinde ilerleyen ve hastada şekil bozuklukları, nadiren de olsa organ kaybı görülmesine yol açan hastalık, cüzzam hastalarının kendini toplumdan soyutlamasına ve yalnız bir yaşam sürmesine neden olmaktadır. Lezyonlar oldukça kötü göründüğünden ötürü, hasta izole yaşamayı tercih edebilir. Bunun yanı sıra enfeksiyon özelliği gösterdiğinden ve bulaşıcı bir hastalık olduğundan ötürü, cüzzam hastalarının kontrol altında tutulması elzemdir.

Lepra Hastalığından Tamamen Kurtulmak Mümkün Mü?

Evet, lepra hastalığından tamamı ile kurtulmak mümkün. Eski dönemlere göre bu konuda çok ciddi çalışmalara imza atıldı. Artık sürekli kullanılan ilaçlar ve aşılar ile Lepra hastalığı tarih olabilir, hastalık inaktif bir duruma geçebilir. Bununla beraber, yara izleri kalıcı olabilir ve eskar niteliği taşıyabilir.

Lepra Hastalığı Kemik Erimesi Yapar Mı?

Lepra basili ilerleyen dönemlerde hastaya ciddi şekilde tahribat verebilir, bu tahribatlar arasında kemik erimesi ve doku kaybı da bulunmaktadır. Lepra hastalığı kemik erimesi yapabilir.

Lepra Hastalığı Kansere Dönüşür Mü?

Hayır, lepra hastalığı vücudu ciddi şekilde sarsan ve hatta organ kaybına neden olan bir hastalık olsa da kansere dönüşmez. Bakterinin yenilenme süresi 20 günü bulabilir, vücutta oldukça yavaş ve sinsice ilerler.

Lepra Hastalığı Tedavisi Başarı Oranı Nedir?

Lepra hastalığı tedavisi oldukça uzun bir süreci ve sabrı ifade ediyor olsa da tedavinin düzenli ve sürekli yapılması halinde tedavinin başarılı olma oranı %95’in üzerindedir. Hastalığın belirtilerinin ilk defa görülmesinden sonra doktora danışılması halinde, hasta tedavide uzun bir süreç ile karşı karşıya kalmaksızın bu hastalıktan kurtulabilir.

Lepra Hastalığında Ölüm Oranı Nedir?

Lepra hastalığı ölüme yol açan bir hastalık değildir. Enfeksiyonun çeşitli bölgelere sıçraması ve bazı virüslerin de hastada görülmesi ile beraber, ölüm görülebilmektedir. Bu oran %2’nin altındadır.

Lepra Hastalarının Yaşam Alanı Nedir?

Lepra hastalarının hem sosyal hayatta daha aktif olabilmeleri hem de motive olmuş bir biçimde hayatlarına devam edebilmeleri için devlet tarafından sürekli yeni yaşam alanları oluşturulmaktadır. Hastanelerde yeni bölümler ve lepra hastalarının beraber zaman geçirebilmesi için grup seansları bunlara örnek olarak gösterilebilmektedir. Bunun dışında kırsal alanda ve tedavi görmeyen hastalar, toplumdan izole ve tek başlarına bir hayat sürmeyi tercih etmektedirler.

Lepra Hastalığının Tedavisinde Oluşan Komplikasyonlar Nelerdir?

Lepra hastalığının tedavisi, hastalığı yok etmek üzerine kurulu olduğundan, tedavi sırasında birçok ilaç ve solüsyon kullanılabilir. Nadir olarak görülmekle beraber, hastanın vücudu ilaca ters etki verebilir ve ciltte farklı şekilde lezyonlar ya da alerjik durumlar meydana gelebilir. Ancak bu oran oldukça düşük bir orandır.

Lepra Hastalığının Kesin Tedavi Yöntemi Var Mıdır?

Evet, lepra hastalığının kesin bir tedavi yöntemi vardır. Lepra hastalığı, BCG aşısı başta olmak üzere uzun süren ilaç tedavisi de bu hastalığın kesin bir şekilde yok olmasına yardımcı olabilmektedir. Yapılan araştırmalar ve uygulanan tetkiklerle, hastalığın kısa bir süre içerisinde tarihe karışacağı bilgisi bulunmaktadır.

Lepra Hastalığının Tedavi Süreci Ne Kadardır?

Lepra hastalığının tedavisi, kişiden kişiye değişiklik gösterebilir. Ancak ortalama olarak ilaç ve cildiye tedavisi uygulanmaya başlandıktan 1 yıl süre kadar sonra hastalığın sönmeye başladığı, bakterinin yok olduğu bilgisi bulunmaktadır.

Lepra Tedavisi Türkiye’de Yapılıyor Mu?

Lepra tedavisi Türkiye’de yapılıyor. Sadece lepra alanında uzmanlaşmış klinikler dahi ülkemizde bulunuyor. Her yıl onlarca kişi yurdun çeşitli bölgelerinden İstanbul Lepra Hastanesi’ne tedavi olmak amacı ile geliyor. Bunun dışında devlet hastaneleri ve özel hastaneler de artık etkileri ortadan kolayca kaldırabilecek bir hastalık olduğu için lepra tedavisi uygulamaktadır.

Lepra Tedavi Sonrası Tekrar Eder Mi?

Lepra, uygulanan ilaçlar sonrası etkisini yitiren, kullanılan aşı ile de hastanın vücuduna direncin yani bağışıklığın kazandırıldığı bir hastalıktır. Tedavi sonrası, lepra hastalığı nüksetmez.

Lepra Tedavi Maliyeti Nedir?

Lepra tedavisi, Türkiye’de devlet tarafından tedavi edilen bir hastalık olduğundan ötürü maliyeti ucuzdur. Ameliyat gerekmez, ancak ilaçların hasta tarafından temin edilebildiği durumlarda 1000 liraya varan bir maliyet söz konusu olabilir.

DMCA.com Protection Status