Kalp Pili Ameliyatı

İnceleyen ve onaylayan: Prof. Dr. Murat Dikmengil
Kalp Pili Ameliyatı (Prof. Dr. Murat Dikmengil)
Ameliyat Özeti
Anestezi TürüLokal / Genel Anestezi
Ameliyat Süresi45 - 75 dk.
Hastanede Kalma Süresi2 - 3 Gün
İşe Dönme Süresi6 - 10 Gün

Ameliyat ve tedavi süreçleri, kişiden kişiye farklılık arz edebilir. Ameliyat.com tedavi ve ameliyat özetlerinde, ortalama değer niteliği taşıyabilecek örnek tablolardan yararlanılmıştır.

Kalp Pili Ameliyatı
Kalp Pili Ameliyatı

Kalp pili ameliyatı, kalbin temel fonksiyonlarından birisi olan kan pompalama işlevinde çeşitli sebeplerden dolayı aksama meydana gelmesi durumunda yapılan cerrahi müdahale olarak karşımıza çıkar. Cerrahi müdahalenin seçenek olarak masaya alınabilmesi birçok konuyla doğrudan alakalıdır. Tüm tıbbi süreç bu konuların değerlendirilmesi üzerine kurulur ve işletilir.

Operasyonun tarihçesi oldukça eskilere dayandığından dolayı günümüzde cerrah tecrübesi ve uygulama alanı açısından herhangi bir sıkıntı bulunmaz. Kalp pilinin ortaya çıkmasını ve gelişmesini etkileyen birçok teknoloji türü bulunur. Tıp teknolojisi, batarya teknolojisi, üretim teknolojisi örnekler arasında sayılabilir. Günümüzde tüm bu atılımların çok hızlı şekilde ilerliyor olmasından dolayı kalp pillerinin yerleştirilmesinden sonra ortaya çıkma ihtimali bulunan yan etkileri, kullanım sıklığına bağlı olarak artıp azalabilen vücutta bulunma süreleri gibi durumlar üzerinde oldukça büyük gelişmeler kaydedilmiş durumdadır.

Kalp Pili Ameliyatı Hakkında

Kalp pili ameliyatları oldukça basit ameliyatlar olarak karşımıza çıkarlar. Kalp bölgesine doğrudan bir cerrahi müdahale olmadığından ve operasyon oldukça küçük bir keşiden genelde derinin hemen altına yapıldığından dolayı operasyondan kaynaklanan bir riskin ortaya çıkma durumu sıfıra yakındır. Ayrıca operasyonun oldukça sık uygulanma imkânı bulmasından dolayı bu alanda uzmanlaşan cerrahların sayısı da oldukça fazladır. Türkiye’nin neredeyse tamamında bu konuda uzman cerrahlar bulunmaktadır.

Kalp pili ameliyatının anlaşılabilmesi için kalp pili takılmasına sebep olan faktörlerin anlaşılması gerekir. Ayrıca bu faktörlerin hangi sistemler üzerinde çıktığının anlaşılması da hayati önem arz eder. Kalp pili gibi cerrahi bir çözüme başvurulmadığında yapılabilecekler ile bu tedavi yöntemine başvurulmadığında ortaya çıkabilecek durumlar da makalenin içerisinde anlatılacaktır. Unutulmaması gereken nokta kalp pilinin takılmasına sebep olan kalp ritim bozukluğunun birden çok belirti verdiği ve bu belirtiler ciddiye alınmadığı takdirde hayati riskin bulunduğudur. O yüzden hastaların veya hastalık şüphesi taşıyanların makaleyi oldukça dikkatli okuması gerekir.

Dolaşım Sistemi

Bilindiği üzere insan vücudu hayatını devam ettirebilmek, hayatını devam ettirirken üreme gibi içgüdüsel amaçlarını yerine getirebilmek için iki tane temel girdiye ihtiyaç duyar. Bunlardan birincisi solunum sisteminin temel taşı olan oksijen; ikincisi ise vücuda enerji sağlayan besinlerdir. Oksijen solunum organları aracılığıyla havadan temin edilir. Besinler ise genelde ağız bazen de damar yoluyla vücuda alınırlar. Vücuda alınan oksijen akciğerlere doğru yol alır. Besinler ise midede sindirilerek enerjiye dönüştürülür. Oksijen akciğere, besinler de mideye ulaşmışken temel bir sorun ortaya çıkar. Bu iki hayati girdinin vücutta bulunan hücrelere nasıl dağıtılacağı sorunu. İşte bu sorunun ortadan kalkmasını sağlayan sistem dolaşım sistemidir. Hücrelerin temel işlevlerini yerine getirebilmesi için bu iki hayati girdiden de yeteri miktarda alması gerekir. Ayrıca vücuttaki görevlerini yerine getirirken ürettikleri atıkların da atılması gerekmektedir. Dolaşım sistemi genel olarak bakıldığında oldukça basit bir işleyişe sahip olmasına rağmen daha detaylı incelendiğinde oldukça karmaşık olduğu gözlemlenir. Kısaca dolaşım sistemi iki hayati girdiyi hücrelere taşı; hücrelerde biriken atıkları ise oradan uzaklaştırır. Yani iki taraflı çalıştığını söylemek mümkündür.

Dolaşım sistemi kendi içerisinde çeşitli elemanlardan oluşur. Bu elemanların fonksiyonlarını açıklamak ve anlamak dolaşım sistemini anlamak için önem arz eder. Ayrıca dolaşım sisteminin elemanları arasında kan içerisinde bulunan hücre tiplerinin de açıklanması gerekir. Böylece vücudun en önemli ve en hassas sistemlerinden birisinin nasıl çalıştığı tam olarak kavranabilir. Kalp: Kalp vücudun tüm fiziksel ve bilişsel faaliyetini yerine getirebilmesi için gereken enerjiyi ve oksijeni taşıyan kanın pompalanması görevini üstlenir. İki akciğerin tam ortasında ve göğüs kafesinin altında bulunur. Barındırdığı istemsiz yani kendiliğinden kasılan kaslar sayesinde bu görevini yerine getirir. Makalenin ana konusu olan kalp pili de kalp üzerinde meydana gelen ritim bozukluklarının tedavisi amacıyla kullanılır.

Damarlar: Kalp ile hücreler arasındaki yol olarak tarif edilebilir damar yapıları. Damarlar taşıdıkları kan miktarına ve çeşidine göre üç sınıfta incelenebilir. Atar damarlar, toplardamarlar ve kılcal damarlar olarak. Atar damarlar oksijen ve besin açısından zengin kanı hücrelere ulaştıran ana arterlerdir. Toplardamarlar ise oksijen ve besin açısından fakir kanı akciğerlere, böbreklere ve karaciğere ulaştırıp temizleten; sonrasında ise temiz ve oksijen ile besin açısından zengin kanı tekrar kalbe ulaştıran damarlardır. Kılcal damarlar ise bu iki büyük damar grubunun giremediği yerlere kadar ulaşan, hücreleri iki hayati girdi açısından ayakta tutan damar yapılarıdır.

Kan: Vücudun tek sıvı bileşkesi olarak karşımıza çıkar. Besin ve oksijenin hücrelere taşınmasını sağlar. Temelde plazma ve kan hücrelerinin bir bileşkesi olarak tarif edilir. Plazma yapısı su, protein, organik ve inorganik maddelerden oluşur. Buna eklemlenen üç farklı göreve sahip kan hücreleri ile fonksiyonel anlamda aktif bir yapı oluşur. Alyuvarlar kanın kırmızı renginin ortaya çıkmasını sağlarlar. Karaciğerde ve dalakta üretilerek kana karışırlar. Kanın temel fonksiyonu olan oksijen ve besin taşıma işini doğrudan bu hücreler yapar. Akyuvarlar ise vücuda girmesi muhtemel yabancı maddelere karşı vücudu korur. Tüm vücudu dolaşan kanın içerisinde geçen bekçiler olduğunu söyleyebiliriz. Son olarak ise trombositler sayılır. Trombositler vücuttaki travmaların iyileştirilmesinden sorumludur. Kırmızı kemik iliğinde oluşturulur.

Kanın temizlenmesi ve pompalanması süreciyle tüm dolaşım sistemi oluşur ve fonksiyonel hale gelir. Hücrelerden aldığı atıklar ile kirlenen kanın temizlenmesi sürecine küçük kan dolaşımı adı verilir. Sağ karıncıktan başlayan bu dolaşım sol kulakçığa geldiğinde son bulur. Sağ karıncıkta bulunan kan akciğer atardamarı yardımıyla akciğere götürülüp temizlenir ve oksijen açısından zenginleştirilir. Sonrasında ise akciğer toplardamarı yardımıyla tekrar kalbe getirilerek pompalanır. Temiz kanın pompalanması işlemi ise büyük kan dolaşımı olarak adlandırılır.

Kalbin Çalışma Şekli ve Yerine Getirdiği Fonksiyonlar

Kalbin insan vücudunda kapladığı alan oldukça düşük olmasına rağmen yerine getirdiği görevler değerlendirildiğinde ne kadar önemli olduğu ortaya çıkar. Diğer tüm organların fonksiyonlarını sağlıklı olarak yerine getirebilmesi için kalbin çalışmasına ihtiyacı vardır. Kalp ortalama olarak insanın kendi yumruğu büyüklüğünde ve beş yüz gramı geçmeyen ağırlığıyla iki akciğerin ortasında ve kaburgaların altında yer alır. Hem akciğerler hem de kaburgalar tarafından gelebilecek travmalara karşı korunur. Kalbi oluşturan parçaları kısaca odacıklar, kapakçıklar ve damar bağlantıları olarak sıralayabiliriz. Kalbin yapısını anlayabilmek, kalp ritmi bozukluğunun oluşmasını sağlayan hastalık ve problemleri anlayabilmek açısından önem arz eder. Kalbin yapısını tam olarak anlatabilmek için maddeler halinde ilerlemek konunun anlaşılması açısından daha faydalı olacaktır.

Kalbin içerisinde dört adet odacık bulunur. İsminden de anlaşılacağı üzere odacıklara belirli görevlerin yerine getirildiği bölümler gözüyle bakabiliriz. Bu odacıklar kalbin üst tarafında iki adet ve alt tarafında iki adet olarak konumlanmıştır. Üst tarafta bulunan iki adet odacığa kulakçık adı verilir. Bu odacıkların tıp literatüründeki adı ise atriumdur. Kulakçıklar kendi aralarında sağ ve sol kulakçık olmak üzere ayrılırlar.

Alt tarafta bulunan iki adet odacığa ise karıncık olarak adlandırılır. Bu odacıkların tıp literatüründeki adı ise ventriküldür. Karıncıklar da kendi arasında sağ ve sol karıncık olarak ikiye ayrılır. Sağ kulakçık ile sağ karıncık arasında yani aynı taraftaki alt ve üst odacık arasındaki kan geçişini kontrol etmek amacıyla triküspit kapak bulunur. Kapak üç yaprakçık şeklinde oluşmuştur. Kalp üzerinde ortaya çıkabilecek bazı hastalıklar bu kapakla doğrudan ilintilidir. Sağ kulakçığa toplardamarlar giriş yapar. Bilindiği üzere toplardamarlar akciğer tarafından temizlenen kanın tekrar pompalanması amacıyla kalbe taşınmasını sağlayan damar gruplarıdır. Sağ karıncıktan ise atar damarlar çıkar. Bilindiği üzere atar damarlar da akciğer tarafından temizlenen ve oksijen bakımından zenginleştirilen kanın tekrar vücuda pompalanmasını sağlayan damar gruplarıdır. Sağ karıncıktan atar damarlar aracılığıyla çıkan kanı kontrol etmek amacıyla pulmoner kapak bulunur. Sol kapakçık ile sol karıncık arasındaki geçişi kontrol etmek amacıyla da mitral kapak bulunur. Mitral kapağın amacı gelen kanın geri kaçmasını engellemektir. Mitral kapakla ilgili romatizmal sorunlar yaşlı hastalarda oldukça büyük kalp problemlerine yol açabilir.

Sol kulakçığa da akciğerlerden gelen toplardamarlar giriş yaparken sol karıncıktan ise ana atardamar olan aorta çıkar. Bu çıkış aort kapak tarafından kontrol altında tutulur.

Dolaşım sisteminde anlattığımız üzere kanın pompalanması, hücrelere oksijen ve besin ulaştırması, organları geçerek akciğere ulaşması ve temizlenerek tekrar kalbe gelmesi tamamen kalbin kasılma işlevinden kaynaklanan bir süreçtir. Bu sürecin devam edebilmesi için istemsiz kas gruplarından olan kalbin devamlı olarak kasılması gerekir. Bu kasılma işlemine tıp literatüründe sistol adı verilir. Sistol oluşumu bir dizi elektriksel uyarıya göre ortaya çıkar, düzen alır veya düzensizlik kazanır. Kalp pili kullanımını ortaya çıkaran sebeple de sistol fonksiyonunu oluşturan elektrik devrelerinde meydana gelen problemlerden kaynaklanır. Yetişkin ve ortalama bir insanda kalp kaslarının ortala altmış ile seksen defa kasılması beklenir. Dinlenme halinde bu rakamlar düşerken; efor sarf edilen faaliyetlerde bu rakamlar artar.

Kalbin kasılması için gereken elektrik sinyalleri sağ kulakçıkta bulunan sinüs düğümlerinden başlar. Sonrasında ise sağ kulakçığa, sol kulakçığa ulaşır. Sol kulakçığa ulaştıktan sonra karıncıklar ile kulakçıklar arasında bulunan düğümlere ulaşır. İkinci düğümlere ulaşmasıyla hiss demetine; sağ – sol ön ve sol arka kas dallarına yayılır. Tüm bu süreç bir saniyeyi aşmayan bir sürede gerçekleşerek kalbin kasılmasına ve kanı pompalamasına sebep olur.

Anlatılan tüm bu sürecin spesifik bir noktasında hata ya da fonksiyon bozukluğu olması durumu birçok hastalığa ek olarak kalp ritim bozukluğuna da sebep olabilir. Kalp ritim bozukluğunun ortaya çıkarılması amacıyla yapılan tetkiklerde de yapılan şey elektrik sinyalinin dağılımının araştırılarak nerede tıkanma ya da blok işlemi olduğunun anlaşılmasıdır.

Kalp Ritim Bozukluğu

Kişinin kalbinin atması kan damarları üzerinde belirli, cilt dışından da hissedilebilen basınç oluşmasını sağlar. Kalbin her atmasında damarlar hafif şekilde şişip büzülerek tepki verirler. Bu durum atar damarlar üzerinde ve en çok da bilekteki atardamar üzerinde hissedilir. Kalp atışlarının cilt dışından da hissedilebilecek reaksiyon vermesine nabız denir. Hastalıklar, genetik faktörler ve çeşitli yaşamsal faaliyetlerden dolayı bazı kişilerin kalbi olması gerekenden hızlı veya yavaş çalışabilir. Bu yavaş veya hızlı çalışma farklı karakteristikler gösterebilir. Örneğin uzun süre normal tempoda çalışan kalp anlık olarak çok yavaşlayıp çok hızlanabilir. Kişinin kalbi olması gerekenden daha yavaş atıyorsa buna bradikardi; olması gerekenden daha hızlı atıyorsa buna taşikardi adı verilir. Kalp pili ameliyatlarının ilgi odağında genelde bradikardi hastaları bulunur. Kalbin sağlıklı olarak çalışması, kalbi oluşturan parçacıkların senkronize olarak kasılması sağlıklı bir dolaşım sisteminin anahtarını oluşturur. Kalp ritmi bozukluğu olan hastalarda ise dolaşım sisteminin belirli bir bölümüyle alakalı ciddi sıkıntı olduğunu söyleyebiliriz. Bu sıkıntının sebepleri oldukça fazla olmakla beraber etkilediği alan elektrik sinyallerinin çıkış odağı, elektrik sinyallerinin dağılım odakları veya kalbi oluşturan parçalar olmaktadır.

Bradikardi

Kalbin olması gerekenden daha yavaş atmasına bradikardi adı verilir. Bradikardi sabit bir değer üzerinden değerlendirilmez. Hastanın cinsiyetine, yaşına ve diğer bazı özelliklerine göre normal atış kavramı değişebileceğinden ötürü kişinin ne zaman bradikardi olduğu da buna göre değişebilmektedir. Ortalama bir insanın kalbinin dakikada altmış ile seksen kez attığını daha önce söylemiştik. Burada verilen minimum değerin altında kalp atımı kişinin bradikardi olduğunu gösterir. Ancak bu değerin uzun süreli ölçümlerin ortalaması şeklinde alınmış olması gerekir. Bradikardinin varlığı insan vücudunda çeşitli belirtileri ortaya çıkartır. Bazı vakalarda bradikardi olmasına rağmen belirti vermediği gözlemlenmiştir. Bradikardi tedavi edilmediği takdirde insan yaşamı, hayal kalitesi ve diğer yaşamsal faaliyetler üzerinde kalıcı hasarlar oluşturabilir.

Bradikardi her ne kadar yavaş kalp atım hızı olsa da bunu kaldıramayacak insanlar için sorun teşkil eder. Yaşı genç olanlar, sporcular, kondisyonu yerinde olanlar için dinlenme halinde altmış nabızdan daha düşük nabızlar büyük problem oluşturmaz. Bunun sürekli hale gelmesi ise herkes için büyük bir problem oluşturur.

Bradikardinin kalp atım hızının düşmesinden kaynaklandığı söylemiştik. Belirtilerin saptanması noktasında da bu bilginin işimize yarayacağını söyleyebiliriz. Kalp hızının düşmesi kanın pompalanma hızının düşmesine sebep olur. İdeal atım seviyesinde beslenmesi gereken hücreler –ki buna beyin de dahildir- yeteri kadar beslenemez. Bu besin eksikliğinden dolayı:

  • Sinkop yani bayılma durumu,
  • Baş dönmesi,
  • Devamlı yorgunluk ve güçsüzlük hali,
  • Nefes almada zorlanma ve nefes darlığı,
  • Göğüs bölgesinde hafif şiddetli ama sürekli ağrı,
  • Uyku düzeninde bozulmalar ve kesintili uyku,
  • Hafıza zayıflıkları,
  • Fiziksel olarak çabuk yorulma ve geç dinlenme

gibi belirtiler ortaya çıkar. Bu belirtilerin bir veya birkaçına sahip olan hastaların fazla bekletmeden doktora başvurması gerekir. Bradikardinin ortaya çıkmasına sebep olan birçok faktör bulunur. Bu faktörler kendiliğinden veya yaşam tarzından dolayı gelişebilir. Aşağıda sayılacak her faktörün etkilediği temel nokta elektrik sinyallerinin üretimi ve dağıtımıdır.

Kişinin yaşına bağlı olarak kalp dokusunda, sinüs düğümünde ve diğer kalp parçacıklarında ortaya çıkan deformasyonlar. Bradikardi teşhisinden önce kalp krizi geçirmek. Geçirilen kalp krizleri hafif de olsa kalp dokuları üzerinde onarılması oldukça zor belirtiler ortaya çıkarabilir.

  • Sürekli yüksek tansiyona sahip olmak. Hipertansiyonun hem kalp üzerinde hem de vücudun diğer bölümleri üzerinde oldukça yıkıcı sayılabilecek etkileri olabilir.
  • Kişinin genetik olarak kalp hastalığına sahip olması. Bu durum kalp ritmi üzerinde sıkıntılar ortaya çıkarabilir. Tıp literatüründe konjenital kalp defekti olarak bilinir.
  • Herhangi bir sebepten dolayı kalbin ve kalbi oluşturan parçaların enfekte olması. Bu durum tıp literatüründe miyokardit olarak adlandırılır.
  • Kalp ritim bozukluğu büyük bir kalp ameliyatının komplikasyonu olarak da ortaya çıkabilir.
  • Tiroit bezlerinin çalışma hızının düşük olmasından dolayı kalp ritim bozukluğu ortaya çıkabilir.
  • Bilindiği üzere vücut üzerindeki elektrik sinyallerinin iletilmesi elektrolitler ve mineraller sayesinde olur. Kişinin beslenme dengesinden dolayı bu minerallerin azlığı kalp üzerinde ritim bozukluklarının ortaya çıkmasına sebep olur.

Taşikardi

Taşikardiyi kalp atım sayısı açısından incelendiğinde bradikardinin tam tersi olarak konumlandırabiliriz. Bradikardide olduğunun aksine taşikardide kalp atım sayısı olması gerekenden daha fazladır. Genelde bir insanın ortalama yaşam tarzı içerisinde kalp atım hızı dakikada altmış ile seksen arasında bulunur. Taşikardi hastalarında ise bu durum yüzün üzerine oldukça rahat çıkabilir. Bradikardide olduğu gibi taşikardide birçok faktör hastalığın sebebi olarak sayılabilir.

  • Sigara ve alkolün aşırı derecede tüketilmesi. Vücuda aşırı derecede kafein girmesine sebep olan kahvenin yine aşırı derecede tüketilmesi.
  • Düzenli uyku uyumamak, sürekli olarak uykusuz gezmek.
  • Kansızlık kalp atım hızının artmasını sağlayan başlıca faktörlerden biri olarak sayılır.
  • Sürekli yüksek ateşe sahip olmak. İstatistiksel olarak incelendiğinde vücudun ideal sıcaklığından uzaklaşılan her bir derecenin kalp atım hızına dakikada yirmi adet eklediği gözlemlenmiştir.
  • Ayrıca kalbe bağlı bazı hastalıklar ile kalp ameliyatının komplikasyonu olarak da taşikardi ortaya çıkabilir.

Taşikardinin kalbin belirli bazı bölümlerinden dolayı ortaya çıkmasını iki başlık altında sınıflandırabiliriz. Bunlardan birincisi kulakçıklardan kaynaklanan taşikardi; ikincisi ise karıncıklardan kaynaklanan taşikardidir. Kulakçık kaynaklı taşikardileri kendi arasında dört; karıncık taşikardilerini ise iki grupta inceleriz.

Kulakçık taşikardilerinden en sık rastlanan sinüs taşikardisidir. Sinüs taşikardisi sinüs düğümündeki problemlerden dolayı ortaya çıkar. Normalde altmış ile seksen arasında sinyal göndermesi gereken bu düğüm normal değerin üstünde elektrik sinyali göndermeye başlar. Genel olarak taşikardiye ve bradikardiye sebep olan faktörler sinüs taşikardisinin ortaya çıkmasına sebep olabilir. Tedavi olarak da genelde hastanın yaşam tarzı değişikliğine gitmesiyle beraber kalp ritim hızını normale çekecek ilaçlar reçete olarak sunulur.

Kulakçık taşikardilerinden ikincisi supraventriküler taşikardidir. Supraventriküler taşikardiyi SVT olarak kısaltabiliriz. SVT genelde aniden gelen ritim artışları olarak tarif edilir ve toplumda çok sık rastlanır. Bu normalin oldukça üzerindeki kalp atım sayısı yüz elli ile iki yüz arasında seyreder. Kendi içerisinde iki çeşidinden bahsetmek mümkündür. AVNRT olarak kısaltılan çeşidinde kalp ritminin hızlanması aniden ve beklenmedik şekilde başlar ve yine başladığı gibi aniden sonlanır. Genelde çarpıntı olarak hissedilir. Kadınlarda daha sık olmakla beraber herkeste ve her yaşta gözlenebilir. SVT’nin bir diğer çeşidi ise AVRT olarak kısaltılır. Sebebi normalde olmaması gereken kestirme bir yolun elektrik sinyalleri tarafından kullanılmasından ötürü kasılmanın beklenmedik hızlara çıkmasıdır. Kestirme yolun sağlıklı bireylerde kesinlikle bulunmaması gerekir. Tedavisi genelde elektrofizyolojik olarak yapılır. Yapılan tedavi ile kestirme yol ortadan kaldırılır.

Kulakçık taşikardilerinden üçüncüsü atrial taşikardidir. Atrial taşikardinin diğer türlerden farkı kalp ritim hızının nöbetler halinde yükselmesi ve yüz ile iki yüz elli arasına sıkışmasıdır. Tedavisi genelde ilaçlar ile yapılır. Hastanın ilaçlı tedaviye yanıt vermediği durumlarda ise elektroşok uygulaması uygulanabilir.

Kulakçık taşikardilerinden dördüncüsü atrial flutter olarak adlandırılır. Ayrı olarak sınıflandırılmasının sebebi bu taşikardi çeşidinin kalp hastalıklarının sonucu olarak ortaya çıkıyor olmasıdır. Diğer taşikardi türlerinde olduğu gibi tedavi ilaçla yapılmaya çalışır. Eğer hasta ilaçlı tedaviye yanıt vermezse elektroşok uygulaması yapılabilir.

Karıncık kökenli taşikardilerden ilki ventriküler taşikardi olarak adlandırılır. Sebebi kalp kaslarının standart olarak elektriksel şekilde uyarılmamasıdır. Bu sebepten ötürü hızlı ve sürekli kasılmalar gözlenir. Hızlı ve sürekli kasılmalardan dolayı odacıklar yeteri kadar kanla dolmadan pompalama işlemini gerçekleştirir. Diğer tüm taşikardilerde gözlenen belirtiler bunda da gözlenir. Genelde sebep olarak kalp operasyonlarının komplikasyonu veya kalp hastalıkları gösterilir. Müdahale edilmediği takdirde oldukça ölümcül olabilecek bir taşikardi çeşididir.

Karıncık taşikardilerinden ikincisi ise ventriküler fibrilasyon olarak adlandırılır. Ventriküler fibrilasyon sırasında ritim oldukça yüksek olmasına rağmen düzensizdir. Yani hız devamlı olarak artıp azalır. Müdahale edilmediği takdirde kalp tüm faaliyetini sonlandırır. Genelde dizi ve filmlerde görülen elektroşok uygulamasının yapıldığı taşikardi çeşidi budur.

Kalp Ritim Bozukluğu Ortaya Çıkaran Faktörler

Bu faktörleri iki ana başlık altında toplamak mümkündür. Bunlardan birincisi kişinin yaşam tarzından kaynaklı ve kolayca düzeltilebilecek ya da kontrol altında tutulabilecek sebepler; ikincisi ise kalp ameliyatı veya kalp hastalıklarının komplikasyonu olarak ortaya çıkan ritim bozukluklarıdır. Her ne sebepten olursa olsun ritim bozukluklarının düzenli hale gelmeden engellenmesi hayati önem taşır. Hepsinde olmasa da bazı bradikardi ve taşikardi türlerinde hastanın bilincini ve hayatını kaybetmesi saniyeler sürebilmektedir. Nadiren de olsa belirti vermeyen bu ritim bozukluklarına karşı düzenli kontrollerin yaptırılması gerekir.

Yaşam Tarzı

İnsan vücudu üzerinde hastalıkların ortaya çıkmasının genel olarak iki temel sebebi bulunur. Bunlardan birincisi ve herhangi bir şekilde engellenemez olanı genetik faktörlerdir. Bunun dışındaki tüm hastalıklar çevresel faktörlerle ve hastanın yaşam tarzıyla alakalıdır. Daha önce kalp ritim bozukluğunu ortaya çıkaran faktörlerin de bu temel ayrımdan hareketle şekillendiğini söylemiştik. Hastanın kalp ritmini engelleyen bir durum olmaması halinde buna sebep olan faktörün kişinin yaşam tarzında aramak gerekir. Hastanın nasıl beslendiği, nasıl yaşadığı, hareketli bir işe sahip olup olmadığı, çalışırken veya sosyal yaşamında bulunurken ne gibi çevresel etmenlere maruz kaldığı bir bütün olarak hastanın yaşam tarzını oluşturur.

İdeal koşullarda bir insanın olabildiğince az elektromanyetik alana maruz kalması gerekir. Elektromanyetik alan kalp üzerinde ve kişinin vücudundaki elektrik iletim ağı üzerinde beklenmedik sonuçlar oluşturabilir. Ayrıca kişinin beslenme alışkanlıkları her ne kadar sadece sindirim ve boşaltım sistemiyle alakalı gibi görünse de dolaşım sistemiyle de bir o kadar alakalıdır. Günümüzde kalp ritim bozukluğuna sebep olan etmenlerin içinde obeziteyi de sayabildiğimizden ötürü yediklerine ve içtiklerine dikkat etmeyenleri kalp ritim bozukluğunun risk grubu içinde sayabiliyoruz. Kişinin alkol ve sigara kullanması, spor yapmaması, düzensiz beslenmesi gibi alışkanlıkları kalp ritim bozukluğunun başlıca sebepleri arasında gösterilebilir.

Sigara ve Alkol Kullanımı

Sigara vücudun temel fonksiyonları arasında yıkıcı etkiye sahip tüketim malzemelerinden bir tanesidir. Akciğer fonksiyonlarını büyük oranda kısıtlar. Doku iyileşmesini geciktirmek gibi yan etkilerinin yanında akciğer fonksiyonlarına olan zararı daha önemlidir. Dolaşım sisteminin ve kalbin çalışma şeklini anlatırken kanın pompalanıp hücrelere besin ve oksijen taşıdıktan sonra akciğerlere gelerek tekrar oksijen açısından zenginleştirildiğini açıklamıştık. Sigara kullanımından dolayı akciğerin oksijen yükleme işleminde fonksiyon kayıplarına sahip olması durumunda yeteri kadar oksijen yüklenemeyen kan hücreleri oksijen açısından fakir olarak tekrar vücuda pompalanacaktır. Bu ve bunun gibi sebeplerden ötürü sigara kullananların kalp ritim bozukluğu açısından risk grubu içerisinde yer aldıklarını söyleyebiliriz.

Alkol kullananlarda ise sorun karaciğerlerde ortaya çıkar. Aşırı alkol tüketimi karaciğerin yağlanmasına sebep olabilir. Ayrıca siroz gibi hastalıkların ortaya çıkmasında da alkol oldukça büyük bir etkiye sahiptir. Kanın en çok uğradığı duraklardan biri olan karaciğerde meydana gelen fonksiyon kayıplarının etkisi kalp üzerinde ritim bozukluğu olarak gözlenebilir.

Beslenme Tarzı

Her insanın gün içerisinde harcadığı kalori miktarına göre beslenmesi gerekir. Örneğin yoğun antrenmanları olan sporcuların çok yüksek derecede kalori almaları; masa başı işlerde çalışanların ise görece daha az kalori almaları gerekir. Bu kalori miktarı alım tablosu kişinin yaşına, cinsiyetine ve sahip olduğu hastalıklara göre değişiklik gösterebilir. Ancak kişinin alması gereken ideal kalori miktarından daha az veya daha çok kalori alması halinde vücudun yağlandığı gözlenir. Vücudun yağlanması metrekare cinsinden vücudun büyümesine sebep olur. Kalp üzerinde de yağlanma gözlenir. Kalp üzerindeki yağlanmanın ortaya çıkardığı başlıca durum kalp fonksiyonlarında meydana gelen kayıplardır. Bu kayıplara ek olarak büyüyen vücudun kan ihtiyacı da artacağından dolayı ortaya bir dengesizlik durumu çıkar. Bu dengesizlik durumunun ise sebep olacağı en olası ihtimallerden birisi kalp ritim bozukluğudur.

Spor ve Egzersiz

Kalp ritim bozukluğunun ortaya çıkmasının yaşam tarzıyla doğrudan alakalı olduğunu söylemiştik. Kişinin alkol – sigara tüketimi, yetersiz beslenmeye ek olarak spor ve egzersiz faaliyetlerinden de kaçınması durumunda beslenme başlığı altında saydığımız yağlanma döngüsü ortaya çıkacaktır. Hastanın vücudundaki yağ miktarı artarken kalp fonksiyonları yetersiz kalacak ve sürekli bir ritim bozukluğu olarak hastaya dönüş yapacaktır.

Sağlıklı insanların günlerinin belirli bir bölümünü spor egzersizlerine ayırması gerekir. Spor egzersizlerinin yapılması kalbin atıl vaziyette kalmasının önüne geçer. Farklı ihtiyaç seviyelerine göre kendini devamlı olarak düzenlemesine ve gerektiğinde sinyal artırımı yapmasına olanak sağlar. Spor ve egzersiz yapmayan hastalarda kilo alımına ek olarak kalp ritim bozukluğu gözlenme riski oldukça yüksektir. Bu gözlem başlarda kişinin hayatını etkileyecek boyutta olmasa da ilerleyen seviyelerde oldukça etkileyici olacaktır.

Hastalıklar

Kalp ritim bozukluklarının ortaya çıkmasında ikincil faktör olarak hastalıklar, genetik faktörler ve kalp ameliyatlarına bağlı komplikasyonlar gösterilebilir. Bazı hastalıkların doğrudan sonucu kalp ritmi bozukluğu iken bazılarının ikincil hatta üçüncül sonuçlarıdır. Ayrıca genetik faktörler de kalp fizyolojisinde meydana gelen bozukluklar olarak karşımıza çıkarlar. Genelde açık kalp ameliyatı veya elektrofizyolojik yöntemler ile düzeltilirler. Yine hastalıklarda olduğu gibi genetik faktörlerde de kalp ritim bozukluğu ikincil hatta üçüncül sonuç olabilir. Bir diğer nokta ise herhangi başka bir sebepten ötürü yapılan kalp ameliyatının sonucu olarak kalp ritim bozukluğunun karşımıza çıkmasıdır. Bu durumda da kalp pili ameliyatı, biyo fizyolojik tedavi, ilaç tedavisi veya düzeltme ameliyatları yapılabilir.

Koroner Arter Hastalığı

Dolaşım sisteminden bahsederken dolaşım sistemini oluşturan parçaların en önemlilerinden birinin damarlar olduğunu söylemiştik. Damarlar kalp tarafından pompalanan kanı vücudun diğer bölgelerine taşımakla görevli yapılardır. Bu görevlerini yerine getirmek ve vücudun anlık değişimlerine ayak uydurabilmek amacıyla elastik olma özelliği kazanmışlardır. Kişinin hayat tarzının değişmesi, beslenme ve spor alışkanlıklarının olumsuz yönde değişmesi gibi etmenlerden dolayı zaman içerisinde damarlar elastik olma özelliklerini kaybederler. Bu durumda vücuda alınan besinlerin etkileri doğrudan kalp, damar ve vücut üzerinde gözlenir hale gelir. Örneğin tansiyon çok hızlı artar ve düşer. Kalp ritmi bu değişikliklere anlık olarak ayak uydurmak zorunda kaldığından dolayı zamanla kalp kasları ve sinüs düğümleri üzerinde de yıpranmalar baş gösterir. Sonuç olarak koroner arter hastalığının sonuçlarından bir tanesi de kalp ritminin düzensiz hale gelmesidir.

Kalp Krizi

Kalp krizi geçiren kişinin bunu neden geçirdiği önemli olmakla birlikte kalp krizinden kurtulan hastaların başına gelen en büyük komplikasyonlardan bir tanesi ritim bozukluklarıdır. Kalp krizi ister hafif düzeyli ister ciddi düzeyli olsun kalp dokuları üzerinde büyük hasarlar oluşturur. Kalp krizi anında sinüs düğümünde ve iletim hatlarında meydana gelen aşırı yükleme hali kalp krizinden sonraki yaşamı da ciddi oranda tehlike altına sokar. Bu yüzden kalp krizi geçiren hastaların bu durumun ortaya çıkmasından sonra kalp sağlığı açısından ciddi bir takibe alınması gerekir. Böylece ortaya çıkması muhtemel ritim bozukluklarının ve bu bozuklukların yol açtığı sonuçların da önüne geçilmiş olunur.

Kalp Yetmezliği

Kalbin ve damarların kanı pompalayarak vücudu oksijen ve besin açısından zengin hale getirdiğini daha önce belirtmiştik. Standart bir düzen içerisinde dolaşım sisteminin algoritmasını takip eden kan bu görevini sorunsuzca yerine getirir. Çeşitli sebeplerden ötürü zamanla kalp kaslarında meydana gelen zayıflamalar kanın yeteri kadar oksijeni alamadan pompalanmasına sebep olur. Kalp kaslarında meydana gelen bu zayıflamalara kalp yetmezliği adı verilir. Kalp yetmezliğinin ortaya çıkmasının çeşitli belirtileri ve sonuçları bulunur. İki büyük belirti olarak vücudun su toplaması ile nefes darlığı sayılabilir. Su toplanması spesifik olarak bir bölgede değil; oksijensiz kanın ulaştığı her bölgede olabilir. Özel olarak ise akciğerlerde su toplanması halinde hastanın nefes darlığı şikâyeti katlanarak artabilir. Bu iki belirtinin yanında ek olarak kalp ritminde de düzensizliklere sebep olabilir. Kalp kasları kalp ritminin sağlanmasında hayati öneme sahip dokulardır. Bu dokularda meydana gelecek ufak deformasyonlar dahi ritim üzerinde etkili olabilirken kalp yetmezliği gibi ağır doku hasarında kesinlikle belirleyici faktör olarak karşımıza çıkacaktır.

Hipertansiyon

Hipertansiyon kan basıncının yüksek seyretmesi olarak tarif edilebilir. Bu yüksek kan basıncının birçok sebebi olabilir. Örneğin hastanın genetik olarak yüksek tansiyona yatkın olması bir sebep iken; yaşam tarzından dolayı yanlış beslenmesi ve spor yapmaması da başka bir sebep olarak karşımıza çıkar. Hipertansiyonun etkilediği sistem doğrudan dolaşım sistemi olmakla beraber vücudun tüm sistemleri üzerinde baskı yaratır. Çünkü insan vücudunu oluşturan sistemlerin evrimsel gelişimi normal basınç altında çalışmak üzere gelişmiştir. Yüksek kan basıncının olması halinde kan ile muhatap olan bölgelerde deformasyonlar görülebilir. Kan ile en çok alakadar bölge olan kalbin ise bu deformasyondan nasibini almaması düşünülemez. Zaman içerisinde kalp dokularında zayıflamalar gözlenmeye başlar. Zayıflamanın mevcudiyeti ise doğrudan kalp ritminin düzensiz bir hal almasına; kişinin bradikardi veya taşikardiye yakalanmasına sebep olur.

Aort ve Mitral Kapak Hastalıkları

Bilindiği üzere kalp dört odacıktan ve bu odacıklara bağlanan damarlardan oluşur. Sistem tamamen pompa işlevi gördüğünden dolayı kanın geri yönlü hareket etmesi ölüm riskini ortaya çıkarır. Bu kanın geriye gitme riskinin ortadan kaldırılması için aort ve mitral kapaklar odacıklar ile damarlar arasında bulunur. Valf işlevi gören bu kapaklarda meydana gelebilecek hastalıklar ve ortaya çıkabilecek zayıflamalar kanın yeteri kadar pompalanamamasına sebep olabilir. Uzun vadede mitral ve aort kapaklarında görülen hastalıkların kalp ritmi bozukluğuna yol açması oldukça olasıdır.

Bu hastalıkları ve ortaya çıkabilecek genetik bazlı sorunları açıklamak gerekir ise:

  • Aort kapağının ideal fizyolojik yapısı üç yaprakçığa sahip olmasıdır. Bazı insanlarda bu yaprakçık sayısı ikiye düştüğünden ötürü kapak görevini tam olarak yerine getiremez.
  • Aort darlığı ise çeşitli sebeplerden ötürü ortaya çıkabilir. Bu sebepler genetik olabileceği gibi bir komplikasyon ya da yaşam tarzıyla da alakalı olabilir. Görülme sıklığı oldukça düşük olmasına rağmen hastanın doğuştan iki yaprakçığa sahip aort kapağı varsa gelişme ihtimali yüksektir.
  • Aort yetmezliği kapağın tam olarak kapanamamasını ifade eder. Kapağın tam olarak kapanamamasından dolayı vücuda pompalanması gereken kanın bir kısmı geriye kaçar.
  • Mitral kapağında dört adet parçası bulunur. Bu parçalardan birinde veya birkaçında çeşitli sebeplerden ötürü meydana gelen doku hasarları mitral kapak yetmezliğine ya da darlığına sebep olabilir. Ülkemizde oldukça sık rastlanan bir hastalık türüdür. Genelde orta yaşa sahip insanlarda görülür.
Sinüs Düğümü Hastalığı

Hasta sinüs sendromu olarak da bilinir. Dolaşım sistemini ve kalp fonksiyonlarını anlatırken kalbin kasılma işlevini başlatan elektriksel uyarının sinüs düğümünden başladığını belirtmiştik. Ayrıca kalp ritim bozukluklarının da elektriksel uyarının çıktığı ya da iletildiği bölgelerle alakalı olduğunu söylemiştik. Ortalama bir insanın kalbi altmış ile seksen atım yapar dakikada. Fiziksel aktivitenin artmasıyla bu sayı artabilir. Bunu atımın yüksekliğinin ya da düşüklüğünün sürekli hale gelmesi halinde ise taşikardi ve ya bradikardiden bahsetmek mümkün hale gelmektedir.

Sinüs düğümü elektriksel uyarıyı başlatan nokta olduğundan dolayı bu noktada herhangi bir sebebe bağlı olarak sorun gelişmesi halinde hasta sinüs sendromundan bahsetmek olası hale gelir. Hasta sinüs sendromunun varlığı da kalp ritminin bozuk olduğu anlamına gelir. Bu bölgede meydana gelen problemlerin sonucu üç şekilde gözlemlenmektedir.

  • Sinüs Duraklaması: Bu durumun ortaya çıkması halinde sinüs düğümü belirli bir süre uyarı vermez. Uyarı vermediği süre artarsa ölüm riski ortaya çıkabilir.
  • Sinüs Bradikardisi: Çıkan uyarı sayısı altmışın altına düştüğünde sinüs bradikardisinden söz etmek mümkün hale gelir.
  • Sinüs Taşikardisi: Ortalama fiziksel aktivite sırasında kalp atım hızı dakikada yüzün üzerine çıktığında sinüs taşikardisinden söz etmek mümkündür.

Ayrıca oldukça nadir olmakla beraber bradikardi ve taşikardi durumunun birbirini takip eden sürelerle bir hastada beraber bulunması da söz konusu olabilmektedir.

Atriyoventriküler Düğüm Hastalığı

Atriyoventriküler düğüm hastalığı yazının devamında AVDH olarak adlandırılacaktır. Dolaşım sistemi ve kalp fonksiyonlarını anlatırken sinüs düğümünden çıkan elektriksel uyarıların belirli bir yolu izledikten sonra atriyoventriküler düğüme ulaşması ve buradan devam ederek ventrikülleri uyarmasını anlatmıştık. Bu süreç kalbin belirli aralıklarla atım sağlamasını sağlayan normal fizyolojik süreçtir. Düğümde yenilen blokajdan ötürü kalp fonksiyonlarının yavaşlaması veya tamamen kaybolması ise kalp tıkanması olarak adlandırılır. Bu hastalığa sahip kişilerde ise elektriksel uyarılar düğümü geçememekte veya blok yemektedir. AVDH doğrudan kalp ritmini bozan hastalıklar sınıfına girdiğinden ötürü tüm türleriyle detaylıca incelenmesinde fayda vardır. Aşağıdaki sınıflandırma kalp atımına sebep olan elektriksel sinyallerin ulaşıp – ulaşmamasına ve ulaşıyorsa ulaşma sıklığına göre yapılmıştır.

Birinci Derece A – V Blok

AVDH’nin birinci evresi olarak adlandırılan bu süreç oldukça hafiftir. Sinüs düğümünden gelen tüm sinyaller ventriküllere geçiyor olmasına rağmen sinyallerin ulaşmasında yavaşlama mevcuttur. Çoğu zaman herhangi bir belirti vermez. Ayrıca beraberinde bir anormali olmaması halinde tedaviye de ihtiyaç duyulmaz. Gelişime açık olmasından dolayı tanı konulduktan sonra düzenli olarak takip edilmesi gerekir.

İkinci Derece A – V Blok

İkinci derece A-V blok atım sinyallerinin davranışlarına göre iki tip altında incelenir. Mobitz TİP 1 olarak adlandırılan alt kolunda oluşan sinyal davranışı geçici olarak görülür ve kendiliğinden kaybolması beklenir. Kalp – damar hastalıklarının komplikasyonu olarak ortaya çıkar ve kalp pili takımına gerek kalmaz. Mobitz TİP 2 ise Mobitz TİP 1’in tam aksine tam kalp tıkanıklığına doğru gelişme ihtimali bulunan sinyal bozukluklarıdır. TİP 1’de gözlenen sinyallerinin bir kısmının geçip bir kısmının blokaj yemesi TİP 2’de daha da gelişkindir. Çoğu zaman Mobitz TİP 2nin tedavi edilmesi için kalp pili kullanılması gerekir.

Üçüncü Derece A – V Blok

Ventriküllere giden sinyallerin tamamen kesilmesi anlamını taşır. Yani kalbin üst tarafı ile alt tarafının ilişkisi tamamen kesilmiş olur. Genelde nabız dakikada otuz ile kırk arasında değişir. Acil müdahale ihtiyacı mutlaktır. Kalp pili duruma göre takılmakla birlikte üçüncü derece A – V blok için yapılabilecek en büyük tedavi bu durumun altında yatan sebebin çözülmesidir. Bu sebep ortaya çıkarılıp çözüldükten sonra ise duruma göre geçici veya kalıcı kalp pili seçeneği düşünülebilir.

Kalp Ritim Bozukluğunun İlaçlı Tedavisi

Kalbin düzensiz elektrik uyarımlarından dolayı kalp ritminde bozukluk yani aritmi olması durumunda kalp pili takılmasından önce veya tamamen ayrı bir seçenek olarak aritmi ilaçlarının kullanılması gerekebilir. Bu ilaçların amacı elektriksel sistemi düzenleyerek kalbin ideal ritminde atmaya devam etmesini sağlamaktır. Bu amaç için birçok farklı aritmi ilacı bulunur. Bu ilaçların markaları çok çeşitli olsa da genel olarak dört kategori altında incelemek mümkündür.

Sınıf 1 Anti-Aritmik İlaçlar: Sodyum kanal blokları olarak da bilinirler. Amaçları taşikardi durumunu ortadan kaldırmaktır. Bu amaç için de elektriksel sinyalleri yavaşlatırlar. Yavaşlayan elektrik sinyalleri kalbin daha yavaş atmasını sağlar.

Sınıf 2 Anti-Aritmik İlaçlar: Beta blokları olarak da bilinirler. Amaçları taşikardi veya bradikardi durumunu ortadan kaldırmak değil iki durum arasında oluşan düzensizliği ortadan kaldırmaktır. Bu amacı yerine getirmek amacıyla da adrenalin hormonunun etkileri sınırlar, düzensiz kalp ritminin ortaya çıkmasına sebep olan odakları baskı altına alırlar.

Sınıf 3 Anti-Aritmik İlaçlar: Bu ilaçlar da taşikardi durumunun varlığı halinde kullanılırlar. Sodyum kanal bloklarının aksine sinyal yavaşlatma işini potasyum kanallarını bloke ederek yaparlar.

Sınıf 4 Anti-Aritmik İlaçlar: Bu ilaçlar da düzensiz kalp ritminin mevcut olması halinde kullanılırlar. Düzensiz kalp ritmini ortadan kaldırabilmek amacıyla da kalsiyum kanallarını bloke ederler.

Bu ilaçlar tamamen doktor tavsiyesiyle reçete altında alınmalıdır. Kişinin kendinde kalp ritim bozukluğunun olduğunu düşünmesi ilaçları almak için yeterli değildir. Doktor muayenesine bağlı olarak kullanılabilir. Bu ilaçları almadan önce kullandığınız diğer ilaçları doktorunuzla paylaşmanız gerekir. Ayrıca ilaçların kişiden kişiye değişen yan etkileri de olabilir. Kalp ritminin düzensizleşmesi, alerjik reaksiyonların ortaya çıkması, göğüs bölgesinde hafif şiddetli ama sürekli ağrılar, anlık bilinç kaybı, vücudun uç bölgelerinde şişlikler, iştahın kesilmesi, ishal ve kabızlık gibi.

Elektrofizyoloji (Ablasyon)

Elektrofizyolojik çalışma ya da ablasyon olarak adlandırılan bu tanı ve sonrasında gelen tedavi yöntemi sayesinde kalbin elektrik oluşum ve dağıtım sisteminde meydana gelen aksamalar sonucu ortaya çıkan kalp ritim bozuklukları tedavi edilir. Bu tedavi yönteminin başlaması için öncelikle hastanın doktora bazı belirtilerle ve şikâyetlerle başvurması gerekir. Doktor tarafından yapılan muayene sonrasında eğer elektrofizyolojik çalışmaya gerek olduğu düşünülürse tanı ve tedavi kısmına geçilir.

Hastanın kasık veya boynundan geçen damarların birisine girilir. Bu bölgeden kalbe doğrudan uzanan bir elektrot sarkıtılır. Bu elektrot sayesinde elektrik sinyallerindeki aksamalar oldukça kolay bir şekilde tespit edilir. Tanının konması aşamasında elektrotlardan gelen veri bu amaç için geliştirilmiş bilgisayarlarda analiz edilir. Elektrofizyolojik çalışmanın ve katater ablasyonun genelde taşikardi tedavisi için kullanıldığını söylemek yanlış olmaz. Elektrotlardan gelen veriler ışığında sinyallerin aksamasını sağlayan, ulaşmasını engelleyen bir odak varsa bu odak radyo dalgaları kullanılarak ortadan kaldırılır.

Katater ablasyonun uygulanması için hastanın öncelikle ilaçlı tedaviye başvurmuş ve sonuç alamamış olması gerekir. Başarı oranı olarak değerlendirildiğinde bu yöntemin oldukça başarılı olduğunu söylemek mümkündür. Ayrıca riskler açısından da oldukça kısır olan bu uygulama günümüzde taşikardiden rahatsız olan hastaların büyük bir bölümüne uygulanmaktadır.

Kalp Pili Nedir ve Hangi Durumlarda Kullanılır

Sinüs düğümünden veya sinüs düğümünün devamındaki sinyal iletim hatlarında bir problem yaşanması sonucu kalp ritim bozukluğu ortaya çıkar. Kalp ritim bozukluğunun birçok tedavisi bulunmakla birlikte en sık kullanılanlardan bir tanesi kalp pili takılmasıdır. Genelde düşük nabız durumunda kullanılır. Oldukça basit ve kompakt bir cihaz olarak karşımıza çıkar. Cihazın birçok çeşidi bulunur. Amacı kalbin düzenli ve yeterli nabız üretmesini sağlamaktır. Kalp pillerinin yüksek nabzı düşürmek amacıyla kullanılması oldukça nadir bir uygulamadır. Ayrıca kablo sayısına göre farklı amaçlarla da kullanılabilir. Örneğin kalp odacıkları arasında kasılma senkronizasyonu açısından bir sıkıntı var ise sarkıtılan kablolardan farklı ölçülerde uyarılan bu odacıkların kasılması senkronize hale getirilir.

Kalp pillerinin teknik alt yapısı oldukça basittir. Nabız jeneratörü adı verilen ve kontrol merkezi ile bataryanın bulunduğu kısım ve bu kısmın devamında damar yolunu izleyerek nabız jeneratörünü kalbe bağlayan elektrotlar. Elektrotların sayısı ile bağlı oldukları bölge tedavinin amacıyla doğru orantılı olarak değişebiliyor.

Kalp Pili Çeşitleri

Kalp pili kişinin ihtiyacına göre şekillenen bir skalada çeşitlendirilir. Hastanın bradikardisi veya taşikardisi olması kullanılan kalp pilinin de çeşitlenmesini sağlar. Ayrıca hastanın kalp ritminin hangi düzende olduğu da bir başka farklılaşma yoludur. Hastanın kalp ritmini bozan odağın yeri ve cinsi de kullanılan kalp pilinin cinsini oldukça derinden değiştirmektedir. Genel olarak kalp pilleri sınıflandırılırken uygulama türlerine ve amaçlarına göre değerlendirilirler.

Uygulama Bölgelerine Göre Kalp Pilleri

Uygulama bölgelerine göre kalp pilleri dört ana başlık altında incelenebilir. Bu dört ana başlığın ortaya çıkmasında kalp pilinin vücudun hangi bölgesine yerleştirildiği; hangi amaçla yerleştirildiği ve ne zaman söküleceği göz önüne alınmıştır.

Harici (Transkütan) Kalp Pilleri

Transkütan kelimesindeki trans transfer; kütan da deri anlamına gelir. Yani kelime anlamından bu tip kalp pilinin deri üzerinden transfer şeklinde çalıştığını anlayabiliriz. Bu tip kalp pillerinde nabız jeneratörleri derinin dış bölgesinde bulunur. Vücuda herhangi bir kesi atılmadığından dolayı elektrik iletimini sağlayacak elektrotlar da kalbe yakın bölgelere pedler yardımıyla bağlanır. Bu kalp pilleri kalbin durduğu ve acil müdahale edilmesi gerektiği hallerde sıkça kullanılırlar. Elektrotların vücuda damar yolunu kullanarak değil de pedler yardımıyla bağlanıyor olmasının altında yatan sebep tamamen budur.

Geçici Epikardiyal Kalp Pilleri

Aynı transkütan kalp pillerinde olduğu gibi geçici epikardiyal kalp pillerinde de nabız jeneratörü vücudun dışında bulunur. Epikardiyal pillerde elektrotlar ise deri altında ve kalbin en dış katmanında bulunurlar. Bu tip kalp pilleri genelde herhangi başka bir sebepten yapılan kalp ameliyatları sırasında yerleştirilirler. Amaçları kalp ameliyatından sonra kalp dokusu üzerinde gerçekleşen travmadan dolayı ortaya çıkma ihtimali bulunan kalp ritim bozukluklarının önüne geçmektir. Kalp üzerinde oluşan travma ve iltihabın ortadan kalkmasıyla bu kalp pilleri de sökülürler.

Geçici Endokardiyal Kalp Pilleri

Bu kalp pilleri transvenöz kalp pilleri olarak da bilinirler. Bilindiği üzere endokardiyum kalbin en iç tabakasına verilen isimdir. Bu kalp pillerinin gücünü sağlayan ve kontrol eden nabız jeneratörü genelde vücudun dışında bulunur. Elektrotlar ise köprücük altı toplardamarı veya sağ internel jegüler toplar damarıyla kalbe bağlanır. Elektrotların kalbe bağlandığı nokta sağ kulakçık ve ya sağ karıncıktır. Bu tip kalp pilleri genelde uzun vadede düzelme ihtimali oldukça yüksek olan bradikardilerin tedavi edilmesi amacıyla kullanılır. Bradikardinin orta – uzun vadede iyileşeceğinin tahmin edilmesinin sebebi bu tip bradikardilerin genelde ilaç tedavileri sonrası yan etki olarak veya doğrudan ilacın etkisi olarak edinilmiş olmasıdır. Ayrıca göğüs bölgesine alınan ağır darbe sonrası oluşan ritim bozukluklarının tedavisinde de bu tip piller kullanılır. Ayrıca kalıcı endokardiyal kalp pilinin takılacağı zamana kadar geçici olarak yine bu tip piller kullanılabilir.

Kalıcı Kalp Pilleri

Kalıcı kalp pilleri bu makalenin ana konusu oluşturan kalp pili çeşidi olarak karşımıza çıkar. Klinik uygulamalarında pacemaker kalp pilleri olarak da adlandırılır. Genelde ICD, CRT ve CRT-ICD şeklinde çeşitlendirilir. Diğer kalp pillerinin neredeyse tüm özelliklerini taşır. Ayrıldığı nokta kalıcı olmasından da dolayı nabız jeneratörü ve elektrotların tamamen vücudun içinde yer almasıdır. Nabız jeneratörü ve elektrotlar vücudun içerisinde yer aldığından dolayı cerrahi operasyon ile yerleştirilirler. Elektrotlara güç ve kontrol sağlayan nabız jeneratörü köprücük kemiğinin altında deri veya kas dokusunun altına yerleştirilir. Nabız jeneratöründen çıkan elektrotlar ise bu bölgeden geçen toplardamarlar yardımıyla kalbe gönderilir. Kalıcı kalp pillerinin hastaya takılması için ikinci derece TİP 2 kalp bloğu veya üçüncü derece kalp bloğunun hastada mevcut olması gerekir. Kalıcı kalp pilleri geçici endokardiyal kalp pilleri ile çok büyük oranda benzeşirler. Kalp bloklarına ek olarak hastaya kalp pili takılmasını gerektiren bir başka durum ise semptomatik sinüs bradikardisidir. Kalıcı kalp pillerinin de geçiciler gibi çeşitli işlevleri bulunur. Kalp pilinin işlevi, kalp pili takılmadan önce belirlendiğinden dolayı bu amaca uygun kalp pili yerleştirilir. Bazı kalp pilleri tek elektrot ile sadece kalbin belirli bir bölümünü uyarırlar. Bazı kalp pilleri ise kalbi sürekli olarak dinleyip kalbin durduğu anda ani şoklarla müdahale ederler. Ayrıca bazı kalıcı kalp pilleri de odacıkları ayrı ayrı veya toplu olarak uyarabilir.

Uygulanma Amaçlarına Göre Kalp Pilleri

Bir kalp pilinin geçici veya kalıcı olacağının belirlenmesinde kalp ritim bozukluğunun sebebi önemlidir. Eğer kalp ritim bozukluğuna sebep olan faktör geçici ise genelde kalp pilleri de geçici olmaktadır. Faktörün kalıcı olması durumunda ise kalp pilleri kalıcı hale getirilmektedir. Kalp pillerinin takılırken, kalp ritmi bozukluğuna sebep olan faktörün değerlendirilmesi gerekir. Bu faktörün etkilediği bölgeye göre kalp pili de çeşitlendirilebilir. En basitinden sinüs düğümünü uyaran, odacıkları uyaran, sadece dinleyen, sürekli dinleyip gerektiğinde müdahale eden kalp pilleri gibi varyasyonlar oluşturmak oldukça kolaydır. Tarihsel olarak da incelendiğinde kalp pili türlerini üç başlık altında toplamak gerekir. Bunlar tek odacıklı uyarım yapan kalp pilleri, çift odacıklı uyarım yapan kalp pilleri ve üç odacıklı uyarım yapan kalp pilleridir. Ayrıca amaca göre şekillenen farklı varyasyonlar da bulunmaktadır.

Tek Odacıklı Uyarım

Kalp pillerinin 1960’lı yıllardan itibaren hayatımıza girdiğini söyleyebiliriz. Bu tarihten itibaren kullanılmaya başlanan piller tek odacıklı uyarım yapan yani nabız jeneratörüne ek olarak tek adet elektrot bulunduran ilkel aletlerdi. İlk yıllarında uygulama açısından zor olan bu teknikle nabız jeneratörü derinin altına yerleştirilir, elektrot ise yine damar yoluyla kalbin sağ atriyum veya sağ ventrikülüne bağlanırdı. Tek uyarım yapan kalp pillerinin bu isimle anılmasının sebebi de kalbin sadece tek odacığını uyarabiliyor olmasından gelirdi.

Çift Odacıklı Uyarım

1960’lı yıllardan başlayarak 1990’lı yıllara kadar tek odacıklı uyarıma sahip kalp pilleri yoğun bir şekilde kullanıldı. Ancak tek odacıklı uyarım yapan kalp pillerinin sıkıntısı sadece tek odacığı uyarabiliyor olmalarından kaynaklanıyordu. Kalbin doğal çalışma şekline hiç uyumlu olmayan bu etmenden dolayı ritim bozukluğu tam olarak çözülemiyordu. 1980’li yıllarda klinik çalışmaları başlayan çift odacıklı uyarım yapan kalp pilleri 1990’lı yıllardan sonra kullanılmaya başlandı. Nabız jeneratörü açısından tek odacıklı uyarım yapan kalp piliyle aynı olmakla birlikte farklılaştığı nokta elektrot sayısı idi. Çift odacıklı uyarım yapan kalp pillerinde iki adet elektrot bulunuyordu. Bu iki elektrot sağ atriyum ve sağ ventriküle ayrı ayrı bağlanıp kalbin doğal çalışma yapısına daha uygun şekilde uyarım yapabiliyordu. Sırf bu yüzden dahi günümüzde oldukça sık olarak çift odacıklı uyarım yapan kalp pilleri tercih edilmektedir. Doksanlı yıllardan bugüne kalp pili teknolojisinin altında yatan algoritma değişmemiş; bu algoritmanın gerçeğe dönüşmesini sağlayan teknolojiler gelişmiştir. Günümüzde nabız jeneratörünü oluşturan bataryanın ömrü, kontrol panelinin farklı amaçlar için programlanabilmesi, elektrot teknolojisi gibi alanlarda gelişmeler olmuştur. Ayrıca insan biyolojisine daha uygun malzemeden üretilen kalp pilleri sayesinde malzemeye bağlı yan etkiler sıfırlanmıştır.

Üç Odacıklı Uyarım (CRT)

Üç odacıklı uyarım yapan kalp pilleri CRT veya kardiyak resenkronizasyon olarak da bilinir. Adından da anlaşılacağı üzere üç adet elektrot içerirler. Kalp ritim bozukluğuna ek olarak kalp yetmezliğinin tedavi edilmesi amacıyla da sıkça kullanılırlar. Esasen 2010’lu yıllardan itibaren kullanılmaya başlandığını söyleyebiliriz. Bu açıdan bakıldığında oldukça yeni ve sonraki teknolojiler için öncü de sayılabilir.

CRT daha önce de söylendiği üzere kalp yetersizliğinin tedavisinde kullanılabilir. Kalp yetersizliği yaşayan hastaların kalpleri zaman içerisinde büyüyüp kalınlaşır. Bunun temel sebebi kalp yetersizliğinden dolayı kalbin kan pompalamak için daha fazla efor sarf ediyor olmasıdır. Bu durum kalpte ritim bozukluğuna sebep olur. Kalbin farklı bölgeleri gelen elektrik sinyallerine farklı zamanlarda tepki verir senkronize olamazlar. Bu aşamada kalbin bradikardi ve ya taşikardi durumu olabilir. Üretilen CRT cihazları bu amaçlar için özel olarak şekillendirilebilir. CRT-D varyasyonu defibrilatör özelliğiyle beraber gelir. CRT-P ise kalp pili işlevini beraberinde getirir.

Defibrilatör (ICD)

ICD tipi kalp pillerini en basit anlamıyla ölçüm yapan ve ölçümü belirli değerlerin altına düştüğünde veya üstüne çıktığında şoklama yapan kalp pili olarak tanımlayabiliriz. ICD tipi kalp pillerinin amaca göre farklılaşmış halleri hastalara takılmaktadır. Ayrıca taşikardi ve ya bradikardinin varlığına göre cihazın içerisinde bulunan kontrol ünitesi bu soruna göre programlanabilmektedir.

ICD genelde kalp ritmi bozukluğunun hayatı tehdit edecek düzeyde olduğu durumlarda hastaya takılır. Genelde kalp krizi geçirdiğinden dolayı kalbi büyümüş ve kalp yetersizliği olan hastalar ile doğuştan gelen kalp yetersizliği olan hastalara uygulanır. Amacı kalp ritmi oldukça düzensizleşip hastayı ölüme götürmeye başladığında şok vererek ritmin düzene oturmasını sağlamaktır.

ICD cihazlarının içerisinde bulunan mikroçipler sayesinde hastanın tedavi geçmişi saklanır. Hangi tedaviye nasıl cevap verdiği gibi sorular cihazın hafızasında depolanarak ortaya çıkabilecek sorunlar için izlenecek yol haritası oluşturulur. Yani hangi düzendeki kalp ritmine nasıl şoklar uygulanacağı veya uygulanıp uygulanmayacağı sürekli olarak hesap edilir. Bu hesaplama süreci bu iş üzerine uzmanlaşmış doktorlar tarafından cihaza programlanır.

Cihazın hangi düzende şok uygulayacağı dahi seçilebilir. Daha ilk düzensizlikte yüksek dereceli şoklar yerine soruna göre sürekli artan dozlarda şoklar uygulanabilir. Bunu programlamak da yine uzman doktorun elindedir. ICD cihazlarının uyguladığı tedavileri üç ana başlık altında incelemek gerekirse:

  • Çarpıntı Sonlandıran Uyarımlar: Bu şok dalgalarının cihaz tarafından üretilebilmesi için karıncıktan kaynaklanan ritim bozukluğunun mevcudiyeti aranır. Cihaz karıncığa inen elektrotları sayesinde şoklar uygulayarak ritmi normale döndürür.
  • Kardiyoversiyon: ICD cihazının programlanma kabiliyetinin ortaya çıktığı alan burasıdır. Cihaz öncelikle çarpıntı sonlandırıcı şok dalgalarını üretmeye başlar. Karıncıkta başlayan düzensizlik geçirilemez ise kardiyoversiyon olarak adlandırılan ve ihtiyaca göre azdan çoğa doğru şiddetlenen şoklar gönderilmeye başlar.
  • Defibrilasyon: ICD cihazlarının hayat kurtardığı alan burasıdır. Cihaz kalp üzerinde hayati tehlikeye sebep olacak düzeyde ritim bozukluğu saptadığı takdirde oldukça yüksek enerjili şoklar göndererek düzensizliği ortadan kaldırır.

Kalp Pillerinin Kullanım Süresi

Kalp dayanım süresi birçok faktör tarafından doğrudan etkilenir. Tarihsel olarak incelendiğinde ilk kalp pillerinin oldukça küçük süreler boyunca işlevini yerine getirebildiği saptanmıştır. Tek elektrot ve sadece tek amaç üretilmiş olmasına rağmen kalp pillerinin oldukça kısa süreler için işlevsel çalışıyor olması, tıp teknolojisi alanında çalışan firmaları bu girdileri değiştirmeye ve kalp pilinin süresini uzatmaya zorlamıştır.

Çift elektrotlu yani çift uyarım yapan kalp pillerinin piyasaya çıkmasıyla beraber yapılan bu çalışmaların meyveleri toplanmaya başlamıştır. Bu süreçte kalp pilleri takıldıktan sonra rahatlıkla üç – dört yıl süreyle işlevsel olarak çalışabilir hale gelmiştir. Sonrasında ise kalp pilinin üretildiği malzemelerin gelişmesi, batarya teknolojisinin gelişmesi, elektrik sinyallerinin hassas ölçümler yapılarak gönderilebilmesi ve kontrol merkezinin ihtiyaca göre programlanabilmesi sayesinde bu süre yedi – sekiz yıllara kadar çıkmıştır.

Kalp pilinin dayanım süresini etkileyen faktörlerden birisi de hastada mevcut olan kalp ritim bozukluğunun çeşidi ve derecesidir. Kalp pilinin bataryası gönderdiği her elektrik sinyaliyle biraz daha azalır. Denklem ne kadar elektrik sinyali o kadar kısa ömür olarak kurulabilir. Örneğin bradikardisi sürekli olan hastalarda pilin dayanım süresi; nabzı belli bir seviyenin altına nadiren düşen hastalara göre daha kısadır. Ayrıca elektrot sayısı da enerjinin kullanımını artırdığından dolayı kalp pilinin verimli kullanım süresini etkiler.

Ayrıca kalp pilinin kullanım ömrünün on – on iki yıla çıkmasını sağlayan yöntemler de bulunur. Bu yöntemler sayesinde kalp pili tekrar belli oranlarda şarj edilebilir. Şarj için sağlanan enerji vücuttan alınır. Biyo-termal enerji ile kalp pilinin tekrar şarj edilmesi oldukça yeni bir teknoloji olsa da yapılan denemeler oldukça başarılı sonuçlar vermektedir. Denemelerin sonuçları incelendiğinde görülmektedir ki on – on iki yılın ötesinde teorik olarak bir ömür boyu bitmeyecek kalp pillerinin de kapısı aralanmıştır.

Sonuç olarak kalp pilinin kullanım süresini hastanın nasıl bir kalp ritmi bozukluğu olduğu ve buna göre gönderilen elektrik sinyali sayısı; kalp pilinin barındırdığı teknolojiler belirler.

Kalp Pili Ameliyatı

Kalp pili ameliyatı doğrudan kalbe yapılan bir cerrahi müdahale olmadığından dolayı oldukça basit ve kısa süren bir operasyondur. Operasyonu bir bütün olarak düşünürsek teşhis ve hazırlık aşaması cerrahi aşamadan daha önemlidir. Kalp pili ameliyatlarının birçoğu lokal anestezi altında yapılır. İki parçadan oluşan kalp pillerinin nabız jeneratörleri köprücük kemiğinin alt bölgesinde, cilt altına yerleştirilir. Bu jeneratörden çıkan kablolar ise aynı bölgeden geçen toplardamarlar yardımıyla kalbe gönderilerek vidalanır. Elektrotların damar üzerinden kalbe gönderilmesi için herhangi bir kesi açılması gerekmez. Röntgen cihazından alınan anlık verilerle elektrotlar ilerletilir ve yarı otomatik şekilde kalp kaslarına vidalanır. Kullanılan tüm malzemeler titanyumdan imal edilir. Cerrahi kesi sadece jeneratörün yerleştirileceği köprücük kemiğinin altına açılır. Boyutu genelde üç ile altı santimetre arasında değişir. Kesinin açılması için açılacağı bölgenin steril hale getirilmesi gerekir. Amacına ve çeşidine göre değişmekle birlikte kalp pilinin boyutu kol saatini geçmez.

Yerleştirilen kalp pilinin nabız jeneratörü kısmı enerjiyi sağlar ve elektrotlardan gelen verileri analiz ederek gönderilecek sinyallerin sıklığını ve zamanını hesaplar. Elektrotlar ise nabız jeneratörü için veri toplayan yapılardır. Yapılan ameliyatın süresi genelde bir saati geçmez. Ekstrem durumlarda bunun uzaması söz konusu olabilir. Kesi kapatıldıktan sonra nabız jeneratörünün yerleştirildiği bölgede hafif bir kabarıklık olur. Hasta operasyondan çıktıktan sonra kalp pilinin doğru çalışıp çalışmadığının ölçülmesi için ufak testler yapılabilir. Cerrahi müdahale ile ilgili ortaya çıkan veya çıkması muhtemel tüm problemler bir hafta içerisinde tamamen ortadan kalkar. Oldukça ağrısız, acısız ve komplikasyonsuz ameliyatlar sınıfında inceleyebiliriz kalp pili ameliyatını.

Kalp Ritim Bozukluğunun Ortaya Çıkarabileceği Sorunlar

Kalp ritim bozukluğunun sonuçları, dolaşım sistemi hastalıkları olarak karşımıza çıkabilir. Burada tek tek sonuçlarını saymaktansa bu sorunların altında yatan sebebin anlatılması daha mantıklı olacaktır. Bilindiği üzere dolaşım sistemi kalbin kan pompalaması sayesinde varlığını sürdürür. Dolaşım sisteminin çalışması hayati önem taşır. Kalbin düzenli ve yeteri miktarda kan pompalaması bu sistemin düzgün çalışmasının altında yatan durumdur. Kalp ritim bozuklukları bu düzenin şaşmasına sebep olan en büyük faktörlerden birisidir. Kanın düzenli ve yeterli olarak pompalanamaması vücutta bulunan hücrelerin yeteri kadar besin ve oksijen alamamasına sebep olur. Yetersiz beslenen hücre ve hücre topluluklarında ise birçok hastalık ortaya çıkar. Ayrıca aritminin tansiyon üzerinde de oldukça büyük etkisi bulunur. Kişinin tansiyonunun düzensiz olması, tansiyona bağlı hastalıkların gelişmesi için uygun ortamı hazırlayabilir. Sonuç olarak aritmi olumsuz birçok sonucu ortaya doğurabilecek sistem bozukluklarını ortaya çıkaran ana nedenlerden bir tanesidir. Bu ana nedenden korunmak ve kaçınmak için hastaların yapabileceği birçok şey bulunur. Öncelik yaşam tarzının değiştirilmesi, beslenmenin ve uykunun düzenli hale getirilmesi; spor için ayrılan vaktin artırılması gibi.

Kalp Pili Fiyatları

Kalp pilinin fiyatları pilin cinsine ve markasına göre değişebilir. Genel olarak fiyatlardan bahsetmek gerekirse 2000 – 2500 liradan başlayan kalp pili fiyatları 50000 liraya kadar artabilmektedir. Genelde hastaneler kalp pillerini ihale ile alıp daha ucuza getirmekte ve bu sayede hastaya uygun fiyata takabilmektedirler. Böyle durumlarda hastanın kalp pilini seçme şansı bulunmaz.

Ancak hastane ihale ile değil de en azından marka konusunda hasta seçimine riayet ediyorsa hastanın istediği markayı taktırması gibi bir durum söz konusu olabilmektedir. Ayrıca SGK kalp pili ameliyatlarını uygun koşullar oluştuğunda karşılayabilir. Kalp pilinin takıldığı hastanın durumunun hayati olması; ameliyatın araştırma hastanelerinde gerçekleşmesi ve en azından iki adet kardiyoloğun onayının alınması durumunda katılım payı hariç kalp pili hastaya masraf çıkarmamaktadır.

Kalp Pili Ameliyatının Fiyatları

Kalp pili ameliyatının fiyatları başta kalp pilinin fiyatı olmak üzere birçok etmene bağlı olarak değişebilir. Kişinin hangi kurumda ameliyat olduğu, ameliyatı yapan doktorların bu alandaki uzmanlık dereceleri gibi. Genel olarak hesaplandığında ise faktörler çok fazla olduğundan dolayı bir fiyat vermek ne yazık ki mümkün değildir. Hastanın hangi çeşit pile ihtiyacı olduğundan ameliyatta kullanılacak malzemelere kadar geniş bir skalada değerlendirme yapmak mümkün gözükmemektedir.

Bu yüzden ameliyat fiyatlarını merak eden hastaların doğrudan muayene olmaları ve sonrasında doktorlarından fiyat almaları gerekmektedir. Uygun koşullar sağlandığında kalp pilinde olduğu gibi kalp pili ameliyatında da SGK yardım etmektedir. Operasyonun üniversite araştırma hastanesinde gerçekleşmesi ve hastanın iki kardiyolog tarafından onay alması bu şartlardan bazılarıdır.

Kalp Pili Ameliyatı Öncesi

Kalp pili ameliyatından önce geçen sürenin kişiye tanı koyulması ve hasta statüsü kazanmasıyla başladığını söyleyebiliriz. Kalp ritim bozukluklarında yani aritmi de ilk tedavi yöntemi doğrudan cerrahi olmadığı için hastanın belli bir süre boyunca incelenmesi gerekir. Bu süreç içerisinde çeşitli testler uygulanır. Aritmiye sebep olan odak bulunmaya; aritminin yani ritim düzensizliğinin kendi içerisinde barındırdığı düzen saptanmaya çalışılır. Kişinin bradikardisi veya taşikardisi olması tüm tedavi sürecini baştan sona değiştirir. Hastanın ilaçla, ilaç kürleriyle, yaşam tarzı değişiklileriyle tedavi edilmesi gerebilir. Bu sürecin işe yaramaması halinde ise kalp pili seçeneği masaya alınır. Kalp pili ameliyatından önce eğer bir acil durum yoksa hastanın hazırlanması süreci başlar. Operasyon oldukça basit ve neredeyse risksiz olduğundan dolayı çok fazla bir hazırlığa gerek yoktur. Sadece aritminin ameliyat heyecanından dolayı artmaması için hastayı yatıştırıcı konuşmalar ve hastanın tıbbi geçmişi ışığında yapılan değerlendirmeler ve bilgilendirmeler yer alır.

Operasyondan önce eğer operasyon için uzun bir süre beklenilmiş ise arada geçen süre yaşam tarzının rayına oturtulması için harcanır. Kişinin düzenli beslenmesi, spor yapması, sigara ve alkolü bırakması gibi oturması süreç alan değişiklikler hayata geçirilir. Kalp ritmi bozukluklarında kalp pilinin takılması kadar hayatın da bir düzene oturtulması önemlidir.

Hastalığa Tanı Koyulması ve Uygulanması Gereken Testler

Kalp ritmi bozukluğuna tanı koyulması için çeşitli testlerin hastaya uygulanması gerekir. Testlerin bazen bir kez uygulanması gözlem gücü açısından yetersiz kaldığından dolayı birçok kez tekrarlanabilmektedir. İlk dereceli ve ikinci dereceli kalp bloklarında belirti verme oranı oldukça düşük olduğundan dolayı bu testlerin daha sık tekrarlandığını gözlemliyoruz. Üçüncü tip kalp blokları ile diğer odak problemleri ise daha çok belirti verdiklerinden dolayı ilk testlerle oldukça kolay şekilde anlaşılabiliyorlar.

Kişinin hastanede olacağı muayene ve testlerden önce bradikardi ve ya taşikardinin verdiği belirtileri taşıdığı şüphesiyle doktora başvurması gerekir. Hayatın olağan akışı içerisinde doktora gidenlere EKG gibi testler oldukça nadir uygulandığından dolayı aritminin tesadüf eseri ortaya çıkma ihtimali oldukça düşüktür. Ani bayılma, baş dönmesi, kusma, yorgunluk, aşırı terleme gibi belirtilerin bir veya birkaçının mevcudiyeti aritmi şüphesi için oldukça yeterlidir.

EKG

Elektrokardiyografi, kalp pillerinde kullanılan elektrotlarla benzer şekilde kalp ritmine dair çeşitli bilgileri kayıt altına alan bir cihazdır. Kontrol paneli ve bataryası hastanın vücuduna dahi ulaşmaz. Hastanın vücuduna ulaşan kısım EKG cihazının elektrotlarıdır. Bu elektrotlar hastanın göğüs bölgesine pedler yardımıyla tutturulur. Kalp ritmini, kalbin frekansını, sinüs düğümünden başlayan sinyallerin dağılım haritasını ve sinyallerin hangi bölgede ortadan kalktığını kayıt altına alır. Aldığı bu kayıtları içerisinde bulunan yazıcı sayesinde anlık olarak kâğıda döker. Bu kâğıda döküm sayılardan ve çizgisel grafikten oluşur.

Amaca yönelik özel bir ölçüm yapılıyorsa elektrot pedleri vücudun diğer bölümlerine de yerleştirilebilir. EKG sadece aritminin ortaya çıkarılması amacıyla kullanılmaz; koroner yetmezlik, infarktüs, kalbin şeklinin tespit edilmesi, ilaçların etkileri de araştırılabilir.

Aritminin ortaya çıkarılması için en sık uygulanan tetkik yöntemidir. Çok uygulanıyor olmasının altında yatan sebep cihazın oldukça mobil olması, kolayca bağlanabilmesi, herhangi bir ön hazırlığa gereksinim duymaması olarak sıralanabilir. Oldukça az maliyetle ciddi bulgular elde edilebilir.

Holter Testi

Holter testi başlı başına bir yöntem olmaktan ziyade EKG’nin zaman açısından farklılaştırılmış hali olarak karşımıza çıkar. EKG’nin standart ölçümünde olduğu gibi kısa süreli değil; neredeyse bir güne varan sürelerde ölçüm yapılır. Ölçüm süresinin oldukça uzun olmasından dolayı hastanın gün içerisinde kalp aktivitesi tamamen izlenmiş olur. Hastanın bir gününün kalp atışları açısından inceleniyor olması, EKG’de ortaya çıkabilecek anlık sıçramaların sebeplerinin ortaya çıkarılması açısından oldukça büyük bir fayda sağlar. Ayrıca aritminin teşhisi için olduğu kadar tansiyon hastalığının teşhisi için de kullanılabilir.

Standart EKG ölçümünde olduğu gibi büyük bir cihaz kullanılmaz. Kullanılan cihaz hastanın vücuduna takılır ve hasta sosyal yaşamına döner. Cihazın küçük olmasının sebebi bilgilerin hafızada kaydedilmesi, anlık olarak basılmamasıdır. Cihazın hafızası sonradan bilgisayara takılarak ölçümler yapılır. Hastanın cihazı kullanmadan önce herhangi bir ön hazırlık yapmasına gerek yoktur. Eğer pedlerin takılacağı bölgede aşırı şekilde kıl oluşumu var ise pedlerin daha iyi tutması için bu kulların ortadan kaldırılması gerekir. Ayrıca holter testinin uygulandığı sürece boyunca hastanın takılı olan cihazı su ve aşırı sıcaklık değişimlerinden koruması gerekir. Ek olarak hastanın günlük yaşamı içerisindeki şikâyetlerini kaydedebileceği bir sistem de cihazla beraber sunulur. Hasta bunu kullanarak anlık şikâyetlerini kaydeder ve sonradan doktoruna iletmiş olur. Hastanın şikâyeti ile EKG cihazının ölçümleri karşılaştırılarak daha verimli sonuçlar elde edilebilir.

Transtelefonik Monitör

Transtelefonik monitör Holter testinin hasta ihtiyaçları doğrultusunda özelleştirilmiş bir hali olarak karşımıza çıkar. Holter testinin mantığı bir ile üç gün arasında değişen sürelerde sürekli kayıt yaparak hastanın kalp atım hızının takip edilmesi prensibine dayanır. Bu şekilde hastanın gün içindeki tüm etmenlere bağlı olarak gerçekleşen doğal kalp atımları izlenerek sonuçlara varılır. Bazı hastalarda aritminin ortaya çıkması saatlik ya da günlük olmayabiliyor. Aritmi düzeni haftalık veya aylık süreçlere yayılan hastalarda holter cihazının taşınması bir külfet halini aldığından dolayı hastaların ihtiyaçlarına yönelik özelleştirilmesi icap etmiştir. Transtelefonik monitör adı verilen cihaz dış yapı olarak holter testinde kullanılan mobil EKG cihazına birebir uyuyor. Ancak kayıt işlemi konusunda hastanın inisiyatifi doğrultusunda hareket ediliyor. Hasta gün içerisinde çarpıntı, baş dönmesi, bulanma gibi aritminin belirtilerini hissettiği anda kayıt düğmesine basarak cihazı aktif hale getiriyor. Cihaz aktif hale geldikten sonra tekrar hasta tarafından pasif hale getirilene kadar saat ve süre bilgisi tutarak kayıt yapıyor.

Efor (Stres) Testi

Efor (stres) testi, koşu testi olarak da bilinmektedir. En temel amacı kalbin atım hızının ağır yükler altında nasıl çalıştığının incelenmesidir. Hasta koşu bandının üzerinde koşarken vücudunun ihtiyaç duyduğu enerji ve oksijen miktarı artacağından dolayı kalp daha fazla kan pompalamaya yani daha hızlı çalışmaya başlar. Bu sırada EKG cihazı sürekli kayıt alarak hastanın kalbini izler. Çoğu zaman standart EKG uygulamasından sonra şüphelerin oluşması durumunda uygulanır. Oldukça basit ve maliyetsiz bir yöntem olduğundan dolayı sık sık tercih edilir. Efor testi aritminin ortaya çıkarılmasına ek olarak birçok kalp hastalığının teşhis edilmesi amacıyla da kullanılabilir.

Tilt (Eğik Masa) Testi

Bilindiği üzere kalp ritmindeki düzensizliklerin yani aritminin verdiği belirtilerin başında hastanın aniden bayılması gelir. Ancak bayılma sadece aritminin belirtisi olarak karşımıza çıkmaz. Tam da bu yüzden bayılmaya neyin sebep olduğunun araştırılması gerekir. Tilt testinin uygulanması için hastanın altmış ile seksen derece arasında açı alabilen bir masaya bağlanması gerekir. Masaya bağlanan hasta değişik derecelerde hareket ettirilerek nabzı ve tansiyonu ölçülür. Herhangi acil bir durumun ortaya çıkma ihtimaline karşı teste başlamadan önce hastaya damar yolu açılır ve hazır halde bekletilir. Hastanın test süresi boyunca belirti vermemesi halinde testin olumsuz sonuçlandığına karar verilir. Eğer hasta test süresi boyunca herhangi bir şikâyetini dile getirirse tansiyon ve nabız ölçümleri daha kısa aralıklarla yapılarak daha iyi sonuçlar elde edilebilir.

Ekokardiyografi

Ekokardiyografi ses dalgaları yardımıyla çalışan görüntüleme tekniklerindendir. Kalp üzerindeki her türlü deformasyonun ortaya çıkarılması amacıyla kullanılır. Genelde çocuklarda olmak üzere yetişkin bireylerde de kullanılmaktadır. Daha fetüs döneminden başlayarak bu testin uygulanması söz konusu olabilmektedir. Bu açıdan değerlendirildiğinde erken tanı aracı olduğunu söylemek yanlış olmaz. Kalp boşluklarının, kalbe giren ve çıkan damarların durumunun, kalp içinde ve damarlarda bulunan kapakların durumunun, kalp için bölgede delik olup olmadığının ve kalp kasının yerine getirmesi gereken fonksiyonlarda kayıp olup olmadığının tespitinde kullanılır. Kalp tarafından yapılan tüm fiziksel hareketlerin ve oluşumların tespit edilebiliyor olmasından dolayı aritminin odağını ortaya çıkarırken oldukça fazla kullanılan bir görüntüleme yöntemidir.

Aritmi Tanısından Sonra Yapılması Gerekenler

Aritmi tanısından sonra yapılması gerekenler tedavi yönteminin belirlenmesi aşamasıyla doğru orantılıdır. Eğer hastada hafif dereceli aritmi mevcut ise bunun çözülmesi için hayat tarzı değişiklikleri, sigara ve alkolün bırakılması, spor egzersizlerine başlanması ve ilaç tedavileri yeterlidir. Ancak bunlarla düzeltilemeyecek büyüklükteki aritmiler için cerrahi müdahale şart olmaktadır. Operasyondan önce hastanın tüm tıbbi geçmişinin ve verilerinin incelenmesi, aritmiye sebep olan faktörlerin araştırılması gerekir. Bunların ışığında operasyon zamanı ve şekli belirlenir. Sonrasında ise hasta psikolojik açıdan operasyona uygun hale getirilir.

Hastanın Tıbbi Geçmişinin Araştırılması

Eğer kayıtlar mevcut ise anne karnından başlayarak o güne kadar gelen süreçte hastanın ne gibi operasyonlar geçirdiği, ne gibi hastalıklarla muhatap olduğu, bu hastalıkların tedavisinde ne gibi ilaçlar kullanıldığı tamamen araştırılır. Bunun amacı aritmiye sebep olabilecek faktörün ortaya çıkarılması ve olası müdahaleden sonra komplikasyon riskini en aza indirmektir. Bu aşamada hastanın da bulunamayan kayıtları için doktora yardım etmesi, elindeki mevcut bilgileri paylaşması gerekir. Böylece ameliyata hazırlık süreci ve sonrasındaki süreç gayet olumlu şekilde atlatılabilecektir.

Aritminin Sebeplerinin Araştırılması

Aritmiyi ortaya çıkaran sebebin araştırılması oldukça uzun bir süreç olabileceği gibi anlık da olabilir. Faktörün ne kadar yüzeyde olduğu, bulunmasıyla doğru orantılıdır. Bu aşamada hastanın hangi risk grubuna girdiğinin tespiti, faktörün tespiti açısından önemli bir etmendir. Hastanın gerekli testlere sokulması, tıbbi hikâyesinin alınması ve değerlendirilmesi, mevcut yaşam tarzının incelenmesi ve genetik yatkınlığının değerlendirilmesi aritminin altında yatan sebebin bulunması açısından oldukça önemli adımlardır.

Aritmiye Müdahale Planının Hazırlanması

Alınan tüm bilgiler ışığında aritmiye müdahale planının oluşturulması gerekir. Tedavi edilmediğinde ne gibi sonuçların ortaya çıkacağı da değerlendirilerek hangi yöntemle ve ne zaman müdahale edileceği belirlenir. Örneğin kendiliğinden geçme ihtimali yüksek olan bir ritim bozukluğuna ilaçla ya da kalp piliyle müdahale edilmez. Yeteri kadar bir süre beklenerek devamlı gözlem altında tutulur. Ağır bir aritmide ise hastaya kalp pili takılması gerekebilir. Her ne kadar basit olsa da bu süreçte hastanın ciddi derecede değerlendirilmesi gerekir.

Hastanın Hayat Tarzını Değiştirmesi

Kalp ritim bozukluklarının başlıca sebeplerinden birisi hastanın yaşam tarzıdır. Spor yapmayan, hareketsiz kalan ya da tam tersine çok hareketli olan, sigara ve alkol kullanan kişilerde aritminin ortaya çıkma olasılığı oldukça yüksektir. Hastanın kötü alışkanlıklardan kurtulması ve hayat tarzının ortalama seviyeye çıkarılması, aritminin kendiliğinden ortadan kalkması için büyük bir adım olacaktır. Hastanın, aritmi teşhisi konulduktan sonra bir an önce hayat tarzını ortalama bireylerle aynı seviyeye çekmesi gerekir. Örneğin düzenli beslenmeye başlaması, düzenli uyku uyuması, spor yapması gibi değişiklikleri gerçekleştirmesi gerekir.

Hastanın Operasyona Hazırlanması

Cerrahi müdahale oldukça basit olduğundan dolayı hastanın hazırlık manasında herhangi bir şey yapması gerekmez. Eğer ameliyat acil koduyla uygulanmıyorsa hastanın bir gün önceki gece katı gıda alımını durdurması; operasyon sabahı ise sıvı alımını durdurması gerekir. İlaçlarını doktor tavsiyesine göre düzenlemesi de operasyona hazırlık aşaması içerisinde sayılabilir.

Operasyon Sırasında Ortaya Çıkabilecek Riskler

Esasında kalp pili ameliyatı oldukça kısa süren, lokal anestezi altında uygulanan basit bir ameliyat olduğundan dolayı ortaya komplikasyon çıkma ihtimali oldukça düşüktür. Ayrıca isminin aksine operasyonla birlikte kalbe herhangi bir cerrahi müdahalede bulunulmuyor olması komplikasyon riskini düşüren etmenlerdendir. Operasyon ile birlikte açılan üç – altı santimetrelik kesinin iltihap kapması gibi bir sorun oluşma ihtimali bulunur. Ayrıca hastanın ani hareketlerine bağlı dikiş yırtılması da gözlenebilir. Böyle durumlarda hastanın acil olarak doktora başvurması gerekir.

Kalp Pili Ameliyatı Sonrası

Kalp pili ameliyatının sonrasında geçen süreç hastaya açılan kesinin iyileşmesiyle başlar. Sonrasında ise hayat tarzı değişiklikleri ve kalp piliyle yaşamın öğrenilmesi şeklinde devam eder. Operasyon oldukça basit olduğundan dolayı ameliyata bağlı iyileşme süreci de oldukça basittir. Kalp pili operasyonlarından sonra yaşam tarzının değiştirilmesi ve kalp pilini olumsuz etkileyebilecek durumların kestirilerek buna göre davranılması ise daha zor bir süreçtir.

Operasyondan Sonra Hastanede Yatma Süresi

Cerrahi müdahale oldukça basittir. Açılan üç – altı santimetrelik kesinin dikilmesiyle birlikte iyileşmenin gerçekleştiğini söylemek yanlış olmaz. Ancak kalp ritim bozukluğunun sonuçlarının takip edilmesi ve kalp pilinin senkronize edilebilmesi açısından operasyondan sonra hastalar genelde bir gün gözlem altında tutulurlar. Bu süreç içerisinde kalp pilinin ince ayarlarına ek olarak doğru çalışıp çalışmadığının da testleri yapılır. Sonuç olarak operasyondan sonra hastanede yatış bir gün olarak söylenebilir. Sonrasında ise hasta evine gönderilmektedir.

Operasyondan Sonra İstirahat Süresi

Hastanın operasyondan sonra hastanede bir gün kalması gerekir. Bu süreç içerisinde kalp pili senkronize edilerek programlanır ve doğru çalışıp çalışmadığı test edilir. Her şeyin doğru gitmesi halinde hasta birinci günün sonunda evine istirahat etmeye gönderilir. Hastanın yaşına göre değişmekle birlikte üç gün ile yedi gün arasında istirahat edilmesinde fayda vardır. Kalbin kalp piline uyum sağlaması süreci, istirahat süresi içerisinde gerçekleşir. Yaşı genç olan hastaların masa başı işlerine dönmeleri üç günü; fiziksel işlerine dönmeleri ise iki haftayı bulabilir. Daha yaşlı ve sağlığı daha elverişsiz olan hastalarda ise bu süre iki – üç katını bulabilmektedir.

Ameliyattan Sonra Oluşabilecek Komplikasyonlar

Operasyondan sonra bir komplikasyon oluşma riski oldukça düşüktür. Operasyon öncesinden dahi kalp pilinin nasıl programlanacağı bilindiğinden dolayı ekstrem bir durum çıkmadığı sürece kalp pilinden ve kalp pilinin kontrol mekanizmasından kaynaklı bir durum gözlenmez. Elektrotlar ve elektrot vidaları kaynaklı problemlere de rastlanmamaktadır. Hastanın operasyondan sonra karşılaşabileceği komplikasyonlar açılan kesiyle alakalıdır. Enfeksiyon riski, kanama riski, su toplama riski gibi. Bunlar oldukça basit olmakla beraber genelde operasyondan sonraki bir hafta içerisinde iyileşmektedir.

Kalp Pili Ameliyatından Sonra Beslenme

Kalp pili ameliyatından sonra hastaların vücutlarındaki kan değerlerini artıracak beslenme tarzından uzak durmaları ve hafif beslenmeleri gerekir. Bilindiği üzere dolaşım sisteminin elemanlarından olan damarlar kanın akış hızına göre esneklik göstererek tansiyonu dengelerler. Tansiyon ise kan basıncı olarak açıklanır. Tüketilen besinlerin kan basıncı üzerinde anlık ve doğrudan etkileri bulunur. Kişinin tansiyonunu yükseltecek besinlerden uzak durması, kalp pilinin devreye girme sayısını düşüreceğinden oldukça olumlu bir etki olacaktır. Tüketimi kısıtlanması gereken besinler arasında fast – food, yağlı yiyecekler ve özellikle tuz sayılabilir.

Kalp Pili Ameliyatından Sonra Spor ve Egzersiz

Kalp ritminin düzenli olması beslenmeye bağlı olduğu kadar spor egzersizlerine de bağlıdır. Spor yaparken kalbin atım hızı belirli bir seviyeye kadar çıkar. Bu aşamada kalp atımları hızlandığından dolayı kalbin düzeni ve kondisyonu sınanır. Ayrıca kilonun kalp ritmi üzerinde yaptığı baskı spor egzersizlerinin getirdiği kalori yakımı sayesinde engellenebilir. Operasyondan sonraki ilk aydan itibaren hastaların düzenli olarak spor yapmaları gerekir.

Kalp Pili Ameliyatından Sonra Cinsel İlişki

Kalp pili ameliyatından sonra hastanın cinsel ilişkiye girmesinde herhangi olumsuz bir durum bulunmaz. Operasyonla beraber vücudun göğüs bölgesinde veya karın bölgesinde cerrahi kesi açıldığı ve bu kesi dikişler yardımıyla tutturulduğu için ancak buradan kaynaklı bir sorun oluşabilir. Hastanın yarası iyileştikten sonra kalp pili kaynaklı bir sorunun ortaya çıkma ihtimali bulunmaz. Ancak bazı hastalarda ilk aylar itibariyle cinsel performans sırasında yorulmaların görüldüğü gözlemlenmiştir. Ayrıca kalp pilinin çeşidi sabit ritimli ise, cinsel ilişki sırasında artan kalp ritminden dolayı yine yorulma gibi sonuçlar ortaya çıkabilir. Bu durumun kalp pilinin çalışma şekli veya kalp üzerinde olumsuz bir etkisi bulunmaz.

Kalp Pili Ameliyatından Sonra Sigara ve Alkol Tüketimi

Dolaşım sisteminin kanı gezdirdiği en önemli noktaların başında akciğer gelir. Akciğere oksijen açısından fakir olarak gelen kan temizlenir ve oksijenle zenginleştirilerek kalbe doğru gönderilir. Sigara tüketiminin etkilediği alanların başında akciğer gelir. Sigaranın içerisinde bulunan maddeler akciğer fonksiyonları üzerinde yıkıcı etkiye sahiptir. Sigara tarafından deformasyona uğratılan akciğere gelen kan yeteri kadar oksijen alamadan kalbe doğru yola çıkabilir. Oksijen açısından yeteri kadar beslenemeyen hücrelerde çeşitli hastalıklar gözlenebilir. Ayrıca sigara damar yollarının tıkanmasına da sebep olabileceğinden ötürü tansiyon ve doğal olarak tansiyona bağlı ritim bozukluklarını ortaya çıkarabilir. Bu sebeplerden ötürü kalp pili ameliyatından sonra sigara kesinlikle bırakılmalıdır.

Kalp Pili Ameliyatından Sonra Askerlik Muafiyeti

Kalıcı kalp pili takılan hastalar askeri hastanelerden veya tam teşekküllü devlet hastanelerinden aldıkları raporlar ile askerlik şubesine başvurmaları halinde büyük ihtimalle askerlikten muaf tutulacaklardır. Geçici kalp pili olan hastalar ise geçici süre askerlikten muaf tutulacak; geçici kalp pilleri söküldüğünde duruma göre askerliğe elverişli olarak işaretlenecektir.

Kalp Pili Ameliyatından Sonra Hayat Kalitesi

Kalp pilinin hayat kalitesi üzerinde olumsuz bir etkisi bulunmaz. Dikkat edilmesi gereken hususlara dikkat edildiği; uyulması gereken kurallara uyulduğu sürece kalp pili hayatı zorlaştırıcı değil, kolaylaştırıcı etki taşır. Kalp ritminin düzensizliğinden dolayı ortaya çıkan belirtiler tamamen kaybolacağından ötürü hasta efor gerektiren faaliyetleri daha kolay yapabilir hale gelecektir. Ayrıca ani bayılma gibi riskler ortadan kalktığı için araç sürerken veya çalışırken herhangi bir sorun yaşamayacaktır.

Kalp Pili Ameliyatından Sonra Dikkat Edilmesi Gerekenler

Kalp pili hastalarının bu konuda duydukları hurafeler ve bu hurafelere karşı bilimsel olarak kanıtlanmış gerçekler bulunur. İlk önce hastanın yüksek elektromanyetik alan içeren yerlerden uzak durması bilimsel bir gerçektir. Eski tip kalp pilleri bu elektromanyetik alanlardan oldukça kolay etkilenebilmektedir. Günümüzde üretilen modern tip kalp pilleri ise bu alanlardan olabildiğince az etkilenir. Yüksek dereceli elektromanyetik alanlara yüksek gerilim hatları, trafo binalarının içi verilebilir. Ayrıca hastanın MR gibi manyetik alanla görüntüleme yapan cihazlara girmemesi gerekmektedir. Havaalanı ve alışveriş merkezleri gibi alanlarda bulunan X-Ray cihazlarından uzak durulması da hastanın faydasına olacaktır. Hurafeler kısmında ise hastanın telefon kullanmaması, bilgisayar başında oturmaması, televizyon izlememesi gelir. Kalp pili taktıran hastalar bu faaliyetleri gönül rahatlığıyla yapabilirler. Bu üç aletin elektromanyetik alanı oldukça düşüktür.

Ayrıca Hastaların kalp pillerinin kontrollerini düzenli olarak yaptırması gerekir. Düzenli kontroller esnasında kalp pilinde toplanan nabız bilgileri değerlendirilerek yeni ayarlamalar yapılabilmektedir.

Sık Sorulan Sorular

Kalp pili ameliyatının ortaya çıktığı sistemin, organın detaylı olarak incelemesini yaptık. Sonrasında hastalığa sebep olabilecek faktörleri değerlendirip, hastalığın sonuçlarını detaylıca anlattık. Aritminin nasıl tedavi edilebileceğine dair tüm detayları sunup; hastanın operasyon öncesinden sonrasına kadar geçen süreçte neler yapacağını ve yapması gerektiğini anlattık. Tüm bu süreçten sonra hastaların kafasında kalması muhtemel olan soruların cevaplandırılması gerekmektedir.

Kalıcı Kalp Pili Hangi Durumlarda Takılır?

Kalıcı kalp pilinin hastaya takılabilmesi daha doğrusu hastanın kalıcı kalp piline ihtiyaç duyması için çeşitli belirtilerin çok sık tekrarlanıyor olması gerekir. Ayrıca yapılan ölçümlerde hastanın aritmisinin sebepleri arasında ilaçla veya yaşam tarzı değişikliğiyle ortadan kaldırılamayacak durumların olması beklenir. İkinci derece tip iki kalp blokları ile üçüncü derece kalp blokları kesinlikle kalp pilinin takıldığı durumlardır. Ayrıca kalp içi ve damarlarda yer alan kapakçıkların yetmezliği durumlarında da kalp pili kullanımı yapılabilir. Burada önemli olan nokta, hangi sebeple ortaya çıkmış olursa olsun aritminin zaman içerisinde geçip geçmeyeceğinin analiz edilmesi gerekliliğidir. Bradikardi ya da taşikardinin ilaçlı tedaviye ve elektrofizyolojiye cevap vermemesi halinde son seçenek olarak cerrahi bir yöntem olan kalp pili ameliyatı gerçekleştirilir.

Geçici Kalp Pili Hangi Durumlarda Takılır?

Kalıcı kalp pillerinin aksine geçici kalp pilleri vücutta bir süre fonksiyonlarını yerine getirdikten sonra çıkartılırlar. Geçici kalp pili takılmasına sebep olan faktörler ise kalbin ameliyat kaynaklı yaşadığı travmalar ve göğüs bölgesinin aldığı ağır darbelerdir. Bu gibi olaylardan sonra kalbin ritminde bozulmalar ortaya çıkabilir. Bu düzensizlikler kalıcı değil geçicidir. Geçene kadar hayati bir tehlike oluşturmaması için kalp piliyle atım desteklenir. Sonuç olarak geçici kalp pilinin takıldığı durumlarda aritmi de geçicidir. Problemin ortadan kalkmasıyla kalp pili de çıkartılır.

Kalp Pilleri Nasıl Takılır?

Kalp pillerinin takılması kalp pilinin çeşidine göre farklılık gösterebilir. Genel olarak bahsetmek gerekirse kalp pilini oluşturan parçalardan olan nabız jeneratörü köprücük kemiğinin altına veya karın bölgesine; elektrotlar ise nabız jeneratörünün takıldığı bölgeden geçen toplardamarlara takılır. Elektrotların ucunda bulunan titanyum vidalar damar içinden geçerek kalbin ilgili bölgesine vidalanır. Sonrasında açılan kesi kapatılarak işlem sonlandırılır.

Kalp Pili Ameliyatı Ne Kadar Sürer?

Kalp pili ameliyatları isminin aksi yönde kalbe yapılan cerrahi müdahaleyi içermez. Müdahalenin yapıldığı yer kalbin uzağında, toplardamar yollarının üzerindedir. Bu yüzden oldukça risksiz bir ameliyat olarak bilinir. Elektrotların kalbe sarkıtılması da uzman doktorlar tarafından oldukça kolay şekilde yapıldığından dolayı, ekstra bir durum olmadığı sürece standart bir kalp pili ameliyatının kırk beş dakika ile bir saat arasında sürdüğünü söylemek mümkündür.

Kalp Pili Ameliyatı Zor Mudur?

Kalp pili ameliyatı 1960’lı yıllardan beri uygulanıyor olmasından dolayı ciddi derecede birikim elde edilmiş ameliyat çeşitlerinden bir tanesidir. Türkiye’nin ve Dünya’nın herhangi bir yerinde bu ameliyatı yapacak uzman konusunda sıkıntı çekilmez. Bu yüzdendir ki kalp pili ameliyatı sonrası komplikasyon ve yan etki ihtimali oldukça düşüktür. Tüm bu durumlar değerlendirildiğinde kalp pili ameliyatının oldukça kolay bir ameliyat olduğunu söyleyebiliriz.

Kalp Piliyle Beraber Takılan Elektrotlar Yerinden Oynar Mı?

Kalp pili ameliyatıyla beraber takılan elektrotların oynaması genelde mümkün olmasa da ani kol hareketlerinden sonra ufak hareketlenmeler gözlenebilir. Bu ufak hareketlenmelerin herhangi bir soruna yol açmaması için ameliyattan sonra hastanın üç ay kadar ani hareketlerden kaçınması gerekir.

Kalp Pilinin Değiştirilmesi Zor Mudur?

Kalp pilinin değiştirilmesi sürecinde sadece batarya değiştirilir. Eğer daha yeni bir teknoloji takılacak ise o zaman elektrotların da sökülmesi söz konusu olabilir. Kalp pilinin değişmesi işlemi en az ilk kez takılması işlemi kadar kolaydır.

Kalp Pili Ameliyatının Riskleri Nelerdir?

Kalp pili ameliyatıyla beraber oluşması muhtemel risklerin eksenini iki durum oluşturur. Bunlardan birincisi nabız jeneratörünü takmak için açılan keşiden kaynaklanan kanama ve enfeksiyon gibi riskler; ikincisi ise kalp pilinin çalışmaması veya yanlış çalışmasından doğan riskler. İlk grubun çözülmesi oldukça kolaydır. Antibiyotikler ve tıbbi müdahaleler ile ilk gruptaki iki belirti çok rahat bir şekilde ortadan kaldırılabilir. İkinci gruptaki risklerin ortaya çıkma ihtimali ise oldukça düşüktür. Bunun sebebi kalp pilinin takılmasına giden süreçte kalp pilinin defalarca kez deneniyor oluşudur. Ameliyat için açılan kesi kapatılmadan da denemeler yapılmaktadır. Hal böyle olunca kalp pilinin çalışmaması veya yanlış çalışması gibi bir durum ameliyattan bittikten sonra söz konusu dahi olamamaktadır. Olurda böyle bir risk ortaya çıkarsa ikincil bir ameliyat ile problem ortadan kaldırılmaktadır.

Kalp Pili Ameliyatından Sonra Doktor Kontrolleri Nasıldır?

Doktor kontrolleri cerrahi müdahalenin sonuçlarının gözlenmesi için ilk günlerde uygulanır. Sonrasında yapılan kontrollerde ise kalp pili tarafından kaydedilen kalp aktiviteleri ve hastanın durumu değerlendirilerek kalp piline ince ayar yapılır. Hastanın iyileşme göstermesi durumunda ise ilerleyen kontrollerde kalp pilinin ayarları tekrar programlanabilir. Genelde ilk hafta, üçüncü hafta, ikinci ay, üçüncü ay ve altıncı ayda kesin; sonrasında ise doktor – hasta arasında kararlaştırılan takvime göre kontroller söz konusudur.

Kalp Pillerinin Ömrü Ne Kadardır?

Kalp pillerinin ömrünü, kalp pilinin çeşidi, markası, hangi amaçla kullanıldığı, ne sıklıkla kullanıldığı ve kalp pilinin biyotermal enerji ile şarj edilip edilemediği belirler. Biyotermal enerjiyle sürekli şarj olan kalp pilleri henüz deneysel aşamada olsa da olumlu sonuçlar vermektedirler. Standart bir kalp pilinin ortalama kullanımda ömrü yedi – sekiz yıl arasında değişmekte; kullanım sıklığının azalması halinde ise bu süre on – on iki yıla kadar çıkabilmektedir.

Kalp Pilinin Değişeceği Tarih Belli Midir?

Doktor kontrollerinde hastanın durumu kadar kalp pilinin durumu da gözlem altında tutulduğundan dolayı kalp pilinin ne zaman değişeceği doktorunuz tarafından belirlenecektir. Her hasta ve her pil için standart bir zaman dilimi vermek mümkün olmadığından dolayı bu sorunun olumsuz olduğunu söylemek mümkündür.

Efor Gerektiren Faaliyetlerde Kalp Pili Sıkıntı Çıkartır Mı?

Efor gerektiren faaliyetleri icra ederken kalp bir miktar hızlanır. Eğer adaptif bir kalp piline sahip iseniz bu herhangi bir sıkıntı yaratmaz. Ancak daha tekdüze yani sabit ritimli bir kalp piliniz varsa efor gerektiren faaliyetler boyunca yorulma hissedebilirsiniz.

Kalp Pili Ameliyatından Sonra Kaç Gün Hastanede Yatılır?

Cerrahların yapacakları işlemlere göre farklılık göstermektedir.

Kalp Pili Ameliyatı Zor Mu?

Zor ama çok sık yapılan ameliyatlardır.

Kalp Pili Olan Hasta Ameliyat Olabilir Mi?

Evet olabilir.

Kalp Pili Ameliyatı Fiyatları Neye Göre Değişir?

Kalp pili takılmasını gerektiren durumlar birbirinden farklıdır. Doğal olarak takılması gereken kalp pilleri de birbirinden farklıdır. Fiyatı belirleyen en temel unsur kullanılacak pilin türü ve kalitesidir. Fiyat üzerinde etkili olan diğer unsurlar ise operasyonun risk durumu, operasyonu gerçekleştirecek doktor, güncel döviz kuru ve operasyonun gerçekleştirileceği hastanedir. Tüm bunların bileşkesi fiyatı verir ancak hastanın durumu fiyatları etkilediği için kesin fiyat ancak muayeneden sonra belli olmaktadır.

SGK Kalp Pili Ameliyatını Karşılar Mı?

Devlet hastanelerinde ve anlaşmalı özel hastanelerde yapılan kalp pili ameliyatının ücretini SGK karşılamaktadır. Güncel mevzuata göre değişmekle birlikte SGK listesinde olan kalp pillerinin takılması durumunda ücretin büyük bir bölümü karşılanır. Eğer listede olmayan bir kalp pili seçilirse pil fiyatı hastadan tahsil edilmektedir. Bu konudaki en güncel bilgi SGK aranarak alınabilir.

Kalp Pili Ameliyatı Sonrası Şişlik Olur Mu?

Kalp pili operasyonlarından sonra giriş noktası hariç herhangi bir bölgede kızarma, morarma ya da şişlik oluşmaması gerekir. Bu gibi durumların oluşması kan akışında ve kalp fonksiyonlarında bozulma geldiğine delalettir. Eğer şişlik birkaç saat içinde inmezse acilen doktora başvurulmalıdır. Özellikle bacaklarda ve ellerdeki şişlikler önemli bir aciliyet belirtisidir.

Kalp Pili Ameliyatı Sonrası Kaç Günde İyileşilir?

Kalp pili ameliyatının takılmasını gerektiren durum, takılan pil ve hastanın o anki kondisyonuna göre değişmekle birlikte genelde bir hafta içerisinde tam iyileşme sağlanır. Bunun yaklaşık iki günü hastanede kalanı ise ev ortamında istirahat ederek tamamlanır. Bir haftalık sürenin ardından sosyal yaşama ve iş yaşamına dönülmesinde sakınca yoktur.

Kalp Pili Ameliyatı Sonrası Malulen Emekli Olunur Mu?

Kalp pili operasyonları doğrudan maluliyet sebebi değildir. Kalp pili ameliyatının yapılmasına sebep olan faktörün, kalp pili takılmış olmasına rağmen hayati tehlike oluşturmaya devam etmesi durumunda iş göremez raporu verilmekte; alınan raporla da malulen emekli olunabilmektedir. Bu konuda onlarca farklı tartışma olmakla birlikte en iyi bilgi SGK aranarak alınabilir.

Kalp Pili Ameliyatı Sonrası Enfeksiyon Olur Mu?

Her cerrahi operasyon bir miktar enfeksiyon riskini barındırır. Kalp pili takılması için açılan bölgelerden de enfeksiyon gelişme riski vardır. Ancak operasyondan hemen sonra alınan antibiyotikler ile enfeksiyon riski tamamen ortadan kaldırılabilir.

Kalp Pili Ameliyatsız Takılır Mı?

Ameliyatsız kalp pili uygulamalarında güç ünitesi vücudun dışına yerleştirilir. Uygulamaların kullanım alanı oldukça sınırlıdır. Genelde ufak ritim bozukluklarının ortadan kaldırılması amacıyla kullanılır. Ritim bozukluğu ortadan kalktığında geçici kalp pili de hemen çıkartılır. Takma – çıkarma kolaylığı açısından avantaj sunsa da çözüm ürettiği sorunların sayısı oldukça sınırlıdır.

Kalp Pili Ameliyatı Kalıcı Mıdır?

Kalıcı kalp pili takılmasına sebep olan durumlar zaman içerisinde iyileşen ya da daha olumlu seyir sağlayan durumlar değildir. Yani kalıcı kalp pili takılan hasta bir ömür boyu bu pillere ihtiyaç duymaktadır. Doğal olarak kalp pilinin çıkarılması operasyonu yeni bir kalp pili takılması amacıyladır. Yani, geçici kalp pili takılmadığı müddetçe kalp pili ameliyatlarının kalıcı olduğunu söylemek mümkündür.

Kalp Pili Ameliyatından Kaç Gün Sonra Cinsel İlişkiye Girilir?

Kalp pili ameliyatlarından sonra ortalama bir haftalık iyileşme süreci bulunur. Birinci hafta ile üçüncü hafta arası da kondisyona dikkat edilmesi gereken dönemdir. Bu süreler boyunca oldukça yorucu bir faaliyet olan cinsel ilişkiye girilmemesi tavsiye edilir. Üçüncü haftadan sonra ise vücudu çok yormadan cinsel ilişkiye girilebilir.

DMCA.com Protection Status