Hemofili Tedavisi

Hemofili Tedavisi
Hemofili Tedavisi

Hemofili, kan pıhtılaşmasında bir hastalıktır. Örneğin: bizim vücudunun bir kısmını kesip kanamaya başladığında, eyleme proteinler (tüm vücut dokularının büyümesi ve gelişmesi için sorumlu elemanlar) kanamayı durdurmak için savaşırlar. Bu sürece pıhtılaşma denir. Hemofili hastaları bu proteinlere sahip değildir ve bu nedenle normalden daha fazla kanarlar.

Hemofili Tedavisi Hakkında

Belirli bir sekansta hareket eden çeşitli kan pıhtılaşma faktörleri vardır. Bu dizinin sonunda pıhtı oluşur ve kanama kesilir. Hemofili olan bir kişide, bu faktörlerden biri çalışmaz. Böylece pıhtı oluşmaz ve kanama devam eder.

Kanamalar genellikle içseldir, yani vücudunuzun içinde, kaslarınızda olduğu gibi göremediğiniz yerlerde oluşur. Bazı morluklar görülen mor lekeler veya kanama nedeniyle deride de oluşabilirler. Mukoza zarları (burun, diş eti, vb.) da kanayabilir. Kanama ya travma sonrasında ya da belirgin bir sebep olmadan ortaya çıkabilir. Derideki kesikler kanamanın durması için daha uzun zaman alır.

Hemofili Nedir?

Hemofili hastalığı, kanın pıhtılaşmasının oluşmaması anlamına gelmektedir. Bu hastalık yaygın olarak kan hastalığı bulunan kişilerde görülmektedir.

Hemofilinin en yaygın ve karakteristik tezahürü, kan kaybı olan kanama eğilimidir.

Kanama aşağıdaki gibi sınıflandırılabilir:

İç: Bunlar eklemlerde ve kaslarda (dizler, dirsekler ve ayak bilekleri, ayrıca üst kol ve önkol kasları, psoas kasları, uyluk kasları ve baldır kasları) oluşur.

İç kanamalar dış hemorajilere göre daha sık görülür; ancak bunlar her zaman fark edilemez.

Dış: Vücudun doğal bir deliği (burun, ağız, kulaklar, vb.) veya bir yara ile üretilir.

Tekrarlanan kanama, ağrıdan başka, arterit gibi diğer sağlık sorunlarına da neden olabilir.

Hemofili A

Hemofili A faktör 8 eksikliğinin oluşması nedeniyle ortaya çıkmaktadır. Pıhtılaşma sorunu bu tipte de yaygın olarak gözlenmektedir. Hemofili tanısı bir kan örneği alınarak ve faktörün aktivitesinin derecesi ölçülerek yapılır.

Hemofili A, faktör VIII'in pıhtılaşma aktivitesinin derecesinin test edilmesiyle teşhis edilir.

Hemofili B, faktör IX aktivitesinin derecesi ölçülerek teşhis edilir.

Faktör VIII veya IX’ deki faktör yetersizliğine bağlı olarak şiddet derecesi belirlenebilir.

Hemofili B

Hemofili B ise faktör 9 eksikliği neticesinde ortaya çıkar. Bu hastalık yaygın olarak bilek, dirsek ya da baş kanamalarında kendisini daha çok ortaya çıkarmaktadır.

Hemofili Hastalığının Nedenleri Nelerdir?

Hastalığın temel nedeni, bazı hücrelerin kromozomlar aracılığı ile yerleşmemiş olmasından kaynaklanmaktadır. Faktör 8 ya da 9 eksikliği ise bu hastalığın temel prensibini oluşturmaktadır.

Hemofili Belirtileri Nelerdir?

Hemorajik belirtiler hemofili şiddetiyle ilişkilidir. Hafif hemofili hastaları genellikle cerrahi veya ciddi yaralanma sonucu kanamadan muzdariptir. Asla kanama problemi yaşamazlar.

Orta derecede hemofili hastası yaklaşık ayda bir kez daha az kanamaya yakalanır. Ameliyattan, ciddi yaralanmalardan veya diş prosedürlerinden sonra uzun süre kan kaybı yaşayabilirler. Nadiren, açık bir sebep olmadan kanama gerçekleşir. Şiddetli hemofili hastaları, kas veya eklemlerde sık kanamadan muzdariptir. Önleyici tedavi olmadan, haftada bir veya iki kez kanama yapabilirler. Kanama genellikle kendiliğinden oluşur, yani bunun nedeni açık değildir.

Taşıyıcı durumunda, bebek doğmadan önce test yapılabilir. Prenatal tanı gebeliğin 9. ve 11. haftası arasında koryonik ven örneği veya daha sonraki bir aşamada (18 hafta veya daha fazla gebelikte) fetal kan örneği kullanılarak yapılabilir. Hemofili, benzer semptomlara rağmen, farklı kan bileşenlerinin yokluğuna neden olan iki şekilde ortaya çıkabilir: Hemofili A: Pıhtılaşma faktör VIII’ DE yetersizlik ile karakterize edilen en yaygın hemofili tipidir;

Hemofili B: aynı zamanda Noel hastalığı olarak da bilinen faktör IX pıhtılaşmasının üretimindeki değişikliklere neden olur. Pıhtılaşma faktörleri, kanda mevcut olan ve kan damarı bulunduğu zaman aktive olan, kanamanın mevcut olduğu proteinlerdir. Bu nedenle, hemofili hastaları, kontrol edilmesi daha uzun süren kanamadan muzdariptir.

Ayrıca kanamaya neden olan ve hemofili ile karıştırılabilen, yaygın olarak tip C hemofili olarak bilinen faktör XI eksikliği gibi, ancak genetik değişiklik ve bulaşma biçimlerinde farklı olan diğer pıhtılaşma faktörlerinin eksiklikleri vardır.

Hemofili engelli pıhtılaşma faktörleri erkeklerde eşsiz ve kadınlarda iki katına X kromozomu üzerinde yer almaktadır. Hastalığa yakalanma bir kadın için daha zor olduğu gibi baba ve anne, iki etkilenen kromozom almalıdır.

Hemofili vakalarında kişinin DNA'sında kendiliğinden genetik mutasyonun bir sonucu olabilir. Hastalık aile öyküsü, yaklaşık% 30 olarak görülebilmektedir.

Hemofili kemik iliği tarafından her kişiden kan oluşumuna müdahale etmeyen beri bir hastanın veya kişinin, hatta bir transfüzyon kan ile doğrudan temas olsa bile, bulaşıcı değildir. Kan değişimlerinin ve kanamanın şiddetine göre hemofili için 3 aşama vardır:

Hafif hemofili: Pıhtılaşma faktörlerinin işlevi sadece azalır (% 5 ila% 40 arasında aktivite) ve çok az kanama riski vardır, örneğin cerrahide, kazalarda veya diş çekmede daha fazla bulunur.

Orta hemofili: Pıhtılaşma faktörlerinde (% 2 ile 5 arasında aktivite), örneğin kas içi hematom veya eklem görünümü gibi spontane kanamaya yatkın olmada önemli bir düşüşe sahiptir.

Şiddetli hemofili: Koagülasyon faktörleri neredeyse hiç yoktur (% 1'den az aktivite) ve özellikle deride, eklemlerde ve kaslarda, felçlerden veya kendiliğinden, yaklaşık 2 ila 5 kez meydana gelen yüksek kanama olasılığı vardır.

Daha şiddetli hemofili, genellikle keşfedilir ve genellikle, hafif hemofili olan insanlar sadece erişkinlikte hastalığı keşfedebilir. Hatta 6 yaş civarında çocuklarda ılımlı hemofili tanısı alır. Yaş ve ciddi hemofili genellikle yaşamın ilk aylarında keşfedilir. Günümüzde, önleyici tedavide, pıhtılaşma faktörlerinin değiştirilmesi ile hemofili olan kişi spor yapmak da dâhil olmak üzere normal bir yaşama devam edebilir. Kazaların önlenmesi için tedaviye ek olarak, kan pıhtılaşması, kan pıhtılaşmasını kolaylaştıran ve şiddetli kanamayı önleyen tedavi yapılabilir ve bu tedaviler hematoloğun tavsiyesine göre yapılır.

Ek olarak, kişi diş çekimi ve dolgular dâhil olmak üzere bir tür cerrahi prosedür gerçekleştirdiğinde, önleme için dozlar yapmak gerekir.

Hemofilinin hiçbir tedavisi yoktur. Tedavi, yetersiz faktör konsantresinin intravenöz (ven ile) değiştirilmesidir. Genellikle hastanın tedavi evrimini takip etmek için düzenli muayeneleri vardır ve herhangi bir ilacı kullanmak için daha yakın bir tıbbi takibe ihtiyaç vardır.

İki tip yenileme tedavisi vardır: Talep ve profilaktik. Talep tedavisi, bir kanama olayından sonra olan şeydir. Bununla birlikte profilaktik tedavi, bir kanama atağının başlangıcından önce ortaya çıkar ve ciddi hemofili için endikedir.

Eksik olan faktörün, uygulama için damıtılmış suda seyreltilen konsantre ve toz halinde bir formda bulunması yaygındır. Bazı konsantreler, kan donörlerinden insan kanından yapılan plazmadan elde edilir. Diğerleri laboratuarda yapılan rekombinant faktörlerdir.

Herhangi bir sebepten ötürü hasta yaralanırsa, sağlığa zarar vermeden olası kanamayı durdurmak için mümkün olan en kısa zamanda gerekli faktörün alınması tavsiye edilir.

Aşırı Kanama

Hemofili hastalığında durmak bilmeyen kanamalar çok sık görülür. Örneğin bir trafik kazası geçiren ve kanaması durmayan hasta büyük bir olasılıkla hemofili hastasıdır. Parmak kesilmelerinde ya da derin yaralarda da bu durum uzmanlar tarafından hissedilmektedir.

Eklemlerde Kanama

Eklem yaralanmalarında oluşan kanamalar da yine hemofili habercisidir. Hatta en yaygın belirtiler arasında yer almaktadır.

Beyinde Kanama

Beyin kanaması, yaygın olarak bu tip hastalarda görülmektedir. Başa darbe alındığında ya da tansiyon yükseldiğinde hemofili hastalarında beyin kanaması sıklıkla oluşmaktadır.

Hemofili Tedavi Türleri

Hemofili tedavisi için pek çok farklı yöntemden bahsedilebilmektedir. Ancak hemofili tiplerine uygun olarak genellikle ilaç tedavisi sağlanmaktadır. Bu nedenle iyi bir hematolog tarafından muayene edilmek doğru ilaç tedavilerinin de uygulanabileceğinin göstergesi olarak bilinir.

Hemofili tedavisi için süreç başladığında hastalar için birtakım testler uygulanmaktadır. Bu testler sonucunda ise hastalığın hangi evrede olduğunun tespiti gerçekleştirilmektedir. Tespit sağlandıktan sonra tedavi süreci için işlemler başlatılmaktadır. Hemofili çok yaygın görülen hastalıklar arasında yer aldığından dolayı etkin tedavi yöntemlerinden de bahsedilebilmektedir. Özellikle kısa vadede hastalığın bulgularının yavaşlatılabilmesi söz konusu olabilir. Zaten hematologlar hastalığı ortadan kaldırabilecek kesin tedavi yöntemlerine sahip değillerdir. Ana amaç, kanamanın yavaşlatılabilmesi ve pıhtılaşmanın hızlandırılabilmesi şeklinde seyreder.

İlaç Tedavisi

Hemofili ile mücadele eden kişilerin ilaç tedavisi ile bu hastalığı yavaşlatabilme gibi durumları söz konusudur. Bunun için kullanılabilecek bütün ilaçlar ise uzman hematologlar tarafından reçete edilebilmektedir. Bunun sonucunda ise pıhtılaşma daha hızlı sağlanabilmekte ve kanama kontrol altına alınabilmektedir.

Hemofili hastalığında tedaviye başlamadan önce hastaların hangi faktöre karşı hassas olduklarına dair çalışmalar da gerçekleştirilmektedir. Bunlar arasında Faktör 8 ve 9’dan bahsedilebilmektedir. Her iki tip için de kullanılacak ilaç yöntemleri son derece farklılıklar göstermektedir. Hematologlar tarafından uygun bir program hazırlanmakta ve sonrasında tedavi aşamasına geçiş sağlanmaktadır. İlaç tedavisinde bir diğer önemli unsur ise hastanın ne tür bir reaksiyon göstereceğine dair testlerin de yapılmasıdır. Uzmanlar tüm bu faktörleri göz önünde bulundurarak diğer hekimlerden de yardım talep edebilmektedir.

Faktör-8 Konsantresi

Faktör 8 konsantresi, damar yolu ile hastaya verilen bir ilaç türüdür. Hastalarda yaygın olarak durdurulamayan ya da önüne geçilemeyen kanama olduğundan dolayı enjekte edilen bu ilaç kanamanın pıhtılaşmasına yardımcı olmaktadır. Darbe alan ya da devamlı olarak kanaması gerçekleşen kişilerde bu durum yaygın olarak görülmektedir. Hemofili tedavisi esnasında kullanılan bu ilaçların bir diğer önemli tarafı ise kişilerin kısa vadede etki görebiliyor olmasıdır. Elbette bu ilaçlar tek bir sefer için kullanılmaz. Hastalara ilaç enjekte edildikten sonra durum kontrol altında tutulur ve daha ne kadar süre ile ilaç kullanımına devam edileceğine hematologlar karar verir. Kısa bir süre içinde ise ne tür bir gelişme yaşanacağına dair bulguları gözlemleyebilmek için uzmanlar takiptedir.

Faktör-9 Konsantresi

Hemofili B’ye neden olan faktör 9 eksikliği, yine vücutta kanamalara neden olan bir hemofili rahatsızlığıdır. Hastalar bu nedenden dolayı ilaç tedavisine başlatılırlar. Özellikle bu tedavi aşamasında enjeksiyonlara ihtiyaç duyulur. Gerekli tetkikler sağlandıktan sonra yapılması gereken ne kadar süre ile iğne kullanımının gerçekleştirileceğine karar verilmesidir. Bu aşamada bazen ömür boyu süren iğne kullanımları gerçekleştirilebileceği gibi daha kısa vadeli kullanımlardan da bahsedilebilir.

Hemofili tedavisinde hastaların ilaçla tedavi olurken dikkat etmeleri gereken belli hususlar da bulunur. Vücuda darbe gelmesini önlemek, diş muayenelerini düzenli olarak yaptırmak ve belli faktörlere karşı cildi korumak ise bunlar arasında yer alır. Enjektörler yardımı ile yapılan ilaç tedavisinde damardan ilaç salgılama gerçekleştirilir ve hastalar kontrol altında tutulur. İğne tedavisi ile hastalığın kontrol altına alınması da mümkün olabilmektedir.

Profilaksi Programı

Hemofili hastalığı ile mücadele eden kişiler için profilaksi programından da bahsedilir. Bu program sayesinde ileri dönemde oluşabilecek kanamalar ya da doku zedelenmelerinin önüne geçebilmek ana amacı oluşturur. Hatta çok ileri düzeyde hemofili hastası olan kişilerde bu durum daha çok uygulanır. profilaksi programı için iki aşamadan bahsedilir. Birincil ve ikincil aşama olarak bilinen bu programda her iki tür için farklı uygulamalardan bahsedilebilir.

Birincil aşama olarak bilinen aşamada çocukluk döneminde başlayan hemofili kontrol altına alınmaktadır. Bu durum için uygun ilaçlar seçilir ve hastaların doku ya da kas kayıplarına uğramaması için hematologlar tarafından belli ilaçlar reçete edilir.

İkincil profilaksi aşamasında ise kanaması gerçekleşmiş olan hemofili hastaları hedef alınmaktadır. Bu hastalarda faktör seviyesinin mutlaka 2’nin altında olması gerekir. Haftada 2 ya da 3 defa ilaç takviyesi yapılan bu hastalar, ileride doku ya da kas kaybı yaşanmaması için devamlı olarak gözetim altında tutulur. Bir diğer önemli husus ise bu aşamada hastaların beyin kanaması ya da ameliyat geçirmiş olmalarıdır.

Profilaksinin ikincil aşamasında vücut fonksiyonlarının düzeninin sağlanabilmesi, hastaların iş ya da okul hayatlarına devam edebilmesi ve günlük alışkanlıklarını sürdürebilmesi temel amaçlar arasında yer alır.

Hemofili hastalığı için profilaksi programı uygulanıyor ve hala kanamalar devam ediyorsa ek raporlar tutular bakanlıklar bilgilendirilir. Buna uygun tedavi için ise ek talepler oluşturulur.

Hemofili Tedavi Öncesi

Hemofili hastalarının tedavi sürecine başlamadan önce belli tetkiklerin yapılması gerekir. Bu tetkikler yapılırken farklı branşlara ait uzmanlardan da destek talep edilebilmektedir. Sadece hematologların bilgisi bu anlamda yeterli olmayabilir. Kan ile ilgili bir rahatsızlık olsa dahi nöroloji biriminden hekimlerin de fikrine ihtiyaç duyulabilmektedir. Hastaların durumları mutlaka iyi analiz edilmeli ve hangi aşamaya ait bir hemofili yaşandığının da en iyi şekilde analiz edilmesi gerekir.

Hastanın Durumunun Analiz Edilmesi

Hemofili hastalığının tam olarak saptanabilmesi için öncelikle durum analizinin sağlanması gerekmektedir. Bu analizler sadece el ile yapılan muayeneler sonucunda etkili sonuçlar vermeyebilir. Bu nedenle de mutlaka detaylı klinik incelemelerin gerçekleştirilmesi gerekebilir. Hem fiziki muayene hem de kan testleri bu aşamada en doğru kanıtları sunmaya da yardımcı olur. Tam teşekküllü bir hastanede yapılacak detaylı incelemelerin ardından ise ne tür bir tedavi uygulanabileceği ile ilgili kesin yargıya varılabilir. Kan sayımı ise hemofili için büyük önem arz eder.

Çocukluk dönemlerinden başlayan ya da daha ileri dönemlerde de ortaya çıkabilen bu hastalık için uzmanların bilgisi ve donanımı da oldukça önemlidir.

Fizik Muayene

Fiziki muayene hemofili hastalığında en sık kullanılan yöntemlerden biridir. Hastaların bacaklarında, kollarında ya da vücudun diğer bölgelerinde bulunan morluklar inceleme altına alınır. Hastalarda yaygın olarak görülen durum, deri altında yaşanan kanamalardır ve hemofili ile ilgili kesin bilgilere ulaşabilmek için sıklıkla kullanılır. Bir diğer önemli husus ise fiziki muayeneyi yapan uzmanın ne kadar donanımlı olduğudur. Detaylı klinik incelemelerin ardından hemofili teşhisi konulabilmektedir. Ancak belli dönemlerde ya da ileri hemofili olup olmadığının kontrolünü tam olarak sağlayabilmede mutlaka kan testlerine de ihtiyaç duyulur.

Kan Testi

Hemofilinin saptanması için yapılan kontrollerde bir diğer önemli husus ise kan testleridir. Hastalardan belli oranda alınan kanlar laboratuvar tarafından incelemeye alınır ve hangi faktörlerin eksik olduğuna dair detaylı incelemeler sağlanır. Önemli olan 8 ve 9 faktörlerinin ne durumda olduğunun saptamasıdır. Bu nedenle hekimlerin vermiş olduğu yönergeler doğrultusunda detaylı bir inceleme gerçekleştirilmesi gerekir. Yapılan analizler sonucunda hastaların hangi hemofili aşamasında olduklarına dair raporlar tutulur ve bu aşamalara uygun olan ilaç tedavisi için başlangıç sağlanır. Konsantrelerin yanı sıra uzmanların uygun görebileceği daha farklı ilaç tedavilerinden de bahsedilebilir. Profilaksi programı da yine bu dönemde uygulanabilecek programlar arasında varlığını korur.

Hastaya Uygun Tedavi Yönteminin Seçilmesi

Hastaya uygun olan tedavi yönteminin seçilmesi, hemofili tedavisinde en önemli hususlardan biri olarak bilinir. Nedeni ise hangi aşamada olunduğunun ve ne tür ilaçlar kullanılması gerektiğinin doğrulanmasından kaynaklanır. Bu aşamada muayeneler tamamlandıktan sonra hastaların sonuçları uzmanlar tarafından inceleme altına alınır. Bu incelemeler neticesinde ise mutlaka uygun bir yöntemin belirlenmesi gerekir. Tedavi yöntemi olarak hemofiliyi ortadan kaldırabilecek bir yöntemden bahsetmek elbette mümkün değildir; ancak uygulanan yöntemler kesin olarak hemofilinin yavaşlatılmasına ya da durdurulmasına olanak sağlar.

Hemofili Tedavi Sonrası

Hemofili tedavisi sonrasında da hastaların mutlaka dikkat etmesi gereken unsurlar bulunur. Bu hususlar genel anlamda hastalığın seyrini değiştirmede önem taşımaktadır. Devamlı olarak kontrollerin sağlanması, hastaların mutlak suretle gözetim altında tutulması gerekmektedir. Tedavi sonrası süreç, an az tedavi süreci kadar önem arz eder. Bu nedenle hastaların uzman bir hekim tarafından tedavi edilmesi ve mutlaka tedavi sonrasında sunulan önerilere uyması tavsiye edilir. Tedavi sonrasındaki süreçte bir diğer önemli faktör ise sadece uzmanların önerileri ile değil; hastaların yapması gerekenler ile de yakından ilgilidir. Bu nedenle de hastaların gerekli özeni göstermeleri, hastalığın seyrinin olumlu yönde değişmesine de katkıda bulunur.

Kontrol Süreci

Hemofili hastalığında tedavi aşaması bittikten sonra hastalar için kontrol süreci başlamaktadır. Hastalar hangi uzman ile tedaviye başladı ise mutlaka o uzman ile tedavi sürecini devam ettirmelidir. Farklı uzmanlardan alınan yardımlar hastaların kafa karışıklıkları yaşamalarına neden olabileceği gibi belli durumlarda kaygılara da neden olabilmektedir. Sadece bu sorunlar bile tedavi sürecinin gidişatını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Bir diğer önemli faktör ise bu aşamada mutlaka kontrol sürelerine uyum sağlanması gerektiği yönündedir.

Pek çok hemofili hastası ilaç tedavisi tamamlandıktan sonra periyodik olarak muayenelere çağırılır. Bu süreçte ise muayene süreleri 3 ayda 1 olabileceği gibi daha uzun zaman dilimlerinde de gerçekleşebilir. Hastaların ise mutlaka bu sürelere riayet etmesi ve muayene dönemlerini kaçırmadan devamlılığını sağlaması önem arz eder. Çünkü her kontrolde uzmanlar tarafından tekrar muayene ya da kan testi istenerek hastalıkta bir ilerleme söz konusu olup olmadığının ölçümü de yapılmaktadır.

Hastanın Yapması Gerekenler

Hemofili hastası olan kişilerin tedavi aşamasından sonra sosyal hayatlarına devam edebilmeleri için mutlaka uymaları gereken kurallar da söz konusu olabilir. Bu süreç hem psikolojik olarak hem de sosyal olarak kişilerin iyileşmesini hızlandırmada etkili bir rol oynamaktadır. Zorlu bir hastalık olan hemofili hastalığı, zaman zaman estetik açıdan da kişilerde sorunlar doğurabildiğinden dolayı psikolojik sarsılmalara neden olabilmektedir. Bu nedenle hastaların vücutlarına iyi bakmaları ve mutlaka verilen ilaçları düzenli kullanmaları önemlidir.

Beslenmeye Dikkat Etmek

Hemofili hastalarında beslenme oldukça önemlidir. Hemofili hastalarının kan yapıcı ürünlere önem vermesi gerekir. Bu hastalık ile mücadele eden kişilerin diyet listelerinden eksik etmemesi gereken gıdalar aşağıda yer almaktadır. Karaciğer: Yeri doldurulamaz bir demir kaynağıdır, bunun nedeni daha düşük bir hemoglobin ve anemiye yol açabilir. Ek olarak, eksikliği, demir eksikliği anemisi gibi bir hastalıkta kendini gösterir. Ek olarak, karaciğer heparin gibi kan için çok önemli bir madde içerir. Tromboz ve miyokard infarktüsüne karşı koruyucu bir maddedir.

Yağlı balık: Kardiyovasküler sistemin önlenmesi için önemli bir üründür. Balık ana gıdalardan biridir ve pek çok ülkede balık sayesinde neredeyse hiçbir koroner kalp hastalığı, koroner yetmezlik, kalp krizi gibi hastalık görülmez. Balık, kolesterolü dengelemenin yanında kan basıncını da dengede tutmaya yardımcı olur.

Beyaz lahana ve brokoli: Folik asit bakımından zengin, yeni kan hücrelerinin sentezi olduğu için çok tavsiye edilir. Ayrıca, kan pıhtılaşmasından sorumlu olan K vitaminleri vardır. Lahanada da bulunan P vitamini sayesinde kalp duvarları güçlendirilir.

Turunçgiller: İçlerinde bulunan C vitamini, vücudun demir asimile edilmesinden sorumludur. Elyaf, kolesterol ve A vitamini ile organik asitlerle savaşır, şeker seviyesinden sorumludur.

Elmalar: Bunlar, kandaki şeker seviyesini düzenleyen ve zararlı kolesterolü bağlayan pektin içerir.

Fındık: Kompozisyonları nedeniyle kan için önemli bir üründürler. Somunlar yağlar, potasyum, magnezyum, demir ve A, B, C vitaminleri gibi önemli besin bileşenleri içerir.

Avokado: Fazla kolesterol bağlar ve bu sayede kan için yararlı ürünler listesinde layık bir yer alır. İçerdiği maddeler kan ve kan dolaşımının normalleşmesine katkıda bulunur.

Nar: İçerdiği demir nedeniyle, bu meyve demir eksikliği anemisi için ilk ilaçlardan biri olarak reçete edilir. Ek olarak, fazla kolesterolü devre dışı bırakmak için nar kullanılır.

Karabuğday Balı: Kan için en iyi seçim karabuğday balının kullanılmasıdır. Burada demir ve organik asitlerin yanı sıra magnezyum içeren potasyum ve diğer kullanışlı mikro elementler bulabilirsiniz. Bal sayesinde lökositler, eritrositler ve trombositler gibi kan hücrelerinin normalleşmesi gerçekleşir.

Pancar: Doğal hematopoetiktir. Kırmızı kan hücrelerinin oluşumunu destekler ve kan damarlarının duvarlarını güçlendirir.

Havuç, lahana ve domates ile yenilmesi önerilir.

Kızılcık suyu: Lösemi önleyici antioksidanlar içerir.

Havuç ve elma sular: Hemofili hastaları için önemli ürünler arasında yer alır. Kanı temizlemeye de yardımcı olur. Pancar suyu: Güçlü bir temizleme etkisine sahiptir. Sadece diğer meyve suları (havuç ve elma) ile karışım halinde kullanın, seyreltmeyi yavaş yavaş azaltmaya yardımcı olur.

Bir kişinin güçlü ve sağlıklı olması için kanının kalitesi çok önemlidir. Çok sayıda demir içeren ürünün kullanılması, anemi ile savaşmanın temel aracıdır ve sonuç olarak, kandaki düşük hemoglobin seviyelerinin neden olduğu zayıflık ve baş dönmesidir. Bu nedenle, daha fazla nar, elma, karabuğday lapası ve demir açısından zengin diğer ürünler yemek gereklidir. Kanın sağlığından emin olmak için daha sık taze, oksijen açısından zengin havayı ziyaret etmek gerekir. Çok iyi bir seçenek plaj veya çam ormanıdır. Deniz, oksijene ek olarak, büyük miktarda iyot içerir. Bu nedenle de uzmanlar genel anlamda hastaları bu diyetlere yönlendirir.

Hastaların aynı zamanda kan için zararlı olan ürünlerden uzak durmaları gerekir.

Kızarmış ürünler: Kızartılmış gıdalarda bulunan maddeler, kanın kompozisyonunda değişikliklere neden olur, bu da tüm vücutta ihlallere neden olur.

Alkol: Alkolün etkisi altında, kan hücreleri yıkıma ve su kaybına maruz kalmaktadır. Sonuç olarak, kan işlevlerini yerine getirmez.

Koruyucu içeren ürünler: Kan hücrelerinin vücudu beslemek için kullanamadıkları zor çözülebilir bileşimler oluştururlar. Aynı zamanda, organizma zararlı balast maddeleriyle zehirlenir.

İlaç Tedavisini Yaşam Boyu Sürdürmek

Uzmanların reçete etmiş olduğu ilaçlar, yeri geldiğinde hayat boyu kullanım gerektirir. Bu nedenle de hastaların ilaçlarını aksatmadan gününde ve saatinde almaları tavsiye edilir. Hemofili hastalarına oral yolla alınan ilaçlar reçete edilebileceği gibi iğneler de reçete edilebilmektedir. İlaçların düzensiz bir şekilde kullanılması ise belli dönemlerde hemofilinin ileri safhalara taşınmasına neden olabilir. Bu nedenle iğne ya da ilaç fark etmeksizin mutlaka ilaç kullanımları düzenli bir şekilde gerçekleştirilmeli ve kesinlikle aksama olmamalıdır. Bu esnada hekimlerin uygun görmüş olduğu rutin muayenelere de katılım sağlanması gerekir.

Vücudu Çarpmalardan Korumak

Hemofili hastaları için bir diğer önemli unsur ise vücuda alınabilecek darbelerden uzak durulması gerektiği şeklindedir. Ufak darbeler bile kısa zaman içinde kişilerin belli kanamalar yaşamasına ve hastalığın ilerlemesine neden olabilmektedir. Ufak çaplı darbelerin yanı sıra çok daha sert darbeler de deri altında ya da üstünde belli hasarlara neden olabilmektedir. Bu durum da kullanılan ilaçların ya da görülen tedavinin boşa gitmesi anlamını taşır.

Kullanılmaması Gereken İlaçlar

Hemofili hastalığında en önemli faktör, hastaların pıhtılaşma sorunu yaşamasıdır. Çekilen bir dişte, oluşan bir yarada ya da olunan bir ameliyatta kanamalar çok zor durdurulabilmektedir. Bu nedenle de hastaların belli ilaçları kullanmaktan mutlaka kaçınması gerekir. Özellikle kanın daha çok sulanmasına neden olan belli ilaçlar bu listede büyük yer tutar. Hemofili tedavisi gören kişilerin ise mutlaka bu ilaçlardan uzak durması ve uzman hekim kontrolü olmadan kullanmaması gerekmektedir. Aksi takdirde kan sulandırıcı özelliği olan ilaçlar zaten pıhtılaşma sorunu olan kişilerde daha fazla kanamalar yaşanmasına neden olabilmektedir.

Aspirin

Aspirin, iltihap tedavisi için yetişkinlerde ve çocuklarda kullanılan bir ilaç olarak bilinir. Aynı zamanda ağrı kesici ve ateş düşürücü etkisinden de söz edilir.

Buna ek olarak, düşük doz asetilsalisilik asit, belirli risk faktörleri olan kişilerde felç, anjin ve konturları önlemek için, akut miyokard infarktüsü riskini azaltmak için, plaselet birikimini inhibe etmek için yetişkin kullanılır.

Aspirin gerçek paketi ve piyasalar laboratuardan tablet sayısına bağlı olarak 1 ile 45 arasında değişebilir bir fiyata eczanede satın alınabilir; ancak yalnızca aynı zamanda inhibitörleri olarak hareket nedeniyle tıbbi öneri aşağıdaki kullanılmalıdır. Trombosit agregasyonu kanama riskini artırabilir.

Aspirinin yan etkileri morarma ya da iç bölgeden kanama, bulantı, karın ağrısı, kötü sindirim, kızarıklık ve kaşınma, şişme, rinit, nazal konjesyon, baş dönmesi, uzun süreli kanama süresini içerir.

Ağrı kesiciler, antienflamatuar veya antiromatizmal, gastrointestinal kanama, böbrek problemleri, kalp veya karaciğer mide veya bağırsak, tarihteki ülser tarihine gebelik veya gebelik şüphesi, aşırı duyarlılık sırasında Aspirin kullanmadan önce doktora danışmak gereklidir. Hemofili gibi rahatsızlıkları olan kişiler ise aşırı kanamaya neden olabileceğinden dolayı mutlaka bu ilaçtan uzak durmalıdır.

Kumadin

Kumadin, K vitaminine bağımlı koagülasyon faktörlerinin inhibisyonu üzerinde etkili olan bir antikoagülandır. Antikoagülan tedavi amacı trombozu önlemek için kan pıhtılaşma yeteneğini azaltmak ve kendiliğinden meydana gelen kanamaların çıkmasını önlemektir.

Oral uygulamadan sonra kumanadin tamamen emilir ve ilaç ilk 4 saat içinde kan dolaşımına ulaşır.

Her hasta için kumadin dozu yanıtının sürekli olarak izlenmesi ve tedavi edilecek endikasyonun göz önüne alınmasıyla belirlenmelidir. Kanama komplikasyonları ve diğer komplikasyonların görülme sıklığını artırabilir ve trombüs oluşumu karşı hızlı bir koruma sağlamaz; çünkü yüksek doz rutin kullanımı önerilmemektedir.

Kanama riski olan hastalar için bu ilaç kesinlikle tavsiye edilmez.

Kumadin tedavisi deney sonucu göre dozaj ayarlaması ile günde 2 ila 5 mg arasında bir doz ile başlatılması önerilir. Çoğu hastada, günde 2 ila 10 mg'lık bir dozda tatmin edici bir şekilde muhafaza edilir. Dozajın esnekliği, krepe edilmiş tabletlerin ortam içinde ayrılmasıyla elde edilir. Bireysel doz ve aralıklar hastanın protrombin cevabına göre ayarlanmalıdır. Her hasta için tedavi süresi bireyselleştirilmelidir. Genel olarak, antikoagülan tedavi tromboz ve inme riski ortadan kalkıncaya kadar sürdürülmelidir.

Hemofili hastalığı olan kişilerde bu ilaç aşırı ya da durdurulamayan kanamaya neden olabileceğinden dolayı kesinlikle tavsiye edilmemektedir.

Sık Sorulan Sorular

Hemofili hastalığının süreci, tedavisi ya da belirtileri ile alakalı olarak pek çok kişi sorular sormaktadır. Bu aşama ile alakalı olarak uzmanların belirlemiş olduğu yanıtlardan da bahsetmek mümkün olabilmektedir. Hastalık ile ilgili net bilgiye ulaşmak ve kafasındaki soru işaretlerine cevap bulmak isteyen kişiler için sorular ve yanıtlar ise aşağıda yer almaktadır.

Hemofili Tedavi Edilmezse Ne Olur?

Hemofili hastaların hem sosyal hayatını hem de psikolojisini yakından etkileyen bir hastalıktır. Vücutta oluşan morarmalar ise estetik açıdan da sorunlara yol açabildiğinden dolayı pek çok kişi bu hastalıktan kısa zamanda kurtulabilmeyi amaçlar. Özellikle ileri safhalardaki hemofili hastalarında en ufak bir darbe sonucunda bile hasarlar ya da doku kayıpları oluşabilmektedir. Bu durum da ileri safhalarda çok daha büyük problemlerin doğmasına neden olabilir.

Hemofili hastalığı tedavi edilmez ise hastaların rutinde oluşabilecek kanamalarının durdurulamaması söz konusu olabilmektedir. Acilen ameliyata girmesi gereken ya da bir trafik kazası geçiren hastalarda kanamanın durdurulamaması söz konusu olabilmektedir. Bu nedenle de hastaların mutlak suret ile en kısa zaman içinde muayenelerini olmaları ve tedavilerine başlamaları tavsiye edilmektedir.

Hemofili Tedavisi Neye Yöneliktir?

Hemofili hastalığının kesin bir tedavisinden bahsetmek söz konusu değildir. Bu hastalığa yakalanan kişiler için uzmanlar tarafından ilaca yönlendirme sağlanmaktadır. A ya da B tipi hemofiliye sahip olan kişiler için tam anlamıyla bir tedavi planı çıkarılır. Bu plan doğrultusunda ise hastaların kanamalarının ve doku zedelenmelerinin önünde geçilmeye çalışılır.

Zamanında müdahale edilmeyen hastalarda hemofili ilerleyebileceği gibi tedavisi zor durumların oluşması da söz konusu olabilmektedir. Uzmanlar tarafından reçete edilen ilaçlar ise sadece hastalığın seyrini azaltmaya yönelik olarak uygulanır. Yani ilaç tedavisi sonrasında hastalığın tamamen ortadan kalkmasından bahsetmek ne yazık ki söz konusu değildir. Vücutta oluşabilecek yaralanmaların önüne geçilebilirken aynı zamanda kanamanın şiddeti de azaltılabilmektedir.

Hemofili Hangi Hastalıklarla Karıştırılır?

Hemofili hastalığının yaygın olarak karıştırıldığı hastalık talasemi hastalığıdır. Talasemi, anemiye neden olabilen kalıtsal bir hastalıktır. Bu bulaşıcı değildir; ancak genetik bir hatanın neden olduğu hemoglobinin malformasyonuna yol açar. Hemoglobin, insan vücudunun tüm hücrelerine, dokularına ve organlarına oksijen taşınmasından sorumlu olan kırmızı kan hücrelerinde (kırmızı kan hücreleri) bulunan proteindir.

Her dolaşımdaki kan hücresi yaklaşık 300 milyon hemoglobin molekülü içerir. Bu moleküllerin her biri, normal durumunda, iki tip protein tarafından oluşturulur: Alfa-globinler ve Beta-globinler. Hemoglobin, iki beta zincirine bağlı iki alfa zincirinden oluşur. Talasemi, bu proteinlerin üretiminde bir bozukluk olarak karakterize edilir.

Talasemi olan kişilerde, bir veya iki spesifik kromozom mutasyonu oluşur. Yanıt olarak, kemik iliğinin, globin zincirinin türlerinden birini üretmesi olarak da adlandırılabilir. Bu nedenle, kromozom 16 üzerindeki problem, alfa zincirlerinin eksikliği ile ortaya çıkar ve kromozom 11'deki bir bozukluk, beta talasemiye neden olur. Bu kusur, üretilen alfa ve beta zincirlerinin sayısı arasında bir orantısızlık ile sonuçlanacak ve her bir eritrosit içinde daha az sayıda hemoglobin molekülü olacaktır. Talasemi, “Akdeniz anemisi” olarak bilinir; çünkü başlangıçta tespit edilen vakaların çoğu, İtalya, Yunanistan, Türkiye ve Lübnan gibi Akdeniz'in yakınında yaşayan ailelerde gerçekleşmiştir. Ad Yunanca "thalassa" (deniz) kökenlidir. Küreselleşme, göç ve halklar arasında yayılma sonucu tüm dünyada vakalar bildirilmiştir.

İki ana talasemi türü vardır: Alfa ve Beta. İkincisi daha yaygındır. Hemoglobin oluşturmak için, vücudun alfa-globin ve beta-globin proteinlerine ihtiyacı vardır. Bu proteinlerin, kendi bünyelerinde oluşturdukları bazı genlere ihtiyaç duyarlar. Bu genlerdeki değişiklikler, kişinin sahip olduğu talasemi tipini ve derecesini belirleyecektir:

Beta talaseminin oluşumunda iki gen vardır: Biri anneden, diğeri babadan alınır. Beta talasemi, bu kalıtsal genlerin biri veya her ikisi, sadece kısmen işlev görmediğinde veya işlev görmediğinde ortaya çıkar. Hastalığın genetik mirasına bağlı olarak farklı dereceleri vardır:

Talasemi beta minör: Talasemik özellik olarak da bilinen talasemi beta minor, kişinin bir ebeveynden normal bir geni ve bir diğerinden bir talasemi geni aldığında ortaya çıkar. Beta-talasemi minörlü kişilerde hafif anemi olabilir ve muhtemelen tedaviye ihtiyaç duymaz.

Talasemi beta majör: Cooley anemi veya Akdeniz anemisi olarak adlandırılabilir. Beta-talasemi majör, her iki gen de hasar gördüğünde ortaya çıkar. Bu, her ebeveynden bir talasemi genine sahip olduğunuz anlamına gelir. Majör beta talasemisi olan bir kişi en şiddetli hastalık tipine sahiptir ve genellikle kan transfüzyonu gerektirir

Talasemi ara beta: Adından da anlaşılacağı gibi, bu tip talasemi minör ve majör arasındadır. Bazı vakalarda, bu hastalarda hafif anemi vardır; ancak talasemik özelliğe sahip olanların aksine, transfüzyon tedavisi gerekebilir. Orta talasemi, her ikisi de değil, sadece baba ya da anneden miras kalan bir mutasyondan kaynaklanır. Bununla birlikte, talasemi minörünün aksine, bu hastanın kan transfüzyonu içermese bile sağlıklı bir yaşam için tedaviye ihtiyacı olacaktır.

Talasemi, hemoglobin üreten hücrelerin DNA'sındaki mutasyonlardan kaynaklanır ve kırmızı kan hücrelerinde vücut boyunca oksijen taşıyan bir maddedir. Talasemi ile ilişkili mutasyonlar babadan veya anneden çocuklara geçmektedir. Talasemiye neden olan mutasyonlar normal hemoglobin üretimini bozarak, düşük hemoglobin seviyelerine ve kırmızı kan hücrelerinin yüksek oranda tahrip olmasına neden olarak anemiye neden olur.

Hastalık ise hemofiliden farklı olarak belli belirtiler ile ortaya çıkar.

Hafif talasemi genellikle hiçbir belirti göstermez. Orta veya şiddetli hastalık anemi, zayıflık ve nefes darlığı gibi belirtilere neden olabilir. Diğer belirtiler, hastalığınızın ciddiyetine ve neden olduğu sorunlara bağlı olarak da ortaya çıkabilir.

Şiddetli talasemi olan çocuklar yavaş büyür (büyüme defisitleri), zayıf şekilde oluşmuş kafatası kemiklerine sahiptir ve yemek yememe, sık ateş ve ishal ile ilgili problemleri vardır.

Diğer talasemi belirtileri şunlardır:

  • Soluk görünüm
  • Sarı ten rengi ( sarılık )
  • Yüz kemik deformiteleri
  • Karın şişkin
  • Koyu idrar

Karşılaştığınız belirti ve semptomlar, sahip olduğunuz talasemi tipine ve şiddetine bağlıdır. Bazı bebeklerin doğumda talaseminin belirtileri ve semptomları vardır, bazıları ise yaşamın ilk iki yılında belirtiler veya semptomlar gelişebilir. Sadece bir etkilenmiş hemoglobin genine sahip olan bazı kişiler herhangi bir semptom hissetmezler.

Hemofili Kimlerde Görülür?

Hemofili küçük çocuklarda görülebileceği gibi yaşlı olan kişilerde de görülebilecek bir rahatsızlıktır. Aile geçmişi de bu hastalık üzerinde oldukça önemli bir role sahiptir. Kalıtsal bir hastalık olan hemofili, aile bireylerinden çocuklara hızlı bir şekilde geçebilmektedir. Görülme sıklığı ise genlere göre değişiklik gösterebilmektedir. Daha 2 yaşında olan bir çocukta bile hemofili hastalığından bahsedilebilirken 40 yaş ve üzeri kişilerde hatta 20’li yaşlarda olan gençlerde de bu hastalığa rastlamak söz konusu olabilmektedir. Bu nedenle hemofili için kesin bir yargıdan bahsetmek ne yazık ki söz konusu değildir.

Hemofili Tedavisine Ne zaman Başlanmalı?

Hemofili belli belirtiler ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Hemofilisi olan bir kişide genellikle görülen belirti ve bulgular, söz konusu hemofili tipine değil, hastalığın şiddetine bağlıdır.

Hafif veya orta derecede hemofili vakalarında, belirtiler ve semptomlar daha sonra olabilir. Örneğin, çocuk yürürken ya da koşarken ya da sadece ciddi bir yaralanma olduğunda kanama artış gösterebilir.

Ağır hemofili söz konusu olduğunda, semptomlar genellikle çocuk kendiliğinden hareket etmeye başlamadan önce bile kendiliğinden erkenden ortaya çıkar.

Hemofili tanısı konduğunda, doktor tarafından her zaman değerlendirilmesi gereken bazı belirti ve bulgular vardır. Ailenizde bilinen herhangi bir hemofili vakası olmasa bile bu belirtileri ve semptomları değersizleştirmemelisiniz.

  • Çocukluk döneminde sık sık morarma,
  • Yaralanma şiddetine kıyasla aşırı kan kaybı oluşması belirtiler arasında yer alır. Yani, küçük bir yara, durması çok uzun süren şiddetli kanamaya neden olur.
  • Eklemlerde, örneğin dizlerde, kaslarda veya diğer dokularda spontane kan kaybı (görünür neden olmaksızın), ağrıya ve hareket zorluğuna neden olur.
  • Burun ve ağız (mukoza zarları) gibi bölgelerde sık ve aşırı kan kaybı gerçekleşebilmektedir.

Hemofili hastalığının varlığından bu gibi durumlarda şüphe duyulması gerekir. Bu tip belirtileri taşıyan kişilerin ise zaman kaybetmeden mutlaka bir uzmana başvuruda bulunması tavsiye edilmektedir.

Hemofilinin Evde Tedavi Edilmesi Mümkün Mü?

Hemofili evde tedavi edilebilecek bir hastalık değildir. Oluşabilecek kanamaların mutlaka uzmanlar tarafından kontrol edilebilir olması gerekir. Evde yaşanabilecek kanamalarda bilinçsiz olan kişiler müdahale ettiği takdirde ölümler ya da felçler oluşabilmektedir. Bu nedenle de kişilerin kendi kendilerine tedavi uygulamaması ve mutlaka bir uzmandan destek almaları gerekmektedir.

Tedavi Herkese Uygulanabilir Mi?

Hemofili tedavisinin uygulamasına geçmeden önce uzmanlar tarafından belli tetkikler yapılmaktadır. Kan sayımları ve fiziki muayeneler de bu tetkiklerin arasında yer almaktadır. Hastanın yaşı, kilosu, beslenme şekli ve psikolojisi de hastalığın tedavisi için oldukça önemlidir. Hastaların tüm analizleri yapıldıktan sonra en uygun olan tedavi yöntemi hematologlar tarafından belirlenmekte ve sonrasında tedaviye başlanmaktadır.

Tedavinin Riskleri Nelerdir?

Hemofili tedavisi risk taşıyan bir tedavi çeşidi değildir. Hastalar sadece tedavilerini aksattıkları takdirde birtakım riskler söz konusu olabilir. Örneğin yaşam boyu verilen ilaçlar kullanılmadığında ya da hastalar beslenmelerine dikkat etmediklerinde bazı riskler söz konusu olabilmektedir. Dışarıdan gelebilecek darbelere karşı gerekli koruma sağlanmadığı takdirde de yine hastalığın seyri değişebilir. Bu nedenle hastaların tedavi risklerinden çok kendiliğinden oluşabilecek risklere karşı önlem almaları gerekmektedir.

Kişi Hemofili Hastası Olduğundan Ne Zaman Şüphelenir?

Kalıtsal bir hastalık olan hemofili daha çocukluk yaşlardayken kendini gösterebilen bir hastalık olarak bilinir. Durmak bilmeyen ya da kendiliğinden oluşan kanamalar, anlık darbeler sonucunda oluşan morarmalar ya da doku zedelenmeleri mutlaka hemofili habercisidir. Bu tip bulgular ile karşı karşıya kalan kişilerin hemofiliden şüphelenmeleri gerekir. Bu tür durumlara rastlayan kişilerin acilen bir uzmana başvurmaları önerilir. Sonrasında ise gerekli tetkikler yapılmalı ve doğru tedavi yöntemi belirlenmelidir.

Hemofili Hastalığıyla Hangi Alan İlgilenir?

Hemofili hastalığı ile hematoloji birimi ilgilenmektedir. Bu birim hastalara gerekli kan testlerini yaptıktan sonra klinik incelemeler sağlar. Laboratuvar sonuçlarına göre de hastada hangi faktörlerin eksik olduğuna dair raporlar oluşturulur. Bunun ardından ise ne tür bir tedaviye gerek olduğuna karar verilir.

Hemofili Ölüme Sebep Olabilir Mi?

Hemofili kendi başına ölüme sebep olabilen bir hastalık değildir; ancak durmayan kanamalar zaman içinde felce ya da ölüme neden olabilmektedir. Örneğin bir trafik kazası geçiren kişi eğer hemofili hastası ise kanama durdurulamayabilir. Bu nedenle kişilerin mutlaka gerekli tedbirleri alması ve ilaçlarını düzenli kullanması gerekir. Aspirin gibi kan sulandırıcı ilaçlar ise bu aşamada kesinlikle kullanılmamalıdır.

Tedavi Her Hastaya Aynı Şekilde Mi Uygulanır?

Hemofili tedavisinin uygulanabilmesi için öncelikli olarak hastalığın aşaması gözden geçirilmeli ve analiz edilmelidir. Her hasta için aynı tedavi yönteminden bahsetmek söz konusu değildir. Bazı hastalarda hemofili çok ileri derecedeyken bazılarında sadece başlangıç aşamasında olabilir. Bu nedenle tüm tetkikler yapıldıktan sonra tedaviye geçilir. Yapılan ilaç tedavilerinin ardından bazı kişilerde hemofili tamamen durdurulabilirken bazılarında ise kalıcı sorunların önüne geçilebilmektedir.

Hemofili Anne Karnında Teşhis Edilebilir Mi?

Hemofili anne karnındayken teşhis edilebilen bir hastalıktır. Fetüs için bazı incelemeler yapılarak hastalık hakkında detaylı bilgiye erişebilmek de mümkün olabilmektedir. Klinik incelemeler sonra hemofili hastalığından söz edilebiliyorsa doğum gerçekleştikten sonra bebek için gerekli önlemler alınabilmektedir. Elbette bu durum anne ya da babada hemofili olup olmadığı ile de yakından ilişkilidir. Hemofili ile ilgili olarak farklı testlerden bahsetmek mümkün olabilmektedir. Hematoloji bölümünden uzman hekimler bu konu ile ilgili yönlendirmeleri sağlayarak ne tür testler uygulanabileceğine dair de detaylı bilgi sunabilmektedir.

Hemofili Tedavisi Nasıl Olur?

Kandaki pıhtılaşma sorununu ortadan kaldırabilmek, olmayan pıhtılaşma faktörlerini kana dahil edebilmek için enjeksiyon yöntemlerinden yararlanılır. İnsan kanından veya hayvan kanından elde edilen pıhtılaşma faktörleri hemofilinin çeşidine göre kana karıştırılır. Kana karıştırılan bu faktörler kanın pıhtılaşmasını sağlar. Kandaki pıhtılaşma faktörleri sürekli olarak ölçülür ve eksildiği takdirde aynı yöntemle yerine konur.

DMCA.com Protection Status