Parkinson Tedavisi

Parkinson Tedavisi
Parkinson Tedavisi

 

İnceleyen ve onaylayan: Prof. Dr. Ufuk Utku

Parkinson Tedavisi Hakkında

Günümüzde görülen beyin hastalıklarının büyük bir kısmı, yapılan tedavilere olumsuz yanıt verirken veya herhangi bir yanıt vermezken, Parkinson hastalığında bu durum tam tersi olarak işler. Hastanın tedaviye olan gayreti, hastaya göre uygulanan doğru tedavi programı ve hastanın tedaviye karşı motivasyonunun yüksek olması, tedaviden sonuç alınması ihtimalini büyük ölçüde arttırır.

Hastalığın yavaş bir şekilde ilerliyor olması ise hastalar için büyük bir avantajdır. Uygulanan tedavi programıyla birlikte yavaş ilerleyen hastalık, normalden çok daha yavaş ilerleyerek, hastanın uzun yıllar boyu rahat bir yaşantı sürebilmesine olanak sağlar. Bununla birlikte hastanın uzun bir tedavi süreci içerisine gireceğini de kabullenmesi gerekir. Hastalığın yavaş ilerleyişi bu durumun en temel sebepleri arasında yer alırken, aile bireylerinin destekleri ve tedavi konusunda tercih edilen doktorun desteği, tedavinin olumlu yanıt vermesi konusunda en önemli destekler olarak bilinir.

Parkinson tedavisi, hastalığın teşhisi konulduğu andan itibaren başlatılması gereken bir süreçtir. Bu nedenle hastaların teşhis için sürekli olarak farklı doktorlara danışmaları veya tedavinin ortasında sürecin başka bir doktora devredilmesi hasta için ciddi kayıplara neden olur. Tedavi başlatılmadan önce hastanın mutlaka tedavi göreceği doktor konusunda net bir karar vermiş olması gerekir.

Tıbbın imkânlarının her geçen gün artıyor olması, ne yazık ki Parkinson hastalığının tam olarak tedavisinin bulunabilmesine olanak sağlayamamıştır. Parkinson tedavisinde hastalığın etkilerinin azaltılması ve semptomlarının en aza indirilmesi hedeflenir. Bu hedefe varabilmek adına da ilaçlar sayesinde beyinde eksilen dopamin hücrelerinin tekrar yerine konulmaya çalışılır. Dopamin hücrelerinin eskisi gibi yerine koyabilmesi mümkün değildir. Bu nedenle yerine gelen hücreler, dopamin hücrelerini taklit ederek, dopamin eksikliğine bağlı olası semptomların önüne geçerler. Bununla birlikte beyinde hala var olan dopaminin ise yine ilaçlar sayesinde korunması veya Parkinson hastalığına daha dayanıklı olması sağlanır.

Parkinson Hastalığı Nedir?

Beyinde dopamin üreten beyin hücrelerinin belirli bir kısmının zaman içerisinde yok olması nedeniyle ortaya çıkan hastalığa Parkinson adı verilir.

Dopamin üreten hücreler, beynin hemen hemen tüm kısımlarında yer alsa da substansiya adı verilen bölge, dopamin üreten hücrelerin asıl olarak bulunduğu yerdir. Beynin bu bölgesi, vücut hareketlerinin sağlıklı bir şekilde ve bir koordinasyona bağlı olarak gerçekleşmesine yardımcı olur. Söz konusu bölgenin beyinde görevini yerine tam olarak getirebilmesi için dopamin çok büyük önem taşır. Bahsi geçen bölgede %60 veya %80 oranında gerçekleşen dopamin kaybı, Parkinson hastalığına neden olur. Sonrasında ise hastalığa dair semptomlar belirli aralıklarla kendini göstermeye başlar ve hasta bu semptomlar nedeniyle sosyal veya iş yaşantısında sorunlar yaşar.

Parkinson hastalığı ilk olarak beyne yakın olan organlarda kendini gösterir. Bu nedenle hasta, zamanla koku alma duyusunun yavaşladığını hisseder. Bununla birlikte uyku bozuklukları, kabızlık, titreme ve genel olarak vücutta bir yavaşlama, net bir şekilde kendini gösterir. Hastalığın erken bir şekilde fark edilmesinin en önemli yollarından biri de hastanın hareketlerinde ciddi bir yavaşlama olduğunu hissetmesidir. Bunun nedeni ise yapılan araştırmalar sonucunda Parkinson hastalığının ilk olarak motor becerilerine etki ettiğinin tespit edilmesidir. Hatta kişinin motor becerilerindeki yavaşlamanın teşhisten yıllar önce başladığı tahmin edilmektedir.

Hipokinetik Parkinson

Parkinson hastalığının en çok karşılaşılan türlerinden biri olan Hipokinetik Parkinson, tamamıyla bireyin hareketsizliği nedeniyle ortaya çıkar. Özellikle çocuklarda sıklıkla görülen bu Parkinson türü, motor bulgularda ciddi bir zayıflama ve yürüme gibi önemli fonksiyonlarda dengesizlik şeklinde kendini gösterir.

İnsan bedeninin gün içerisinde yapması gereken hareketler bulunurken, bu hareketlerin yapılmaması ve motor becerilerinin bu vasıtayla kullanılmaması, söz konusu hastalığın en önemli tetikleyicisi olarak bilinir. Özellikle gün içerisinde saatlerce bilgisayar, telefon veya tabletle zaman geçiren çocukların, maruz kaldıkları radyasyon ve hareketsizlik nedeniyle Hipokinetik Parkinson hastalığına yakalanabilme ihtimalleri yüksektir.

Hiperkinetik Parkinson

4-6 yaşına adım atmış çocukların odaklanamama sorunlarının en büyük nedenleri arasında hiperkinetik Parkinson yer alır. Söz konusu çocukların belirli faaliyetlere takılı kalmaları söz konusu değildir ve bu nedenle aşırı hareketli oldukları görülür. Bununla birlikte hiperkinetik Parkinson hastalığına yakalanan çocukların geceleri ciddi uyku problemleri bulunur.

Hiperkinetik Parkinson hastalığına yakalanan çocukların genel olarak istekleri yerine getirilmezse, aşırı tepkiler verebilirler. Hatta daha da ileri giderek, bedenlerine ciddi zararlar verebilme ihtimalleri de vardır. Çocukların sürekli olarak sosyalleşmesi ve yeni yeni arkadaş edinmeleri hastalıkla mücadele konusunda en etkin yöntemlerden biri olarak bilinirken, ebeveynlerin mutlaka bu konuda uzman bir doktordan destek almaları gerekir.

Parkinson Hastalığında Genetik Faktörler Nelerdir?

Parkinson hastalığına yakalanan bir kişinin, ebeveynlerinde veya diğer akrabalarında hastalığa rastlanılması şart değildir. Parkinson hastalığı, tamamıyla genetik yatkınlıkla alakalı olan bir hastalık olarak bilinir. Bireyin büyüklerinde Parkinson hastalığının görülmemesi, bireyin de bu hastalığa yakalanmayacağı anlamına gelmez. Eğer bireyin genetik yapısı Parkinson hastalığına elverişliyse ve yaşantısı da Parkinson hastalığına davetiye çıkarıyorsa, söz konusu hastalığa yakalanabilme ihtimali yüksektir.

Parkinson hastalarının %10’u genetik nedenlerden ötürü bu hastalığa yakalanırken, aslında doğdukları andan itibaren bu hastalıkla doğduklarını söyleyebilmek doğru olacaktır. Ebeveynlerin akraba olması, ebeveynlerden herhangi birinin gen olarak Parkinson’a yatkın olması veya bireyin bizzat kendi geninin Parkinson’a yatkın bir şekilde oluşması, hastalığın genetik nedenlerden ötürü ortaya çıkmasına zemin hazırlar.

Parkinson’a genetik nedenlerden ötürü yakalanan hastaların ise genel olarak genç oldukları görülür. Bununla birlikte genetik faktörlere, çevresel faktörler de en az %50 oranında katkı sağlar. Yani genç yaşta parkinsona yakalanan hastalar, hastalığının nedenini sadece gene değil, yaşam tarzlarına bağlamalıdırlar.

Parkinson Hastalığında Çevresel Faktörler Nelerdir?

Parkinson hastalığının çevresel faktörler nedeniyle kaynakladığını söylenebilir ancak çevresel faktörler, sadece genetik faktörleri tetikleyici unsurlar olarak bilinirler. Yani bir bireyin genetik anlamda Parkinson’a yatkınlığını bulunuyorsa, çevresel faktörler de bu yatkınlığa iyice yük bindirerek, kişinin hastalığa yakalanmasına neden olurlar.

Parkinson hastalığının çevresel faktörlerine bakıldığında ise genel olarak kimyasalların hücre yapılarında meydana getirdikleri bozukluklar öne çıkar. Hücrelere direkt olarak etki eden bazı kimyasallar, yapı olarak zarar verdiği için dopamin üreten hücrelerin de zarar görmesine zemin hazırlarlar. Bunların yanı sıra pestiller ve kuyu suları da Parkinson hastalığını tetikleyen diğer çevresel unsurlar olarak bilinirler.

Parkinson hastalarının öykülerine bakıldığında ise genel olarak tarımla uğraşan bireylerin bu konuda önemli bir kitle oluşturdukları görülebilir. Yapılan araştırmalar ise bu durumun nedeni, bireylerin tarım ilaçlarına uzun süre maruz kalmaları şeklinde açıklanır. Yani tarım ilaçlarının da Parkinson hastalığına zemin hazırladığı, yapılan araştırmalarla doğrulanmıştır.

Parkinson Hastalığı Evreleri Nelerdir?

Parkinson hastalığı genel olarak 5 evrede incelenir ve evreler ilerledikçe hastalık kendisini çok daha net bir şekilde gösterir. Genel olarak ilk evrede, nadiren de olsa ikinci evrede hastalığın teşhis edilebilmesi oldukça zor bir durumdur. Bunun nedeni ise hastanın belirtileri yalnızca kendinin fark etmesi ve bu semptomları geçici bir durum olarak görmesidir.

İlerleyen evrelerde semptomlar daha sık, daha net ve başkalarının da fark edebileceği şekilde ortaya çıkar. Haliyle bu evrede hasta, uzman bir destek almayı kaçınılmaz bir son olarak görür ve hastaneye başvurur.

Hastanın ikinci evrede destek alması, tedavinin olumlu sonuç vermesi açısından oldukça önemliyken, genel olarak üçüncü evrede tespit edilmesi, tedavinin biraz zorlu olmasına sebebiyet verir.

Hastalığın 1. Evresi

Hastalığın ilk evresinde vücutta görülen değişimler hasta tarafından nadiren de olsa fark edilir ancak dışarıdan fark edilmesi oldukça zordur. Genel olarak belirtilerin sadece bir tarafta ortaya çıktığı görülür ve hastanın hareketlerine engel olacak herhangi bir belirti bulunmaz. Hastanın sosyal hayatın veya iş hayatında, sorumluluklarını yerine getirirken Parkinson nedeniyle sıkıntı yaşaması söz konusu olmaz.

Hasta özellikle vücudunun rahatladığı anlarda çeşitli bölgelerde istemsizce gerçekleşen titremelerle karşı karşıya kalabilir. Hareket bozukluğu, titreme veya yürürken aksama gibi durumlar bu evrede çok fazla kendini göstermezken, bireyin hareketlerindeki yavaşlık ve kaslarındaki sertleşme net bir şekilde ortaya çıkar.

Tüm bu belirtilerin önemsenmemesinden ötürü hastalığın ilk evrede tespiti son derece zordur. Öte yandan hastalık çok yavaş ilerlediği için ileri evrelerde görülen belirtilerin de yıllar sonra ortaya çıkabilme ihtimali bulunur.

Hastalığın 2. Evresi

Parkinson’un ikinci evresinde hastalık belirtileri ilk evreye göre daha bir şekilde kendini göstermeye başlar. Genel olarak hastalar bu belirtileri pek önemsemez ve etrafındaki kişilerden de saklamaya çalışırlar. Hastayı dikkatlice izleyen biri, hareketlerindeki değişimi net bir şekilde görebilir. Bu gözlem sırasında hastanın gizlice takip edilmesi, hastalığın belirtilerinin rahatlıkla görülebilmesi açısından önemlidir.

İkinci evrede özellikle hastanın yüzünde donuk bir ifade ortaya çıkmaya başlar ve bu donuk ifade etraftaki insanlar tarafından daha net bir şekilde gözlemlenir. Hastanın titremeleri giderek artarken, denge problemlerinin de bu evrede boy gösterdiği söylenebilir. İlk evrede belirtiler yalnızca bir tarafta kendini gösterirken, ikinci evrenin başlaması ile birlikte belirtiler hem sağ hem de sol tarafta ortaya çıkabilir.

İlk evrede kas sertleşmesi görülür ancak ikinci evredeki kas sertleşmeleri, daha şiddetli bir şekilde kendini gösterir. Bu durum neticesinde hastanın sık sık sancılı kramplar ile karşılaşabilme ihtimali vardır. Yine kas yapısında meydana gelen bozukluktan ötürü, hastanın duruşunda da bir gariplik fark edilebilir.

Parkinson hastalığının ikinci evresi, teşhis için son derece önemli bir evre olarak bilinir. İkinci evrede başlanılan tedavi süreci, hastanın ilerleyen yaşamında daha rahat olmasına neden olur. Bu evrede doktor desteği alınması, yaşanan belirtileri ciddi oranda azaltır. Özellikle başlanılan ilaç tedavisi, belirtilerin önlenmesinin en önemli yoludur.

Hastalığın 3. Evresi

Parkinson hastalığının üçüncü evresinin başlaması ile birlikte ikinci evrede görülen belirtiler daha şiddetli bir şekilde görülür. Hastanın refleksleri, yürüme bozuklukları, duruş bozuklukları ve hareketlerindeki yavaşlama, çok daha ileri boyutlara çıkabilir.

Denge ve reflekslerde yaşanan sorunlar, hastanın tehlike anlarında veya refleks göstermesi gereken yerlerde, gerekli olan hareketleri geç yapmalarına veya yapamamalarına yol açar. Haliyle bu durum hastanın gerek iş hayatında gerekse sosyal yaşantısında birçok konuda geri kalmasına neden olur. Bu evre, teşhis için geç bir evre olsa da doktora başvurulduğu anda, doktor tarafından çok hızlı bir şekilde hastaya teşhis konulabilir. Doktor, yapmış olduğu tetkikler sonucunda, özellikle üçüncü evrede hastanın Parkinson hastalığına yakalandığını çok daha rahat bir şekilde anlayabilir.

Parkinson hastalığının ileri evrelerinde hasta her ne kadar bakıma muhtaç olsa da bu evrede henüz kendi işlerini kendisi yapabilir. Hareket kabiliyeti, el, kol ve bacaklardaki işlevsellik her ne kadar kaybolmuş olsa da hasta bakıma muhtaç değildir. Haliyle bu durum hastanın bir nebze de olsun kendini iyi hissetmesine ve psikolojik olarak da tedaviye olumlu yansımasına neden olur.

Hastalığın 4. Evresi

Parkinson hastalığının dördüncü evresi ile birlikte hasta artık başkalarına muhtaç bir şekilde yaşamaya başlar. Hasta bu evrede ayakta kendin başına durabilir ve bazı hareketleri de yine kendi başına gerçekleştirebilir ancak tümünü son derece yavaş bir şekilde gerçekleştirir. Bu nedenle başka birinin yardımına muhtaç olduğu rahatlıkla söylenebilir. Hasta tek yaşıyorsa ve yardım edecek kimsesi yoksa bu evrede mutlaka kendisine yardım edecek birini bulmalıdır. Aksi halde yaşamsal faaliyetlerini tam olarak yerine getiremez ve bu durum tedavi sürecini de olumsuz bir şekilde etkiler. Hastanın bu evrede yalnız yaşama ihtimalinin olmadığı rahatlıkla söylenebilir.

Hastalığın 5. Evresi

Parkinson hastalığının beşinci evresi, son evresi olarak bilinir ve hasta için durum son derece kötüdür. Hasta her hareketinde mutlaka bir yardım almalı ve bir şekilde destek almalıdır. Beşinci evrede kullanılan ilaçlar ve tedavinin de pek bir faydası olmaz. Hastanın yürümesi, yemek yemesi, kendi başına yatıp kalması, tehlikeli durumlara karşı kendini koruyabilmesi ve daha birçok hareketi, başkasına bağlı bir şekilde gerçekleşir. Özellikle titreme ciddi bir boyuta ulaşmışken, konuşmasının da ciddi anlamda anlamsızlaştığı söylenebilir. Özellikle kas sertleşmesi bu evrede çok daha ciddi bir boyuta ulaşmıştır ve bu nedenle hastanın ağrıları ciddi oranda artar. Bu ağrılar ise önceki evrelere göre çok daha şiddetli ve çok daha can yakıcı olur. Hastanın bu evrede mutlaka bir tekerlekli sandalye edinmesi gerekir. Yürüme, yatma kalkma ve çeşitli hareketler sonucunda düşüp yaralanabilme ihtimali oldukça yüksektir. Kişinin sadece fiziksel olarak değil, zihinsel olarak da sorunları başlar. Bu nedenle halüsinasyonlar başlar ve geçici hafıza kayıpları da ciddi bir şekilde kendini gösterir. Belirli bir müddet sonra kişi önce yakınlarını, sonrasında ise kendini tanımamaya başlar.

Hastalığın evrelerinde görülen belirtiler, hastadan hastaya değişim gösterebilir. Bu nedenle her hastada aynı belirtilerin görülebilmesi gibi bir durum söz konusu değildir.

Parkinson Tedavi Türleri

Parkinson hastalığı, yaklaşık olarak iki asırdır keşfedilmiş olan ve bu nedenle tedavi konusunda son derece ciddi gelişmeler kaydedilmiş olan bir hastalıktır. Parkinson hastaları için her zaman bir umut bulunurken, yapılan tedaviler sonucunda hasta rahatlıkla gündelik yaşamına dönebilir. Bununla birlikte zaten ilerleyişi yavaş olan Parkinson hastalığının, tedaviler sonucunda ilerleme hızı çok daha fazla düşürülebilir. Haliyle tedavi türlerinin her biri, hastanın çok daha kaliteli bir yaşam sürebilme ihtimalini ciddi anlamda yükseltir.

Parkinson hastalığının ilaç tedavisi oldukça yaygınken, cerrahi müdahale ve rehabilitasyon da duruma göre tercih edilebilir. İlaç sektörünün günümüzde altın çağını yaşıyor olması, hastaların ilaçlarla birlikte etkili sonuçlar alabilmesine yardımcı olur. Bununla birlikte cerrahi operasyonlar ve rehabilitasyon desteği de günümüzde yüksek oranda başarı sağlayan diğer tedaviler olarak bilinir.

Parkinson Tedavisi

Parkinson tedavisi, tamamıyla teşhis sonucunda başlayan bir süreçtir. Öncelikle hasta üzerinde gerekli tetkikler yapılarak, hastalığın evresi ve ne durumda olduğu tespit edilir. Ardından hastanın yaşına, öyküsüne, sağlık durumuna ve semptomlarına bakılarak ilaç tedavisi başlatılır. Hastalar aynı evrelerde olsa bile bireysel özelliklerine göre farklı ilaçlarla tedavi edilebilmeleri söz konusu olabilir.

Genç yaştaki hastalar tedavi konusunda daha şanslıyken, yaşı ilerlemiş olan hastalar ise cerrahi operasyonlarla hastalığın semptomlarından büyük ölçüde kurtulabilirler. Ayrıca Parkinson rehabilitasyonu sadece yaşlı hastalar için değil, genç hastalar için de önerilebilir. Rehabilitasyon tamamıyla hastanın durumuna bakılarak önerilen bir tedavi türüdür.

İlaç Tedavisi

Parkinson hastalığının keşfi yaklaşık iki asır öncesinde dayandığı için zaman içerisinde tedavi yöntemleri hızlı bir şekilde gelişim göstermiştir. Günümüzde ilaç tedavisi son derece yaygın bir şekilde kullanılırken, kullanılan ilaçların ise son 30 yıldır sabit olduğu söylenebilir. İlaçların değişkenlik göstermemiş olması, tedavi konusunda ne denli başarılı olduklarının en büyük göstergesidir.

Kullanılan ilaçlar sayesinde hareketlerdeki yavaşlık, titreme ve konuşma bozukluğu gibi durumlar, büyük ölçüde ortadan kalkar. Hastanın yaşam kalitesinin olumlu yönde seyretmesine büyük ölçüde yardımcı olan bu ilaçlar, beyne dopamine benzer olan bir madde gönderirler. Bu sayede hareketlerde meydana gelen bozukluk ortadan kalkar. İlaçların düzenli kullanımı sonucunda hastalığın ilerleme hızında yaklaşık olarak %60 oranında bir düşüş görülür. Bu durum da hastanın, Parkinson hastalığına karşın uzun yıllar boyu rahat bir yaşam sürebilmesine olanak sağlar.

Günümüz Parkinson ilaçlarının en büyük avantajlarından biri de yan etkilerinin son derece azaltılmış olmasıdır. Yani ilaç grubu 30 yıldır sabitken, bu süre içerisinde yan etkilerinin azaltılabilmesi adına çalışmalar yürütülmüştür. İlaçların görevi sadece beyinde dopamin salgılanmasına yardımcı olmak değil, aynı zamanda kas sertleşmelerinin de önüne geçmektir. Bu sayede hastalar son derece sancılı olan kramplarla karşı karşıya kalmazlar ve hareket kabiliyetleri de ciddi oranda artar. Parkinson tedavisinde kullanılan ilaçların en çok görülen yan etkilerinden biri, ağızda kuruluktur. Hastaların büyük bir çoğunluğu bu durumdan şikâyetçiyken, bu sorun yaşam kalitesinin aşırı derecede olumsuz yönde etkilenmesine neden olmaz. Bunların yanı sıra kontrolsüz hareketler, ani ruh hali değişimleri ve hastaya göre farklı yan etkiler de görülebilir. Sonuç olarak, ilaç tedavisi Parkinson’un hemen hemen her semptomunu önemli ölçüde azaltır.

Cerrahi Operasyon

Parkinson hastalığının en yaygın kullanılan tedavisi ilaç tedavisiyken, bu tedaviye istenilen yanıt alınamadığı durumda cerrahi tedaviye başvurulur. Hastalığın ilaç tedavisine rağmen ilerlemesi oldukça normal bir durumdur ve ilaç tedavisi sadece süreci yavaşlatır. Belirli bir müddet sonra ilaç tedavisi artık yanıt veremeyebilir ve bu konuda cerrahi operasyon gündeme gelir.

Eğer ilaç tedavisi sonucunda semptomların azalmadığı görülür ve arttığı da tespit edilirse, hastanın cerrahi operasyona tabi tutulması gerekir. Cerrahi operasyonunun konu olması durumunda ise hastanın en çok hangi semptomdan şikâyetçi olduğuna bakılır. Bunun nedeni ise semptomlara özel olarak cerrahi operasyon uygulama durumunun söz konusu olmasıdır. Özellikle hareketlerde yavaşlama vb. semptomlar için derin beyin stimülatörlerinin yerleştirilmesi durumu öne çıkar.

Yerleştirilen bu stimülatörler, beyinde kontrolsüz hareketlerin çıkışına neden olan bölgelere elektrotlarla müdahale ederler. Operasyon özel cihazlarla gerçekleşir ve yerleştirme işleminde doğru noktayı bulabilmek adına bu cihazlar önemli rol oynar. Kafatasında açılan delikten yerleştirilen bu stimülatörler, yaklaşık 10 saatlik bir operasyon sonucunda beyne monte edilirler. Operasyon sırasında lokal anestezi tercih edilir ve hasta uyanık bir durumdadır.

Beyin Pili Ameliyatları

Operasyon sırasında beyne yerleştirilen stimülatörler, aslında halk arasında “beyin pili” olarak adlandırılırlar. Buradaki pil, beyin içerisinde yer alan stimülatörlerin ana güç kaynağı olarak görev alır ve frekans ayarlamasını yapar. Semptomların oluşması durumunda pil, stimülatörlere güç gönderir ve bu sayede hareketlerin oluştuğu çıkış noktası elektrodlar vasıtasıyla dizginlenir. Bu sayede hastanın aşırı titreme, hareketler yavaşlamak, konuşma bozukluğu, yürüme problemleri ve daha birçok sorun kısa süre içerisinde ortadan kalkar.

Hastalık ilerledikçe beyne gönderilen frekansın ve gücün artması gerekir. Pil ise bu ayarın yapılabilmesi adına son derece önemlidir. Pil vasıtasıyla stimülatörlerin çalışma yapısı arttırılır ve bu sayede hasta sürekli olarak daha rahat bir yaşam sürebilir.

Parkinson Rehabilitasyonu

Parkinson rehabilitasyonu tedavisi, en az ilaç tedavisi kadar büyük önem taşır. Bunun nedeni ise rehabilitasyon sırasında hastaya parkinsonla nasıl daha etkin bir şekilde savaşacağı öğretilir ve yeni motor beceriler kazandırılmaya çalışarak, hastalığın semptomlarının en aza inmesi amaçlanır.

Parkinson rehabilitasyonu sırasında hastaya nasıl besleneceği, nelerden kaçınması gerektiği, iletişim yetenekleri kazandırma, motor becerilerini güçlendirme, vücut kondisyonunun iyi bir hale getirilmesi, günlük yaşam aktiviteleri gibi birçok konuda önemli bilgiler aktarılır. Rehabilitasyon programına başlanılmadan önce hastaların en çok hangi semptomlardan dolayı sorun yaşadıkları etkin bir şekilde tespit edilir. Ardından hastaya en uygun olan rehabilitasyon programı belirlenir. Rehabilitasyon programı sırasında hastaya verilen eğitimler sonucunda, hastanın semptomlarında azalmalar görülmesi yüksek bir ihtimaldir. Bununla birlikte hastanın bu semptomlar ile karşı karşıya gelmemesi adına ne yapması gerektiği de öğretilir. Haliyle hasta bu şekilde Parkinson’un etkilerinden nasıl korunacağı öğrenir. İletişim becerileri ve sosyal aktiviteler nedeniyle mental açıdan da iyi hisseden hasta, hastalığa karşı motivasyonunu yükseltir. Bu sayede beyinde dopaminin eksilme hızında düşüş görülür ve hastanın, hastalıkla etkin bir mücadele gösterebilme yeteneği artar.

Rehabilitasyon programı kapsamında, hastanın beynine birtakım ipuçları gönderilerek, dopamin üreten hücrelerin de bir nebze daha fazla çalışabilmeleri sağlanır. Egzersizler, yapılan özel hareketler, sinirlere yapılan özel uygulamalar ve daha birçok rehabilitasyon unsuru, hastanın yaşam kalitesini büyük oranda yükseltir.

Parkinson Tedavi Öncesi

Parkinson tedavisi öncesinde hastanın Parkinson hastalığında hangi evrede yer aldığı net bir şekilde tespit edilmeye çalışılır. Parkinson’un evrelerine göre tedavi seçenekleri farklılaşırken, evreler ilerledikçe hastanın tedaviye olumlu yanıt verme oranı düşer. Haliyle tedavi, hasta için daha zor bir hal alır.

Muayene esnasında hastanın öyküsü dinlenir ve özellikle aileden başka birinin Parkinson hastalığına yakalanıp yakalanmadığı sorulur. Eğer ailede parkinsona yakalanan başka bir birey varsa, hastanın tedavisi genetik faktörler etrafında belirlenir. Parkinson hastalığının net bir şekilde anlaşılabilmesi adına herhangi bir tanı yöntemine veya laboratuvar desteğine ihtiyaç duyulmaz. Hastanın vermiş olduğu bilgiler, şikâyetler ve doktor gözlemi ile Parkinson hastalığı net bir şekilde teşhis edilebilir.

Muayene

Parkinson hastalığının tespiti için yapılan muayenede, hastanın şikâyetleri dinlenerek, bir sonuca varılmaya çalışılır. Hastalığa dair belirtiler bazı durumlarla Parkinson ile ilgili değil, başka hastalıklardan da kaynaklanabilir. Uzman doktor bunu da göz önünde bulundurarak, diğer hastalıklara karşın röntgen, MR, laboratuar testleri vb. uygulamalara gidebilir. Parkinson hastalığı için bu tür uygulamalara gidilmesi gerekmez.

Muayenede hastanın öyküsü dikkatli bir şekilde dinlenir ve genel yaşam tarzı ile Parkinson arasında bir bağ kurulmaya çalışılır. Ayrıca hastalığın genetik olup olmadığı, uzman doktor tarafından sorularla net bir şekilde anlaşılır. Sonrasında ise yapılan bazı fiziki testler sonucunda Parkinson’un olup olmadığı, eğer varsa hastanın hangi evresinde olduğu tespit edilmeye çalışılır.

Hastanın Analiz Edilmesi

Parkinson hastalığının net bir şekilde öğrenilebilmesi açısından uzman nörolog, hasta üzerinde bazı fiziki testler yapar ve bu testler doktor için önemli bir gözlem aracıdır. Hastanın refleksleri, hareketleri, konuşması, tepkileri ve daha birçok durum, fiziki test sırasında mutlak suretle gözlemlenir.

Yapılan fiziki testler ve diğer değerlendirmeler sonucunda uzman nörolog, hastadan aldığı verileri tek tek bir tabloya not eder. Hastanın vermiş olduğu tepkiler, öyküsü, kullandığı ilaçlar, fiziki yapısı, yaşı ve daha birçok durum, analiz sırasında kullanılan detaylar arasında yer alır.

Hastanın Parkinson’a yakalandığına emin olan nörolog, bu sefer de belirtiler sonucunda hastanın Parkinson’un hangi evresinde olup olmadığına karar vermeye çalışır. Hastanın da tüm bu süreç içerisinde yaşamış olduklarını tüm çıplaklıklarıyla doktoruna aktarması gerekir.

Tanı

Motor sistemi muayenesi, kas gruplarının incelenmesi, titremenin boyutu, hastanın konuşması, yürümesi, analiz ve muayene programı içerisinde değerlendirilir. Alınan tüm sonuçlar, belirli derecelendirmeler içerir ve bu derecelendirmeler, Parkinson hastalığının evresini yakın bir şekilde ortaya koyar.

Veriler bir araya toplanıp, hastalığın evresinin tespit edilmesinin ardından, hastaya en uygun tedavi programının hangisi olduğu belirlenir. Hastanın yaşı, yaşantısı, hastalığın genetik ya da çevresel faktörleri ve semptomlar, tedavinin ne şekilde yapılacağını ortaya koyar. Tanı sırasında hareketlerdeki bozukluklara göre uygun ilaçlar ve tedavi programları da belirlenmiş olur. Eğer tanı esnasında gerekli görülürse, hastanın rehabilitasyona başlaması önerilir.

Parkinson Tedavisi Sonrası

Parkinson hastalığı, kesin bir tedavisi olmayan ve ömür boyu hastayla birlikte gelişen bir hastalıktır. Bu nedenle tedavisinin de sürekli olduğu söylenebilir. Hasta her ne kadar cerrahi operasyonlar geçirse de hastalığın tam olarak sona erdiği söylenemez. Ameliyat sürecinden sonra da hastanın uyması gereken tedavi programı, kullanması gereken ilaçlar ve gerekli görülmesi durumunda rehabilitasyona katılma zorunluluğu bulunur. Hastanın operasyonlar sonucunda kendini salması ve yaşantısına dikkat etmemesi, yeniden ciddi Parkinson semptomlarıyla karşılaşabilmesine neden olabilir.

Parkinson ameliyatının da büyük sorumluluklar ve riskler içeren bir ameliyat olduğunu unutmamak gerekir. Ameliyat sırasında oluşabilecek komplikasyonlar hayati önem taşıyabilirken, ameliyat sonrasında da gündeme gelecek komplikasyonlar söz konusudur. Günümüzde ve ülkemizde ise Parkinson ameliyatının başarılı geçme oranının son derece yüksek olduğunu söylemek mümkündür.

Parkinson Ameliyatının Komplikasyonları

Parkinson ameliyatı sırasında hayati riskler elbette ki bulunur ancak bu risklerin diğer beyin operasyonlarına göre çok daha az olduğu rahatlıkla söylenebilir. Operasyon sırasında gelişebilecek olan komplikasyonlar, beyin kanaması, enfeksiyon, hareket kabiliyetinin kaybolması ve görme bozukluğu, meydana gelebilecek komplikasyonlar olarak bilinir. Bununla birlikte nadiren de olsa hastada ciddi bir depresyon durumu söz konusu olur.

Tüm bu komplikasyonların gerçekleşme oranı ise diğer beyin cerrahisi operasyonlarına göre %1-3 arasındadır. Ülkemizde ise Parkinson ameliyatı sırasında söz konusu komplikasyonların son zamanlarda neredeyse hiç görülmediği söylenebilir.

Parkinson Ameliyat Sonrası İyileşme Dönemi

Parkinson ameliyatında sonra hastanın 4-7 kadar hastanede yatması gerekebilir. Bu süreç hastanın durumuna göre uzayabilir veya kısalabilir. Hastanın durumu, ameliyat sonrası iyileşme dönemi için en önemli belirleyici husustur. Eğer hasta biyolojik yaş bakımından yeterli seviyedeyse, iyileşme dönemi normale oranla daha kısa bir sürede gerçekleşir. Ameliyat sonrasında hastaya yerleştirilen elektrotların beyne vereceği frekansların ayarlaması yapılır. Bu ayarlamalar Parkinson hastalığının evresine göre değişim gösterir. Bununla birlikte hastaya en uygun olan ilaç tedavisi de ameliyat sonrasında belirlenir. Hastanın düzenli bir şekilde ilaçlarını kullanması, sağlıklı beslenmesi, yapmış olduğu egzersizler ve daha birçok durum, iyileşme döneminin hızlanmasına yardımcı olur.

Hasta ameliyat sonrasında 15-20 gün kadar bir süre sonra normal yaşantısına dönebilirken, bu süreç 1 ayı da bulabilir. Hastanın tam olarak sağlığına ne zaman kavuşacağı ameliyatın yapılış şekli, hastanın fiziki durumu ve hastanın tedaviye vermiş olduğu cevaplarda gizlidir.

Sık Sorulan Sorular

Parkinson Hastalığı Yaş Ortalaması Nedir?

Parkinson genç yaşta ve hatta çocuklarda bile görülebilen hastalıktır. Bu nedenle sadece belirli bir yaşa özgü bir hastalık olduğunu söylemek yanlış olacaktır. Parkinson hastalığının net yaş ortalaması ise 65 olarak bilinir. Parkinson hastalarının büyük bir çoğunluğuna 65 yaşından hemen önce veya sonra teşhis konulur. Yaşın artmasıyla Parkinson hastalığının görülme sıklığı arasında doğru orantı söz konusudur.

Parkinson Hastalarının Kullandığı İlaçların Yan Etkileri Nedir?

Parkinson hastalarının mutlak suretle kullanmaları gereken birtakım ilaçlar vardır ve bu ilaçların dopamin konusunda önemli rol oynamaları, haliyle birtakım yan etkilere sebep olabilir. Söz konusu yan etkiler, ilaçların kullanıldığı ilk dönem itibariyle kendilerini gösterirken, ilerleyen dönemlerde vücudun bu ilaçlara alışmasından ötürü yan etkilerin azaldığı ve hatta sonlandığı görülebilir.

Parkinson hastalarının kullandıkları ilaçların en önemli yan etkileri, kusma, baş dönmesi, ani kontrolsüz hareketler, tansiyon düşmesi ve bulantı şeklinde ortaya çıkabilir. Bu yan etkilerin önlenebilmesi açısından, uzman nörologun da uygun görmesi durumunda destekleyici ilaçlar da tercih edilebilir. Öte yandan ilaçların kullanımı sonucunda yıllar içerisinde etkilerinin azaldığı ve etki sürelerinin de düştüğü görülür. Bu durumun da yan etkiler arasında sayılabilmesi mümkündür.

Parkinson Hastalarının Kullandığı Pil Daha Sonra Çıkartılır Mı?

Parkinson hastalığının tedavisi konusunda pilin önemi oldukça yüksektir. Özellikle tedaviye yanıt veremez hale gelmiş olan hastalar için piller kesin olarak tercih edilir. Bu pillerin ise ilerleyen dönemlerde çıkartılması gibi bir durum söz konusu olamaz.

Parkinson hastalığı etkisinin giderek arttıran ve sürekli olarak devam eden bir hastalıktır. Haliyle bir müddet sonra etkilerine ilaçlar dahi engel olamaz ve bu nedenle pile başvurulur. Cerrahi operasyonla yerleştirilen pil, belirli elektrodları belirli frekanslarla göndererek, Parkinson nedeniyle oluşan semptomların önüne geçer. Bu süreç içerisinde de Parkinson hastalığının ilerleyişi devam eder ve semptomlar pil olmaması durumunda çok daha şiddetlenir. Pil semptomları sürekli olarak önler ve hastanın daha rahat bir yaşam sürmesine yardımcı olur. Hatta hastalığın ilerlemesinden ötürü bir müddet sonra pillerin beyne göndermiş oldukları elektrotların frekansları daha fazla yükseltilir. Bu nedenle pil, hastanın yaşamının sonuna dek kullanılır ve hasta için hayati önem taşır.

Parkinson Hastalığı Beyin Pili Maliyeti Nedir?

Parkinson hastalığının en önemli tedavilerinden biri olan beyin pili, çıplak bir şekilde bakıldığı zaman oldukça maliyetli bir tedavi olarak hastaların karşısına çıkar. Bunun nedeni ise beyne takılan pilin değerinin 28 bin dolar olmasıdır. 28 bin doları çoğu Parkinson hastası bireysel olarak karşılayamazken, SGK bu konuda devreye girerek hastalara büyük ölçüde destek sağlar. Diğer operasyon maliyetleri de yine bir miktar SGK tarafından karşılanır ve devlet hastanesinde gerçekleşen bir operasyonun toplam maliyeti 10 bin TL’yi geçmez. Ayrıca hastalar SGK ile anlaşmalı olan özel hastanelerde de operasyon geçirerek, 28 bin dolar gibi aşırı bir maliyetten kurtulabilirler.

Parkinson Ameliyatını Hangi Bölüm Cerrahları Yapar?

Parkinson ameliyatı için 7 kişilik bir kadronun yeterli olduğu bilinir. Ameliyat için 1 beyin cerrahisi uzmanının şart olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bununla birlikte ameliyata mutlak suretle 2 beyin cerrahisi asistan doktoru da katılır. Hastalığın hemen hemen her safhasında yer alan nöroloji uzmanları da yine ameliyat kadro içerisinde yer alırlar. 2 adet nöroloji uzmanı ameliyat için yeterliyken, 1 anestezi uzmanı ve 1 anestezi teknisyeni ameliyat için yeterli olan kadro olarak bilinir. Ayrıca isteğe bağlı olarak da kayıtlama işlemlerinde kullanılmak üzere 1 biyomedikal uzmanı da ameliyat kadrosu içerisinde yer alabilir.

Parkinson Ameliyatları Devlet Hastanelerinde Yapılır Mı?

Günümüzde Parkinson ameliyatlarının en çok gerçekleştiği hastaneler arasında devlet hastaneleri yer alır. Devlet hastanelerinin bu konuda başarı oranları oldukça yüksekken, bazı hastaların da özel hastanede ameliyat olma imkânları varken, devlet hastanelerinin imkânlarının ve kadrosunun daha iyi olmasından ötürü devlet hastanelerinde ameliyat olmayı tercih ettikleri rahatlıkla görülebilir.

Parkinson Hastalarında İdrar Kaçırma Görülür Mü?

Parkinson hastaları sürekli olarak idrar çıkma isteği içerisinde olurlar ve hastalığın safhaları ilerledikçe bu idrar sıklığı da aynı oranda artar. Bir müddet sonra kaslarını yeteri kadar kontrol edemeyen hasta, idrar kaçırma veya daha sık idrara çıkma gibi durumlarla karşı karşıya kalabilir. Her hastada olmasa da hastaların belirli bölümünde idrar kaçırma gibi bir durum söz konusu olabilir. Çeşitli önlemlerle bu durum ortadan kaldırılabilir ancak beyin pili takılana kadar böyle bir durumun belirli aralıkla tekrar etme olasılığı bulunur.

Beyin Pili İçin Yaş Sınır Var Mı?

Parkinson hastalığında beyin pili takılması adına yaş sınırının pek bir önemi bulunmaz. Beyin pilinin takılma zamanının gelip gelmediği tamamıyla hastanın Parkinson safhasıyla ilgilidir. İlaç tedavisinin fayda etmediği, semptomların aşırı arttığı ve hastanın artık yaşamsal faaliyetlerini sürdürmekte zorlandığı durumlarda, beyin pili tedavisine başvurulur ve bu noktada yaş faktörü göz önünde bulundurulmaz.

Beyin Pili İle Düzelen Parkinson Bulguları Nelerdir?

Parkinson hastalarının beyin pili taktırmadan önce en çok şikâyet ettikleri bulguların başında titreme gelir. Titreme nedeniyle en ufak bir işi dahi yapamayan Parkinson hastaları, bu nedenle en çok titreme sorunundan kurtulmak isterler. Beyin pili ise tam olarak bu noktada Parkinson hastaları için ciddi bir umut kaynağı olur. Beyin pili, titreme başta olmak üzere, yürüme bozukluğu, konuşma bozukluğu ve daha birçok bulgunun direkt olarak düzelmesine yardımcı olur. Bu bulguların bazıları hastadan hastaya farklılık gösterebilir.

Beyin Pili Olan Hastaların Spor Yapmaları Sakıncalı Mıdır?

Beyin pili olan Parkinson hastasının spor yapmasında herhangi bir sakınca bulunmaz. Aksine Parkinson hastalarının spor veya egzersiz yapmaları, yaşam kalitelerinin artmasına önemli ölçüde katkı sağlar. Sadece ikili mücadelelerin fazla olduğu ve kafa travma riskinin bulunduğu sporlardan hastaların uzak durmaları gerekir. Bu tür spor veya egzersizlerin dışında, her türlü sportif aktivite yapılabilir.

Parkinson Ameliyatları Kaç Saat Sürer?

Parkinson ameliyatlarının 6-8 arasında sürdüğü görülür. Hassas ve büyük özen gösterilmesi gereken bir ameliyat olduğu için süresi bu denli uzundur. Bu süre içerisinde hasta kısmen baygın veya uyanıktır. Oluşabilecek komplikasyonlara karşın hastanın uyutulmaması gerekir ve hasta ameliyat süresi boyunca uyanık olabilir.

Parkinsonu Önlemek İçin Neler Yapılmalıdır?

Parkinson hastalığının en büyük nedenlerinden biri hareketsiz ve sağlıklı bir yaşam sürülmesidir. Hareketsiz sürülen yaşam sonucunda hastanın motor becerilerinde ve kaslarda meydana gelen zayıflama, Parkinson’a direkt olarak davetiye çıkaran faktörlerdir. Bireylerin parkinsondan korunabilmeleri için hareketli bir yaşam sürmeleri ve gün içerisinde belirli egzersizler yapmaları gerekir. Hareketli yaşamın yanında sağlıklı beslenme, fazla radyasyona maruz kalmama ve motor becerilerini geliştiren bir hobi edinme, parkinsondan korunma konusunda ciddi katkı sağlayan detaylardır.

Parkinson Hastalığı Tedavi Edilmezse Ne Olur?

Parkinson hastalığının tedavi edilmemesi, ölümcül bir tablonun ortaya çıkmasına neden olur. Hastalık ilerlemesi durdurulamayan ve sürekli olarak devam eden bir hastalık olduğu için bir noktadan sonra mutlaka müdahale gerekir. Hasta tedavi edilmezse, ilerleyen süreçte kesinlikle yaşamsal faaliyetlerini sürdüremez ve bir müddet sonra tüm yaşamsal faaliyetleri sona erer. Hastalığın ilerleyen dönemlerinde hastanın yemek yeme, uyuma, bir yerden bir yere gitme gibi birçok ihtiyacı kendi başına karşılaması mümkün değildir.

Parkinson Ameliyatları Ölüm Riski Taşır Mı?

Beyin cerrahisinde gerçekleşen birçok ameliyat söz konusudur ve bu ameliyatların arasında risk oranı en düşük olan Parkinson ameliyatıdır. Ülkemizde başarı oranının da yüksek olmasından ötürü, Parkinson ameliyatının ölüm riski son derece düşüktür. Hatta uzman doktorlar ölüm riskini %2-3 şeklinde açıklamaktadırlar.

Parkinson Hastaları Çalışabilir Mi?

Parkinson hastalarının belirli bir aşamaya kadar çalışabilme imkânları bulunur. Bu süreçte hastanın kendine olabildiğince dikkat etmesi, tedavilerini aksatmaması ve sağlıklı beslenmesi, çalışabilme sürelerinin uzamasına imkân tanır. Hastalığın belirli bir aşamasından sonra hastanın çalışması mümkün değilken, beyin pili ameliyatından sonra hasta tekrardan eski yaşamına dönebilir. Eğer hasta ağır bir mesleğe sahipse, bu noktada hastanın tedaviden sonra çalışması pek önerilen bir durum değildir.

Parkinson Hastaları Ameliyat Sonrası Ne Zaman Ayağa Kalkabilir?

Parkinson hastalarının ameliyat sonrasında toparlanma süreçleri de oldukça erkendir. Hasta 3-4 kadar dinlendikten sonra ayağa kalkmasında herhangi bir sakınca bulunmaz. Bazı hastaların ayağa kalkma süreleri daha da erken olabilirken, bu durum hastanın fiziki yapısıyla ve vücut kondisyonuyla doğru orantılıdır.

Parkinson Tedavisi Nasıl Oluyor?

Parkinson beyin hücrelerinin kaybından dolayı ortaya çıkan oldukça kompleks ve yavaş gelişim gösteren bir hastalıktır. Hastalığın tedavisi de gelişim seviyesine ve sürecine göre belirlenir.

  1. İlk aşamada hastalığa dair hastaya ve ailesine bilgilendirme yapılır. Hastanın ve ailesinin hayat tarzında yapması gereken değişiklikler anlatılır.
  2. Hücrelerde yaşanan kayıplar ilaç tedavisi marifetiyle ortadan kaldırılır. Zihni ve fiziki fonksiyon kayıplarını engellemek için fiziki ve zihni egzersizler verilir.
  3. İleri seviye Parkinson hastalarında ise yeni bir tedavi yöntemi olarak beyin pili kullanılır. Bu uygulamada beyinden gelen sinyaller suni olarak diğer sinir yapılarına aktarılır.