Lösemi Tedavisi

Lösemi Tedavisi
Lösemi Tedavisi

 

Günümüzde löseminin tedavi yöntemleri hem artmış hem de daha gelişmiş bir şekilde lösemi hastalarının karşısına çıkar. 2000’li yılların öncesinde lösemili bir bireyin yaşama oranı %33 civarlarındayken, günümüzde ise bu oran %70’lere yakınlaşmıştır.

Lösemi hastalığının çeşitli türlerinin olması, tedavilerdeki çeşitliliğin de artmasına neden olmuştur. Akut lösemi, lenfositik lösemi ve kronik lösemi gibi 3 farklı lösemi hastalığı söz konusuyken, tüm bu hastalıkların da artık kendilerine göre tedavi edilme şekilleri bulunur. Bu nedenle her hastaya aynı tedavi yöntemi uygulanmaz. Lösemi tedavileri, yapılan incelemeler sonucunda, hastanın durumuna, yaşına, hastalık evresine ve diğer birçok argümana göre değişim gösterir. Lösemi hastalarına uygulanan genel tedavi yöntemi olarak da kemoterapi öne çıkar.

Hastalıkların büyük bir çoğunluğunda tedavinin erken başlaması büyük önem taşır ancak bu durum lösemi hastalığında, diğer hastalıklara göre daha da önemlidir. Lösemi, ilerlediği takdirde tedaviye yanıt verme oranı ciddi bir düşüş yaşayan hastalıkların başında gelir. Haliyle erken tedavi sonucunda başarılı olma oranı oldukça yüksektir.

Ülkemizde lösemi hastalığına karşı tedavi imkânlarının oldukça gelişmiş olduğunu söyleyebilmek mümkündür. Bu konuda özel olarak hizmet veren sağlık kuruluşları bulunur. Bununla birlikte vakıflar veya dernekler yardımıyla toplanılan desteklerle, lösemi hastalarının daha iyi imkânlarla tedavi edilmeleri amaçlanır.

İnceleyen ve onaylayan: Uzm. Dr. Sema Tutar Pişkinsüt

Lösemi Tedavisi Hakkında

Lösemi tedavisine başlanmadan önce hasta birçok testten geçer ve bu testler sonucunda lösemi tanısı konulabilir. Lösemi tanısının konulabilmesi adına kişinin genetik araştırması, genel yaşantısı, aile bireylerinin yaşantısı ve daha birçok konu üzerinde araştırma yapılır. Lösemi hastalığının en büyük nedenlerinden biri de aşırı miktarda radyasyona maruz kalmaktır. Yapılan araştırmalarda ise bireyin veya ebeveynlerin geçmişte herhangi bir şekilde aşırı miktarda radyasyona maruz kalıp kalmadıkları üzerinde fazlasıyla durulur.

Lösemi tedavisi esnasında yalnızca hematoloji uzmanlarından yararlanılmaz. Özellikle lösemiye yakalanan birey çocuksa, bu konuda çok geniş bir doktor kadrosunun bilgisinden yararlanılır. Bu nedenle tedavi konusunda tercih edilen hastanenin de büyük bir önemi vardır.

Lösemi tedavisinin gerçekleştiği hastanenin altyapı olarak birçok duruma hazırlıklı olması gerekir. Hastanede; lösemi hastalığı için özel olarak hazırlanmış bir onkoloji merkezi, kemoterapi konusunda deneyimli olan bir sağlık ekibi, her an her türlü duruma hazırlıklı olan bir kan bankası, enfeksiyon hastalıkları uzmanı, gelişmiş bir laboratuvar altyapısı ve ışın tedavisi konusunda hem deneyimli hem de uzman bir onkoloji doktoru, lösemi tedavisinin gerçekleştirileceği sağlık merkezinde olması gereken detaylardır.

Tedavi esnasında hastanın motivasyonu da büyük önem taşır. Bu nedenle hastaya sürekli olarak bu hastalığı yenebileceği yönünde telkinde bulunulması gerekir. Haliyle psikolojik tedavinin de normal tedavi ile birlikte ilerlemesi önemlidir. Özellikle hastaya tıbbın bu konuda ne noktada olduğu ve tedavi yöntemlerinin gelişmişliği iyi bir şekilde aktarılmalıdır.

Lösemi tedavisi denildiği zaman akla ilk olarak gelen kemoterapi ise her hastaya aynı ölçüde uygulanmaz ve hastanın durumuna göre değişim gösterebilir. Hatta bazı durumlarda hastaya kemoterapi tedavisinin uygulanmasına dahi gerek kalmaz. 2 sene kadar bir zaman dilimi içerisinde gerçekleşen kemoterapi, bazı hastalarda yerini kemik iliği nakline bırakabilir. Ülkemizdeki sağlık şartları ise hem kemoterapi konusunda hem de kemik iliği nakli konusunda dünya standartlarındadır.

Ülkemizde normal bir lösemi hastalığının yanı sıra kronik lösemi hastalığının da sıkça görüldüğü söylenilebilir. Kronik lösemi, tipik lösemi hastalığına göre daha kolay tedavi edilebilen ve semptomları daha az olan bir hastalıktır. Kronik lösemi hastalığında kullanılan ilaçlar sayesinde hastalığında kontrol altına alınması amaçlanır. Kronik lösemide, myeloid kökenli hücreler kemik iliğinde sürekli olarak çoğalır ve kana karışır. Tedavi esnasında ise bu hücrelerin çoğalması önlenir ve kana karışmasının önüne geçilir.

Bazı hastalarda kronik lösemi hastalığının ileri boyutlarda olması, miyeloid kökenli hücrelerin ilaç tedavisine yanıt vermemesi ve kana karışmasına neden olur. Böyle durumlarda ise hastaya “allojenik kök hücre nakli” yapılarak, vücudun söz konusu hastalığa karşı daha güçlü bir şekilde savaşmasına olanak sağlanır.

Tedavi esnasında akıllı ilaçlardan faydalanılması olası bir durumken, aynı zamanda özel kök hücre nakli gibi tedavi seçenekleriyle de tedavide başarı sağlanması amaçlanır. Hastanın bu süreçte yoğun bir tempoya hazırlıklı olması ve tedaviyi tamamıyla kabullenmiş olması gerekir.

Lösemi Hastalığı Nedir?

Halk arasında “kan kanseri” olarak da bilinen lösemi, kan üretmekte olan ve kemik iliğinden kaynak alarak gelişmekte olan kök hücrelerden herhangi birinin, bazı sebeplerden ötürü yeterli seviyede gelişmemesi ve buna bağlı olarak kontrolsüz hücre çoğalmasına neden olması hastalığıdır.

Söz konusu kontrolsüz hücre çoğalması, ilk evrelerde bölgesel bir etki gösterse de ilerleyen evrelerde tüm vücuda yayılabilir. Erken tedavi edilmemesi ya da geç fark edilmesi durumlarında ise kansere dönüşerek, hastanın yaşamsal faaliyetlerini gerçekleştirirken zorlanmasına neden olabilir. Bu seyirde devam eden lösemiye, lenfositik lösemi adı verilir.

Lösemi hastalığının; akut lösemi ve kronik lösemi olmak üzere iki farklı şekli bulunur. Eğer olgunlaşmış akyuvarların dengesiz bir şekilde artış göstermesi nedeniyle lösemi hastalığı meydana geliyorsa, hastalığın kronik lösemi olduğu anlaşılır. Kronik lösemi genel olarak yavaş seyirli olan bir lösemi türüdür.

Olgunlaşmamış olan akyuvarlarda meydana gelene dengesiz artış durumunda ise akut lösemi kendini gösterir. Akut lösemi hastalığı genel olarak hızlı seyirli olan ve acil tedavi gerektiren bir lösemi türüdür. Zaten akut lösemide semptomlar 1-2 ay içerisinde net bir şekilde ortaya çıkmaya başlar. Akut lösemide ne kadar kısa sürede tanı konulup tedaviye başlanırsa, tedavinin başarı verme oranı aynı şekilde yüksek olacaktır.

Lösemi Hastalığının Nedenleri Nedir?

Tıbbın son yıllarda ciddi anlamda bir gelişmişlik göstermesine karşın, lösemi hastalığının nedenleri konusunda henüz kesin yargılara varıldığı söylenemez. Bu konuda yapılan araştırmalar sonucunda sadece bazı sebeplerden dolayı lösemi hastalığının ortaya çıktığı söylenilebilmektedir. Viral nedenler, genetik nedenler, çevresel faktörler veya immünolojik faktörler, genel olarak lösemi hastalığına sebep olan faktörler olarak bilinir. Tüm bu faktörlere ise şu şekilde örnekler verilebilir:

Çevresel nedenlerden ötürü, kişinin mesleği nedeniyle ve daha birçok nedenden ötürü radyasyona maruz kalma, Sanayide sıklıkla kullanılan kimyasallardan olan benzen ya da formaldehit gibi kimyasallara yoğun bir şekilde maruz kalma,

  • Kemoterapi ilaçlarının bazıları,
  • Genetik nedenler,
  • Çeşitli virüsler,

genel olarak lösemi hastalığının nedenleri arasında sayılabilecek unsurlardır. Tüm bu unsurlar lösemi hastalarının belirli bir kısmını oluşturur. Yani her lösemi hastasının bu unsurlara maruz kaldığını ve bu nedenle lösemi hastalığına yakalandığını söylemek mümkün değildir. Lösemi hastalığının diğer bilinen ya da bilinmeyen birçok sebebi vardır.

Yapılan araştırmalar sonucunda lösemi hastalığının diğer birtakım nedenleri de ortaya çıkmıştır ancak yine de bu risk faktörleri, kesin olarak lösemi hastalığına yol açan risk faktörleri olarak ifade edilemez. Diğer risk faktörleri ise şu şekilde belirtilir:

  • İşlenmiş gıdalar veya bu gıdalar içerisinde yer alan katkı maddeleri,
  • Hava kirliliği,
  • Çürümüş ve yapısal olarak değişim göstermiş gıdalar,
  • Radyasyon yayan cihazların başında bireylerin sürekli olarak vakit geçiriyor olmaları,

lösemi hastalığının bilinen diğer risk faktörleri olarak öne çıkar. Diğer risk faktörlerinde olduğu gibi bu risk faktörlerinin de kesin olarak lösemiye neden olduğunu söylemek oldukça zordur.

Radyasyona Maruz Kalma

Radyasyon, günümüzün en tehlikeli maddelerinden biri olarak bilinir. Vücuda nüfuz etmesi ile birlikte hemen hemen her organı etkileyebilecek bir kapasitede olan radyasyon, özellikle hızlı bir şekilde çoğalan hücrelere daha çabuk bir şekilde etki eder. Radyasyonun etkilediği doku veya yapılarda onarımın son derece zor olduğu söylenebilir. Bu nedenle radyasyondan yavaş yavaş etkilenen birçok organın tamiri neredeyse imkânsız olur. Özellikle beyin ve omurilik gibi yapılarda görülen radyasyon etkileri, son derece ağıdır. Haliyle tedavileri veya geri eski hallerine getirilmeleri söz konusu olmaz. Radyasyon nedeniyle en çok görülen hastalıkların başında ise lösemi gelir. Hatta yapılan bir araştırma neticesinde Almanya’da bulunan nükleer santrallerin 5 km kadar uzağında yaşayan çocuklarda, lösemi görülme oranının 2 kat daha arttığı tespit edilmiştir.

Radyasyonun hızlı çoğalan hücrelere etki etmesi ve kemik iliğinde bulunan kök hücrelerin de hızlı bir şekilde çoğalabilen hücreler olmaları, haliyle direkt olarak lösemi hastalığı ile karşılaşılmasına neden olur. Radyasyon en kolay hızlı çoğalan hücrelerde etkisini gösterdiği için anında bu hücrelerin yapısal olarak bozulmalarına ve normalden çok daha hızlı çoğalmalarına neden olur. Sürekli olarak maruz kalınan radyasyon ile birlikte bu hücreler yapısal olarak tamamıyla bozulur ve artık yeni yapısal olarak hasarlı olan hücreler ortaya çıkar.

Özellikle meydana gelen Çernobil faciası ile birlikte Karadeniz bölgesinde yaşayan kişilerde lösemi görülme oranı ciddi anlamda artmıştır. Facia sonrasında hem Ukrayna’da hem de Karadeniz’e kıyısı olan illerimizde radyasyon nedeniyle birçok canlının zarar gördüğü tespit edilmiştir.

Kişinin radyasyona maruz kalma durumu sadece nükleer tesisler ya da nükleer tesislerde yaşanan kazalar sonucunda ortaya çıkmaz. Kişinin yaşadığı evde, işyerinde ve günlük yaşantısında alışkanlık haline getirdiği cihazlar nedeniyle de yoğun miktarda radyasyona maruz kaldığını söylemek mümkündür. Özellikle sürekli olarak tablet, telefon, bilgisayar vb. cihazlarla vakit geçiren çocuklarda lösemi riski ciddi anlamda artar. Bu nedenle kişinin bu gibi detaylara da dikkat etmesi gerekir.

Radyasyona maruz kalan bir kişinin, ne kadar ya da hangi ölçüde maruz kaldığının pek bir önemi yoktur. Eğer kişi sürekli olarak radyasyona maruz kalıyorsa, hücrelerde meydana gelen bozukluk ciddi anlamda artış gösterir. Haliyle lösemi riski de aynı oranda yükselir.

Kimyasallara Maruz Kalma

Löseminin bir diğer önemli nedenleri arasında kimyasal maddelere maruz kalma gelir. Lösemi hastalığına yakalanan kişilerin özellikle mesleki nedenlerden ötürü aşırı miktarda kimyasal maddeye maruz kaldıkları görülür. Bununla birlikte günümüz yaşam şartları nedeniyle insanoğlu yaşamın her alanında kimyasal maddelere maruz kalabilir.

Tüketilen gıdalarda, temizlik ürünlerinde, cilt bakım ürünlerinde, hırdavat ürünlerinde ve daha birçok ürün sınıfında kimyasal maddelerle sıklıkla karşılaşılır. Kimyasal maddeler, deri yoluyla, ağız yoluyla, hava yoluyla ve başka yollarla vücuda karışabilir. Vücuda karışan bu kimyasal maddeler ise hücre ayırt etmeksizin, her türlü hücreye etki ederek yapısal bozukluklara sebep olabilir.

Gerek kimyasallara maruz kalma neticesinde gerekse radyasyona maruz kalma neticesinde özellikle üreme fonksiyonlarında meydana gelen bozukluklar, haliyle nesiller arası genetik hastalıkların aktarılmasına neden olabilir. Aynı zamanda bireyin kendisi de kimyasallar veya radyasyon nedeniyle çeşitli hastalıklarla karşılaşabilir. Kimyasallara bağlı hücresel bozukluklar sonucunda lösemi en çok karşılaşılan hastalıkların başında yer alır. Bununla birlikte kişinin üreme fonksiyonlarına dahi etki eden kimyasallar, bireyin çocuklarını ve sonraki nesilleri dahi lösemi riski ile karşı karşıya bırakabilir.

Vücut içerisinde hücrelere doğrudan etki eden kimyasallar, kontrolsüz hücre çoğalmasına neden olur ve bu nedenle lösemi hastalığının yanı sıra diğer birçok kanser türevi hastalıkla karşılaşılabilir. Radyasyonda olduğu gibi kimyasallar maddeler de çabuk çoğalabilen hücrelere daha kolay bir şekilde etki ederler.

Virüsler

Virüsler, geniş bir kategoride incelenir ve çeşitli hastalıklara neden olarak, insan vücudundaki birçok yapıya zarar verirler. Bazı virüslerle bağışıklık sistemimiz rahatlıkla mücadele ederken, bazı virüslerle mücadele konusunda bağışıklık sistemimizin desteğe ihtiyacı olur. Lösemi hastalığının en yaygın nedenleri arasında ise virüsler yer alır. Lösemi hastalığına neden olan virüsler, yapı olarak güçlü ve bağışıklık sisteminin yenemeyeceği virüsler olarak bilinir. Kansere ya da lösemiye neden olan virüslere ise genel olarak “onkovirüs” adı verilir.

Onko Virüsler, müdahale edilmemesi durumunda ölümcül sonuçlara kadar yol açabilen virüslerdir ve genel olarak kanser hastalıklarıyla insan vücudunda fark edilebilirler. Bu virüsler insan vücuduna birçok şekilde girebilir. Bu nedenle kişinin girdiği ortamlara çok dikkat gerekir. Onko Virüsler, hücrelerin genetik yapısına doğrudan etki ederek, kansere ve en önemlisi de lösemi hastalığına neden olurlar.

Fazla miktarda radyasyona maruz kalma, sigara ve alkol tüketimi, kimyasal maddelerle gereğinden fazla içli dışlı olma ve bozuk beslenme alışkanlıkları, bireylerin onkovirüslere daha açık olmalarına neden olur. Birey sağlıklı bir yaşam sürdürüyor olsa bile aşırı miktarda radyasyon veya kimyasaldan dolayı, söz konusu virüsün vücuda girmesine davetiye çıkararak, lösemi hastalığına yakalanabilir.

Lösemi Hastalığı Çeşitleri Nelerdir?

Lösemi hastalığının 3 farklı çeşidi bulunur. Akut lösemi, kronik lösemi ve lenfositik lösemi, hastalığın çeşitleri olarak bilinir. Löseminin 3 farklı çeşidinin bulunmasının nedeni, hastalığın farklı şekillerde seyredebilmesidir. Kemik iliğinde bulunan kök hücreye göre hastalığın çeşidi tespit edilir.

Akut Lösemi

Genel olarak çocuklarda görülen akut lösemi, son derece hızlı ilerleyen lösemi türü olarak bilinir. Bu nedenle de akut lösemi olarak adlandırılır. Lösemi hastalarının genelinde %15-20 arasında görülür ve sadece çocuklarda değil, hemen hemen her yaşta görülebilir.

Diğer lösemi türlerinin bulguları kendini hemen belli etmez ve vücutta sinsice ilerler. Akut lösemi hastalığında ise belirtiler çok hızlı bir şekilde kendini göstererek, hastanın son derece ciddi problemler yaşamasına neden olur. Ayrıca akut löseminin semptomlarını tam olarak gösterme süresi ise 1-2 ay olarak bilinir.

Kemik iliğinde bulunan kök hücreler, birden bire kanserli hücreye dönüşür ve aşırı miktarda çoğalmaya başlar. Öncelikle kemik iliğinde çoğalmaya başlayan kanserli kök hücreler, bir müddet sonra tüm vücuda yayılmaya başlar. Bu kanserli hücrelerin vücuda yayılma hızı ise diğer lösemi türlerine göre daha hızlıdır. Çok kısa süre içerisinde diğer organlara veya kemiklere yayılıp, hastalığın daha farklı bir boyuta gelmesi olası bir durumdur.

Akut lösemi hastalarının kısa süre içerisinde vücutlarında lökosit yani beyaz kan hücrelerinin üretimi durur. Vücutta beyaz kan hücrelerinin eksikliği, son derece ağır ve tıbbi müdahale gerektiren enfeksiyonlara yol açar. Hastanın bu süreç içerisinde iş hayatını ya da sosyal yaşamını sürdürebilmesi oldukça zor olur.

Vücutta üretilmeyen tek şey beyaz kan hücreleri değildir. Aynı zamanda trombosit hücrelerinin de üretiminin durduğu görülür. Trombosit hücreleri, kan için son derece önemlidir ve kan pıhtılaşmasında etkin rol oynar. Vücutta trombosit üretiminin durması, sindirim sisteminde kanamalara veya cilt yüzeyinde kanamalara yol açabilir. Bununla birlikte hayati organlarda da kanamaların meydana gelmesi söz konusu olabilir.

Akut löseminin en belirgin semptomlarından biri de kansızlıktır. Bununla birlikte vücuttaki diğer organlara da doğrudan etki etmesinden dolayı, herhangi bir organın bozulması sonucunda da rahatlıkla fark edilebilir.

Akut lösemi hastalığının birçok alt grubu bulunur ve bu grupların kendilerine özgü yayılma özellikleri vardır. Akut löseminin fark edilmesi ile birlikte çok çabuk bir şekilde tedaviye başlanmalı ve hastada, akut löseminin hangi alt grubunun yer aldığı tespit edilmelidir. Tedavi yöntemi belirlenen alt gruba göre şekillenebilir.

Kronik Lösemi

Kronik lösemi ile akut lösemi arasında hastalığın ilerleyişi açısından ciddi farklılıklar bulunmaktadır. Olgunlaşmış akyuvar hücreleri görevini tam olarak yerine getirmezken, söz konusu hücrelerde ciddi anlamda bir artış görülür. Bununla birlikte kronik löseminin 2 farklı çeşidi bulunur. Kronik lenfoid lösemi ve kronik myeloid lösemi, kronik löseminin alt grupları olarak bilinir.

Kronik Lenfoid Lösemi: Görünüm olarak olgun olan lenfositler, kemik iliğinde aşırı miktarda çoğalırlar. Lenfositler normal olarak üretilir ve normal olarak çoğalırlarsa, vücudumuzu enfeksiyonlardan korurlar. Aşırı miktarda üreyen lenfositler ise vücudumuzun korunması konusunda herhangi bir rol oynamazlar. Genel olarak kan içerisinde, kemik iliğinde veya lenf nodlarında yer alırlar.

Kronik Myeloid Lösemi: Görünüş olarak olgun fakat işlevsellik konusunda vasıf olarak düşük olan myeloid hücrelerinin aşırı bir artış göstermesiyle oluşur. Normal hücreler tamamıyla kaybolana kadar, fonksiyonel açıdan düşük olan hücrelerin artışı sürekli olarak devam eder. Bununla birlikte hastada Philadelphia adı verilen bir kromozomda görülür. Hastadan hastaya tedavi yöntemi değişim gösterirken, kemik iliği nakliyle hastalığın tedavi edilebilmesi mümkündür.

Lenfositik Lösemi

Olgun bir yapıya sahip olan lenfositlerin anormal miktarda çoğalması ile birlikte lenfositik lösemi ortaya çıkar. Lenfositler normalde vücutta koruyucu bir görev alırlar ancak anormal miktarda çoğalan bu maddelerin herhangi bir vasıfları olmaz. Hücrelere, kemik iliğinde, kana ve lenf nodlarına direkt olarak yerleşen bu maddeler, dalağın büyümesine ve lenflerin de şişmesine neden olurlar. Genel olarak 60-70 yaş arasında kişilerde görülen bu lösemi türü, ağır ağır ilerler.

Teşhisi her ne kadar zor olsa da bazı hastalarda herhangi bir sorun yol açmadığı için herhangi bir tedavi uygulanmaz. Eğer tedavi gerekirse de günümüzde tedavi yöntemlerinin oldukça gelişmiş olmasından ötürü çok kolay bir şekilde tedavi edilebilir.

Lösemi Belirtileri Nelerdir?

Lösemi hastalığında kemik iliğindeki kök hücrelerde ciddi değişimler meydana geldiği için belirtileri de çok net bir şekilde kendini gösterir. Lösemi hastalığına göre vücut organlarının büyük bir çoğunluğu hastalıktan etkilenebilir ve organların genel çalışma yapısında aksamalar meydana gelebilir. Sindirim sistemi, solunum sistemi ve dolaşım sistemi gibi önemli yapılara etki eden lösemi, bu sistemlerin bağlı olduğu her türlü vücut fonksiyonunda bozulmalara yol açar.

Çabuk yorulma, halsizlik, hızlı kilo kaybı, solukluk, nefes darlığı, kemik ağrıları, burunda ve diş etinde meydana gelen kanamalar, en çok karşılaşılan lösemi belirtileri olarak bilinir.

Çabuk Yorulma

Dolaşım sistemine doğrudan etki eden lösemi hastalığı, haliyle kanın vücuttaki görevini tam olarak yerine getirememesine ve buna bağlı olarak diğer sistemlerin de zarar görmesine neden olur. Kişi, yapmış olduğu en ufak egzersizde veya benzeri bir durumda çok çabuk yorulduğunu hisseder. Merdiven çıkmak, spor yapmak, yürüyüş ve daha birçok bedensel aktivite, kişinin çok ciddi sorunlar yaşamasına neden olur.

Özellikle aşırı yorgunluk nedeniyle ufak çaplı bayılmalar veya sürekli uyuma isteği ortaya çıkar. Kişi hareket etmekte çok zorluk çekerken, vücut kitle endeksinin de normal değerler üzerinde olması, normale oranla daha çabuk yorulmasına neden olur.

Halsizlik

Halsizlik, löseminin en büyük belirtileri arasında yer alır ancak bir o kadar da önemsenmez. Kişi havalardan veya yediği bir şeylerden dolayı halsiz olduğunu düşünür. Lösemi hastalığı, vücuttaki çoğu organın zayıflamasına ve doğru çalışmamasına neden olacağı için kişinin de ciddi bir halsizlik hissetmesine doğrudan katkı sağlar.

Kan hücrelerinde meydana gelen bozukluk halsizliğin temel nedeni olarak bilinirken, hastalık nedeniyle oluşan çabuk yorulma durumu da halsizliğin tetikleyicisi olur. Kişinin özellikle uyanmakta veya yataktan çıkma konusunda son derece zorlandığı görülür.

Nefes Darlığı

Lösemi nedeniyle kan hücrelerinde meydana gelen bozukluklar, kanın yapısına da etki ederek, kanın ana görevlerinden biri olan oksijen taşıma görevini tam olarak yerine getirememesine sebebiyet verir. Haliyle bu durum dolaşım sistemine ve solunum sistemine ciddi anlamda zarar verir. Kan akışının normal değerlerde olmaması ve vücutta dolaşan kanın yeterli miktarda oksijen taşımaması, kişide daha çok nefes alma ihtiyacı hissettirir. Buna bağlı olarak da kişinin aldığı nefes ona yetmiyormuş gibi gelir ve daha derin nefes alma eğiliminde olur.

Belirli bir süre devam eden nefes darlığı bir müddet sonra geçse de ilerleyen evrelerde daha sık kendini gösterir.

Solukluk

Kan hücrelerinin yeterli miktarda üretilememesi, hücrelerde bozukluk, aşırı bozuk hücre üretimi ve bağışıklık sisteminde meydana gelen zayıflık, kişinin ten renginin değişmesine neden olur. Kişi olduğundan daha soluk bir renge bürünür. Özellikle dudaklar ve çevresinde bu solukluk daha çok fark edilir. Gözaltların da kısmi morarmalar ya da çevresinde normale oranla daha belirgin solukluk görülmesi mümkündür.

Soluklukla birlikte anlamsız morarmaların ya da siyah lekelerin görüldüğü de söylenebilir. Kişi bu süreçte aldığı darbelerden daha çok etkilenir ve özellikle yaşamış olduğu en ufak bir travmada doku zedelenmesini en ağır şekilde yaşar.

Kemik Ağrıları

Anormal beyaz kan hücrelerinde görülen aşırı artış ve kemik iliğindeki genişleme nedeniyle lösemi hastalarında kemik ağrısı en sık görülen semptomlardan biridir. Özellikle akut lösemi hastalığında görülen kemik ağrıları, en çok bacaklarda ve kollarda meydana gelir. Bunun nedeni ise bu bölgelerde bulunan kemiklerin diğer kemiklere daha uzun olmasıdır. Kemik ağrıları genel olarak çocuk lösemi hastalarında görülen şikâyetlerdir.

Yapılan araştırmalar neticesinde lösemi hastalığına yakalanan yetişkinlerde, kemik ağrılarının çocuklardaki kadar sık bir şekilde görülmediği tespit edilmiştir. Eğer yetişkinlerdeki lösemi hastalığı tedavi edilmezse ve evre olarak hastalık ilerlerse, yetişkin grubunda da kemik ağrıları ile karşılaşılabilme ihtimali yüksektir.

Burun ve Dişeti Kanamaları

Lösemi hastalığının en erken belirtileri arasında yer alan burun ve diş eti kanamaları, aynı zamanda hastalığın en önemli belirtilerinden biri olarak bilinir. Kişi burnuna herhangi bir şekilde müdahale etmeden veya burnuna darbe almadan kanama gerçekleştiğini görebilir. Bununla birlikte diş etlerinde yemek yerken dahi kanama oluşur. Kanamaların herhangi bir sebebi olmaması, lösemi kaynaklı olmasının en büyük sebeplerinden biridir.

Hızlı Kilo Kaybı

Lösemi hastalarının en çok karşılaştığı lösemi belirtileri başında yer alır. Lösemi hastası kişi, genel olarak iştahsızdır ve eskiye nazaran yemek yeme alışkanlığı neredeyse kaybolmuştur. Her besini yiyemeyen ve genel olarak sıvı gıdalar tüketme eğiliminde olan lösemi hastaları, bu tür nedenlerden ötürü ciddi kilo kaybı yaşarlar. Tedavinin başlaması ile birlikte bu kilo kaybı daha da artabilir ve kişiye özel beslenme programı oluşturulur.

Lösemi Tedavisi Türleri

Lösemi hastalığının birçok tedavi şekli bulunur ve bu tedavi şekilleri hastaya göre belirlenir. Bunun nedeni ise her hastanın farklı lösemi hastalığına yakalanabilme ihtimalidir. Öncelikle hasta üzerinde yapılan testler ve alınan örnekler sonucunda hastanın hangi lösemi hastalığına yakalandığı tespit edilir. Ardından ise belirlenen lösemi türüne uygun olan bir tedavi programı hazırlanır. Hastanın yaşı, cinsiyeti, fizik durumu, yakalanmış olduğu lösemi hastalığı ve hastalığın evresi, tedavi programının en önemli detayları olarak bilinir.

Kemik İliği Nakli

Lösemi tedavisinin en sık kullanılan tedavi yöntemleri arasında, kemik iliği nakli yer alır. Kemik iliği nakli hastadan hastaya ve önceki uygulanan tedavi yöntemine göre değişim gösterir. Hastaya öncelikle diğer tedavi yöntemleri uygulanır. Özellikle hasta çocuksa, kemoterapi bu konuda ön plana çıkar. Yapılan tedavilerin herhangi birinde sonuç alınamıyorsa, kemik iliği nakli konusunda gerekli olan hazırlıklar başlar. Genel olarak diğer tedavi yöntemlerinde olumlu sonuç alma oranı %85-90 arasındadır.

Bilindiği üzere lösemi hastalığında kan üreten hücrelerin bozulma göstererek, sorunlu kan hücreleri üretme gibi bir sorun vardır. Bu sorunlu hücreler çoğu organa ve kemik iliğine zarar vererek, hastanın ciddi sorunlar yaşamasına neden olur. Kemik iliği nakli sırasında ise bu durumun önüne geçebilmek ve sorunlu kan hücresi üreten kök hücrelerin, başka bir bireyden alınan hücrelerle değiştirilmesi amaçlanır. Bu sayede üretilen kan hücreleri normal bir hal alır ve hasta giderek eski sağlığına kavuşur.

Kök hücrenin alınabilmesi ve kemik iliği naklinin gerçekleştirilebilmesi adına, vericinin bazı şartlara uyması gerekir. Yeni bir kök hücre edinebilmek adına kardeşlerden veya diğer aile bireylerinden kaynak yaratılmaya çalışılır. Bu esnada ise hangi bireyin, lösemi hastası olan bireyle ilik olarak uyuşup uyuşmadığına bakılır. Eğer hastanın yakınlarından herhangi birinde uygun ilik yoksa diğer akrabalar üzerinde de araştırma yapılıp, uygun ilik bulunmaya çalışılır. Akrabalardan da herhangi bir sonuç alınamazsa, hastanın kendisinden uygun ilik yapısı yaratılmak için araştırmalar yapılır. Hastanın durumu, yeni bir kök oluşumuna elverişli ise kaynak kök için hastadan ilik ya da kan hücrelerinden kök hücre alımı gibi yöntemlere başvurulabilir. Eğer hasta çocuksa ve uygun ilik bulunamıyorsa, ebeveynlere yeni bir çocuk yapmaları konusunda öneride bulunulur. Yeni doğan bebeğin plasentasından alınan kan hücreleri ile uygun ilik kaynağı oluşturulmaya çalışılır.

Kemik iliği nakli özel ameliyathane ortamında gerçekleştirilirken, verici genel anesteziye tabi tutularak tamamen uyutulur. Ardından belirlenen kemik yapısı üzerinde özel iğneler kullanılarak sağlam olan kök hücre iğneler vasıtasıyla alınır. Özel torbalarda filtrelenen yeni kök hücreler, kısa süre içerisinde lösemi hastası olan bireye aktarılır. Bununla birlikte kemik iliği alınan hastanın herhangi bir sorun yaşaması söz konusu olmaz.

Nakil işleminin gerçekleşmesinden yaklaşık 3 hafta sonra yeni kök hücre vücuda uyum sağlar ve sağlam kan hücrelerinin oluşumuna katkı sağlar. Bu süreç içerisinde verilen iliğin vücutta reddedilmesine karşın hastaya özel bir tedavi uygulanır. Kemik iliği sonucunda hastanın tekrar eski sağlığına kavuşabilme ihtimali oldukça yüksektir. Ülkemizin bu konuda gelişmiş sağlık imkânlarına sahip olması, haliyle başarı oranına da doğrudan etki eder. Yapılan istatistiksel araştırmalar neticesinde başarı oranının %83’e kadar ulaştığı görülmüştür. Uygun bir verici bulunması durumunda başarısızlık oranı son derece düşüktür.

Hastanın sürece hazırlanırken ve nakilden sonraki zaman diliminde birtakım semptomlar ile karşılaşabilme ihtimali vardır. Bu semptomlar kişiden kişiye göre büyük farklılıklar gösterebilir. Bununla birlikte eğer lösemi hastalığı ileri evredeyse, ilik naklinden sonra hastalığın yeniden nüksetmesi veya başka bir kanserle karşılaşılma ihtimali de vardır. Çocuklarda ise yapılan nakilden 1 yıl sonra mutlak bir iyileşme görülür.

Kemoterapi

Lösemi tedavisinin en sık tercih edilen tedavileri arasında kemoterapi yer alır. Ülkemizde ve günümüzde kemoterapinin başarı oranı oldukça yüksektir. Kemoterapi ile birlikte kullanılan ilaçlar sayesinde başarı oranı daha da artmıştır. Kemoterapide sayesinde, kan hücresinin kontrolsüz bir şekilde çoğalmasına neden olan kök hücre, çok kısa bir süre içerisinde kontrol altına alınır. İlk etapta bu hücrenin yayılımı durdurulur ve aşırı miktarda zararlı hücre üretimini sonlandırması sağlanır. Ardından ise söz konusu hücre tamamen dağıtılarak, hastanın eski sağlığına kavuşması amaçlanır. Kemoterapi hastanın durumuna göre uygulanır ve bazı durumlarda diğer tedavi yöntemleri ile birlikte de uygulandığı görülebilir. Eğer hastanın durumu kemoterapiye elverişliyse ve uzmanlar tarafından başarı oranı yüksek olarak görünüyorsa, diğer tedavilere gerek kalmadan kemoterapi ile sorun ortadan kaldırabilir. Bazı durumlarda hem cerrahi müdahale hem de kemoterapi peş peşe uygulanarak sorunun ortadan kaldırılması amaçlanır.

Özellikle kemik iliği nakli sonrasında kemoterapi ya da benzeri bir tedavi uygulanarak, yeni kök hücrenin vücuda daha net bir şekilde adapte olması sağlanır. Öte yandan kemoterapinin yoğun ilaç içeren bir tedavi yöntemi olduğunu da unutmamak gerekir. Bu ilaçlar genel olarak akıllı ilaçlar olup, hedeflerine odaklansalar da çeşitli yan etkileri söz konusu olabilir.

Kemoterapide kullanılan ilaçlar, löseminin oluşmasına neden olan hücrelere doğrudan savaş açarlar. Aynı zamanda bu ilaçların bağışıklık sistemine de ciddi anlamda destek verdiği görülür. Bazı ilaçlar sorunlu olan hücrenin yayılmasına ve büyümesine engel olurken, bazı ilaçlar da söz konusu hücrenin yok olmasına zemin hazırlarlar.

Kemoterapide kullanılan ilaçların büyük bir çoğunluğu, çeşitli detaylar değerlendirilerek belirlenir. Hastanın yaşı, cinsiyeti, hastalığın evresi, hastanın sahip olduğu diğer hastalıklar, fiziksel özellikleri ve diğer birçok detay, kullanılacak ilaçları ve bu ilaçların dozlarını netleştirir. Kemoterapi içerisinde başlanan ilaç tedavisinde, hastanın bu tedaviye vermiş olduğu cevaba göre ilaç kullanımı ve dozajı değişim gösterebilir. İlaç tedavisinde hastanın en az şekilde etkilenmesi ve hastalıkla en etkili şekilde mücadele edilmesi amaçlanır. Hastanın kemoterapi içerisinde hem ilaç tedavisine hem diğer tedavi detaylarına, en ufak ayrıntısına kadar uyması gerekir. Aksi halde tedavinin başarısız olma oranı ciddi anlamda yükseliş gösterir.

Kemoterapi sırasında kullanılan ilaçlar, lösemi hastalığı ile mücadele edilmek amacıyla kurulan bir sağlık kurumu tarafından belirlenmeli ve uygulanmalıdır. Kemoterapide görev alan doktorların ve sağlık ekiplerinin daha önce kemoterapi hakkında deneyimli olmaları gerekir. Doktor izni dışında veya deneyimsiz bir sağlık çalışanının inisiyatifine bağlı olarak ilaç kullanılması büyük bir risk içerir. Kemoterapi sırasında kullanılan ilaçlar ağız yolu, damar yolu veya cilt üzerinden vücuda aktarılabilir.

Kemoterapi nedeniyle hastaların birçok yan etkiyle karşılaşma ihtimali vardır. Bulantı ve kusma, bu yan etkilerin başında gelir ve genel olarak ilk evrelerde görülür. Bulantı ve kusmanın şiddeti her ne kadar yüksek olsa da kesinlikle tedaviye ara verilmemeli ve doktorun önerdiği dozda devam edilmelidir. Ayrıca hastanın durumu uygunsa, bulantı ve kusmaya karşı birtakım ilaçlar da uzman doktor kontrolünde kullanılabilir.

Kemoterapinin en önemli ve hastalar için en sorun yaratan yan etkilerinden biri de saç dökülmesidir. Her kemoterapi tedavisinde saçların dökülmesi söz konusu olmaz ancak lösemide uygulanan kemoterapide saçların dökülme oranı oldukça yüksektir. Tedaviye başlanılmasından 2-3 hafta sonra saçlarda ciddi bir dökülme görülür. Bu durum kişinin psikolojik olarak çöküş yaşamasına ve psikiyatrik destek almasına neden olabilir.

Kemoterapi nedeniyle görülen saç dökülmesi, kalıcı bir durum değildir. Tedavi sonrasında saçlar ve diğer tüyle yeniden çıkmaya başlayarak, hasta eski haline dönebilir. Bazı hastaların tedavi esnasında saç dökülmesini önleyici birtakım ürünler kullandıkları görülür. Bu ürünlerin de tedaviyi aksatma konusunda etkileri olabileceği için kullanılmaları kesinlikle önerilmez. Kemoterapi nedeniyle halsizlik sıklıkla görülen bir durumdur. Hastanın günlük olarak yaptığı egzersizler ve bol bol sıvı tüketmesi, bu sorunun bir nebze de olsun üstesinden gelebilmesine yardımcı olur.

Kemoterapi esnasında bağışıklık sisteminin de bir nebze olsun zayıfladığı görülür ve bu nedenle enfeksiyona bağlı olan hastalıklarla karşılaşılma ihtimali yükselir. Ayrıca hastanın ağız içinde yaralar ve kanamalar da görülebilir. Tüm bu durumlara alınacak birtakım önlemler söz konusu olsa da hasta her halükarda, kemoterapi süresince hazırlıklı olmalıdır.

Kemoterapi tedavisi nedeniyle bazı bireylerde, kadın veya erkek fark etmeksizin cinsel sorunlar ortaya çıkabilir. Bu nedenle hastaların bu süreç içerisinde cinsel ilişkiye, normal zamanda girdikleri sıklıkla girmeleri önerilmez. Ayrıca hem kadının hem de erkeğin kemoterapi boyunca geçici olarak kısırlık yaşayabilme ihtimali vardır. Bu nedenle erkeklerde sperm sayısında ve üretiminde ciddi bir düşüş yaşanırken, kadınlarda ise hamile kalma oranı ciddi oranda düşer.

Kemoterapi esnasında hastanın durumu uygunsa, gündelik yaşamından kopmasında herhangi bir sakınca bulunmaz. Kemoterapi devam ederken gündelik yaşamını da sürdüren bir hasta, mutlak suretle doktorunun önerilerine uymalı ve kemoterapiyi kesinlikle aksatmamalıdır.

İlaç Tedavisi

Lösemi hastalığında kullanılan ilaçlar, genel olarak “akıllı ilaçlar” olarak adlandırılırlar. Bu ilaçların akıllı ilaçlar olarak adlandırılmalarının nedeni ise direkt olarak lösemiye neden olan hücreyi bulup, o hücreye karşı savaş açmalarıdır. Günümüz ilaç sektöründe, ilaçların olumlu etkilerinden çok olumsuz etkileri öne çıkar. Kanser vb. hastalıklarda kullanılan ağır ilaçlar ise sağlıklı hücrelere de zarar verebilir. Bu nedenle akıllı ilaçlar büyük önem taşırlar. Akıllı ilaçlar sadece belirli ve zararlı hücrelere etki ederek, sağlıklı hücrelere diğer ilaçlar gibi olumsuz etkide bulunmazlar. Bu nedenle lösemi tedavisinde akıllı ilaçlardan faydalanılarak, lösemiye neden olan sağlıksız hücre ortadan kaldırılır.

Lösemi Tedavisi Öncesi

Lösemi hastalığının tedavisine başlanmadan önce, hastanın ciddi tetkiklerden geçirilmesi gerekir. Bununla birlikte hastanın genel yaşamı da mercek altına alınarak, lösemiye neden olabilecek unsurlar üzerinde durulur. Sonrasında fiziki bir muayeneden geçen hasta, ardından ileri tanı yöntemlerine maruz kalarak, lösemi konusunda hangi evrede olduğu tespit edilir.

İleri tanı yöntemlerinden faydalanılmadan hastanın lösemi olup olmadığına karar verilemez. Yani lösemi teşhisi için fiziki muayene ve hasta şikâyetleri yeterli olmaz. Mutlak suretle ileri tanı yöntemleriyle, hastanın ilik yapısında incelemeler yapılmalı ve sorunlar tespit edilmelidir.

Muayene

Fiziki muayene esnasında hastanın şikâyetleri dinlenip ve genel yaşamı hakkında bilgi alınmasının ardından, vücut üzerinde bazı kontroller yapılır. Özellikle hastanın lenf bezlerinde, karaciğerinde ve dalağında şişme olup olmadığına bakılır. Lösemi hastalarının karaciğer, dalak ve lenf bezlerinde ciddi büyümeler meydana gelir. Bu nedenle fiziki muayene esnasında bu bölgeler incelenir ve bu bölgelerde normalin dışında bir büyüme tespit edilirse, ileri tanı yöntemlerine anında başvurulur.

Uygun Kan İncelemeleri

Hastadan belirli ölçülerde kan alınarak, alınan kanlar laboratuar ortamında incelenir. Eğer hasta lösemi hastalığına yakalanmışsa, kan hücrelerinde çok ciddi bir değişim ortaya çıkar. Bununla birlikte biyokimyasal incelemeler sonucunda, kandaki diğer zararlı maddelerin tespiti yapılır.

Kan incelemeleri sırasında löseminin türü ve boyutu hakkında bir önyargı edinilebilir. Buna göre hastalığın teşhisi daha kolay bir hal alır ve hasta daha işlemden geçirilir. Günümüzde ise kesin bir sonuç alabilmek adına hastanın her türlü ileri tanı yöntemine tabi tutulması önerilir. Bununla birlikte sadece lösemi üzerinde değil, diğer hastalıkların ihtimalleri üzerinde de durulması gerekir.

Kemik İliği Biyopsisi

Kemik iliği biyopsisi sayesinde hücre yapısı net bir şekilde patolojik ortamda gözlemlenir. Yapılan biyopsi sayesinde hastanın lösemi durumu ve evresi net bir şekilde ortaya çıkar. Kemik iliği biyopsisi belirlenecek tedavi yönteminin de en önemli detaylarından biri olarak bilinir.

Kemik iliği biyopsisi sırasında özel iğnelerle kalça kemiğinden birtakım örnekler alınır. Bu örnekler özel iğnelerle çekilerek, patolojik incelemeler için üretilmiş olan bir cam yüzeye aktarılır. Sonrasında ise löseminin türü ve evresi daha net bir şekilde ortaya çıkar. Hasta bu işlem sırasında çok fazla ağrı hissetmez ve lokal anesteziye tabi tutulur.

Kemik iliği biyopsisinden 1 gün sonra hastanın normal yaşantısına dönmesinde herhangi bir sakınca yoktur. Sadece kalça destekli olan hareketlerde biraz ağrı hissedebileceği için dikkatli davranması önerilir.

Genetik İncelemeler

Kandan alınan örnekler ve kemik iliğinden alınan dokularla yapılan genetik incelemeler, adından da anlaşılacağı üzere hastanın lösemiye karşı genetik yatkınlığını tespit etmek amacıyla yapılır. Hastalığın genetik nedenlerden dolayı yoksa çevresel faktörlere bağlı olarak mı geliştiği, yapılan bu inceleme sonrasında ortaya çıkar.

Genetik incelemeler için hasta ekstra bir işlemle karşılaşmaz. Yapılan biyopsi ve alınan kan örnekleri sonucunda genetik işlemlerin tamamlanabilmesi mümkündür. Bazı hastalarda ise genetik incelemelere başvurulmadığı da görülebilir. Genetik incelemeler tamamıyla uzman doktorun insiyatifine kalmış olan bir tanı yöntemidir.

Lösemi Tedavisi Sonrası

Lösemi hastalığının tedavisi kadar, tedavi sonrasındaki süreci de büyük önem taşır. Bunun nedeni ise hastalığın tekrardan ortaya çıkabilme olasılığıdır. Kişinin tedavi sonrasında yaşamına çok dikkat etmesi ve belirli bir süre lösemiyle savaşmaya yarayan ilaçları kullanmaya devam etmesi gerekir.

Tedavi sonrasında lösemi hastası bir birey, her türlü ortama girmemeli ve lösemi hastalığını tetikleyici olan her türlü unsurdan kaçınmalıdır. Periyodik kontroller kesinlikle aksatılmamalı ve hastaya bu konuda gerekli olan eğitimler verilmelidir.

Tedavi Sonrası İyileşme Süreci

Lösemi hastalığından sonra hastanın iyileşme süreci tamamıyla kendisiyle ilgilidir. Bazı hastalar 1 sene içerisinde eski sağlığına kavuşabilirken, bazı hastalarda bu süreç 3 yılı bulabilir. Hastalığın evresi ve türü de bu konuda büyük önem taşırken, tekrar edebilme riskine karşın hastanın her yıl düzenli olarak muayeneye gitmesi gerekir.

Hastanın tedaviden sonra kendine iyi bakması, kullanılacak ilaçlara ve doktor tavsiyelerine uyması, iyileşme sürecini hızlandıracak olan detaylar arasında yer alır. Bununla birlikte uygulanan tedavi yöntemi de tedavi sonrasında iyileşme sürecini etkiler. İlik nakli, kemoterapi veya her ikisinin de uygulandığı bir hastanın, tedavi süresi 1 yıl ila 3 yıl arasında değişim gösterebilir.

Doktor Kontrolleri

Tedavi sonrasında en büyük önem taşıyan unsurların başında doktor kontrolleri yer alır. Doktor kontrolleri, tedaviden sonraki yıllara göre sayı olarak azalmaya başlar.

Tedaviden sonra geçirilen ilk yılda, hastanın mutlaka ayda 1 defa doktor kontrolüne gitmesi gerekir. 2. yıla girilmesinin ardından bu kontroller iki ayda 1 defa gerçekleşir. 3. yıla girilmesinin ardından ise hastanın yılda 4 defa doktora görünmesi ve doktor kontrollerini kesinlikle aksatmaması gerekir. 4. yıl itibariyle hasta, altı ayda 1 defa kontrole gitmelidir. 5 yıl ve sonrasında ise mutlaka senede 1 defa doktor kontrolünden geçmek gerekir.

Kontroller esnasında vücudun hemen hemen her türlü sistemi kontrol edilir ve yıllar içerisinde ne gibi gelişim gösterdikleri incelenir. Özellikle hormon düzeyleri ve kardiyolojik veriler, kontroller sırasında en net sonucu ortaya çıkarırlar. Bununla birlikte diğer birçok gelişimin de izlendiğini söylemek mümkündür. Hatta hastanın cinsel yaşamı kontrol sırasında hastadan öğrenilir ve gelişmeler bu şekilde de rahatlıkla anlaşılabilir.

Dikkat Edilmesi Gerekenler

Tedavi sonrasında dikkat edilmesi gerekenler konusunda öne çıkan en önemli detay, sağlıklı beslenmedir. Gerek tedavinin bitişiyle birlikte gerekse periyodik olarak gerçekleşen doktor kontrollerinde, hastayla ilgilenen doktor bu konuda sıkça uyarılarda bulunur. Hatta gerekli görülmesi durumunda hasta için yasak olan besin listesi daha çıkarılabilir.

Sağlıklı beslenmenin yanı sıra radyasyon yayan küçük ya da büyük her türlü cihaz, lösemi hastaları için bir risk faktörüdür. Özellikle lösemiyi yenmiş olan kişilerin mümkün olduğunca bu cihazlardan uzak durmaları gerekir. Kişiler zorunlu olarak bu tür cihazlara maruz kalıyorlarsa da mutlaka belirli aralıklarla bu cihazlarla muhatap olmalıdırlar.

Kömür, benzen ve asfalt gibi maddeler, löseminin tetiklenmesi konusunda etkin rol oynayan maddelerdir. Bu maddelerden uzak durulmalı ve diğer kimyasal maddelerin de lösemiyi atlatmış bireylerle olabildiğince en az şekilde temas etmesi gerekir. Ayrıca kişinin mutlak suretle temizlik malzemeleri ile samimi olmaması ve hatta temizlik konusunda başkalarından yardım alması, önemli bir noktadır.

Sık Sorulan Sorular

Lösemi Hastalığının En Başarılı Tedavi Yöntemi Nedir?

Günümüzde tedavi yöntemlerinin gelişmiş olması nedeniyle gerek kemoterapi gerekse ilik nakli, başarılı tedavi yöntemleri olarak bilinir. İlik nakli ise kemoterapinin yetersiz olduğu veya kemoterapiye cevap alınamadığı takdirde tercih edilir. Bu nedenle kemik iliği naklinin daha başarılı bir tedavi yöntemi olduğu söylenebilir. Bazı hastalarda ise her iki tedavi yöntemine de başvurulabilir. Yani başarı oranının hastadan hastaya ve löseminin türüne göre değişim gösterdiği rahatlıkla söylenebilir.

Lösemi Hastalığında Kemik İliği Aspirasyonu Ne Anlama Gelir?

Kemik iliği biyopsisinin yeterli görülmediği durumlarda kemik iliği aspirasyonu ile daha net bir sonuç alınabilir. Kemik iliği aspirasyonunda, iliğin birçok yönden değerlendirilmesi yapılır ve bu sayede löseminin türü, evresi ve tedavi şekli daha net bir şekilde kararlaştırılır.

Zararlı hücrelerin yapısı kemik iliği aspirasyonu ile net bir şekilde incelenirken, yayılım ağırlıkları ve hızları da aynı şekilde gözlemlenebilir. Hücresel ayrıntılar biyopsiye göre kemik iliği aspirasyonuyla daha net bir şekilde ortaya çıkar. Bu nedenle kemik iliği aspirasyonunu, net bir tanı veya teşhis yöntemi olarak adlandırabilmek mümkündür.

Yetişkinlerde Lösemi Hastalığı Tedavisi Nasıl Olur?

Yetişkinlerde lösemi hastalığının tedavisi çocuklara nazaran daha farklıdır. Çocuklarda kemoterapi sonrasında lösemi hastalığından kurtulma gibi bir durum söz konusuyken, yetişkinlerde kemoterapinin yeterli gelmeme ihtimali vardır. Eğer lösemi erken evrelerde tespit edilirse, bu durumda kemoterapiden sonuç alınabilir ancak yetişkinlerde löseminin erken fark edilme oranı oldukça düşüktür. Bu nedenle orta ve ileri evrede fark edilmesi haliyle kemik iliği naklinin gerçekleşmesi söz konusudur.

Kemik iliği naklinin gerçekleşmesinin ardından, hastanın ilik nakline uyum sağlayabilmesi adına bir müddet ufak çaplı kemoterapi de görmesi gerekir. Bu nedenle yetişkinlerde hem kemoterapinin hem de ilik naklinin bir arada kullanıldığını söylemek mümkündür.

Lösemi Hastalığı Ölüm Oranı Nedir?

Lösemi hastalığının türleri olduğu için ölüm oranının da değişim gösterdiğini söylemek mümkündür. Hastalığın türüne ve hastaya göre bu oran %20-50 arasında farklılaşabilir. Geçmişe oranla, günümüz şartlarında söz konusu oranın büyük bir nimet olduğu tıp dünyasında belirtilir. Söz konusu oran geçmiş yıllarda tedavinin başarı oranı olarak nitelendirilebilir. Günümüzde ise durum tam tersidir ve bu nedenle lösemi hastaları tedaviye daha umutlu bir şekilde bakabilir.

Lösemi Hastalığından Tamamen Kurtulmak Mümkün Mü?

Evet, bu hastalıktan kesin bir şekilde kurtulmak mümkündür. Bazı hastalar kemoterapi ile bu hastalıktan kurtulabilirken, bazı hastalarda hem kemoterapi hem de ilik nakli gerçekleştirilerek, lösemi hastalığı ortadan kaldırılabilir. Hastalık ne kadar erken fark edilirse, hastanın lösemiden kurtulma oranı o kadar yükselir. Bununla birlikte hastanın ilerleyen yaşamında ilik nakli olmasına rağmen tekrar lösemi ile karşılaşabilme ihtimali bulunur.

Lösemi Hastalığının Tedavisi Ne Kadar Sürer?

Lösemi hastalığının süresi, hastaya, tedaviye ve destek alınan sağlık merkezine göre değişim gösterebilir. Sağlık merkezinin normal standartlarda olması, hastanın da durumunun normal olması ve hastanın tedaviye tam olarak uyması durumunda 2 yıl içerisinde tedavi sonlanabilir. Şartların bazı nedenlerden dolayı olumsuz olması durumunda ise bu süreç 3 yıla kadar çıkabilir.

Kronik Löseminin Seyri Nasıldır?

Kronik lösemi, diğer lösemi türlerine göre yavaş bir şekilde seyrini sürdürür. Bazı durumlarda kronik lösemi hastalığına herhangi bir tedavi dahi uygulanmaz. Büyük bir sorun teşkil etmeyen kronik lösemi, ilerlemesi ve risk taşıması durumunda tedaviye tabi tutulur. Tedavi süreci oldukça kısa ve hasta için son derece hafiftir.

Akut Lösemide Kullanılan Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Akut löseminin ilk aşamasında hastaya kimyasal tedavi uygulanır. Tedavinin uygulanabilmesi adına hastalığın türü büyük önem taşır. Tedavide ilk olarak kanser hücrelerinin sayı olarak azaltılması amaçlanır. Bununla birlikte yine ilk aşama içerisinde, normal hücrelerin sayı olarak artması ve hastalığın semptomlarının ortadan kaldırılması hedeflenir.

Bu tedavide başarılı olunması durumunda kemoterapi tedavisine ve kök hücre nakli tedavisine başvurulur. Bu sayede hastalığın kesin olarak ortadan kaldırılması sağlanır.

Lösemi Hastalığı Tedavi Edilmezse Ne Olur?

Lösemi hastalığının tedavi edilmemesi sonucunda oluşacak durum, tamamıyla löseminin türüne bağlıdır. Kronik lösemi hastalığının tedavi edilmemesi sonucunda hastanın ciddi bir riskle karşılaşma oranı oldukça düşüktür. Bu nedenle çoğu zaman tedavi edilmemesi, gerekli görülmesi durumunda ilaçlar kontrol altında tutulması sağlanır.

Akut lösemi hastalığının daha ağır ve daha hızlı yayılmasından ötürü anında tedavi edilmesi gerekir. Tedavi edilmemesi durumunda ise hastanın birkaç ay içerisinde ölümü gerçekleşir. Bu süreçte ise hastalığın semptomları çok ağır bir şekilde kendini gösterir.

Lösemi Hastalığında Hangi Evrede Kemoterapi Uygulanır?

Akut löseminin teşhis edilmesinin hemen sonrasında mutlak suretle kemoterapi tedavisinin başlaması gerekir. Akut lösemi, hızlı yayılan ve bulgularını 1-2 ay içerisinde gösteren bir lösemi çeşidi olması nedeniyle kemoterapinin gecikmesi, hastanın daha da kötüye gitmesine neden olur. Akut lösemide, teşhis konulur konulmaz, evreye bakılmaksızın kemoterapi uygulanır.

Lösemi Hastaları Nasıl Beslenmeli?

Lösemi hastaları olabildiğince doğal beslenmeli ve işlenmiş gıdalardan tamamıyla uzak durmalıdırlar. Özellikle bitkisel ve organik ürünlere önem verilmesi gerekirken, hazır gıdalardan da kaçınılması gerekir. Hazır gıdalar veya işlenmiş gıdalar, lösemi hastalığının tekrardan ortaya çıkmasına neden olabilirken, doğal besinler ise bireyin hastalıktan korunmasına yardımcı olur.

Lösemi Tedavisine Hangi Bölüm Bakar?

Oransal açıdan kan kanserlerinin büyük bir bölümünü lösemi oluşturur. Löseminin tedavisinde de iç hastalıkları ve hematoloji uzmanları görev yapar. Hastalık teşhis edildikten sonra lösemi için özel olarak oluşturulmuş kliniklerde ya da onkoloji hastanelerinin ilgili kliniklerinde tedavi yürütülür. Hasta da şikayetlerle ilk başvurusunu bu kliniklere ya da doğrudan iç hastalıklarına yapmalıdır. Gerekli sevk işlemleri dahiliye tarafından gerçekleştirilecektir.

Lösemi Tedavisi Fiyatı Ne Kadar?

Lösemi tedavisi oldukça zorlu ve uzun bir süreçtir. Tedavi masraflarının büyük bir kısmını bakım masrafları oluşturmaktadır ki bu da hastadan hastaya büyük farklılıklar gösterir. Doğal olarak lösemi tedavisinin fiyatı üzerine kesin bir bilgi vermek mümkün değildir. Hastaların tedavi süresi boyunca bir ya da birkaç kurumdan fiyat almaları mantıklı olacaktır.

Lösemi Tedavisi Sonrası Kısırlık Olur Mu?

Löseminin tedavisinde, en azından kontrol altında tutulmasında kemoterapi ilaçlar kullanılır. Bu ilaçlar oldukça yüksek dozlarda kullanılmalarından dolayı kanserli yapılar dahil olmak üzere vücudun büyük bir bölümünü etkilerler. Etkilenen alanların başında da yumurtalıklar gelir. Eğer tedavi uzarsa üreme fonksiyonu ortadan kalkabilir. Eğer lösemi hastaları kaliteli sperm üretebiliyorsa tedaviden önce sperm dondurarak üreme fonksiyonlarını garanti altına almaları tavsiye edilir. Kısacası evet, lösemi tedavisinin kısırlık yapma ihtimali vardır.