Düşük Tedavisi

Düşük Tedavisi
Düşük Tedavisi

 

Düşük, 20 haftadan önce sonlanan gebelik kaybı olarak tanımlanabilir. Başka bir ifade ile hamileliğin, istenmeyen nedenlerle sonlanmasıdır. Bu sonlanmanın çeşitli nedenleri olabilir. Genetik faktörler nedeniyle düşük yaşanabileceği gibi bazı hastalıklar ya da stres gibi faktörlerle de düşük yaşanma ihtimali vardır. Düşük tedavisinin başarılı olabilmesi için öncelikle altında yatan nedenin belirlenmesi gerekir. Nedene dayalı olarak yapılan düşük tedavileri genel olarak başarılı sonuçlanır.

İnceleyen ve onaylayan: Doç. Dr. Mehmet Akif Sargın

Düşük Tedavisi Hakkında

Hamilelik kayıplarına bakıldığında en yaygın nedenin genetik veya kromozomal anormallikler olduğu görülür. Bu anormallikler spermden, yumurtadan ya da embriyodan kaynaklanabilir. Kadınların yaşı ilerledikçe yumurta kalitesi düşer ve bazı anormallikler meydana gelebilir. Aynı durum erkekler için de geçerlidir. Erkeklerin yaşı ilerledikçe spermler daha az kaliteli üretilir ve bu da düşük yaşama ihtimalini arttırır. Genetik faktörler ise embriyonun anormal gelişmesine neden olabilir. Rahimde meydana gelen şekil bozuklukları da düşük yaşanması ihtimali arttırır. Kadınların bağışıklık sisteminin düşük olması düşük yapma ihtimalini artıran nedenlerdir. Şeker hastalığı, hormonal hastalıklar, tiroit hastalıkları, kan pıhtılaşması gibi nedenlerin sonucunda da düşük yapılabildiği görülmüştür. Düşük tedavisi yapılırken bütün bu nedenler araştırılır ve nedene bağlı olarak tedavi yapılır.

Rahim anormallikleri ya da genetik faktörler için bazen ameliyatla düzeltme yapılabilir. Çeşitli hastalıkların tedavisi sağlandıktan sonra düşük tehlikesi ortadan kalkabilir. Strese ya da çevresel faktörlere bağlı düşüklerde ise psikolojik tedavi ile birlikte düşük risk ortadan kaldırılır. Yapılan araştırmalara göre düşük tedavisinde başarı oranı %75’tir. Genetik anormallikler nedeniyle yapılan tedavideki başarı oranı ise %71 civarındadır. Düşük yapmaya neden olabilecek durumlar tespit edildikten sonra uygun tedavi yöntemi planlanarak, düşük yaşanması önlenebilir.

Düşük Nedir?

Düşük, gebelik kaybı olarak da adlandırılır. İstenmeyen nedenlere bağlı olarak 20 haftadan önce gebeliğin sonlanmasına düşük adı verilir. Başka bir ifade ile gebeliğin 20. Haftasından önce embriyonun ya da fetüsün anne karnından dışarı atılmasına gebelik kaybı adı verilir. Bu hamile olan kişilerin ortalama olarak %20’sinin sonuçları düşük ile karşılaşılır. Düşük oluşması ihtimali 20 yaşından küçük kadınlar için %10’dur. Kadınların yaşı ilerledikçe, düşük yapma ihtimali de artar. 30 yaşının üzerindeki kadınlarda düşük yapma ihtimali %11’dir. 40 yaşındaki kadınlarda düşük görülme olasılığı %33’e çıkarken 45 yaşın üzerinde olan hamile kadınların düşük yapma ihtimali ise %53 olarak belirlenmiştir.

Erken Düşük

Erken düşük, hamileliğin ilk 12 haftası içine görülen düşüklerdir. Oldukça yaygın görülen erken düşük, hamile kadınların yaklaşık olarak %20’sinde görülmektedir. Erken düşük genel olarak embriyonun gelişimi sırasında yaşanan anormalliklerden kaynaklanır. Erken düşüklerin nedeni annenin yapmış olduğu hatalar değildir. Bu düşükler kontrol edilemez ve doğal bir şekilde gelişir. Erken düşük kendini kanama, ağrı ve sancı ile gösterir ve nedenleri genel olarak embriyonun kromozom yapısında bozukluk olması, hormonların yetersiz olması, fetüsün rahime tam olarak yerleşememesi, radyasyona maruz kalma, anne vücudunun gebeliği kabul etmemesi, bazı ilaçların kullanımı ya da genetik mutasyondur.

Geç Düşük

Hamilelikte 12. hafta ile 20. hafta arasında bir düşük oluşursa tıp dilinde geç düşük olarak adlandırılmaktadır. Ancak 20. haftadan sonra düşük gerçekleşirse, erken doğum olarak değerlendirilerek tıbbi tedavi başlatılmış olur. Geç düşüklerin nedeni annenin bazı ilaçlara ya da zehirli maddelere maruz kalması, rahmin ya da rahim ağzının durumu veya plasenta sorunları olabilir. Geç düşük kendini pembe ya da kahverengi bir akıntı ile belli eder. Bu akıntı günlerce ya da haftalarca sürebilir. Akıntının ya da kanamanın şiddetli olması ve bu kanamaya şiddetli sancıların da eklenmesi, düşük yapmayı kaçınılmaz hale getirir.

Kendiliğinden Düşük

Kendiliğinden düşük, herhangi bir müdahale olmadan, embriyonun ya da fetüsün kendiliğinde dışarı atılması olarak tanımlanabilir. Bu tür düşükler hamilelikte yaşanan düşüklerin %15’ini oluşturur. Kendiliğinden meydana gelen düşüklerin nedenleri bebeğe, anneye ya da babaya bağlı olabilir. Bu düşüklerin nedenini %80’i bebeğe ait olan bozukluklardır. Bu bozukluklar genetik bozukluklardır ve bebeğin ölmesi ya da bebeğin anne karnında normal gelişmemesi olarak tanımlanır.

Kendiliğinden düşüklerin annede bulunan hastalıklardan meydana gelmesini olasılığı ise %15’tir. Bu hastalıklar frengi, kızamıkçık, hormonal sistem hastalıkları, tiroit hastalıkları, şeker hastalığı, vitamin yetersizlikleri, dengesiz ve yetersiz beslenme, hamilelik döneminde annenin bazı zararlı ilaçları kullanmış olması, rahim bozuklukları, ruhsal bozukluklar, kalp ve böbrek hastalıklarıdır. Kendiliğinden düşüklerin babaya ait sorunlar nedeniyle görüle olasılığı ise %5’tir. Bu sorunlar sperm kalitesinin yetersiz olmasından kaynaklanır.

Düşük Tehdidi

Hamileliğin ilk yarısındaki dönemde meydana gelen kanamaya düşük tehdidi adı verilir. Düşük tehdidi, ilk yarıdaki herhangi bir zamanda meydana gelebilir ve vajinadan kan gelmesi ile kendini gösterir. Düşük tehdidi yaşandığında, kanama ile birlikte hafif bir karın ağrısı da hissedilebilir. Her 5 hamilelikten birinde düşük tehdidi yaşanır ancak bunların yarısı düşükle sonuçlanır. Yapılan araştırmalara göre yaşanan düşük tehdidi düşük ile sonuçlanacaksa, daha önce yapılan düşük önleyici tedavilerin hiçbir etkisi bulunmaz.

Düşük Nedenleri Nelerdir?

Düşük sorunu her hamilelikte yaşanabilir. Özellikle ilk hamilelikte yaşanan bu sorun pek çok nedenden kaynaklanabilir. Düşük probleminin en yaygın nedenlerinden biri kromozom bozukluğudur. Kromozomların eksik ya da fazla olması bebeğin gelişimini olumsuz etkiler. Bu bozukluklar genellikle döllenme sırasında meydana gelir ve düşük problemini doğurur. Düşük yaşanmasının bir başka nedeni ise plasenta gelişimidir. Plasenta bebeğe oksijen ve besinlerin taşınmasında görevlidir. Plasentanın gelişmesinde yaşanan sorunlar bebeğin beslenememesine ve oksijensiz kalmasına neden olur. Bunun sonucunda ise düşük meydana gelir.

Bağışıklık sisteminde oluşan sorunlar ise anne hatası olmadan düşük probleminin yaşanmasına neden olur. Bazen anne vücudu, dışarıdan gelen embriyoyu kabul etmeyebilir ve embriyoyu yabancı bir madde olarak algılayarak, düşük yaşanmasına sebep olabilir.

Diyabet, hipertansiyon, tiroit hastalıkları, çölyak hastalığı ve böbrek hastalıkları bağışıklık ve sindirim sistemini doğrudan etkileyen hastalıklardır. Bu hastalıklar kontrol altına alınmadığında düşük yaşanmasına neden olur.

Cinsel yolla bulaşan bakteriler ve enfeksiyonlar, HIV, kızamık, kızamıkçık, sıtma gibi hastalıklar da yüksek ateşe ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olarak düşük yaşanmasını tetikleyebilir.

İltihap kurutucu ilaçlar, romatizma ilaçları, egzama ilaçları, ağrı kesiciler, sivilce ilaçları gibi ilaçların kullanımı, düşük yaşanmasına neden olabilir. Hamilelik dönemi boyunca doktor kontrolünde olunmalı ve doktorun verdiği ilaçlar kullanılmalıdır. Bilinçsiz şekilde kullanılan ilaçların düşük problemini ortaya çıkardığı kanıtlanmıştır.

Düşük problemini yaşanmasının bir başka nedeni de annenin yaşıdır. Annenin yaşı ne kadar ilerlerse, düşük yapma riski de o kadar artar.

Hamilelik döneminde yaşanan obezite sorunu da düşük yaşanmasının ihtimalini arttıran sebeplerdendir. Maalesef alınan bu kilolar bebeğin gelişmesinini kötü yönde etkiler. Aynı zamanda bebeğin sağlığını da kötü etkiler ve düşük yaşanmasına neden olur.

Kötü alışkanlıklar, hamileyken düşük yapmayı tetikleyen bir diğer unsurdur. Maalesef ki bunlar içerisinde sigara ve alkol kullanımı hem hamile olan kişinin hemde bebeğin gelişimine olumsuz etki yaratır. Bu maddelerin içinde bulunan zararlı kimyasallar bebeğin gelişimini yavaşlatabilir ve düşük yapmasına neden olabilir. Düşük probleminin yaygın görülen diğer nedenleri;

  • Rahim ağzının yetersiz olması
  • Çift rahim olması
  • Daha önce geçirilen rahim ameliyatları
  • Uterus tümörleri
  • Annede deri veremi veya buna benzer kronik rahatsızlıkların olması
  • Rahimde çeşitli hastalıkların bulunması
  • Annenin çok zayıf olması
  • Hamilelik döneminde dengesiz ya da yetersiz beslenilmesi
  • Annenin hamilelik döneminde uyuşturucu kullanması
  • Annenin radyasyona ya da çeşitli kimyasallara maruz kalması
  • Çoğul gebelik olması şeklindedir.

Hangi Belirtiler Düşüğe İşaret Eder?

Düşük yapmanın en yaygın belirtisi kanamadır. Ancak bu kanama tipi adet renginde olmamakla beraber daha kahverengi bir renkte karşımıza çıkmaktadır. Kanama yoğun ve şiddetli olabilir. Kanamaya genellikle karın ağrısı eşlik eder. Bu ağrı azalmaz ve geçmez. Düşük yaparken şiddetli ve sürekli artan karın ağrısı görülür. Aynı zamanda kasık ve karın bölgesinde kramplar da görülebilir.

Düşük belirtilerinin yaygın görülen belirtilerinden bir diğeri de lekelenmedir. Bu lekelenmeye ağrı ya da kanama eşlik etmez. Lekelenme genellikle anne adayları tarafından normal kabul edilir ve göz ardı edilir. Ancak sürekli gelen lekelenme düşük belirtisi olabilir.

Hamilelik döneminde akıntı gelmesi normaldir. Normal vajinal akıntının rengi beyaz ya da şeffaf olmalıdır. Ancak bu akıntı pembeye yakın, nadir olarak da kahverengi ya da kırmızı olarak geliyorsa düşük yapılacağının habercisidir ve vakit kaybetmeden doktora gidilmelidir.

Hamilelerin bazılarında düşük yaparken bel ve sırt ağrısı da görülebilir. Bu ağrıya kanama ya da kasık ağrısı eşlik etmeyebilir. Bel ağrısı belin alt kısmında başlar ve yavaş yavaş şiddetlenir. 20 dakika aralıklar ile kendini gösterebilir.

Hamilelik belirtileri bu dönemde artan HCG hormonu ile alakalıdır. Mide bulantısı, kusma, baş dönmesi, memelerde hassasiyet olması gibi değişiklikler aniden kesilirse, düşük yapıldığını gösterebilir. Vajinadan gelen koyu ve katı parçalar da düşük habercisi olabilir. Bunların dışında görülen düşük belirtileri ise kusma, ateş ve halsizliktir.

Tekrarlayan Düşük Nedir?

Hamileliğin 20. Haftasından önce yaşanan iki ya da daha fazla düşüğe tekrarlayan düşük adı verilir. Ardışık olarak tekrarlayan düşük söz konusu ise tekrarlayan düşük durumu vardır ve anne adayları mutlaka tedavi altına alınmalıdır. Tekrarlayan düşüklerde tedaviye başlanması için ardışık olarak iki düşük yapılmış olması yeterlidir. Tekrarlayan düşüklerin nedeninin bulunması için fetüsün mutlaka incelenmesi gerekir. Bu inceleme sırasında genetik ve patolojik incelemeler ayrı ayrı yapılmalıdır. Genetik mutasyon, pıhtılaşma ve trombofili durumları mutlaka incelenmelidir.

Tekrar Eden Düşüklerin Nedenleri Nelerdir?

Tekrarlayan düşüğün en önemli nedeni genetik faktörlerdir. Ayrıca hamilelik sırasında gelişen anormalliklerden de kaynaklanabilir. Bu anormallikler spermden, yumurtadan ya da embriyodan kaynaklanabilir. Yumurta ve spermin kalitesiz olması, tekrarlayan düşüklerin olmasına neden olabilir. Anne adayının yaşının ilerlemesi de tekrarlayan düşüklere neden olabilir. Baba adayının yaşının 50 ve üzerinde olması ise genetik anormalliklere yol açar ve tekrarlayan düşükleri meydana getirebilir.

Trombofili hastalığına yakalanan annelerin sürekli düşük yapmaları söz konusu olmakla beraber bunun sebebi rahimde pıhtı oluşmasının engellenmesidir. Hamileliğin ilk üç ayında yapılan ağır ve uzun süren egzersizler, hamileliğin ilk haftalarında cinsel yaşamın devam etmesi, B12 vitaminin eksik olması, dengesiz ve sağlıksız beslenme, çikolata kisti olması, stres, travma yaşanması ve anne adayının bağışıklık sisteminin zayıf olması da tekrarlayan düşük nedenlerindendir.

Yapılan araştırmalar tekrarlayan düşük yapan kadınların %10’unda çeşitli rahim sorunları olduğunu kanıtlamıştır. Bu sorunlar çift rahimli olma, miyomların olması, rahim içinin yapışık olması, rahim ağzının yetersiz olması ve rahim içinde çeşitli bölmelerin olmasıdır. Bu sorunlar bebeğin rahme tutunmasını engeller ve tekrarlayan düşük olmasına neden olur. Progesteron hormonu hamilelik hormonu olarak bilinir ve bu hormonun eksik olması da tekrarlayan düşük nedenleri arasında yer alır.

Polikistik over sendromu olan kadınlarda gebelik kayıpları ve kısırlık, yaygın olarak görülür. Bu hastalıkta kadınların yumurtalıklarının etrafı, çok sayıda kist tarafından sarılmıştır. Bu durum kişiye kalıtımsal olarak geçer. Bu sendromla beraber yüksek tansiyonun sürekli seyretmesi ve buna ek olarak da kanda pıhtılaşma gerçekleşmesi gözlemlenmektedir. Bu rahatsızlıkların tamamını düşüklerin tekrarlanma sebebi olarak nitelendirebiliriz. Tiroit bezinin çok çalışması ve şeker hastası olan anne adayının kan şekerinin kontrol altına alınmaması gibi durumlarda da tekrarlayan düşük meydana gelir.

Düşük Tedavi Türleri

Düşük tedavisi, altında yatan nedene göre belirlenmelidir. Bu nedenler kan testleri, bebekteki anormalliklerin saptanması için yapılan testler, rahim yapısındaki anormalliklerin tespiti için yapılan testler ve enfeksiyon testleri ile belirlenir. Bu testlerin sonucuna göre ise çeşitli tedavi yöntemleri uygulanabilir.

Antifosfolipid Sendromu Tedavisi

Antifosfolipid sendromunu, gebelik döneminde karşılaşılan bir zehirlenme olarak açıklamak mümkündür. Bu sorunu olan anne adaylarının hamileliklerinde başarılı olma şansları %10’dur. Bu sendrom bebeğin büyümesini engelleyebilir ya da erken doğum gibi riskler meydana getirebilir. Bu problemin tedavi edilebilmesi için anne adaylarının hamilelik süresi boyunca gözlem altında olması gerekir. Bu sendrom tekrarlayan düşüğe ya da geç düşüklere neden olabilir ve bunların tedavisi için düşük doz aspirinler ya da heparin iğneleri kullanılır. Düşük dozda aspirin alan ya da heparin iğneleri ile tedavi olan kadınlarda başarılı hamilelik şansı %70’e kadar artmaktadır.

Trombofili Tedavisi

Trombofili, kanda kalıtsal olarak pıhtılaşma eğilimi olması anlamına gelir. Bu sorunu taşıyan anne adaylarının 12 haftadan önce ya da 12-24 hafta arasında düşük yaptığı gözlemlenmiştir. Pıhtılaşma probleminin tedavi edilebilmesi de mümkün olmakla beraber hamile adaylarının 12 - 24 hafta arasında hekim kontrolünde heparin adı verilen enjeksiyonları kullanmaları gerekmektedir. Trombofili sorunu olan kadınlara 12 haftadan önce uygulanan tedavilerde henüz başarı sağlanamamıştır.

Genetik Anormalliklerin Tedavisi

Genetik anormalliklerin belirlenmesi için karyotipleme adı verilen bir kan testi uygulanır. Bu test sonucunda kadında ya da erkekte olan genetik problemler tespit edilebilir. Bu testle birlikte genetik problemler ortaya çıkarsa, ailelere genetik danışma önerilir. Bu danışma ile ileride yapılacak olan düşük ihtimali ve tedavi yöntemleri anlatılır.

Genetik problemlerin tedavisi de mümkün olmakla beraber iki türde tedavi uygulanabilmektedir. Birinci seçenek tüp bebek yöntemidir. Bu yönteme sağlam genleri taşıyan yumurta ve spermler laboratuvar ortamında tespit edilir ve sağlam olan embriyolar rahim içine transfer edilir. Ancak bu yöntemin başarı oranı oldukça düşüktür. Bu yöntemle yapılan tedavide canlı doğum oranı %33 olarak tespit edilmiştir.

Genetik anormalliklerin tespit edilmesinde uygulanan bir başka tedavi yöntemi ise amniyosentezdir. CVS adı verilen bu yöntem ile hamilelikte amniyosentez yapılması sonucunda bebekteki anormallikler tespit edilebilir ve tedavi uygulanabilir. Kendiliğinden hamile kalan ve amniyosentez yaptıran kadınlarda canlı doğum oranı, %65’e çıkar. Bu sonuç, tüp bebek yöntemine göre amniyosentez yönteminin daha başarılı olduğunu kanıtlamaktadır.

Genetik anormallikleri olan kişilerde düşük tedavisi yapılırken kromozom bozukluğuna bakılır. Sadece tek bir şeye bakılmaz oda anne veya baba taşıyıcı mı değil mi diye. Bu iki etken bir arada değerlendirildiğinde, düşük tedavisinde başarı sağlanabilir.

Rahim Ağzı Gevşekliği tedavisi

Rahim ağzının gevşek olması, erken doğuma ve düşüğe neden olur. Bu gevşekliğin tespiti vajinal ultrason yöntemi ile yapılabilir. Rahim ağzı gevşek olan anne adaylarının normal doğum yapma olasılığı daha yüksektir ve doğum sırasında daha az sancı görülür. Çünkü doğum sancısı başlamadan ve su gelmeden önce rahim ağzı açılmaya başlar. Rahim ağzının gevşek olduğu durumlarda cerrahi bir tedavi uygulanabilir. Bu tedaviye serklaj adı verilir. Serklaj le rahim ağzına dikiş atılarak erken doğum ya da düşük yapılması önlenir. Ancak bu yöntem, anne ve bebek sağlığını tehdit etmediği durumlarda uygulanır.

Rahim Yapısı Anormalliklerinin Tedavisi

Düşük yaşanan bir problem olarak da rahmin içerisinde yer alan perde durumu sayılabilir. Perde oluşumunun tedavisi histeroskopi ameliyatı ile sağlanabilir. Tek boynuzlu rahim ise rahim kanallarının birisinin gelişmesi sonucunda görülen rahim bozukluğudur. Tek boynuzlu rahimde rahim kanallarından biri, herhangi bir nedenle gideceği yere gidemez ve yarım bir rahim meydana gelir. Tek boynuzlu rahim tedavisi yoktur.

İki başlı rahim olması durumunda ise embriyo gelişiminde kanalların yukarıdan aşağıya gelmesi sırasında birleşememesi söz konusudur. Bu durum iki rahim ve iki tüp meydana gelmesine neden olur. Bu oluşumun da tedavisi yoktur. İki kanalın kısmen birleşmesi sonucunda ise çentikli rahim meydana gelir. Bu rahimler genellikle bebeğin büyümesine izin verecek büyüklükte ve yapıda olur. Bu rahim bozukluğu nedeniyle düşük meydana gelirse, cerrahi olarak tedavi edilebilir. Perdeli rahimde düşük olması ihtimali %45’dir. Ancak histeroskopi ile yapılan ameliyatların sonucunda, perdeli rahme sahip olan kişilerin doğum yapma ihtimali %85’e kadar artar.

Düşüklere Neden Olan Enfeksiyonların Tedavisi

Hamileliğin 3. veya 6. ayları arasında geç düşük meydana geliyorsa ya da erken doğum ihtimali söz konusuysa, bakteriyel vajinozis adı verilen enfeksiyon durumundan şüphelenilebilir. Bu yüzden geç düşüklerin sebepleri tam olarak olan enfeksiyonlardır. Hamileliğin bu dönemlerinde gerekli testler yapılarak uygun tedavi uygulanır. Bu tedavi ile bebeğin erken doğması ya da düşmesi ihtimali azaltılabilir. Enfeksiyon tedavisi, bebeğin sağ kalma şansı hakkında yeterli sonuç vermez.

Bağışıklık Faktörleri

Annenin bağışıklık sistemi nedeniyle meydana gelen düşüklerin önlenmesi için yapılan tedavi çeşididir. Bu tedavinin amacı annenin bağışıklık sisteminin bebeği atmasını önlemek ya da bağışıklık sistemini değiştirmektir. Bu tedavi yapılırken hepatit, alerjik şok ya da transfüzyon gibi teknikler kullanılmaz. Çünkü bu teknikler ciddi riskler taşırlar ve bağışıklık tedavisi için işe yaramadıkları tespit edilmiştir.

Hormon Tedavisi

Tekrarlayan düşüklerde prolaktin adı verilen hormonun seviyesi yükselir. Ayrıca prolaktin seviyesi zaten yüksek olan hastalar için de düşük yapma ihtimali söz konusudur. Prolaktin hormonunun seviyesi ilaçla tedavi edilerek kontrol altına alınır. Bu tedavi sonrasında canlı doğum yapma oranı %50’den %85 seviyesine yükselir. Erken gebelik durumlarında ise progesteron ve hCG adı verilen hamilelik hormonlarının takviye edilmesi ile tedavi sağlanabilir. Ancak bu tedavinin başarılı olduğuna dair henüz bir kanıt yoktur.

Nedeni Belirlenemeyen Düşüklerin Tedavisi

Tekrarlanan düşüklerin nedeni, ayrıntılı araştırma yapılmış olmasına rağmen belirlenemeyebilir. Bu düşükler tesadüf eseri olarak da meydana gelebilir. Yapılan testler sonucunda normal görünen hastaların halen canlı doğum yapma şansı yüksek olarak görülür. Bu hastaların hamilelik dönemleri takibe alınır ve düşük önleyici bazı ilaçlar, tedavi sırasında kullanılabilir. Bu hastalarda testler normal çıksa dahi, bütün çevresel ve kişisel faktörler değerlendirildiğinde canlı doğum yapma ihtimalleri %50 lerin biraz üzerinde seyretmektedir.

Düşük Tedavi Öncesi

Düşük tedavisi yapılmadan önce düşüğün hangi nedenlerden meydana geldiği belirlenmelidir. Az sayıda da olsa bazı düşük nedenlerinin tedavi edilme ihtimali vardır. Uygun ve doğru tedavinin yapılabilmesi için hastaların çok iyi şekilde analiz edilmesi gerekir.

Jinekolojik Muayene

Jinekolojik muayene sırasında ultrason ile rahim yapısının ve vajinanın görüntüsü alınır. Rahimde ya da rahim ağzında meydana gelen anormallikler, bebeğin gelişimin de yaşanan anormallikler gibi durumlar jinekolojik muayene sırasında tespit edilir. Hastaların öyküsü dinlenir. Hangi belirtileri yaşadığı ve daha önce kaç kez düşük yaptığı belirlenir. Bu belirlemelerin ardından gerekli testler yapılarak, düşüğün nedeni tam olarak saptanabilir.

Kan Testleri

Kan testleri annede meydana gelen hastalıkların tespiti için yapılır. Bu testler ile kandaki hormonların seviyeleri de takip edilebilir. Kan testlerinden biri olan antifosfolipid sendromu için hamilelikten önce 12 hafta arayla test yapılması sağlanır. Bu sürelerde yapılan iki testin de pozitif çıkması sonucunda, düşük nedeninin antifosfolipid olduğu söylenebilir. Yapılan kan testlerinden bir diğeri de trombofilidir. Geç düşük yaşayan kadınlarda, kalıtsal trombofili olup olmadığının tespit edilmesi için yapılır. Düşen bebekte kromozom anormalliğinin tespit edilmesi durumunda, anneye ve babaya kromozom testi yapılır. Bu test ile kandaki kromozomal anormalliklerin tespit edilmesi sağlanır.

Düşük nedeninin belirlenmesi için yapılan kan testlerinde, tiroit problemleri ve diyabet hastalığı da araştırılır. Bu hastalıklar, kandaki bazı hormonların yüksek olması ile ilişkilendirilebilir. Prolaktin adı verilen hormonun yüksek olması da düşük nedenlerindendir ve kan testleri sırasında, bu hormonun hangi seviyede olduğuna da bakılır.

Bebekteki Sorunlar İçin Yapılan Testler

Hamile olan kişi düşük yaptığı zaman bebeğin kromozom yapısına bakılır herhangi bir anormallik var mı yok mu bunu anlamak için hastaya bazı testler yapılmalıdır. Bu testler, tekrar düşük yapılması şansının saptanabilmesine yardımcı olur. Düşen bebeğe kromozomal testlerin yapılması sonucunda düşük nedeni saptanabilir ya da düşük nedeninin tesadüfi olup olmadığı belirlenebilir. Erken yapılan düşüklerde annenin dokusu bebeğe karışmış olabilir. Bu durum testin yapılmasına imkân vermez. Ayrıca düşen bebeğe test yapılması, aileyi psikolojik olarak da etkileyebilir. Geç düşen bebekler için otopsi yapılabilir ancak düşen bebek üzerinde inceleme yapılması için aileden onay alınması gerekir. Tekrarlayan düşüklerin tedavi edilmesi için düşen bebek üzerinde araştırma yapılması önemlidir.

Rahim Yapısındaki Bozukluklar İçin Yapılan Testler

Rahim yapısının bozulması nedeniyle düşük yapılması ihtimali oldukça azdır. Ancak düşük nedeninin belirlenmesi için rahim yapısı mutlaka değerlendirilmelidir. Rahim yapısı genellikle ultrasonla bakılarak değerlendirilir. Ultrasonla bakıldıktan sonra rahim yapısında anormallik olduğundan şüphe edilirse laparoskopi ya da histeroskopi yapılabilir. Laparoskopi yönteminde karnın içine bakılabilmesi için küçük mikroskoplar kullanılır. Histeroskopi yönteminde ise vajina ve rahim ağrından yerleştirilen bir teleskop kullanılır. Rahim yapısı anormallikleri, çekilen filmler ile de tespit edilebilir. Bazı hastanelerde 3 boyutlu ultrasonla ya da MR yöntemi ile rahim yapısındaki anormallikler tespit edilebilir.

Enfeksiyon Testleri

Geç düşüklerin nedeni enfeksiyonlar olabilir. Geç düşük yapmış olan hastalarda düşük nedenini belirleyebilmek için enfeksiyon testleri yapılır bu testler kan ya da vajinal sürüntü alınarak uygulanır.

Düşük Tedavi Sonrası

Düşük tedavisi yapıldıktan sonra hastaların bir süre dinlenmesi gerekir. Bu süreçte hastalar kendilerini psikolojik olarak da yeni bir hamileliğe hazırlamalıdır. Bu nedenle psikolojik destek alınması tavsiye edilir. Tedavi sonrası bazı kurallara dikkat edilerek, tekrar hamile kalınması mümkün olabilir.

Tekrar Gebe Kalma Süresi

Düşük tedavilerinden sonra hastaların tekrar hamile kalabilmeleri için bir süre beklemeleri ve bu süre içinde dinlenmeleri gerekir. Doktorların tekrar gebe kalınması için tavsiye ettikleri bekleme süresi bir adet dönemi kadardır. Bir adet dönemi geçtikten sonra tekrar hamile kalınabilir. Toplumdaki genel kanının aksine düşük yapmak, bir sonraki hamile kalma olasılığını etkilemez.

Cinsel İlişki

Düşük tedavisinden sonra 3 hafta kadar cinsel ilişkiden uzak durmak gerekir. Düşük tedavisi yumurtanın ve hormonların düzeltilmesine yönelik yapılır. Tedavi süresi bittikten sonra anne adayları kendine biraz zaman tanımalıdır. Hamile kalmak için bir sonraki adetin bitiş tarihi beklenmelidir. Bu adetten 14 gün sonraki yumurtlama dönemine kadar da cinsel ilişki yaşanmamalıdır. Doktorunuz tarafından, adet tarihinize göre cinsel ilişkiye girebileceğiniz en doğru zaman belirlenecektir.

Dikkat Edilmesi Gerekenler

Düşük tedavisinden sonra tekrar hamile kalabilmek ve canlı doğum yapabilmek için dikkat edilmesi gereken birtakım kurallar bulunur. Bu kurallar, doktorunuz tarafından detaylı bir şekilde anlatılacaktır.

Tedavi sonrasında annenin kendine çok dikkat etmesi gerekir. Özellikle bulaşıcı hastalık bulunan ortamlardan uzak durulmalıdır.

Radyasyon olan bölgelerden hem düşük tedavisinden sonra hem de hamilelik dönemine uzak durulmalıdır.

İlaç kullanımı kesinlikle doktor kontrolünde olmalıdır. Doktorunuz tarafından verilen ilaçlar dışında ilaç kullanacaksanız, mutlaka danışmanız gerekir. İlaçlar düzenli bir şekilde kullanılmalı ve reçete edildiği şekilde alınmalıdır.

Tedavi sonrası ağır egzersizlerden ve yoğun tempolu olan işlerden kaçınmak gerekir.

Tedavi sürecinde ve sonrasında bol sıvı alımına dikkat edilmelidir. Doktorunuz tarafından önerilen beslenme programı varsa, bu programa kesinlikle uyulmalıdır.

Bağışıklık sistemini kuvvetlendiren sebze ve meyvelerin tüketimine ağırlık verilmelidir.

Uyku düzenine dikkat edilmelidir ve günlük 8 saatlik uyku, mutlaka alınmalıdır.

Tedaviden sonraki süreçte doktorunuz izin verene kadar havuz ve denizlerden uzak durmanız gerekir.

Psikolojik destek, düşük tedavisinden sonraki süreçte oldukça önemlidir. Bu süreci sevdiklerinizden yardım alarak geçirmeniz gerekir. Gerekli durumlarda profesyonel psikolojik destek alınmalıdır.

Düşük yapan kişi tedavi sırasında veyahut sonrasında eğer ki kendi sağlığını düşünüyor ise sigara ve alkolden özellikle uzak durması gerekmektedir.

Sık Sorulan Sorular

Düşük yapmanın birden fazla nedeni vardır. Halk arasında ilk çocuk düştüğünde diğerlerinin de düşeceği yönünde bir kanı vardır ancak bu düşünce tamamen yanlıştır. Düşüğün nedeni saptanarak tedavi edilmesi mümkündür. Düşük yapıldığında vakit kaybedilmeden doktora gidilmelidir. Doktorunuza düşükle ilgili aklınıza takılan tüm konuları danışarak ve doktorunuzdan almanız gereken tedbirleri öğrenerek, tekrar düşük olmasını engellemeniz mümkündür.

Tekrarlayan Düşüklerde Kısırlık Riski Bulunuyor Mu?

Tekrarlayan düşükler genetik anormallikler, rahim bozuklukları, hormonal bozukluklar, polikistik over sendromu ve şeker hastalığı gibi nedenlere bağlı olarak görülebilir. Polikistik over sendromu, yumurtaların etrafında birden fazla kistin bulunması anlamına gelir. Bu kistler büyüdüğünde yumurtayı, görevlerini yapamaz hale getirir ve kısırlığa neden olur.

Anne Adayının Tekrarlayan Düşükler Yapması Anneye Zarar Verir Mi?

Düşük, anne adayının sağlığını tehdit eden acil bir durumdur. Gebelik haftasına bağlı olarak şiddetli kanama ve ağrı ile kendini gösterir. Bu kanama bazı durumlarda durdurulamayabilir. Ayrıca düşükten sonra rahimde bebeğin dokusu ve kesesine ait bazı kalıntılar kalabilir ve bunlar atılana kadar kanama devam edebilir. Kanamanın uzun sürmesi anne adayında halsizlik, yorgunluk gibi sonuçlar doğurur. Kanamanın durdurulamaması ise hayatı tehdit eder. Düşük yapan kadınların, daha sonrasında herhangi bir problemle karşılaşmaması ve tedavilerini gerçekleştirmeleri amacıyla düzenli olarak kan testlerini yaptırmaları ve folik asit depolarını sürekli kontrol ettirmeleri gerekmektedir. Bu eksikler tamamlanmadan tekrar hamile kalınması mümkün değildir.

Düşük Sonrası İdeal Gebe Kalma Süresi Nedir?

Düşük sonrası en ideal hamile kalma süresi bir adet dönemi beklemektir. Yaklaşık bir ay süren bu süreçte annenin vücudu kendini hazırlar. Yapılan araştırmalar düşükten sonraki ilk üç ay hamile kalanların, sonraki üç ay hamile kalanlardan daha fazla canlı doğum yapma oranı olduğunu kanıtlamıştır. Normal şartlar altında doktorlar, düşükten sonra yeni bir hamilelik için 6 ay beklemek gerektiğini savunur. Ancak teknolojinin de ilerlemesi ile birlikte düşükten sonraki ilk üç ay hamile kalmak, doğum yapabilme şansını arttırmaktadır.

Düşük Tedavilerinde Başarı Oranı Nedir?

Düşük tedavileri, düşüğün nedenine göre farklılık göstermektedir. Bazı durumlar için yapılan cerrahi tedavilerde başarı oranı %85’tir. Düşük tedavisi için uygulanan tüp bebek yöntemi ise cerrahi yöntemlere göre daha az başarılıdır.

Toplumdaki Kadınlarda Düşük Görülme Sıklığı Nedir?

Toplumdaki kadınlarda düşük görülmesi sıklığı %20’dir. Bu düşüklerin %80’i ise hamileliğin ilk 12 haftasında görülmektedir. Gebeliğin ileri yaşlara ertelenmiş olması, genetik faktörler, şişmanlık, çevresel faktörler gibi nedenler ile her geçen yıl düşük yapan kadın sayısı artış göstermektedir.

Bebeğin Anne Karnında Ölmesi Düşük Nedeni Midir?

Bebeğin anne karnında ölmesinin pek çok nedeni olabilir. Bu nedenler bebekten kaynaklanabileceği gibi annede var olan bazı kalıtsal hastalıklar sonucunda da meydana gelebilir. Bebeğin anne karnında ölmesi ilk haftalarda olabileceği gibi 9 ay 10 günlükken de görülebilir. 10. Haftaya kadar bebeğin ölmesi durumunda vakum yöntemi ile gebelik kesesinin alınması sağlanır. 10-20 hafta arasındaki bebek ölümlerinde düşük hapları kullanılır ve vakum yöntemi ile bebeğin kalıntıları anne rahminden temizlenir. 20. Haftadan sonra ise düşük ya da erken doğum hapları kullanılır ve suni sancı verilerek doğum yapılması sağlanır.

Anne Ve Babanın Akraba Olması Düşük Nedeni Olabilir Mi?

Akraba evliliklerinden doğan çocukların büyük bir kısmı sağlıklı doğar ancak bu çocuklara kalıtsal hastalıkların geçme ihtimali çok yüksektir. Bu kalıtsal hastalıklar ya da kromozom bozuklukları hamilelik döneminden itibaren görülmeye başlarsa, düşük nedeni olabilir.

Düşük Yapmak Yaşla İlgili Midir?

Düşük yapmak hem annenin hem de babanın yaşıyla ilgili olabilir. Yaş ilerledikçe sperm ve yumurta kalitesi azalır. Bu da bebekte bazı sorunlar ile birlikte düşük meydana gelmesine neden olur. Yapılan araştırmalar annenin ve babanın yaşı ilerledikçe, düşük yapılması ihtimalinin arttığını kanıtlamıştır. 20 yaşın altındaki kadınlarda düşük görülme ihtimali %10 iken 30-34 yaşları arasında bu ihtimal %11,7’ye yükselir. 35-39 yaşları arasında %18, 40-44 yaşları arasında %34 ve 44 yaşın üzerindeki kadınlarda %54 oranında düşük yapma riski bulunur. Babanın yaşının 50’nin üzerinde olması durumunda ise genetik anormallikler görülme ihtimali artar ve düşük meydana gelebilir. Babanın yaşı ilerledikçe spermlerin hücre yapısında bozukluklar meydana gelir ve bu bozukluklar da tekrarlayan düşüklerin nedeni olabilir.

Düşük Sonrası Kadınlarda Cinsel İsteksizlik Görülür Mü?

Düşükten sonra anne adayları hem fiziksel hem de psikolojik olarak etkilenir. Bu durumlar cinsel isteksizliğe neden olabilir. Bu isteksizliğin önlenebilmesi için psikolojik yardım alınabilir. Ayrıca doktorunuz tarafından verilen ilaçlar da cinsel isteksizliğin engellenmesini sağlayabilir.

Düşük Sonrası Psikolojik Değişiklikler Nelerdir?

Düşük sonrası anne adayları daha çok psikolojik olarak etkilenir. Hamileliğin ilk haftasındaki düşükler çok fazla etkilemese de ilerleyen haftalarda kaybedilen bebekler hem anne hem de baba adayını derinden üzebilir. Çeşitli tedaviler sonucunda hamile kalınmışsa ve tekrar düşük yaşanmışsa, bu durum anneyi daha derinden yaralayabilir. Anne adayının düşükle ilgili kendini suçlaması, sorgulaması ve eleştirmesi durumları yaşanır. Bu durumlar anne adayının yeniden çoğu olmayacağı düşüncesine kapılmasına, umutsuzluk içine girmesine, travma sonrası strese ve depresyona neden olabilir.

Düşük yapan kadınlar üzerine yapılan bir araştırmada kadınların; düşük nedeniyle kendilerini suçladıkları, olaylara bakış açılarının olumsuz yönde değiştiği, duygusal açıdan zayıf oldukları, mücadele etme kabiliyetlerinin yetersiz olduğu, sosyal olarak gelen tüm destekleri kabul etmedikleri, eşlerini kendilerinden uzaklaştırdıkları, ekonomik düzeylerinin kötüye gittiği kanıtlanmıştır. Bütün bu psikolojik sorunlara müdahale edilmediğinde, anne adayının depresyona girmesi söz konusu olur ve bu depresyon ilerleyerek kronik hale gelebilir. Bu nedenle düşük yapan anne adaylarının, vakit kaybetmeden psikolojik destek alması tavsiye edilmektedir.

Düşük Tedavisinde Kullanılan İlaçlar Zararlı Mı?

Düşük tedavisi için genellikle progesteron hormonunu artıran ilaçlar kullanılmaktadır. Bu ilaçlar, gerçekten progesteron hormonu düşük olduğunda etki sağlar. Bu hormonun az olması nedeniyle düşük yaşanma ihtimali yoksa, bu ilaç fayda sağlamaz. Ancak bu ilaçların zararları da görülmez. Her ilaç gibi düşük ilaçlarının da bazı yan etkileri olabilir ancak bu yan etkiler geçicidir. Düşük önleyici ilaçlar anneye ya da bebeğe zarar vermez.

Tüp Bebek Yöntemiyle Gebe Kalan Kadınlarda Düşük Görülme İhtimali Var Mı?

Tüp bebek yöntemiyle gebeliklerdeki düşük riski, normal yollarla hamile kalanlarınkiyle genellikle aynıdır. Tüp bebek yönteminde rahime dışarıdan konulan bebek bazen tutamayabilir ve hamilelik düşükle sonuçlanabilir. Normalde tüp bebek yoluyla hamile kalan kadınların düşük yapma ihtimali fazladır ancak bu yöntemle hamile kalan kadınlar daha fazla doktor kontrolüne giderler. Bu da düşük tehdidi yaratan durumların erken tespit edilmesine ve önlenmesine neden olabilir. Tüp bebek yöntemiyle hamile kalan kadınların düşük tehlikesi yaşamaması için daha fazla doktor kontrolüne gitmeleri ve bu kontrollere önem vermeleri gerekir.

Düşük Sonrası Annenin Bakımı Nasıl Olmalıdır?

Düşük sonrası anneler, doktorun vermiş olduğu ilaçları düzenli olarak kullanmaya dikkat etmelidir. İstirahat çok önemlidir. Bu nedenle annelerin ilk gün üç gün istirahat etmesi gerekir. Düşükten sonraki ilk 2 hafta egzersiz yapılmamalıdır. 3 hafta boyunca cinsel ilişkiden uzak durulmalıdır. Düşük yapan kadınların halsizlik ve yorgunluk hissetmesi normaldir. Bu nedenle bol bol dinlenmesi gerekir. Düşükten sonra bol bol sıvı alınmalıdır. Kan kaybı nedeniyle eksilen vitamin ve minerallerin takviye edilmesi için sebze ve meyve tüketilmelidir. Düşük yaşayan kadınların beslenme düzenine dikkat ederek sağlığına kavuşması, tekrar hamile kalmaya yardımcı olacaktır.

Düşük Risk Faktörleri Arasında Yer Alan Kişiler Gebelikte Nelere Dikkat Etmelidir?

Düşük riski taşıyan kişilerin hamilelik döneminden önce ve hamilelik dönemi boyunca doktor kontrolü altında olması, bebeğin yaşayabilmesi için çok önemlidir. Düşüğe neden olan etkenlerin önceden saptanabilmesi için mutlaka hamilelikten önce detaylı bir araştırmanın yapılması gerekir. Nedene göre uygulanacak düşük tedavisinin ardından hamilelik yaşanırsa, bu hamilelik mutlaka doktor kontrolüne olmalıdır. Hamilelik dönemi boyunca belirli aralıklarla kan sayımı, idrar tahlili ve diğer kan tahlilleri yapılabilir. Bebeğin bulunduğu sıvıdan örnek alınması, plasentadan örnek alınması ya da kordon kanından örnek alınması ile incelemeler yapılabilir. Muayene aralıkları ve ultrason incelemeleri sık aralıklarla gerçekleştirilebilir. Düşük riski olan anne adaylarının yapması gerekenler doktorun vermiş olduğu talimatlara kesinlikle uymaktır. Verilen ilaçlar zamanında kullanılmalı, beslenme düzenine dikkat edilmeli, anne adayı stresli ortamlardan uzak durmalı, yoğun iş temposundan kaçınılmalı, kimyasal gazlardan ve kirli çevrelerden uzak durulmalı, alkol ve sigara bırakılmalıdır.

Düşük Tedavisi Nasıl Yapılır?

Düşük travmaya bağlı olarak bir kez veya süreklilik arz eden bir sorundan dolayı devamlı gerçekleşebilir. Doğal olarak düşük tedavisi de düşün tipine göre belirlenir. Normal ve münferit olarak gerçekleşen bir düşükten sonra sorunun kaynağının ortadan kaldırılması, rahim içinin temizlenmesi ve istirahat edilmesi yeterlidir. Kürtaj işlemi ile eğer içeride kalmış parça varsa çıkarılır, operasyon yirmi dakika kadar sürer ve lokal anestezi altında yapılır. Tekrarlayan düşük söz konusu ise tedavi çok daha komplekstir. Hastanın belirli ilaçları alması, kadın doğum uzmanları tarafından sürekli gözlem altında tutulması gerekir. Gebelik süreçleri haftalık periyotlarla kontrol edilir ve gebeliğin başarılı geçmesi için çaba harcanır.