Astım Tedavisi

Astım Tedavisi
Astım Tedavisi

 

Ömür boyu devam eden hastalıklardan biri olan astım, günümüzün en yaygın hastalıkları arasında yer alır. Astım tedavisi konusunda, hastayı belirli ölçüde rahatlatıcı ve ataklara karşı koruyucu tedaviler bulunur ancak bu tedavilerin herhangi biri astım hastalığını tam olarak bitiremez.

Astım hastalığının tedavisi konusunda doktorlar tarafından verilen ilaçların, programların ve diğer tedavi detaylarının yanı sıra kişinin de kendisini koruması gerekir. Astım hastaları her ortama giremez, her sporu yapamaz ve nefes almakta zorluk çekilmesi gibi durumlarla asla karşı karşıya gelemez.

Astım hastalığının nedenleri çevresel ve kalıtsal olmak üzere ikiye ayrılır. Günümüz şartlarında ise çevresel unsurların daha ağır bastığı görülür. Yaşam kalitesini belirli ölçüde etkileyen astım, kişinin kendisini koruması durumunda çok büyük problemlere neden olmaz. Ayrıca tedavi programına tam olarak uyulması, ciddi astım ataklarının önlenmesinde etkilidir. Astım hastalığının en büyük zorluğu ise nefes alma konusunda zorluk yaşanmasıdır. Nefesi ciğerlere ileten kanallarda bulunan mukoza zarı, çevresel faktörler nedeniyle zaman zaman şişebilir. Bu şişkinlik nedeniyle kanallarda daralma meydana gelirken, solunum almak son derece güç bir hal alır.

Anlık krizlere müdahale eden birtakım ilaçlar sonucunda bu kriz ortadan kaldırabilir. Solunum yolları eski haline dönerek, kriz atlatılabilir ve kişi dakikalar içerisinde kendine gelebilir. Bu ilacın sürekli olarak astım hastası bir kişinin yanında olması gerekir ve zaman zaman bu ilacın sürekli olarak taşınması, ufak çaplı sorunlar yaratabilir. Her ne olursa olsun, astım hastası olan bir kişinin bu kriz ilaçlarını yanından ayırmaması oldukça önemlidir.

İnceleyen ve onaylayan: Uzm. Dr. Sevinç Bilgin

Astım Tedavisi Öncesi

Astım hastalığının belirtileri, diğer birçok hastalıkla örtüşür ve bu nedenle söz konusu diğer solunum yolu hastalıkları astım ile karıştırılabilir. Astım hastalığının teşhisi konusunda öncelikle gerekli olan testler yapılmalı ve ardından gerekli olan astım tedavisi programına başlanmalıdır.

Yapılan testler sonucunda hastanın neden astım hastalığına yakalandığı, hastalığın hangi boyutta olduğu ve gerekli tedavilerin neler olacağı rahatlıkla belirlenebilir. Astım hastalığı alerjik nedenlerden ötürü veya alerjik olmayan nedenlerden ötürü gelişebilir. Bu iki durumda da çok farklı tedavi yöntemlerine başvurulacağı için öncelikle astım için yapılan testler son derece önemlidir.

Alerjik nedenlerden ötürü gelişen astım hastalığı, akciğerlerin son derece hassas olduğunu gösterir. Geçirilen gribal enfeksiyonlar, genetik nedenler veya çeşitli akciğer sorunlarına bağlı olarak astım hastalığı görülebilir. Alerjik olmayan astım hastalığının tam olarak ne zaman kendini göstereceği belli olmaz. Hasta çocukken de bu hastalıkla karşılaşabilir veya yetişkin bir birey olması durumunda da astım hastalığını fark edebilir. Öte yandan çocukluk döneminde görülen astım hastalığının ergenliğin atlatılmasından sonra geçebilme ihtimali vardır. Bazı bireylerde ise ömür boyu devam ettiği görülebilir. Haliyle tedavi öncesinde tüm bu detaylar göz önünde bulundurularak gerekli olan tedavi işlemleri başlatılır.

Kişinin astım hastalığı alerjik nedenlerden kaynaklanıyorsa, yaşı bu noktada çok büyük önem taşır. Bunun nedeni ise alerjik astım hastalığının çocukluk döneminden sonra kendiliğinden geçebilir olmasıdır. Eğer alerjik astım hastalığı ergenlik ve sonrasında görülmüşse, hastanın bu hastalıkla ömür boyu yaşamaya alışması gerekir. Alerjik astımın tespit edilmesi ile birlikte tedavi programı alerjik unsurlardan korunmaya yönelik olarak belirlenebilir. Ayrıca sadece alerjik nedenlerden korunmaya yönelik değil, astım krizlerinin önlenmesine dair de birtakım önlemler alınabilir.

Astım tedavisi öncesinde iki duruma (alerjik olan veya olmayan astım hastalığı) göre uzman doktor, tedavi programını oluşturur ve her iki durumda da kullanılan ilaçlar farklılık gösterebilir. Tedavi programı, ilaç tedavisi, alerji aşı tedavisi ve korunma etrafına oluşturulur.

Korunma aşamasında hasta, astım hastalığını tetikleyici her unsura karşı detaylı bir şekilde bilinçlendirilir. Eğer hastanın alerjik astımı bulunuyorsa, bu konuda yapması ya da yapmaması gereken detaylar daha net bir şekilde anlatılır. Bunun yanı sıra sigara dumanı, parfüm, temizlik malzemelerinin kokusu, polen, ağır sporlar ve aşırı tozlu ortamlar, astım hastalığının veya krizlerinin tetiklenmesine neden olan temel unsurlar olarak bilinir. Korunma konusu içerisinde bu tür ortamlardan mutlaka uzak durulması gerektiği anlatılır. Ayrıca hastanın özel bir durumu varsa ve bu durum doktor tarafından fark edildiyse, bu konuda da bilgilendirme yapılır.

İlaç tedavisi programı içerisinde ise astım hastalığın ilerlemesinin önüne geçen ilaçlar yer alır. Bu ilaçların nasıl ve ne şekilde kullanılacağı detaylı bir şekilde hastaya aktarılır. Eğer hasta astım ilaçlarını düzenli bir şekilde kullanmazsa, hastalık daha da ilerleyecek ve hasta, astım hastalığı nedeniyle günlük yaşantısı içerisinde daha zor anlar yaşayacaktır. İlaç tedavisi içerisinde sadece hastalığın ilerlemesinin önüne geçen ilaçlar yer almazken, bunlara ek olarak rahatlatıcı özelliği bulunan ilaçlarda yer alır. Bu ilaçlar ise kriz anlarında ya da hastanın nefes alma konusunda çok güçlük çektiği anlarda kullanılır. Direkt olarak bronşların rahatlamasına neden olan bu rahatlatıcı ilaçlar, hastanın sürekli olarak yanında taşıması gereken ilaçlar olarak bilinir.

Alerjik aşı tedavisi ile birlikte hastanın alerjik reaksiyon gösterdiği maddelere karşın daha dayanıklı olması amaçlanır. Bu aşılar mevsimsel olarak veya belirli periyotlarda yapılırken, alerjik astımı olan hastaların mutlaka bu aşıları yaptırması gerekir.

Tüm bu tedavi programları, astımın evresine göre değişim gösterebilir. Her hastaya aynı tedavi programı uygulanmazken, tedavi öncesinde söz konusu tedavi unsurları göz önünde bulundurularak, astım hastasının en rahat edeceği ve hasta için en verimli olan tedavi seçenekleri belirlenir.

Astım Belirtileri

Astım hastalığının belirtileri, nefes almakta güçlük çekme, astım krizi, nefes alırken karşılaşılan hırıltı ve daha birçok şekilde kendini gösterebilir. Bu belirtilerin büyük bir çoğunluğu önemsenmezken, bazı belirtilerin ise diğer solunum yolu hastalıklarıyla benzer olmasından ötürü, yanlış şekilde müdahale edildiği görülür. Haliyle bu durum astım hastalığının daha da çok ilerlemesine ve hastalığın kendini daha sert bir şekilde göstermesine neden olur.

Öksürük

Öksürük, astım hastalığının belirtileri arasında en çok görülen semptomlarından biridir. Astım hastalığının sebep olduğu öksürük nöbetleri, çok şiddetli ve dinmek bilmeyen öksürüklerdir. Hastanın her an bu öksürük nöbetleri ile karşılaşabilmesi mümkündür. Özellikle gece uyurken karşılaşılan öksürük nöbetleri, son derece kuru ve halk arasında “gıcık” olarak tabir edilen öksürük biçimi ile benzerlik gösterir.

Egzersiz yapılması, sigara dumanının solunması, tozlu ortamlar ve daha birçok ortam öksürük nöbetlerinin oluşmasına neden olabilir. Soğuk havanın solunması ve sonrasında karşılaşılan öksürük ise astım en net belirtisi olarak bilinir.

Hırıltılı Solunum

Hırıltılı solunum, sadece astım hastalığında görülen bir belirti değildir. Diğer birçok solunum yolu hastalığının belirtileri arasında hırıltılı solunum bulunur. Sürekli olarak değil de belirli zaman dilimleri içerisinde görülen hırıltılı solunum, astım hastalığının belirtisi olarak bilinir.

Astım hastalığı nedeniyle bronşların daralmış olduğu görülür ve bu nedenle hırıltı oluşur. Bu bronşlar ise astıma bağlı olarak belirli zaman dilimlerinde daralarak, hastanın hırıltılı solunum yapmasına neden olur. Bu nedenle hırıltılı solunumun, sadece belirli zaman dilimlerinde gerçekleşmesi astım belirtisi olarak görülebilir. Hırıltılı solunumun en çok geceleri duyulduğu görülebilirken, havanın kirli olduğu ortamlarda veya yapılan egzersizler sonrasında hırıltılı solunum ile karşılaşılması mümkündür.

Hırıltılı solunum sadece hastanın kendisi tarafından duyulmaz ve sadece hastayı rahatsız etmez. Etrafındaki kişiler de bu hırıltıyı çok net bir şekilde duyabilirken, etraftaki kişilerin de bu sesten rahatsız olabilmesi mümkündür. Bazı solunum yolu hastalıklarında solunum sırasında karşılaşılan hırıltı güçlü değildir ve sadece hasta hisseder. Astımda ise son derece güçlü bir hırıltı vardır ve etraftaki kişilerin rahatsız olmasından dolayı, hırıltılı solunum astım belirtisi olduğu anlaşılabilir.

Göğüste Tıkanıklık

Astım hastalığının bir diğer önemli belirtileri arasında göğüste tıkanıklık yer alır. Hasta normal bir şekilde soluk alıyor olmasına karşın, göğüs bölgesinde ciddi anlamda daralma hissedebilir. Göğüs üzerinde ciddi bir baskı hisseden hasta, haliyle nefes almakta güçlük çekiyormuş gibi hisseder. Bazı astım hastalarında bu durum aşırı bir şekilde gösterebilir ve hasta ölüm korkusu nedeniyle kriz geçirebilir.

Göğüste tıkanıklıkla birlikte gelişen diğer belirtilere de dikkat etmek gerekir. Her astım hastasında görülmemekle birlikte, bazı astım hastalarında göğüs tıkanıklığıyla birlikte, göğüs veya boyun bölgelerinde şekil bozukluğu veya benzeri çökmeler görülebilir.

Soluk Almada Islık Sesi

Astım hastalarını en çok rahatsız eden belirtilerden biri de nefes alırken duyulan ıslık sesidir. Bu ıslık sesi, burundan alınırken, burunda nefes alma tıkanıklığına yol açan sebeplerden dolayı ortaya çıkan sesle karıştırılabilir. Soluk alırken karşılaşılan ıslık sesinin astımdan kaynaklanıp kaynaklanmadığı, ağızdan alınan nefesle anlaşılabilir. Kişi ağzından nefes alırken, ıslık ya da benzeri bir ses duyuyorsa, solunum yolu hastalıklardan birine sahiptir.

Genel olarak bronşların daralmasıyla ortaya çıkan bu ses, sadece astım değil bronşit hastalığının da en çok görülen belirtileri arasında yer alır.

Nefes Darlığı

Solunum yolu hastalıklarının ve hatta solunum yolu dışında diğer birçok hastalığın belirtileri arasında yer alan nefes darlığı, astım hastalarında sıkça karşılaşılan bir şikâyettir. Astım hastalarının diğer hastalardan farkı ise nefes darlığı ile birlikte gelişen diğer astım belirtileridir.

Hasta nefes alırken göğüs kafesinde bir baskı hissediyorsa, hırıltılı veya ıslıklı solunum yapıyorsa, nefes darlığının sebebi yüksek ihtimalle astım olabilir. Her nefes darlığı yaşayan kişi astım hastası değildir ve bu nedenle diğer belirtilerle birlikte nefes darlığının oluş oluşmadığına dikkat edilmelidir.

Uykusuzluk

Astıma bağlı olarak gelişen sorunlardan biri de uykusuzluktur. Özellikle gece ile sabaha karşı ortaya çıkan astım belirtileri kişinin günlerce uykusuz kalmasına neden olabilir. Bununla birlikte nefes almakta zorluk çekmek, kişinin uyumakta zorluk çekmesine sebebiyet verir. Genel olarak bu durumun psikolojik nedenlerden ötürü geliştiği düşünülürken, astım veya başka bir solunum yolu hastalığı nedeniyle karşılaşılması yüksek bir ihtimaldir.

Astım Tanısı

Astım tanısının net bir şekilde koyulabilmesi adına, gelişen semptomların ve hastanın şikâyetlerinin büyük bir önemi vardır ancak bu detaylarla astım tanısı konulamaz. Astım tanısının kesin olarak konulabilmesi adına belirli testlerin yapılması gerekir. Bu testler sonucunda alınan değerler, astım hastalığının olup olmadığını ortaya çıkarır. Astım tanısı sırasında yapılan testler, tedavi programının oluşmasında etkili olan testler olarak da bilinir.

Spirometre

Akciğerlerin solunum ihtiyacı genel olarak 600 cm3 olarak bilinir. Bu değer zaman zaman yapılan aktivitelere göre de değişim gösterebilir. Spirometre testi sırasında, akciğerlere giden havanın ölçümü yapılır.Eğer solunum yollarında bir sorun varsa veya akciğerler yeterli oranda nefes alışverişi yapmıyorsa, bu durum spirometre testi sırasında net bir şekilde ortaya çıkar. Astım, bronşit ve diğer birçok solunum yolu hastalığında uygulanan bu test, solunum yolu hastalıklarının teşhisi için büyük bir önem taşır. Bunun nedeni ise her solunum yolu hastalığında akciğerlere girip çıkan havanın farklı değerlere sahip olmasına sebebiyet vermesidir.

Hasta rahat bir şekilde nefes alacağı bir pozisyona getirilir ve yine aynı şekilde ortamın da nefes alışverişi için elverişli olması gerekir. Ardından ağız yolu ile hastanın nefes alışverişi yapması istenir ve test için gerekli olan cihaz da hastanın ağzında yer alır. Nefes alışverişinde ortaya çıkan hava akımına göre değerleri kayda alan bu cihaz, astım hastalığının tespit edilmesi konusunda en önemli ölçüm cihazlarından biridir.

Test sırasında hastadan sadece normal bir şekilde nefes alıp vermesi istenmeyebilir. Hasta bir egzersize tabi tutularak, bu şartlar altında da ölçüm yapılması istenebilir. Bunun nedeni ise vücut hareketliyken ve durağan bir haldeyken, akciğerlerin hava ihtiyacının değişim göstermesi olarak bilinir. Zaten sorunlu bir akciğer, gerek hasta durağan haldeyken gerekse hasta hareketliyken, yeterli miktarda soluk alışverişi yapamaz. Bu sayede de hastalığın teşhisinin koyulma ihtimali güçlenebilir.

Bronşit Testi

Spirometre testi ile birlikte kullanılabilen bronşit testi, astımı tetikleyecek bir maddeyi hastanın soluması ile birlikte yapılır. Hasta astımı tetikleyecek söz konusu maddeyi solması ile birlikte akciğerlerde bulunan bronşlarda daralmaya meydana gelir. Bunun sonucunda ise solunum yollarında ufak çaplı bir tıkanıklık meydana gelir ve astım tanısı konulabilir.

Hastanın bu maddeyi soluması ile birlikte herhangi bir şekilde tepki vermemesi ya da nefes alma konusunda güçlük çekmemesi, hastada görülen sorunların astım hastalığıyla ilgisinin olmadığını gösterir. Verilecek maddenin dozajı yapılan ilk nefes alışveriş testine göre belirlenir. Eğer hasta, astım hastalığının ileri evrelerinde ise bu maddeyi solumasının ardından ciddi krizler geçirebilir.

Tepe Akışı

Pik değerinin ölçümü için kullanılan tepe akışı testi, astım hastalarının sürekli olarak tabi tutulduğu bir testtir. Tepe akış sayacı adı verilen bir cihazla gerçekleşen bu test, akciğerlerin nefes alışverişi sırasındaki durumunu incelemek için yapılır. Solunum yollarının ne denli daraldığını net bir şekilde ortaya koyarken, astım hastalığının teşhis edilmesi konusunda son derece etkilidir.

Astım hastalarının tepe akışı testine sürekli olarak tabi tutulmalarının en önemli nedenlerinden biri, hastalığının seyrini tespit edebilmektir. Astım hastalığınız ilerlemişse veya gerilemişse, bu test sayesinde anlayabilirsiniz. Muayene olduğunuz hastanede bu testin nasıl yapıldığı, normal değerlerin ne olduğu ve cihazın kullanımı hakkında size bilgi verilmektedir.

Hastaya tepe akışı testinin öğretilmesinin en önemli nedenlerinden biri ise hastanın durumunu kendi takip edebilmesi sağlamaktır. Bu sayede hastalığın kötüye gitmesi veya pik değerinin normal değerlerin dışına çıkması durumunda, herhangi bir kriz ya da semptomla karşılaşmaya gerek kalmadan, hasta ilgili birimlere kendi isteğiyle yönelebilir.

Nitrik Oksit

Astım hastalığının tanısı konusunda sıklıkla kullanılmasa da var olan bir testtir. Astımlı bir hastanın dışarı vermiş olduğu havada bulunan nitrik oksit oranı oldukça fazladır. Yapılan bu test sayesinde astım hastalığının olup olmadığı anlaşılabilir. Normal kişilerin de nefeslerinde bu madde bulunurken, astım hastalarında kat kat fazla bulunur.

Bu test, risk faktörlerinin oluşmasında etkin rol oynadığı için tavsiye edilmezken, bu nedenle de aktif bir şekilde kullanılmamaktadır. Ayrıca astım hastalığının tanısının konulması ve tedavi programının oluşması konusunda bu test, ciddi anlamda büyük önem taşır. Buna rağmen taşımış olduğu risk faktörleri göz önünde bulundurulur ve bu nedenle sık kullanılmaz.

Göğüs Röntgeni

Solunum yolu hastalıkları şüphesinin olduğu her bireye mutlaka göğüs röntgeni yapılır. Astım tanısı sırasında da göğüs röntgeni yapılarak, hastalık teşhis edilmeye çalışılır. Genel olarak astım hastalığının ilk evrelerinde olan hastaların göğüs röntgenlerinde herhangi bir anormal durumla karşılaşılmaz. Bununla birlikte hastanın nefes alışverişi sırasında güçlük çekmesinde etkili olabilen başka detaylarda bulunabilir ve haliyle bunlar astım şüphesine neden olabilir. Eğer akciğerde bu tür detaylar varsa ve hasta, astım hastası değilse tedavi programı daha sağlıklı bir şekilde belirlenir.

Orta ve ileri evrelerdeki astım hastalarının göğüs röntgenlerinde birtakım sıkıntılar bulabilir. Özellikle solunum yollarındaki daralmalar, bu röntgenler sonucunda daha net bir şekilde ortaya çıkabilir. Haliyle solunum yollarının nasıl rahatlatılabileceği ve astım hastalığının hangi evrede olduğu belirlenerek, gerekli olan tedaviye çok daha hızlı bir şekilde başlanabilir.

Astım Tedavisi Türleri

Astım hastalığının tedavi yöntemleri, geçmişe nazaran günümüzde çok daha gelişmiş bir düzeydedir. Buna rağmen tamamıyla ortadan kaldırılamayan astım hastalığı, kronik olmakla birlikte, çeşitli zaman dilimlerinde kendini gösterebilir. İlaç tedavisi, bitkisel ilaç tedavileri, alerji ilaçları, spreyler ve daha birçok unsur, astım hastalığının tedavi türleri olarak bilinir.

Astım Tedavisi

Astım tedavisinde birtakım amaçlar belirlenir ve bu amaçlar üzerinde tedavi programı başlatılır. Tedavinin öncelikli amacı ise hastanın şikâyetlerinin tamamıyla veya kısmen ortadan kaldırmaktır. Bilindiği üzere astım hastalığının semptomları, hastanın günlük hayatta ciddi sorunlar çekmesine ve her anlamda geri kalmasına yol açar. Haliyle hastanın solunum yollarını bir nebze de olsa rahatlatmak, hastanın gündelik yaşamında rahatlıkla hareket edebilmesine olanak sağlar.

Astım hastalarının solunum yollarında meydana gelen ciddi tıkanıklıklar, nefes alışverişinin ciddi anlamda kötü bir şekilde seyretmesine yol açar. Bireyin kötü bir nefes alışverişi yapması, yaşam kalitesinin de ciddi anlamda düşmesine neden olur. Bu nedenle solunum yollarının normale döndürülmesi veya normale yakın tutulması, astım tedavisinin amaçları arasında yer alır.

Astım hastaları, zaman zaman çeşitli sebeplere bağlı olarak astım krizleri geçirebilirler. Bu krizlerin önlenebilmesi veya kriz anında yapılan müdahaleler ile kısa sürede sonlanabilmesi mümkündür. Tedavi programında ise mutlak suretle krizin nasıl önleneceği konusunda hasta bilgilendirilir ve kriz anında kullanacağı ilaçlar reçeteye yazılır.

Tedavi programının bir diğer amacı, hastalığın ilerlemesini önlemektir. Hastalığın ilerlemesi ise kullanılan ilaçlar sayesinde gerçekleşir. Kullanılan ilaçların yan etkileri, hastanın pek çok konuda sorun yaşamasına neden olabilir. Haliyle bu yan etkilerin önüne geçmek, tedavi programının bir diğer amacı olarak bilinir.

Tedavi programı içerisinde son olarak dikkat edilmesi gereken nokta ise hastanın astıma karşı eğitilmesidir. Hastanın astım ataklarından korunabilmesi adına birtakım detayları göz önünde bulundurması gerekir. Girdiği ortamlar, ortamın havasının kirliliği ve alerjik faktörler, bu detaylar arasında yer alır. Haliyle hastanın eğitimi sırasında tüm bu detaylar hastaya aktarılır ve hastanın kendini koruması istenir. Hastanın kendini astımı tetikleyen unsurlardan koruması, zaten astım tedavisinin en büyük temel yapı taşlarından biridir.

Alerji Çekim

Tedavi programı içerisinde yer alan bazı ilaçlar ve immünoterapi, alerjik reaksiyonlara veya astım tetikleyen durumlara karşın, bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olabilir. Bu durum karşısında tedavi programı olumlu yanıt vermez ve hasta sürekli olarak astım krizleri geçirebilir.

Bağışıklık sistemini bu konuda güçlendirmek ve astımı tetikleyici durumlara karşı hazırda bulundurmak adına, vücuda özel bir madde enjekte edilir. Özellikle astımın alerjik olarak tetiklendiği hastalara uygulanan bu tedavi yönteminde, hastaya bir miktar alerjik madde verilir. Bu sayede bağışıklık sistemi bu maddeye karşı güçlenir ve alerji nedeniyle oluşan astımın önüne geçebilir.

Bu maddenin enjekte edilmesi belirli bir süreçten ibarettir ve sürekli olarak alınması gerekir. Vücut artık bu maddeye alıştığı anda ve bağışıklık sisteminin güçlenmesinden sonra, alerji çekim tedavisi sonlanabilir.

Antihistaminikler

Antihistaminikler grubunda yer alan ilaçlar, çevresel veya alerjik nedenlerden ötürü gelişen astım krizlerinin önlenmesinde etkili bir yöntem olarak bilinir. Astım krizinin gelişebilmesi adına bronşlarda daralma meydana gelmesi gerekir ve bu durum bazı çevresel şartlara bağlı olarak gelişir.

Antihistaminikler grubunda yer alan ilaçlar ise bu bronşların solunum yollarını daraltmamasını sağlar. Vücut, her türlü çevresel etkene karşı daha korunaklı hale geldiği için astım krizlerinin önüne geçilebilir. Bu ilaçların mutlaka dozunda ve doktor kontrolünde kullanılması gerekir. Aksi halde çok ciddi yan etkilerle karşılaşılabilir ve ölümcül sonuçlara yol açabilir.

Burun Spreyleri

Burun spreyleri genel olarak solunum yollarında meydana gelen tıkanıklıkların açılması için kullanılır. Ani durumlar için çok elverişli olan burun spreyleri, taşınabilir olmaları nedeniyle astım hastaları için mucizevî bir ilaç olarak bilinir. Astım krizlerinde veya astım hastalığı nedeniyle görülen solunum yolları tıkanıklıklarına, çeşitli şekillerde müdahale edilebilir. Hatta bir dönem kalçadan yapılan iğneler sonucunda bu tıkanıklıkların giderildiği bilinir. Kullanılan bu ve diğer birçok yöntem, hasta üzerinde ciddi yan etkilere sebep olur. Ayrıca bu yöntemlerin etki süreli ise son derece geç olduğu için hasta bu süreçte ciddi sorunlar yaşayabilir.

Tüm bu olumsuz durumlara istinaden geliştirilen burun spreyleri, anında astım semptomlarına müdahale eder. Astıma duyarlı hale geldiği için anında daralan bronşlar, söz konusu spreylerle rahatlayarak, hasta anında rahat bir nefes almaya başlar.

Acil Alerji İlaç

Adından da anlaşılacağı üzere aniden gelişen astım krizlerinin yatıştırılmasına adına kullanılır. Alerjik reaksiyonlar nedeniyle daralan hava kanalları, acil alerji ilaçlar ile rahatlatılır. Genel olarak ağzı ya da burun yoluyla alınan bu ilaçlar, özellikle bahar aylarında daha çok tüketilir. Astım hastalarının her ihtimale karşın söz konusu ilaçları yanlarında bulundurmaları önerilir.

Topikal Tedaviler

Vücudu alerjik reaksiyonlara karşı koruyan bir başka tedavi türü ise topikal tedaviler olarak bilinir. Bilindiği üzere astımın tetiklenmesinde alerjik reaksiyonlar etkilidir. Bu alerjik risk faktörleri sadece havada bulunmaz veya hava yoluyla vücuda alınmaz. Deri üzerinden de alerjik tetikleyicilerin vücuda alınması ve bu nedenle astım krizlerinin oluşması söz konusudur. Topikal tedaviler ise vücut yüzeyinin tüm alerjik reaksiyonlara karşın korunaklı bir hal almasına ve haliyle astım krizlerinin önüne geçilmesine olanak sağlar.

Topikal tedaviler yalnızca gerekli görülen hastalarda uygulanır ve bu konuda karar uzman doktor tarafından verilir. Her hasta topikal tedavilere uygun değildir veya astım hastalığının evresi, topikal tedaviye gerek duyulacak şekilde ilerlememiş olabilir.

Oral Kortikosteroidler

Alerjik astımın ileri evrelerinde kullanılan bir tedavi yöntemidir. Evrenin ilerlemiş olması, krizin de ciddi anlamda büyük olmasına ve vücudun alerjik reaksiyon bakımından daha hassas olmasına neden olur. Haliyle bu tür durumlarda acil müdahale gerekir. Hastanın acil müdahale için hastaneye gitmesi uzun bir vakit alacağı için yanında bulundurabileceği oral Kortikosteroidler üretilmiştir.

Tedavi programı içerisinde yer alan ve anlık müdahaleler için üretilen bu ilaçlar, ani kriz oluşumlarını saniyeler içerisinde yok eder. Hasta neredeyse hiç nefes alamayacakken, ağız yoluyla alınan bu ilaç sayesinde anında eskisi gibi nefes almaya başlar. Etki süresi son derece kısayken, taşınabilir ve kullanışlı olması, hastanın her daim yanında taşıyabilmesine olanak sağlar.

Astım İlaçları

Kısa Etkili İlaçlar

Astım hastalığının ani ve bir müddet sonra geçebilen semptomları için kullanılan ilaçlardır. İlacın özelliği, bir müddet sonra geçen semptomları direkt en aza indirerek, hastanın rahatlamasını sağlamaktır. Gerekli görülmesi durumunda tedavi programına doktor tarafından eklenebilir.

Uzun Etkili İlaçlar

Genel olarak hava yoluyla alınan bu ilaçlar, hastalığın ilerlememesi ve semptomlarının kontrol altında tutulabilmesi için kullanılırlar. Adından da anlaşılacağı üzere uzun soluklu tedavi programlarında kullanılan söz konusu ilaçlar, tedavinin sonuçlarının daha etkili olabilmesi adına yardımcı ilaçlarla birlikte kullanılabilir. Bu konuda inisiyatif uzman doktora kalmışken, hastanın astım evresi de belirleyici bir diğer unsurdur.

Çabuk Açıcı İlaçlar

Aniden gerek alerjik sebeplerden dolayı gerekse ortamdan dolayı gelişen astım krizlerinde çabuk açıcı ilaçlar kullanılır. Bu ilaçlar adından da anlaşılacağı gibi astım nedeniyle kapanan solunum yollarının aniden açılabilmesi için tercih edilir. Doktor tavsiyesi ile kullanılabilen bu ilaçlar, özellikle astımı orta ve ileri evrede olan hastalar için sıklıkla kullanılır.

Astımı Tetikleyen Faktörler

Astımın tetiklenmesine neden olan faktörlerin, genel olarak solunum yollarını daralttığı ya da bölgedeki yapılara zarar vererek, bu kanalların daralmasına neden olduğu görülür. Bu faktörler, gündelik hayatta hastanın her yerde karşısına çıkabilir. Hastanın söz konusu tetikleyici faktörlere karşın bilgili olması ve korunması gerekir.

Bilinmelidir ki hasta, astımı tetikleyen faktörlere karşı ne kadar korunaklı olursa, hastalığın ilerleme hızı azalır ve hasta olası krizleri önceden engelleyebilir. Astımın tetiklenmesinde yer alan birçok faktör bulunur ancak 6 temel faktör üzerinde durmak, hastanın olası astım krizlerinden korunmasına neden olur.

Ev Toz Akarları

Hastanın ev tozu akarlarına karşı bilinçli olmaması durumunda, kısa veya uzun vadeli alabileceği herhangi bir önlem bulunmaz. Bunun nedeni ise ev tozu akarlarının son derece küçük ve gözle görülemeyecek yapıda canlılar olmalarıdır. Adından da anlaşıldığı gibi ev ortamlarını çok seven ev tozu akarları, hızla çoğalabilen canlılardır. Havaya karışabilen söz konusu canlılar, haliyle istemeden de olsa solunum yollarına karışabilirler. Bu nedenle bu canlılar hakkında bilinçsiz olan bir astım hastasının, herhangi bir şekilde önlem alabilmesi söz konusu olmaz.

Ev tozu akarları ise alerjik astım krizlerinin en temel sebepleri arasında yer alırlar. İnsan vücudunda direkt olarak alerjik reaksiyonlara sebep olan bu canlılar, haliyle alerjik astımı olan kişilerin korkulu rüyası olarak bilinirler.

Bu canlıların yok edilebilmesi adına veya önlenebilmesi adına temizlik malzemelerinden yardım alınabilir. Ayrıca sürekli olarak evin temiz tutulması ve evde hem sık kullanılan hem de yıkanabilir olan her türlü eşyanın yıkanması, bu canlılara en az şekilde maruz kalmanıza yardımcı olabilir. Bu sayede olası ve sebepsiz gelişen (aslında sebebi belli olan) astım krizlerinin önüne geçilebilir.

Polenler

Özellikle bahar aylarında sıklıkla görülen ve astım hastalarının çok ciddi krizler yaşamasına neden olan polenler, bitkilerin olduğu her alanda bulunabilirler. Astımı direkt olarak tetikleyen polenler, bununla da kalmayarak, gözde yanma, dinmek bilmeyen burun akıntısı, sürekli olarak hapşırma, nefes darlığı ve uzun süreli öksürük gibi şikâyetlere de neden olabilir. Bitkilerden yayılan polenler genel olarak sabah saatlerinde havada daha çok görülürken, astım hastalarının bu saatlerde dışarı çıkmamaları önerilir. Eğer hastaların bu saatlerde dışarı çıkmaları gerekiyorsa bile maske kullanarak dışarı çıkmaları, oluşabilecek krizlerin önüne geçebilir. Bununla birlikte polenlerin kıyafetlerde kalabilme ihtimaline karşın, mutlak suretle gün içerisinde giyilen kıyafetler yıkanmalı ve mümkünse günlük olarak duş alınmalıdır.

Uzman doktor kontrolünde polenlere karşı kullanılabilecek olan ilaçlar tercih edilebilir ve bu sayede olası krizlerin önüne geçilebilir. Polenlerin direkt olarak solunum yollarındaki yapıları hassaslaştırması ve bu nedenle solunum kanallarını daraltıyor olması nedeniyle, astım hastalarının polenlere karşı ciddi anlamda dikkatli olmaları gerekir.

Ev İçi Mantarları

Yeterli oksijenin olmadığı, serin olan, karanlık ve nemli ortamlarda çoğalmayı seven ev içi mantarları, astımın tetiklenmesindeki en önemli risk faktörlerinden biri olarak bilinir. Bu nedenle astım hastası bir bireyin sürekli olarak evini havalandırması gerekir. Özellikle bodrum ve benzeri her türlü alanı seven ev içi mantarları, ev ortamının bodrumla aynı olmamasına karşın bazı şartlarda türeyebilirler. Bu nedenle evin sürekli olarak temiz, nemden uzak ve havalandırılıp, oksijen alması sağlanmalıdır.

Söz konusu ortamların yanı sıra eski eşyaları, bitkileri, yiyecekleri ve eski olan birçok yüzeyi seven ev içi mantarları, astım krizlerinin tetiklenmesine neden olabilir. Kişinin bu eski yüzeylerdeki mantarı fark etmesi son derece zorken, hava yoluyla mantarı soluması veya temas etmesi dahi krizlere yol açabilir.

Evde bulunan tüm eski ve nemli yüzeylerin mümkünse çamaşır suyuyla silinmesi gerekir. Bununla birlikte eski sebze, meyve ve diğer birçok besin, en kısa sürede evden uzaklaştırılmalıdır.

Çamaşır suyu ile silinecek olan yüzeyler, mümkünse astım hastası tarafından temizlenmemelidir. Çamaşır suyunun yoğun ve ağır kokusu astım hastasını olumsuz yönde etkileyebilir. Gerekirse bu konuda temizlikçilerden yardım alınmalı ve hastanın kendisini korumalıdır. Eğer temizlikçi vb. bir imkân yoksa hasta bol bol dinlenerek ve camlar açık bir şekilde temizlik işlemini gerçekleştirebilir.

Dış Ortam Kirliliği

Zaman zaman çeşitli çevresel faktörler, doğa olayları, hava akımları vb. nedenlerden ötürü hava kirliliği ile karşılaşılabilir. Bu gibi durumlardan en çok etkilenen kişilerin astım hastaları olduğu bilinir. Havadaki toz, bakteri, polen, pislik ve daha birçok kirli madde, bronşların daralmasına sebep olabilir. Böyle bir durumda da astım krizleri kaçınılmaz bir hal alır. Bu nedenle dış ortamın kirli olması durumunda, mümkün olduğunca astım hastasının dışarı çıkmaması önerilir.

Hasta dışarı çıkmak zorundaysa da uzman hekim kontrolünde verilen spreylerle dışarı çıkabilir. Bu spreyler sayesinde oluşan krizleri kısa sürede aşabilir. Bununla birlikte krizi beklemeksizin, kullanılan ilaçlar sayesinde bronşların rahatlaması ve rahat bir şekilde solunum imkânı da sağlanabilir.

Dış ortam kirliliğinin oluştuğu zaman dilimlerde hastanın dikkat etmesi gereken bir diğer konu ise yapmış olduğu hareketlerdir. Hasta, mutlak suretle kendini yormamalı ve nefes alışveriş ihtiyacının fazla olduğu aktivitelerden uzak durmalıdır.

Reflü

Astım hastalarının belirli bir bölümünde reflü hastalığıyla da karşılaşılır. Astım hastalarında sinsice ilerleyen reflü, herhangi bir mide problemine ilk aşamalarda yol açmayabilir. Astım hastası sadece reflü nedeniyle meydana kapak mekanizmasının bozukluğu nedeniyle öksürük krizleri yaşayabilir.

Bilindiği üzere söz konusu mide kapağının bozulması ile birlikte mide asidinin yemek borusuna geri kaçtığı görülür. Yukarı çıkan mide asidi haliyle solunum yollarındaki bronşların da alerjik reaksiyon göstermesine ve zarar görmesine neden olabilir. Haliyle bu durum karşısında sürekli öksürük görülür. Bununla birlikte hasta için sebepsiz astım krizleri de gelişebilir.

Tüm bu ihtimaller doğrultusunda mutlaka astım hastalarında reflü araştırması yapılmalıdır. Yapılan araştırmalar sonucunda hasta, sebebini bilmediği krizlerden rahatlıkla kurtulabilir. Bununla birlikte tedavi programı da reflüye hassasiyet çerçevesinde şekillenir. Ayrıca reflünün erkenden fark edilmesi, çabuk tedavi edilebilmesi ve sorunun büyümeden ortadan kaldırılabilmesi de bu sayede mümkün olur.

Egzersiz

Astım hastalarının egzersizden veya sportif aktivitelerden uzak durması gerektiği söylenir. Bu yargı, halk arasında dolaşan en yanlış yargılardan biri olarak bilinir. Aslında yeterli dozda yapılan ve tedbirli bir şekilde gerçekleştirilen egzersizler, astım hastalığına iyi gelir. Bununla birlikte diğer vücut fonksiyonları da mutlak suretle birtakım egzersizlere ihtiyaç duyar.

Astım hastası bir bireyin, herhangi bir egzersiz yapmadan önce solunum yolunu egzersizlere hazırlaması gerekir. Bilindiği üzere egzersiz sırasında akciğerlerin ihtiyaç duyduğu hava alışveriş miktarı artış gösterir. Solunum yollarında belirli ölçüde tıkanıklık olan bir astım hastası, söz konusu alışverişi tam olarak tamamlayamaz, bununla birlikte ani astım krizleri geçirebilir. Hastanın bu aşamada yapması gereken hazırlık, doktor kontrolünde verilmiş olan bir solunum yolu rahatlatıcı kullanmaktır. Sonrasında ise egzersizleri aşırıya kaçmamak suretiyle gerçekleştirebilir. Bu sayede olası astım krizlerinin önüne geçilebilir ve akciğerlerin yeterli solunum ihtiyacı karşılanabilir.

Astım Tedavisi Sonrası

Astım hastaları belirli bir tedavi aşamasından geçtikten sonra, artık tedavi konusunda rahatlama aşamasına geçebilirler. Bunun nedeni ise astım hastalığının kontrol altına alınmış olması ve hastalığın bir miktar gerilemesidir.

Hastalığın bir nebze de olsun gerilemesi mümkünken, tamamen bitmesi kesinlikle söz konusu değildir. Hasta her an, her yerde çeşitli nedenlerden ötürü kriz geçirebilir. Sadece akciğerler, eskiye nazaran dış etkenlere karşın daha dayanıklı hale gelir ve vücut, alerjik reaksiyona sebep olacak faktörlere karşı daha dirençlidir. Bu nedenle tedavi sonrasında hastanın kendini koruması gerekir ve her an kriz geçirebilecekmişçesine hazırlıklı olması önerilir.

Tüm bunların yanı sıra bazı ilaçların kullanımı, astımın boyutuna göre süreklilik gösterebilir. Bu ilaçlar astım krizlerinin önüne geçecek olan en önemli koruyucular olarak bilinirken, hastanın da mutlaka belirli aralıklarla test yapması gerekir. Kısacası, her ne kadar astım tedavisi bitmiş gibi görünse de hastanın kendine, tedavi sonrasında daha çok dikkat etmelidir. Özellikle hastalığın tekrar ilerlememesi bu süreçte önem taşıyan bir konudur.

Hasta, kendine acil kriz planı oluşturmalı, beslenmesine dikkat etmeli ve astım hastalığına iyi gelen her türlü unsurdan, tedavi sonrasında mutlaka faydalanmalıdır.

Astım Eylem Planı Oluşturmak

Astım eylem planı oluşturmak, astım krizlerinin çabuk, güvenli ve kesin olarak atlatılması konusunda büyük önem taşır. Astım eylem planının oluşturulması sırasında, hasta-doktor ilişkisinin iyi olması gerekir. Hastanın ani krizlerde ne gibi durumlarla karşılaştığını, bu durumlardan nasıl kurtulduğunu ve astım krizleri konusunda ne gibi eksikliklerinin olduğunu doktoruna anlatmalıdır. Bununla birlikte eğer hasta, başka hastalıklarla da mücadele ediyorsa, astım eylem planı içerisinde bu hastalıkların da dikkatle ele alınması gerekir.

Astım eylem planı içerisinde öncelikle kullanılacak ilaçların listesi yer alır. Anlık krizlere müdahale edecek olan ilaçlar, bu plan içerisinde diğer ilaçlara göre daha önemlidir. Bunun nedeni ise astım eylem planının genel anlamda anlık müdahaleler için kullanılmasıdır. Plan oluşturulurken aşama aşama astım krizlerinin üstünde durulur. Öncelikle hastanın astım krizini önceden fark edebilmesi adına ilk belirtilerin neler olduğu belirlenir. Ardından hastanın kendini güvenli bir bölgeye çekmesi gerekir. Hasta kriz yaklaşırken motorlu taşıt kullanıyorsa vb. durumlardaysa, mutlak suretle güvenli bir bölgede durmalıdır.

Bu zaman diliminde ilaçların kullanımı, hastanın nasıl rahatlayacağı ve en kısa sürede krizin nasıl atlatılacağı tüm detaylarıyla anlatılır ve plan içerisine yerleştirilir. Astım eylem planının oluşturulması konusunda hastanın kesinlikle bireysel değil, doktoruyla birlikte hareket etmesi gerekir.

Astım Hastalığına İyi Gelen Durumlar

Astım hastalığına iyi gelen durumlar, genel olarak solunum yollarının çeşitli şekillerde rahatlatılmasından ibarettir. İlaçlar dışında solunum yollarının açılmasına katkı sağlayacak birçok yardımcı etken bulunur. Bu etkenler genel olarak beslenme ağırlıklı olsa da fiziksel olarak da iyi gelen birçok durum vardır.

Astım hastalarının kahvaltıdan önce güne başlarken mutlaka kaynatılmış nane suyu içmesi önerilir. Ferahlatıcı etkisi olan ve solunum yollarının da ciddi anlamda ferahlamasına olanak sağlayan nane, astım hastalarının gün içerisinde rahat hareket edebilmesine imkân tanır. Bir bardak kaynatılmış nane suyu yeterli olacaktır.

Gündelik hayatta sıkça tüketilen marul, astım hastalarının gün içerisinde rahat etmesine yardımcı olan bir başka besindir. Eğer hasta tek başına marul yiyemiyorsa, limon ve tuzla birlikte marulu tatlandırarak tüketebilir.

Özel bitkilerden yapılmış olan çayların da gün içerisinde belirli aralıklarla tüketilmesi, solunum yollarının rahatlamasına yardımcı olur. Özellikle sedef çiçeği ve dereotunun birlikte kaynatılarak, günde üç öğün tüketilmesi, hastanın astım krizlerinden korunmasına olanak sağlar. Bir tutam dereotu ve bir kaşık sedef çiçeği, bir fincan çay için yeterli olur.

Astım Hastalığında Beslenme

Astım hastalığında tedavi sonrasında, hastalığın tekrar oluşmaması ve krizlerin sık sık yaşanmaması adına hastanın beslenme alışkanlıklarına dikkat etmesi gerekir. Yapılan araştırmalar neticesinde, öncelikle batı ülkeler ve sonrasında dünya genelinde astım hastalığının giderek yaygınlaştığı görülmüştür. Araştırmalar daha da derinleştiğinde, toplumların bozulan beslenme alışkanlıkları ile astım hastalığının yaygınlaşma oranının doğru orantılı olduğu ortaya çıkmıştır. Bu nedenle astım hastalığının temel nedenleri arasında yer alan beslenme alışkanlıklarındaki bozukluk, tedavi sonrasında mutlak suretle düzeltilmesi gerekir.

Astım tedavisinden sonra hastalar, hastalığın tekrardan ilerlememesine yardımcı olacak bir beslenme programı oluşturmalıdırlar. Bu beslenme programı tedaviyi yürüten uzman doktorun yanı sıra uzman bir diyetisyenden de yardım alınarak oluşturulmalıdır.

Astım tedavisinden sonra oluşturulan beslenme programı, çocuk ve yetişkin olmak üzere iki farklı şekilde hazırlanır. Çocuklar için hazırlanan beslenme programının harfiyen yerine getirilmesi gerekir. Bunun nedeni ise çocuğun gelişimini hastalıktan etkilenmeden sağlıklı bir şekilde gerçekleştirmesi ve astım hastalığının sona erme ihtimalinin olmasıdır. Gelişim çağında olan çocukların, beslenme programları, ilaç tedavileri ve diğer tıbbi destekler sonucunda, yaşamış oldukları astım problemini ortadan kaldırabilme ihtimalleri bulunur. Kısacası gelişim döneminden sonra astım hastalığının sona ermesi gibi bir durum mümkündür. Bu nedenle çocuklar için hazırlanan programın daha detaylı bir şekilde hazırlanması gerekir.

Yetişkinler için hazırlanılan diyet programında ise hastanın ideal kilosunu koruması amaçlanır. Düzensiz beslenmeye bağlı olarak ortaya çıkan fazla kilolar, astım krizlerinin tekrar tetiklenmesine doğrudan zemin hazırlar. Özellikle karbonhidrat ve şeker içeren gıdalardan uzak durulması gerekirken, hazır gıdalar, yağlı yiyecekler ve daha birçok besin, astım hastaları için büyük bir risk unsurudur.

Astım hastalarının beslenme programı içerisinde mutlaka magnezyum açısından zengin olan gıdaların yer alması gerekir. Magnezyum eksikliği, astım hastalığını tetikleyen en önemli sorunlardan biridir. Bu nedenle muz, kakao, ıspanak, peynir ve fındık benzeri gıdalar, mutlaka beslenme programı içerisinde yer alır. Ayrıca potasyum eksikliğinin ise akciğer fonksiyonlarını ciddi anlamda zayıflattığı görülür. Bu nedenle de potasyum oranı fazla olan ve vücuda yeterli düzeyde potasyum sağlayan gıdaların da tüketilmesi gerekir.

Astımı tetikleyici unsurların ortadan kaldırılmasının yanı sıra, astıma karşı koruyucu olan gıdalar da beslenme programı içerisine dâhil edilmelidir. Astımdan koruyan en önemli maddelerden biri de selenyum olarak bilinir. Selenyumun yeterli düzeyde alınabilmesi adına tavuk, soğan, sarımsak ve deniz ürünlerinin tüketilmesi önerilir.

Astım hastalarının günlük olarak 2 ila 2,5 litre arasında su içmeleri gerekir. Üst solunum yollarının daima nemli kalması, hastanın daha rahat nefes almasını sağlar. Bunun için de belirli aralıklarla belirtilen miktar kadar su içilmesi yeterli olur. Sıvı ihtiyacının karşılanması adına sadece su yeterli değildir. Bitki çayları veya meyve çaylarının da yine beslenme programı içerisinde olması gerekir. Söz konusu çayların vücudun ihtiyaç duyduğu besin değerlerini karşılıyor olmaları ve sıvı ihtiyacı konusunda da vücuda destek sağlıyor olmaları, en büyük avantajları olarak bilinir.

Astım hastaları, vücudun günlük su ihtiyacını karşılamamaları, vücutta aşırı miktarda histamin salgılanmasına neden olur. Vücutta aşırı derecede bulunan histamin ise astım krizlerinin tetiklenmesine yol açan maddelerden biridir. Bu nedenle günlük sıvı ihtiyacının karşılanması, beslenme programının önemli bir kısmını oluşturur.

Sık Sorulan Sorular

Astım Tedavisinin Süresi Ne Kadardır?

Astım hastalığı, ömür boyu devam eden bir hastalık olsa da asıl tedavisi 3-5 yıl devam eder. Bu süreçten sonra, hastanın tekrar bir tedavi programına dâhil edilmemesi adına yaşamına dikkat etmesi gerekir. Özellikle astım krizini tetikleyecek uzak durması gereken astım hastaları, ayrıca hem beslenme konusuna hem de tedavi sonrasında kullanılması gereken ilaçlar konusuna dikkatli olmalıdırlar.

Astım Atağı Geçiren Birine Nasıl Müdahale Edebiliriz?

Astım krizi geçiren bir bireye müdahale edilmeden önce, hastanın solunum yollarında tıkanıklık olduğu ve bu nedenle nefes alışverişi konusunda güçlük çektiği bilinmelidir. Bu nedenle astım hastasına yapılacak ilk yardımda, hastanın rahat nefes almasını sağlamak gerekir. Hastaya gerekli temiz hava temini sağlandıktan sonra, hastanın psikolojik olarak da rahatlaması gerekir. Bu nedenle hastayı telkin edici yaklaşımlar söylenirken, etrafta da bir panik havası olmamalıdır. Astım hastaları en rahat şekilde oturur pozisyonda nefes alabilirler. Bu nedenle ilkyardım mutlaka oturur pozisyonda yapılır. Ayrıca hastayı sıkan tüm giysi ve aksesuarla da derhal çıkarılır. Hastanın belinde kemer varsa, bu kemerin de mutlaka çıkarılması gerekir. Astım hastalarının kriz anlarında rahatlamak amacıyla kullanmış oldukları ilaçları bulunur. Hastanın bu ilaçları çıkarıp, bir an önce kullanması gerekir. Eğer hasta ilaçları alamayacak durumdaysa, hemen çantasında veya ceplerinde bu ilaçlar aranmalıdır. Hasta bu ilaçları kullandıktan sonra büyük ölçüde rahatlar.

İlkyardımın esas amacının, hastayı ölüm ve sakatlık gibi durumlardan kurtarmak olduğunu unutmamak gerekir. Bu nedenle ilk yardım sonucunda hasta iyileşse bile mutlaka acil servis ekini aranarak, kişi hastaneye götürülmelidir.

Astım Hastaları Çalışmaya Devam Edebilir Mi?

Astım hastalarının çalışabilmeleri için uymaları gereken bazı şartlar bulunur. Bu şartlar ise tamamıyla meslek ve işyeri ortamı ile alakalıdır. Yetişkinlerde rastlanılan astımların büyük bir çoğunluğu “meslek astımı” ya da “meslek ile tetiklenen astım olarak bilinir. Eğer birey, söz konusu durumlar nedeniyle astım hastalığına yakalandıysa, eski işine devam etmemesi gerekir. Hastanın tekrardan çalışabilmesi adına iş temposunun, işyeri ortamının ve hastanın işyerindeki görevinin büyük önemi vardır. Bu 3 ana unsur, herhangi bir şekilde astım hastalığını tetiklemiyor veyahut astım krizlerine sebep olmayacak durumdaysa, hasta çalışmaya devam edebilir.

Astım hastalığı için tehlikeli olan meslekler ise şu şekildedir: veterinerlik, deterjan sektörü, tekstil sektörü, pastacılık veya fırıncılık, boyacılık, mobilya sektörü, metal sektörü, kuaförlük ve sağlık hizmetleri.

Astım Hastaları Hangi Sporları Yapabilir?

Astım hastalarının spor yapmalarına engel herhangi bir durum bulunmaz. Sadece yaptıkları sportif aktivite sırasında biraz daha dikkatli olmaları gerekir. Astım hastalarının yapmamaları gereken herhangi bir sportif faaliyet bulunmazken, futbol, voleybol, hentbol, basketbol vb. sporlarda tempolarını yükseltmemelidirler.

Astım hastalarının yaptıkları egzersizlerde veya sporlarda, nefes ihtiyacının fazla olmaması gerekir. Futbol veya basketbol yoğun tempolu sporlar oldukları için nefes ihtiyacı normalin kat kat üzerinde hissedilir. Bu nedenle astım hastalarının bu tür sporlardan uzak durmaları veya bu tür sporları yaparken, kendilerini fazla yormamaları gerekir.

Astım hastalığı için yüzme, aerobik, step, yavaş tempoda koşu veya tempolu yürüyüş gibi sporların herhangi bir sakıncası bulunmaz. Hatta astım hastalarının belirli tempolarda spor yapmaları, hastalığın ilerlememesi yönünde katkı sağlar.

Astım Hastalığı Tedavi Edilmezse Ne Olur?

Astım, önem derecesi yüksek olan bir solunum yolu hastalığıdır. Astım hastalığının tedavi edilmemesi en başta KOAH gibi ölümcül bir akciğer hastalığına neden olabilir. Bununla birlikte tedavi ile kontrol altına alınmayan bir astım hastalığı, hastanın sürekli olarak krizler geçirmesine neden olur. Bazı krizler sonucunda ise hasta beyinsel fonksiyonlarını veya diğer vücut fonksiyonlarını kaybedebilir.

Astım Hastalığı Genetik Mi?

Astım hem alerjik hem de kalıtsal nedenler görülebilen bir hastalıktır. Ailesinde astım hastalığı olan bir bireyde de astım hastalığı yüksek bir oranla görülebilir veya ailedeki başka birey astım hastalığına yakalanabilir.

Ailede astım olmasa bile saman nezlesi ya da egzama gibi hastalıklar varsa, yine astım hastalığının görülme olasılığının yüksek olduğu rahatlıkla söylenebilir. Yine ailede astım hastalığı bulunmasa bile çevresel faktörler, kişinin astım hastalığa yakalanma riskini artırabilir.

Astım Hastalığının Ölüm Riski Var Mı?

Astım hastalığı, yeterli seviyede tedavi edilmemesi ya da hastanın dikkat etmemesi gibi durumlar nedeniyle ölümcül sonuçlara neden olabilir. Hastanın gelişen astım ataklarının her birini mutlak suretle özenle atlatması ve çok ciddiye alması gerekir. Yapılan araştırmalar sonucunda astım hastalarının %67’si, hastalığı önemsedikleri veya tedavi olmayı kabul etmedikleri için öldükleri görülmüştür.

Astım krizlerinin derecesi fark etmeksizin her biri ölüm riski taşır. Bu nedenle hastanın mutlaka tedavi olması, kendini koruması ve astım hastalığına karşın eğitim alması gerekir.

Astım Hastalığının Cerrahi Tedavisi Var Mı?

Astım hastalığının cerrahi olarak tedavi mevcuttur ve bu tedavi için hastanın bazı şartları karşılaması gerekir. Astım hastalığı tedavisinde ameliyat, en son başvurulan tedavi yöntemi olarak bilinir. Hastanın durumu aşırı derecede ilerlediyse, krizlerin sayısı önceki dönemlere göre arttıysa ve hasta artık nefes alma konusunda ciddi zorluklar yaşıyorsa, hastanın cerrahi müdahale ile tedavi edilmesi amaçlanır.

Astım hastalığının cerrahi tedavisi için öncelikle ameliyat sırasında oluşabilecek riskli durumlara karşın önlemler alınır. Bununla birlikte hasta haftalar öncesinden ameliyata hazırlanır ve bu süreçte solunum yollarının olabildiğince açılmaya çalışılır. Tüm şartlar yeterliyse ve hastanın hayati riski yüksek değilse, cerrahi tedavi gerçekleşir.

Hastanın mutlak suretle ameliyat sonrasında astım ilaçlarını düzenli bir şekilde kullanması gerekir. Ayrıca beslenme programına ve egzersiz programına da uyması şarttır. Aksi halde yapılan cerrahi işlemin herhangi bir etkisi kalmaz ve hastalık daha da ilerleyebilir.

Astım Hastalığı Tedavi Edilmezse Kansere Yol Açabilir Mi?

Astım hastalığının tedavi edilmemesi durumunda, akciğerlerde önlemez hücre değişiklikleri meydana gelir. Bu değişimler sonucunda ise akciğerlerin yapısı tamamen değişir ve hastanın durumu içinden çıkılamaz bir hal alır. Astımın tedavi edilmemesi durumunda ise hastanın karşılaşacağı ilk sağlık problemi KOAH hastalığıdır.

Dünyaca ünlü onkoloji uzmanları ise KOAH hastalığının, kanserden daha tehlikeli bir hastalık olduğunu belirtmektedirler. Bunun nedeni ise KOAH hastalığında veya tedavi edilmeyen bir astım hastalığında, akciğerlerin farklı bir yapıya bürünerek, herhangi bir tedaviye cevap vermemesi ve yavaş yavaş hastayı ölüme sürüklemesidir. Ayrıca tedavi edilmemesi durumunda krizler eskiye nazaran daha da artacak ve hastanın yaşam kalitesi ciddi ölçüde düşecektir. Kısacası, astım hastalığının tedavi edilmemesi, kanserden daha tehlikeli hastalıklara yol açabilir.

Astım Hastaları Hangi İlaçları Kullanabilir?

Astım hastaları, sürekli olarak bu hastalıkla mücadelelerini sürdürecekleri için ömür boyu birçok ilaç kullanmak zorundadırlar. Astım hastalarının kullanabilecekleri ilaçlar değil de kullanmamaları gereken ilaçlara karşı dikkatli olmaları gerekir. Özellikle alerjik astımı olan kişiler, yanlış ilaç kullanımı sonucunda büyük sorunlar yaşayabilirler.

Astım hastalarının kullanmamaları gereken ya da kullanırken dikkat etmeleri gereken ilaçlar; kalp damar hastalıklarında veya kalp ritim bozukluklarında kullanılan ilaçlar, migren, göz tansiyonu, aspirin, belirli ağrı kesiciler, yüksek tansiyon ve röntgen sırasında kullanılan ilaçlardır.

Söz konusu ilaçları her astım hastası değil de bazı astım hastalarının kullanmaları gerekir. Bununla birlikte doktor kontrolünde söz konusu gruplarda yer alan ilaçlar kullanılabilir. Hastaların ilaç kullanımı konusunda kesinlikle doktorlarına danışmaları gerekir.

Astım Hastaları Hamile Kalabilir Mi?

Astım hastalarının hamile kalma durumları yalnızca belirli şartlar sonucunda mümkün olabilir. Her şeyden önce uzman doktorun, hastanın durumu hakkında detaylı bilgiye sahip olmasından dolayı, hastayı gebe kalıp kalamayacağı konusunda uyarması gerekir.

Hastanın astım durumu, hamilelik konusunda belirleyici etkendir. Astımın durumu ileri derecedeyse, hastanın hamile kalmaması önerilir. Özelliği gebeliğin ilerleyen ayları, astım hastalığının anne adayı için daha tehlikeli bir hal almasına neden olur. Annenin bu süreçte kendine çok iyi bakması ve son derece sağlıklı beslenmesi gerekir. Gebelikte vücudun besin olarak ihtiyaçları artar ve bu ihtiyaçlar yeterli derecede karşılanmazsa, ağır krizlerle karşılaşılabilir.

Hamilelik sırasında yaşanılan astım krizleri, bebeğin yeterli miktarda oksijen alamamasına ve bu nedenle anne karnından gelişimsel olarak sıkıntı yaşamasına sebep olabilir. Hatta bu durum bebeğin ölüm riskini bile meydana getirebilir. Tüm bu durumlar göz önünde bulundurularak, anne adayının kendini tamamıyla hazır hissetmesi ve uzman doktorun da hamileliğe onay vermesi durumunda hasta hamile kalabilir.

Astım Hastaları Normal Doğum Yapabilir Mi?

Astım hastalarının normal doğumla bebek dünyaya getirmeleri konusunda herhangi bir engel bulunmaz. Anne adayının astımı ileri seviyede değilse, gerekli önlemler alındıysa veya hastanenin doğumhanesinin imkânları kapsamlıysa, normal doğum herhangi bir risk taşımaz.

Eğer anne adayının astımı ileri seviyelerdeyse, doktor uygun görmediyse hem anne hem de bebek sağlığı açısından hastanın normal doğumla bebeğini dünyaya getirmesi önerilmez. Bebeğin doğumdan hemen önce veya esnasında oksijensiz kalması, ciddi sorunlara yol açabilir. Bu nedenle bu tür durumlar sezaryen önerilebilir.

Astım Hastalığının Tedavisinin Maliyeti Nedir?

Astım hastalığının tedavisi konusunda net bir maliyet vermek söz konusu değildir. Bu durumun nedeni ise her astım hastasının tedavi şeklinin değişim gösterebilmesi ve astım seviyesinin de farklı olabilmesidir.

Astım hastalığı doğru bir şekilde tedavi edilmezse, tedavi maliyetinin oranı %50 oranında artar. Bununla birlikte hasta astım tedavisini kabul etmezse ve sonrasında astım, KOAH hastalığına dönerse, tedavi masraflarının yükü daha da artış gösterir. Hastanın doğru bir şekilde hastalık hakkında eğitilmesi, tedavi için uzman bir doktordan ve iyi bir sağlık kurumundan yardım alınması, tedavi masraflarının yarı yarıya düşmesine olanak sağlar.

Astım Hastalığı Yaşam Kalitesini Etkiler Mi?

Astım hastalığının evresi, yaşam kalitesine olumlu ya da olumsuz iki şekilde etki eder. Eğer hastanın astım evresi ileri evrelerdeyse, hasta günlük yaşamda çoğu konuda dikkatli olmalı ve kendini birçok ortamdan arındırmalıdır. İleri evredeki bir astım hastası, iş ve sosyal hayatından geri kalmak durumundadır. Uygulanan tedavi ve hastanın tedaviye uyması, bu evrede normale oranla biraz daha yaşam kalitesinin artmasına yardımcı olur.

Astım hastalığının ilk ve orta evrelerinde ise tedavi sürecinin başlarında, hastanın yaşam kalitesinde az da olsa bir düşüş gözlemlenir. Hastanın astımı tetikleyen birçok durumdan korunması gerekir, haliyle bu durum iş ve sosyal hayatına çok az bir oranda etki eder. Tedavi sürecinin atlatılması ile birlikte ilk ve orta evredeki bir astım hastalığı, hastanın yaşam kalitesini olumlu ölçüde etkiler.

Hastanın tedavi sonrasında uyması gereken bir beslenme ve egzersiz programı bulunur. Bununla birlikte kendini koruması gereken hemen hemen her durum, hastanın daha sağlıklı bir yaşam sürmesine neden olur. Haliyle yaşam kalitesi açısından olumlu yönde etkilendiği, tedavi sürecinden sonra gözlemlenebilir. Bu konudaki tek şart, hastanın tedavi sonrasındaki her türlü programa harfiyen uyumasıdır.

Astım Tedavisinde Kullanılan Cihazlar Nelerdir?

Astım tedavisinde kullanılan 3 temel cihaz bulunur. Aerochamber vb. mini ilaç depoları, nebulizatörler ve kuru toz inhalerler, kullanılan cihazlar olarak bilinir.

Nebulizatörler adı verilen cihazlar, sıvı ilaçların buhar haline getirilmesine yardımcı olur. Hastanın ağız ya da burun yoluyla bu ilaçları solunum yollarına iletebilmesi mümkün olmaz. Haliyle nebulizatörler adı verilen cihazlar sayesinde, ilaçların buhar şeklinde solunarak, direkt olarak akciğerlere ulaşması ve solunum yollarını rahatlatması sağlanabilir.

Kuru toz inhalerler ise adından da anlaşılacağı gibi içerisinde toz halinde astım tedavisinde kullanılan ilaç bulundururlar. Bu ilaçların korunaklı olması ve dış ortamla fazla temas etmemesi gerekir. İnhaleler, ilacın son derece korumalı olmasına yardımcı olurken, aynı zamanda bu ilaçların en iyi şekilde vücuda aktarılmasını sağlarlar.

Aerochamber adı verilen hazneler ise tedavi sırasında kullanılan ilaç miktarlarını ayarlamaya yardımcı olur. Eğer kullanılan ilaç fazla olursa, birtakım yan etkilere neden olabilir ve hasta bu durumdan kötü etkilenebilir. Eğer kullanılan ilacın dozu tam olarak yeterli değilse, tedavi verimliliği düşer. Aradaki dengeyi bulabilmek ve verimli bir tedaviye ulaşabilmek adına aerochamber adı verilen cihazlar büyük önem taşır. İlaçların dozunda alınmasına yardımcı olurlar. Bu cihazların dışında, hastanın tedavi durumuna göre kullanılan ilaçların var olduğu bilinir.

Astım Krizi Nedir?

Astım krizi ve astım atağı, birbirleriyle çok karıştırılan ancak birbirlerinden çok farklı olan iki terimdir. Astım ataklarında hasta, kendi kendine yapabileceği müdahaleler sonucunda nefesini normal seyrine döndürebilir. Herhangi bir tıbbi müdahaleye gerek kalmazken, atak bireysel müdahaleye gerek kalmadan da kendiliğinden geçebilir.

Astım krizi ise astım atağının çok daha ağır ve semptomları fazla olan halidir. Astım krizinde hastanın mutlak suretle tıbbi müdahale alması gerekir. Hatta bazı krizler sonucunda hastanın yoğun bakıma dahi alınabilir. Hastanın bireysel olarak yaptığı ilk müdahale sonucunda direkt olarak hastaneye götürülmesi gerekir.

Astım krizi, 2-3 günlük bir süreç sonucunda ortaya çıkar. Balgam, öksürük, nefes alırken ıslık veya hırıltı, nefes darlığı ve göğüs sıkışması gibi şikâyetlerin hepsi birlikte ortaya çıkar. Astım krizleri en çok bahar aylarında ortaya çıkar ve polenlerin bu konuda büyük bir pay sahibi olduğu söylenebilir. Astım krizlerinin özellikle sabaha karşı yaşandığı bilinirken, yoğun miktarda sigara dumanına maruz kalınması, sert kokular ve diğer viral enfeksiyon oluşumları, astım krizlerini tetikler.

Astım Krizi Sonucunda Hasta Bayılır Mı?

Astım krizi esnasında hastanın solunum yollarında ciddi tıkanmalar meydana gelir. Bu tıkanıklıklar, hastanın kriz anında kullanacağı ilaçlarla bir miktar açılabilecekken, hastanın bu süreç içerisinde bayılıp, bu ilaçları kullanamaması söz konusu olabilir.

Astım krizi sonucunda hastanın bayılabilme ihtimali yüksektir. Bayılma nedeniyle hastanın nefes alışverişi daha da zayıf bir hal alarak, fonksiyonel anlamda kayıplar yaşaması mümkün olabilir. Bu nedenle astım krizi anında direkt olarak acil servisten yardım alınması ve hastanın en kısa sürede hastaneye götürülmesi gerekir.

Astım Hastalığının Seyri Nasıldır?

Astım hastalığı ilk evrelerinde küçük çaplı belirtileri ile ortaya çıkar. Bu evrede kriz veya atak gibi durumlar çok nadiren yaşanır. Nefes alırken hırıltı, ıslık, göğüs kafesinde darlık ve öksürük gibi belirtiler sıklıkla görülür. Hastalar genel olarak bu evrede belirtileri önemsemezler ve hastalık orta evreye doğru ilerler.

Hastalığın orta evrelerinde ise kriz ya da atak durumları kesin olarak kendini gösterir. Hasta, astım hastalığı için ters olan ortamlara girdiğinde, aniden atak veya krizlerle karşı karşıya kalabilir. Ayrıca bu süreçte mutlak suretle bir tıbbi yardım alınır ve hastanın da kararıyla birlikte tedavi süreci başlar. Hastanın tedaviye tamamıyla uyum sağlaması durumunda ise hastalığın ilerleyişi yavaşlar. Kriz ve ataklar ise tedavi ile birlikte en aza iner. Eğer tedavi edilmezse de hastalık ileri evreye doğru devam eder.

İleri evrede ise artık akciğerde yavaş yavaş hücresel değişimler başlar. Hasta nefes almakta ciddi anlama güçlük çeker ve hem iş hem de sosyal hayatından geri kalır. Kriz ve atakların sıklığı giderek artacağı için hastanın her geçen gün durumu kötüye gider. Yine bu süreçte tedavi edilmezse veya hasta tedaviye olumlu cevap vermezse, KOAH hastalığının görülme ihtimali artar.

KOAH hastalığında ise hastanın tedavi edilme şansı oldukça azdır. Yaşamsal fonksiyonlar da gözle görülür bir zayıflama meydana gelir ve bakıma muhtaç kalır. KOAH hastalığının yavaşlatılması bir nebze de olsun sağlanabilir ancak ölüm riski en yüksek hastalıklardan biri olduğu bilinmelidir.

Astım Tedavisi İçin Hangi Bölüme Gidilir?

Astım kronik bir akciğer hastalığı olarak tarif edilir. Tetikleyici faktörlerin varlığı durumunda solunum yolu daralarak nefes alma fonksiyonunu engeller. Tedavisi amacıyla da yaşa göre değişen bölümlere başvurulması gerekmektedir.

  1. Çocuk yaştaki astım hastaları çocuk sağlığı ve hastalıkları bölümüne başvurmalıdır. Eğer başvurulan hastanede çocuk immünolojisi bölümü var ise başvuru oraya gerçekleştirilir.
  2. İleri yaşlarda ise astım için dahiliyeye yani iç hastalıklarına başvurulmalıdır. Aynı zamanda göğüs hastalıkları ve alerji hastalıkları bölümleri de duruma göre astımlı hastalara bakabilmektedir.

    Astım Nasıl Tedavi Edilir?

    Astımı tamamen ortadan kaldıran herhangi bir tedavi yöntemi bulunmaz. Tüm tedaviler belirtileri engelleme ve hastanın hayat konforunu yükseltme üzerine inşa edilmiştir. Tedavi iki aşamalı ve oldukça uzun solukludur. İlk aşamada hasta astım krizini tetikleyen her türlü faktörden kendini arındırmalıdır. İş hayatını, sosyal yaşamını ve yaşadığı ortamı astım krizini kontrol altına alabilecek şekilde düzenlemeli; spor egzersizleri, uyku düzeni, beslenme alışkanlıkları ve stressiz bir ortam ile de bu değişiklikleri pekiştirmelidir. Sonrasında ise hastalığın durumuna göre astım konusunda uzman bir doktor tarafından reçete edilen ilaçları kullanmalıdır.

    Astım Tedavisi Sırasında Neden Aspirin Kullanılmaz?

    Bazı astım hastaları aspirin ve aynı etkin maddeye sahip olan diğer ilaçları tükettiklerinde astım krizine girebilmektedir. Bunun sebebi de ilacın içindeki bazı maddelerin boğaz yolunu daraltan bölgelere uyarı sinyali göndermesidir. Yani astım krizinin kapıda olduğu vakitler başta olmak üzere hayatın hiçbir döneminde hastalar aspirin ve benzeri ilaçları kullanmamalıdır.