Böbrek Hastalığı


Böbrek Hastalığı

Vücudumuzda fasulye biçiminde şekillenmiş ve yumruk boyutunda birer tane olmak üzere iki adet böbreğimiz var. Omurga yapısının iki tarafına konumlanmış ve sırtın orta bölgesine denk düşen bir noktada bulunurlar. Halk arasındaki genel yargı böbreklerin sadece idrarın üretilmesinde rol oynadığı yönünde olmasına karşın böbrekler vücutta birçok fonksiyonu yerine getirmekten sorumlu oldukça önemli organlar. İdrar üretme ve idrarın vücutta idrar yolu aracılığıyla atılmasını sağlayan böbrekler, metabolizmaya bağlı olarak aşırı su ve toksik maddelerin de filtrelenerek idrar aracılığıyla vücuttan atılmasını sağlar ve kanın içeriğinde meydana gelen aşırı asit yapıyı filtrelemek adına asit baz dengesini sağlar ve kanın sağlıklı pH değerinde kalmasında rol oynar. Tüm bu yaygın olarak bilinen fonksiyonların yanında böbrekler hormon üretimi ve kan basıncını düzenleme görevlerini de yerine getirir ve böbrekte üretimi gerçekleştirilen eritropoietin benzeri hormonlar kemik iliği dokusunda bulunan kan hücreleri üretiminin denetlenmesini sağlar. Böbreklerin bir diğer az bilinen fonksiyonu ise kanın kalsiyum oranını ve D vitamini üretimini etkilemesi. Böbreğin bu görevinin en önemli özelliği ise D vitamininin kemiklerde stabiliteyi sağlamaya yardımcı olması. D vitamini kemik dokusunun sağlıklı olması için gereken mineralizasyonu sağlar.

Sürekli olarak çalışma halinde kalan böbrekler, vücuttaki fazla suyu ve atıkları atmak üzere görevini devam ettirir ve sağlıklı böbrekler gün içerisinde yaklaşık 300 defa kanı temizler; bu sıklıkta bir kan temizliğinin anlamı ise böbreklerden 24 saat içerisinde ortalama bin 500 litre kan geçtiğini ortaya koyar. Tüm bu yaşamsal fonksiyonlarının önemi karşılığında böbrekler sağlığı bozulduğunda ciddi rahatsızlıkların ortaya çıkmasına neden olabilir. Burada yaygın olarak bilinen hastalık ise böbrek yetmezliğidir. Böbrek yetmezliği; böbreklerin işlevselliğinin yavaşlaması ya da durması olarak tanımlanır. Bu durum sonucunda kandaki fazla su, tuz ve diğer mineraller dengesizleşmeye başlar. Böbrekler yeteri kadar veya hiç çalışmadığında kandaki elektrolitler ve atık maddeler vücuttan atılamayarak birikme yapmaya başlar. İlgili toksik atıkların seviyesinin artmasına bağlı olarak ise ciddi komplikasyonlarla karşılaşılır. Kendisini kısa süre içerisinde çeşitli semptomlarla belli eden böbrek yetmezliğinin yaygın olarak karşılaşılan belirtileri arasında; rutinden daha az idrar gelmesi, tuvalet ihtiyacı olmasına karşın hiç idrar gelmemesi, vücutta özellikle bacaklarda ve ayaklarda ödem oluşması gibi durumlar yer alır. Böbreklerde meydana gelen fonksiyonel bozukluklar ilk etapta asemptomatik bir profil çizebilir ve hiçbir belirti ortaya koymayabilir fakat böbreklerin çalışma seviyesindeki gerileme arttıkça vücutta su ve mineral dengesi ciddi anlamda bozulmaya başlar. İlerleyen böbrek yetmezliği ile beraber halsizlik, solunum güçlüğü gibi belirtiler kendisini gösterir ve fiziksel açıdan vücut incelendiğinde ayaklarda ve bacaklarda ödem kaynaklı şişliklerin oluştuğu tespit edilir. İdrar fonksiyonunun önemli bir kısmını yöneten böbreklerde yetmezlik ilerledikçe yetersiz idrar veya hiç idrar çıkaramama gibi durumlar da baş gösterir. Yaygın karşılaşılan diğer belirtiler arasında ise; iştahsızlık, bulantı hissi ve kusma yer alır. Ayrıca böbrekteki fonksiyonların nörolojik etkileri nedeniyle bir yetmezlik oluştuğunda kişide amnezi, kafa karışıklığı, anksiyete bozukluğu, agresif ruh hal, ve insomnia durumları kendisini gösterebilir. Bu belirtilerden ziyade kişiden kişiye farklı olarak kendisini gösteren diğer belirtiler ise; düzensiz olarak aniden başlayan hıçkırık seansları, kaslarda krampların meydana gelmesi, vücutta kas dokusunun dış dokudan belli olan seğirmeleri, ürtiker, göğüsde batma hissi, dengelenemez hale gelen tansiyon hareketlilikleridir. Kişinin metabolizma ve genel sağlık durumuna göre bu belirtiler kişiden kişiye farklılık gösterebilir ve bu belirtiler farklı rahatsızlıklarla eşleştirilebilir. Öte yandan vücudun yoğun olarak çalışma gösteren ve bu anlamda da kişinin genel sağlığına kolaylıkla uyum sağlayabilen bir organı olan börek, yetmezlik ortaya çıkmaya başladığında kısa sürede hiç belirti vermezken, geri dönülmez boyutlara gelen yetmezliklerde kendisini belli edebilir. Bu durum nedeniyle uzmanlar tarafından böbrek yetmezliği belirtilerine benzeyen bir veya birden fazla belirti görülmesi halinde mutlaka kan, idrar tahlili ve röntgen kontrolüne gidilmesi gerektiğini vurgular. Tipik olarak beş ayrı kategoriyle tıp literatüründe yer alan böbrek yetmezliği; akut ve kronik böbrek yetmezliği altında içsel ve prerenal olarak ayrılır. Her dört tipte de hastalığın yarattığı riskler oldukça şiddetli olduğundan mutlaka erken teşhis ve tedavi sürecinin başlatılması gerekir. Böbrek yetmezliğine neden olabilecek faktörler ile ilgili yapılan çalışmalar; şiddetli ve devamlı olarak süren sıvı kaybının, kullanılan yüksek dozdaki tansiyon ilaçlarının, kalp krizinin, çeşitli kalp hastalıklarının ve enfeksiyonların, karaciğer yetmezliğinin ve bu hastalıklara tedavi için kullanılan ilaçların, lupus hastalığının, damar tıkanıklığının, şiddetli ve sürekli olarak alkol tüketiminin, uyarıcı madde kullanımının böbrek yetmezliğine neden olabildiğine işaret etmekte.

Hastalığın belirtilerinin ortaya çıkmasının ardından teşhisin konulması için bir doktorun görülmesi gerekir. Belirtiler doktora aktarıldıktan sonra ilk etapta gerçekleştirilen fiziksel muayenenin ardından sağlık öyküsü alınır ve hastanın ne kadar idrara çıktığı ve idrar yapmada bir sorunun olup olmadığı incelenir. Bu bilgilerin ardından böbrek yetmezliği tanısının konulabilmesi için bir takım testler yapılır ve belirli prosedürler izlenir. İdrar ve kan testleri bu anlamda böbreğin görevlerini yerine getirip getiremediğini belirlemede oldukça açıklayıcı sonuçlar verir. Bu verilerin elde edilmesinin ardından eğer böbrekte bir fonksiyon bozukluğu teşhis edilirse böbreklerin fiziksel olarak incelenebilmesi için ultrason ya da röntgen görüntüleme teknikleri ile böbreklerin büyüklükleri görüntülenir. Öte yandan bazı durumlarda böbrek fonksiyonlarında sorun görülmesi durumunda farklı bir etkenin böbreklerde fonksiyon kaybına yol açıp açmadığının teşhis edilebilmesi için biyopsi yapılması da gerekebilir. Böbrek yetmezliği ile karşı karşıya kalan hastaların birçoğu yine halk yargıları nedeniyle çok ciddi ve üstesinden gelinemez bir rahatsızlıkla karşı karşıya kaldığını düşünür ancak sanılanın aksine modern tedavi yöntemleri ile özellikle erken teşhis edilmiş vakalarda çok büyük oranda başarılı sonuçlar alınabilmekte. Tedavi süreci hastada tespit edilen yetmezliğin nedenine ve ulaştığı seviyeye göre değişiklik gösterir. Eğer hastada böbrek yetmezliğinin sebebi kanın sıvı eksikliğine bağlı olarak gerçekleşiyorsa hastaya entravenöz sıvı takviyesi uygulanabilir. Öte yandan böbrekte yetmezliğe neden olabilen bir diğer faktör sıvı birikmesi olabileceğinden bu durumda da hastaya idrar söktürücü ilaçlar verilebilir. Böbrek yetmezliği ile birlikte vücutta kan değerlerinde yaşanan bozulmaların giderilebilmesi ve bu oranların normal seviyeye çekilebilmesi için ek ilaçlar da hastaya reçete edilebilir. Eğer böbrek yetmezliğine bağlı olarak kanda toksik birikmesi varsa ve risk faktörü teşhis ediliyorsa diyaliz tedavisine başlanarak yapay böbrek uygulamasıyla kanın filtrelenmesi ve vücuda yeniden aktarılması sağlanabilir. Gerek tedavi esnasında ve gerekse tedavi sonrasında böbrek yetmezliği ile karşılaşan hastaların dikkat etmeleri gereken bir takım unsurlar var. Bunların ilk sırasında ise doğal olarak beslenme yer alır. Bu durum nedeniyle böbrek yetmezliği ile karşı karşıya kalan hastalara uzman doktorlar tarafından yapılan muayeneler sonucunda bir beslenme programı oluşturulur ya da hastayı doğrudan bir beslenme uzmanına sevk edebilir. Böbrek yetmezliğine neden olabilecek en büyük faktör beslenme kaynaklı olarak vücutta böbreklere aşırı işlev bindirme olur. Bu anlamda böbrek yetmezliğinin önlenmesi ve ortaya çıkması riskinin azaltılabilmesi için böbrekleri yoracak sağlıksız beslenme programlarından uzak durulması ve sıvı tüketiminin doğru düzeyde tutulması gerekir. Eğer böbreklere yorucu etki yaratacak bir ilaç kullanımı söz konusu ise belirli periyotlarda doktor kontrolüne gidilmesi ve sürecin takip edilmesi önerilir.

Böbrek Hastalığı Hakkında

Böbrek hastalığının anlaşılabilmesi için kapsamlı olarak böbreğin işlevlerini tanımak, hastalığın hangi nedenlerle oluşabileceği ve nelere sebep olabileceği bilinmelidir.

Böbreklerin Vücuttaki İşlevi

Vücutta iki adet, her biri yumruk büyüklüğünde ve fasulye şeklinde bulunan börekler kanın süzülmesi ve süzülen kandan idrar oluşturacak atıkları ayıran organ olarak bilinir. Böbreklere bir dakikalık periyotta giriş yapan kan atardamar aracılığıyla gelir ve dakikada 1250ml kadar kanın geçişi sağlanır. Bu miktar, kalbin 1 dakikalık süre içerisinde vücuda pompalamakta olduğu kan oranının %25’ine denk düşer. Bu verilere göre kalbin pompaladığı kanın dörtte biri anlık olarak böbreklerde süzülmekte ve temizlenmektedir. Arteria renalis isimli atardamar yolu ile böbreklere taşınan atardamar kanı, arteria renalis damarının böbreğin iç kısmına uzanan çok miktardaki yan dalları ile böbreklerin iç kısmında yer alan glomerüllere taşınır. Arteria renalisin bu şekilde böbreğe taşıdığı kan glomerüle geldikten sonra bu bölgede bulunan kılcal damarlar yumağının içinde dağıtılır ve bu bölgede süzülme işlemi gerçekleştirilir. Kanın süzülmesinden sonra çıkan süzüntü, Bowman kapsülünde yer alan parietal yaprak ile viseral yaprak arasından idrar boşluğuna aktarılır. Ortaya çıkan bu ilk süzüntü daha sonra böbrek tüpleri boşluğuna aktarılır. Böbrekte bulunan her glomerül, 0.4mm2 kadar bir kılcal damar alanından oluşur. Bu anlamda istatistiksel olarak her bir gromerüle ulaşan kan miktarı 0.4mm2’lik bir alanda süzülmeye tabii tutulur. İki böbrekte toplamda 2 milyon glomerül varlığı söz konusu olduğundan böbreklere bir dakikada aktarılan 1250ml kadar kan 0.8 metrekarelik kılcal damar yüzeyinde süzülmeye tabii tutulur. Kanın filtrelenmesi görevini bu şekilde gerçekleştiren ve tıp literatüründe kapsamlı olarak incelenen böbrek birçok görevi üstlenir. İnsan vücudu çok sayıda farklı yuzu içinde bulunduran su deposuna benzetilebilir. Böbrekler de bu noktada insan vücudunda tuz ve su dengesini sağlama görevini üstlenir ve bu sayede tansiyon dengelenir. Öte yandan sofra tuzundan farklı olarak çeşitli meyvelerden ve diğer gıdalardan alınan tuzun da vücuttan dengelenip atılmasında böbreklerin rolü önemlidir. Böbreklerin tasfiye görevi ve filtreleme görevinin yanında kan yapımının ayarlanması da vardır. Kan kemik iliği tarafından üretilmekte olmasına karşın, kemik iliğinin ne kadar kan üretmesi gerektiği bilgisi böbrek tarafından sağlanır. Kemik iliğine böbreklerde talimat gelmemesi durumunda kan üretimi yetersiz kalır ve anemi oluşur. Anemiye bağlı olarak ise halsizlik, solunum güçlüğü, çabuk yorulma, baş dönmesi sorunları ortaya çıkar. Böbreklerin kemiklerle ilişkili olan tek görevi kan alanında değil. Kemikler, vücudun fiziksel varlığının stabilliğini kazanmasını sağlayan önemli parçalardır ve kemik gelişimini ve sağlığını etkileyen önemli unsurların yönetimi böbrekler tarafından gerçekleştirilir. Kemik sertliğini etkileyen fosfor, kalsiyum gibi mineraller gıdalardan alındığında böbreklerden geçirildikten sonra bağırsağa aktarılır ve burada emilerek kemiklere yerleştirilir. Böbreklerin buradaki görevi bu minerallerin sırasıyla işlenmesini sağlamak ve fazla mineralleri vücuttan atmak olur ve D vitamini yapımında rol oynar. Böbreklerde görev bozukluğu söz konusu olduğunda kalsiyum ve fosfor fazlalığı meydana gelir ve kemiklerin direnci zayıflayarak, kırılganlık başlar. Özellikle çocuk yaşlarda yaşanan böbrek fonksiyonu bozukluklarında çocukların kemik gelişimi ve sağlığı büyük ölçüde olumsuz etkilenir ve kısalık gibi gelişme gerilikleri yaşanır. Vücudun total kimyasal dengesini de böbrekler üstlenir ve organların zararlı kimyasallardan etkilenmeksizin görevlerini yerine getirmelerini böbrek sağlar. Bir takım hormonların vücuttan filtrelenerek atılması ve kandan temizlenmesi, bu hormonların zararlı etkilerinin ortadan kaldırılması böbreklerin görevi. Böbrekte işlev bozukluğu olduğunda bu kimyasal denge bozulur ve akciğer, beyin ve kalp gibi yaşamsal önem taşıyan organların fonksiyonlarında hasar meydana gelir ve hormon birikimiyle birlikte ciddi komplikasyonlar ortaya çıkar. Kişinin çeşitli sağlık sorunları nedeniyle kullandığı ilaçlardan faydalı etkileri alındıktan sonra ortaya çıkan atıklar vücuttan atılmalı. Böbrekler, bu atıkların vücuttan atılmasında karaciğeri destekler ve vücuttan atılmasını sağlar. Böbreklerin bu görevi gerçekleştirememesi durumunda ilaç artıklarının vücutta birikmesi söz konusu olur ve çeşitli zehirlenmelere bağlı komplikasyonlar görülür. Bu nedenle de böbrek hastalığı olan kişilerin kullanacakları ilaçlar doktor kontrolünde seçilmeli ve doz ayarlaması yapılmalı.

Böbrek Hastalığı Nedir?

Vücutta çok sayıda önemli fonksiyonu yerine getirme özelliği olan böbreklerde bu ilgili görevlerin yerine getirilememesi durumuna “böbrek hastalığı”, “böbrek yetmezliği” denir. Böbrek yetmezliğinin oluşması durumunda böbrekler önemli olan bir takım fonksiyonları yerine getiremez ve ciddi bi genel sağlık problemi ile karşılaşılır. Bu aksayan görevler şu şekilde sıralanabilir; vücuttan zehirli maddelerin idrar aracılığı ile atılamaması, vücuda alınan ve biriken fazla sıvının atılamaması, vücutta genel olarak etki eden kan basıncının dengelenememesi ve kontrol edilememesi, kan hücresi üretiminin kemik iliklerine bildirilememesi ve denetlenememesi, kemik dokusunun şekillenememesi ve güçlenememesi. Sağlığı yerinde olan 1 böbrek tüm bu işlevsizlikleri yerine getirmede yeterli olmakta bu anlamda bir vakada böbrek yetmezliği teşhisinin olabilmesi için her iki böbrekte de fonksiyonel bir bozukluğun söz konusu olması ve böbreklerin eş zamanlı olarak görevlerini yerine getirememesi söz konusu olmalı. Eğer böbreklerdeki bu yetmezlik ve fonksiyonel bozukluk ilerlemeye eğilimliyse ve geriye dönüşünde imkansızlıklar oluşmuşsa bu tip böbrek yetmezliklerine “kronik böbrek yetmezliği” adı verilir. Eğer ortaya çıkan fonksiyonel bozukluk kısa bir süre ile limitliyse bu durumda fonksiyon bozukluğu iyileştirilebilir demektir ki bu durumda da tıp literatüründeki adı akut böbrek yetmezliği olarak tanımlanır. Akut tipteki böbrek yetmezliği belirlenebilir bir süre içerisinde gerçekleşir ve rahatsızlığın giderilebilmesi ve böbrek sağlığının eski haline dönebilmesi mümkün olur. Erken teşhis edilip muayenesi gerçekleştirilen akut böbrek yetmezliğinde uygun tedavi yöntemleri ile hastanın sorundan tamamen kurtulması sağlanabilir. Kronik böbrek yetmezliğinde ise hastalıkta geriye dönüş yolu büyük ölçüde olanaksızlaşmıştır ancak yetmezliğin bastırılması ve fonksiyon düzeyinin belirli bir seviyede korunabilmesi mümkün olur. Kronik böbrek yetmezliği vakaları, bu süreçte karşılaşabilecekleri enfeksiyonlar ve ateşli hastalıklar ile böbrek yetmezliğinde ilerleme kaydedebilirler ancak bu hastalıklar baskılandığında yetmezlik sorununun hızlı ilerlemesi de engellenebilir. Böbrek yetmezliğine sebep olabilecek çok sayıda faktör vardır. Bunlardan bazıları bir takım hastalıklardır ve şu şekilde sıralanabilir; glomerülenoferitler, şeker hastalığı, kalıtsal hastalıklar, hipertansion, amiloidoz, idrar yolu enfeksiyonu ve tıkanıklığı. Bunların yanı sıra yetersiz su tüketimi, kimyasal uyarıcı madde kullanımı, böbrek fonksiyonlarını olumsuz etkileyen ilaçların uzun süre kullanımı, kötü beslenme alışkanlıkları, aşırı alkol tüketimi, stres gibi faktörlerin de böbrek yetmezliğine sebep olabileceği bilinir. Tüm bunların dışında da sıralanabilecek çok sayıda etken vardır ve tıp literatüründe tanımlanır.

Görülme Sıklığı

Türkiye’de yapılan analizler sonucunda 2001 senesinde milyon nüfus içinde 314 böbrek yetmezliği vakası tespit edilmiştir. Bu tarihten sonra geçen 10 yıllık periyotta ise 2011 senesinde milyon başına 918 vaka tespit edilmiştir. 2014 senesinin sonunda yapılan analiz çalışmasında diyaliz ve böbrek nakli gören vaka sayısı 71 bin olarak belirlenmiştir. Yetişkinlerde böbrek yetmezliği görme oranı %15 olarak görülürken bu rakam her 7 yetişkin bireyden birisinin böbrek yetmezliği riski altında olduğuna işaret etmektedir.

Böbrek Hastalığı Çeşitleri

Böbrek yetmezliği gelişme şekli, tedavi edilebilirliği ve gösterdiği etkiler sonucunda 4 farklı kategoriye ayrılır. Bu kategorilerin ilk iki ana başlığı; Akut Böbrek Yetmezliği ve Kronik Böbrek Yetmezliği olarak tanımlanır. Akut Böbrek Yetmezliği ve Kronik Böbrek Yetmezliğinin kendi alt gruplarını ise İçsel ve Prerenal Böbrek Yetmezliği türleri oluşturur ve böylelikle toplamda 4 farklı kategori meydana gelir. Bu böbrek yetmezliği tiplerinin her biri kendi risk faktörleri ve etkileri ile erken teşhis edilip tedavi altına alınması gereken rahatsızlıklardır.

Akut Prerenal Böbrek Yetmezliği

Prerenal yetmezlik tipi, böbreklere kan akışının azalması halinde ortaya çıkar. Akut tipte bu durum belirli bir süreç için gerçekleşmektedir ancak tedavi edilmesi gerekir. Vücutta böbreklere yeteri kadar kan akımı olmadığında, böbrekler de kanı tam olarak filtreleyemeyecektir. Bu durum nedeniyle ortaya çıkan böbrek yetmezliği, kan akışını yavaşlatan faktörün ortadan kaldırılmasıyla birlikte düzelme gösterir ve tedavi tamamlanır.

Kronik Prerenal Böbrek Yetmezliği

Akut prerenal böbrek yetmezliği süreci tespit edilemez ya da tedavi edilmezse, böbrekler kanı uzun süre temizleyemediğinde rahatsızlık bir süre sonra kronik prerenal böbrek yetmezliğine dönüşür ve böbrekler zamanla küçülerek kalıcı fonksiyon kaybı ile karşı karşıya kalır.

Akut İçsel Böbrek Yetmezliği

Doğrudan böbrek ile ilgili olan bu tip yetmezlikte böbreklere yönelik travmalar dikkate alınır. Böbreklerin bulundukları konum itibariyle maruz kalınan kaza, darbe sonrasında fonksiyon yitimi, toksin alınması, böbreklere oksijen sağlanamaması, uzun süre devam eden şiddetli kan kaybı, böbreklerde meydana gelen enfeksiyonlar bu türün oluşmasına neden olan faktörler olarak sıralanabilir.

Kronik İçsel Böbrek Yetmezliği

Böbreğin dışsal etkenlerden aldığı darbe ve travmalar, akut içsel böbrek yetmezliğine neden olan unsurların giderilmemesi ve hasarın kalıcılaşması durumunda ve böbrek enfeksiyonlarının giderilememesi kronik içsel böbrek yetmezliğine neden olabilir.

Tedavisi

Böbreklerde meydana gelen fonksiyon kaybı nedeniyle genel sağlık sorunlarının meydana gelmesi olası olur. Hastalık nedeniyle vücuttan atılamayan toksinler, kan normal değerlerinin dengelenememesi ve daha birçok aksaklık nedeniyle oluşabilecek bu sorunlar tedavi gecikirse kalıcı hale gelerek böbrek yetmezliği ile beraber tedavi edilmesi gereken komplikasyonlara dönüşebilirler. Bu nedenle böbrek yetmezliği bulguları ile karşılaşıldığı anda bir doktor kontrolü ile teşhisin konulmasının sağlanması ve tedavi sürecinin başlatılması gerekir. Böbrek yetmezliği ile karşı karşıya kalan hastaların birçoğu modern tekniklerle artık büyük ölçüde iyileştirilebilmekte ve sağlıklı yaşamlarına kavuşabilmekteler. Akut ve kronik olmak üzere iki genel tipi olan böbrek yetmezliğinin tedavi süreci iki tipte de farklı olarak gerçekleşir. İlk aşamada kesin olarak doktor kontrolü ve denetimi şarttır ve tedavi hastalığa neden olan faktörün belirlenmesi ile başlar. Bu duruma neden olan faktör belirlendikten sonra tedavi de şekillenecektir. Tedavi sürecinde hem doktorun hem de hastanın kan basıncını takip etmesi ve eğer bir düşüklük söz konusu ise kontrol altına almasıdır. İlaç tedavisi başlanan böbrek yetmezliği hastalarında ayrıca beslenme de büyük önem taşır. Erken teşhis edilmesi gereken kritik bir iç hastalık olan böbrek yetmezliği ilerleyen seviyelerde kronikleşerek ciddi problemlerin ortaya çıkmasına neden olabilir.

Diyaliz

Böbrek yetmezliği vakalarında, hastanın vücudunda biriken aşırı sıvı ve toksik maddelerin, yarı geçirgen bir zar içerisinden geçirilerek süzülmesi ve temizlenmesi işlemi diyaliz olarak adlandırılır. Diyaliz işlemi ile vücutta işlevini yerine getiremeyen böbreklerin harici yolla görevi bir makine aracılığıyla gerçekleştirilir ve böylelikle böbrek yetmezliğine bağlı fonksiyonlar engellenir. Modern dönemde diyaliz yöntemlerinde elde edilen gelişme, böbrek yetmezliği vakalarının şiddetli boyutlarda olduğu durumlarda yaşam süresini ve yaşam kalitesini artırmada işe yaradığı görülmüştür. Türkiye’de bundan 13 yıl öncesine bakıldığında diyaliz tedavisi sayesinde 35 bin kişinin sağlıklı bir şekilde yaşamlarına devam ettirilmesi sağlanmış ve bu tedavi yönteminin büyük ölçüde başarı elde ettiğine işaret etmektedir. Diyaliz tekniğinde, santrifüjleme tekniğiyle ayrıştırılması mümkün olmayan ve çökmeyecek kadar minik tanecikleri içermekte olan sıvı-katı karışımların birbirinden ayrılmasın sağlayabilmek adına diyaliz tekniğine başvurulur. Diyaliz yönteminde delik çapı 1-5 nm kadar olan selofan, hayvan derisi, parşömen ve benzeri süzgeç işlevini yerine getirebilecek bir yarı geçirgen zardan faydalanılır. Bu deliklerden çok küçük moleküllerin geçmesi sağlanırken, daha büyük boyuttaki moleküller; protein ve kolloidler geçememekte. Diyaliz tedavisi genel olarak böbrek yetmezliği vakalarında yaygın olarak kullanılan bir yöntem olarak tıbbi alanda tercih edilir ve kan burada yüzey alanı oldukça geniş olan bir diyaliz zarından süzdürülür. Metabolik atık olarak tanımlanan belirli küçük moleküller zardan geçirilerek kandan temizlenir ve kan plazmasının sağlıklı olmasında etkili olan protein molekülleri büyüklükleri sayesinde korunarak kanda kalırlar. Elde edilen temizlenmiş kan vücuda tekrar aktarılır ve böylelikle harici olarak böbreklerin görevi yerine getirilmiş olur. Diyaliz tekniğine genel olarak böbrek fonksiyonlarının %80-80’ını kaybetmiş olan hastalarda, böbrek yetmezliği ile ilişkili olarak ortaya çıkan ve önlenemeyen kusma durumlarında, tedavilere yanıt vermeyen sıvı fazlalığı durumlarında, böbrek yetmezliği ile ilişkili olarak kanama rahatsızlığı olanlarda, bilinç kaybı veya bulanıklığı böbrek yetmezliğine bağlı olan hastalarda, böbrek yetmezliğine bağlı olarak perikardit ile karşı karşıya kalan vakalarda diyalize başvurulur. Diyalizin iki farklı türü vardır. Bu anlamda diyaliz; hemodiyaliz ve periton diyalizi olmak üzere ikiye ayrılır.

Hemodiyaliz

Hollandalı doktor Kolff tarafından ilk defa 1944 senesinde üretilen hemodiyaliz, özel bir zar aracılığı ile kanla ilgili hastalığı olan vakanın kanının ilgili makineler ile temizlenmesini sağlayan makinedir. Hemodiyaliz operasyonunun gerçekleştirilebilmesi için hastadan yeterli seviyede kan akışı gerçekleşmelidir ve işlem için gereken membran yani zar ve hemodiyaliz makinesi bulunmalıdır. Süzülecek olan yeterli seviyede akımı sağlanan kanın elde edilebilmesi için hastanın atar ve toplardamarları arasında bir pencere açılması gerekir ve bu pencereye “Arteriyovenöz Fistül” adı verilir. Bu uygulamanın yanı sıra hastanın büyük bir toplardamarı için geçici bir katater yerleştirmesi yapılması gerekir. Uygulanacak olan hemodiyaliz tedavisi, ilgili böbrek yetmezliği yaşayan hastanın yaşadığı rahatsızlığın şiddetine, dışarıya atabildiği idrar miktarına bağlı olmak üzere bir haftalık periyotta 2-3 defa ve 4-6 saat süre ile uygulanır. Yeterli seviyede gerçekleştirilmeyen hemodiyaliz uygulamasının tedavi gören bu eksikliği yaşayan hastalarda ciddi hasarlara ve hatta en ileri seviyesinde ölüme yol açabildiği biliniyor. Hemodiyaliz uygulaması sıklıkla hastane ortamında ya da bir hemodiyaliz kliniğinde gerçekleştirilir. Eğer yeterli makine ve ekipman sağlanıyorsa, uygulamanın evde de gerçekleştirilebilmesi mümkün. Güncel rakamlara göre Türkiye’de hemodiyaliz tedavisi görmekte olan yaklaşık olarak 15 bin hastanın olduğu biliniyor. Hemodiyaliz ile gerçekleştirilen tedavi ömür boyu devam edebileceği gibi böbreğin işlevinin tekrar kazandırılmasından sonra tedavinin sonlandırılabilmesi de mümkün olabilmekte. Bu anlamda gelişen teknolojik olanaklar ile hemodiyalizin geçici olarak hastada uygulanabilmesine yönelik çalışmalar devam etmekte ve hastaların en iyi şartlarda böbrek yetmezliği sorununun üstesinden gelebilmesi adına araştırmalar sürdürülmekte.

Periton Diyalizi

Böbrek yetmezliği vakalarında uygulanan bir diğer tedavi yöntemi olan periton diyalizinde kullanılan “Periton” terimi; karın boşluğu içerisinde yer alan organların etrafındaki zara işaret eden bir anlam taşır. Periton membranının insan vücudundaki yüzey alanı yaklaşık olarak 2 metrekaredir. Periton diyalizi ile tedavide hemodiyaliz tekniğinde kullanılan diğer zarların yerine periton kullanılır. İlk defa 1923 senesinde Ganter’in uyguladığı bu teknikte, böbrek yetmezliği ile karşı karşıya kalan vakanın vücut özelliklerine bağlı olarak belirlenen özel bir karışım karın boşluğuna verilir. Uygulanan bu karışım 4 ile 6 saat arasındaki bir süreyle bekletildikten sonra yeni solüsyonla değişimi sağlanır. Bu süreçte kanda bulunan üre ve fazla sıvı solüsyon tarafından emilir ve uygulama hasta tarafından gün içinde 4-5 defa tekrarlanır. Bu uygulamanın yapılabilmesi için karın boşluğuna denk noktada bir kateter, uygun solüsyon ve kateter ile diyaliz sıvısı arasında sağlanacak bir bağlantı sistemine ihtiyaç vardır. Bu yöntemin bir takım avantajları vardır. Uygulama periton diyalizi hemşiresi tarafından hastaya kapsamlı bir şekilde öğretildikten sonra hasta uygulamayı kendi başına yapabileceğinden hastanede kalma süresini kısaltır ve sosyal hayatın engellenmesini önler. Periton diyalizi sürecinde, hemodiyalize kıyasla besin ve sıvı tüketimi de daha serbest olur. Bu tip tedavide hastanın tansiyonunun takibi daha kolay bir şekilde yapılır ve kan kaybı söz konusu olmaz. Uygulama ile ilgili olarak hastaya verilecek olan eğitimin süresi kısadır ve uygulama oldukça basittir. Periton diyalizinde hastanın kalp ve damarlarına baskı az olacağından yaşlılarda ve çocuklarda sıklıkla tercih edilir. Bu tip tedavinin dezavantajlarının arasında ise günde 4-5 defa değişim yapılmasının gerekmesi ve protein kaybının söz konusu olabilmesi yer alır. Periton diyalizinde hastanın gece boyunca makineye bağlı kalması gerekir ve kateter uygulaması olduğundan enfeksiyon oluşabilir.

Böbrek Nakli

Şiddetli böbrek yetmezliği vakalarında başvurulan bir yöntem olan böbrek nakli; canlı veya ölmüş olan birisinden alınan sağlıklı böbreğin, böbrek yetmezliği yaşayan hastaya transfer edilmesi işlemidir. Bu operasyon sonrasında hastaların bir takım ilaçlar kullanarak tedaviyi devam ettirmesinin ardından hasta normal hayatına kolaylıkla geri döner ve eskisi gibi yaşantı sürdürülebilir. Bu tedavinin en önemli avantajı ömür boyu devam eden bir tedavi süreci olmadan hastanın yaşam süresinin uzamasıdır. Diyalize kıyasla böbrek naklinin birçok avantajı bulunur. Modern dönemde sıklıkla başvurulan bir tedavi yöntemi olan böbrek nakli, böbrek yetmezliği vakalarında en etkili ve başarılı tedavi yöntemi olarak bilinir. Böbrek yetmezliğinde uygulanan diyaliz teknikleri en iyi standartlarda dahi sağlıklı bir bireyin gerçekleştirdiği böbrek fonksiyonlarının ancak %5’ini gerçekleştirebilir ancak sağlıklı bir şekilde transferi gerçekleştirilen ve bu şekilde tamamlanan böbrek nakli ile bu verinin 10 kat daha fazlası sağlanır. Bu tip tedavinin hastaya sağladığı en büyük avantaj ise hastanın diyaliz sürecinden kurtulması ve makineler olmadan yaşamına devam edebilmesidir. Böbrek naklinin gerçekleşebilmesi için öncelikle sağlıklı ve verici bir kişiden uygun böbreğin bulunması gerekir. Burada “çapraz nakil” adlı yöntem karşımıza çıkar. Çapraz nakil işlemi hastanın yakınlarından kan grubu uyumlu vericisi olmayan vakalarda tercih edilen bir yöntem. Kan grubu uymaksızın bir yakınına böbrek vermek isteyen kişiler, organ nakli merkezlerinde doku uyumları dikkate alınmak kaydıyla çapraz nakil işlemi için hazır hale getirilir. Misal olarak böbrek nakline ihtiyaç duyan A grubu bir hastanın B grubu olan yakını, böbrek yetmezliği olan B grubu bir hastaya ihtiyacı olan böbreği verirken, bu kişinin A kan grubundaki yakınının böbreği de B grubuna böbrek veren yakına sahip A grubu böbrek yetmezliği yaşayan kişiye nakledilir. Kan grubu 0 ya da AB olan hastalarda çapraz nakil olasılığı biraz daha düşük olmakta ve çapraz nakil işleminde vericiler akraba olmadığından etik kurulundan onay alınması gerekir.

Böbrek Hastalığı Nedenleri

Böbrek yetmezliğinin oluşmasının bağlanabileceği çok sayıda faktör vardır. Yetmezlik sürecinde böbreklerin işlevlerini kısmi olarak yitirmeleri ya da böbreğin fonksiyonlarını tamamen kaybetmeleri söz konusu olabilir. Bu durumları ortaya çıkaran nedenler doğru teşhis edildiği takdirde ve erken tanı konulması durumunda tedavide büyük ölçüde kolaylaşır. Böbreklerde fonksiyon kaybına neden olan faktörler arasında en sık karşılaşılanlar; diyabet, yüksek tansiyon ve damar tıkanıklığı ile damar sertleşmesi olarak sıralanabilir. Kimi böbrek hastalıklarında böbrek iltihabı da seyredebilir. Vücudun otoimmun sistemi bu oluşuma karşı atağa geçtiğinde ise böbreğe hasar verebilir. Kimi böbrek yetmezliği vakalarında hastalığın sebebi böbreğin şekil bozukluğu ve büyüklüğü ile ilgili olurken, kimi durumlarda ise işlevsel sorunlar ile karşılaşılır. Böbreklerde meydana gelen işlevsel sorunlar genel olarak anne ve babadan devralınan sorunlar olduğundan çok ender olarak karşılaşılır. Öteki genel problemler arasında ise böbrek dokusuna hasar veren zehirli maddelerin ve ilaçların kullanımı, prostat problemi gibi durumlar yer alır.

Böbreklerin Fonksiyonlarını Kısmen Yitirmeleri

Böbrek yetmezliği vakalarının bir kısmında böbreklerin belirli fonksiyonlarını doğru olarak yerine getiremediği görülür. Akut vakalarda görülen fonksiyon kaybı durumlarında, idrar sorunları, kanın yeterince filtrelenememesi gibi durumlarla karşılaşılır.

Böbreklerin Çalışmasının Durması

Şiddetli böbrek yetmezliği vakalarında; özellikle akut böbrek yetmezliği ile karşı karşıya olup teşhis edilmemiş ve tedavi görmemiş olan vakalarda böbreklerin fonksiyonlarını tamamen yitirmeleri ve çalışmanın durması söz konusu olabilir. Bu durum hayati bir tehlike taşır ve vücutta kan filtrelenemeyerek toksik ve sıvı birikimi hızlanır. Acil olarak diyaliz süreci başlatıldıktan sonra hastanın böbrek nakli uygun olması durumunda nakil işleminin gerçekleştirilmesi gerekir.

Böbrek Hastalığı Belirtileri

Böbrek fonksiyonlarının belirli bir seviyede yerine getirilememesi veya tamamen durmasına bağlı olarak vücutta bir takım semptomlarla karşılaşılır. Vücutta kanı süzen ve idrarı üreterek, idrarın dışarı atılmasını kontrol eden böbreklerin bu fonksiyonlarında meydana gelen sorunlar genellikle erken teşhiste yol gösterici olurlar. Böbreğin kan ile ilgili görevlerini yerine getirememesi kanda kirliliğe ve kan değerlerinde bozulmalara neden olacağından kimi böbrek yetmezlikleri tahliller sonucunda tespit edilir. Öte yandan vücutta bu işlevlerin gerçekleştirilmemesi fiziksel bir takım sonuçlar da doğurarak böbrek yetmezliğinin belirtileri arasında yer alabilirler.

Dizüri

Dizüri, idrar yapamama, idrar yapmakta güçlük yaşama rahatsızlığıdır. Böbrek yetmezliği yaşayan hastalarda kanın süzülmesi ve idrarın oluşması büyük ölçüde olanaksızlaştığında dizüri ile karşılaşılır. Kişi eğer tuvalete çıktığında idrar boşaltamıyor, ağrılı bir boşaltım yaşıyor ve çok düşük miktarda idrar atabiliyorsa durumu mutlaka bir hekime bildirerek bu duruma neden olan faktörün tespit edilmesini talep etmelidir. Çünkü dizüri böbrek yetmezliğine bağlı olabilir.

Sıkça İdrar Yapma

Böbrek yetmezliğinde dizüriye zıt olarak karşılaşılan bir diğer belirti de sıkça idrara çıkmak olarak karşımıza çıkar. Özellikle geceleri bastıran sık idrar durumlarının araştırılması ve eğer var ise böbrek hastalığı ile ilişkilendirilmesi gerekir. Normale kıyasla çok sık idrara çıktığını hisseden hasta, eğer diğer bulguları da taşıyorsa böbrek hastalığı teşhisi kolay konulabilir.

İshal

Böbrekte meydana gelen fonksiyonel bozukluk sonrasında vücutta biriken sıvı, bir şekilde atılma eğiliminde olur. Biriken aşırı sıvının atılmasında vücudun verdiği bir otomatik davranış da gaita yolu ile sıvının tasfiye edilmesi olur ve bu nedenle de böbrek yetmezliği olan hastalarda ishal belirtisi ile karşılaşılır.

Kusma

Böbrek yetmezliği ile birlikte hastada meydana gelebilen belirtiler arasında yeme ve içme bozukluğunda bulunur. Hastanın kan değerlerinde meydana gelen dengesizlikler organlarda besin ihtiyacı konusunda kafa karışıklığına neden olarak iştahsızlığı tetikler. Bu duruma karşın böbrek yetmezliği olan vaka besin aldığında is vücut bu besinleri kabul etmeyerek otomatik kusma davranışı gösterir ve hasta aldığı besinleri kontrol dışı tasfiye eder.

Dehidrasyon

Böbrekler vücuda alınan sıvının kana karışma oranını dengeler ve kanın sıvı tuz oranına müdahale eder. Fonksiyon kaybı yaşayan böbrek bu durumu yönetemediğinde vücutta sıvı dağılımı, vücutta sıvının tutulması ve vücuttan atılması ile ilgili fonksiyonlar yerine doğru bir şekilde getirilemez ve dehidrasyon ile karşılaşılabilir.

Ciltte Kuruluk

Dehidrasyon durumuna neden olabilen böbrek yetmezliği bu belirtisini ayrıca ciltte kuruluk ile de gösterir. Vücudun su dağılımını dengeleyemeyen ve kandaki sıvı oranını ayarlayamayan böbrek nedeniyle su eksikliği ciltte hissedilir ve kuruluş belirir.

Kas Ağrıları

Yine dehidrasyona ve kanda ayarlanması gereken kalsiyum, potasyum ve magnezyum minerallerinin ayarlanamaması nedeniyle kaslarda inflamasyon oluşarak ağrı hissedilir.

Yorgunluk

Böbrekler, kemik iliklerindeki kan üreten kök hücrelere, vücudun ihtiyacı olan kan miktarını bildirir ve bu şekilde kan üretimi dengeli bir şekilde gerçekleştirilir. Böbreklerde fonksiyon kaybına bağlı olarak kemik iliğine bilgi sağlanamaması kısa bir süre içerisinde kan üretiminde aksaklıklara yol açar. Bu durum neticesinde ise kansızlık (anemi) oluşumu söz konusu olur. Yeterli oksijenin kan aracılığıyla taşınamamasına da neden olan bu durum kronik yorgunluk hissiyatına ve solunum güçlüklerine sebebiyet verir.

Sırt ve Karın Ağrıları

Böbrekler omurganın iki tarafında konumlanmış ve sırt bölgesine yakın fasulye şeklinde iki organdan oluşur. Böbreklerde meydana gelen fonksiyonel bozukluklar nedeniyle organ içerisinde bir inflamasyon ve enfeksiyon oluşabileceğinden sırt bölgesine yayılan bir ağrı hissedilir. Vücutta kan temizlenmesi, sıvı oranının ayarlanması, idrarın atılması, kan basıncının ayarlanması görevlerini üstlenen organların büyük bir kısmı karın boşluğunda yer alır ve böbrek yetmezliğine bağlı olarak diğer organlar ihtiyaçları olan filtreyi ve dengelemeyi elde edemediğinden bu bölgede ağrı hissedilebilir.

İdrarın Renginde Değişme

Kandaki fazla sıvının ve toksiklerin süzdürülmesi ile böbrek tarafından oluşturulan idrar, böbrek görevini yerine doğru bir şekilde getiremediğinde içeriğinde değişimler meydana gelir. Hatalı süzülme durumu nedeniyle de idrarın renginde değişiklik saptanır ve berraklığında bozukluk olduğu görülür. Bu durum böbrek yetmezliğinin gelişme şekline ve hasar gören fonksiyonlara bağlı olarak değişkenlik gösteren bir belirtidir ve idrar tahlili neticesinde böbrek yetmezliğinin varlığının teşhis edilmesinde oldukça dikkate alınan bir faktördür.

Böbrek Hastalığı Teşhis ve Tanı Yöntemleri

Böbrek yetmezliği vakalarının teşhisi genellikle hastanın tespit ettiği bulgular neticesinde ortaya çıkmakla beraber kimi zaman kan ve idrar tahliller sonrasında da yetmezlik durumunun olduğu anlaşılabilir. Hastalığın gösterdiği kimi bulgular diğer birçok hastalıkla örtüşebildiğinden teşhis edilmesinde bir takım muayene tekniklerinin gerçekleştirilmesi ve tahliller yapılması gerekir.

Fiziki Muayene

Böbrek yetmezliği ile karşı karşıya kalan hastaların öncelikle ne gibi semptomlarla karşılaşıldığına bakılır ve hastaya sağlık öyküsü sorulur. Hastanın cilt renginde, cilt nem oranında bozulma olup olmadığı incelenir. Hastadan idrara çıkma sıklığı ve dışarı attığı idrar oranı hakkında bilgi alınır.

Kan ve İdrar Testleri

Böbrek yetmezliği tanısının konulabilmesinde en iyi veriler genellikle kan ve idrar testlerinden sağlanır. Böbrek yetmezliği yaşayan kişilerde idrar renginde ve idrar içeriğinde anormal bulgular saptanır çünkü hastanın böbreklerindeki fonksiyon eksikliğine bağlı olarak kanın süzülmesinde aksaklıklar söz konusu olur. Öte yandan kan tahlilimde kanda tespit edilen toksin oranı, kan değerlerinde tuz ve su miktarı incelenerek böbreklerin görevlerini yerine getirip getiremediği incelenir.

İmmünolojik Testler

Böbrek yetmezliği nedeniyle vücutta kan üretiminde meydana gelen hasarın etkisi lökosit üretimini etkilediği gibi bir takım hormonların da kandan temizlenememesi ile sonuçlanır. Bu durumun tespit edilmesi ise immünolojik testler ile mümkün olur.

Ultrason

Böbrekte şekil bozukluğu ve böbrek büyüklüğüne bağlı olarak ortaya çıkan bir işlev bozukluğunun varlığının tespit edilebilmesi için ultrason tekniğine başvurulur. Ayrıca kronik böbrek yetmezliğinin en kritik belirtilerinden birisi de böbrekte zamanla meydana gelen küçülme olduğundan ultrason aracılığıyla bir küçülme veya deformasyonun söz konusu olup olmadığı araştırılır.

Böbrek Biyopsisi

Böbrekte yetmezliğe sebep olan etkenin ne olduğunun teşhis edilmesinde ve enfeksiyon durumunun olup olmadığının bulunmasında en etkili olan yöntem biyopsidir ancak genellikle çok ileri seviyede ve tedaviye yanıt vermeyen böbrek yetmezliği vakalarında başvurulan bir yöntem olarak biyopsiye başvurulur. Biyopsi aracılığıyla böbrek dokusu alındıktan sonra mikroskop altında incelenir ve yetmezliğin sebepleri araştırılarak tespit edilmeye çalışılır. Bu yöntem ile elde edilen bulgulara göre de uygun tedavi yönteminin seçilmesi hedeflenir

Böbrek Hastalığı Risk Faktörleri

Böbrek yetmezliğinin meydana gelmesinde etkili olan veya olabilecek bir takım faktörler tıp literatüründe belirlenmiştir ancak bu faktörlerin hiçbirisinin kesin olarak kişide böbrek yetmezliğine sebep olacağı kanısına varılmamalı.

Yaş

İlerleyen yaş ile birlikte böbrek dokusunun yaşlanması ve fonksiyon kaybı yaşaması söz konusu olabilir. Genel anlamda böbrek yetmezliği vakalarının birçoğunun 45 yaş ve üzerinde olduğu belirlenmiştir. Bu nedenle de böbrek yetmezliğinin risk faktörleri arasında ilerleyen yaş yer alır.

Hipertansiyon

Kan basıncının fazla olduğu ve kontrol edilemeyen tansiyon ataklarının görüldüğü hipertansiyon rahatsızlığında böbreğe aniden ve aşırı miktarda kan pompalanması sonucunda böbreğin zamanla büyüme gösterebilmesi ve fonksiyon kaybı yaşaması söz konusu olabilmekte.

Diyabetik Nefropati

Diyabet hastalığına bağlı olarak böbreklerde meydana gelen fonksiyon yitimine diyabetik nefropati ismi verilir. Diyabetik nefropati hastalarının böbrek hastalığı ile karşılaşma riskinin azaltılabilmesi için diyabetin kontrol altına alınması ve hastanın güçlü bir diyet ile diyabeti baskılaması gerekir.

Böbrek İltihabı

Böbrekte meydana gelen herhangi bir enfeksiyon türüne bağlı veya bağlı olmaksızın otoimmun sisteminin reaksiyon vermesi sonucunda böbrekte biriken iltihaplı yapı böbrek iltihabına neden olur. Böbrekten atılamayan iltihap ise zamanla böbrekte işlevsel kayıplara ilerleyen seviyelerde de böbrek yetmezliğine sebebiyet verebilir.

Kalp Yetmezliği

Kalp ile böbrek arasında oldukça güçlü bir ilişki vardır. Kalbin yeterli miktarda kan pompalaması ile böbrek pompalayıp görevini yerine getiren kanı temizlemesi gerekir. Kalp yetmezliği sonucunda yeterli kanın pompalanamaması ise böbrekte işlevini yerine getirebilecek sistemi kuramamaya ve zamanla da fonksiyonel olarak kayıp yaşanmasına neden olur.

Lupus

Nedeni bilinmeyen ve vücutta tutulmalarla etkisini gösteren lupus hastalığı romatizmal bir hastalık olarak böbrek zarında inflamasyona ve sıvı birikmesine neden olabilmekte. Bu özelliği ile lupus hastalığının teşhis ve tedavisi zor olabildiğinden zamanla böbrekte yayılan tutulmaların enfeksiyon ile sonuçlanmasına neden olabilmekte. İlerleyen seyirde ve baskılanamayan lupus hastalarında böbrek tutulmaları böbrek yetmezliğine sebebiyet verecek seviyeye ulaşabilir.

İdrar Yolu Problemleri

Böbrek tarafından kandan süzülerek üretilen idrarın sağlıklı bir şekilde vücuttan atılamaması, idrar yollarında meydana gelen bir rahatsızlıktan kaynaklanıyor olabilir. Böyle bir durumda idrarın tasfiye edilememesi durumunda böbrekler de kendilerine düşen görevi yerine getirmekte kafa karışıklığı yaşayabilir veya bu bölgeden kaynaklanan bir enfeksiyonun ilerlemesiyle hastalanabilir. Böyle bir durumda da böbrek hastalığının oluşması olası olur.

Böbreklerde Kist

Böbrek dokusunun iç yapısında meydana gelen içi su dolu torbalar olarak kendisini gösteren lezyonlar, zamanla kötü huylu bir etki gösterdiğinde böbreklerin genel işleyiş prensibine ciddi derecede hasar verebilir. Genellikle yavaş bir seyirde izleyen böbrek kistleri etkisiyle böbrek yapısında meydana gelen deformasyon uzun süre fark edilemediğinde ani bir böbrek yetmezliği sendromunun kronik olarak ortaya çıkmasına sebep olabilir.

Böbrek Hastalığı Komplikasyonlari

Böbreklerin görevlerini yerine getirememesine bağlı olarak vücutta ortaya çıkabilen bir takım komplikasyonlar vardır. Bu komplikasyonlar böbrek hastalığının tedavi edilmediği süre boyunca ilerleme kaydedebilir. Bu nedenle başta böbrek yetmezliği olmak üzere bu komplikasyonların tedavi edilmesi genel sağlığın korunabilmesi açısından büyük önem taşır.

Pulmoner Ödem

Pulmoner ödem yani akciğer ödemi sıklıkla ortaya çıkan farklı bir sebepten ötürü alveollerde sıvı miktarının arttığı ve acil olarak tedavi edilmesi gereken bir rahatsızlık. Bu duruma neden olan faktörler arasında ise genellikle kardiyolojik sebepler olmasına karşın non-kardiyolojik yani böbrek yetmezliği durumları da neden olabilmektedir. Böbrek yetmezliğinin en tehlikeli komplikasyonlarından birisi olan pulmoner ödemin erken teşhis edilerek giderilmesi genel sağlığın korunabilmesi için büyük önem taşır.

Kardiyovasküler Hastalık

Kronik böbrek hastalarının kardiyovasküler hastalıklar (tansiyon, damar tıkanıklığı, koroner kalp hastalığı) ile arasında yakın bir ilişki bulunur. Bu durumun nedeni de böbreğin kan filtreleme ve kan basıncını, kan değerlerini dengeleme gibi görevlerini eksik veya hatalı olarak yerine getirmesi veya yerine getirememesinden kaynaklanır. Bu nedenle böbrek yetmezliği hastalarının düzenli olarak kalp ve akciğer kontrollerinin yapılması, kan değerlerinin incelenmesi ve tedavilerinin ivedilikle gerçekleştirilmesi gerekir.

Anemi

Kemik iliğinde bulunan kan üretiminden sorumlu kök hücrelerin kan üretimi ile ilgili olarak kontrolünü gerçekleştiren böbreklerde fonksiyonel bir sorun meydana geldiğinde kök hücrelerin kan üretim fonksiyonları hantallaşır ve kan üretimi zayıflar. Temizlenemeyen ve yenisi üretilemeyen kan nedeniyle de vücutta kansızlık yani anemi meydana gelebilir.

Cinsel İsteğin Azalması

Böbrek rahatsızlığının en şiddetli seyreden etkilerinden birisi de kişide yarattığı nörolojik sorunlar olarak bilinir. Bu duruma neden olan kanla ilgili etkenler, kişide kafa karışıklığı, unutkanlık, davranışsal bozukluk ve cinsel isteğin azalması gibi durumlara yol açar.

Perikardit

Böbreğin kanı temizlememesi ve vücutta kan değerlerinde dengelerin bozulmasını seyreden kanda aşırı sıvı birikmesi durumunda perikardit yani kalp zarında su birikmesi ile karşı karşıya kalınabilir. Bu klinik bulgu böbrek yetmezliğinin en riskli komplikasyonları arasında yer aldığından mutlaka iyi bir takip ve tedavi sürecinin izlenmesi gerekir.

Böbrek Hastalığı Nasıl Önlenir?

Böbrek hastalığının ortaya çıkmasının önüne geçebilmek için hem sağlıklı kişilerin hem de tedavi görmekte veya tamamlamış olan kişilerin dikkat etmeleri gereken bir takım unsurlar vardır.

Fazla Kilolardan Kurtulmak

Obezite ve benzeri aşırı kilo sahibi kişilerin böbrekleri aşırı çalışma eğiliminde olur. Böbreğe yüklenen bu aşırı görev nedeniyle böbrek bir süre sonra erken yaşta fonksiyon kaybı ve bozulma yaşayarak böbrek yetmezliğinin başlangıcı söz konusu olabilir. Bu nedenlerle aşırı kilolardan kurtulmak böbrek yetmezliği riskini azaltmakta oldukça etkili bir destek olur.

Yeteri Kadar Su İçmek

Vücuda yeteri kadar su alınmadığı durumda kandaki katı madde oranı artarken böbreğin süzebilme kabiliyeti de düşer. Sıvı alımının eksilmesinin bir başka etkisi de dokularda ve organlarda kuruluk olacaktır ve organ fonksiyonlarının bozulması söz konusu olacaktır. Bu anlamda sağlıklı kalabilmek adına günde en az 2 litre su tüketilmesi uzmanlar tarafından önerilir.

Sağlıklı Beslenmek

Vücuda giren her türlü mineral, vitamin, yağ asiti, toksik madde, bakteri ve virüsün mutlaka geçtiği organımız olan böbrekler, bu faktörler karşısında her ne kadar güçlü bir filtreleme sistemine sahip olsa da uzun süren sağlıksız beslenme alışkanlıkları, vücuda besin yolu ile yabancı madde alımı ve uyarıcı madde kullanımı böbreklerin ciddi anlamda hasar görmesine ve bir süre sonra işlevsel olarak bozulmalarla karşılaşmasına neden olabilir.

Rafine Şekerden Uzak Durmak

Rafine şeker içeren gıdaların böbrek taşı oluşumunda ne kadar etkili olduğuna dair ortaya konulan bulgular ve araştırmalar, böbrek yetmezliği için de benzer şekilde anlaşılabilecek çalışmalardır. Rafine şeker kullanıcılarının diyabet başta olmak üzere (ki diyabet hastaları böbrek yetmezliği ile karşılaşma riski taşırlar) böbrek yetmezliği gibi birçok hastalıkla karşılaşmaları söz konusu olabilir.

Tuz Kullanımını Azaltmak

Aşırı tuz kullanımı vücutta suyun organlara doğru bir şekilde dağılımına zarar verir. Ayrıca kana karışan tuz miktarı da böbreklerde dengelenir. Bu anlamda aşırı tuz tüketen kişilerde organlarda dehidrasyon meydana gelebileceği gibi böbreklerin kandaki tuz oranını dengelemede bir süre sonra sorun yaşaması söz konusu olabilir. Diğer yandan tuz kullanımı tansiyonu artırarak kan basıncını artırdığından, böbreklerde yorulmaya ve zamanla meydana gelen böbrek fonksiyon yitimine neden olabilir. Bu nedenle yüksek oranda tuz kullanımının azaltılması gerekir.

Sigara İçmemek

Sigara aracılığıyla kana karışan toksinler ve kimyasallar çok fazladır. Bu şekilde kana karışan bu kimyasal ve zehirli maddelerin böbrekte süzdürülmesi, bölgesel tümörlere ve doku hasarına neden olarak zamanla böbrek yetmezliğinde tetikleyici olabilir.

Sık Sorulan Sorular

Böbrek hastalığı genetik midir?

Böbreklerde fonksiyonel bir rahatsızlığın oluşabilmesi için hem anne hem de babadan genetik olarak bu unsurların alınması gerekir ancak yine de böbrek yetmezliğinin bu şekilde ortaya çıkma olasılığı %0.5’in altında değerlendirilir.

Böbrek hastalığı ölüme sebep olur mu?

Tedavi edilmeyen ve kontrol altına alınmayan akut böbrek yetmezliği ilerleyen aşamada kronikleşir ve daha da ileri seviyede kalp, akciğer, beyin gibi organların fonksiyonlarını tahrip ederek ölüme sebebiyet verebilir.

Hastalığın riskleri nelerdir?

Kansızlık, akciğer ve kalp zarında sıvı birikmesi, organlarda toksin tutulması, kanama riskinin artması, vücutta ödem birikmesi, nefes darlığı böbrek yetmezliği ile karşı karşıya kalan hastalarda görülen risklerdir. Bunlar haricinde tıp literatüründe yer alan birçok kalp ve kan hastalıkları da böbrek yetmezliği hastalarında görülen komplikasyonlar arasında yer alır.

Böbrek hastalığı hangi yaş aralığında görülebilir?

Böbrek yetmezliği ile karşı karşıya kalan yaş grubunun elde edilen istatistiklere göre sıklıkla 40 yaş ve üzeri grupta olduğu görülmekle beraber. Çeşitli beslenme ve kimyasal faktörlerine bağlı olarak erken yaş gruplarında da görülebilmektedir. Bu anlamda hastalığın sıklıkla görüldüğü yaş aralığı 13-55 olarak tanımlanır.

Böbrek hastalığı iş hayatını ve sosyal hayatı nasıl etkiler?

Tedavi edilmeyen böbrek hastalarının yaşayacakları komplikasyonlar nedeniyle iş hayatında ve sosyal yaşantılarında sorunlar yaşayabilmeleri söz konusu olabilir. Bu durumdaki hastalar diyaliz yöntemleri ile kontrol altına alındıktan sonra normal yaşantılarına devam edebilirler.

Böbrek nakli için böbrek ortalama ne kadar sürede bulunabilir?

Modern yöntemler ve çapraz nakil yöntemi sayesinde artık böbrek nakline ihtiyaç duyan vakaların ihtiyaç duyduğu böbreğin bulunması çok kısa bir sürede tamamlanabilmekte.

Diyaliz tedavisi kimlere uygulanamaz?

Diyaliz yöntemi ile tedavi böbrek yetmezliğinde çok ileri seviyeye gelmiş olan vakalarda uygulanabilecek bir tedavi yöntemidir ve daha önceki aşamalarda olan hastalara uygulanamaz.

Diyalize haftada kaç gün gidilmeli?

Diyaliz tedavisi haftada ortalama 3-4 defa gerçekleştirilmeli.

SGK diyaliz masraflarını karşılıyor mu?

Sigortalı olan hastaların diyaliz masraflarının tamamı SGK tarafından karşılanır.

Diyaliz böbrek hastalığı için kesin çözüm müdür?

Diyaliz bir çözüm yöntemi değil, böbrek fonksiyonlarının kaybedildiği durumda bu fonksiyonların harici yolla gerçekleştirilmesi yoludur. Bu süreçte uygulanacak diğer metotlarla böbrekler iyileştirilebiliyorsa kalıcı çözüm bu metotlar için sorgulanmalıdır.

Böbrek hastalığı tedavisinden sonra hasta tamamen iyileşebilir mi?

Kronik olarak şiddetli evrelerde seyretmeyen böbrek hastalığı vakalarının tedavi sonrasında normal sağlıklı yaşantılarına büyük ölçüde döndükleri görülür. Fonksiyonlarını yerine getirebilen böbrekler, ortaya çıkan bozuklukları da gidermede etkili bir performans sergiler ve hasta tamamen iyileşebilir.

Hastalık tedaviden sonra tekrarlar mı?

Böbrek hastalığına sebep olan faktörlerden uzaklaşmayan, sağlıklı beslenmeyen, sigara kullanan ve çeşitli enfeksiyonlar ile karşılaşan kişilerde böbrek yetmezliğinin tekrar ortaya çıkabilmesi mümkündür.

Böbrek nakli ameliyatından sonra yatış önerilir mi?

Böbrek naklinde hastaya aktarılan sağlıklı böbrek ile hastanın uyum sağlaması ve hastanın operasyon sonrasında sağlığını kazanabilmesi için uzman hekim tarafından önerilen süre boyunca yatış önerilir.

Nakil ameliyatından sonra ne zaman iş hayatına dönülebilir?

Böbrek nakli yapılan böbrek yetmezliği yaşayan hasta 2-3 gün içerisinde hastaneden taburcu edilir ve yaklaşık 1 aylık bir süre sonunda eski sağlığına kavuşarak normal hayatına döner ve işe gidebilir.

İlgili Organ
İlgili Tedavi
Böbrek Yetmezliği Tedavisi