Aids Tedavisi

İnceleyen ve onaylayan: Uzm. Dr. Mehmet Karahan
Aids Tedavisi
Aids Tedavisi

AIDS hastalığının tıp dünyasında, hastalığı tamamen ortadan kaldıracak bir çözüm söz konusu değil. AIDS hastalığının vücuda yaymış olduğu HIV virüsünün, vücutta daha etkin bir biçimde önlenebilmesi adına birtakım ilaçlar vardır. Tedavide “Antiretroviral ilaçlar” kullanılır ve söz konusu ilaçlarla gerçekleştirilen tedaviye de “Antiretroviral” tedavi adı verilir. Tedavinin başlaması ile birlikte, HIV virüsünün vücuda olan etkileri önemli ölçüde azaltılır. Sonrasında ise HIV virüsünün yaygınlaşmasının tamamıyla önüne geçilmek adına tedavi programı değişebilir. Tedavinin ne şekilde yapılacağı ise laboratuvar testleri sonucunda belirlenir. Sonuçlar kapsamında ise CD4 + T hücre sayısı ile kana ne kadar virüsün yayıldığı ortaya çıkar. AİDS tedavisinin geçmişine bakıldığı zaman, hastaların ümitsizliğe kapılmamaları gerekir. Bunun nedeni ise günümüzde tedavinin son derece gelişmiş olmasıdır. Geçmiş dönemlerde hastalar HIV virüsünün vücuda olan etkilerinin azaltamayıp, çaresizce virüsün yayılmasını beklerken, günümüzde kullanılan ilaçlar virüsün önüne büyük bir engel koyar. AIDS tedavisi esnasında kullanılan ilaçların zaman içerisinde gelişim gösterdiği bir diğer konu yan etkileridir. Günümüzde kullanılan ilaçların yan etkileri, tedavi süresi boyunca hastanın geçmişe göre daha az yan etkiye maruz kaldığını açık bir şekilde gözler önüne sermektedir.

Aids Tedavisi Türleri

AIDS hastalığının günümüz şartlarında tek tedavisi, ilaç tedavisidir. Son yıllarda tıbbın büyük bir gelişim göstermesi, bu tedavi şeklinin ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Geçmiş dönemlerde ise tabiri caizse “koca karı ilaçları” kullanılarak, bazen yararlı ve bazen de zararlı tedavi şekilleri görülmüştür ancak hiçbiri tedavi şekli, günümüz ilaç tedavisi seviyesinde değildir.

İlaç Tedavisi

AIDS hastalığı ve HIV virüsünün vücuda vermiş olduğu zararın önüne geçmek adına kullanılan ilaç tedavisi, bu hastalığın tek tedavisi olarak tanımlanabilir. İlaç tedavisi dışında, AIDS ile mücadele konusunda başka türde tedavi yöntemleri üzerinde de çalışan bilim insanları, halen daha bu konuda kayda değer bir mesafe kat edemediler. Sadece yapılan çalışmalarda, ilaç tedavisine dair birtakım gelişmeler söz konusu olmuş, 2017 yılında da bu gelişmeler ciddi anlamda ses getirmiştir. Konu hakkında büyük çalışmalar göstermekte olan Amerika İlaç Araştırmaları ve Üreticileri Birliği, AIDS hastalığına dair bir rapor yayınlar. Yayınlanan raporda ise 52 adet yeni aşı ve ilacın piyasaya sürülmesi adına çalışmaların devam ettiği sonucuna ulaşılabilir.

Antiretroviral İlaçlar

Bilindiği üzere AIDS hastalığı ile birlikte vücuda yüksek miktarda HIV virüsü yayılır. Yayılan bu virüs ise direkt olarak bağışıklık sistemine saldırır. Doğal bir bağışıklık sistemi, ne kadar güçlü olursa olsun, bir raddeden sonra HIV virüsüne karşı koyamaz. Haliyle zamanla çöker ve her türlü hastalığa, bakteri, mikroba, olumsuzluklara açık hale gelir. Öte yandan bağışıklık sisteminin çöküşü, yaşam kalitesinin düşmesi konusunda önemli rol oynar. Tüm bu olumsuz durumlar bir araya toplandığı zaman, AIDS hastalığına yakalanıp, HIV virüsüne aşırı miktarda maruz kalan bir bireyin yaşam süresi uzun olmaz.

Tam olarak bu noktada ise Antiretroviral ilaçlar devreye girer. Bu ilaçlar, vücudun HIV virüsüne karşı koyabilmesi açısından en etkili ilaçlardır. İlaçların HIV’yi tam olarak tedavi etmesi söz konusu değildir ancak bireyin yaşam süresinin uzaması, virüsün bağışıklık sistemine vermiş olduğu zarar ve bireyin yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmesi konusunda ilaçların önemi fazladır. Antiretroviral ilaçların 5 farklı türü bulunur ancak NRTI ve NtRTI gibi iki önemli ilacı, diğer ilaçlardan ayrı tutmak gerekir. Bunun nedeni ise söz konusu bu iki ilacın, tedavi sürecinde oynamış oldukları rollerdir. NRTI ve NtRTI hapları birkaç ilacı içerisinde bulundurarak, hastaların da ilaçlar nedeniyle maruz kalmış olduğu yan etki azalır. Bu iki ilacın yanı sıra Proteaz inhibitörleri, füzyon ve giriş inhibitörleri ve entegraz inhibitörleri tedavide kullanılan diğer ilaçlar olarak bilinir. Tüm bu ilaçların, virüsle mücadele konusunda farklı görevleri bulunur.

NNRTI

NNRTI grubu HIV’le mücadele ilaçları, virüsün yayılmasını önleyen en önemli ilaçlardır. Efavirenz, Sustiva ve Stocrin adlı ilaçlar, NNRTI grubunda yer alırlar. Tedavi esnasında genel olarak önerilen doz; günde bir defa kullanmak üzere bir adet 600 mg’lık koyu sarı tablet veyahut 200 mg’lık koyu sarı kapsüldür. Söz konusu ilacı 3 yaşından büyük olan ve 13 kg’dan ağır olan çocuklar dahi kullanabilir. İlacın tüketimi esnasında midenin boş olması ve ilacın kullanımı öncesinde aşırı yağlı yiyeceklerin tüketilmemesi önerilir. Eğer kullanımı nedeniyle hastada baş dönmesin veya zihin karışıklığı gibi durumlar söz konusuysa, ilacın yatmadan önce kullanılması önerilir. İlaçların etkileri fiziksel ve psikolojik olarak sınıflandırabilir.

Fiziksel Belirtiler: Kusma, döküntü, baş ağrısı, baş dönmesi, bulantı, ishal ve uykusuzluk.

Psikolojik Belirtiler: Depresyon, odaklanma sorunu, garipsenen rüyalar, zihin karışıklığı ve keyifsizlik.

Not: Bu yan etkilerin büyük bir çoğunluğu tedavinin ilk dört haftası içerisinde görülebilir. Bazı kişilerde ise birkaç hafta daha sarkabilir. Yan etkiler sadece NNRTI grubu için geçerli değil, diğer ilaç gruplarında da görülen yan etkilerdir. İlerleyen zamanlarda ise yan etkilerin hepsinin ortadan kalktığı gözlemlenmiştir.

NNRTI grubu ilaçların mutlaka simvastatin ile kullanılmaması gerekir. Ayrıca Efavirenz’in, Viagara, Cialis, Levitra, Zybon veya rifabutinin gibi ilaçlarla kullanılması durumunda, uzman hekim tarafından doz ayarlaması yapılabilir. Doz ayarlaması, zaman zaman klaritromisin ve rifampisin gibi ilaçlarla kullanıldığında da söz konusu olabilir.

Proteaz İnhibitörleri

Proteaz inhibitörleri, viral gag-pol proteinini parçalara ayırarak virüsün genel yapısını bozan enzim olarak tanımlanabilir. Söz konusu enzimin inhibe edilmesi durumunda HIV virüsünün mevcut fonksiyonları kaybolur ya da HIV virüsü fonksiyonel açıdan zayıflar. Yan etkilerinin son derece fazla olduğu bilinir ve çok sayıda tablet ile hastaların karşına çıkar. Tüm bunlara rağmen HIV ile mücadelede en önemli ilaç grubu olarak bilinir. Proteaz İnhibitörleri grubunda, Atazanavir, Darunavir, Fosamprenavir, Indinavir, Lopinavir, Nelfinavir, Ritonavir, Sakinavir ve Tipranavir gibi ilaçlar yer alır. Tüm bu ilaçların hepsi, belirli aralıklarla ve belirli dozajlarda kullanılır. Gerekli ayarlamalar, hastanın destek aldığı hekim tarafından yapılırken, ilaçların diğer hangi ilaçlarla birlikte kullanılacağı veya kullanılmayacağı, hasta üzerinde yapılan tetkikler sonucunda belirlenir. Öte yandan her bir ilacın üzerinde bulunan kullanım şartlarını ve korunma şartlarını anlatan kılavuz okunmalıdır. İlaçların etkisini bu şartlar nedeniyle kaybetmemesi ve vücut içerisinde kendini daha iyi gösterebilmesi için bu kılavuzlardan yardım alınmalıdır.

Füzyon ve Giriş İnhibitörleri

HIV virüsünün en can alıcı hamlelerinden biri, hücrelerin içerisine girerek, hücre yapısına ve yeni hücrelerin oluşumuna ciddi anlamda zarar vermesidir. AIDS vakalarında HIV virüsünün hücrelerin içerisine tamamıyla sızması ve yeni hücre oluşumlarına zarar vermesi durumu, hastalığın ilerleyen sürecinde görülür. Haliyle bu durum da hastalık için yapılabilecek hamlelerin az olduğunu gösterir. Erken ya da orta vadede fark edilen AIDS vakalarında ise füzyon inhibitörleri büyük rol oynar. Füzyon inhibitörleri ve giriş grubunda yer alan ilaçlar, HIV virüsünün hücre içine girişini engeller. Hücrenin daha korunaklı ve HIV virüsüne karşın geçirgenliğinin azalmasını sağlayan bu ilaçlar, HIV virüsü ile mücadele için mutlaka gereklidir. Füzyon inhibitörleri ve giriş grubunda ise iki farklı ilaç bulunur. Bu ilaçlar T-20 ve Maraviroc olarak bilinir. Diğer ilaçlarda olduğu gibi bu ilaçların da periyodik olarak kullanım dozları vardır. Bu dozlar, hasta üzerinde yapılan testlere göre değişim gösterebilir. Uzman hekim bu konuda hastaya gerekli olan bilgileri verecektir.

INSTI

Kelime anlamı “Integrase Strand Transfer Inhibitor” olan INSTI, AIDS tedavisi konusunda önem düzeyi yüksek olan başka bir ilaç grubu olarak bilinir. Bu ilaç grubu sayesinde hücre içerisine bir enzim monte edilir. Yerleştirilen bu enzim ise hücrenin içine HIV virüsünün girmesini engeller. Bununla birlikte hücrenin virüslü olarak çoğalmasının da büyük ölçüde önüne geçer.

Aids Tedavisi Öncesi

AIDS hastalığı ile mücadele konusunda tedavi süreci kadar, tedavi öncesi sürecinde yeri ve önemi büyük diyebiliriz. Tedavi öncesinde, tedavi yolunun belirlenmesi, kullanılacak ilaçların saptanması, hastalığın vücutta ki mevcut durumu ve diğer birçok unsur incelenir. Bu incelemeler ise kan testleri ile gerçekleşir. Yapılan kan testleri, hastalığın vücutta ne durumda olduğunu gözler önüne serer ve bu süreçten sonra tedavi aşamasının planlaması yapılır. Bu hususta dikkat edilmesi gereken nokta ise HIV virüsünden vücudunuzun ne kadar etkilendiğidir. Eğer HIV virüsü bağışıklık sisteminize ciddi manada etki etmediyse tedavi süreci başlamaz. HIV virüsünün vücutta var olmasına rağmen tedavinin başlamamasının nedeni, tedavi süresi boyunca kullanılan ilaçlarının güçlü yan etkilerinin olmasıdır. Eğer virüs tam anlamıyla etkisini göstermemişse tedavi süreci ertelenir ancak ilerleyen tarihlerde mutlaka başlar. Tedavi öncesinde hasta daha çok psikolojik olarak süreçlere ve tedaviye hazırlanır. Hastalık hakkında temel bilgiler aktarılarak, ne gibi durumlarla karşılaşacağı, günlük yaşamı, cinsel yaşamı ve bireylere olan yaklaşımları konusunda hastalara gerekli detaylar verilir. Tedavi öncesinde hastanın, AIDS nedeniyle yaşamış olduğu olumsuz durumlar mutlaka dikkate alınmalıdır. Bu olumsuzluklar zaten hastalığın boyutunu bir nebze de olsun göz önüne serer. Haliyle tedavi öncesinde bu olumsuzluklar, yapılacak müdahale konusunda da önemli rol oynar.

Hastanın Durumunun Analizi

AIDS tedavisinde hastanın genel durumunun da göz ardı edilmemesi gerekir. AIDS hastalığının vücutta tam olarak ne seviyede olduğu kan testleri ve hastalığın semptomları ile anlaşılır. Durum analizi yaparken genel anlamda kan testleri daha çok dikkate alınır. Bunun nedeni ise AIDS hastalığının semptomları, gündelik hayatta sıkça karşılaşılan semptomlarla çok benzer olmasıdır. Birçok kişi bu semptomları, cilt sorunları veyahut başka sağlık sorunları ile karıştırabilir. Bu nedenle de uzman desteği almaktan kaçınır. Bu sorun da hastalığın daha çok büyümesine ve tedavi sürecinin daha çok zora girmesine neden olur. Hastalar genel anlamda kan testi yapmaktan kaçınır ve daha çok semptomlarını vücutlarında aramaya başlarlar. Bu durum tamamıyla yanlıştır ve AIDS olduğundan şüphelenen bir hasta, hemen kan testi yaparak hastalığın ne seviyede olduğunu öğrenmelidir. Zaten kan testinde HIV virüsü pozitif çıkarsa, gerekli olan işlemler uzman hekim tarafından başlatılacak, hasta ise bu konuda her anlamda bilgilendirilecektir.

Kan Testleri

AIDS nedeniyle vücudunuza yayılan HIV virüsünün, daha da çok yaygınlaşmaması ve bağışıklık sistemine daha fazla zarar vermemesi adına kan testi mutlaka gereklidir. Kan testi, ilk değerlendirmeden tutunda, tedavinin ne şekilde başlayacağını, tedavi haritasını, tedavi sonrasını, hastalığın vücut üzerindeki faaliyetlerini ve tedavi sürecinde vücudun ilaçlara karşı tepkilerini açık bir şekilde ortaya koyar. Haliyle doktor, hastalık ile mücadele konusunda daha iyi bir yol haritası çizebilir. Genel olarak yapılan testler ise şu şekildedir:

  • HIV viremi düzeyi, CD 4 + T lenfosit hücre miktarı ve virolojik değerlendirmeler için HIV RNA analizi kullanılır.
  • Tedavinin hangi ilaçlarla daha verimli olacağının belirlenebilmesi adına; HIV ilaç direnç testleri kullanılır.
  • Tropizm analizi sayesinde, tedavi öncesi ve tedavi süreci esnasında ortaya çıkan olumlu ya da olumsuz sonuçlar daha iyi bir şekilde anlaşılabilir.
  • Hepatit B ve C gibi hastalıkların da vücutta var olup olmadığını tespit etmek amacıyla da kan testlerinin yapılması gerekmektedir.

Semptomlar

AIDS ile mücadele konusunda semptomların da önemi büyüktür ancak bu semptomlar genel anlamda hastalar tarafından pek önemsenmez. Hastalar bu semptomları normal vücut rahatsızlıkları olarak görür ve geçici olarak düşünür. Haliyle nadiren bir uzman hekime başvurulduğu görülür. Hastalar, HIV virüsünün büyük ölçüde vücuda yayılmasından sonra bir uzmana danışma kararı alırlar. Bu durum hastalık ile mücadele konusunca hem doktorun hem de hastanın önüne ciddi bir engel olarak çıkar. HIV virüsü vücuda ilk adımını attığı andan itibaren, 1 ila 6 hafta arasında akut enfeksiyonu ile kendini gösterir. Bu süreç içerisinde virüs kendini çoğaltma eğilimi içerisindedir. Bulguların büyük bir çoğunluğu diğer hastalıklarda da görülebilir. Genel olarak karşılaşılan semptomlar ve yüzdeleri ise şu şekildedir:

  • Vücut sıcaklığının yükselmesi: %96,
  • Lenf bezlerinin ciddi anlamda büyümesi: %74,
  • Farenjit: %70,
  • Deri yüzeyinde meydana gelen dökülmeler: %70,
  • Kaslarda ve eklem bölgelerinde, bedeninizi gün içerisinde herhangi bir şekilde zorlamamanıza rağmen meydana gelen ağrılar: %54,
  • İshal: %32,
  • Rahatsız edici şekilde ve sürekli olarak görülen baş ağrısı: %32,
  • Mide bulantısı ve kusma: %27,
  • Dalak ve karaciğerde fark edilir bir biçimde büyüme: %14,
  • Pamukçuk ise %12 oranında görülen semptomlardır.

Tedavide Kullanılacak İlaçların Seçilmesi

HIV virüsü ile mücadelede ilaç tercihi hastalığın gidişatını değiştirebilir. Bu nedenle ilaçların seçilmesi konusunda kararı sadece uzman hekim değil, sizin yaşamsal tercihleriniz de belirler. İlaç seçiminden önce, bu ilaçların sürekli kullanılması gerekir. Bu nedenle AIDS ile mücadelede süreklilik kuralını, ne pahasına olursa olsun unutmamanız önemlidir. AIDS tedavisinde ilaç sayısı ve bu ilaçlar arası kombinasyonlar birden fazla olabilir. Bu kombinasyonu uzman hekim ayarlayacakken, sizin tercihleriniz kombinasyonun oluşmasında etkilidir. Gündelik yaşamınızı, ilaçlardan beklentilerinizi, iş hayatınızı, cinsel yaşamınızı ve hayata dair isteklerinizi, doktorunuza detaylı bir şekilde anlatmanız gerekir. Doktorunuzun sorduğu her türlü soruya ve söz konusu unsurları mutlaka en doğru şekilde cevaplandırmalısınız. Bu sayede doktorunuz size en uygun ilacı sunacak, AIDS ile mücadeleniz çok daha kolay bir hal alacaktır.

Tedaviye Ne Zaman Başlanacağının Kararı

AIDS hastalığı ile ilgili yapılan testlerin pozitif çıkması durumunda, tedavinin ne zaman başlayacağının kararı 3 temel unsur çerçevesinde verilir. Bunlar;

  • HIV virüsünün bağışıklık sistemi üzerindeki etkilerinin neler olduğunu tespit edilmesi.
  • HIV virüsünün diğer hastalıklara davetiye çıkarıp çıkarmayacağının gözleminin yapılması.
  • Hastanın vücudunda bulunan HIV virüsünün ne denli bulaşıcı olduğunun gözlemlenmesi, tedaviye ne zaman başlayacağının kararını verdirir.
  • Eğer bu 3 temel unsurdan herhangi birinde durum ciddi anlamda vahimse, tedaviye en erken şekilde başlanılması gerekir. Eğer HIV virüsü vücuda daha yeni yayılıyor ve henüz bağışıklık sistemi üzerinde etkilerini göstermiyorsa, tedavi sürecinin başlaması bir miktar daha ertelenebilir.

Aids Tedavisi Sonrası

AIDS hastalığı ile mücadele artık başladıysa ve gerekli olan ilaçlar belirlendiyse, hastanın her şeyden önce doz atlamama konusunda özenli olması gerekir. Tedavinin en önemli kuralları arasında ilaçların sürekli olarak kullanımı yer alır. Bu kuralın aksatılması, unutulması ya da önemsenmemesi, hastalığın gidişatına ciddi anlamda etki eder. Tedavi sonrasında cinsel yaşam, yalnızca uzman hekim tarafından önerilen ölçülerde sağlanabilir. Bazı hastalar korunaklı olarak istedikleri kişilerle ilişkiye girebilir ancak bu durumda bile hastalığın bulaşma riski vardır. Bazı hastalar ise kesinlikle cinsel yakınlaşmadan uzak durmalı ve hatta hastalığın bulaşmasına sebep olan diğer unsurlara da özen göstermelidir. Hastalığın boyutunu anlayabilmek, HIV virüsünün gelişimini tespit edebilmek ve tedavinin işe yarayıp yaramadığını görebilmek adına; belirli aralıklarla testlerin gerçekleşmesi gerekir. Hastalığı sürekli olarak kontrol altında tutmak ve ilerlemesini önlemek, tedavinin en temel amaçlarından biridir.

Hastanın Yapması Gerekenler

HIV ile mücadelede dozun aksatılmamasının önemine değinmiştik. Bu nedenle hasta, mutlak suretle ilaçlarını aksatmamalı ve psikolojik olarak hastalığı kabullenmelidir. Ayrıca hastalığın bulaşıcı olmasından ötürü, çevreye karşı gerekli önlemleri alarak, hastalığın yayılmasını önlemelidir. Hasta eğer ilaçlarını düzenli bir şekilde kullanır ve bulaşıcılık konusunda özen gösterirse, bu hastalık onun için kronik bir rahatsızlığa dönüşecektir.

İlaçları Düzenli Kullanmaya Özen Göstermek

AIDS tedavisinde hastanın ilaçlarını aksatmadan, doz aşımı ya da doz atlaması yapmadan kullanması gerekir. İlaçlar, HIV virüsünün vücut içerisindeki yayılımını ciddi ölçüde önler ve azaltır. Bu nedenle ilaç kullanımı esnasında yapılan en ufak bir atlama, virüsün hızlı bir yayılım göstermesine sebep olur. Virüs sürekli olarak ilaçlarla mücadele içerisindedir ve haliyle bir yerden sonra önemli ölçüde güç kazanır. Kazanmış olduğu bu gücü, ilaçların tek seferlik aksatılmasında dahi çok net bir şekilde gösterir. Tüm bu sebeplerden dolayı ve hastalığın daha az bulaşıcı olabilmesi adına, ilaçların düzenli bir şekilde kullanıma özen göstermek gerekir.

İlaçları Kullanmaya Ömür Boyu Devam Etmek

AIDS hastalığının oldukça etkin bir tedavisinin bulunmasına karşın, hastalık tamamıyla asla yok edilemez. Bu nedenle AIDS hastalığına yakalanan bir birey, psikolojik olarak bu hastalıkla mücadele için ilaçlarını ömür boyu kullanacağına kendini hazırlamalıdır. İlaçları uzun bir süre kullanmak herhangi bir şekilde hastalığın sona ermesine neden olmaz. Uzun bir süre ilaçları kullanan bir kişi, birden bire ilaçları bırakmaya kalkarsa, çok ağır bedeller ödeyebilir. Düzensiz kullanımdan kaçınmak gerekirken, hastanın bu ilaçları ömür boyunca kullanacağını kabul etmesi, hastalıkla mücadelesi açısından kendisine kolaylık sağlayacaktır.

Kontrol Süreci

AIDS tedavisi başladıktan sonra, hastalığın durumu hakkında bilgi sahibi olabilmek adına belirli aralıklar kontrole gidilir. Yapılan kontrollerde, vücudunuzun ilaçlara karşı ve HIV virüsüne karşı verdiği tepkilere bakılır. Yapılan incelemeler sonucunda tedavi iyiye gidiyorsa, tedavi programı sabit tutulabilir veya programda bir miktar esneklik sağlanabilir. Kontrol süreci, tıpkı ilaç kullanımı gibi ömür boyu devam edebilen süreçtir. Hastanın ilaçlarını düzenli bir şekilde kullanımına bağlı olarak, periyodik yapılan kontrollerin zaman aralığı biraz daha uzatılabilir. Hastanın, AIDS ile mücadele ve AIDS ile yaşayabilmesi adına kontrol süreci gereklidir. Hasta, HIV virüsü ile yapılan mücadeleye önem gösteriyorsa, vermiş olduğu bu önemin karşılığını da yalnızca kontrol süreci ile öğrenebilir. Haliyle bu durum hastada ciddi bir motivasyon artışına neden olabilir. Kontrol süreci 6 ay ila 1 yıl arasında değişim gösterebilirken, ileri derece vakalarda durum aydan aya hatta haftadan haftaya kadar düşebilir. Ayrıca henüz çok yeni olan vakalarda da kontrol periyodu biraz daha uzayabilir.

Psikiyatrik Destek

Her hastalıkta olduğu gibi AIDS hastalığında da motivasyon önemli faktördür. Hastanın motivasyonu daima iyi olmalı ve AIDS’le yaşamayı benimsemelidir. Bazı hastalar, içerisinde bulunmuş oldukları duruma çabuk alışabilirken, bazı hastalar ise zorlanabilir. Zorlanmakta olan hastalar için psikiyatrik destek gerekir. Hasta almış olduğu destek sonucunda, hastalığa daha iyi adapte olarak, hastalığın ilerlemesinin önüne geçebilir ve bu sayede tedavisinden daha iyi sonuç alabilir. Psikiyatrik destek sadece hasta kararı ile değil, uzman hekimin uygun görmesiyle de alınabilen bir destektir.

Sık Sorulan Sorular

Antiretroviral İlaçlarla Virüsten Tamamen Kurtulmak Mümkün Mü?

Antiretroviral ilaçlar virüsten tamamen kurtulmanız için yeterli olamaz. Bu ilaçların asıl amacı, HIV virüsünün etkilerinden, hücrelerinizi, bağışıklık sisteminizi ve vücudunuzu korumaktır. Hangi ilaç kullanılırsa kullanılsın, hangi yola başvurulursa vurulsun, HIV virüsünden tamamen kurtulmak söz konusu değildir. Ayrıca günümüze kadar da HIV virüsünden tamamıyla kurtulan biri bulunmamaktadır.

Tedavi, HIV ile Kaliteli ve Uzun Bir Yaşam Sürmemi Sağlar Mı?

AIDS hastalığının en önemli süreci, tedavi süreci olarak tanımlanabilir. Tedavi sayesinde vücut, HIV virüsünün köklü ve büyük ölçüde zarar verici etkilerinden kurtulur. Virüs yayılmaz, bağışıklık sistemini daha güçsüz hale getirmez ve hücre yapısının korunmasına yardımcı olur. Haliyle tüm bu unsurlar bir araya geldiğinde, tedavi elbette ki son derece kaliteli ve uzun bir yaşam imkânı sağlar.

ART Tedavisi Sürerken Alkol ve Sigara Kullanmamın Bir Sakıncası Var Mı?

Vücudun tedavi süresi boyunca çok ağır ilaçlara maruz kaldığı söylenebilir. Bu ilaçlar bağışıklık sisteminiz üzerinde pozitif bir çaba içerisinde olur. Sigara ve alkol kullanımı ise normal şartlarda zaten bağışıklık sistemine ve diğer vücut sistemlerine zarar verir. Bu nedenle tedavi süreci gibi ağır bir süreçte, alkol ve sigara kullanımı, tedavinin biraz daha yavaş ilerlemesine neden olur. Bu süreçte sigara ve alkolden, biraz daha uzak durulması gerekir. Özellikle tedavi sürecinde alkol kullanımı virüse az da olsa yardımcı olur.

Antiretroviral İlaçlarla Birlikte Almamam Gereken İlaçlar Var Mı?

Antiretroviral ilaçlar, yan etkileri oldukça fazla ve son derece ağır olan ilaçlardır. Bu ilaçların kullanımı ile birlikte başka ilaçların da kullanılması, büyük problemler doğurabilir. Haliyle bu durum yaşam kalitenizin kısa veya uzun vadede düşmesine neden olur. Bu gibi durumlarla karşılaşmamak adına, ekstra olarak kullandığınız ilaçları da doktorunuza söylemeniz gerekir. Doktorunuzun onayı dışında herhangi bir ilaç kullanmamanız, sağlığınız açısından oldukça yerinde bir hareket olacaktır. Öte yandan Antiretroviral ilaçlar arasında, birbirleri ile aynı anda kullanılmaması gereken ilaçlar yer alır. Bu ilaçlar konusunda ise yine doktorunuz gerekli olan bilgilendirmeyi size yapacaktır.

ART Tedavisinin Yan Etkileri Nelerdir?

ART tedavisinin yan etkileri, ilaçtan ilaca göre farklılık gösterebilir. Genel olarak kusma, mide bulantısı, ateş, halsizlik, kötü rüyalar görme, dalgınlık, bıkkınlık vb. sorunlar ortaya çıkabilir. Bu gibi durumlar, belirli bir süre sonra ortadan kalkar. Vücut bir müddet sonra bu ilaçlara karşı alışkanlık gösterir. Genel anlamda bu sürenin 1 ila 6 hafta arasında olduğu görülür.

Tedaviyi Reddetmek Hangi Durumlara Sebep Olur?

Tedavinin reddedilmesi, hastanın direkt olarak ölümcül sonuçlarla karşılaşmasına neden olur. Virüs, vücuda tam anlamıyla yayılmasının ardından hızlı bir şekilde etkisini gösterir ve bağışıklık sisteminin kısa süre içerisinde çökmesine neden olur. Bu durumda ise hasta her an her yerden beklenmedik bir hastalığa maruz kalabilir. Hasta giderek çok büyük sağlık sorunları ile karşılaşır ve sonunda ise ölümcül bir sonuç alır. Öte yandan bu süreç içerisinde semptomlar nedeniyle daha çok acı çeker ve daha zahmetli bir hastalık süreci geçirir. Bu nedenle hastalığın tedavisini kabul etmemek ya da tedaviden kaçmak, sessizce ölümü beklemek olarak adlandırılabilir.

Tedaviye Ne Zaman Başlayacağını Kim Belirler?

Tedavinin ne zaman başlayacağını bizzat sizinle ilgilenen doktor belirler. Yapılan testler, hastalığın vücudunuzdaki durumu ve hastalığın semptomları, tedavinin ne zaman başlayacağı konusunda etkilidir. Ayrıca sizin de tedaviye ne zaman başlamak istediğiniz de önemlidir. Eğer hemen başlamak istemezseniz, sizinle ilgilenen doktor bir yere kadar tolerans gösterebilir. Bu noktadan sonra mutlaka tedavinin başlaması gerekir.

Tedaviye Başladıktan Sonra İlaçları Bırakırsam Ne Olur?

Tedavide kullanılan ilaçlar, vücudun ilaçlara alışmasından sonra hastalığa ciddi anlamda müdahale ederler. Hastalık bu ilaçlar sayesinde yayılamaz, ilerleyemez ve gelişemez. Unutulmaması gereken nokta ise hastalığın savaşma gücünün bu ilaçlar nedeniyle artıyor olmasıdır. Yani hasta ilaç kullanımını kısa süreli de olsa aksatırsa, virüs hemen boşluk bulduğu noktadan yayılmaya başlar. İlaç kullanılıp bırakılmasının ardından virüsünün yayılmaz hızı, tedaviye başlamada önceki hızına göre daha fazladır. Bu durumun bilincinde olarak kişinin ilaç kullanımını bırakması ya da bırakmaması gerekir.

ART Tedavisi İş ve Sosyal Hayatımı Nasıl Etkiler?

Doktorunuz, iş ve sosyal yaşantınız konusunda ilaç programı belirlemeden önce sizden birtakım bilgiler talep eder. Bu bilgiler ışığında bir ilaç programı hazırlayan uzman doktor, iş ve sosyal yaşantınızda ilaçlar nedeniyle en az şekilde etkileneceğiniz bir program oluşturur. İlaç kullanımına ilk başlanıldığı dönemlerde, vücudun bu sürece adapte olması biraz zaman alabilir. İlaçların sosyal ve iş hayatınız üzerindeki etkileri de tam olarak bu dönemde ortaya çıkar. Özellikle yorgunluk, bıkkınlık, bir şey yapmak istemem gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Haliyle bu durum iş ve sosyal yaşantıda performans düşüklüğüne neden olur. Bir müddet sonra ise bünyeniz ilaçlara alışır ve bu tür sorunlar ortadan kalkabildiği gibi etkisini en aza indirebilir.

DMCA.com Protection Status